Hava Durumu

#Kapsül Haber Ajansı

giresunsonhaber - Kapsül Haber Ajansı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kapsül Haber Ajansı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

TEMA Vakfı’ndan Orman ve Su Uyarısı Haber

TEMA Vakfı’ndan Orman ve Su Uyarısı

TEMA Vakfı, Dünya Ormancılık Günü ve Orman Haftası ile Dünya Su Günü kapsamında yaptığı açıklamada, insan faaliyetleri nedeniyle giderek derinleşen orman kaybı ve su yoksunluğunun başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere en çok kırılgan toplulukları etkilediğine dikkat çekti. TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, suyu ve ormanları korumanın toplumsal eşitliği ve ekonomik dayanıklılığı da korumak anlamına geldiğini vurguladı. Ormanlar ve su varlıkları, yaşamın sürekliliğini sağlayan ekosistemlerin temelini oluştururken, ekonomik yaşamın görünmez altyapısını ve toplumsal refahın güvencesini de sağlıyor. Ancak bugün, gezegenimizin yaşanabilirliği için vazgeçilmez olan bu doğal varlıklar hiç olmadığı kadar baskı altında. Artan nüfus ve insan kaynaklı iklim krizinin etkileri, ormanlar ile su varlıklarını giderek daha kırılgan hale getiriyor. Büyük resme baktığımızda ise acilen önleyici adımların atılması gerekiyor. Birleşmiş Milletler bu yıl, Ormancılık Haftası’nın da başlangıcı olan 21 Mart Dünya Ormancılık Günü’nün temasını "Ormanlar ve Ekonomiler", 22 Mart Dünya Su Günü’nün temasını ise "Su ve Cinsiyet" olarak belirledi. Bu iki tema, ormanlar ve su varlıklarının doğal sistemlerin bir parçası olduğunu yeniden hatırlatırken, toplumsal eşitliğin ve ekonomik refahın temelini de oluşturduklarına dikkat çekiyor. Dünyada 45 milyon insan geçimini ormanlardan sağlıyor Karbon depolamadan iklimin düzenlenmesine, toprağın korunmasından su üretimine kadar sayısız ekosistem hizmeti sunan ormanlar, aynı zamanda insan refahı ve ekonomik yaşamın ana bileşenlerinden biri. Dünya genelinde 45 milyon insan geçimini doğrudan ormanlardan sağlarken, milyarlarca insanın yaşamı, ormanların sağladığı gıdaya ve düzenlediği su döngüsüne bağlı olarak sürüyor. Tüm bu hizmetlerin ekonomik karşılığını hesaplamak ise mümkün bile değil. Ancak küresel ölçekte orman kaybı hız kesmeden devam ediyor. 1990–2025 yılları arasında dünyada yaklaşık 489 milyon hektar orman alanı yok edildi. Son 10 yılda ise her yıl yaklaşık 11 milyon hektar, Türkiye’nin Akdeniz Bölgesi kadar, doğal orman alanı kaybedildi. Yangınların yol açtığı tahribatlar giderek artarken son 20 yılda yangınlardan zarar gören orman alanı iki katına çıktı. Orman kaybı su güvencesini de zayıflatıyor Ormanların zayıflaması sadece ekolojik bir kayıp değil, su güvenliği açısından da ciddi bir risk oluşturuyor. Çünkü ormanlar su döngüsünün önemli bir parçasını oluşturuyor; havzaları koruyor, yağışları ve suyun kalitesini artırıyor, kuraklık ve taşkın riskini azaltıyor. TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, ormanların korunmasının yaşamın sürdürülebilirliği açısından kritik önem taşıdığına dikkat çekerek şunları söyledi: "Ormanlar yalnızca ağaçlardan