Hava Durumu

#Lisanslı Depoculuk

Giresun Sonhaber - Lisanslı Depoculuk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Lisanslı Depoculuk haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

BÖLÜK’TEN FINDIKTA DİKKAT ÇEKEN MESAJLAR: “ARTIK PAZARDA RAKİBİMİZ VAR” Haber

BÖLÜK’TEN FINDIKTA DİKKAT ÇEKEN MESAJLAR: “ARTIK PAZARDA RAKİBİMİZ VAR”

BÖLÜK’TEN FINDIKTA DİKKAT ÇEKEN MESAJLAR: “ARTIK PAZARDA RAKİBİMİZ VAR” Giresun Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Hamza Bölük, Altaş TV’de yayımlanan gazeteci Murat Gürsoy’un hazırlayıp sunduğu “Murat Gürsoy’la Karadeniz Ekonomi” programına konuk oldu. Giresun Ticaret Borsası’nın 100. yılı dolayısıyla Borsa yerleşkesinde gerçekleştirilen programda Bölük; kurumun 100 yıllık geçmişinden lisanslı depoculuğa, Gıda Test ve Analiz Merkezi’nden dijital tescile, kahverengi kokarcadan fındıkta verim ve üretim maliyetlerine, ihracattan dünya pazarındaki rekabete kadar çok sayıda başlıkta açıklamalarda bulundu. Bölük, yeni dönemde Giresun Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanlığına yeniden aday olduğunu da açıkladı. Gazeteci Murat Gürsoy’un sorularını yanıtlayan Bölük, programın başında Giresun Ticaret Borsası’nın geçmişine ilişkin bilgi verdi. Borsanın 1 Ağustos 1926 tarihinde resmî olarak kurulduğunu ve ilk başkanının İsmail Aykutoğlu olduğunu belirten Bölük, bugüne kadar kurumda 28 başkanın görev yaptığını söyledi. Görev yapan yönetim ve meclis üyelerinin Borsanın bugün ulaştığı noktada emeği bulunduğunu ifade etti. “100 YILIN SONUNDA ÖRNEK BORSALARDAN BİRİ HALİNE GETİRDİK” Bölük, Giresun Ticaret Borsası’nın mevcut yerleşkesinin bulunduğu yaklaşık 40 dönümlük arazinin 2001 yılında satın alındığını, imar düzenlemesinin ardından yaklaşık 30 dönümlük alan üzerinde Avrupa Birliği projesi kapsamında lisanslı depo ve idari bina yatırımlarının gerçekleştirildiğini anlattı. Yerleşkenin 2017 yılında hizmete açıldığını belirten Bölük, lisanslı deponun da aynı tarihten itibaren faaliyet gösterdiğini söyledi. Borsanın geldiği noktaya ilişkin Bölük, “Amacımız Giresun Ticaret Borsası’nı 100 yılın sonunda Türkiye’deki örnek borsalardan biri haline getirmekti; getirdik, başardık. Bundan sonrası daha da ileri götürmek” ifadelerini kullandı. GATAM’DA RUHSAT SÜRECİ DEVAM EDİYOR Bölük, Gıda Test ve Analiz Merkezi’nin oluşturulma sürecine ilişkin de bilgi verdi. Merkezin 2018 yılında başlayan çalışmaların ardından kurulduğunu, 2024 yılının mart ayında Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın katılımıyla açılışının gerçekleştirildiğini söyledi. Merkezin faaliyet gösterebilmesi için akreditasyon ve izin süreçlerinin bulunduğunu belirten Bölük, 2025 yılında akreditasyon sürecinin tamamlandığını, ardından Tarım ve Orman Bakanlığı nezdindeki işlemlerin başlatıldığını ifade etti. Çalışma ruhsatının alınmasına yönelik sürecin devam ettiğini söyleyen Bölük, izinlerin tamamlanmasının ardından merkezin bölgedeki gıda ürünlerine yönelik analiz gerçekleştiren bir merkez olarak hizmet vereceğini belirtti. Bölük, GATAM’ın cihaz ve ekipmanlarıyla birlikte maliyetinin yaklaşık 2,5 milyon avro olduğunu söyledi. “ÜRETİCİYİ LİSANSLI DEPOYA ALIŞTIRAMADIK” Lisanslı depoculuk sistemini ayrıntılarıyla anlatan Bölük, Giresun’daki tesisin yaklaşık 15-16 bin tona kadar ürün kapasitesine ulaşabildiğini söyledi. Lisanslı deponun esas amacının üreticinin fındığını teslim ederek elektronik ürün senedi karşılığında depolaması veya daha sonra satışını gerçekleştirmesi olduğunu anlatan Bölük, spot borsa sistemiyle üreticinin ürününün analiz edilerek satışa çıkarılabileceğini de belirtti. Üreticilerin lisanslı depoculuğa yönelmesi amacıyla köylere, muhtarlıklara ve kahvehanelere kadar giderek sistemi anlattıklarını ifade eden Bölük, kira ve nakliye desteğinin yanı sıra ürün karşılığında finansmana erişim imkânları konusunda bilgilendirmeler yaptıklarını söyledi. Bölük buna rağmen, “Maalesef üreticiyi buraya alıştıramadık” dedi. Lisanslı depoya getirilecek ürünün belirli nem, kırık ve çürük oranları gibi standartları karşılaması gerektiğini belirten Bölük, üreticilerin daha kolay satış yöntemlerini tercih ettiğini söyledi. “LİSANSLI DEPOYU KAPATMAK İSTEMİYORUZ” Üreticinin yeterli miktarda ürün getirmemesi üzerine lisanslı deponun faaliyetini sürdürebilmesi için sanayi kuruluşları, fabrikacılar ve fındık ticareti yapan işletmelere de depolama imkânı sağladıklarını belirten Bölük, pandemi dönemi dışında tesisin kendi kendisini yönetebilen ve zarar etmeyen bir yapıya getirildiğini söyledi. Türkiye’de Giresun’dan önce Ünye ve Düzce’de lisanslı depoculuğun denendiğini ancak bu tesislerin kapandığını ifade eden Bölük, Giresun’daki tesisin kapanmasını istemediklerini belirtti. Bölük, “Şayet biz burayı atıl hale getirip kapatırsak kimse lisanslı depo yapmaz, kötü örnek olur” dedi. Gerektiğinde GİFLİDAŞ’ın zararının Borsa tarafından karşılandığını ifade eden Bölük, amaçlarının lisanslı depoculuğu ayakta tutmak ve yaygınlaşmasına katkı sağlamak olduğunu söyledi. TESCİL İŞLEMLERİNDE DİJİTAL DÖNEM Giresun Ticaret Borsası’nın teknolojik dönüşüm çalışmalarına da değinen Bölük, Türkiye’de iki borsada uzaktan erişimle tescil işlemi yapıldığını, Giresun Ticaret Borsası’nın üçüncü olmak amacıyla yazılım geliştirdiğini anlattı. Bölük, üyelerin işyerlerinden tescil işlemlerini yapabilmelerinin hedeflendiğini belirterek, sistem sayesinde Eynesil, Görele ve Tirebolu gibi ilçelerden üyelerin tescil işlemi için Giresun merkeze gelmek zorunda kalmayacağını söyledi. “RANDIMANLI ALIŞVERİŞE DÖNDÜK” Fındık ticaretinde randıman sistemine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bölük, geçmişte Giresun’da 50 randıman esasına göre yaygın bir ticaret yapılmadığını söyledi. Yaklaşık sekiz yıldır kabuklu kuruyemiş ticaretinin randımansız yapılmaması gerektiğini anlattıklarını belirten Bölük, Giresun dışındaki üretim bölgelerinde fındığın randıman üzerinden alınıp satıldığını ifade etti. Gelinen noktayı, “Allah’a şükür yüzde 80’ini başardık. Şimdi randımanlı alışverişe döndük. Giresun’u da artık fındık piyasasına entegre ettik” sözleriyle değerlendirdi. KOKARCA, KURUTMA VE FINDIK KABUĞU İÇİN AR-GE Bölük, Giresun Ticaret Borsası’nın üreticilere yönelik çalışmalarından da söz etti. Kahverengi kokarcanın bölgeye geleceğinin gündeme gelmesi üzerine 2018 yılında 100 adet feromon tuzağı satın alarak tarım teşkilatına verdiklerini söyledi. Fındığın kurutulmasına yönelik Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı destekli seyyar kurutma sistemi üzerinde Ar-Ge çalışması yaptıklarını belirten Bölük, sistemin teknik sorunlarının bulunduğunu ifade etti. Fındık kabuğundan aktif karbon elde edilmesi konusunda da araştırma yaptıklarını söyleyen Bölük, aktif karbon üretmeyi başardıklarını ancak maliyetin yüksek olması nedeniyle projeyi sürdüremediklerini anlattı. Fındığın yan ürünlerinden yakıt elde edilmesi dahil farklı çalışmalar üzerinde durduklarını belirten Bölük, “Biz bir tüccar kuruluşuyuz ama ürün yoksa tüccar da yok. Her şeyden önce ürün lazım. Biz ürünün peşindeyiz, üreticinin verimini artırma peşindeyiz” dedi. “KATMA DEĞERLİ ÜRÜN SATMA MECBURİYETİMİZ VAR” Giresun ekonomisi ve ihracata ilişkin soruları da yanıtlayan Bölük, kentin temel ihracat ürününün fındık olduğunu söyledi. Fındığı dünyanın çok sayıda ülkesine ulaştıran ihracatçıların sektör açısından önemine değinen Bölük, ürünün satılamadığı dönemlerde yaşanan sıkıntıların geçen sezon görüldüğünü ifade etti. Büyük firmaların yanı sıra küçük ve orta ölçekli işletmelerin de gelişmesi gerektiğini belirten Bölük, asıl hedefin fındığın daha yüksek katma değerli ürünlere dönüştürülerek ihraç edilmesi olduğunu söyledi. “Az olsun ama katma değerli ürün satalım” diyen Bölük, Avrupa ve ABD’deki market raflarında Türk markalarının daha fazla görülmesi gerektiğini belirtti. Bölük, “Biz hep dışarıya gittiğimizde fındığı bir İtalyan markasıyla, bir İsviçre markasıyla, bir Alman markasıyla tüketmek zorunda kalmayalım. Bu tüketimi Türk markalarıyla sağlayalım diye çabalıyoruz” dedi. “GİRESUN’DA KOKARCA İLE MÜCADELEYİ BAŞARAMADIK” Kahverengi kokarcanın 2026 ürünü üzerindeki etkisini de değerlendiren Bölük, özellikle düşük rakımlı bölgelerde ciddi zarar oluştuğunu söyledi. Bölük, “300 metrenin altında kokarcanın en az yüzde 50 zararı var ve çok ciddi ürün kaybımız var. Uğurlu fındık çok, çürük fındık fazla. Maalesef Giresun’da biz kahverengi kokarca ile ilgili mücadeleyi başaramadık” ifadelerini kullandı. Ordu’daki mücadele çalışmalarına dikkat çeken Bölük, Giresun’daki ilgili kurumların Ordu, Terme ve Çarşamba’da uygulanan yöntemleri incelemesi gerektiğini söyledi. “Onlar nasıl yaptıysa biz de yapacağız” diyen Bölük, il ve ilçe tarım müdürlükleriyle bu konuda çalışma yapılmasının gerekli olduğunu ifade etti. Yapıştırılan metin GİRESUN VE ORDU İÇİN ÖZEL DESTEK ÖNERİSİ Giresun ve Ordu’daki fındık üretim koşullarının diğer üretim bölgelerinden farklı olduğunu belirten Bölük, özellikle eğimli arazi yapısının üretim ve toplama maliyetlerini yükselttiğini söyledi. Samsun, Düzce ve Sakarya gibi bölgelerde düz araziler ve makineli tarım imkânlarının üreticiye avantaj sağladığını ifade