Hava Durumu

#Kaşıntı

giresunsonhaber - Kaşıntı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kaşıntı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Karın ağrısı ve sarılığa dikkat! O hastalıkların habercisi olabilir Haber

Karın ağrısı ve sarılığa dikkat! O hastalıkların habercisi olabilir

Karın ağrısı, bulantı, iştahsızlık ve hazımsızlık gibi şikâyetler, safra yolları ve pankreas hastalıklarının belirtisi olabiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Koray Acarlı, özellikle sarılık, açıklanamayan kilo kaybı ve sırta yayılan ağrı gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı. İSTANBUL (İGFA) - Karın ağrısı ve sindirim sorunları, bazen ciddi safra yolları ve pankreas hastalıklarının işareti olabiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Koray Acarlı, safra yolu daralmaları, safra yolu kanserleri, pankreas kanseri ve akut pankreatitin belirtileri ile tedavi süreçlerine ilişkin uyarılarda bulundu. Safra yollarındaki daralmaların ameliyatlar, iltihabi hastalıklar, taşlar veya tümörler nedeniyle gelişebileceğini belirten Acarlı, safra akışının engellenmesi durumunda sarılık, kaşıntı, koyu renkli idrar ve açık renkli dışkı görülebileceğini ifade etti. ATEŞ, KARIN AĞRISI VE SARILIK BİRLİKTEYSE DİKKAT! Safra yolu taşlarının safra akışını engelleyerek ciddi enfeksiyonlara yol açabileceğini kaydeden Acarlı, karın ağrısına ateş, titreme ve sarılığın eşlik etmesi durumunda acil tıbbi değerlendirme gerektiğini belirtti. Tedavide gecikmenin enfeksiyonun kana yayılması gibi ciddi sonuçlara neden olabileceği uyarısında bulundu. Safra yolu kanserlerinde ise tümörün bulunduğu bölgenin ve yayılımının tedavi seçeneklerini belirlediğini aktaran Acarlı, uygun hastalarda cerrahi müdahalenin değerlendirilebildiğini, diğer durumlarda ilaç tedavileri ve safra akışını sağlamaya yönelik girişimlerin uygulanabildiğini bildirdi. PANKREAS KANSERİ ERKEN DÖNEMDE BELİRTİ VERMEYEBİLİR Pankreas kanserinin erken evrelerde belirgin şikâyetlere yol açmayabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Koray Acarlı; açıklanamayan kilo kaybı, iştahsızlık, üst karın bölgesinden sırta yayılan ağrı, sarılık ve yeni ortaya çıkan diyabetin dikkate alınması gerektiğini söyledi. Akut pankreatitin ise aniden başlayan, sırta yayılabilen şiddetli karın ağrısı, bulantı ve kusmayla kendini gösterebildiğini belirten Acarlı, safra taşlarının hastalığın önemli nedenleri arasında bulunduğunu ifade etti. Safra yolları ve pankreas hastalıklarında belirtilerin birbirine benzeyebildiğini vurgulayan Prof. Dr. Acarlı, tanı sürecinde muayene, kan testleri ve uygun görüntüleme yöntemlerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Acarlı, özellikle açıklanamayan sarılık, ateşle birlikte görülen karın ağrısı, şiddetli ve geçmeyen ağrı ile istemsiz kilo kaybı yaşayan kişilerin sağlık kuruluşuna başvurmasının önem taşıdığını belirtti.

Kaşıntı yalnızca bir cilt sorunu olarak ele alınmamalı! Haber

Kaşıntı yalnızca bir cilt sorunu olarak ele alınmamalı!

