Hava Durumu

#Kemoterapi

giresunsonhaber - Kemoterapi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kemoterapi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

KÖR KARANLIKTAN SIZANLAR OKURLA BULUŞTU Haber

KÖR KARANLIKTAN SIZANLAR OKURLA BULUŞTU

KÖR KARANLIKTAN SIZANLAR OKURLA BULUŞTU Tirebolulu emekli öğretmen İbrahim Mıdık’ın yıllarca defter aralarında sakladığı şiirleri, hastalıkla mücadelenin, hatıraların, gurbetin, öğretmenlik yıllarının, sevdanın ve ölümle yüzleşmenin içinden süzülerek “Kör Karanlıktan Sızanlar” adıyla kitaplaştı. Tirebolu Kültür ve Yardımlaşma Derneği Yayınlarının 15. kitabı olarak yayımlanan eser, bir hayatın karanlıkla, acıyla ve hatırayla kurduğu sessiz bağın şiir diliyle kayda geçirilmiş hâli olarak okurla buluştu. Tirebolulu emekli öğretmen İbrahim Mıdık’ın şiir kitabı “Kör Karanlıktan Sızanlar”, Tirebolu Kültür ve Yardımlaşma Derneği Yayınlarının 15. kitabı olarak yayımlandı. Arı Sanat Yayınları / Hatıra Kitap etiketiyle basılan eser, 68 sayfalık bir şiir kitabı olarak okura ulaştı. Kitap, yıllarca defter aralarında, masa çekmecelerinde ve yazarın kendi iç dünyasında saklı kalan şiirleri gün ışığına çıkarıyor. Mıdık’ın dizelerinde hastalıkla mücadele, ölümle yüzleşme, sevda, gurbet, öğrenciler, memleket, toplumsal acılar, eski dostlar ve Tirebolu’ya bağlılık aynı hüzünlü şiir damarında birleşiyor. “Kör Karanlıktan Sızanlar”, yalnızca bir şiir kitabı değil; 37 yıl öğretmenlik yapmış bir Tirebolulunun, ömrünün farklı dönemlerinde içine attığı sözleri, hastalıkla ağırlaşan bir zamanın içinden okura ulaştırdığı içli bir hafıza kitabı niteliği taşıyor. TİREBOLU’DAN BAŞLAYAN BİR ÖMÜR, ŞİİRE DÖNÜŞEN BİR HAFIZA İbrahim Mıdık, 10 Aralık 1964’te Tirebolu’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Tirebolu’da tamamladıktan sonra 1983 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nü kazandı. 1987 yılında mezun olan Mıdık, öğretmenlik mesleğine Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde başladı. Siverek Ortaokulu’nda başlayan meslek hayatı, askerlik görevi sürecinde Kastamonu Azdavay Lisesi’nde yedek subay öğretmenlik göreviyle devam etti. Daha sonra yeniden Siverek’e dönen Mıdık, 1992 yılından itibaren Tirebolu’daki okullarda görev aldı. Tirebolu İmam Hatip Lisesi, Şehit Binbaşı Hüseyin Avni Alparslan İlköğretim Okulu, Tirebolu Lisesi, Tirebolu Anadolu Lisesi, Espiye 75. Yıl Çok Programlı Anadolu Lisesi, Piraziz İsmail Yücel MTAL ve Tirebolu İskender Kaptan MTAL’de görev yapan Mıdık, 37 yıllık eğitim hayatının ardından sağlık sorunları nedeniyle emekliye ayrıldı. Bu uzun meslek hayatı, kitabın duygusal temelini oluşturan en güçlü kaynaklardan biri olarak öne çıkıyor. Mıdık’ın şiirlerinde sınıfların, öğrencilerin, gurbet ilçelerinin, memleket yollarının, okul koridorlarının ve hayatla erken tanışan insanların izleri hissediliyor. Onun şiiri yalnızca bireysel bir iç döküş değil; öğretmenlik yılları boyunca tanık olunan hayatların, acıların, umutların ve kırılgan insan hikâyelerinin de şiirsel kaydı hâline geliyor. DEFTER ARALARINDAN OKURA UZANAN ŞİİRLER İbrahim Mıdık, yıllar boyunca toplumsal ve kişisel konularda hissettiklerini mısralara döktü; ancak bu yazdıklarını uzun süre kendisine sakladı. Şiirler, yıllarca bir defterin arasında, bir çekmecenin sessizliğinde, söylenmeyi bekleyen ama zamanını bulamayan sözler olarak kaldı. Son yıllarda yakalandığı amansız hastalıkla mücadele eden Mıdık, kemoterapi, radyoterapi ve hastane sürecinin içinde, gün ışığı görmemiş şiirlerini okurla buluşturma isteğini daha güçlü hissetti. Böylece “Kör Karanlıktan Sızanlar”, bir edebî dosyanın kitaplaşmasının ötesinde, insanın en kırılgan zamanında kendini ifade etme, iz bırakma ve içindeki sesi başkalarına ulaştırma çabasına dönüştü. Bu yönüyle kitap, yazarın kendi