eden Bölük, Giresun ve Ordu’da ise düşük verim ve yüksek toplama maliyetinin üreticiyi zorladığını belirtti. Bu nedenle bölgeye özel bir destekleme modelinin değerlendirilebileceğini söyleyen Bölük, üretim maliyetiyle piyasa fiyatı arasındaki farkın belirli bir geçiş döneminde destekleme yoluyla karşılanabileceğini ifade etti. “ANA ÇÖZÜM 80 KİLOYU 160 KİLOYA ÇIKARMAK” Bölük, desteklemenin tek başına kalıcı çözüm olmadığını belirterek asıl çözümün verimlilikte olduğunu söyledi. “Ana çözüm, biz dönümdeki 80 kiloyu 160 kiloya çıkarmak zorundayız” diyen Bölük, Giresun’da yaklaşık 121 bin hektar fındık alanı bulunduğunu ve ortalama 80-100 bin ton arasında üretim gerçekleştirildiğini ifade etti. Bölük, “Oysa 120-121 bin hektarda minimum 180-200 bin ton arasında fındık üretmemiz gerekir” dedi. Yapıştırılan metin Arazi parçalanmasının önemli sorunlardan biri olduğunu belirten Bölük, 5-10 dönümlük küçük arazilerin bulunduğunu, üreticilerin önemli bölümünün gurbette veya şehir merkezlerinde yaşadığını söyledi. Fındıktan doğrudan geçimini sağlayan üretici oranının azaldığını savunan Bölük, birçok kişinin fındığı ek gelir olarak değerlendirdiğini belirterek mevcut üretim yapısının verimlilik sorununu büyüttüğünü ifade etti. “ÜRETİCİ BU FİYATLARLA PARA KAZANAMAZ” Fındık fiyatlarını da değerlendiren Bölük, üreticinin mevcut koşullardaki sıkıntısına dikkat çekti. “Üretici yüzde 100 haklı. Bu fiyatlarla para kazanamaz. Zarar eder” diyen Bölük, fiyatların oluşmasına yol açan nedenlerin de değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’nin geçmişte dünya fındık üretiminin yaklaşık yüzde 75’ini gerçekleştirdiğini belirten Bölük, bugün bu oranın kendi değerlendirmesine göre yüzde 50 seviyelerine gerilediğini ifade etti. Türkiye dışındaki ülkelerin üretimlerini artırmasının uluslararası alıcılar açısından alternatif oluşturduğunu belirten Bölük, diğer ülkelerde üretim maliyetlerinin daha düşük olduğunu ve alıcıların öncelikle daha düşük fiyatlı pazarlara yöneldiğini söyledi. Programın gerçekleştirildiği dönemde sezonun ilk üç haftalık ihracatının yaklaşık 10 bin ton olduğunu belirten Bölük, “Bu ihracat rakamıyla fındık satılmıyor demektir. Biz fındığın fiyatından yurt içinde rahatsızız, şikâyetçiyiz. Bu üreticiyi memnun etmiyor ama biz bu fındığı bile satamıyoruz” dedi. Yapıştırılan metin “TÜRKİYE ARTIK FINDIĞIN ESKİSİ GİBİ SAHİBİ DEĞİL” Bölük, önümüzdeki yıllarda fındıkta uluslararası rekabetin daha da artacağı görüşünü dile getirdi. Şili’deki üretim alanlarının genişletilmesine yönelik projeksiyonlara değinen Bölük, ülkedeki dikili alanın 2034 yılında 100 bin hektara çıkarılmasının planlandığını söyledi. Şili’nin yanı sıra Sırbistan, Kuzey Makedonya, Romanya ve Bulgaristan gibi ülkelerde de fındık üretiminin yaygınlaştığını belirten Bölük, “Dünya fındık üretme yarışında” ifadelerini kullandı. Bölük, Türkiye’nin dünya pazarındaki konumunu ise şu sözlerle değerlendirdi: “Bizim anlamamız gereken artık dünyada Türkiye fındığın eskisi gibi sahibi değil. Artık Türkiye’nin rakibi var. Dünyada rakibi var. Rakip ülkeler var ve hâlâ dikmeye devam ediyorlar.” Bölük sözlerini, “Biz eskiden fındığın patronuyduk. Biz ne dersek o oluyordu. Ama şimdi patron biz değiliz. Artık pazarda rakibimiz var” ifadeleriyle sürdürdü. REKABET İNCELEMESİ: “DENETİMDEN RAHATSIZ DEĞİLİZ” Programda fındık piyasasına ilişkin gerçekleştirilen kamu denetimleri ve incelemeler de gündeme geldi. Bölük, Giresun Ticaret Borsası’nın denetlenmesinin olağan olduğunu belirterek, “Biz denetimden rahatsız değiliz. Burası bir devlet. Devletler denetler. Denetlenmemek yanlış zaten” dedi. Ticaret borsaları ve ticaret-sanayi odalarının Ticaret Bakanlığı’nın denetimindeki kuruluşlar olduğunu belirten Bölük, Borsanın daha önce de müfettiş denetiminden geçtiğini söyledi. Son incelemenin ise şirketlerin fındık fiyatları konusunda ortak hareket edip etmediğinin araştırılmasına yönelik olduğunu ifade etti. “FINDIK PİYASASINDA REKABET AŞIRI” Bölük, Türkiye’de yaklaşık 1 milyon 700 bin tonluk fındık kırma kapasitesi bulunduğunu, buna karşılık ürün miktarının yaklaşık 700 bin ton seviyesinde olduğunu söyledi. İhracatçıların işleme kapasitesinin de mevcut ürün miktarının üzerinde olduğunu belirten Bölük, firmaların kapasitelerini kullanabilmek amacıyla ürün alımında rekabet ettiğini ifade etti. “Fındık piyasası dünyanın en acımasız rekabetinin olduğu bir piyasadır” diyen Bölük, yalnız Türkiye içindeki firmalar arasında değil, uluslararası pazarda da ciddi bir rekabet bulunduğunu söyledi. “FİYATI ARZ VE TALEP DENGELER” Fındık fiyatlarının düşük oluşmasının tacirler, ihracatçılar, tüccarlar, manavlar veya fabrikacılardan kaynaklandığı görüşüne katılmadığını belirten Bölük, serbest piyasadaki fiyatın arz ve talebe göre oluştuğunu söyledi. “Alım ve satım fiyatı serbest piyasada alınıp satılıyorsa bir ürünü arz ve talep dengeler” diyen Bölük, talebin olmadığı ortamda ürün alımının da yavaşladığını ifade etti. Geçen sezon ürünün az olduğu yönündeki beklentinin fiyatları 350 lira seviyelerine kadar taşıdığını, ancak bu fiyatlardan yeterli satış gerçekleştirilememesi üzerine fiyatların gerilediğini söyledi. Bölük, geçen sezondan yeni sezona yaklaşık 150 bin ton fındık devredildiğini belirterek, köylerde hâlâ eski mahsul bulunduğunu ifade etti. Üreticilerin bir bölümünün 300-350 lira beklentisi nedeniyle ürününü satmadığını, daha sonra fiyatların gerilemesiyle bu ürünlerin yeni sezona kaldığını söyledi. 180 LİRALIK FINDIK RAFTA NEDEN 1.000 LİRAYA ÇIKIYOR? Gazeteci Murat Gürsoy’un, üreticiden yaklaşık 180 liraya alınan fındığın market rafında 1.000 liraya kadar ulaşmasına ilişkin sorusunu da yanıtlayan Bölük, kabuklu fındık ile tüketiciye sunulan işlenmiş iç fındığın doğrudan karşılaştırılmaması gerektiğini söyledi. Fındığın üreticiden çıktıktan sonra manav, fabrika, sanayici, toptancı ve perakende aşamalarından geçtiğini belirten Bölük, her aşamada işleme ve maliyet unsurlarının oluştuğunu ifade etti. Randıman nedeniyle kabuklu ürünün tamamının iç fındığa dönüşmediğini, ardından kavurma ve diğer işlemlerde nem ve fire kaybı yaşandığını anlatan Bölük; ambalaj, nakliye ve diğer maliyetlerin de fiyatın üzerine eklendiğini söyledi. Bölük, “180 liraya aldığınız fındığın zaten randıman bazındaki maliyeti 400 lira” değerlendirmesinde bulundu. Kavrulmuş fındığın işlemeci veya sanayiciden toptancıya çıkış fiyatının ortalama 650 lira civarında olduğunu belirten Bölük, işlenmiş ürünün yaklaşık 600-650 lira seviyesinde piyasaya sunulduğunu söyledi. Bölük, bundan sonraki perakende aşamasında oluşan fiyat konusunda ise, “Ondan sonrasının rafa kadar niye o kadar arttığını tabii kamuoyu diğer ürünlerde, sebze meyvede de aynı şeyi konuşuyor” değerlendirmesinde bulundu. HAMZA BÖLÜK YENİDEN ADAY Programın son bölümünde gazeteci Murat Gürsoy, Hamza Bölük’ün Giresun Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanlığı için yeniden adaylığını açıklamasını da gündeme getirdi. Bölük, yaklaşık sekiz yıldır Borsada görev yaptığını belirterek ilk döneminde bir süre mevcut Yağlıdere Belediye Başkanı Yaşar İbaş ile birlikte çalıştığını, ardından yönetim kurulu başkanlığı görevini üstlendiğini anlattı. Bölük, “Bu dönemde de yine yol arkadaşlarımın ve üyelerimizin desteğiyle beraber yeniden aday olmaya karar verdik ve adaylık sürecimizi açıkladık” dedi. “100 YILLIK MİRASI DAHA İLERİ TAŞIMAK İSTİYORUZ” Yeni döneme ilişkin hedeflerini anlatan Bölük, Giresun Ticaret Borsası’nı mevcut noktadan daha ileri taşımak istediklerini söyledi. Teknolojiye uyum sağlayan, üyelerine daha modern hizmet sunan bir Borsa hedeflediklerini belirten Bölük, Giresun kalite fındığının ve genel olarak fındık sektörünün sorunlarını kamuoyu ve devlet kurumları nezdinde gündeme getirmeye devam edeceklerini ifade etti. Borsaların temel görevlerinden birinin tescil olduğunu ancak Giresun Ticaret Borsası’nın bunun dışında da kendisine görevler yüklediğini belirten Bölük; lisanslı depo, ileri teknoloji laboratuvarı, uzaktan erişimli tescil ve üyelere yönelik bilgilendirme çalışmalarını örnek gösterdi. Üyelere randıman makinesi desteği verdiklerini ve bu desteği sürdürdüklerini belirten Bölük, daha önce dağıtılan nem ölçüm cihazlarının yeniden değerlendirildiğini söyledi. Ortak bir fındık yazılım programı geliştirmeye çalıştıklarını da açıklayan Bölük, amaçlarının üyelerin ticaretlerini daha modern yöntemlerle yönetmesi, kâr-zarar hesaplarını daha kolay yapabilmesi ve sektör içindeki iletişimin güçlendirilmesi olduğunu ifade etti. Üreticilere kahverengi kokarcayla mücadeleden fidan desteğine kadar farklı alanlarda destek vermeye devam edeceklerini belirten Bölük, programdaki mesajlarını şu sözlerle tamamladı: “Fındık yoksa biz yokuz. Fındık yoksa ticaret yok. Fındık yoksa tüccar yok. O yüzden en değerlisi bizim için üreticiler. Onların her zaman yanında olmaya çalışacağız.” KAYNAK: PROGRAM: Murat Gürsoy’la Karadeniz Ekonomi SUNAN: Gazeteci Murat Gürsoy YAYIN: Altaş TV KONUK: Giresun Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Hamza Bölük ÇEKİM YERİ: Giresun Ticaret Borsası yerleşkesi KAYNAK: Altaş TV – Murat Gürsoy’la Karadeniz Ekonomi / Hamza Bölük röportajı