ibaret olmayan; suyun sürekliliğini sağlayan, ekonomiyi ayakta tutan ve yaşamı mümkün kılan doğal sistemlerdir. Ormanlar zayıfladığında su güvenliği de zayıflar. Bu nedenle ormanları korumak, suyu ve yaşamın devamlılığını da korumak demektir." Su yoksunluğu en çok kadınları ve çocukları etkiliyor Suyun coğrafi bölgelere ve ülkelere dağılımı konusunda görülen eşitsizlikler ise toplumsal yaşamda daha da derinleşiyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyada kadınlar ve kız çocukları her gün yaklaşık 250 milyon saatlerini su bulmak ve taşımak için harcıyor. Bu durum eğitimden kopuş, ekonomik dışlanma ve zaman yoksulluğu gibi eşitsizlikleri derinleştiren sonuçlar doğuruyor. İklim krizinin etkileriyle artan kuraklık, su kıtlığı ve aşırı hava olayları da özellikle kırılgan toplulukların yaşam koşullarını daha da zorlaştırıyor. Bu duruma ilişkin değerlendirmede bulunan Deniz Ataç, "Su yoksunluğu, bir eşitsizlik krizidir. Suya erişimin zorlaştığı her yerde bakım yükünü en çok kadınlar ve kız çocukları üstleniyor; eğitimden, çalışma hayatından ve yaşam fırsatlarından feragat etmek zorunda kalıyorlar. Oysa suya erişim bir ayrıcalık değil, temel bir insan hakkıdır. Aynı iklim koşullarına sahip toplumlar arasında suya erişim yönetsel nedenlerle üç kata kadar değişebiliyorsa bu bize su yoksunluğunun çözümünde sadece altyapıya değil, adil ve katılımcı yönetime de odaklanmamız gerektiğini gösterir." ifadelerini kullandı. Dünya "su iflası" riskiyle karşı karşıya Birleşmiş Milletler Üniversitesi Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü tarafından yayımlanan yeni bir rapor ise dünyanın artık, “küresel su iflası” olarak tanımlanan yeni bir döneme girdiğini ortaya koyuyor. Rapora göre insanlık nehirleri, gölleri ve yer altı su varlıklarını doğanın kendini yenileyebileceğinden çok daha hızlı tüketiyor ve birçok su sistemi geri dönülmesi zor bir eşik noktasına yaklaşıyor. Ataç, endişe verici bu tabloya karşı uyarıda bulundu: "Tatlı su varlığı azalan Dünyamız küresel bir su iflası riskiyle karşı karşıya. Ormanları korumadan ise su güvencesini sağlamak mümkün değil." "Doğal varlıkların korunması, birbirini tamamlayan bütüncül politikalarla mümkün" Deniz Ataç, su güvencesinin sağlanabilmesi için suyun alınıp satılan bir kaynak olarak görülmesinden vazgeçilmesinin, orman ekosistemlerinin korunmasının, su havzalarının bütüncül bir yaklaşımla yönetilmesinin ve suya erişimin temel bir insan hakkı olarak ele alınmasının büyük önem taşıdığını söyledi: "İklim krizine karşı yaşanabilir bir gelecek için orman kaybını durduracak politikaların güçlendirilmesi, su varlıklarının doğanın yenilenme kapasitesini gözeten bir anlayışla yönetilmesi ve su yönetiminde kadınların ve yerel toplulukların karar alma süreçlerine etkin katılımının sağlanması gerekiyor. Doğal varlıkların korunması, su güvencesinin sağlanması ve toplumsal eşitsizliklerin azaltılması ancak birbirini tamamlayan bütüncül politikalarla mümkün." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yumurta Üretimi Rekor Seviyeye Ulaştı Haber