ifadesiyle yıllarca saklı kalmış ruh hâllerinin, toplumsal ve şahsi duyarlılıkların, hastalıkla derinleşen iç muhasebenin ve hatıraların şiir diliyle açığa çıktığı bir çalışma olarak dikkat çekiyor. HASTALIKLA MÜCADELEDEN ŞİİRE SIZAN SES Kitabın en güçlü damarlarından biri, hastalıkla verilen mücadelenin şiire dönüşmesidir. Mıdık, bedensel acıyı dolaylı anlatımlarla yumuşatmadan, doğrudan ve sarsıcı bir iç sesle kuruyor. Hastane odaları, tedavi cihazları, ilaçlar, yorgunluk, uykusuzluk ve ağrı, kitabın bazı bölümlerinde yalnızca yaşanan bir süreç olarak değil, insanın kendi bedeniyle yaptığı sessiz savaşın sahnesi olarak yer alıyor. Şairin şu dizeleri, bu mücadeleyi yalın ama ağır bir imgeyle taşıyor: “Vücudum savaş meydanı Can veriyor, can alıyor.” Bu iki dizede hastalık, soyut bir kader cümlesi olmaktan çıkıyor; bedenin içinde süren çetin bir çarpışmaya dönüşüyor. Şair, kendi acısını büyütmeden ama saklamadan yazıyor. Okur, bu dizelerde yalnızca hastalığı değil, insanın kendi sınırına yaklaştığında bile kelimeye tutunma gücünü görüyor. Bir başka şiirde ise bedenin tükenişi, hastane köşesi ve ömrün son eşiği aynı hüzün çizgisinde birleşiyor: “Ağır ağır tükenen bedenimin Islak toprak kokusu Bir hastane köşesinde Ömrümün son virajı.” Bu dizelerde ölüm, sert bir kopuş değil; yaklaşan, kokusu duyulan, insanın yavaş yavaş fark ettiği büyük bir eşik olarak duruyor. Mıdık, bu eşiği şiirin içinde ağırlaştırmadan ama bütün çıplaklığıyla hissettiriyor. KARANLIĞIN İÇİNDEN KALAN İNCE BİR IŞIK Kitaba adını veren karanlık, Mıdık’ın şiirlerinde yalnızca umutsuzluk anlamına gelmiyor. Karanlık; hastalığın, kaybın, yalnızlığın, gurbetin, kırılmış hayallerin ve içe atılmış sözlerin ortak zemini olarak kuruluyor. Ancak bu zeminin içinde her zaman ince bir ışık, bir hatıra, bir sevda izi, bir memleket çağrısı ve bir teslimiyet duygusu da beliriyor. Şairin şu dizeleri, kitabın adındaki karanlık ve sızıntı duygusunu şiirsel olarak açıyor: “Kör ışığın kapı aralığından sızan kör karanlık Uykusuz uykuları tetikliyor.” Burada ışık ile karanlık birbirine karşıt iki uç olmaktan çıkıyor; insanın iç dünyasında aynı anda var olan iki hâle dönüşüyor. Mıdık’ın şiirinde hayat da böyle akıyor: Bir yanında hastalık, ölüm, yorgunluk ve kayıp; diğer yanında hatıra, sevda, memleket, inanç ve şiir. Bu nedenle “Kör Karanlıktan Sızanlar”, karanlığa teslim olmuş bir kitap değil; karanlığın içinden kalan son sesleri, son hatıraları ve son ışıkları arayan bir şiir toplamı olarak okunuyor. HATIRALARIN GÖLGESİNDE BİR ŞİİR DİLİ Kitapta hatıralar, yalnızca geçmişte kalmış anılar olarak değil, bugünün içine sızan ve insanı içeriden şekillendiren canlı bir hafıza olarak yer alıyor. Mıdık’ın şiirlerinde geçmiş, bazen bir dostun gölgesi, bazen bir babanın hatırası, bazen eski bir şehir, bazen de gençlik yıllarından kalmış buruk bir ses olarak okurun karşısına çıkıyor. Kitabın hüzünlü atmosferini taşıyan şu dizeler, bu hafıza duygusunu güçlü biçimde özetliyor: “Hüzünlü geçmişlerin bahçıvanını, Dinleye dinleye göğe yürüdüm. Hazan bülbülünün türkülerinde, Nice gönül dostu gölgeler gördüm.” Bu dizelerde geçmiş, kapatılmış bir defter değildir. Şair, onu dinleye dinleye yürür. Hüzün bir yük olarak değil, insanın kendi içindeki bahçeyi sulayan acı bir hatıra kaynağı olarak belirir. “Gönül dostu gölgeler” ifadesi, kitabın en belirgin duygusal damarlarından birini açar: Kaybedilenlerin, uzaklaşanların ve geride kalanların şiirde yeniden görünür olması. TİREBOLU’YA DÖNEN SES İbrahim Mıdık’ın şiirlerinde Tirebolu, yalnızca doğduğu yer değildir. Tirebolu; çocukluk, aile, geçmiş, fındık bahçeleri, sahil, dostluklar, eski insanlar, öğretmenlik yılları ve ölüm düşüncesiyle iç içe geçmiş bir memleket hafızasıdır. Şairin İstanbul’a seslendiği bölümlerde büyük şehrin