IŞIK GEZMİŞ: “FINDIKTA FİYAT ÇÖKÜŞÜ, ÜRETİCİNİN BİTİŞİDİR!” Haber

IŞIK GEZMİŞ: “FINDIKTA FİYAT ÇÖKÜŞÜ, ÜRETİCİNİN BİTİŞİDİR!”

IŞIK GEZMİŞ: “FINDIKTA FİYAT ÇÖKÜŞÜ, ÜRETİCİNİN BİTİŞİDİR!” YENİ Parti PM Üyesi ve Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, serbest piyasada fındık fiyatlarının 180-190 TL seviyelerine kadar gerilediğini belirterek sert tepki gösterdi. Açıklanan 250-255 TL’lik alım fiyatlarının dahi yükselen üretim maliyetleri karşısında yetersiz kaldığını savunan Gezmiş, TMO’yu piyasada daha güçlü olmaya, FİSKOBİRLİK’i ise üreticiden yana fiyat politikası izlemeye çağırdı. Gezmiş, “Fındık üreticisinin alın teri yok pahasına satılıyor. Bu aynı zamanda üreticinin toprağından koparılması meselesidir” dedi. YENİ Parti PM Üyesi ve Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, fındık piyasasında yaşanan fiyat hareketlerine ilişkin yaptığı açıklamada üreticinin korunması için iktidarın ve ilgili kurumların harekete geçmesini istedi. Serbest piyasadaki fiyatların TMO tarafından açıklanan alım fiyatlarının önemli ölçüde altında kaldığını belirten Gezmiş, maliyetlerdeki artışla piyasa fiyatındaki gerilemenin aynı anda üreticinin üzerine bindiğini söyledi. “ÜRETİCİNİN BİR YILLIK EMEĞİ YOK PAHASINA ALINIYOR” Giresun’da fındık üretiminin arazi yapısı nedeniyle yoğun emek gerektirdiğine işaret eden Gezmiş; gübre, ilaçlama, tırpan, işçilik, patoz ve nakliye giderlerindeki artışların üretim maliyetini yükselttiğini ifade etti. Gezmiş, üreticinin bir yıl boyunca bahçesine emek verdiğini ancak hasadın ardından aynı emeğin karşılığını almakta zorlandığını savunarak şunları söyledi: “Üreticimiz bir yıl boyunca bahçesinde çalışıyor, ürününü binbir zahmetle topluyor. Ancak sıra emeğinin karşılığını almaya gelince yalnız bırakılıyor. Açıklanan fiyat maliyetleri karşılamazken, piyasanın daha da aşağı çekilmesi üreticinin emeğine açıkça el koymaktır. Fındıkta açıklanan fiyatın altında alım yapılması, üreticinin bitişi demektir.” 180-190 TL İDDİASI: TMO FİYATIYLA MAKAS AÇILIYOR Gezmiş'in açıklamasındaki en dikkat çekici başlıklardan biri serbest piyasa fiyatları oldu. Milletvekili Gezmiş, piyasanın 180-190 TL/kg seviyelerine kadar gerilediğini belirtirken, TMO'nun 2026 ürünü için yüzde 50 sağlam iç esasına göre açıkladığı fiyat Giresun kalite fındıkta 255 TL/kg, Levant kalitede 250 TL/kg seviyesinde bulunuyor. Gezmiş'in açıkladığı 180-190 TL bandı esas alındığında Giresun kalite TMO fiyatıyla piyasa arasında kilogram başına 65-75 TL'ye ulaşan bir fark ortaya çıkıyor. Bu da 1 ton fındık üzerinden hesaplandığında 65 bin ile 75 bin TL arasında gelir farkı anlamına geliyor. Ancak TMO fiyatından yararlanılabilmesi için ürünün kurum tarafından belirlenen kalite ve alım kriterlerini karşılaması gerekiyor. GURBETÇİ ÜRETİCİYE DİKKAT ÇEKTİ Gezmiş, Giresun dışında yaşayan ancak fındık hasadı için her yıl memleketine gelen üreticilerin durumuna ayrıca dikkat çekti. Bu üreticilerin hasat sonrasında şehirlerine dönmek zorunda olmaları ve işçilik, ulaşım ile diğer giderlerini karşılamak için nakde ihtiyaç duymaları nedeniyle ürünlerini bekletmeden satabildiklerini belirten Gezmiş, bunun düşük fiyat dönemlerinde üreticinin pazarlık gücünü azalttığını savundu. Gezmiş: “Gurbetten gelen hemşehrimiz yol parasını, işçiliği ve diğer masraflarını karşılayabilmek için fındığını kısa sürede satmak zorunda kalıyor. Devlet, üreticiyi piyasanın insafına terk edemez.” ifadelerini kullandı. “TMO SEYİRCİ KALMAMALI” Gezmiş'in çağrısının merkezinde Toprak Mahsulleri Ofisi yer aldı. TMO'nun yalnızca alım fiyatı açıklamasının yeterli olmadığını savunan Gezmiş, kurumun piyasayı düzenleyici gücünü kullanacak ölçekte ve etkinlikte alım gerçekleştirmesini istedi. Gezmiş: “Fındık piyasasını birkaç alıcının belirlediği bir düzene teslim edemeyiz. TMO gecikmeden ve yeterli miktarda, verilen taban fiyatın altında alım yapmamalı; üreticinin ürününü gerçek değerinden satabilmesini sağlamalıdır.” dedi. TMO'nun 2026 sezonunda doğrudan alımların yanı sıra lisanslı depolar üzerinden de ürün kabul etmesi, bu tartışmada üreticinin önündeki alternatiflerden biri olarak öne çıkıyor. Lisanslı depoculuk sisteminde üretici, gerekli işlemleri tamamladıktan sonra ürününü depoya teslim ederek kalite ve miktarını tespit ettirebiliyor; ürünü ELÜS olarak muhafaza edebiliyor veya TMO'ya satış seçeneğini kullanabiliyor. Bu sistemin etkin kullanılması, özellikle nakit ihtiyacı nedeniyle ürününü hasat döneminde hemen piyasaya indirmek istemeyen üretici açısından alternatif oluşturuyor. FİSKOBİRLİK'E DE ÇAĞRI Gezmiş'in eleştirilerinden FİSKOBİRLİK de payını aldı. Birliğin kuruluş amacı doğrultusunda üreticiyi koruyucu bir pozisyon alması gerektiğini savunan Gezmiş, FİSKOBİRLİK'in üreticinin piyasa karşısındaki gücünü artırması gerektiğini söyledi. Gezmiş: “FİSKOBİRLİK ise açıklanan fiyatın altında değil, üreticiyi koruyacak bir fiyatla alım yapmalıdır.” ifadelerini kullandı. “EN AZ 350 TL İSTEDİK” Gezmiş, 2026 sezonu öncesinde fındık için yaptıkları fiyat çağrısını da hatırlattı. Üretim maliyetinin üzerine en az yüzde 30 refah payı eklenmesi gerektiğini savunan Gezmiş, fındık için en az 350 TL/kg, Giresun kalite fındık için ise bunun üzerine yüzde 10 kalite farkı talep ettiklerini belirtti. Bu hesaplamaya göre talep edilen Giresun kalite fiyatı yaklaşık 385 TL/kg seviyesine karşılık geliyor. Gezmiş, fındığın yalnızca tarımsal bir ürün olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı: “Fındık Karadeniz’in geçimi, alın teri ve geleceğidir. Milletvekili olduğum günden bu yana fındığımızın ve üreticimizin hakkını her platformda savundum. Bundan sonra da üreticimizi sahipsiz bırakmayacağım. Fındığı yabancı tekellerin, üreticiyi kimsenin insafsızlığına terk etmeyeceğiz.” FINDIKTA TARTIŞMA ARTIK SADECE AÇIKLANAN FİYAT DEĞİL Gezmiş'in açıklaması, 2026 sezonunda giderek büyüyen “açıklanan alım fiyatı ile üreticinin fiilen satış yaptığı fiyat arasındaki fark” tartışmasını yeniden gündeme taşıdı. TMO'nun Giresun kalite için açıkladığı 255 TL/kg fiyat bir tarafta dururken, üreticinin nakit ihtiyacı, ürünün kalite ve randımanı, TMO kriterlerini karşılayıp karşılamaması, randevu ve teslim süreci ile serbest piyasadaki günlük fiyat hareketleri üreticinin gerçekte elde ettiği geliri belirliyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde fındık piyasasının seyrinde yalnızca günlük fiyatlar değil; TMO'nun alım temposu, üreticinin lisanslı depolara yönelme düzeyi, FİSKOBİRLİK'in alım politikası ve üreticinin ürününü pazara indirme hızı da belirleyici olacak.