Yumurta Üretimi Rekor Seviyeye Ulaştı

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı Kümes Hayvancılığı Üretimi verilerine göre Türkiye’de tavuk yumurtası üretimi Ocak ayında önemli bir artış gösterdi. TÜİK verilerine göre Ocak ayında tavuk yumurtası üretimi 1 milyar 902 milyon 299 bin adet olarak gerçekleşti. Böylece yumurta üretimi 2022 yılından bu yana en yüksek seviyesine ulaşmış oldu. Türkiye Yumurta Üreticileri Merkez Birliği (YUM-BİR) Başkanı İbrahim AFYON, açıklanan verilerin sektörün üretim kapasitesinin artarak güçlü şekilde devam ettiğini ortaya koyduğunu belirterek üretimdeki artışın hem sektör hem de tüketiciler açısından önemli bir gösterge olduğunu ifade etti. Açıklanan verilere göre tavuk yumurtası üretimi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 15,1 oranında artış kaydetti. Üretimde aylık bazda da artışın sürdüğü görülüyor. Bir önceki ay 1 milyar 860 milyon 594 bin adet olan yumurta üretimi Ocak ayında yüzde 2,2 artarak 1 milyar 902 milyon 299 bin adede yükseldi. ÜRETİMDEKİ ARTIŞ DİKKAT ÇEKİYOR Son dönemde yumurta üretiminde dönemsel dalgalanmalar yaşansa da açıklanan verilerin sektörün üretim gücünü koruduğunu gösterdiğini belirten YUM-BİR Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim AFYON, “Ocak ayında üretimin 1,9 milyar adedi aşması, Türkiye’nin yumurta üretim kapasitesinin sürdürülebilirliğine işaret ediyor. Bu seviyenin son yılların en yüksek üretim rakamlarından biri olması, güçlü üretim altyapımız sayesinde yumurtada arz güvenliğinin sürdürüldüğünü ortaya koyarken üretimdeki artışın piyasadaki dengelerin korunmasına da katkı sağladığını gösteriyor. Yumurta yüksek besin değerine sahip temel gıdalar arasında yer alıyor ve dengeli beslenme açısından önemli bir protein kaynağı olarak öne çıkıyor. Üretimdeki istikrarlı artış seyri, tüketicilerin kısa bir dönem uygun fiyatlı ve kaliteli protein kaynaklarına erişimini desteklerken, üretim tarafının sürdürülebilirliğini tehdit etmektedir. Bu durum yumurta sektörünün gıda arzı açısından stratejik bir rol üstlendiğini de ortaya koyuyor” dedi. TÜRKİYE YUMURTA ÜRETİMİNDE GÜÇLÜ ÜLKELER ARASINDA Türkiye’nin yumurta üretiminde dünyada önemli üretici ülkeler arasında yer aldığını ve sektörün hem iç pazarın ihtiyacını karşılayacak kapasiteye sahip olduğunu hem de ihracat potansiyelini koruduğunu ifade eden YUM-BİR Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim AFYON, “Yumurta üretiminde güçlü bir üretim altyapısına sahibiz. Açıklanan veriler, sektörümüzün üretim kapasitesini koruduğunu ve üretimde istikrarın sürdüğünü gösteriyor. Bu durum hem iç piyasadaki arz güvenliği hem de sektörün sürdürülebilirliği açısından önemli bir gösterge” dedi. AFYON, açıklanan TÜİK verilerinin Türkiye’de yumurta üretiminin dönemsel dalgalanmalar gösterebilse de güçlü bir üretim altyapısına dayandığını ortaya koyduğunu belirterek, ocak ayında ulaşılan 1,9 milyar adetlik üretim seviyesinin sektörün üretim kapasitesinin sürdüğünü gösterdiğini ve üretimdeki bu seviyenin piyasa dengeleri açısından da önemli bir gösterge niteliği taşıdığını ifade etti. DEĞİŞEN KÜRESEL DENGELERDE TÜRKİYE’NİN ÜRETİM GÜCÜSon dönemde dünyada değişen dengelerin Türkiye’nin gıda üretimindeki stratejik konumunu bir kez daha ortaya koyduğunu belirten AFYON, “Rakibimiz olan birçok ülke çeşitli tarım ve gıda ürünlerinde ihracat kısıtlamalarına giderken Türkiye’de üretim gücü sayesinde arz fazlası oluşabilmektedir. 2024 yılında yüzde 133, 2025 yılında yüzde 115 seviyesinde gerçekleşen yeterlilik oranımızın 2026 yılında yeniden yüzde 130 seviyelerine ulaşması bekleniyor. Bu da iç tüketim karşılandıktan sonra ihracatımızı yeniden eski seviyelerine rahatlıkla taşıyabileceğimiz anlamına geliyor. Özellikle altını çizmek isterim ki ihracat, gıda arz güvenliği ve üretim artışının en önemli sigortalarından biridir” dedi.ARZ FAZLASI İHRACAT VE GIDA SANAYİİNDE DEĞERLENDİRİLMELİArz fazlasının üretim artışından kaynaklanmasının sektör açısından daha sağlıklı bir tablo ortaya koyduğunu ifade eden AFYON, bu ürünlerin ihracat ve gıda sanayii aracılığıyla değerlendirilmesinin üreticinin sürdürülebilir şekilde üretim yapmasını güvence altına aldığını belirtti.RAMAZAN’DA ÜRETİCİDEN TÜKETİCİYE DESTEKAFYON ayrıca, devletin enflasyonla mücadele sürecine sektör olarak destek verdiklerini ifade ederek, “Ramazan ayında vatandaşlarımızın yumurtaya daha uygun fiyatlarla ulaşabilmesi için üretici tarafı önemli bir fedakârlık göstermiştir. Bu süreçte üreticilerin desteğini tüketiciye en doğru şekilde ulaştıran tüketici dostu perakende zincirlerine de teşekkür ediyoruz” dedi.YUMURTAYA YÖNELİK YANLIŞ ALGILARA DİKKATYumurtaya yönelik yanlış algılara da değinen AFYON, tüketicilere şu mesajı verdi: “Halkımız, tazelik ve temizlik kriterleri sağlandığı sürece tüm yumurtaları gönül rahatlığıyla tüketebilir. Farklı renkler veya çeşitli sıfatlarla pazarlanan yumurtalar arasında besin değeri açısından temel bir fark bulunmamaktadır. Bu tarz sınıflandırmalara itibar edilmemesi gerekir. Bu vesileyle de altını çizmek isterim ki, Ramazan ayında sofralarda sıkça yer alan yumurta, yüksek besin değeri sayesinde uzun süre tok tutan önemli bir gıdadır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çin Otomotiv Pazarında Lider Değişti: Geely, BYD’yi Geride Bıraktı Haber