yorgunluğu, kalabalığı ve insanı tüketen koşuşturması daha sert bir dille kurulur. Bu şehir imgesi karşısında Tirebolu, insanın dönmek istediği asli yer olarak belirir: “Galiba sona geldim bu devasa çukurda Alın götürün beni Tirebolu’ma.” Bu çağrı, yalnızca bir şehirden başka bir şehre gitme isteği değildir. Mıdık’ın şiirinde Tirebolu, insanın kendi köküne, kendi toprağına, kendi diline ve kendi hatırasına dönme arzusudur. Büyük şehirde sıkışan ruh, memlekette yeniden nefes almak ister. Kitap boyunca Tirebolu’nun doğrudan ya da dolaylı biçimde hissedilen varlığı, eseri kişisel bir şiir toplamından çıkarıp yerel hafızaya bağlı güçlü bir edebî kayda dönüştürüyor. ÖĞRETMENLİK HAFIZASI VE İNSANA BAKIŞ İbrahim Mıdık’ın 37 yıllık öğretmenlik geçmişi, şiirlerinde sessiz ama belirgin bir damar olarak duruyor. Öğrenciler, şehit öğretmenler, görev yapılan şehirler ve eğitim hayatının bıraktığı izler, kitabın toplumsal yönünü güçlendiriyor. “Öğrencilerime…” başlıklı şiirde yer alan şu dizeler, öğretmen Mıdık’ın insana bakışındaki inceliği gösteriyor: “Gencecik karanfiller Hepsi yıldız bakışlı.” Bu dizelerde öğrenci, yalnızca okul sıralarında karşılaşılan bir genç değildir; korunması, büyütülmesi ve geleceğe taşınması gereken kırılgan bir çiçek, bir ışık, bir umut olarak görülür. Şairin öğretmen kimliği, kitap boyunca yalnızca biyografik bir bilgi olarak kalmaz. İnsana, gençliğe, memlekete ve toplumsal acılara dönük duyarlılığın temel kaynaklarından biri hâline gelir. Bu nedenle kitapta bireysel hüzün ile toplumsal hafıza aynı çizgide ilerler. TOPLUMSAL ACILAR, DARBE YILLARI VE ŞEHİT ÖĞRETMENLER “Kör Karanlıktan Sızanlar”da sevda, hatıra ve hastalık kadar toplumsal acılar da geniş yer tutuyor. Mıdık’ın şiirlerinde 12 Eylül, demokrasi, şehit öğretmenler, ülke meseleleri ve toplumsal kırılmalar açık biçimde hissediliyor. Şair, bazı şiirlerinde bir dönemin sert siyasal atmosferini ve toplumsal yaralarını doğrudan imgelerle kuruyor. Demokrasiye dair yazdığı dizelerde ülkenin geçirdiği badireler, yıpranmış bir beden imgesiyle anlatılıyor. Şehit öğretmenlere ayrılan şiirlerde ise okul, sınıf, koridor, çocuk ve ölüm aynı acı ekseninde birleşiyor. Bu bölümler, Mıdık’ın şiirini yalnızca bireysel bir iç döküş olmaktan çıkarıyor. Kitap, bir öğretmenin tanıklık ettiği ülke acılarını, eğitim hayatının kırılganlığını ve toplumsal hafızada kapanmayan yaraları da taşıyor. GURBET, SEVDA VE YALNIZLIK Kitapta aşk ve sevda teması da güçlü biçimde yer alıyor; ancak bu sevda çoğu zaman neşeli bir kavuşma duygusuyla değil, uzaklık, yoksunluk, bekleyiş ve iç sızıyla kuruluyor. Mıdık’ın şiirlerinde sevda, insanı çoğaltan kadar eksilten, ayakta tutan kadar yaralayan bir duygudur. Şair, kimi zaman sevdiği kişiye, kimi zaman geçmişte kalan bir duyguya, kimi zaman da artık yalnızca hatıra hâline gelmiş bir varlığa seslenir. Bu seslenişlerde abartılı bir romantizmden çok, yaşanmışlığın içinden gelen kırık bir içtenlik vardır. Hastalığın ağırlaştığı şiirlerde sevda daha da kırılganlaşır. İnsan, hem yaşama hem sevdiğine hem de geride bırakacaklarına aynı anda tutunmaya çalışır. Böylece aşk, kitabın içinde yalnızca duygusal bir başlık değil; ölümle yüzleşen insanın son sığınaklarından biri hâline gelir. TİREBOLU KÜLTÜRÜNE 15. KİTAP KATKISI Tirebolu Kültür ve Yardımlaşma Derneği, “Kör Karanlıktan Sızanlar” ile kültür yayınlarına yeni bir eser daha ekledi. 