Hava Durumu

#Kahverengi Kokarca

giresunsonhaber - Kahverengi Kokarca haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kahverengi Kokarca haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

TMO FINDIKTA KAPILARI DAHA FAZLA AÇTI: KOTA YÜZDE 30 ARTIYOR Haber

TMO FINDIKTA KAPILARI DAHA FAZLA AÇTI: KOTA YÜZDE 30 ARTIYOR

TMO FINDIKTA KAPILARI DAHA FAZLA AÇTI: KOTA YÜZDE 30 ARTIYOR, GÜNLÜK ALIM 4 BİN TONU AŞTI Toprak Mahsulleri Ofisi, serbest piyasada fındık fiyatlarının TMO seviyelerinin belirgin biçimde altında kalmasının tartışıldığı bir dönemde alım sistemini üretici lehine genişletti. İlçe verim ortalamaları yüzde 30 artırılacak, düşük kotası bulunan üretici en az 100 kilogram/dekar üzerinden ürün teslim edebilecek. TMO’nun günlük fiili alımı 4 bin tonu aşarken, yaklaşık 100 bin üretici 205 bin ton fındık için randevu oluşturdu. Alım kapasitesindeki bu genişlemenin üreticinin alternatif satış kanalını güçlendirmesi nedeniyle serbest piyasadaki fiyat oluşumu üzerinde de etkili olup olmayacağı yakından izlenecek. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), 17 Eylül 2026 tarihli açıklamasıyla fındık alımlarında uygulanan sistemde önemli düzenlemelere gitti. Kurum, düzenlemelerin fındık piyasasında istikrarın sağlanması ile üreticilerin pazarlama, depolama ve finansman ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla yapıldığını bildirdi. TMO'nun açıkladığı rakamlar, kamu alımının ulaştığı ölçeği de ortaya koydu. 24 Ağustos'ta 17 noktada başlayan fındık alımları 55 noktaya ve 75 ekibe çıktı. İş yerlerinde günlük 5 bin tonun üzerinde randevu verilirken, günlük fiili alım miktarı 4 bin tonun üzerine ulaştı. Bugüne kadar yaklaşık 100 bin üretici 205 bin ton fındık için randevu oluşturdu. ÜRETİCİNİN EN ÇOK TARTIŞTIĞI KOTA YÜZDE 30 ARTIRILIYOR Yeni düzenlemenin üretici açısından en önemli bölümlerinden biri kamuoyunda "kota" olarak bilinen ilçe verim ortalamaları oldu. TMO'nun açıklamasına göre; İl/İlçe Tarım ve Orman Müdürlükleri koordinasyonunda Ziraat Odaları, Ticaret Borsaları, İhracatçı Birlikleri, üniversiteler, Fiskobirlik ve diğer ilgili kurumların katıldığı komisyonların çotanak sayımlarına göre belirlediği ilçe verim ortalamaları daha önce yüzde 20 artırılmıştı. TMO şimdi yüksek verim alan üreticilerden gelen talepleri dikkate alarak artış oranını yüzde 30'a çıkaracağını açıkladı. KOTASI DÜŞÜK KALANA 100 KİLOGRAM/DEKAR GÜVENCESİ Düzenleme yalnızca yüzde 30'luk artışla sınırlı değil. Yapılan artışın ardından kotası hâlâ 100 kilogram/dekarın altında kalan ilçelerdeki üreticilerin TMO'ya teslim edebileceği miktar 100 kilogram/dekara tamamlanacak. ÇKS'ye ilçe verim ortalamasının 160 kilogram/dekar üzerinde girildiği üreticilerde ise TMO, sisteme girilen miktar kadar ürün almaya devam edecek. Böylece yüksek verim elde ettiği halde ilçe ortalaması nedeniyle ürününün tamamını TMO'ya yönlendirmekte zorlanan üreticiler açısından alım imkânı genişletilmiş olacak. TMO 255 TL, SERBEST PİYASADA MAKAS AÇIK Düzenlemenin zamanlaması fındık piyasası açısından ayrıca önem taşıyor. TMO, 2026 ürünü için 50 randıman esasına göre Giresun kalite fındığı 255 TL/kg, Levant kaliteyi 250 TL/kg üzerinden alıyor. Buna karşılık 17 Eylül tarihli piyasa haberlerinde Giresun'da kalite ve alıcıya göre farklı rakamlar görülüyor; bazı kaynaklarda Levant kalite için 175-185 TL bandı, bazı piyasa derlemelerinde ise Giresun kalite için yaklaşık 195-205 TL bandı bildiriliyor. Dolayısıyla "185 TL" bütün Giresun fındığı için tek ve resmî piyasa fiyatı olarak değil, belirli kalite ve alıcılarda görülen bir seviye olarak değerlendirilmelidir. Bu rakamlarla TMO'nun alım fiyatı ile bazı serbest piyasa fiyatları arasında kilogram başına 50-70 TL'ye ulaşabilen farklar oluşabiliyor. KOTA GENİŞLEDİKÇE ÜRETİCİNİN PAZARLIK GÜCÜ ARTABİLİR Yeni düzenlemenin piyasa açısından asıl önemi burada ortaya çıkıyor. Kotasının yetersiz olması veya teslimat imkânının sınırlı kalması nedeniyle ürününü serbest piyasaya yönlendirmek durumunda kalan üreticinin TMO'ya satabileceği miktarın yükselmesi, üreticinin satış alternatifini genişletebilir. TMO'nun günlük 4 bin tonun üzerinde fiili alım yapması ve 205 bin tonluk randevu talebine ulaşması da kamu alımının piyasadaki ağırlığının arttığını gösteriyor. Bunun 185 TL civarındaki özel sektör alımlarını kesin olarak yukarı çekeceğini söylemek için ise henüz erken. Ancak üreticinin TMO'ya daha fazla ürün teslim edebilmesi, düşük fiyat veren alıcılara satış zorunluluğunu azaltabileceğinden serbest piyasadaki fiyat oluşumu üzerinde yukarı yönlü baskı yaratabilecek bir unsur olarak değerlendirilebilir. Fiyatın bundan sonraki yönünü TMO'ya gerçekleşen fiili teslimatın yanı sıra ihracat talebi, piyasaya gelen ürün miktarı, kalite ve randıman belirleyecek. RANDEVU SORUNU: TMO “AYNI GÜN TESLİM” DİYOR TMO, randevu konusunda da kapasitenin artırıldığını bildirdi. Kurumun açıklamasına göre birçok alım noktasında üreticiler talep ettikleri güne kolaylıkla randevu alabiliyor ve ürünlerini aynı gün içerisinde teslim edebiliyor. 55 alım noktası ve 75 ekiple sürdürülen sistemde günlük 5 bin tonun üzerinde randevu kapasitesine ulaşılması, kota artışıyla birlikte daha fazla ürünün TMO kanalına yönelmesine imkân sağlayabilecek. ÜRETİCİ GİDEMEZSE YAKINI FINDIĞI TESLİM EDEBİLECEK TMO, hasattan sonra memleketinden ayrılmak zorunda kalan üreticiler için de yeni kolaylık sağladı. Ürünün esas olarak üreticinin kendisi tarafından teslim edilmesi kuralı devam ederken, üretici artık birinci veya ikinci derece yakınına vekâlet vererek fındığını TMO'ya teslim ettirebilecek. Bu düzenleme özellikle hasat sonrasında başka şehirlerdeki işine veya ikametine dönmek zorunda kalan üreticilerin TMO alım fiyatından yararlanabilmesi açısından önem taşıyor. KOKARCA NEDENİYLE ÇÜRÜK ORANI GÜNDEMDE TMO açıklamasında kahverengi kokarcanın fındık üzerindeki etkisine de ayrı bölüm ayırdı. Çürük iç fındık için kabul edilen oran 2022 yılında yüzde 3'ten yüzde 5'e, 2024 yılında ise azami yüzde 7'ye yükseltilmişti. Kurum, kahverengi kokarca popülasyonundaki artış karşısında bahçe bakımını düzenli gerçekleştiren üreticilerin mağduriyetinin azaltılmasının amaçlandığını belirtirken, sınırın daha fazla yükseltilmesinin uzun süreli depolamada sağlam ürünleri de etkileyerek stoklarda kalite ve değer kaybına neden olabileceğine dikkat çekti.