Çin Otomotiv Pazarında Lider Değişti: Geely, BYD’yi Geride Bıraktı

Çin otomotiv sektöründe rekabet giderek kızışırken, Geely Auto 2026 yılının ilk iki ayında satışlarda BYD’yi geride bırakarak Çin’in en çok araç satan otomobil üreticisi konumuna yükseldi. Şirketin açıkladığı verilere göre Geely, ocak ve şubat aylarında toplam 476 bin 327 araç satışı gerçekleştirerek geçen yılın aynı dönemine göre %1’lik artış kaydetti. Elektrikli araç pazarının güçlü oyuncularından BYD ise aynı dönemde ciddi bir satış düşüşü yaşadı. Şirketin satışları yıllık bazda %35’in üzerinde gerileyerek 400 bin 241 adet seviyesinde kaldı. Geely’nin Geniş Ürün Yelpazesi Avantaj Sağladı Analistlere göre Geely’nin satışlarda öne geçmesinde geniş model yelpazesi ve ürün çeşitliliği önemli rol oynadı. Çinli milyarder Li Shufu tarafından kontrol edilen şirket, hem içten yanmalı motorlu hem de elektrikli araç üretimiyle farklı tüketici segmentlerine hitap ediyor. Geely; Zeekr, Lynk & Co ve Galaxy gibi markalar altında hem benzinli hem de elektrikli araç üretmeye devam ediyor. Bu strateji, ekonomik belirsizliklerin arttığı bir dönemde tüketicilere daha fazla seçenek sunarak satışları destekledi. Şirket verilerine göre Geely’nin elektrikli araç satışları da yıllık bazda %10,1 artarak 241 bin 740 adede ulaştı. Vergi Teşviklerinin Azalması BYD’yi Etkiledi BYD’nin satışlarındaki düşüşte elektrikli araçlara yönelik vergi teşviklerinin azaltılması önemli bir etken olarak görülüyor. Çin’de elektrikli araç satın alan tüketiciler daha önce %10’luk satın alma vergisinden muaf tutuluyordu. Ancak 2026 itibarıyla bu teşvik kısmen kaldırılarak %5’lik vergi uygulanmaya başlandı. Bu teşvikin ise 2028 yılına kadar tamamen kaldırılması planlanıyor. Uzmanlara göre bu politika değişikliği, ekonomik yavaşlama ve gelirlerdeki baskı ile birleşince elektrikli araç talebinde düşüşe yol açabiliyor. Çin Otomotiv Pazarında Daralma Beklentisi Küresel finans kuruluşları da Çin otomotiv pazarı için 2026 yılına ilişkin temkinli tahminler paylaşıyor. Deutsche Bank, Çin’de otomobil satışlarının bu yıl yaklaşık %5 düşebileceğini öngörüyor. UBS ise pazarın %2 daralabileceğini tahmin ediyor. Bu tahminlerin arkasında ise üretim fazlası, teşviklerin azalması ve fiyat rekabeti gibi faktörler bulunuyor. Geely Fiyat Savaşından Uzaklaşıyor Çin otomotiv sektöründe son yıllarda yaşanan yoğun fiyat rekabeti, birçok üreticinin maliyetinin altında satış yapmasına kadar varan bir rekabet ortamı oluşturdu. Pekin yönetimi bu durumu “involution” yani sürdürülebilir olmayan fiyat rekabeti olarak tanımlıyor ve sektörün daha dengeli bir yapıya kavuşması için adımlar atıyor. Geely Auto’nun araç geliştirme ve satış birimi başkanı Jerry Gan Jiayue, şirketin fiyat indirimleri yerine teknolojiye yatırım yapacağını açıkladı. Şirketin odak noktaları arasında: araç menzilinin artırılması daha hızlı şarj teknolojileri güvenlik ve kalite geliştirmeleri yer alıyor. Geely’den Teknoloji Yatırımı Geely, Aralık ayında Zhejiang eyaletinin Ningbo kentinde 2 milyar yuan (yaklaşık 290 milyon dolar) değerinde yeni bir otomotiv güvenlik test merkezi kurdu. Şirketin kurucusu ve yönetim kurulu başkanı Li Shufu, açılış töreninde yaptığı açıklamada Geely’nin agresif fiyat indirimlerinden uzaklaşarak teknolojik yenilik ve kalite odaklı bir rekabet stratejisi izleyeceğini söyledi. Küresel Markalara Sahip Bir Otomotiv Grubu Geely Auto’nun bağlı olduğu Zhejiang Geely Holding Group, küresel otomotiv sektöründe önemli yatırımlara sahip. Grup: Volvo Cars’ın sahibi Mercedes-Benz üreticisi Daimler’de hissedar konumunda bulunuyor. BYD İhracatla Büyümeyi Hedefliyor İç pazarda yaşanan düşüşe rağmen BYD, küresel pazarlara yönelmeye hazırlanıyor. Şirketin marka ve halkla ilişkiler genel müdürü Li Yunfei, BYD’nin 2026 yılında %24 artışla 1,3 milyon araç ihracatı hedeflediğini açıkladı. Bu stratejiyle şirketin uluslararası pazarlarda büyümeyi hızlandırması bekleniyor. Çin Otomotiv Sektöründe Rekabet Yeni Bir Döneme Giriyor Çin dünyanın en büyük otomobil pazarı olmaya devam ederken, sektör içindeki rekabet de giderek daha sert hale geliyor. Geely’nin satışlarda BYD’yi geçmesi, elektrikli araç odaklı stratejilerin yanı sıra ürün çeşitliliğinin de rekabette belirleyici olabileceğini gösteriyor. Analistlere göre 2026 yılı, Çin otomotiv sektöründe liderlik yarışının yeniden şekillendiği bir yıl olabilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