1988 yılında kurulan dernek, bugüne kadar sosyal dayanışmanın yanı sıra kültür yayınlarıyla da Tirebolu’nun yazılı hafızasına katkı sundu. Derneğin ilk yayınlarından itibaren tarih, kültür ve yerel hafıza alanında ortaya koyduğu çalışmalar, “Kör Karanlıktan Sızanlar” ile şiir alanında yeni bir halkaya kavuştu. İbrahim Mıdık’ın kitabı, derneğin kültür yayınları arasında 15. eser olarak yerini aldı. Kitabın yayımlanma sürecinde Tirebolu Kültür ve Yardımlaşma Derneği çevresinden isimlerin katkısı bulunurken, editörlük çalışması İsmet Rizeli tarafından yürütüldü. Böylece Mıdık’ın yıllarca kendi içinde sakladığı şiirler, Tirebolu kültür hafızasına bırakılan kalıcı bir edebî kayıt hâline geldi. KİTABA ULAŞIM VE İMZALI TEMİN BİLGİSİ “Kör Karanlıktan Sızanlar”, Tirebolu’da doğrudan İbrahim Mıdık ile iletişime geçilerek imzalı olarak temin edilebiliyor. Kitap ayrıca Arı Sanat Yayınları ve Kitapyurdu üzerinden çevrim içi satışa sunuldu. Okurlar, esere “İbrahim Mıdık – Kör Karanlıktan Sızanlar” adı ve ISBN 978-625-93586-8-0 bilgisiyle ulaşabiliyor. Tirebolu Kültür ve Yardımlaşma Derneği de kitap temini için iletişim kanallarını açık tutuyor. Dernek aracılığıyla yapılan kitap bağışları öğrenci burs fonuna aktarılıyor. Kitap için Tirebolu’da düzenlenecek tanıtım ve imza günü programı ayrıca duyurulacak. Bu yönüyle eser, yalnızca okura ulaşan bir şiir kitabı olarak değil; aynı zamanda Tirebolu’da kültür, dayanışma ve eğitim desteği arasında bağ kuran anlamlı bir çalışma olarak da öne çıkıyor. KİTAP, BİR HAYATIN SESSİZ KAYDI OLARAK OKURUN KARŞISINDA İbrahim Mıdık, “Kör Karanlıktan Sızanlar” ile yıllarca kendine sakladığı dizeleri okura emanet ediyor. Kitapta bir öğretmenin ömrü, bir hastanın mücadelesi, bir Tirebolulunun memleket hafızası, bir insanın sevdayla, acıyla ve ölümle kurduğu bağ aynı şiir dünyasında buluşuyor. Mıdık’ın dizelerinde karanlık, tek başına bir son anlamına gelmiyor. Karanlığın içinden hatıralar, dostlar, öğrenciler, sevdalar, memleket yolları ve kelimeye sığınan insan sesi sızıyor. Bu ses bazen hastane odasında ağırlaşıyor, bazen Tirebolu’ya dönmek istiyor, bazen eski dostları anıyor, bazen de ölümün kapısında bile şiirle konuşmayı sürdürüyor. “Kör Karanlıktan Sızanlar”, hüzünlü, içli ve kişisel bir şiir kitabı olmanın yanında, Tirebolu kültür hafızasına bırakılmış güçlü bir edebî iz olarak okurla buluşuyor. Eser, insanın en zor zamanlarında bile kelimelerin bir sığınak, şiirin bir direnç ve hatıraların unutulmaya karşı sessiz bir tanıklık olabileceğini gösteriyor.

GİRESUN’DA KANSER GÜNDEMİ 6 NİSAN’DA MASAYA YATIRILACAK Haber

GİRESUN’DA KANSER GÜNDEMİ 6 NİSAN’DA MASAYA YATIRILACAK

GİRESUN’DA KANSER GÜNDEMİ 6 NİSAN’DA MASAYA YATIRILACAK Giresun Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 1. Giresun Kanser Farkındalık Sempozyumu’nu Giresun Üniversitesi Şehit Ömer Halisdemir Konferans Salonu’nda düzenleyecek. Toplantı, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası içinde yapılacak. Kentteki onkoloji altyapısı, ücretsiz tarama hizmetleri ve artan kanser yükü, sempozyumu yalnızca bir bilimsel buluşma olmaktan çıkarıp doğrudan bir halk sağlığı başlığına dönüştürüyor. Giresun Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 1. Giresun Kanser Farkındalık Sempozyumu’nu 6 Nisan Pazartesi günü Giresun Üniversitesi Rektörlüğü Şehit Ömer Halisdemir Konferans Salonu’nda gerçekleştirecek. Kurumun duyurusunda sempozyum için halka açık davet çağrısı da yer aldı. Toplantı, doğrudan kanser başlığının en kritik alanlarına odaklanıyor. Kurumsal program afişinde ilk bölümde kanser epidemiyolojisi, Giresun’daki epidemiyolojik görünüm, akciğer kanseri, prostat kanseri, meme kanseri ve hematolojik kanserler sıralandı. İkinci bölümde kanser patolojisi, radyolojide tarama yöntemleri, PET/CT kullanımı ve radyoterapi başlıkları yer aldı. Son bölüm ise kanserde hemşirelik uygulamaları, psikiyatrik yaklaşım ve beslenme oturumlarıyla tamamlandı. Bu toplantı, yalnızca hekimleri değil, hemşirelik, psikoloji ve diyetetik alanlarını da aynı zeminde buluşturuyor. Sempozyumun takvimi, Ulusal Kanser Haftası’nın tam ortasına denk geldi. Giresun İl Sağlık Müdürlüğü, Türkiye’de yılda yaklaşık 240 bin kanser vakası