Kaşıntının yalnızca ciltte yaşanan bir sorun olmadığını belirten uzmanlar, stres ve duygusal durumlarla da yakından ilişkili olabildiğini söyledi. İSTANBUL (İGFA) - Klinik Psikolog Cumali Aydın, egzamada kaşıntı ve kaşıma davranışının stres, duygusal durum ve beyin mekanizmalarıyla ilişkisi ile oluşan kısır döngünün nasıl yönetilebileceğini ve psikoterapinin bu süreçteki rolü hakkında açıklamalarda bulundu. Egzamada kaşıntının, çoğu zaman yalnızca derideki bir yangının sonucu gibi görünse de, aslında bedenle zihnin birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğu bir sürecin parçası olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Stres anlarında salgılanan kortizol ve benzeri stres hormonları, bağışıklık sistemini ve deri bariyerini doğrudan etkileyerek kaşıntıyı tetikleyebilir ya da şiddetlendirebilir.” dedi. Kişi yoğun bir kaygı ya da üzüntü yaşadığında egzamasının alevlendiğini hatırlatan Aydın, “Tam tersi biçimde, şiddetli kaşıntı da kişinin ruh hâlini bozarak sinirlilik, karamsarlık ve öfke gibi duygusal değişimlere yol açar. Bu karşılıklı etkileşim, kaşıntının neden sadece bir ‘cilt sorunu’ olarak ele alınmaması gerektiğini açıkça gösterir; duygusal durum ile cilt belirtileri aynı madalyonun iki yüzüdür.” şeklinde konuştu. KAŞIMA DAVRANIŞI TEKRARLANDIKÇA OTOMATİKLEŞİYOR! Kaşıntı başladığında beynin, kaşıma eylemini bir rahatlama yolu olarak devreye soktuğunu kaydeden Aydın, “Ancak bu rahatlama çok kısa sürer ve kaşıma, deride mikrotravmalar yaratarak kaşıntıyı daha da artırır.” dedi. Böylece ‘kaşıntı–kaşıma–daha çok kaşıntı’ şeklinde tanımlanan kısır döngünün ortaya çıktığını ifade eden Aydın, şunları söyledi: “Bu döngüde beyin, kaşımanın verdiği kısa süreli hazla ödüllendirilir ve dopamin salınımıyla pekiştirilir; yani kaşıma davranışı zamanla bağımlılık benzeri bir dürtü hâline gelir. Başlangıçta iradeyle durdurulabilen bu davranış, tekrarlar arttıkça otomatikleşir ve kişi ‘artık kendimi durduramıyorum’ demeye başlar. Nitekim kronik kaşıntı hastalarında beyindeki ödül ve motor bölgelerinin aşırı aktif hâle geldiği, bunun da dürtünün kontrol edilmesini giderek zorlaştırdığı gösterilmiştir.” UTANÇ VE SUÇLULUK, KAŞINTIYI YENİDEN TETİKLEYEBİLİYOR! ‘Kaşımamak gerektiğini biliyorum ama kendimi durduramıyorum’ ifadesinin, kişinin aslında ne yapması gerektiğini bilmesine rağmen davranışını durduramadığı, yani irade ile dürtü arasında sıkıştığı bir tabloya işaret ettiğini aktaran Aydın, “Psikolojik açıdan bu durum, dürtü kontrolünün zayıfladığı ve kaşıma davranışının obsesif-kompulsif spektrumda değerlendirilebilecek bir hâl aldığı anlamına gelir.” dedi. Kişinin kaşıdıktan sonra utanç, suçluluk ve pişmanlık hissettiğine değinen Aydın, “Bu duygular da yeni bir stres dalgası yaratarak kaşıntıyı tekrar tetikler. Dolayısıyla bu kişinin yaşadığı şey basit bir ‘alışkanlık’ değil, duygusal ve bedensel belirtilerin birbirini beslediği bir kısır döngüdür. Klinik değerlendirmede bu döngünün farkında olmak, kişiyi suçlamak yerine döngüyü kırmaya odaklanmayı gerektirir.” ifadelerini kullandı. STRES VE KAŞINTI BİRBİRİNİ BESLEYEN BİR KISIR DÖNGÜ OLUŞTURUYOR! Stres, kaygı ve öfke gibi duyguların kaşıntıyı ve kaşıma davranışını belirgin biçimde artırabildiğine işaret eden Aydın, “Stres anında hipotalamus-hipofiz-adrenal ekseni harekete geçer; salgılanan maddeler derideki sinir uçlarını ve bağışıklık hücrelerini uyararak kaşıntıyı doğrudan şiddetlendirir. Öte yandan kaşıntı ve kaşıma da kişide gerginlik, uykusuzluk ve sosyal geri çekilme yaratarak ruhsal yükü artırır.” dedi. Böylece psikolojik belirtilerin fiziksel belirtileri, fiziksel belirtilerin de psikolojik belirtileri beslediğini ve bir kısır döngü oluşturduğunu yineleyen Aydın, bu döngüyü anlamanın, tedavide hem cilde hem de duygulara aynı anda müdahale etmenin neden gerekli olduğunu gösterdiğini söyledi. Psikoterapinin, kaşıntı–kaşıma döngüsünün duygusal ve davranışsal bileşenlerine müdahale ederek bu döngüyü kırmaya yardımcı olduğuna dikkat çeken Cumali Aydın, “Bilişsel-davranışçı terapi (BDT), kişinin kaşıma dürtüsünü tetikleyen düşünce ve duyguları fark etmesini ve alternatif tepkiler geliştirmesini sağlar.” dedi.