DENİZLERİN AKCİĞERLERİ TÜKENİYOR: HER 30 DAKİKADA BİR FUTBOL SAHASI YOK OLUYOR Haber

DENİZLERİN AKCİĞERLERİ TÜKENİYOR: HER 30 DAKİKADA BİR FUTBOL SAHASI YOK OLUYOR

DENİZLERİN AKCİĞERLERİ ALARM VERİYOR: DENİZ ÇAYIRLARI HER YIL YÜZDE 2–7 ORANINDA YOK OLUYOR 1 Mart Dünya Deniz Çayırları Günü kapsamında yapılan değerlendirmeler, deniz ekosistemlerinin temel yaşam alanlarından biri olan deniz çayırlarının küresel ölçekte ciddi baskı altında olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmalara göre dünya genelinde deniz çayırlarının her yıl yüzde 2 ila 7’si yok olurken, bu kaybın yıllık ekonomik maliyetinin 42 milyar dolara kadar çıkabileceği öngörülüyor. Tropikal yağmur ormanlarından 35 kata kadar daha hızlı karbon emme kapasitesine sahip olan deniz çayırları; iklim değişikliğiyle mücadele, biyolojik çeşitliliğin korunması ve balıkçılık açısından kritik rol üstleniyor. Buna karşın artan farkındalık çalışmalarına rağmen bu hassas habitatlar hâlâ savunmasız durumda. Akdeniz’de 11,6 Milyar Dolarlık Ekosistem Değeri Son bilimsel çalışmalar, Akdeniz’deki deniz çayırı ekosistem hizmetlerinin yıllık değerinin yaklaşık 11,6 milyar dolar olduğunu gösteriyor. Ülkeler bazında İtalya en yüksek, Slovenya en düşük ekonomik değere sahipken, Türkiye kıyılarındaki deniz çayırlarının yıllık ekonomik değeri 276,6 milyon dolar olarak hesaplanıyor. Bu hesaplamalara; balık stokları, karbon tutma, kıyı koruma ve biyolojik çeşitlilik gibi ekosistem servisleri de dâhil ediliyor. BM: Her 30 Dakikada Bir Futbol Sahası Kadar Alan Yok Oluyor 2020 tarihli Birleşmiş Milletler raporuna göre, dünyada her 30 dakikada bir futbol sahası büyüklüğünde deniz çayırı alanı kaybediliyor. Bu tablo üzerine BM, farkındalığı artırmak amacıyla 2022 yılında 1 Mart’ı Dünya Deniz Çayırları Günü ilan etti. Sözen: “Korumak Mümkün, Yenilemek Neredeyse İmkânsız” Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Suat Sözen, deniz çayırlarının korunmasının gelecek nesillere karşı bir sorumluluk olduğunu vurguladı. Sözen, “Yeniden ekim yapıldığında deniz çayırları yılda sadece 1 cm büyüyebiliyor. Kaybedilen alanları yenilemek neredeyse imkânsız; ancak mevcut alanları korumak mümkün” dedi. Sözen ayrıca, TÜDAV iş birliğiyle yürütülen “Denizlerin Geleceği: Deniz Çayırları” projesiyle haritalama, koruma ve atık temizliği çalışmalarının sürdüğünü ifade etti. Öztürk: “Türkiye Kıyılarında Yılda 6 Milyar Litre Oksijen” TÜDAV Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk, özellikle Posidonia oceanica türünün önemine dikkat çekerek, “Ülkemiz kıyılarındaki deniz çayırları metrekarede günde 16 litreye kadar oksijen üretiyor. Türkiye kıyılarında deniz çayırlarının yaklaşık 90 bin ton karbonu bağlama kapasitesi bulunuyor; bu da 70 bin otomobilin yıllık emisyonuna denk” dedi. Öztürk, Akdeniz’de deniz çayırlarının son 50 yılda yüzde 35 oranında gerilediğini belirterek acil koruma çağrısı yaptı. Kaynak: KAHA – Kapsül Haber Ajansı