teşhis edildiğini, 2045 yılında bu sayının 419 bine çıkmasının beklendiğini açıkladı. Açıklamada 75 yaşına kadar her 4 kişiden 1’inin kansere yakalanacağı, her 8 kişiden 1’inin ise kanser nedeniyle hayatını kaybedeceği tahmini yer aldı. Ayrıca, akciğer, meme ve kolorektal kanserlerin hem dünyada hem Türkiye’de ilk sıralarda bulunduğu da vurgulandı. Kanserin neden bu kadar ağır bir gündem maddesi olduğu resmi verilerde de açık biçimde görülüyor. Sağlık Bakanlığı ve bağlı birimlerin yayımladığı son açıklamalarda kanser, hem dünyada hem Türkiye’de ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer aldı. Bakanlık verilerinde en sık görülen kanser türleri akciğer, meme, kolorektal, prostat ve mide olarak sıralandı. Aynı açıklamada tütün kullanımı, obezite, alkol, sağlıksız beslenme, fiziksel hareketsizlik ve bazı enfeksiyonlar temel risk başlıkları arasında gösterildi. Giresun’daki sempozyumun önemini artıran bir başka başlık da kentte son yıllarda kurulan ve büyüyen onkoloji altyapısı oldu. Giresun Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin onkoloji kliniği Ekim 2017’den bu yana hizmet veriyor. Giresun Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin onkoloji kliniğinde ; 1 hematoloji hekimi, 1 tıbbi onkoloji hekimi, 6 hemşire, 1 tıbbi sekreter ve 2 temizlik personeli bulunduğu; servisin 11 yatak kapasitesiyle yatarak kemoterapi, komplikasyon yönetimi ve destek tedavisi verdiği bilgisi yer aldı. Aynı hastanedeki kemoterapi ünitesi ise 16 yatak kapasitesiyle ayaktan kemoterapi ve çeşitli destek tedavileri yürütüyor. Hastane, kanser tanı ve tedavisinde bölgesel kapasitesini artıran adımları son yıllarda peş peşe attı. Resmi kayıtlara göre Genel Cerrahi Kliniği, Ağustos 2021’den 2023 başına kadar 110 onkolojik ameliyat gerçekleştirdi; mide, kolorektal, pankreas, karaciğer, meme, tiroid ve paratiroid kanser cerrahileri bu kapsamda sayıldı. Üroloji alanında prostat MR-TRUS füzyon biyopsi işlemi devreye alındı. Hastane açıklamasında bu yöntemle özellikle agresif prostat kanserlerinin daha yüksek doğrulukla saptanabildiği belirtildi. Aynı metinde, LINAC cihazıyla çalışacak radyasyon onkolojisi kliniğinin planlandığı ve böylece prostat kanserinde tanıdan tedaviye kadar zincirin kentte tamamlanmasının hedeflendiği ifade edildi. Sempozyum, bu nedenle yalnızca bir akademik toplantı değil, Giresun’daki mevcut sağlık kapasitesinin kamuoyuna açıldığı bir vitrin niteliği de taşıyor. Programda prostat, meme, akciğer ve hematolojik kanserlerin ayrı başlıklar halinde işlenmesi, kentte hem sık görülen hem de tarama ve erken tanıyla doğrudan ilişkili alanlara özellikle ağırlık verildiğini gösteriyor. Daha önce 2020 yılında düzenlenen “Giresun ve Kanser” sempozyumunda da kanser kayıtçılığı, taramalar, meme ve serviks kanseri tarama yöntemleri ile kolorektal kanserde erken tanı başlıkları öne çıkmıştı. Kentin sağlık idaresi, birkaç yıldır aynı hattı ısrarla sürdürüyor. Erken tanı ayağı ise doğrudan birinci basamak sağlık hizmetlerine dayanıyor. Sağlık Bakanlığı, meme, serviks ve kolorektal kanser taramalarını ücretsiz yürütüyor. Bakanlık açıklamasına göre 40-69 yaş arası kadınlara klinik meme muayenesi ve iki yılda bir mamografi, 30-65 yaş arası kadınlara beş yılda bir HPV-DNA ve smear testi, 50-70 yaş arası kadın ve erkeklere ise iki yılda bir gaitada gizli kan testi uygulanıyor; kolonoskopi de öneriliyor. Taramalar KETEM, Toplum Sağlığı Merkezleri, Sağlıklı Hayat Merkezleri, Aile Sağlığı Merkezleri ve mobil tarama araçlarında yapılıyor. Giresun’da bu hizmetin temel adreslerinden biri KETEM. İl Sağlık Müdürlüğü, merkezin Nizamiye Mahallesi Orhan Yılmaz Caddesi No: 49 Merkez/Giresun adresinde hizmet verdiğini ve iletişim numarasının (0454) 260 20 23 olduğunu yayımladı. İl Sağlık Müdürlüğü ayrıca ücretsiz taramalar için ASM, KETEM, SHM ve mobil araçlara başvuru çağrısını bu yıl da yineledi