DÜNYA TARIM GÜNÜ’NDE FINDIĞA KÜRESEL MESAJ: BİLGİ, TEKNOLOJİ VE DOĞRU YÖNETİM Haber

DÜNYA TARIM GÜNÜ’NDE FINDIĞA KÜRESEL MESAJ: BİLGİ, TEKNOLOJİ VE DOĞRU YÖNETİM

DÜNYA TARIM GÜNÜ’NDE FINDIĞA KÜRESEL MESAJ: BİLGİ, TEKNOLOJİ VE DOĞRU YÖNETİM ÖNE ÇIKIYOR Her yıl 9 Eylül’de anılan Dünya Tarım Günü, bu yıl da gıda güvenliği, iklim değişikliği, su kaynakları, verimlilik ve teknolojik dönüşüm tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Şili merkezli tarımsal bilgi platformu PlanetNuts’un mesajında özellikle fındık, ceviz, badem ve kestane üretiminde bilgiye dayalı yönetim, üreticinin doğru zamanda doğru karar vermesi ve bahçelerin değişen koşullara hazırlanması gerektiği vurgulandı. Fındıkta dünyanın en önemli üreticisi Türkiye açısından ise bu yaklaşım, verimlilikten zararlılarla mücadeleye kadar birçok başlıkta doğrudan önem taşıyor. TARIMDA ARTIK SADECE ÜRETMEK YETMİYOR PlanetNuts, Dünya Tarım Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda tarımı “dünyayı besleyen ve bilgi, deneyim ve yenilikle birlikte gelişen bir faaliyet” olarak tanımladı. Platform, üreticilerin ve tarım profesyonellerinin daha verimli, etkin ve günümüz tarımının risklerine karşı daha hazırlıklı bahçeler oluşturabilmeleri için güncel teknik bilgiye erişimin önemine dikkat çekti. Mesajda özellikle üç unsur öne çıktı: ürünü ve bitkiyi doğru tanımak, ihtiyaçları ortaya çıkmadan öngörebilmek ve bölgesel koşullara uygun yönetim stratejileri uygulamak. Bu yaklaşım, modern tarımda verim artışının yalnızca gübre veya ilaç kullanımına değil; iklim, toprak, sulama, hastalık-zararlı takibi ve doğru zamanlamanın birlikte yönetilmesine bağlı olduğunu ortaya koyuyor. Dünya Tarım Günü, 9 Eylül tarihinde birçok ülkede üreticilerin emeğini ve tarımın gıda güvenliği açısından önemini hatırlatmak amacıyla anılıyor. FAO’nun Paraguay’daki çalışmalarında da gün, tarımla hayatını sürdüren üreticilerin emeğini görünür kılan bir tarih olarak tanımlanıyor. 2026 yılında Şili’de Amerikan Tarım İşbirliği Enstitüsü IICA da günü; iklim değişikliği, suya erişim, toprakların korunması, yeni teknolojiler ve tarımsal rekabet gücü başlıklarıyla değerlendirdi. FINDIKTA ŞİLİ’NİN HIZLI YÜKSELİŞİ DİKKAT ÇEKİYOR PlanetNuts’un Dünya Tarım Günü mesajının Türkiye ve özellikle Karadeniz için dikkat çekici taraflarından biri, platformun çalışma alanları arasında fındığın da bulunması. 2022 yılında kurulan PlanetNuts; badem, ceviz, kestane ve Avrupa fındığı üzerine teknik içerik üreten çok disiplinli bir tarım platformu olarak faaliyet gösteriyor. Şili’de Avrupa fındığı son yılların en hızlı büyüyen meyve türlerinden biri haline geldi. Şili Tarım Politikaları ve Araştırma Ofisi ODEPA’nın verilerine göre fındık bahçelerinin alanı 2020’de 24 bin 430 hektarken 2025’te 49 bin 264 hektara ulaştı. Beş yıllık dönemde yaklaşık 24 bin 800 hektarlık artış yaşandı ve yıllık ortalama büyüme oranı yüzde 15’in üzerine çıktı. Sektör kaynaklarında ise 2026 itibarıyla yeni dikimlerle birlikte fındık alanlarının yaklaşık 70 bin hektara ulaştığı belirtiliyor. PlanetNuts Direktörü José Pablo Correa, Şili’de fındık sektörünün son beş yılda belirgin biçimde hızlandığını; ülkenin iklim, toprak, teknik bilgi ve mekanizasyon avantajları sayesinde dünya üretiminde giderek daha güçlü bir konuma geldiğini ifade ediyor. ŞİLİ ARTIK TÜRKİYE’NİN ARDINDAN EN ÖNEMLİ ÜRETİCİLERDEN Uluslararası Kuruyemiş ve Kuru Meyve Konseyi INC’nin 2025/26 sezonuna ilişkin verileri, küresel üretimdeki değişimi daha net gösteriyor. Raporda Türkiye’nin fındık üretimi yaklaşık 246 bin ton kabuklu eşdeğeri düzeyinde verilirken, Şili’nin üretimi 53 bin tonun üzerine çıkıyor. Aynı tabloda ABD yaklaşık 48 bin ton, Çin 35 bin ton ve İtalya 28 bin ton seviyesinde yer alıyor. Şili’de düzenlenen 2026 PlanetNuts Day Avellanos etkinliğinde de ülkenin artık dünya fındık sektöründeki en önemli üretim merkezlerinden biri haline geldiği vurgulandı. Ferrero’nun Şili iştiraki AgriChile’nin yöneticileri, özellikle La Araucanía ve güney bölgelerinde yeni üretim alanlarının büyüme potansiyeline dikkat çekti. Ancak hızlı büyümenin beraberinde yeni sorunlar getirdiği de görülüyor. Sektör uzmanları Şili’de üretim alanlarının işleme ve sanayi kapasitesinden daha hızlı büyüdüğünü, bu nedenle kurutma, kırma, depolama ve işleme altyapısının da eş zamanlı geliştirilmesi gerektiğini belirtiyor. TÜRKİYE İÇİN EN KRİTİK BAŞLIKLAR: VERİMLİLİK VE ZARARLILAR Türkiye küresel fındık üretimindeki lider konumunu sürdürüyor ancak sektör açısından yalnızca toplam üretim miktarı değil, birim alandan alınan verim ve ürün kalitesi giderek daha belirleyici hale geliyor. Uluslararası sektör değerlendirmelerinde iklim değişikliği, kuraklık ve bitki hastalıklarının yanında kahverengi kokarca, fındık kurdu ve farklı zararlı türlerinin fındık üretimindeki en önemli riskler arasında yer aldığı belirtiliyor. INC’nin Türkiye-AB Fındık İşbirliği toplantısına ilişkin raporunda da kahverengi kokarca başta olmak üzere zararlıların üretim üzerinde giderek daha fazla baskı oluşturduğu kaydediliyor. Bu nedenle PlanetNuts’un “her karar önemlidir” yaklaşımı Türkiye’de de doğrudan karşılık buluyor. Bahçenin fenolojik gelişiminin izlenmesi, yağış ve don risklerinin takibi, bitki besleme programlarının toprak ve yaprak analizlerine göre oluşturulması, zararlıların erken dönemde tespit edilmesi ve hasat sonrası bakımın ihmal edilmemesi üretimin sürdürülebilirliği açısından önem kazanıyor. GİRESUN AÇISINDAN MESAJ DAHA DA ÖNEMLİ Giresun’da fındık yalnızca bir tarım ürünü değil, kırsal ekonominin ana gelir kaynaklarından biri. Bu nedenle küresel sektörde hızla büyüyen Şili gibi yeni üretici ülkelerin teknoloji, sulama, mekanizasyon ve bahçe yönetimine yaptığı yatırımlar Karadeniz için de yakından izlenmesi gereken bir gelişme olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin sahip olduğu yetiştiricilik kültürü ve Giresun kalite fındığının marka değeri önemli avantajlar olsa da önümüzdeki dönemde rekabetin yalnızca üretim miktarı üzerinden yürümeyeceği görülüyor. Dekara verim, randıman, ürün standardı, izlenebilirlik, zararlı ve hastalıklarla mücadele, işleme teknolojisi ve ihracatta sürdürülebilir kalite daha fazla belirleyici olacak. PlanetNuts’un Dünya Tarım Günü mesajı da bu noktada ortak bir gerçeğe işaret ediyor: geleceğin tarımında üreticinin deneyimi kadar bilgiye erişim, erken uyarı, bilimsel veri ve doğru yönetim belirleyici olacak. DÜNYA TARIM GÜNÜ’NÜN ANA MESAJI: ÜRETİCİYİ GELECEĞE HAZIRLAMAK Tarım sektörü bugün yalnızca artan nüfusu besleme sorumluluğuyla değil; su kaynaklarının azalması, toprak kaybı, iklim değişikliği, yeni hastalık ve zararlılar ile artan üretim maliyetleriyle de karşı karşıya. IICA’nın 2026 Dünya Tarım Günü değerlendirmesinde su yönetimi, iklim değişikliği, teknoloji, gençlerin tarımda tutulması ve uluslararası rekabet önümüzdeki dönemin temel sorunları arasında sıralandı. Bu tablo içinde fındık sektörü de daha bilimsel, ölçülebilir ve veriye dayalı üretim modeline yöneliyor. Şili’nin hızla büyüyen fındık üretimi Türkiye için doğrudan bir tehdit olarak değil, küresel pazarda rekabetin yönünün değiştiğini gösteren önemli bir işaret olarak değerlendirilebilir. Türkiye ve Giresun’un üstünlüğünü koruyabilmesinin yolu ise geleneksel üretim bilgisini modern tarım teknolojileriyle birleştirmekten geçiyor. KAYNAK: PlanetNuts, FAO, IICA, ODEPA, International Nut and Dried Fruit Council (INC), AgriChile/Ferrero Hazelnut Company.