UFK BAŞKANI ŞENOCAK’TAN FINDIKTA KÖKLÜ MODEL ÖNERİSİ Haber

UFK BAŞKANI ŞENOCAK’TAN FINDIKTA KÖKLÜ MODEL ÖNERİSİ

UFK BAŞKANI ŞENOCAK’TAN FINDIKTA KÖKLÜ MODEL ÖNERİSİ: DÜZ OVA İLE EĞİMLİ ARAZİ AYRILMALI TÜRKİYE’NİN DÜNYA FINDIĞINDAKİ PAYI YÜZDE 58’E KADAR GERİLEDİ Ulusal Fındık Konseyi Başkanı Cem Şenocak, Türkiye’nin dünya fındık üretimindeki ağırlığının son 40 yılda gerilediğine dikkat çekerek fındık politikasında köklü değişiklik istedi. Şenocak’ın yıllardır savunduğu modelin temelinde, Giresun ve Ordu başta olmak üzere sarp ve eğimli arazilerde üretim yapan çiftçi ile makineli tarım yapılabilen düz ovalardaki üreticinin aynı destek sistemi içinde değerlendirilmemesi bulunuyor. Tarım ve Orman Bakanlığı verileri de Türkiye’nin 2023 itibarıyla dünya fındık üretimindeki payının yüzde 58’e kadar gerilediğini gösteriyor. Ulusal Fındık Konseyi Başkanı Cem Şenocak’ın 27 Ağustos 2026 tarihinde yaptığı fındık değerlendirmesi, yalnızca yeni sezon fiyatına ilişkin bir açıklama olmaktan çok Türkiye’nin yaklaşık 40 yıllık fındık politikasına yönelik kapsamlı bir değişiklik önerisi içeriyor. Şenocak, Türkiye’nin dünya fındık pazarındaki payının geçmişte yüzde 80-85 seviyelerinde bulunduğunu ancak zaman içinde yüzde 60’ın altına gerilediğini belirterek, Türkiye’nin üretim alanı büyürken dünya pazarındaki ağırlığının azalmasına dikkat çekti. İtalya, Azerbaycan ve Gürcistan’ın yanı sıra ABD ve özellikle Şili’de fındık üretiminin genişlediğini söyleyen Şenocak, Türkiye’nin üretim politikasının arazi yapısına göre yeniden düzenlenmesini istedi. RESMİ VERİ DE YÜZDE 60’IN ALTINI GÖSTERİYOR Şenocak’ın Türkiye’nin dünya fındık üretimindeki payının yüzde 60’ın altına düştüğü yönündeki açıklaması, Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı TEPGE’nin verileriyle de örtüşüyor. TEPGE’nin 2025 tarihli Sert Kabuklu Meyveler Ürün Raporu’nda, FAO verilerine göre 2023 yılında dünyada yaklaşık 1,1 milyon ton fındık üretildiği, Türkiye’nin 650 bin ton üretimle ilk sırada bulunduğu ve dünya üretiminin yüzde 58’ini gerçekleştirdiği belirtiliyor. Aynı yıl İtalya 103 bin ton, ABD 85 bin ton, Azerbaycan 75 bin ton ve Şili 66 bin ton üretime ulaştı. Daha dikkat çekici veri ise üretim alanı ile verim arasındaki fark. Türkiye 2023 yılında yaklaşık 747 bin hektar fındık alanına sahipti. Dünya toplam fındık alanı yaklaşık 1 milyon 78 bin hektardı. Buna rağmen Türkiye’de dekara fındık verimi 87 kilogramda kalırken dünya ortalaması yaklaşık 104 kilogram seviyesindeydi. Bu tablo, Türkiye’nin dünyadaki fındık alanlarının çok büyük bölümüne sahip olmasına rağmen aynı üstünlüğü verimlilikte sağlayamadığını ortaya koyuyor. ŞENOCAK: 750 BİN HEKTARIN 500 BİNİ EĞİMLİ ARAZİ Şenocak’ın verdiği güncel tahmine göre Türkiye’de yaklaşık 750 bin hektarlık alanda fındık yetiştiriliyor. Bunun yaklaşık 500 bin hektarını eğimli araziler, 250 bin hektarını ise düz araziler oluşturuyor. Şenocak yaklaşık 600 bin üretici ailenin 400 bininin eğimli arazilerde, 200 bininin ise düz ovalarda üretim yaptığını belirtiyor. Bu ayrım, Şenocak’ın önerdiği yeni sistemin merkezinde yer alıyor. Doğu Karadeniz’de özellikle Giresun ve Ordu’da fındık bahçelerinin önemli bölümü sarp, eğimli, küçük ve miras yoluyla parçalanmış arazilerden oluşuyor. Bu bahçelerde büyük tarım makinelerinin kullanılması sınırlı kalırken budama, gübreleme, ilaçlama ve özellikle hasat büyük ölçüde insan emeğine dayanıyor. Düz ovalarda ise parsellerin daha büyük olması, makine kullanımına elverişli arazi yapısı ve alternatif tarım ürünlerinin yetiştirilebilmesi üretim maliyetlerinde önemli farklılık oluşturuyor. Şenocak bu nedenle, iki üretici grubuna aynı destekleme sisteminin uygulanmasını doğru bulmuyor. “FİYATI YÜKSELTMEKTEN ZİYADE DÜZ OVA İLE EĞİMLİ ARAZİYİ AYIRMAK GEREKİYOR” Şenocak son açıklamasında yaklaşımını şu sözlerle ortaya koydu: “Fiyatı yükseltmekten ziyade düz ovalarla eğimli araziyi iyi ayırmamız gerekiyor.” Şenocak’a göre devletin doğrudan bütün üreticiler için fiyatı yükseltmesi yerine, eğimli arazide üretim yapan ve maliyeti daha yüksek olan çiftçinin ilave desteklerle korunması gerekiyor. Verdiği örnekte ürün fiyatının 200 lira olması halinde eğimli arazi üreticisine 100 liralık ilave destek verilerek toplam gelirin 300 liraya çıkarılabileceğini ifade etti. Böylece düz ovalarda fındık dikiminin sürekli teşvik edilmesinin önüne geçilebileceğini savundu. Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor. Şenocak’ın sözünü ettiği 200 lira ve 300 lira rakamları, 2026 ürünü için önerilen yeni bir TMO fiyatı değil; destek sisteminin nasıl farklılaştırılabileceğini anlatmak amacıyla verdiği örnek rakamlar. 2026/27 sezonunda TMO’nun resmi alım fiyatı yüzde 50 sağlam iç esasına göre Giresun kalite fındık için 255 TL/kg, Levant kalite için 250 TL/kg olarak açıklandı. Yüzde 50’nin üzerindeki her bir randıman için Giresun kaliteye 5,10 TL, Levant kaliteye 5 TL ilave fiyat uygulanıyor. TMO alımları 24 Ağustos’ta başladı ve randevulu sistem kullanılıyor. GİRESUN VE ORDU ÜRETİCİSİ İÇİN MODELİN ÖNEMİ Şenocak’ın modelinin uygulanması durumunda bundan en doğrudan etkilenecek bölgelerin başında Giresun ve Ordu geliyor. Çünkü öneri il sınırına göre değil, arazinin eğimine ve üretim şartlarına göre destek verilmesini esas alıyor. Dolayısıyla Samsun, Düzce veya Sakarya’nın eğimli kesimlerinde aynı şartlarda üretim yapan çiftçinin de bu kapsama alınması; buna karşılık düz ve makineli tarıma elverişli alanların farklı değerlendirilmesi öngörülüyor. Şenocak bu görüşünü TBMM’de de açık biçimde dile getirdi. Meclis tutanaklarına geçen değerlendirmesinde Ordu-Giresun üreticisi ile düz ovalardaki üreticinin maliyet yapısının aynı olmadığını, eğimli arazilerde üreticilerin genellikle çok daha küçük miktarlarda ürün elde ederken düz ovalarda makineli tarımla daha yüksek tonajlara ulaşabildiğini söyledi. BU GÖRÜŞ YENİ DEĞİL: ŞENOCAK YILLARDIR AYNI MODELİ SAVUNUYOR Şenocak’ın son açıklaması, 2026 sezonunda fiyatların tartışılması üzerine ortaya çıkmış yeni bir yaklaşım değil. Şenocak daha 2021 yılında özellikle Ordu ve Giresun’daki miras yoluyla parçalanmış eğimli bahçelerde üreticilerin ayrıca desteklenmesi gerektiğini savunuyordu. Şenocak şirketinin arşivinde yer alan 2021 tarihli açıklamasında, kademeli destekle meyilli arazilerdeki küçük üreticinin fındık tarımına yeniden yönelmesinin sağlanabileceğini ve göçün azaltılabileceğini belirtmişti. Ulusal Fındık Konseyi’nin 2021 sektör raporunda da Alan Bazlı Gelir Desteği’nin “bölgesel maliyet” dikkate alınarak Doğu ve Batı Karadeniz için farklılaştırılması önerildi. Raporda yalnızca fiyat artırmak yerine destek sistemi, regülasyon alımları ve lisanslı depoculuğun birlikte kullanılması gerektiği vurgulandı. 2024’TE UFK BAŞKANI OLDU Cem Şenocak, 16 Kasım 2024 tarihinde Giresun Ticaret Borsası’nda gerçekleştirilen Ulusal Fındık Konseyi Olağan Genel Kurulu’nda başkan seçildi. Tek listeyle gerçekleştirilen seçim sonrasında Şenocak UFK Başkanlığı görevini üstlenirken, fındıkta üretim, verimlilik, kahverengi kokarca, destekleme sistemi ve dünya pazarındaki rekabet yeni yönetimin temel gündem maddeleri arasına girdi. 2025’TE KONUYU ÜÇ ÜRETİCİ GRUBUNA AYIRDI Şenocak, Mayıs 2025’te Fatsa’da düzenlenen Tarım, Hayvancılık ve Fındık Fuarı’nda yaptığı konuşmada dünya fındık üreticilerini üç farklı grupta ele almak gerektiğini söyledi. Birinci gruba ağırlıklı olarak Doğu Karadeniz’de bulunan meyilli arazi üreticisini, ikinci gruba Türkiye’deki düz ova üreticisini, üçüncü gruba ise diğer ülkelerdeki üreticileri koydu. Şenocak, eğimli arazilerde makineli tarımın sınırlı olması ve miras yoluyla küçülen bahçelerin maliyetleri yükseltmesi nedeniyle bu üreticilerin ayrıca korunmasını istedi. Aynı konuşmada dünya pazarındaki yeni rakiplere de dikkat çekti. UFK 2025’TE RESMİ POLİTİKASINA DÖNÜŞTÜRDÜ 12 Şubat 2025 tarihinde gerçekleştirilen UFK Yönetim Kurulu ve Araştırma-Danışma Kurulu toplantısından sonra yayımlanan resmi bildiride de aynı politika benimsendi. Konsey; meyilli arazi üreticisi ile düz ova üreticisinin aynı destekleme modeliyle değerlendirilmemesini, üreticinin bahçeye dönmesini sağlayacak teşviklerin geliştirilmesini, kiralama ve sözleşmeli üretim modellerinin oluşturulmasını, kooperatifleşmenin güçlendirilmesini ve lisanslı depoculuk ile ürün borsacılığının geliştirilmesini istedi. Şenocak’ın Ağustos 2025 tarihli açıklamasında da yaklaşık 600 bin üretici ailesinin 400 bininin meyilli arazi koşullarında bulunduğu belirtilerek, bu grubun maliyet, göç, iklim değişikliği ve kahverengi kokarca nedeniyle üretimden uzaklaşma riskiyle karşı karşıya olduğu savunuldu. 