Her Hastaya Aynı İlaç Devri Bitti Haber

Her Hastaya Aynı İlaç Devri Bitti

Kanser tedavisinde devrim niteliğinde yeni bir çağın ortasındayız. Artık bilim insanları, kanserle savaşta yalnızca dışarıdan alınan ilaçlarla yetinmeyip, bağışıklık sisteminin doğal savunma mekanizmalarını da harekete geçiriyor. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 20 milyon yeni kanser vakası tespit edilirken, 10 milyon civarında insan kanser nedeniyle yaşamını yitiriyor. Türkiye'de ise senelik 240 binden fazla yeni vaka görülmekte. Ancak bu olumsuz tablo yanında umut verici gelişmeler de yaşanıyor. Özellikle bağışıklık sisteminin en etkili hücrelerinden olan NK (Doğal Öldürücü) hücrelerine dayalı hücresel immünoterapiler, yerleşik kanser tedavi yöntemlerini değiştirmekte. Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nden Dr. Tolga Sütlü, yaptığı çalışmalarla "kanseri kendi hücrelerimizle yok etme" fikrini bilimsel zemine oturtmayı amaçlıyor. NK hücreleri, bağışıklık sisteminin doğuştan gelen ve hızlı yanıt veren bileşenleri olarak biliniyor. Bu hücrelerin kanserle savaşta kritik rol üstlendiklerini belirten Dr. Tolga Sütlü, "NK hücreleri, vücutta anormal ya da kanserli hücreleri eğitime gerek kalmadan tanıyabilen ‘katil hücrelerdir’. Bu yetenekleri sayesinde, kanserin erken aşamada yayılmasını ve nüks etmesini engelleme konusunda ciddi bir potansiyele sahipler" diyor. KANSER TEDAVİSİNDE “TEK TİP İLAÇ” DÖNEMİ SONA ERDİ Geleneksel kemoterapi ve radyoterapi yöntemlerinin yerine immünoterapiler daha fazla geçiyor. İmmünoterapi, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini tanıma ve yok etme kapasitesini artırmayı amaçlayan tedavileri tanımlıyor. Direkt kanser hücrelerini hedefleyen ilaçlar yerine, vücudun savunma mekanizmaları tekrar etkin hale getiriliyor. Bağışıklık sisteminin özel hedefleme yeteneği sayesinde, sağlıklı hücreler zarar görmeden kanser hücreleri etkisiz hale getirilebiliyor. Günümüzde, immünoterapiler genellikle bağışıklık sistemini aktive eden antikor veya sitokinlerin kullanımına dayansa da, en etkileyici ilerlemeler bağışıklık hücrelerinin tedavinin merkezine oturduğu hücresel immünoterapide görülüyor. Bu yaklaşım kanser tedavisini kişiye özel hale getirirken, Dr. Tolga Sütlü, “Artık sadece bağışıklık sistemini uyarmıyoruz, onu doğrudan hedefe yönlendiriyoruz. Hastanın kendi NK veya T hücrelerini alarak, genetik olarak kanseri hedefleyecek biçimde yeniden programlayıp geri veriyoruz. Bu hücreler, doğrudan kanser hücrelerini hedefleyip yok ediyor. Bu yöntem, her hasta için özel olarak tasarlanabiliyor.” diyor. NK hücre temelli tedaviler, hastanın kendi bağışıklık hücreleriyle başlıyor. Bu hücreler, GMP laboratuvarlarında çoğaltılıp kanser hücrelerini daha etkin tanıyacak şekilde yeniden programlanıyor. Bu yönüyle hücresel immünoterapiler, ‘herkese aynı ilaç’ döneminin sona erdiğinin açık bir göstergesi olarak kabul ediliyor. NK HÜCRELERİ KANSERE KARŞI YILLAR BOYUNCA MÜCADELE VERİYOR Antikor bazlı tedaviler zaman içerisinde vücutta etkisini yitirirken, hücresel tedaviler uzun vadeli etkiler sunabiliyor. “Antikorlar birkaç haftada etkilerini kaybeder ve tekrar uygulanmaları gerekir. Ancak bağışıklık sistemi hücreleri, vücutta uzun süre kalabilir ve kanserli hücreleri aktif olarak aramaya devam eder. Bu hücreler, kansere karşı yaşam boyu savaşmak üzere programlanıyor. Bugün, 10-20 yıl önce hücresel immünoterapi almış ve hastalıkları kontrol altında olan hastalar bulunmakta” diyen Dr. Tolga Sütlü, bu tedavilerin uzun süreli koruma potansiyeline dikkat çekiyor. Peki, NK hücre temelli immünoterapiler özellikle hangi kanser türlerinde etkili? Dr. Tolga Sütlü, bu tedavinin özellikle lösemi, lenfoma ve multiple