UFK BAŞKANI ŞENOCAK’TAN FINDIKTA KÖKLÜ MODEL ÖNERİSİ Haber

UFK BAŞKANI ŞENOCAK’TAN FINDIKTA KÖKLÜ MODEL ÖNERİSİ

UFK BAŞKANI ŞENOCAK’TAN FINDIKTA KÖKLÜ MODEL ÖNERİSİ: DÜZ OVA İLE EĞİMLİ ARAZİ AYRILMALI TÜRKİYE’NİN DÜNYA FINDIĞINDAKİ PAYI YÜZDE 58’E KADAR GERİLEDİ Ulusal Fındık Konseyi Başkanı Cem Şenocak, Türkiye’nin dünya fındık üretimindeki ağırlığının son 40 yılda gerilediğine dikkat çekerek fındık politikasında köklü değişiklik istedi. Şenocak’ın yıllardır savunduğu modelin temelinde, Giresun ve Ordu başta olmak üzere sarp ve eğimli arazilerde üretim yapan çiftçi ile makineli tarım yapılabilen düz ovalardaki üreticinin aynı destek sistemi içinde değerlendirilmemesi bulunuyor. Tarım ve Orman Bakanlığı verileri de Türkiye’nin 2023 itibarıyla dünya fındık üretimindeki payının yüzde 58’e kadar gerilediğini gösteriyor. Ulusal Fındık Konseyi Başkanı Cem Şenocak’ın 27 Ağustos 2026 tarihinde yaptığı fındık değerlendirmesi, yalnızca yeni sezon fiyatına ilişkin bir açıklama olmaktan çok Türkiye’nin yaklaşık 40 yıllık fındık politikasına yönelik kapsamlı bir değişiklik önerisi içeriyor. Şenocak, Türkiye’nin dünya fındık pazarındaki payının geçmişte yüzde 80-85 seviyelerinde bulunduğunu ancak zaman içinde yüzde 60’ın altına gerilediğini belirterek, Türkiye’nin üretim alanı büyürken dünya pazarındaki ağırlığının azalmasına dikkat çekti. İtalya, Azerbaycan ve Gürcistan’ın yanı sıra ABD ve özellikle Şili’de fındık üretiminin genişlediğini söyleyen Şenocak, Türkiye’nin üretim politikasının arazi yapısına göre yeniden düzenlenmesini istedi. RESMİ VERİ DE YÜZDE 60’IN ALTINI GÖSTERİYOR Şenocak’ın Türkiye’nin dünya fındık üretimindeki payının yüzde 60’ın altına düştüğü yönündeki açıklaması, Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı TEPGE’nin verileriyle de örtüşüyor. TEPGE’nin 2025 tarihli Sert Kabuklu Meyveler Ürün Raporu’nda, FAO verilerine göre 2023 yılında dünyada yaklaşık 1,1 milyon ton fındık üretildiği, Türkiye’nin 650 bin ton üretimle ilk sırada bulunduğu ve dünya üretiminin yüzde 58’ini gerçekleştirdiği belirtiliyor. Aynı yıl İtalya 103 bin ton, ABD 85 bin ton, Azerbaycan 75 bin ton ve Şili 66 bin ton üretime ulaştı. Daha dikkat çekici veri ise üretim alanı ile verim arasındaki fark. Türkiye 2023 yılında yaklaşık 747 bin hektar fındık alanına sahipti. Dünya toplam fındık alanı yaklaşık 1 milyon 78 bin hektardı. Buna rağmen Türkiye’de dekara fındık verimi 87 kilogramda kalırken dünya ortalaması yaklaşık 104 kilogram seviyesindeydi. Bu tablo, Türkiye’nin dünyadaki fındık alanlarının çok büyük bölümüne sahip olmasına rağmen aynı üstünlüğü verimlilikte sağlayamadığını ortaya koyuyor. ŞENOCAK: 750 BİN HEKTARIN 500 BİNİ EĞİMLİ ARAZİ Şenocak’ın verdiği güncel tahmine göre Türkiye’de yaklaşık 750 bin hektarlık alanda fındık yetiştiriliyor. Bunun yaklaşık 500 bin hektarını eğimli araziler, 250 bin hektarını ise düz araziler oluşturuyor. Şenocak yaklaşık 600 bin üretici ailenin 400 bininin eğimli arazilerde, 200 bininin ise düz ovalarda üretim yaptığını belirtiyor. Bu ayrım, Şenocak’ın önerdiği yeni sistemin merkezinde yer alıyor. Doğu Karadeniz’de özellikle Giresun ve Ordu’da fındık bahçelerinin önemli bölümü sarp, eğimli, küçük ve miras yoluyla parçalanmış arazilerden oluşuyor. Bu bahçelerde büyük tarım makinelerinin kullanılması sınırlı kalırken budama, gübreleme, ilaçlama ve özellikle hasat büyük ölçüde insan emeğine dayanıyor. Düz ovalarda ise parsellerin daha büyük olması, makine kullanımına elverişli arazi yapısı ve alternatif tarım ürünlerinin yetiştirilebilmesi üretim maliyetlerinde önemli farklılık oluşturuyor. Şenocak bu nedenle, iki üretici grubuna aynı destekleme sisteminin uygulanmasını doğru bulmuyor. “FİYATI YÜKSELTMEKTEN ZİYADE DÜZ OVA İLE EĞİMLİ ARAZİYİ AYIRMAK GEREKİYOR” Şenocak son açıklamasında yaklaşımını şu sözlerle ortaya koydu: “Fiyatı yükseltmekten ziyade düz ovalarla eğimli araziyi iyi ayırmamız gerekiyor.” Şenocak’a göre devletin doğrudan bütün üreticiler için fiyatı yükseltmesi yerine, eğimli arazide üretim yapan ve maliyeti daha yüksek olan çiftçinin ilave desteklerle korunması gerekiyor. Verdiği örnekte ürün fiyatının 200 lira olması halinde eğimli arazi üreticisine 100 liralık ilave destek verilerek toplam gelirin 300 liraya çıkarılabileceğini ifade etti. Böylece düz ovalarda fındık dikiminin sürekli teşvik edilmesinin önüne geçilebileceğini savundu. Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor. Şenocak’ın sözünü ettiği 200 lira ve 300 lira rakamları, 2026 ürünü için önerilen yeni bir TMO fiyatı değil; destek sisteminin nasıl farklılaştırılabileceğini anlatmak amacıyla verdiği örnek rakamlar. 2026/27 sezonunda TMO’nun resmi alım fiyatı yüzde 50 sağlam iç esasına göre Giresun kalite fındık için 255 TL/kg, Levant kalite için 250 TL/kg olarak açıklandı. Yüzde 50’nin üzerindeki her bir randıman için Giresun kaliteye 5,10 TL, Levant kaliteye 5 TL ilave fiyat uygulanıyor. TMO alımları 24 Ağustos’ta başladı ve randevulu sistem kullanılıyor. GİRESUN VE ORDU ÜRETİCİSİ İÇİN MODELİN ÖNEMİ Şenocak’ın modelinin uygulanması durumunda bundan en doğrudan etkilenecek bölgelerin başında Giresun ve Ordu geliyor. Çünkü öneri il sınırına göre değil, arazinin eğimine ve üretim şartlarına göre destek verilmesini esas alıyor. Dolayısıyla Samsun, Düzce veya Sakarya’nın eğimli kesimlerinde aynı şartlarda üretim yapan çiftçinin de bu kapsama alınması; buna karşılık düz ve makineli tarıma elverişli alanların farklı değerlendirilmesi öngörülüyor. Şenocak bu görüşünü TBMM’de de açık biçimde dile getirdi. Meclis tutanaklarına geçen değerlendirmesinde Ordu-Giresun üreticisi ile düz ovalardaki üreticinin maliyet yapısının aynı olmadığını, eğimli arazilerde üreticilerin genellikle çok daha küçük miktarlarda ürün elde ederken düz ovalarda makineli tarımla daha yüksek tonajlara ulaşabildiğini söyledi. BU GÖRÜŞ YENİ DEĞİL: ŞENOCAK YILLARDIR AYNI MODELİ SAVUNUYOR Şenocak’ın son açıklaması, 2026 sezonunda fiyatların tartışılması üzerine ortaya çıkmış yeni bir yaklaşım değil. Şenocak daha 2021 yılında özellikle Ordu ve Giresun’daki miras yoluyla parçalanmış eğimli bahçelerde üreticilerin ayrıca desteklenmesi gerektiğini savunuyordu. Şenocak şirketinin arşivinde yer alan 2021 tarihli açıklamasında, kademeli destekle meyilli arazilerdeki küçük üreticinin fındık tarımına yeniden yönelmesinin sağlanabileceğini ve göçün azaltılabileceğini belirtmişti. Ulusal Fındık Konseyi’nin 2021 sektör raporunda da Alan Bazlı Gelir Desteği’nin “bölgesel maliyet” dikkate alınarak Doğu ve Batı Karadeniz için farklılaştırılması önerildi. Raporda yalnızca fiyat artırmak yerine destek sistemi, regülasyon alımları ve lisanslı depoculuğun birlikte kullanılması gerektiği vurgulandı. 2024’TE UFK BAŞKANI OLDU Cem Şenocak, 16 Kasım 2024 tarihinde Giresun Ticaret Borsası’nda gerçekleştirilen Ulusal Fındık Konseyi Olağan Genel Kurulu’nda başkan seçildi. Tek listeyle gerçekleştirilen seçim sonrasında Şenocak UFK Başkanlığı görevini üstlenirken, fındıkta üretim, verimlilik, kahverengi kokarca, destekleme sistemi ve dünya pazarındaki rekabet yeni yönetimin temel gündem maddeleri arasına girdi. 2025’TE KONUYU ÜÇ ÜRETİCİ GRUBUNA AYIRDI Şenocak, Mayıs 2025’te Fatsa’da düzenlenen Tarım, Hayvancılık ve Fındık Fuarı’nda yaptığı konuşmada dünya fındık üreticilerini üç farklı grupta ele almak gerektiğini söyledi. Birinci gruba ağırlıklı olarak Doğu Karadeniz’de bulunan meyilli arazi üreticisini, ikinci gruba Türkiye’deki düz ova üreticisini, üçüncü gruba ise diğer ülkelerdeki üreticileri koydu. Şenocak, eğimli arazilerde makineli tarımın sınırlı olması ve miras yoluyla küçülen bahçelerin maliyetleri yükseltmesi nedeniyle bu üreticilerin ayrıca korunmasını istedi. Aynı konuşmada dünya pazarındaki yeni rakiplere de dikkat çekti. UFK 2025’TE RESMİ POLİTİKASINA DÖNÜŞTÜRDÜ 12 Şubat 2025 tarihinde gerçekleştirilen UFK Yönetim Kurulu ve Araştırma-Danışma Kurulu toplantısından sonra yayımlanan resmi bildiride de aynı politika benimsendi. Konsey; meyilli arazi üreticisi ile düz ova üreticisinin aynı destekleme modeliyle değerlendirilmemesini, üreticinin bahçeye dönmesini sağlayacak teşviklerin geliştirilmesini, kiralama ve sözleşmeli üretim modellerinin oluşturulmasını, kooperatifleşmenin güçlendirilmesini ve lisanslı depoculuk ile ürün borsacılığının geliştirilmesini istedi. Şenocak’ın Ağustos 2025 tarihli açıklamasında da yaklaşık 600 bin üretici ailesinin 400 bininin meyilli arazi koşullarında bulunduğu belirtilerek, bu grubun maliyet, göç, iklim değişikliği ve kahverengi kokarca nedeniyle üretimden uzaklaşma riskiyle karşı karşıya olduğu savunuldu. 