1 Milyar 200 Milyon Muayene! Sağlıkta Rekor mu, Tükeniş mi? Haber

1 Milyar 200 Milyon Muayene! Sağlıkta Rekor mu, Tükeniş mi?

Türkiye’de son dönemde açıklanan “85 milyonluk ülkede 1 milyar 200 milyon muayene” verisi, sağlık sisteminin ulaştığı yoğunluğu gözler önüne serdi. Ancak uzmanlara göre bu tablo yalnızca erişilebilirliğin değil, aynı zamanda sistem üzerindeki baskının da göstergesi. Sahim-Sen Genel Başkanı Özlem Akarken, muayene sayılarındaki artışın sağlık çalışanlarının omuzlarına binen yükü görünür kıldığını belirtti. Son günlerde kamuoyunda sıkça dile getirilen “85 milyonluk ülkede 1 milyar 200 milyon muayene” verisi, sağlık sisteminin erişim kapasitesini gösteren bir istatistik olmanın ötesinde; hizmet kalitesi, hekim başına düşen hasta sayısı, randevu süreleri ve sağlık çalışanlarının artan iş yükü açısından yeni bir tartışma başlatmış durumda. Sahim-Sen Genel Başkanı Özlem Akarken, muayene sayısındaki artışın tek başına başarı göstergesi olarak sunulamayacağını belirterek, “Bu sayı, sağlık çalışanlarının olağanüstü fedakârlığının göstergesidir. Ancak aynı zamanda sistemin üzerindeki baskının da açık bir göstergesidir.” Dedi. Dakikalarla Sınırlanan Muayeneler Artan başvuru sayıları nedeniyle hekim başına düşen hasta sayısının yükseldiğine dikkat çeken Özlem Akarken, randevu sürelerinin daralmasının hizmet kalitesini doğrudan etkilediğini ifade ederek, “Bir hastaya ayrılan sürenin 5-10 dakikaya sıkıştığı bir düzende; detaylı değerlendirme, koruyucu hekimlik ve nitelikli iletişim zarar görür. Bu durum hem hasta memnuniyetini hem de çalışan sağlığını etkiler.” Açıklamasını yaptı. İş Yükü Artıyor, Tükenmişlik Derinleşiyor Yüksek muayene sayılarının yalnızca hekimleri değil; hemşireleri, teknikerleri, sosyal hizmet uzmanlarını ve tüm sağlık kurum çalışanlarını etkilediğini vurgulayan Akarken, sistemin ekip yükü üzerine kurulu olduğunu belirterek, “Sağlık hizmeti bir bütündür.” Dedi. Aynı zamanda artan yoğunluğun tüm meslek gruplarına yansıdığına dikkat çekerek, tükenmişlik sendromu, mesleki motivasyon kaybı ve hata risklerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı. “Sağlıkta Artık Nitelik Konuşulmalı” Sağlık sisteminde artan muayene sayıları ve yoğunluk tartışmaları sürerken, Sahim-Sen yapısal dönüşüm çağrısında bulundu. Sendikaya göre “85 milyonluk ülkede 1 milyar 200 milyon muayene” verisi yalnızca erişimi değil, aynı zamanda artan iş yükünü ve kalite üzerindeki baskıyı da gösteriyor. Bu nedenle sistemin nicelik odaklı değil, sürdürülebilirlik ve hizmet kalitesi merkezli yeniden ele alınması gerektiği vurgulanıyor. Koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi, randevu planlamasının bilimsel kriterlerle düzenlenmesi, hekim ve sağlık kurum çalışanı sayısının artırılması ile iş yükünü azaltacak organizasyonel iyileştirmelerin hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Özlem Akarken, “1 milyar 200 milyon muayene bir sayı olabilir; ancak asıl mesele bu hizmetin ne kadar nitelikli, güvenli ve sürdürülebilir olduğudur. Sağlıkta artık nicelik değil, nitelik konuşulmalıdır.” Dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sağlık Turizmi 2025’te 3 Milyar Dolar Eşiğini Aştı Haber