miyelom gibi kan türü kanserlerde yüksek başarı gösterdiğini belirtiyor; “Ancak sadece bunlarla sınırlı kalmıyor. Meme, akciğer ve kolon kanseri gibi solid tümörlerde de NK hücreleriyle yüzlerce klinik çalışma yürütülüyor. Önümüzdeki yıllarda bu alanda da onaylı tedavilere şahit olacağız.” diyerek solid tümörler için de umut veriyor. YAPAY ZEKA İLE NK HÜCRELERİ DAHA ETKİN CAR-T hücreleri ve NK hücreleriyle immünoterapi yapan sınırlı sayıda merkez arasında Türkiye'de Acıbadem Üniversitesi'nin başı çektiğini vurgulayan Dr. Tolga Sütlü, melonom, lösemi ve lenfoma dahil birçok kanser türünde NK hücreleri üzerine yenilikçi çalışmalarda yer aldığını belirtiyor. Gelişmiş DNA analizleri ve yapay zeka destekli veri işleme teknikleri ile NK hücrelerini hangi hastada daha etkili olacaklarını daha iyi kestirebildiklerini söyleyen Dr. Tolga Sütlü, “Yapay zeka, bireysel hücresel tedavi geliştirme sürecini hızlandırıyor. Artık her kanser hastasına aynı şekilde yaklaşmıyoruz” diyerek, onkolojinin kişiselleştirilmiş hücresel tedaviler üzerine evrileceğini belirtiyor. Dr. Tolga Sütlü'ye göre NK hücreleriyle sürdürülen çalışmalar, kanseri vücudun kendi doğal gücüyle durdurmanın mümkün olabileceğini gösteriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nefes Al, Farkında Ol, Harekete Geç! Haber

Nefes Al, Farkında Ol, Harekete Geç!

Akciğer Kanseri Farkındalığına Dikkat! Kasım ayı, tüm dünyada dikkatleri akciğer kanserine çekmek amacıyla "Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı" olarak anılmakta, 17 Kasım ise "Akciğer Kanseri Farkındalık Günü" olarak belirlenmiştir. Akciğer kanseri, her yıl 1,69 milyon kişinin yaşamını yitirmesiyle kanser kaynaklı ölümler arasında başı çekmektedir. Bu ölümler, kolon, meme ve prostat kanserleri gibi hastalıkların toplamından daha fazladır. Tütün ve sigara kullanımı, akciğer kanseri ölümlerinin en büyük sebebidir ve dünya çapında kanser ölümlerinin yüzde 22'si ile akciğer kanseri ölümlerinin yüzde 71'ine neden olmaktadır. Akciğer kanserlerinin yüzde 70'i sigarayla doğrudan bağlantılıdır. Çevresel toksik maddeler (radon, asbest, arsenik vb.), genetik faktörler ve bazı hastalıklar da risk faktörleri arasındadır. Semptomlar genelde; geçmeyen öksürük, nefes darlığı, kanlı balgam, göğüs ağrısı, halsizlik, yorgunluk, kilo kaybı, ses kısıklığı ve sık tekrarlayan bronşit ya da zatürredir. Erken tanı, akciğer kanseri tedavisinde büyük önem taşır. Erken evre tanısı konulan hastalarda ortalama sağ kalım oranı yüzde 70 civarındadır. Multidisipliner yaklaşımlar ve ülkeye özgü risk faktörlerinin incelenmesi, erken teşhis süreçlerini güçlendirebilir. Her hastanın tedavi süreci, kanserin konumu, evresi, hastanın yaşı ve sağlık durumu gibi faktörlere göre kişiselleştirilir. Cerrahi, hedefe yönelik tedaviler, radyoterapi ve kemoterapi gibi multidisipliner yaklaşımlar mevcuttur. Etkin bir tarama yöntemi olmamakla birlikte, en etkili savunma mekanizması tütün kontrolüdür. Akciğer, vücudun oksijen ihtiyacını karşılayan başlıca solunum organıdır. Hücrelerden oluşan bu organ, gerektiğinde hücrelerin çoğalmasını sağlar. Ancak kontrolsüz hücre artışı, akciğerde kitleye ve sonuçta kansere dönüşebilir. Başlangıçta kitle büyümeye devam eder ve ileri aşamalarda diğer organlara yayılabilir. Akciğer kanseri iki ana gruba ayrılır: • Küçük Hücreli Olmayan Akciğer Kanseri (KHDAK): Bu grup, akciğer kanseri vakalarının yaklaşık %85'ini kapsar ve diğer türe göre daha yavaş ilerler. • Küçük Hücreli Akciğer Kanseri (KHAK): Bu tür, daha az yaygın olup, hızlı bir şekilde diğer organlara yayılabilir. Akciğer kanseri erkeklerde en sık, kadınlarda ise ikinci sıklıkla görülen bir kanserdir ve kanser kaynaklı ölümler arasında birinci sıradadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün (IARC) GLOBOCAN 2022 