2026’DA BAKAN YUMAKLI’YA SUNULDU: SINIR YÜZDE 6 EĞİM Şenocak’ın yıllardır savunduğu bu model 2026 yılında doğrudan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’ya da sunuldu. UFK’nın resmi açıklamasına göre Şenocak, Alan Bazlı Gelir Desteği’nin yeniden düzenlenmesini ve arazi eğiminin destek miktarının belirlenmesinde ölçüt haline getirilmesini istedi. Konseyin Bakanlığa sunduğu modelde yüzde 6 ve üzerindeki eğime sahip arazilerin farklı değerlendirilmesi önerildi. UFK, fındıktan başka ürüne yönelme imkânı sınırlı olan sarp araziler ile farklı ürünlerin yetiştirilebildiği geniş ve düz ovaların aynı destek sistemine tabi tutulmaması gerektiğini savundu. 2025 yılında TBMM Zirai Don Hasar Tespit Komisyonu’na sunulan değerlendirmede de yüzde 6 eğimli alanlarda Alan Bazlı Gelir Desteği’nin yeniden güçlendirilmesi talep edilmişti. 1983’TEN BERİ FINDIK ALANLARINI SINIRLAYAN KANUN VAR Şenocak’ın açıklamasındaki en önemli başlıklardan biri de düz ovalardaki fındık dikiminin geçmişi. Türkiye’de bu konuda 1983 yılından beri özel bir kanun bulunuyor. 2844 sayılı Fındık Üretiminin Planlanması ve Dikim Alanlarının Belirlenmesi Hakkında Kanun, 16 Haziran 1983 tarihinde kabul edildi. Kanunun amacı açık şekilde, fındık üretiminin en uygun alanlarda yapılması ve üretimin talepteki gelişmelere göre yönlendirilmesi olarak tanımlandı. Kanunda fındık üretimine izin verilecek alanların kalite özellikleri ve arazi kullanım kabiliyeti dikkate alınarak belirlenmesi; başka tarım ürünlerinin ülke ekonomisi açısından daha yararlı olabileceği alanların da değerlendirilmesi hükme bağlandı. Kanunun 4. maddesinde izin alınmadan yeni fındık bahçesi kurulamayacağı ve belirlenen alanların dışında mevcut bahçelerin yenilenemeyeceği düzenleniyor. Uygun olmayan şekilde oluşturulan bahçelerin sökülmesi de öngörülüyor. ŞENOCAK’IN “YAPTIRIM YOK” SÖZÜNDE MEVZUAT AYRINTISI Şenocak son açıklamasında 1983’teki düzenlemenin “cezai yaptırım bulunmaması” nedeniyle etkili olamadığını ifade etti. Ancak yürürlükteki 2844 sayılı Kanunun güncel metninde ceza hükümleri bulunuyor. Kanunun 7. maddesinde izinsiz fındık bahçesi kuranlar ve belirlenen alanların dışında bahçesini yenileyenlere idari para cezası öngörülüyor; ayrıca 4. maddede izinsiz bahçelerin söktürülmesine ilişkin hüküm bulunuyor. Bu nedenle hukuken “hiç yaptırım yok” demek doğru değil. Tartışmanın daha çok yaptırımların caydırıcılığı ve yıllar içindeki uygulaması üzerinden yapılması gerekiyor. Şenocak’ın temel iddiası ise değişmiyor: 1980’lerden bu yana düz ovalarda fındık üretimi büyük ölçüde genişledi ve aynı fiyat ile aynı destek politikasının sürdürülmesi yeni dikimleri cazip tutuyor. Şenocak geçmişte düz ovalardan 30-40 bin ton civarında ürün çıkarken bugün miktarın yaklaşık 300 bin tonlara ulaştığını ileri sürüyor. Bu rakam Şenocak’ın açıklamasına dayanıyor. TMO FİYATI İLE ARAZİ DESTEĞİ BİRBİRİNDEN AYRILIYOR Şenocak’ın önerdiği sistemin en önemli tarafı, ürünün piyasa fiyatı ile üreticiye verilen sosyal/tarımsal desteğin birbirinden ayrılması. Bu modele göre fındık piyasasındaki ürünün temel fiyatı arz-talep, kalite ve piyasa koşullarına göre oluşurken; eğimli arazi nedeniyle yüksek maliyetle üretim yapan çiftçinin geliri ayrıca kamu desteğiyle güçlendirilecek. Bu yaklaşım UFK’nın önceki raporlarında da görülüyor. Konsey, fiyatın dünya piyasalarındaki rekabeti tamamen bozacak şekilde yükseltilmesi yerine gerektiğinde TMO’nun regülasyon alımı yapmasını ve üreticinin gelirinin Alan Bazlı Gelir Desteği ile tamamlanmasını savunuyor. TMO’DA 2026 ALIM KRİTERLERİ DE DEVREDE 2026 sezonunda TMO alımları yalnızca açıklanan 255 ve 250 liralık fiyatlardan ibaret değil. Resmi uygulamada fındığın belirli kalite kriterlerini taşıması gerekiyor. 2026 alımlarında iç fındık rutubetinin yüzde 6,5’i aşmaması, sağlam iç oranının en az yüzde 40 olması, buruşuk iç oranının yüzde 10’u, çürük ve bozuk iç oranının yüzde 7’yi, yabancı madde oranının ise yüzde 0,5’i geçmemesi şartı uygulanıyor. ÇKS’ye kayıtlı ürünler bu kriterler çerçevesinde alınıyor. Bu nedenle fındıkta üreticinin geliri tartışılırken yalnızca ilan edilen kilogram fiyatı değil; randıman, kalite, üretim maliyeti, arazi yapısı, ürünün pazara ulaştırılması ve kamu desteklerinin tamamının birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. ŞENOCAK’TAN LİSANSLI DEPO VE FİLE DESTEĞİ VURGUSU Şenocak’ın son açıklamasındaki bir diğer başlık lisanslı depoculuk. Hasat döneminde yüz binlerce ton fındığın kısa sürede piyasaya çıkmasının fiyat üzerinde baskı oluşturduğunu belirten Şenocak, lisanslı depoların arzın yoğunlaştığı dönemlerde ürünü bünyesine alarak piyasanın dengelenmesine katkı sağlayabileceğini söylüyor. Şenocak ayrıca fındık hasadında file kullanımının yaygınlaştırılması için yürütülen destek çalışmalarına dikkat çekti. UFK’nın girişimleriyle file desteğinin önce yüzde 50 seviyesinde başladığını, daha sonra yüzde 70’e kadar yükseltildiğini söyleyen Şenocak, Konsey olarak hedeflerinin desteğin yüzde 100’e çıkarılması olduğunu ifade etti. UFK FINDIK ALAN BİR KURUM DEĞİL Ulusal Fındık Konseyi’nin açıklamaları zaman zaman TMO veya FİSKOBİRLİK kararlarıyla karıştırılabiliyor. Ancak UFK’nın görev alanı farklı. Ulusal Fındık Konseyi, 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun 11. maddesine dayanılarak, 5 Nisan 2007 tarihli yönetmelikle kurulan tüzel kişiliğe sahip sektörel bir yapı. Konsey; üreticiler, ziraat odaları, kooperatifler, tüccarlar, sanayiciler, ticaret borsaları, araştırma ve eğitim kurumları ve ilgili kamu kuruluşlarının temsil edildiği ortak bir platform olarak oluşturuldu. Yönetmeliğe göre UFK’nın görevleri arasında sektör verilerini toplamak, piyasa ve uluslararası gelişmeleri izlemek, fındık konusunda ortak strateji oluşturmak, üretim-tüketim-ticaret politikaları geliştirmek, araştırmalar yapmak ve hazırlanan raporları Tarımsal Destekleme ve Yönlendirme Kurulu’na sunmak bulunuyor. Bu nedenle UFK fındık alım fiyatını tek başına belirleyen, üreticiden fındık satın alan veya piyasaya idari ceza uygulayan bir kurum değil. Temel görevi sektörün taraflarını bir araya getirmek, politika oluşturmak ve kamu yönetimine öneriler sunmak. CEM ŞENOCAK FINDIK TİCARETİNİN İÇİNDEN GELİYOR Cem Şenocak aynı zamanda uzun yıllardır fındık sanayi ve ihracat sektöründe faaliyet gösteren bir iş insanı. Şenocak ailesinin Ordu’daki fındık ticareti 1953 yılında başladı. Şirket kayıtlarına göre Cem Şenocak 1986 yılında aktif olarak aile şirketinin yönetimine katıldı. Aile şirketi zaman içinde kabuklu ve iç fındıktan kavrulmuş, beyazlatılmış, kıyılmış fındık, fındık unu ve püresine kadar entegre üretim yapan ve ihracat gerçekleştiren bir sanayi kuruluşuna dönüştü. Bu yönüyle Şenocak’ın UFK Başkanlığı, yalnızca üretici örgütü perspektifinden değil; fındık ticareti, sanayi ve ihracat zincirinin içerisinden gelen bir sektör temsilcisinin yaklaşımını da yansıtıyor. FINDIK POLİTİKASINDA TARTIŞMANIN YÖNÜ DEĞİŞİYOR Şenocak’ın 27 Ağustos açıklaması bütün olarak değerlendirildiğinde önerdiği model yalnızca “fındığa daha yüksek veya daha düşük fiyat verilsin” yaklaşımına dayanmıyor. Model; arazi eğimi, üretim maliyeti, makineleşme imkânı, alternatif ürün yetiştirme kapasitesi, miras yoluyla parçalanan bahçeler, göç, verimlilik, lisanslı depoculuk ve dünya rekabetini aynı sistem içerisinde değerlendirmeyi amaçlıyor. Tarım Bakanlığı verilerinin Türkiye’nin dünya üretimindeki payının yüzde 58’e gerilediğini göstermesi ve Türkiye’de dekara verimin dünya ortalamasının altında bulunması, fındıkta yalnızca fiyat tartışmasının yeterli olmadığını ortaya koyuyor. Özellikle Giresun ve Ordu gibi fındığın büyük ölçüde sarp ve eğimli arazilerde üretildiği bölgeler açısından Şenocak’ın önerisinin temel sonucu açık: Aynı ürün yetiştirilse bile aynı şartlarda üretim yapılmıyor. Şenocak’ın yıllardır savunduğu modelin hayata geçirilmesi halinde, fındığın piyasa fiyatı bütün üretim bölgeleri için temel oluştururken; sarp ve eğimli arazide üretimini sürdüren çiftçiye maliyet farkını karşılayacak ayrı ve daha güçlü bir destek sistemi uygulanması gündeme gelecek. Böyle bir değişiklik aynı zamanda 1983’ten beri mevzuatta bulunan ancak uygulaması sürekli tartışılan “fındığın uygun alanlarda üretilmesi” politikasının da yeniden ele alınması anlamına gelecek.