2026’DA BAKAN YUMAKLI’YA SUNULDU: SINIR YÜZDE 6 EĞİM Şenocak’ın yıllardır savunduğu bu model 2026 yılında doğrudan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’ya da sunuldu. UFK’nın resmi açıklamasına göre Şenocak, Alan Bazlı Gelir Desteği’nin yeniden düzenlenmesini ve arazi eğiminin destek miktarının belirlenmesinde ölçüt haline getirilmesini istedi. Konseyin Bakanlığa sunduğu modelde yüzde 6 ve üzerindeki eğime sahip arazilerin farklı değerlendirilmesi önerildi. UFK, fındıktan başka ürüne yönelme imkânı sınırlı olan sarp araziler ile farklı ürünlerin yetiştirilebildiği geniş ve düz ovaların aynı destek sistemine tabi tutulmaması gerektiğini savundu. 2025 yılında TBMM Zirai Don Hasar Tespit Komisyonu’na sunulan değerlendirmede de yüzde 6 eğimli alanlarda Alan Bazlı Gelir Desteği’nin yeniden güçlendirilmesi talep edilmişti. 1983’TEN BERİ FINDIK ALANLARINI SINIRLAYAN KANUN VAR Şenocak’ın açıklamasındaki en önemli başlıklardan biri de düz ovalardaki fındık dikiminin geçmişi. Türkiye’de bu konuda 1983 yılından beri özel bir kanun bulunuyor. 2844 sayılı Fındık Üretiminin Planlanması ve Dikim Alanlarının Belirlenmesi Hakkında Kanun, 16 Haziran 1983 tarihinde kabul edildi. Kanunun amacı açık şekilde, fındık üretiminin en uygun alanlarda yapılması ve üretimin talepteki gelişmelere göre yönlendirilmesi olarak tanımlandı. Kanunda fındık üretimine izin verilecek alanların kalite özellikleri ve arazi kullanım kabiliyeti dikkate alınarak belirlenmesi; başka tarım ürünlerinin ülke ekonomisi açısından daha yararlı olabileceği alanların da değerlendirilmesi hükme bağlandı. Kanunun 4. maddesinde izin alınmadan yeni fındık bahçesi kurulamayacağı ve belirlenen alanların dışında mevcut bahçelerin yenilenemeyeceği düzenleniyor. Uygun olmayan şekilde oluşturulan bahçelerin sökülmesi de öngörülüyor. ŞENOCAK’IN “YAPTIRIM YOK” SÖZÜNDE MEVZUAT AYRINTISI Şenocak son açıklamasında 1983’teki düzenlemenin “cezai yaptırım bulunmaması” nedeniyle etkili olamadığını ifade etti. Ancak yürürlükteki 2844 sayılı Kanunun güncel metninde ceza hükümleri bulunuyor. Kanunun 7. maddesinde izinsiz fındık bahçesi kuranlar ve belirlenen alanların dışında bahçesini yenileyenlere idari para cezası öngörülüyor; ayrıca 4. maddede izinsiz bahçelerin söktürülmesine ilişkin hüküm bulunuyor. Bu nedenle hukuken “hiç yaptırım yok” demek doğru değil. Tartışmanın daha çok yaptırımların caydırıcılığı ve yıllar içindeki uygulaması üzerinden yapılması gerekiyor. Şenocak’ın temel iddiası ise değişmiyor: 1980’lerden bu yana düz ovalarda fındık üretimi büyük ölçüde genişledi ve aynı fiyat ile aynı destek politikasının sürdürülmesi yeni dikimleri cazip tutuyor. Şenocak geçmişte düz ovalardan 30-40 bin ton civarında ürün çıkarken bugün miktarın yaklaşık 300 bin tonlara ulaştığını ileri sürüyor. Bu rakam Şenocak’ın açıklamasına dayanıyor. TMO FİYATI İLE ARAZİ DESTEĞİ BİRBİRİNDEN AYRILIYOR Şenocak’ın önerdiği sistemin en önemli tarafı, ürünün piyasa fiyatı ile üreticiye verilen sosyal/tarımsal desteğin birbirinden ayrılması. Bu modele göre fındık piyasasındaki ürünün temel fiyatı arz-talep, kalite ve piyasa koşullarına göre oluşurken; eğimli arazi nedeniyle yüksek maliyetle üretim yapan çiftçinin geliri ayrıca kamu desteğiyle güçlendirilecek. Bu yaklaşım UFK’nın önceki raporlarında da görülüyor. Konsey, fiyatın dünya piyasalarındaki rekabeti tamamen bozacak şekilde yükseltilmesi yerine gerektiğinde TMO’nun regülasyon alımı yapmasını ve üreticinin gelirinin Alan Bazlı Gelir Desteği ile tamamlanmasını savunuyor. TMO’DA 2026 ALIM KRİTERLERİ DE DEVREDE 2026 sezonunda TMO alımları yalnızca açıklanan 255 ve 250 liralık fiyatlardan ibaret değil. Resmi uygulamada fındığın belirli kalite kriterlerini taşıması gerekiyor. 2026 alımlarında iç fındık rutubetinin yüzde 6,5’i aşmaması, sağlam iç oranının en az yüzde 40 olması, buruşuk iç oranının yüzde 10’u, çürük ve bozuk iç oranının yüzde 7’yi, yabancı madde oranının ise yüzde 0,5’i geçmemesi şartı uygulanıyor. ÇKS’ye kayıtlı ürünler bu kriterler çerçevesinde alınıyor. Bu nedenle fındıkta üreticinin geliri tartışılırken yalnızca ilan edilen kilogram fiyatı değil; randıman, kalite, üretim maliyeti, arazi yapısı, ürünün pazara ulaştırılması ve kamu desteklerinin tamamının birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. ŞENOCAK’TAN LİSANSLI DEPO VE FİLE DESTEĞİ VURGUSU Şenocak’ın son açıklamasındaki bir diğer başlık lisanslı depoculuk. Hasat döneminde yüz binlerce ton fındığın kısa sürede piyasaya çıkmasının fiyat üzerinde baskı oluşturduğunu belirten Şenocak, lisanslı depoların arzın yoğunlaştığı dönemlerde ürünü bünyesine alarak piyasanın dengelenmesine katkı sağlayabileceğini söylüyor. Şenocak ayrıca fındık hasadında file kullanımının yaygınlaştırılması için yürütülen destek çalışmalarına dikkat çekti. UFK’nın girişimleriyle file desteğinin önce yüzde 50 seviyesinde başladığını, daha sonra yüzde 70’e kadar yükseltildiğini söyleyen Şenocak, Konsey olarak hedeflerinin desteğin yüzde 100’e çıkarılması olduğunu ifade etti. UFK FINDIK ALAN BİR KURUM DEĞİL Ulusal Fındık Konseyi’nin açıklamaları zaman zaman TMO veya FİSKOBİRLİK kararlarıyla karıştırılabiliyor. Ancak UFK’nın görev alanı farklı. Ulusal Fındık Konseyi, 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun 11. maddesine dayanılarak, 5 Nisan 2007 tarihli yönetmelikle kurulan tüzel kişiliğe sahip sektörel bir yapı. Konsey; üreticiler, ziraat odaları, kooperatifler, tüccarlar, sanayiciler, ticaret borsaları, araştırma ve eğitim kurumları ve ilgili kamu kuruluşlarının temsil edildiği ortak bir platform olarak oluşturuldu. Yönetmeliğe göre UFK’nın görevleri arasında sektör verilerini toplamak, piyasa ve uluslararası gelişmeleri izlemek, fındık konusunda ortak strateji oluşturmak, üretim-tüketim-ticaret politikaları geliştirmek, araştırmalar yapmak ve hazırlanan raporları Tarımsal Destekleme ve Yönlendirme Kurulu’na sunmak bulunuyor. Bu nedenle UFK fındık alım fiyatını tek başına belirleyen, üreticiden fındık satın alan veya piyasaya idari ceza uygulayan bir kurum değil. Temel görevi sektörün taraflarını bir araya getirmek, politika oluşturmak ve kamu yönetimine öneriler sunmak. CEM ŞENOCAK FINDIK TİCARETİNİN İÇİNDEN GELİYOR Cem Şenocak aynı zamanda uzun yıllardır fındık sanayi ve ihracat sektöründe faaliyet gösteren bir iş insanı. Şenocak ailesinin Ordu’daki fındık ticareti 1953 yılında başladı. Şirket kayıtlarına göre Cem Şenocak 1986 yılında aktif olarak aile şirketinin yönetimine katıldı. Aile şirketi zaman içinde kabuklu ve iç fındıktan kavrulmuş, beyazlatılmış, kıyılmış fındık, fındık unu ve püresine kadar entegre üretim yapan ve ihracat gerçekleştiren bir sanayi kuruluşuna dönüştü. Bu yönüyle Şenocak’ın UFK Başkanlığı, yalnızca üretici örgütü perspektifinden değil; fındık ticareti, sanayi ve ihracat zincirinin içerisinden gelen bir sektör temsilcisinin yaklaşımını da yansıtıyor. FINDIK POLİTİKASINDA TARTIŞMANIN YÖNÜ DEĞİŞİYOR Şenocak’ın 27 Ağustos açıklaması bütün olarak değerlendirildiğinde önerdiği model yalnızca “fındığa daha yüksek veya daha düşük fiyat verilsin” yaklaşımına dayanmıyor. Model; arazi eğimi, üretim maliyeti, makineleşme imkânı, alternatif ürün yetiştirme kapasitesi, miras yoluyla parçalanan bahçeler, göç, verimlilik, lisanslı depoculuk ve dünya rekabetini aynı sistem içerisinde değerlendirmeyi amaçlıyor. Tarım Bakanlığı verilerinin Türkiye’nin dünya üretimindeki payının yüzde 58’e gerilediğini göstermesi ve Türkiye’de dekara verimin dünya ortalamasının altında bulunması, fındıkta yalnızca fiyat tartışmasının yeterli olmadığını ortaya koyuyor. Özellikle Giresun ve Ordu gibi fındığın büyük ölçüde sarp ve eğimli arazilerde üretildiği bölgeler açısından Şenocak’ın önerisinin temel sonucu açık: Aynı ürün yetiştirilse bile aynı şartlarda üretim yapılmıyor. Şenocak’ın yıllardır savunduğu modelin hayata geçirilmesi halinde, fındığın piyasa fiyatı bütün üretim bölgeleri için temel oluştururken; sarp ve eğimli arazide üretimini sürdüren çiftçiye maliyet farkını karşılayacak ayrı ve daha güçlü bir destek sistemi uygulanması gündeme gelecek. Böyle bir değişiklik aynı zamanda 1983’ten beri mevzuatta bulunan ancak uygulaması sürekli tartışılan “fındığın uygun alanlarda üretilmesi” politikasının da yeniden ele alınması anlamına gelecek.