Sağlık Turizmi 2025’te 3 Milyar Dolar Eşiğini Aştı

Türkiye, sağlık turizmi sektöründe dünya genelinde en hızlı büyüyen ülkeler arasında yer alırken medikal turizm alanında ise, uluslararası hastaların tedavi için tercih ettiği ülkeler arasında ilk beşte yer alıyor. Medikal Estetik Hekimi Dr. Asel Seda Bal: “Sağlık turizmi yalnızca bir sağlık hizmeti değil, aynı zamanda Türkiye için güçlü bir hizmet ihracatı ve döviz girdisi alanı” dedi. Türkiye, sağlık turizminde büyümesini sürdürürken, sektör 2025’te hem ziyaretçi sayısı hem de gelir tarafında 3 milyar dolar bandına yerleşti. Uluslararası Sağlık Hizmetleri AŞ’nin (USHAŞ) yayımladığı verilere göre, 2025 yılında sağlık hizmeti almak amacıyla Türkiye’yi ziyaret eden kişi sayısı 1 milyon 398 bin 580’e ulaşırken, sağlık turizmi geliri 3 milyar 22 milyon 452 bin dolar olarak gerçekleşti. Medikal Estetik Hekimi Dr. Asel Seda Bal, söz konusu performansın klasik turizme kıyasla daha yüksek katma değer üreten bir ihracat kalemi olduğunu belirterek, “Sağlık turizmi, doğrudan sağlık harcamasının yanı sıra konaklama, ulaşım ve şehir içi tüketimle çarpan etkisi yaratıyor. Bu nedenle ekonomi yönetimi açısından ‘nitelikli döviz geliri’ üreten stratejik bir alan” dedi. Dr. Bal, sektörde rekabetin sürdürülebilirliği için fiyatlamanın disiplinli ve şeffaf yürütülmesi gerektiğini vurgulayarak, “Kur hareketleriyle fırsatçı fiyatlama kısa vadede gelir gibi görünse de, orta vadede talebi başka destinasyonlara kaydırabilir. Türkiye’nin rekabet zemini uygun fiyattan çok; klinik kalite, hasta güveni ve sonuç başarısıdır” değerlendirmesinde bulundu. Türkiye’nin genel turizm gelirindeki yükselişin, sağlık turizmine de zemin oluşturduğuna işaret eden Dr. Bal, TÜİK’in açıkladığı verilere göre 2025’te turizm gelirinin 65,2 milyar dolara yükseldiğini hatırlatarak, “Bu ölçek içinde sağlık turizmi, kişi başı harcaması yüksek bir segment olarak öne çıkıyor. Ürün çeşitliliği (medikal, estetik, diş, göz, saç ekimi, rehabilitasyon) ve hizmet standardı korunursa payın büyümesi mümkün” diye konuştu. Dr. Bal, uluslararası hastaların en çok talep gösterdiği alanlar arasında burun estetiği, yüz gençleştirme uygulamaları, vücut şekillendirme işlemleri ve saç ekiminin yer aldığını belirterek, “Planlı süreç, kısa bekleme süresi, deneyimli ekip ve sonuç odaklı yaklaşım Türkiye’nin tercih edilirliğini artırıyor” ifadelerini kullandı. Sektörün ekonomiye katkısı artıyor Türkiye, son yıllarda hızla büyüyen sağlık turizmi sektörüyle hizmet ihracatında önemli bir gelir kalemi oluştururken, özellikle estetik ve medikal uygulamalardaki uluslararası talep sektörün ekonomik katkısını artırıyor. Küresel ölçekte sağlık hizmetlerine erişim maliyetlerinin yükselmesi ve bekleme sürelerinin uzaması, hastaları alternatif ülkelere yönlendirirken; Türkiye, güçlü sağlık altyapısı, deneyimli hekim kadrosu ve hızlı hizmet kapasitesiyle öne çıkıyor. Uzmanlara göre sektör, önümüzdeki dönemde hem hasta sayısı hem de kişi başı harcama açısından büyüme potansiyelini koruyor. Hizmet ihracatında güçlü artış Medikal Estetik Hekimi Dr. Asel Seda Bal, Türkiye’nin sağlık turizminde dünyanın en hızlı büyüyen ülkeleri arasında yer aldığını belirterek, sektörün ekonomik boyutuna dikkat çekti. Bal, “Sağlık turizmi, Türkiye açısından klasik turizmden farklı olarak yüksek katma değer üreten bir alan. Tedavi için gelen hastalar hem sağlık hizmeti alıyor hem konaklama, ulaşım ve turizm harcamalarıyla ekonomiye çok yönlü katkı sağlıyor” dedi. Türkiye’nin sağlık hizmeti ihracat gelirlerinin son yıllarda önemli ölçüde arttığını ifade eden Bal, özellikle estetik ve medikal uygulamaların sektörün büyümesinde belirleyici rol oynadığını kaydetti. Estetik ve medikal uygulamalar öne çıkıyor Uluslararası hastaların en çok tercih ettiği alanlar arasında burun estetiği, yüz gençleştirme uygulamaları, vücut şekillendirme işlemleri ve saç ekiminin bulunduğunu belirten Bal, Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Amerika’dan yoğun talep geldiğini söyledi. Bal, “Hastalar Türkiye’yi yalnızca fiyat avantajı için değil, yüksek kalite, deneyimli hekimler ve kısa sürede planlanabilen tedavi süreçleri nedeniyle tercih ediyor. Bu durum Türkiye’yi estetik ve medikal uygulamalarda küresel bir merkez haline getiriyor” diye konuştu. Fiyat rekabeti ve sürdürülebilir büyüme Sektörde sürdürülebilir büyüme için fiyat dengesinin korunması gerektiğini vurgulayan Bal, döviz kurundaki dalgalanmalar ve bazı merkezlerde uygulanan yüksek fiyat politikalarının rekabet gücünü zayıflatabileceğini ifade etti. Bal, “Avrupa’daki bazı ülkelerde fiyatların Türkiye’ye yaklaşması, maliyet avantajının tek başına yeterli olmayacağını gösteriyor. Türkiye’nin rekabet gücü uygun fiyatın ötesinde kalite, güven ve hasta memnuniyetine dayanmalı” değerlendirmesinde bulundu. Yüksek katma değerli turizm modeli Sağlık turizminin kişi başı harcama açısından klasik turizmin üzerinde gelir sağladığını belirten Bal, tedavi süreci ile turizm deneyiminin birlikte sunulmasının Türkiye’ye önemli bir avantaj kazandırdığını söyledi. Bal, “Sağlık turizmi, yüksek katma değer üreten yapısıyla Türkiye’nin hizmet ihracatında stratejik alanlardan biri haline geldi. Doğru fiyat politikası, kalite standardının korunması ve uluslararası tanıtım faaliyetleriyle sektörün büyümesi hızlanacaktır” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