KARADENİZ TARIMSAL ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ UYARDI: SULU ÇÜRÜKLERLE KOKARCA ZARARI BİRBİRİNE KARIŞTIRILMAMALI Haber

KARADENİZ TARIMSAL ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ UYARDI: SULU ÇÜRÜKLERLE KOKARCA ZARARI BİRBİRİNE KARIŞTIRILMAMALI

FINDIKTA HER ÇÜRÜK KOKARCA DEĞİL: BİLİMSEL AYRIM ÜRETİCİ İÇİN KRİTİK KARADENİZ TARIMSAL ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ UYARDI: SULU ÇÜRÜKLERLE KOKARCA ZARARI BİRBİRİNE KARIŞTIRILMAMALI Karadeniz’de fındık hasadıyla birlikte üreticinin karşısına çıkan en önemli kalite sorunlarından biri olan çürük, kararmış, buruşmuş veya içi boş tanelerin nedeni konusunda Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü’nden (KTAE) dikkat çekici bir bilimsel uyarı geldi. Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğüne bağlı KTAE, üreticilere yönelik son bilgilendirmesinde fındıkta görülen her bozulmanın kahverengi kokarca zararına bağlanmaması gerektiğini vurguladı. Enstitü, kahverengi kokarcanın fındıktaki temel zarar şekillerini sarı karamuk, boş iç, buruşuk iç ve lekeli iç olarak sıralarken; özellikle kahverengi çürüklükler ile sulu nekrotik oluşumların doğrudan kahverengi kokarca zararı olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekti. Açıklamanın bilimsel açıdan en önemli mesajı ise şu noktada yoğunlaşıyor: Fındığı kırdığınızda karşınıza çıkan her kahverengi, siyahlaşmış veya çürümüş doku “kokarca vurdu” anlamına gelmiyor. Doğru teşhis yapılmadan gerçekleştirilecek mücadelenin hem üreticiyi yanlış yönlendirebileceği hem de gerçek zararın kaynağının gözden kaçmasına neden olabileceği belirtiliyor. KOKARCA FINDIĞA NASIL ZARAR VERİYOR? Kahverengi kokarca (Halyomorpha halys), Doğu Asya kökenli istilacı bir böcek. KTAE’nin resmi verilerine göre 300’ü aşkın bitki türünde beslenebilen zararlı; fındığın yanı sıra elma, armut, şeftali, mısır, soya ve çok sayıda sebze, meyve ve süs bitkisinde zarar oluşturabiliyor. Böceğin erginleri ve nimfleri, sokucu-emici ağız yapılarıyla bitki dokusunu delerek özsuyu emiyor. Bu beslenme sırasında bitki dokusuna verilen fiziksel ve fizyolojik zarar, ürünün gelişme dönemine göre farklı sonuçlara yol açıyor. KTAE’nin resmi teknik bilgilerinde erken dönemdeki beslenmenin meyve dökümü ve şekil bozukluğuna, ilerleyen dönemlerdeki beslenmenin ise renk değişimi, doku bozukluğu ve kalite kaybına yol açabildiği belirtiliyor. (Tarım Orman Araştırma) Ancak fındık açısından kritik nokta, zararın hangi tarihte meydana geldiği. Çünkü aynı böcek mayıs ayında başka, haziran ayında başka, temmuz-ağustos döneminde ise çok daha farklı bir zarar görüntüsü oluşturabiliyor. 2026’DA YAYIMLANAN ARAŞTIRMA ZARARIN TAKVİMİNİ ORTAYA KOYDU KTAE Bitki Sağlığı Bölümünden araştırmacı Mansur Uluca’nın birinci yazar olduğu, Ondokuz Mayıs Üniversitesi ve Oregon State University’den bilim insanlarının da katıldığı kapsamlı araştırma, 3 Nisan 2026’da uluslararası hakemli Journal of Economic Entomology dergisinde yayımlandı. Araştırmada Türkiye’nin Doğu ve Orta Karadeniz fındık alanlarındaki kahverengi kokarca hareketleri ile ABD’nin önemli fındık üretim merkezi Oregon’daki popülasyon ve zarar şekilleri birlikte incelendi. Türkiye’de 2019-2021 yıllarında yapılan saha gözlemleri ile 2022’de gerçekleştirilen kontrollü denemelerde, kahverengi kokarca zararının fındığın fenolojik gelişme dönemine güçlü biçimde bağlı olduğu ortaya konuldu. (PubMed) Bilimsel çalışmada fındıkta beş farklı zarar tipi tanımlandı. Mayıs-haziran döneminde kabuk şekil bozukluğu, haziran ayında siyahlaşmış boş kabuk ve boş iç, haziran sonundan temmuz ortasına kadar buruşuk iç, temmuz-ağustos döneminde ise araştırmacıların “corked kernel” olarak tanımladığı korklaşmış, kuru ve nekrotik iç dokusu gözlendi. (OUP Academic) Bu sonuç, KTAE’nin üreticiye yönelik son açıklamasını değerlendirirken önemli bir ayrım yapılmasını zorunlu kılıyor. “NEKROZ KOKARCA DEĞİLDİR” İFADESİ NASIL OKUNMALI? Enstitünün üreticilere yönelik görselindeki uyarı özellikle kahverengi çürükler ve sulu nekrozlar üzerine kurulu. Bu nedenle açıklamanın, “fındıkta görülen hiçbir nekrotik doku kahverengi kokarcadan kaynaklanmaz” şeklinde genelleştirilmesi bilimsel olarak doğru olmaz. Çünkü 2026 tarihli uluslararası araştırmada, özellikle temmuz-ağustos döneminde oluşan kuru, korklaşmış ve lokalize iç doku zararının kahverengi kokarca beslenmesiyle güçlü şekilde ilişkili olduğu, hatta bu belirtinin teşhis açısından önemli olduğu bildiriliyor. (OUP Academic) Dolayısıyla bilimsel ayrım kabaca şöyle ortaya çıkıyor: Sulu, yaygın ve çürüme karakterindeki kahverengi bozulmalar başka nedenlere işaret edebilirken; kuru, korklaşmış, belirgin beslenme hasarı taşıyan iç doku kokarca zararının göstergelerinden biri olabiliyor. Başka bir ifadeyle yalnızca “fındığın içi kahverengi” denilerek teşhis koymak mümkün değil. Dokunun yapısı, hasarın biçimi, fındığın gelişme dönemi, bahçedeki zararlı yoğunluğu ve çevresel koşullar birlikte değerlendirilmek zorunda. KTAE ÜRETİCİ İÇİN DÖRT ANA BELİRTİYİ ÖNE ÇIKARDI Enstitünün son üretici bilgilendirmesinde kahverengi kokarcanın fındıktaki zararları dört ana başlıkta sadeleştiriliyor. 1. SARI KARAMUK Kahverengi kokarca fındığın erken gelişme döneminde beslendiğinde meyvenin normal gelişimi bozulabiliyor. Meyvede gelişme durabiliyor, renk değişimi ortaya çıkabiliyor ve erken dönemde dökülme görülebiliyor. Ancak karamuk oluşumunun tek başına kahverengi kokarcaya özgü olmadığı, teşhis yapılırken diğer zararlılar ve fizyolojik nedenlerin de değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalı. 2. BOŞ İÇ Böceğin fındık içinin henüz oluşmadığı veya gelişmeye başladığı dönemde beslenmesi, kabuğun gelişmesine rağmen iç kısmın yeterince oluşmamasıyla sonuçlanabiliyor. 2026 tarihli araştırmada da haziran dönemindeki beslenmeler ile boş iç oluşumu arasında bağlantı saptandı. (OUP Academic) Ancak boş fındık da yalnızca kokarcaya özgü bir belirti değil. Döllenme, beslenme, iklim ve bitkinin fizyolojik gelişimi gibi başka faktörler de boş iç oranını etkileyebiliyor. Bu nedenle “boş çıktı, kokarca vurdu” şeklindeki doğrudan değerlendirme bilimsel teşhis yerine geçmiyor. 3. BURUŞUK İÇ Fındık içinin büyüme dönemindeki beslenmeler sonucunda iç gelişiminin sekteye uğraması, normal iriliğe ulaşamayan ve buruşmuş taneler meydana getirebiliyor. 2026 çalışması özellikle haziran sonu-temmuz ortası arasındaki iç gelişme döneminin bu zarar bakımından kritik olduğunu gösteriyor. (OUP Academic) Burada da erken hasat gibi başka faktörlerin buruşuk iç oranını artırabildiği biliniyor. Fındık Araştırma Enstitüsü, tam hasat olgunluğundan önce yapılan hasadın kurutma sonrasında buruşuk iç oranını artırabildiğini ve randımanı düşürebildiğini bildiriyor. (Tarım Orman Araştırma) Dolayısıyla buruşuk iç görüldüğünde hem zararlı baskısı hem de hasat ve gelişim koşulları birlikte değerlendirilmek zorunda. 4. LEKELİ İÇ Kahverengi kokarcanın özellikle iç gelişiminin ilerlediği dönemdeki beslenmesi, fındık içinde lokalize lekeler ve doku bozulmaları oluşturabiliyor. Bilimsel araştırmanın geç dönem için tanımladığı kuru-korklaşmış iç zararının kokarca beslenmesine özgü güçlü göstergelerden biri olduğu belirtiliyor. (OUP Academic) İşte üretici açısından sulu çürüme ile kuru beslenme lezyonunun birbirinden ayrılması burada büyük önem taşıyor. TEK BİR ERGİNİN ZARAR POTANSİYELİ DİKKAT ÇEKİCİ 2026 araştırmasının en çarpıcı sonuçlarından biri de kahverengi kokarcanın bireysel zarar kapasitesine ilişkin. Kontrollü denemelerde bir erginin sezon boyunca uygun koşullarda 537 fındığa kadar zarar verebildiği belirlendi. İç gelişiminin en hassas döneminde gerçekleştirilen denemelerde ise zarar oranının bazı koşullarda yüzde 85’e kadar ulaşabildiği bildirildi. (OUP Academic) Araştırma ayrıca zarar düzeyinin sezon ilerledikçe arttığını ve iç büyüme dönemindeki toplam zararın erken gelişme dönemine göre yaklaşık 1,6 kat daha yüksek gerçekleştiğini ortaya koydu. (OUP Academic) Bu bulgular, kokarcayla mücadelede yalnızca böceğin bahçede bulunup bulunmadığının değil, hangi dönemde ve hangi yoğunlukta bulunduğunun da belirleyici olduğunu gösteriyor. PEKİ SULU ÇÜRÜKLÜĞÜN ARKASINDA NE VAR? KTAE’nin son açıklamasında, fındıklardaki çürüklük ve sulu nekrotik oluşumların özellikle mevsim koşulları, yağışlı dönemler, yüksek nem ve yetersiz hava sirkülasyonuyla bağlantılı olabileceğine dikkat çekiliyor. Bu noktada bahçenin yapısı önemli hale geliyor. Sık ve kontrolsüz gelişmiş ocaklar, birbirinin içine giren dallar, güneşlenmenin azalması, havanın bahçe içerisinde yeterince hareket edememesi ve uzun süreli yaprak-meyve ıslaklığı bazı hastalık etmenlerinin gelişmesi açısından daha uygun mikroklima oluşturabiliyor. Fındık Araştırma Enstitüsünün hastalıkla ilgili teknik bilgilerinde de bazı fungal etmenlerin gelişim ve bulaşmasında yüksek bağıl nem, yağış ve rutubetli ortamların önemli rol oynadığı belirtiliyor. (Tarım Orman Araştırma) Bu nedenle KTAE’nin üreticiye verdiği temel kültürel mücadele mesajlarından biri açık: Bahçede nem birikimini azaltacak budama ve hava sirkülasyonu ihmal edilmemeli. HASAT SONRASI ÇÜRÜKLE BAHÇEDEKİ ZARAR DA BİRBİRİNE KARIŞABİLİR Sorunun bir başka boyutu da hasat sonrasında ortaya çıkıyor. Fındık dalından sağlıklı biçimde ayrılmış olsa bile yanlış soldurma, yetersiz kurutma, yağmur altında bekletme, naylon çuvallarda uzun süre tutma veya yüksek nemli depolama koşulları ürünün daha sonra bozulmasına yol açabiliyor. Fındık Araştırma Enstitüsüne göre erken hasat edilen üründeki yüksek nem, kurutmayı güçleştiriyor; göbek boşluğunda çürüme riskini artırabiliyor. (Tarım Orman Araştırma) Hasat sonrası teknik bilgilere göre kabuklu fındıkta depolama öncesinde nemin kontrol edilmesi gerekiyor ve “gizli çürük” bulunması yetersiz hasat, kurutma veya depolama koşullarının göstergelerinden biri kabul ediliyor. (Tarım Orman Araştırma) Yetersiz kurutulan ve yüksek nemle muhafaza edilen fındıkta küflenme, kızışma ve acılaşmanın görülebildiği de Bakanlığın teknik kaynaklarında belirtiliyor. (Tarım Orman Araştırma) Bu nedenle hasat sonrasında görülen bir iç çürüklüğün de otomatik olarak bahçede meydana gelmiş kokarca zararına bağlanması mümkün değil. AYNI GÖRÜNTÜ, FARKLI NEDENLER Fındıkta kalite kusurlarının teşhisini zorlaştıran en önemli konu, farklı nedenlerin zaman zaman birbirine benzeyen belirtiler ortaya çıkarabilmesi. Örneğin; boş iç hem böcek zararının hem fizyolojik gelişim sorunlarının sonucu olabilir. Buruşuk iç kokarca beslenmesi sonucunda oluşabileceği gibi erken hasatla da artabilir. Kararmış iç, böcek beslenme lekesinden kaynaklanabileceği gibi fungal bozulma veya hasat sonrası kötü muhafaza koşullarında da ortaya çıkabilir. Çürük iç ise farklı mikroorganizma ve çevre koşullarının etkisiyle gelişebilir. Nitekim Türkiye’de fındık örnekleri üzerinde yürütülmüş başka araştırmalarda iç çürüklüklerinde Aspergillus, Penicillium, Alternaria, Fusarium gibi çeşitli fungal etmenlerin varlığı da gösterildi. (TRDizin) Bu tablo KTAE’nin “Doğru teşhis, doğru mücadele demektir” mesajının neden önemli olduğunu ortaya koyuyor. ZARARIN ZAMANI TEŞHİSTE ANAHTAR OLABİLİR Bilimsel araştırmalar ışığında üreticinin bakması gereken yalnızca hasarlı tanenin son görüntüsü değil. Fındığın gelişme takvimi de önemli ipucu taşıyor. Erken dönemde gerçekleşen yoğun beslenme meyvenin gelişmeden dökülmesine veya kabuk ve iç gelişiminin durmasına yol açabilirken, orta dönemdeki beslenme boş veya buruşuk iç oluşturabiliyor. Geç dönemde ise meyve içindeki beslenme alanının etrafında daha belirgin doku değişimleri ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle bahçede feromon tuzaklarıyla veya düzenli gözlemle kokarca popülasyonunun ne zaman yükseldiğinin bilinmesi, hasat sonrasında görülen zararın yorumlanmasına da yardımcı oluyor. 2026 tarihli bilimsel çalışma da mücadele zamanının zararlının biyolojisiyle birlikte fındığın fenolojik dönemine göre planlanması gerektiğini özellikle vurguluyor. (OUP Academic) KARADENİZ’DE 2018’DEN BU YANA SİSTEMATİK ARAŞTIRMA YÜRÜTÜLÜYOR KTAE’nin kahverengi kokarca çalışmaları son açıklamayla başlamış değil. Enstitünün resmi proje kayıtlarına göre zararlının feromon tuzaklarla izlenmesi ve yoğunluğunun belirlenmesine yönelik çalışmalar 2018-2021 döneminde yürütüldü. 2019-2023 yıllarında ise zararlının Türkiye’deki konukçuları, mevsimsel hareketleri, mücadele açısından kritik biyolojik dönemleri ve fındıktaki ekonomik zarar eşiğinin belirlenmesine yönelik proje gerçekleştirildi. 2021’de kahverengi kokarcanın yumurta parazitoiti Trissolcus japonicus, kamuoyunda bilinen adıyla samuray arıcığının üretimine yönelik laboratuvar altyapısı kuruldu. Sonraki yıllarda feromonla izleme, cezbet-öldür sistemleri, biyolojik mücadele, yerli fungus ve bakterilerin kullanılması, farklı tuzak sistemlerinin geliştirilmesi ve ülkesel entegre mücadele yönetimi projeleri programa dahil edildi. Enstitünün resmi listesinde kahverengi kokarca konusunda devam eden veya tamamlanan 13 ayrı proje başlığı bulunuyor. (Tarım Orman Araştırma) MÜCADELE ARTIK SADECE İLAÇLAMADAN İBARET DEĞİL Tarım ve Orman Bakanlığının mevcut yaklaşımı kahverengi kokarcaya karşı tek yöntem yerine entegre mücadeleyi esas alıyor. Bu yaklaşımın içinde; zararlının feromon tuzaklarla izlenmesi, kışlak alanlarda popülasyonun azaltılması, biyoteknik yöntemler, gerektiğinde ruhsatlı kimyasal mücadele, samuray arıcığıyla biyolojik mücadele, bahçe takibi ve zararlının kritik dönemlerine göre müdahale bulunuyor. Bakanlık 2026 yılı eğitim programında da 81 il ve ilçe müdürlüğündeki teknik personele kahverengi kokarca mücadele talimatı, entegre yaklaşım, biyolojik ve biyoteknik mücadele konularında eğitim verdi. (Tarım ve Orman Bakanlığı) KTAE’nin resmi bilgilerinde kimyasal mücadelenin kısa vadede popülasyonu azaltabilmesine karşılık, böceğin güçlü uçuş kapasitesi, çok sayıda bitkide beslenebilmesi ve yüksek üreme potansiyeli nedeniyle uzun vadeli mücadelede tek başına yeterli olmayabileceğine dikkat çekiliyor. (Tarım Orman Araştırma) SAMURAY ARICIĞI UZUN VADELİ MÜCADELENİN AYAĞI Kahverengi kokarcanın doğal düşmanlarından Trissolcus japonicus, zararlının yumurtalarının içine kendi yumurtasını bırakarak kahverengi kokarca yavrusunun gelişmesini engelliyor. KTAE bünyesinde 2021’de biyolojik mücadele laboratuvarı kuruldu; 2022’de İtalya’dan getirilen parazitoitle üretim süreci başlatıldı ve 2023’te Artvin ile Rize’de ilk salımlar gerçekleştirildi. KTAE verilerine göre 2024’te 34 ilde 816 noktada salım yapıldı, 2025’te uygulama 40 ile yayıldı. (Tarım Orman Araştırma) 2026 yılı stratejisi de Şubat ayında KTAE’nin Samsun’daki merkezinde yapılan toplantıda yeniden değerlendirildi. (Tarım ve Orman Bakanlığı) Bu çalışmaların amacı kokarcayı tamamen ortadan kaldırmaktan çok, istilacı türün popülasyonunu zaman içerisinde ekonomik zarar seviyesinin altında tutabilecek biyolojik bir denge oluşturmak. ÜRETİCİ İÇİN EN ÖNEMLİ SONUÇ: ÖNCE TEŞHİS KTAE’nin son açıklaması, 2026 fındık sezonunda üreticinin karşı karşıya bulunduğu tartışmaya önemli bir bilimsel çerçeve getiriyor. Bahçeden çıkan çürük, buruşuk, boş veya lekeli her fındığın aynı nedene bağlanması doğru değil. Kahverengi kokarca gerçek ve ciddi bir zararlı. Ancak fındıktaki bütün kalite kusurlarının nedeni kahverengi kokarca değil. Aynı şekilde “çürüklük kokarca değildir” ifadesini, kokarcanın fındık içerisinde doku bozukluğu veya nekrotik zarar oluşturamayacağı şeklinde yorumlamak da bilimsel araştırmalarla örtüşmüyor. Buradaki temel ayrım özellikle sulu-yaygın çürüme ile kokarca beslenmesinin oluşturduğu kuru, lokalize ve korklaşmış doku zararının birbirinden ayrılması. Üreticinin karşılaştığı zararın nedenini belirleyebilmek için tanenin görünümünün yanı sıra fındığın gelişme dönemi, bahçedeki kokarca popülasyonu, yağış ve nem koşulları, bahçenin hava sirkülasyonu, hasat zamanı, kurutma ve depolama şartlarının birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. KTAE’nin açıklamasının özünde de tam olarak bu var: Doğru teşhis yapılmadan doğru mücadele yapılamaz. Fındık üreticisinin hem gereksiz ve yanlış mücadele maliyetinden korunması hem de gerçek kokarca baskısının gözden kaçırılmaması için, hasarlı tanelerin tek bir görüntü üzerinden değil bilimsel belirtiler ve üretim süreci birlikte değerlendirilerek teşhis edilmesi gerekiyor.