FINDIKTA 300 TL BİR SLOGAN DEĞİL, ÜRETİMİN DEVAM EŞİĞİ Haber

FINDIKTA 300 TL BİR SLOGAN DEĞİL, ÜRETİMİN DEVAM EŞİĞİ

FINDIKTA 300 TL BİR SLOGAN DEĞİL, ÜRETİMİN DEVAM EŞİĞİ 2026 mahsulü için TMO’nun açıklayacağı fiyat beklenirken üretim maliyeti, alivre satış, döviz kuru ve ihracat verileri aynı noktayı işaret ediyor. Giresun’da 80 kilogram verim alınan bir dönüm bahçede kilogram maliyeti 287,16 TL’ye çıkarken, piyasada konuşulan 6,25 dolarlık alivre fiyatın güncel kur karşılığı 295 TL’ye dayanıyor. Bu tablo, 50 randıman Giresun kalite fındıkta 300 TL’nin yüksek bir talep değil, üreticiyi ancak ayakta tutabilecek müdahale eşiği olduğunu gösteriyor. Giresun’da hasat yaklaşırken gözler Toprak Mahsulleri Ofisinin 2026 mahsulü için açıklayacağı kabuklu fındık alım fiyatına çevrildi. Ancak fiyat tartışması yalnızca “TMO kaç lira açıklayacak?” sorusuna sıkıştırılamayacak kadar geniş bir ekonomik tablo ortaya koyuyor. Giresun Sonhaber’in bugüne kadar yayımladığı fındık yazıları ile son maliyet, işçilik, rekolte ve piyasa dosyaları birlikte değerlendirildiğinde; üretim maliyeti, Giresun’un düşük dekar verimi, ihracatın döviz değeri, alivre satışlar, kalite farkı ve üreticinin finansman ihtiyacı aynı sonuca ulaşıyor: 2026 mahsulü 50 randıman Giresun kalite kabuklu fındık için TMO müdahale alım fiyatı kilogram başına 300 TL’nin altında kalmamalı. 6,25 DOLARLIK ALİVRE SATIŞIN KARŞILIĞI 295 TL’YE DAYANDI Piyasada 2026 ürünü kabuklu fındık için kilogram başına 6,25 dolar düzeyinde alivre satışlardan söz ediliyor. TCMB’nin 20 Temmuz 2026 için açıkladığı 47,0938 TL’lik dolar alış kuru esas alındığında 6,25 dolar 294,34 TL’ye, 47,1787 TL’lik satış kuruyla ise 294,87 TL’ye karşılık geliyor. Başka bir ifadeyle, 300 TL talebi bugün konuşulan alivre satışın Türk lirası karşılığından yalnızca 5–6 lira daha yüksek. Üstelik bu hesapta Giresun kalite fındığın ayrı aroma, randıman, işlenebilirlik ve menşe değeri için ek bir kalite primi bulunmuyor. Alivre satış; ihracatçının ürün daha dalındayken gelecekte teslim edilmek üzere yabancı alıcıyla yaptığı sözleşmeyi ifade ediyor. Üreticinin henüz satış fiyatını bilmediği bir dönemde ihracat bağlantısının döviz üzerinden kurulması, yeni sezon fiyatının hangi ekonomik alan içinde şekillendiğini göstermesi bakımından önem taşıyor. İHRACATTA MİKTAR YÜZDE 38,7 AZALDI, KİLOGRAM DEĞERİ YÜZDE 59 ARTTI Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliğinin 3 Temmuz 2026 tarihli bültenine göre Türkiye, 1 Eylül 2025–30 Haziran 2026 döneminde 169 bin 480 ton iç fındık ihraç ederek 2 milyar 216 milyon 121 bin 203 dolar gelir sağladı. Bir önceki sezonun aynı döneminde 276 bin 374 ton ihracat karşılığında 2 milyar 268 milyon 655 bin 648 dolar gelir elde edilmişti. Buna göre ihraç edilen miktar yüzde 38,7 azalırken toplam gelir yalnızca yüzde 2,3 geriledi. Bu iki verinin birlikte okunması, iç fındığın ortalama ihracat değerinin kilogram başına 8,21 dolardan 13,08 dolara yükseldiğini gösteriyor. Artış yaklaşık yüzde 59,3. 50 randımanda bir kilogram iç fındık için teorik olarak iki kilogram kabuklu fındık gerekiyor. Kabuklu fındıkta konuşulan 6,25 dolarlık alivre fiyat bu nedenle iç fındıkta 12,50 dolarlık ham madde karşılığı oluşturuyor. İhracat ortalamasının 13,08 dolar olması, alivre rakamının piyasa dışı olmadığını; 300 TL’lik kabuklu fiyatın da döviz ve ihracat değerinden kopmadığını ortaya koyuyor. İhracat ortalaması bütün kalite, kalibre ve işlenmiş ürünleri kapsadığı için doğrudan üretici fiyatı olarak okunamaz. Ancak miktardaki sert düşüşe rağmen kilogram başına döviz gelirinin güçlü biçimde artması, sektörün ödeme kapasitesini ve fındığın uluslararası değerini gösteren önemli bir ölçüdür. GİRESUN’UN VERİMİ 80 KİLOYA YAKIN, MALİYET 287,16 TL Tarım ve Orman Bakanlığının 2025 Giresun Tarımsal Yatırım Rehberinde ilde 1 milyon 177 bin 729 dekar alanda 92 bin 402 ton fındık üretildiği belirtiliyor. Bu iki rakam Giresun’da dekar başına yaklaşık 78,46 kilogram verime karşılık geliyor. Giresun Sonhaber’in 2026 yılı bakım, hasat, işçilik, patoz, kurutma, taşıma ve diğer doğrudan giderleri kalem kalem hesapladığı maliyet dosyasında, dönümden 80 kilogram ürün alınan bahçede kilogram maliyeti 287,16 TL’ye çıkıyor. Giresun’un resmî verim ortalaması da bu 80 kilogramlık senaryoya çok yakın. Üretici fındığını 300 TL’den satabildiğinde, 80 kilogram ürünün toplam geliri 24 bin TL oluyor. Aynı senaryodaki doğrudan nakit maliyet yaklaşık 22 bin 973 TL. Bir dönüm bahçede üreticinin elinde yalnızca 1.027 TL brüt fark kalıyor. Bu farkın içinde üreticinin bir yıllık emeği, kullandığı sermayenin karşılığı, üretim riski, bahçenin yenilenme ihtiyacı ve gelecek sezonun başlangıç giderleri bulunuyor. Dolayısıyla 300 TL, düşük verimli Giresun bahçesinde yüksek kâr değil; başa baş noktasının hemen üzerinde kalabilme imkânı veriyor. 100 KİLOGRAMLIK BAHÇEDE BİLE MALİYET 233,33 TL Aynı maliyet çalışmasında dönümden 100 kilogram kuru kabuklu fındık alındığında toplam doğrudan gider 23 bin 333 TL, kilogram maliyeti 233,33 TL olarak hesaplandı. Verim 160 kilograma çıktığında maliyet 168,84 TL’ye gerilerken, 80 kilograma düştüğünde 287,16 TL’ye yükseldi. Bu tablo fındıkta tek ve değişmez bir kilogram maliyeti bulunmadığını açık biçimde gösteriyor. Budama, gübreleme, ilaçlama, ot biçme ve bahçe hazırlığı gibi giderlerin önemli bölümü ürün azaldığında ortadan kalkmıyor. Verim düştükçe aynı sabit gider daha az ürüne bölünüyor ve kilogram maliyeti hızla yükseliyor. Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı TEPGE’nin Temmuz 2026 raporunda da fındık üretici fiyatının yılın ilk beş aylık ortalaması 223,05 TL olarak verildi. Bu ortalama, 100 kilogram verim esas alınarak hesaplanan 233,33 TL’lik maliyetin dahi altında kalıyor. RESMÎ YEVMİYEYLE YAPILAN HESAP BİLE ALT SINIRA DAYANDI Üstelik 233,33 TL ve 287,16 TL’lik maliyetler, Giresun Valiliğinin 2026 için açıkladığı yemek işverene ait 1.101 TL’lik tavsiye yevmiyesi esas alınarak oluşturuldu. Geçen sezon Giresun’da fiilî yevmiye yemek işverene aitken 1.750 TL’ye, yemek işçiye aitken 1.950 TL’ye kadar çıktı. Ordu’da 2026 hasadı için yemek işçiye ait günlük ücret 1.750 TL olarak belirlendi. Giresun’da hasat başladığında işçilik fiyatı resmî tavsiye rakamının üzerine çıkarsa kilogram maliyeti de bugün yapılan hesabın üzerinde oluşacak. Bu nedenle 300 TL’lik fiyatın içinde sanıldığı kadar geniş bir üretici kârı bulunmuyor. Düşük verim ve piyasa yevmiyesi birleştiğinde, 300 TL bazı bahçelerde yalnızca maliyeti karşılayabilecek; bazı bahçelerde ise maliyetin altında dahi kalabilecek bir seviyeye dönüşebilir. GEÇEN SEZONUN 200 LİRASI BUGÜN ÜRETİCİYİ KORUYAMAZ TMO, 5 Ağustos 2025’te 50 randıman esasına göre Giresun kalite kabuklu fındık için 200 TL, Levant kalite için 195 TL alım fiyatı açıklamıştı. İki kalite arasındaki fark yalnızca 5 TL’de kalmıştı. Aradan geçen dönemde gübre, ilaç, akaryakıt, bahçe temizliği, budama, işçilik, taşıma, kurutma, çuval, depolama ve finansman giderleri arttı. Bu nedenle geçen sezonun 200 lirasını yalnızca nominal bir artışla güncellemek, üreticinin gerçek maliyetini karşılamaya yetmez. 