İklim Krizi Alerjiyi Tetikliyor: Hastalıklar Hızla Artıyor Haber

İklim Krizi Alerjiyi Tetikliyor: Hastalıklar Hızla Artıyor

Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Dr. Nurhan Sayaca, 4-10 Nisan Dünya Alerji Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, iklim değişikliği, şehirleşme, hava kirliliği, yaşam tarzındaki değişiklikler ve kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesinin alerjik hastalıkların görülme sıklığını arttırdığına dikkat çekti. İklim değişikliği nedeniyle yükselen sıcaklıklar, mevsimsel alerjisi olan kişilerin daha uzun bir süre boyunca daha fazla polene maruz kalmasını sağlıyor. Bu durum alerjenlerin havada kalma süresini uzatıyor ve alerji şikayetlerini arttırıyor. Günümüzde çocukların yaklaşık üçte birinde, yetişkinlerin ise önemli bir kısmında alerjik hastalıklara rastlanıyor. En yaygın görülen alerjik hastalıklar; alerjik rinit (saman nezlesi), alerjik astım, ürtiker, atopik dermatit (egzema), arı alerjileri ve bazı gıda alerjileridir. Alerjik rinit hastalarının genellikle burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırık, gözlerde kaşıntı ve sulanma, astım hastalarında ise nefes darlığı, öksürük ve hırıltılı solunum gibi belirtiler görülüyor. Bu şikâyetlerin özellikle ilkbahar aylarında ya da ev tozu gibi alerjenlere maruz kalındığında artıyor. Alerjide doğru tanı, doğru tedavi planı için temel adımdır Tanı sürecine ilişkin bilgi veren Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Dr. Nurhan Sayaca, alerji tanısında hastanın şikâyetlerinin ve öyküsünün dikkatle değerlendirilmesinin büyük önem taşıdığını açıkladı. Bunun yanında deri prick testleri ve bazı kan testleri ile kişinin hangi alerjenlere karşı duyarlılık geliştirdiğinin belirlenebildiğini, doğru tanının doğru tedavi planı için temel adım olduğunu vurguladı. Alerjik hastalıkların tedavisine de değinen Sayaca, üç temel yaklaşım bulunduğunu belirtti. İlk olarak alerjene maruziyetin azaltılmasının, yani korunma önlemlerinin önemine dikkat çeken Sayaca, ikinci aşamada ilaç tedavilerinin uygulandığını söyledi. Üçüncü ve en etkili yöntemlerden birinin ise alerji aşıları olarak bilinen immünoterapi olduğunu ifade eden Sayaca, bu tedavinin alerjik hastalıkların seyrini değiştirebilen ve uzun vadede kalıcı iyileşme sağlayabilen tek yöntem olduğunu dile getirdi. Alerji aşıları bağışıklık sistemini yeniden eğitiyor Alerji aşısının nasıl uygulandığına ilişkin de bilgi veren Sayaca, bu tedavinin bağışıklık sistemini yeniden eğitmeyi amaçladığını anlattı. Hastaya alerjisi olduğu maddeye karşı çok küçük dozlarla başlanarak düzenli aralıklarla artan miktarlarda alerjen verildiğini belirten Sayaca, bu sayede bağışıklık sisteminin zamanla o maddeye karşı aşırı tepki vermemeyi öğrendiğini söyledi. Tedavi süresinin genellikle 3 ila 5 yıl arasında değiştiğini ifade eden Sayaca, düzenli uygulandığında birçok hastada şikâyetlerin belirgin şekilde azaldığını, bazı hastalarda ise tamamen ortadan kalkabildiğini aktardı. Ayrıca bu tedavinin astım gelişme riskini azaltma gibi uzun vadeli faydalarının da bulunduğunu ekledi. Kimler alerji aşısı olabilir? Kimlerin alerji aşısı olabileceğine ilişkin açıklamalarda bulunan Sayaca, öncelikle alerjinin testlerle net olarak ortaya konulması gerektiğini belirtti. Özellikle polen, ev tozu akarı, küf mantarı veya arı alerjisi bulunan ve ilaç tedavisine rağmen şikâyetleri devam eden hastalarda bu yöntemin düşünülebileceğini ifade eden Sayaca, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde uygulanabildiğini söyledi. Alerji aşısı oldukça güvenlidir ancak her hastaya uygulanamaz Toplumda alerji aşılarıyla ilgili yanlış bilinenlere de değinen Sayaca, en sık karşılaşılan yanlış inanışın bu tedavinin çok riskli olduğu yönünde olduğunu dile getirdi. Oysa uzman hekim kontrolünde ve uygun hastalarda uygulandığında alerji aşılarının oldukça güvenli olduğunu vurgulayan Sayaca, bir diğer yanlış bilginin ise her alerji hastasına bu tedavinin uygulanabileceği düşüncesi olduğunu ifade etti. Sayaca, bu nedenle mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiğini söyledi. Alerji belirtilerini hafife almayın Son olarak alerji hastalarına önerilerde bulunan Sayaca, alerji belirtilerinin hafife alınmaması gerektiğini vurguladı. Alerjiye neden olan faktörlerin mümkün olduğunca azaltılmasının önemine dikkat çeken Sayaca, ev tozu alerjisi olanların ev temizliğine özen göstermesi gerektiğini, polen alerjisi bulunan kişilerin ise yoğun polen dönemlerinde açık havada uzun süre kalmamaya dikkat etmesi gerektiğini belirtti. Doktor önerisi dışında ilaç kullanılmaması gerektiğini ifade eden Sayaca, uzun süren veya yaşam kalitesini olumsuz etkileyen şikâyetlerde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini sözlerine ekledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.