SAMURAY ARISINDA YENİ AŞAMA: ARAZİ DENEMELERİ SÜRÜYOR Haber

SAMURAY ARISINDA YENİ AŞAMA: ARAZİ DENEMELERİ SÜRÜYOR

KAHVERENGİ KOKARCAYA KARŞI SAMURAY ARISINDA YENİ AŞAMA: ARAZİ DENEMELERİ SÜRÜYOR Fındığın en önemli tehditlerinden biri haline gelen kahverengi kokarcaya karşı biyolojik mücadelede yeni bir aşamaya geçildi. Giresun Fındık Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Samuray arısının doğada hangi uygulama yöntemleriyle daha etkili kullanılabileceğinin belirlenmesi amacıyla yürüttüğü araştırmanın arazi çalışmalarını sürdürüyor. Fındık Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğünün verdiği görevler doğrultusunda, kahverengi kokarcaya karşı biyolojik mücadelede kullanılan Samuray arısının (Trissolcus japonicus) doğada kullanımına yönelik araştırma projesinde saha çalışmalarının devam ettiğini açıkladı. Enstitü tarafından yapılan açıklamada, projenin temel amacının Samuray arısının farklı uygulama yöntemlerinin gerçek arazi koşullarındaki etkinliğini ortaya koymak olduğu belirtildi. DENEME ALANLARINA TÜL KAFESLER YERLEŞTİRİLDİ Araştırmanın arazi aşamasında öncelikle deneme alanları oluşturuldu ve belirlenen noktalara tül kafesler yerleştirildi. Çalışmanın devamında ise Samuray arısı tarafından parazitlenmiş kahverengi kokarca yumurtaları bu alanlara bırakıldı. Enstitü açıklamasında çalışmalar, “Proje kapsamında, Samuray arısının farklı uygulama yöntemlerinin arazi koşullarındaki etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlanıyor” ifadeleriyle duyuruldu. Araştırma sonucunda elde edilecek bulguların, Samuray arısının hangi yöntem ve koşullarda daha başarılı olduğunun ortaya konulmasına ve biyolojik mücadelenin sahada daha etkin kullanılmasına katkı sağlaması bekleniyor. Samuray arısı, kahverengi kokarcanın ergin bireylerine saldıran bir tür değil; zararlının yumurtalarını parazitleyen çok küçük bir faydalı böcek olarak görev yapıyor. Dişi Samuray arısı, kahverengi kokarcanın yumurtalarının içerisine kendi yumurtalarını bırakarak bu yumurtalardan yeni kokarcaların çıkmasını engelliyor. Tarım ve Orman Bakanlığı, Samuray arısının insanlara, hayvanlara ve bal arılarına zarar vermediğini bildiriyor. (Kahverengi Kokarca) KAHVERENGİ KOKARCA TÜRKİYE’YE NASIL GELDİ, MÜCADELE NASIL GELİŞTİ? Kahverengi kokarcaya karşı bugün gelinen biyolojik mücadele aşamasının arkasında yaklaşık 10 yıllık bir takip, araştırma ve mücadele süreci bulunuyor. 2015: GÜRCİSTAN’DA YAYILMAYA BAŞLADI Uzak Doğu Asya kökenli istilacı bir tür olan Halyomorpha halys, 2015 yılında Türkiye sınırına komşu Gürcistan’da yayılmaya başladı. Zararlının özellikle fındık üretim alanlarında oluşturabileceği risk üzerine Türkiye’de de tedbir hazırlıkları gündeme geldi. (Kahverengi Kokarca) 2016: TÜRKİYE SINIR HATTINDA TAKİBE BAŞLADI Tarım ve Orman Bakanlığı, zararlı henüz Türkiye’de resmi olarak tespit edilmeden önce 2016 yılında Gürcistan sınırına yakın 6 il ve 49 ilçede görev yapan 72 teknik personele eğitim vererek sürvey çalışmalarını başlattı. (Kahverengi Kokarca) 2017: TÜRKİYE’DE İLK KEZ TESPİT EDİLDİ Yapılan sürveyler sonucunda kahverengi kokarca 2017 yılında Türkiye’de ilk kez Artvin ve Rize’nin Gürcistan sınırına yakın ilçelerinde tespit edildi. Fındık Araştırma Enstitüsü kayıtlarında ilk yoğun tespit alanları arasında Artvin’in Kemalpaşa ve Hopa ilçeleri de gösterildi. (Kahverengi Kokarca) Zararlının yüksek çoğalma kapasitesi ve çok sayıda bitki türüyle beslenebilmesi, kısa sürede Doğu Karadeniz’in en önemli bitki sağlığı sorunlarından biri haline gelmesine neden oldu. Kahverengi kokarca başta fındık olmak üzere 300’den fazla bitkisel üründe zarar oluşturabiliyor. Fındıkta meyve oluşumundan hasada kadar beslenerek boş, şekilsiz ve lekeli meyve oluşumuna, kalite ve randıman kaybına yol açabiliyor. (Araştırma Kuruluşları) 2018: BİYOLOJİK MÜCADELE İÇİN İLK AR-GE ADIMLARI 2018 yılında Bakanlık tarafından eğitim faaliyetleri genişletilirken, yalnızca kimyasal mücadeleyle kalıcı sonuç alınamayacağı değerlendirilerek entegre mücadele modeli üzerinde çalışılmaya başlandı. Aynı dönemde Samuray arısı üretilebilmesi için biyolojik mücadele laboratuvarlarının kurulmasına yönelik hazırlıklar ve Ar-Ge yatırımları başlatıldı. (Kahverengi Kokarca) 2019: ÇALIŞTAYLAR VE SAHA BİLGİLENDİRMELERİ 2019 yılında il ve ilçe tarım müdürlükleri, ziraat odaları, ticaret borsaları ve üreticilere yönelik bilgilendirme çalışmaları artırıldı. 18 Nisan 2019’da Artvin’de, 19 Nisan 2019’da ise Rize’de “Kahverengi Kokarca Mücadelesi Çalıştayı” gerçekleştirildi. Zararlıya karşı kimyasal mücadelede kullanılmak üzere geçici bitki koruma ürünü tavsiyeleri de bu süreçte devreye alındı. (Kahverengi Kokarca) 2021–2022: SAMURAY ARISI İÇİN LABORATUVAR ALTYAPISI KURULDU Biyolojik mücadele çalışmalarındaki önemli eşiklerden biri 2021 yılında laboratuvar altyapısının tamamlanmasıyla geçildi. 2022 yılında ise kahverengi kokarcanın doğal düşmanı olarak kullanılan ilk Trissolcus japonicus bireyleri yurt dışından getirilerek üretim çalışmalarının temeli oluşturuldu. (Kahverengi Kokarca) 2023: İLK BÜYÜK SAMURAY ARISI SALIMLARI 2023 yılında Türkiye’de biyolojik mücadele kapsamında ilk önemli saha salımları başladı. Artvin’in Borçka, Hopa ve Arhavi ilçeleri ile Rize’nin Fındıklı ilçesinde ilk salımlar gerçekleştirildi. Yıl içerisinde Türkiye genelinde 22 bin Samuray arısı doğaya bırakıldı. (Araştırma Kuruluşları) Aynı yıl Giresun’da da zararlının yoğunluğu belirgin şekilde arttı. Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerine göre Merkez, Eynesil, Tirebolu, Espiye ve Keşap ilçelerinde yoğunluk artışı gözlendi. (Giresun Tarım ve Orman Müdürlüğü) Artan risk üzerine Bakanlık tarafından hazırlanan Kahverengi Kokarca Eylem Planı, 25 Ekim 2023’te yapılan toplantının ardından son şeklini aldı. (Tarım ve Orman Bakanlığı) 2024: MÜCADELE KARADENİZ’DEN TÜRKİYE GENELİNE YAYILDI 2024 yılında Samuray arısı üretimi ve salımları büyük ölçüde artırıldı. Yıl sonunda Türkiye genelinde 35 ilde 207 bin 286 Samuray arısı üretildi ve doğaya bırakıldı. (Tarım ve Orman Bakanlığı) Giresun da biyolojik mücadelede öncelikli illerden biri oldu. 7 Haziran 2024 tarihinde Keşap’ta 2 bin Samuray arısı doğaya salındı. (Giresun Tarım ve Orman Müdürlüğü) Bu süreçte mücadele yalnızca Samuray arısıyla sınırlandırılmadı; mekanik toplama, feromon tuzaklarla cezbet-öldür yöntemi, uygun dönemlerde kimyasal mücadele ve kışlak ilaçlamaları birlikte uygulanmaya devam etti. 2025: GİRESUN’DA 90 BİNİ AŞKIN SAMURAY ARISI SALINDI 2025 yılı biyolojik mücadelede çok daha geniş çaplı bir uygulamaya sahne oldu. Türkiye genelinde 40 ilde 1 milyon 156 bin 328 Samuray arısı doğaya bırakıldı. (Tarım ve Orman Bakanlığı) Giresun’da ise mücadele dikkat çekici boyutlara ulaştı. Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün 2025 Faaliyet Raporu'na göre il genelinde: 90 bin 664 Samuray arısı doğaya salındı, 20 bin 938 tuzak ve 21 bin 800 feromon dağıtıldı. Ayrıca ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde toplam 415 köy ve mahallede 75 bin 250 kışlak alanında biyosidal mücadele gerçekleştirildi. 176 bin 703 dekar alanda da kahverengi kokarcaya yönelik kimyasal mücadele çalışması yürütüldü. Böylece Giresun’da mücadele; kışlak mücadelesi + mekanik mücadele + feromon tuzakları + gerektiğinde kimyasal mücadele + Samuray arısıyla biyolojik mücadele şeklinde çok yönlü bir modele dönüştü. 2026: SAMURAY ARISINDA HEM SALIM HEM BİLİMSEL ARAŞTIRMA DÖNEMİ 2026 yılının Şubat ayında Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsünde gerçekleştirilen toplantıda 2025 yılı sonuçları değerlendirilerek 2026 Samuray arısı üretim ve salım stratejisi ele alındı. Toplantıya Giresun Fındık Araştırma Enstitüsü de katıldı. (Araştırma Kuruluşları) 2 Temmuz 2026 tarihinde Fındık Araştırma Enstitüsü tarafından üretilen Samuray arıları Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin’de eş zamanlı olarak doğaya bırakıldı. (Araştırma Kuruluşları) Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın 4 Ağustos 2026 tarihli açıklamasına göre ise 2026 yılı içerisinde Türkiye genelinde doğaya salınan Samuray arısı sayısı 1 milyon 650 bine ulaştı. Aynı dönemde 859 bin 329 hanede kışlak mücadelesi gerçekleştirildi. (Tarım ve Orman Bakanlığı) Bakanlık ayrıca 2026 yılında kahverengi kokarcanın fındıkta oluşturduğu ekonomik kayıpların ve optimum kimyasal mücadele zamanının belirlenmesi ile zararlının farklı konukçulardaki popülasyon dinamiklerinin ortaya çıkarılması amacıyla iki yeni bilimsel proje başlattı. (Tarım ve Orman Bakanlığı) ŞİMDİ HEDEF: SAMURAY ARISININ SAHADAKİ ETKİNLİĞİNİ ARTIRMAK Fındık Araştırma Enstitüsünün bugün sürdürdüğü arazi denemeleri, kahverengi kokarcayla mücadelede gelinen yeni aşamayı oluşturuyor. Artık yalnızca “Kaç Samuray arısı üretilecek ve doğaya bırakılacak?” sorusuna değil, “Hangi uygulama yöntemiyle, hangi arazi koşullarında ve nasıl daha yüksek başarı sağlanabilir?” sorusuna da bilimsel yanıt aranıyor. Enstitünün tül kafesler ve parazitlenmiş kahverengi kokarca yumurtalarıyla yürüttüğü denemelerin sonuçları, biyolojik mücadelenin gelecekte daha doğru ve etkin planlanması açısından önem taşıyor. Uzmanların ve Bakanlığın uyguladığı modelde temel yaklaşım ise değişmiyor: Kahverengi kokarcayla mücadelede tek bir yönteme dayanmak yerine mekanik, biyoteknik, biyolojik ve gerektiğinde kimyasal yöntemlerin birlikte ve doğru zamanda uygulanması gerekiyor. Samuray arısının ise uzun vadede doğal biyolojik dengenin kurulması ve kimyasal mücadele ihtiyacının azaltılmasında kritik rol üstlenmesi hedefleniyor. (Kahverengi Kokarca)