300 TL, geçen yılın fiyatına rastgele eklenmiş 100 lira değildir. Bugünkü alivre satışın kur karşılığı, ihracat birim değeri, Giresun’un dekar verimi ve sahadaki doğrudan maliyet birlikte hesaplandığında ortaya çıkan ekonomik eşiktir. GİRESUN KALİTEYE BEŞ LİRALIK FARK YETMEZ Giresun kalite fındık, Levant kaliteyle aynı fiyat kalıbına sıkıştırılamaz. Giresun Tombul Fındığı, Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından menşe adıyla tescilli; Avrupa Birliği nezdinde de Korunmuş Menşe Adı statüsüne sahip bir üründür. Avrupa Komisyonu ürünü “premium fındık” olarak tanımlıyor. Bu koruma yalnızca ürünün adını değil, yetiştiği coğrafya ile niteliği arasındaki güçlü bağı da kabul ediyor. Giresun’un eğimli ve parçalı bahçelerinde, makine kullanımının sınırlı olduğu koşullarda yoğun insan emeğiyle yetiştirilen ürünün maliyeti; düz, geniş ve mekanizasyona uygun bahçelerdeki üretimle aynı değil. Fiyatlandırmada randıman, sağlam iç oranı, kalibre, aroma, yağ yapısı, işlenebilirlik, menşe değeri ve bölgesel üretim maliyeti birlikte ölçülmeli. Giresun kalite için birkaç liralık sembolik fark değil, ölçülebilir ve ayrı bir kalite primi uygulanmalı. REKOLTE TAHMİNİ FİYATI BASTIRMA ARACINA DÖNÜŞMEMELİ 2026 sezonu için mart ayında açıklanan ilk tahmin 829 bin 239 tondu. Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı TEPGE’nin Temmuz raporunda ise TÜİK’in birinci tahminine göre 2026 üretimi 715 bin ton olarak yer aldı. İki rakam arasında 114 bin tonu aşan fark bulunuyor. Bu değişim, karanfil sayımına dayalı erken tahminlerin kesin üretim miktarı gibi kullanılamayacağını gösteriyor. Rekolte; tek başına kaç ton ürün beklendiğini değil, ürünün hangi bölgede, hangi verimle, hangi arazi koşulunda ve hangi maliyetle yetiştiğini de anlatmalı. Yüksek bir toplam rekolte tahmini, Giresun’un yamaç bahçelerindeki düşük verimi ve yüksek birim maliyeti ortadan kaldırmıyor. Türkiye’nin toplam üretimi üzerinden kurulan tek fiyat düzeni, bölgesel maliyet ile kalite farkını görünmez hâle getiriyor. TMO FİYATI SERBEST PİYASAYA YASAK DEĞİL, KAMUNUN MÜDAHALE EŞİĞİDİR TMO’nun açıklayacağı fiyat, özel alıcıların uymak zorunda olduğu yasal bir asgari fiyat değil; ürününü düşük bedelle satmak zorunda kalan üreticiye kamu tarafından sunulan alım güvencesidir. Bu nedenle fiyatın 300 TL olarak açıklanması tek başına yeterli olmayacak. TMO’nun kaç ton ürün alacağı, hangi alım noktalarını açacağı, randevu sisteminin nasıl işleyeceği, randıman ölçümünün nasıl denetleneceği ve ürün bedelinin kaç günde ödeneceği de aynı anda ilan edilmeli. Sınırlı miktarda alım yapan ve üreticiyi uzun süre bekleten bir kamu fiyatı piyasa üzerinde güçlü bir çıpa oluşturamaz. Etkin müdahale için yeterli bütçe, yaygın alım ağı, şeffaf eksperlik ve kısa ödeme süresi gerekiyor. FİSKOBİRLİK FİYAT AÇIKLAMAKLA YETİNEMEZ FİSKOBİRLİK’in üretici lehine yeniden piyasa kurucu bir rol üstlenmesi için yalnızca fiyat listesi yayımlaması yeterli değil. Açıklanan fiyatın kaç tonluk alımla destekleneceği, üreticinin ürününü nereye teslim edeceği ve parasını ne zaman alacağı açıklanmalı. Fındık piyasasının geçmişi, üreticiyi koruyan kurumların zayıfladığı dönemlerde fiyatın büyük alıcılar ve finansman gücünü elinde tutan kesimler tarafından daha kolay yönlendirildiğini gösteriyor. FİSKOBİRLİK; stok yönetebilen, gerektiğinde ürünü işleyerek mamul hâlde satabilen, lisanslı depoculukla çalışan ve üreticiye finansman sağlayan güçlü bir kooperatif yapısına kavuşmadıkça tabeladaki fiyatın etkisi sınırlı kalacak. ÜRETİCİ HASATTA SATMAYA MECBUR BIRAKILMAMALI Fındık fiyatını yalnızca rekolte, ihracat ve döviz belirlemiyor. Üreticinin ürünü hangi tarihte ve hangi zorunluluk altında piyasaya indirdiği de fiyatın yönünü değiştiriyor. İşçi ücretini, gübre ve ilaç borcunu, taşıma ve patoz giderini ödemek zorunda kalan küçük üretici, ürününü hasadın hemen ardından satmaya mecbur kaldığında alıcının pazarlık gücü artıyor. Kısa sürede yüksek miktarda ürünün piyasaya inmesi fiyat üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturuyor. Bu baskının azaltılması için düşük faizli hasat finansmanı, ürün karşılığı kredi, güvenilir emanet sistemi ve lisanslı depoculuk yaygınlaştırılmalı. Üreticinin bekleme gücü olmadan açıklanan yüksek fiyatın önemli bölümü kâğıt üzerinde kalabilir. 300 TL’NİN ALTI GİRESUN FINDIĞININ GELECEĞİNİ DARALTIR Türkiye dünya fındık üretiminde liderliğini koruyor ancak Şili, ABD, İtalya ve Azerbaycan gibi üretici ülkelerin büyümesi rekabeti artırıyor. Bu yeni dönemde Türkiye’nin gücü yalnızca tonajdan değil; Giresun kalite gibi üstün nitelikli ürünleri ayrı fiyatlandırmasından, işlemesinden ve kendi markasıyla dünya pazarına sunmasından gelecek. Kalite farkı üreticinin gelirine yansıtılmazsa bahçe bakımı geriler, yaşlı bahçelerin yenilenmesi ertelenir, verim düşer ve genç nüfus üretimden uzaklaşır. Giresun kalite fındık korunmak isteniyorsa ürünün adı kadar üreticisinin geliri de korunmalı. Üretim maliyeti, Giresun’un düşük dekar verimi, 6,25 dolarlık alivre satışın 295 TL’ye yaklaşan kur karşılığı, kilogram başına 13,08 dolara yükselen ihracat değeri ve coğrafi işaretli ürünün kalite farkı birlikte değerlendirildiğinde 300 TL abartılı bir fiyat değil. TMO, 2026 mahsulü 50 randıman Giresun kalite kabuklu fındık için kilogram başına en az 300 TL müdahale alım fiyatı açıklamalı; bu fiyatı yeterli alım kapasitesi, kısa ödeme takvimi ve şeffaf randıman sistemiyle desteklemeli. 300 TL, üreticiyi zenginleştirecek fiyat değil; Giresun’da fındık üretiminin gelecek yıllarda da devam edebilme eşiğidir. Kaynak: Giresun Sonhaber / Özel Haber