SARSILMAZ WDS 2026’da Yeni Nesil Silah Sistemlerini Tanıtacak Haber

SARSILMAZ WDS 2026’da Yeni Nesil Silah Sistemlerini Tanıtacak

Türkiye'nin savunma sanayii liderlerinden SARSILMAZ, 8-12 Şubat tarihleri arasında Suudi Arabistan'da düzenlenecek World Defense Show (WDS) 2026'ya katılacak. Şirket, özellikle 25 mm TRM Topu gibi yeni nesil silah sistemlerini uluslararası kullanıcılara ve karar vericilere tanıtmayı amaçlamakta. 140 yılı aşkın bir geçmişe sahip olan SARSILMAZ, bugün Türkiye'nin yanı sıra 80'den fazla ülkeye ihracat yapmakta ve askeri-güvenlik kuvvetlerine silah sistemleri geliştiren öncü bir savunma firması olarak öne çıkmakta. AR-GE odaklı üretim anlayışı ve geniş ürün yelpazesi ile dikkat çeken SARSILMAZ, bir ordunun ihtiyaç duyabileceği kapsamlı çözümlerle WDS 2026'da olacak. Şirket, fuar vesilesiyle Suudi Arabistan'ın savunma sanayii kurumları SAMI ve GAMI ile mevcut iş birliklerini daha da ileri götürmeyi hedefliyor. SARSILMAZ Dış Ticaret Genel Müdürü M. Nuri Kızıltan şunları söyledi: “WDS, Orta Doğu pazarındaki konumumuzu pekiştirmek adına stratejik bir fırsat sunuyor.” SARSILMAZ Dış Ticaret Genel Müdürü M. Nuri Kızıltan, fuarla ilgili değerlendirmesinde şu sözleri kaydetti: “World Defense Show, yalnızca ürün sergileme alanı değil, savunma sanayiinde uzun vadeli iş birliklerinin kurulduğu stratejik bir platform. Bu etkinlikte, farklı bölgelerin taleplerine uygun sistemlerimizi kullanıcılarla birebir buluşturmayı hedefliyoruz. Özellikle Suudi Arabistan başta olmak üzere, Orta Doğu pazarındaki mevcut iş birliklerimizi derinleştirmeyi ve yeni projeler için zemin hazırlamayı amaçlıyoruz.” Fuar boyunca, her türlü iklim ve operasyonel koşulda güvenle test edilmiş sistemlerini sergileyecek olan SARSILMAZ, TUSAŞ ile ortak TR Mekatronik tarafından geliştirilen 25 mm TRM Topu'nun yanı sıra farklı kalibrelerde ağır makineli tüfekler, piyade tüfekleri ve SAR9 tabanca ailesinin yeni modellerini de sergileyecek. SARSILMAZ, güvenlik güçlerinin farklı operasyonel gereksinimlerine yönelik geliştirdiği 12.7 mm SAR 127 MT, 7.62 mm SAR 762 MT makineli tüfeklerini, 7.62x39 SAR15T ve 7.62x51 MPT76 piyade tüfeklerini uluslararası kullanıcılara tanıtacak. World Defense Show 2026'ya, yaklaşık 80 ülkeden 800'e yakın şirketin katılımı, 440'tan fazla resmi heyetin de fuarı ziyaret etmesi bekleniyor. Etkinliğin 106 bini aşkın ziyaretçi ve 950'nin üzerinde kayıtlı medya mensubu tarafından takip edilmesi öngörülüyor. Bu açıdan WDS, dünya çapında önemli bir iş birliği ve iletişim platformu olma özelliği taşıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.