FINDIKTA HASAT SONRASI MÜCADELE : Haber

FINDIKTA HASAT SONRASI MÜCADELE :

FINDIKTA HASAT SONRASI MÜCADELE : KOKARCA VE FİLİZ GÜVESİNE KRİTİK UYARI Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, fındık üreticilerini hasat sonrası dönem için uyardı. Bahçelerde yapılacak doğru zamanlı mücadelenin hem Fındık Filiz Güvesi üzerindeki baskıyı artırabileceği hem de kışlaklara çekilmeye hazırlanan Kahverengi Kokarca popülasyonunun gelecek sezona taşınmasını azaltabileceği bildirildi. Uzman verileri ise mücadelenin rastgele ilaçlama yerine zararlı yoğunluğu, biyolojik dönem ve ekonomik zarar eşiğine göre yürütülmesinin önemine işaret ediyor. Giresun’da fındık hasadının ardından bahçelerde yeni bir dönem başladı. Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, üreticilere yaptığı duyuruda Kahverengi Kokarca ile Fındık Filiz Güvesine karşı hasat sonrası mücadelenin önemine dikkat çekti. İl Müdürlüğü, bu dönemde uygun koşullarda gerçekleştirilecek mücadelenin Fındık Filiz Güvesinin kontrolüne katkı sağlarken, bahçelerde bulunan Kahverengi Kokarcaların kışlama dönemine yüksek yoğunlukla girmesini de engelleyebileceğini bildirdi. Bilimsel veriler de özellikle Kahverengi Kokarca açısından hasattan sonraki dönemin önemli olduğunu ortaya koyuyor. Zararlı, yaz sonundan itibaren tarım alanlarından ev, depo, ahır ve benzeri korunaklı noktalara yönelerek kışlama dönemine hazırlanıyor. Bu nedenle popülasyonun kışlağa girmeden önce baskılanması, bir sonraki üretim sezonuna taşınacak ergin sayısının azaltılması açısından önem taşıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı da Kahverengi Kokarcaya karşı yalnızca kimyasal mücadeleyi değil; mekanik, biyoteknik ve biyolojik yöntemlerin birlikte kullanıldığı entegre mücadele sistemini esas alıyor. KAHVERENGİ KOKARCA FINDIKTA NEDEN BU KADAR TEHLİKELİ? Bilimsel adı Halyomorpha halys olan Kahverengi Kokarca, sokucu-emici ağız yapısına sahip istilacı bir zararlı. Fındığın gelişmekte olan meyvelerinde beslenerek ürünün yalnızca miktarını değil, iç kalitesini de etkileyebiliyor. Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre zararlının fındıktaki beslenmesi; boş, şekilsiz ve lekeli iç oluşumuna, dolayısıyla kalite ve verim kayıplarına yol açabiliyor. 2026 yılında Journal of Economic Entomology dergisinde yayımlanan ve Türkiye'nin Doğu-Orta Karadeniz Bölgesi ile ABD'nin Oregon eyaletindeki fındık bahçelerini kapsayan araştırma da zararın fındığın gelişme dönemine göre değiştiğini ortaya koydu. Araştırmada erken dönemde kabuk ve iç gelişim bozuklukları, daha sonraki dönemlerde buruşuk ve mantarımsı lekeli iç gibi farklı zarar şekilleri belirlendi. Çalışmada zararın özellikle iç gelişiminin hızlandığı dönemlerde ciddi boyutlara ulaşabileceği gösterildi. Daha önce Oregon State University araştırmacıları tarafından yapılan kontrollü çalışmalarda da Kahverengi Kokarcanın fındık içi oluşmadan önce yaptığı emginin boş kabuklara, iç gelişimi sırasında yaptığı zararın şekilsiz içlere, olgunlaşmaya yakın dönemdeki emginin ise içte nekrotik ve mantarımsı lekelenmelere yol açabildiği belirlenmişti. HASAT SONRASI MÜCADELE NEDEN ÖNEMLİ? Hasadın tamamlanması, Kahverengi Kokarca açısından mücadele döneminin sona erdiği anlamına gelmiyor. Zararlı, sonbaharla birlikte kışlamak üzere fındık bahçelerinden çevredeki korunaklı alanlara yöneliyor. Tarım ve Orman Bakanlığı, özellikle ağustos sonu ve eylül başından itibaren kışlama hareketinin başlamasıyla birlikte kapalı alanlarda ve kümelenme noktalarında mekanik mücadelenin önemine dikkat çekiyor. Feromon tuzakları ve “cezbet-öldür” uygulamaları da entegre mücadele araçları arasında bulunuyor. Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü de önceki yıllarda yaptığı saha çalışmalarında, hasat sonrasında bahçesinde Kahverengi Kokarca bulunan üreticilerin kışlak döneminden önce mücadele etmesinin bir sonraki sezon popülasyonunun azaltılması açısından önemli olduğunu açıklamıştı. Bu nedenle hasat sonrası mücadele, yalnızca o yıl bahçede kalan bireyleri hedefleyen bir uygulama olarak değil, gelecek yılın zararlı baskısını azaltmaya yönelik tamamlayıcı bir mücadele aşaması olarak değerlendiriliyor. FİLİZ GÜVESİNDE RASTGELE İLAÇLAMA YOK: YÜZDE 15 EŞİĞİ ÖNEMLİ Bilimsel adı Gypsonoma dealbana olan Fındık Filiz Güvesinde ise mücadele kararının bahçede yapılacak örneklemeye göre verilmesi gerekiyor. Tarım ve Orman Bakanlığı TAGEM'in “Zirai Mücadele Teknik Talimatları”na göre zararlının larvaları temmuz ayından itibaren fındık yapraklarında besleniyor. Yaprağın alt yüzünde damarların birleştiği bölgelerde ağ ve beslenme artıklarının oluşturduğu karakteristik kahverengi lekeler ortaya çıkıyor. Sonbaharda larvalar erkek çiçeklere, göz diplerine ve kozalaklara geçerek kışlama dönemine hazırlanıyor. Asıl zarar sonraki ilkbaharda daha belirgin hale gelebiliyor. Larvalar sürgünlerin özüne girerek galeri açabiliyor ve sürgün uçlarının kurumasına neden olabiliyor. Bakanlığın teknik talimatında tek bir larvanın beş ayrı sürgünü kurutabileceği belirtiliyor. Ancak burada önemli bir bilimsel ayrıntı bulunuyor: Her bahçede otomatik olarak ilaçlama yapılması önerilmiyor. TAGEM talimatına göre önce bahçede örnekleme yapılması gerekiyor. İşaretlenen ocakların alt, orta ve üst bölümlerinden yapraklar alınarak zarar oranı belirleniyor. Zarar görmüş yaprakların oranı yüzde 15'e ulaştığında kimyasal mücadele eşiğinin oluştuğu kabul ediliyor. Mücadelenin de larvalar yapraklardan erkek çiçek ve kozalaklara geçmeden, yaprak dökümünün başlangıcına kadar tamamlanması öneriliyor. Bu durum, üreticinin yalnızca takvime bakarak değil, bahçesindeki gerçek zararlı yoğunluğunu kontrol ederek karar vermesinin önemini ortaya koyuyor. İLAÇLAMA NASIL YAPILMALI? Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün üreticilere yönelik duyurusunda, kimyasal mücadele yapılmasına karar verilen bahçelerde kullanılacak Bitki Koruma Ürününün mutlaka fındıkta ilgili zararlıya karşı ruhsatlı olması gerektiği vurgulandı. İl Müdürlüğünün açıklamasına göre ilaçlamada dekara, yaklaşık 40-50 fındık ocağı için belirlenen ürün dozu; motorlu sırt atomizörü kullanıldığında en az 30-35 litre, motorlu pülverizatör kullanıldığında ise yaklaşık 100 litre suyla uygulanmalı. Uygulamanın fındık ocaklarının alt bölümlerinden başlanarak yukarıya doğru yapılması ve bitkinin gerekli yüzeylerinde yeterli kaplama sağlanması gerekiyor. Fındık Filiz Güvesiyle ilgili Bakanlık teknik talimatında da uygulamanın bütün yaprak yüzeylerinde yeterli kaplama sağlayacak şekilde yapılması gerektiği belirtiliyor. ARICILAR İÇİN KRİTİK UYARI İlaçlama yapılacak bölgelerde yalnızca fındık üreticilerinin değil, arıcıların da önceden bilgilendirilmesi gerekiyor. Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, ilaçlama başlamadan önce arı kolonilerinin uygulama sahası dışına çıkarılması gerektiğini bildirdi. Kimyasal uygulamalarda etiket talimatlarına, uygulama dozuna, çevresel tedbirlere ve ürünün son kullanım ile hasat arasındaki güvenli sürelerine uyulması hem gıda güvenliği hem de faydalı böceklerin korunması açısından önem taşıyor. HAYVAN OTLATILMAMALI, MEYVE TÜKETİLMEMELİ İl Müdürlüğü ayrıca insan ve hayvan sağlığının korunması açısından ilaçlanan bahçelerde gerekli bekleme süresine dikkat edilmesini istedi. Kullanılan Bitki Koruma Ürününün etiketinde belirtilen süreler tamamlanmadan bahçede hayvan otlatılmaması ve bahçedeki meyvelerin tüketilmemesi gerekiyor. Ürünün dozu, kullanım alanı ve bekleme süresi üründen ürüne değişebildiğinden üreticilerin kulaktan dolma bilgilerle hareket etmemesi önem taşıyor. İLAÇ TEK BAŞINA ÇÖZÜM DEĞİL Kahverengi Kokarcayla mücadelede bilim dünyasının giderek daha fazla üzerinde durduğu yaklaşım ise Entegre Zararlı Yönetimi — IPM. Bu yaklaşım; bahçelerde düzenli popülasyon takibi,ekonomik zarar eşiğinin değerlendirilmesi,mekanik mücadele,feromon tuzakları,biyolojik mücadele,gerekli olduğunda ruhsatlı Bitki Koruma Ürünlerinin doğru zamanda kullanılması gibi yöntemlerin birlikte uygulanmasını öngörüyor. Tarım ve Orman Bakanlığı da Kahverengi Kokarcaya yönelik mücadele stratejisinin entegre mücadele esasına dayandığını açıklıyor. Biyolojik mücadelede zararlının yumurtalarını parazitleyen Samuray arıcığı (Trissolcus japonicus) üzerinde çalışmalar yürütülürken, feromon tuzakları da zararlının izlenmesinde ve “cezbet-öldür” yönteminde kullanılıyor. BUGÜN YAPILAN MÜCADELE GELECEK SEZONU ETKİLEYEBİLİR Uzman verileri değerlendirildiğinde fındık bahçelerinde hasat sonrasındaki birkaç haftalık dönem, özellikle zararlıların kışlamaya hazırlanması nedeniyle önemli bir mücadele penceresi oluşturuyor. Ancak bilimsel yaklaşımın temel noktası “çok ilaç değil, doğru zamanda ve gerektiği kadar mücadele” olarak öne çıkıyor. Kahverengi Kokarcanın bulunduğu bahçelerde popülasyonun takip edilmesi, kışlaklara çekilmeden önce gerekli tedbirlerin alınması; Fındık Filiz Güvesinde ise öncelikle zarar oranının belirlenerek ekonomik mücadele eşiğinin değerlendirilmesi gerekiyor. Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, kullanılacak Bitki Koruma Ürünlerinin yetkilendirilmiş bayilerden temin edilmesini ve uygulamaların Bitki Koruma Ürünleri Uygulama Belgesine sahip kişiler tarafından gerçekleştirilmesini istedi. Üreticiler ayrıntılı ve bahçelerine özel bilgi için Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ile ilçe Tarım ve Orman Müdürlüklerine başvurabilecek.