2026-2027 İLK REKOLTE TAHMİNİ :829 BİN 239 TON Haber

2026-2027 İLK REKOLTE TAHMİNİ :829 BİN 239 TON

2026-2027 tahmini fındık rekoltesi açıklandı Fındıkta Rekolte Savaşı: 829 Bin Tonluk İlk Tahmin Piyasaya Mesaj mı? İhracatçı birliklerinin çiçek sayımına dayanan ilk tahminine göre, 2026-2027 sezonu fındık rekoltesi 829 bin 239 ton olarak öngörüldü. Geçen yıl don nedeniyle düşen üretimin ardından bu sezon için sahadan gelen ilk veriler daha güçlü bir hasada işaret ediyor. İhracatçı birliklerinin 2026-2027 sezonu için açıkladığı 829 BİN 239 TONLUK ilk rekolte tahmini, fındık piyasasında sadece üretim değil fiyat tartışmasını da alevlendirdi. Üretici cephesinde ise, Rekolte rakamı erkenden büyütülürken, maliyet, arazi yapısı, işçilik yükü ve kalite farkı geri plana itiliyor olmasının daha hasat başlamadan pazarlık zemininin aleyhlerine işleyebileceğinden endişesi oluşturdu. Türkiye’de fındık için yeni sezon daha başlamadan, piyasa dilini belirleyecek ilk büyük sayı masaya kondu. İhracatçı birliklerinin çiçek sayımına dayalı çalışmasına göre 2026-2027 sezonunun birinci tahmini 829 bin 239 ton olarak açıklandı. Söz konusu çalışma 12 il, 79 ilçe, 446 bahçe ve 1.483 dal üzerinden yürütüldü. İlk bakışta güçlü üretim sinyali veren bu rakam, piyasada “ürün bol olacak” algısını öne çıkarırken, üretici tarafında bunun erken fiyat baskısı oluşturabileceği yönünde ciddi bir kuşku doğurdu. Ancak tartışmanın özü sadece rakamın büyüklüğü değil. Çünkü fındıkta mesele yalnızca rekolte değil; maliyet, eğim, işçilik, randıman ve kalite birlikte okunmadığında ortaya çıkan tablo eksik kalıyor. Doğu Karadeniz’in parçalı arazi yapısı ve zor bahçe koşulları, aynı tonajın her bölgede aynı ekonomik sonucu üretmediğini gösteriyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın rekolte hesaplama yöntemi de zaten bunu dolaylı olarak ortaya koyuyor; çünkü hesaplama yalnızca çiçek veya karanfil sayısından ibaret değil, çotanak dönüşüm oranı, sağlam tane sayısı, ocak ve dal yoğunluğu gibi çok sayıda değişkene dayanıyor. Bu nedenle sezon başındaki ilk sayı, nihai üretim sonucu değil, ancak ilk projeksiyon olarak değerlendirilebiliyor. Geçen yılın rakamları bu yüzden kritik Geçen sezon yaşanan tablo, bu yıl açıklanan ilk tahmine neden ihtiyatla yaklaşılması gerektiğini açık biçimde gösteriyor. 2025-2026 sezonunda ilk tahmin şubatta 768 bin 715 ton olarak duyuruldu. Aynı sezon için temmuz sayımı 601 bin 206 tona, kasım revizesi ise 528 bin 808 tona kadar geriledi. INC’de Türkiye için 2025/26 sezonu tahmini 609 bin ton olarak aktarılırken, Kasım 2025’te Türkiye-AB iş birliği toplantısında Türkiye Ticaret Bakanlığı’nın 453 bin tonluk kabuklu üretim tahminini sunduğu INC tarafından ayrıca duyuruldu. Aradaki fark, erken dönem rekolte rakamlarının kesin üretim sonucu gibi sunulmasının teknik açıdan sorunlu olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor. Tam da bu nedenle 829 bin tonluk ilk tahmin, üretici nezdinde yalnızca bir tarımsal veri olarak değil, aynı zamanda piyasa sinyali olarak okunuyor. Buradaki temel siyasi ve ekonomik gerilim de burada başlıyor: Rekolte yüksek gösterildiğinde fiyat beklentisi aşağı çekiliyor mu? Bu soruya bugün için kesin hükümle “evet” demek mümkün değil; ancak bu kuşkunun temelsiz olduğu da söylenemiyor. Rekabet Kurumu’nun fındık sektör araştırmasında, rekolte tahminlerine ilişkin metodoloji farklılıklarının ve beklenti yönetiminin fiyat spekülasyonlarını tetikleyebildiği açıkça belirtiliyor. Kurum, modern ve ortak kurallara dayanmayan rekolte çalışmalarının yanlış fiyat beklentileri yaratabildiğine dikkat çekiyor. Rekolte açıklanıyor, alivre fiyat neden açıklanmıyor? Tartışmanın en sert noktası burada düğümleniyor. Sektörde rekolte tahmini kamuoyuna güçlü biçimde servis edilirken, aynı dönemde kimlerin hangi fiyatlardan ileri teslim bağlantısı yaptığı, başka bir ifadeyle alivre pozisyonların hangi seviyelerde kurulduğu aynı açıklıkla görülmüyor. Oysa lisanslı depoculuk ve ürün ihtisas borsası mevzuatı içinde alivre sözleşmeler ve teslim esaslı ticaret mekanizmaları tanımlı ekonomik araçlar arasında yer alıyor. Yani mesele alivre işlemin varlığı değil; bu işlemin fiyat oluşumuna etkisinin ne ölçüde şeffaf olduğudur. 2025 sezonunda piyasada alivre fiyatların 200 TL ve üzerine çıkmaya başladığı yönünde sektörden kamuya yansıyan açıklamalar oldu. Aynı sezonda TMO da Giresun kalite için 200 TL, levant kalite için 195 TL alım fiyatı açıkladı. Sektör temsilcileri, düşük rekolte beklentisi nedeniyle piyasa fiyatlarının TMO fiyatlarının üzerinde seyredeceğini ifade etti. Bu tablo, alivre ve beklenti yönetimi başlığının artık tali değil, doğrudan fiyat oluşumunun merkezindeki başlıklardan biri haline geldiğini gösteriyor. Bu yüzden üretici cephesinden yükselen talep nettir: 2026 ürünü için alivre bağlantı yapıldıysa, bunun hangi fiyat aralıklarında, hangi vadelerde ve hangi miktarlarda kurulduğu açıklanmalıdır. İhracatçılar, tüccarlar ve büyük alıcılar rekolte projeksiyonunu kamuoyuna sunuyorsa, piyasa tarafında kurdukları erken fiyat pozisyonlarını da aynı şeffaflıkla ortaya koymalıdır. Aksi halde kamuya açık olan yalnızca “ürün çok olacak” mesajı olur; piyasayı fiilen etkileyen fiyatlama davranışı ise kapalı kalır. Bu da üretici ile piyasa aktörleri arasındaki bilgi dengesini bozar. Mesele sadece ekonomi değil, doğrudan güç ilişkisi Fındıkta rekolte tartışması artık yalnızca tarımsal üretim başlığı değil; aynı zamanda ekonomik güç, siyasi temsil ve bölgesel gelir dağılımı başlığıdır. Çünkü Karadeniz’de yüz binlerce üretici için fındık, yalnızca ihracat kalemi değil temel geçim aracıdır. Rekolte rakamı, maliyet tablosundan bağımsız biçimde dolaşıma sokulduğunda, bu sadece piyasa beklentisini değil üreticinin siyasal ve ekonomik konumunu da etkiler. Özellikle eğimli ve küçük ölçekli bahçelerde çalışan üretici için esas mesele “kaç ton ürün var” sorusundan önce “bu ürün hangi maliyetle üretildi ve hangi fiyattan el değiştirecek” sorusudur. Bugün gelinen noktada kamuoyunun önündeki soru şudur: 829 bin 239 tonluk ilk tahmin gerçekten sezonun güçlü seyrine işaret eden teknik bir veri midir, yoksa henüz sahadaki riskler netleşmeden fiyat çıpasını aşağı çekebilecek erken bir piyasa dili mi üretilmektedir? Bu sorunun sağlıklı cevabı, yalnızca ikinci ve üçüncü sayımlarla değil; alivre bağlantılar, stok düzeyi, kalite dağılımı ve bölgesel maliyet farkları da şeffaf biçimde ortaya konduğunda verilebilir. Sonuç olarak, Fındıkta sorun rekolte açıklanması değil; rekoltenin tek başına fiyat hükmüne çevrilmesidir. Geçen yılki sert sapmalar ortadayken, ilk tahmini kesin üretim gibi okumak da bu sayı üzerinden daha hasat gelmeden fiyat iklimi kurmak da ciddi bir sorun alanıdır. Bugün açıklanması gereken yalnızca bahçedeki çiçek sayısı değil; piyasadaki erken fiyat pozisyonlarıdır. Rekolte kadar fiyatlama davranışının da görünür hale gelmesidir. . Kaynakça Ekonomim, “2026-2027 tahmini fındık rekoltesi açıklandı.” https://www.ekonomim.com/sektorler/tarim/2026-2027-tahmini-findik-rekoltesi-aciklandi-haberi-880270 Tarım ve Orman Bakanlığı, “Fındıkta Rekolte Tahmin Yöntemi.” Rekabet Kurumu, “Fındık Sektör Araştırması Raporu.” INC, “INC Attends 2025 Meeting of Türkiye-EU Cooperation Scheme on Hazelnuts.” Bata Food, “Hazelnut Market Update – Highlights from INC Congress 2025.” Tarım ve Orman Bakanlığı / TMO, 2025-2026 sezonu kabuklu fındık alım fiyatları. Ekonomim, “TMO fındığa 200 TL verdi…” ve “Fındıkta piyasa fiyatları, TMO fiyatlarının üzerinde seyredecek.” Memur Postası’na yansıyan sektör değerlendirmesi, alivre fiyatların 200 TL üzeri seyre başladığı beyanı. Ticaret Bakanlığı, lisanslı depoculuk ve sözleşme/taahhütname esasları.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.