raporlarına göre, dünya genelinde her yıl yaklaşık 2,5 milyon yeni vaka ve 1,8 milyon ölüm görülmektedir. Akciğer kanseri risk faktörleri ise şu şekildedir: · Sigara, pipo, nargile gibi tütün ürünleri tüketimi, · Pasif içicilik, · Çeşitli kimyasal maddelere mesleki ya da çevresel maruziyet, · Yüksek radyasyon, · Yoğun hava kirliliği olan bölgelerde yaşam, · Ailede kanser geçmişi. Tütün dumanında kansere neden olabilecek 70’ten fazla kimyasal içeren 7000'in üzerinde madde vardır. Sigara, pipo, puro gibi modern ürünler de akciğer kanseri riskini artırabilir. İçindeki toksik maddeler, bronş epitelinde DNA hasarına yol açarak tümör oluşumunu tetikleyebilir. DSÖ'nün raporuna göre her sene 1,3 milyon insan pasif içicilik nedeniyle ölmektedir. Pasif içicilik akciğer kanserine yol açabilir ve "güvenli" bir düzeyi yoktur. Dumansız hava sahası politikaları ve ev ortamında maruziyeti azaltmak, tütün kullanımını ve dolayısıyla kanser yükünü hafifletebilir. Türkiye’de erkeklerde en yaygın görülen kanser türü trakea, bronş ve akciğer kanseri olup 49,3/100.000 oranında teşhis edilmektedir. Kadınlarda sıklık dördüncü sırada olup oran 10,8/100.000'dir. Her yıl yaklaşık 30 bin kişiye akciğer kanseri tanısı konulmakta ve 23 bin kişi bu nedenle ölmektedir. Vakaların sadece %17'si erken evrede belirlenebilirken, %24,3'ü bölgesel, %58,6'sı uzak organlara yayıldıktan sonra teşhis edilmektedir. Tanı yaşı ortalama 65'tir. Akciğer kanserinin sık görülen belirtileri: · Geçmeyen veya kötüleşen öksürük, · Kanlı balgam veya kanla karışık öksürük, · Nefes alırken artan göğüs ağrısı, · İştahsızlık, halsizlik, yorgunluk, kilo kaybı, · Ses kısılması, · Nefes darlığı, · Tekrarlayan bronşit ve/veya zatürre atakları. Erken teşhis tedavi başarısını artırır ancak semptomlar genellikle ileri evreye kadar fark edilmez. Akciğer kanseri belirtileri enfeksiyonlar veya sigara kullanımıyla karıştırılabildiği için teşhis gecikebilir. Akciğer kanseri tanısı; fizik muayene, akciğer grafisi, BT, MR, bronkoskopi ve biyopsi ile konur. Genetik mutasyon ve biyobelirteçlerin analizi için yapılan testler, kesin teşhis koymak ve kişiye uygun tedavi planı yapmak adına önem taşır. Tedavi yöntemleri hastalığın evresine, yerine, hastanın yaşına ve diğer sağlık durumlarına göre belirlenir. Cerrahi, kemoterapi, radyoterapi, hedefe yönelik terapiler ve immünoterapiler multidisipliner bir bakış açısıyla uygulanabilir. Erkeklerde yüzde 89,9, kadınlarda yüzde 43 oranında akciğer kanseri vakaları tütün kullanımı kaynaklıdır. Türkiye'de tespit edilen yıllık yaklaşık 25 bin akciğer kanseri vakası önlenebilir durumdadır. Tütünü bırakmak, her yaşta ve sağlık durumunda yararlıdır. Sigara bırakıldıktan 10 yıl sonra, akciğer kanseri riski içmeye devam edenlere göre %50 düşmektedir. Tütün alışkanlığından kurtulmak isteyen bireyler, Sağlık Bakanlığı'nın sunduğu şu hizmetlerden yararlanabilir: · ALO 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı · Sigara Bırakma Poliklinikleri · Mobil Sigara Bırakma Poliklinikleri Bu merkezlerde kanıta dayalı ilaç tedavilerine ücretsiz erişim imkânı sağlanmaktadır. Akciğer kanseri çoğunlukla belirgin semptomlar göstermediği için geç teşhis edilir, bu da tedaviyi zorlaştırır. Farkındalık yaratma, erken tanı ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesiyle akciğer kanseri önlenebilir ve erken evrede yakalanabilir. Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında herkesi; · Tütün kullanmaktan kaçınmaya, · Dumansız hava sahası politikalarına destek vermeye, · Sağlıklı yaşam tarzını benimsemeye davet ediyoruz. "Kanserle Erken Mücadele Hayat Kurtarır" "Farkında Ol, Erken Tespit Hayat Kurtarır!" "Nefes Al, Farkında Ol, Harekete Geç!" "Dumansız Nefes Sağlıklı Hayat Demektir"

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.