FINDIKTA KOKARCAYA KARŞI “DAL-KAFES” TESTİ: Haber

FINDIKTA KOKARCAYA KARŞI “DAL-KAFES” TESTİ:

FINDIKTA KOKARCAYA KARŞI “DAL-KAFES” TESTİ: 4 İLDE 18 BAHÇE İNCELENDİ Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü koordinasyonunda Samsun, Ordu, Giresun ve Trabzon’daki 18 fındık bahçesinde yürütülen dal-kafes çalışmaları tamamlandı. Mayıs ayında başlayan saha döneminin ardından hasatta alınan numuneler enstitüye götürüldü. Çalışmayla kahverengi kokarcaya karşı yapılan mücadelenin etkinliği, doğru ilaçlama zamanı ve gereksiz kimyasal kullanımının önlenmesi araştırılıyor. Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü tarafından Samsun, Ordu, Giresun ve Trabzon il tarım ve orman müdürlükleri ile 16 ilçe müdürlüğünün iş birliğinde yürütülen 2026 yılı dal-kafes çalışmaları tamamlandı. Dört ildeki 18 fındık bahçesini kapsayan çalışmada, koruma altına alınan dallardaki fındıklarla doğal koşullarda gelişen fındıklar sezon boyunca birlikte takip edildi. Hasat döneminde her iki gruptan alınan numuneler; zarar, verim ve kalite yönünden incelenmek üzere Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsüne getirildi. Çalışmanın temel amacı, fındıkta başta kahverengi kokarca olmak üzere zararlılara karşı yapılan uygulamaların sahadaki gerçek etkisini belirlemek, teknik talimatlara uygun mücadeleyi yaygınlaştırmak ve gereksiz ilaçlamaların önüne geçmek olarak açıklandı. Enstitünün saha çalışmasına ilişkin paylaşımında koruma altındaki ve doğal koşullardaki örneklerin birlikte izlendiği belirtildi. DAL-KAFES NEDİR? Dal-kafes, fındık ocağındaki meyveli bir dalın hava ve ışık geçiren özel bir tül ya da ağla çevrilerek kontrollü bir deneme alanına dönüştürülmesi esasına dayanıyor. Böylece aynı bahçede kafes içindeki dallarla dışarıda doğal koşullarda gelişen dallar arasında karşılaştırma yapılabiliyor. Denemenin amacına göre zararlının dala girişi engellenebiliyor ya da belirli sayıdaki zararlı kontrollü biçimde kafese alınarak oluşturduğu hasar izlenebiliyor. İlaç uygulanan ve uygulanmayan gruplar üzerinden zararlının canlı kalma oranı, meyveye verdiği zarar ve uygulamanın koruyuculuğu değerlendirilebiliyor. Ancak 2026 çalışmasının ayrıntılı deney deseni; kafeslere kaç böcek bırakıldığı, hangi ürünlerin hangi dozlarda uygulandığı ve kaç farklı uygulama grubunun oluşturulduğu kamuoyuyla henüz paylaşılmadı. Bu nedenle dal-kafesi doğrudan “fındığı koruyan yeni bir üretici yöntemi” olarak değil, mücadele yöntemlerini ölçmeye yarayan bilimsel bir saha düzeneği olarak değerlendirmek gerekiyor. GİRESUN’DA ÜÇ BAHÇEYE ALTIŞAR KAFES KURULDU Çalışmanın Giresun ayağında Espiye’nin Sakarya köyü, Keşap’ın Yoliçi Mahallesi ve Görele’nin Kıdır köyünde birer fındık bahçesi seçildi. Bu bahçelerin her birine altışar dal-kafes yerleştirildi. Kafesler üzerinden zararlının yoğunluğu, mevsim içindeki hareketi ve fındıkta meydana getirdiği hasar düzenli aralıklarla takip edildi. Giresun’daki uygulama noktaları ve kafes sayıları, çalışmanın başlangıcında yapılan saha duyurusunda kamuoyuna açıklanmıştı. ÇALIŞMA NE ZAMAN YAPILIYOR? Dal-kafesler, kahverengi kokarcanın kışlama alanlarından çıkarak bahçelere yönelmeye başladığı ve fındık meyvelerinin gelişme dönemine girdiği ilkbaharda kuruluyor. 2026 çalışmaları bölgede mayıs ayında başlatıldı; kafeslerin kontrolü ve saha kayıtları haziran ve temmuz boyunca sürdürüldü. Hasatla birlikte kafes içi ve doğal ortam numuneleri toplanarak çalışma tamamlandı. Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsünün verilerine göre kahverengi kokarcanın kışlayan erginleri, sıcaklığa bağlı olarak nisan ayı sonundan itibaren barınaklarından çıkıyor. Zararlı genellikle haziran-temmuz döneminde yumurta bırakıyor, temmuz sonundan ağustos sonuna kadar ise nimfler yoğun biçimde görülüyor. Bu takvim, fındığın kabuk ve iç oluşturma dönemleriyle çakıştığı için sezon boyunca takip yapılması gerekiyor. Enstitünün kahverengi kokarca bilgilendirme sayfası zararlının yaşam döngüsü ve mücadele yöntemleri hakkında ayrıntılı bilgi veriyor. FINDIĞA NASIL ZARAR VERİYOR? Kahverengi kokarcanın ergin ve nimfleri, hortum biçimindeki ağız yapılarıyla meyveyi delerek özsuyunu emiyor. Erken dönemdeki beslenme meyve dökümüne ve boş fındık oluşumuna; daha ileri dönemdeki beslenme ise şekil ve renk bozukluklarına, buruşuk veya lekeli içe ve acı tada yol açabiliyor. Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü uzmanlarının da aralarında bulunduğu bilim insanları tarafından 2026’da yayımlanan araştırmada, yarı-tarla kafes denemelerinde zarar tiplerinin fındığın gelişme dönemine göre değiştiği belirlendi. Mayıs-haziranda kabuk şekil bozukluğu, haziranda kararmış boş kabuk ve boş iç, haziran sonu-temmuz ortasında buruşuk iç, temmuz-ağustosta ise mantarlaşmış veya lekeli iç zararının öne çıktığı bildirildi. Aynı araştırmada, kafes altında bütün sezon izlenen tek bir erginin 537 meyveye kadar zarar verebildiği; en yüksek deneysel kaybın çekirdeğin büyüdüğü dönemde ortaya çıktığı kaydedildi. Bu rakamlar 2026’daki 18 bahçenin sonucu değil, dal-kafes yönteminin zararın dönemlere göre ölçülmesindeki önemini gösteren daha önceki bilimsel denemelere ait. Araştırma, Journal of Economic Entomology’de yayımlandı. BAHÇEYE VE ÜRETİCİYE NE KAZANDIRACAK? Dal-kafesin üreticiye sağlayacağı asıl katkı, kafesin kendisinden değil, elde edilecek karşılaştırmalı verilerden gelecek. Laboratuvar ve saha sonuçlarıyla şu soruların yanıtlanması bekleniyor: Hangi mücadele uygulaması zararı ne ölçüde azalttı?İlaçlama hangi dönemde daha etkili oldu?Aynı sonucu daha az ilaçlamayla almak mümkün mü?Kafes içi ve doğal ortam fındıkları arasında verim ve kalite farkı oluştu mu?İl, ilçe, rakım ve fındığın gelişme dönemine göre uygulama zamanı değişiyor mu?Gereksiz ilaçlamalar azaltılarak üretim maliyeti ve çevresel risk düşürülebilir mi? Çalışmanın tamamlanması, bu soruların yanıtlandığı anlamına gelmiyor. Şu aşamada kesinleşen çıktı, 18 bahçeden karşılaştırmalı saha verileri ile hasat numunelerinin toplanmış olması. Hangi uygulamanın ne kadar başarı sağladığı, kaç ilaçlamanın yeterli olduğu ve verim-kalite farkının ne düzeyde gerçekleştiği, enstitünün inceleme sonuçlarını açıklamasıyla netleşecek. HER BAHÇE OTOMATİK OLARAK İLAÇLANMAMALI Tarım ve Orman Bakanlığının teknik açıklamasına göre fındıkta ilaçlama kararı takvime bakılarak değil, bahçedeki zararlı yoğunluğu ölçülerek verilmeli. Fındıklar mercimek iriliğine ulaştığında, bölgeye göre nisan-mayıs aylarında yapılan kontrollerde 10 fındık ocağında toplam 5 kışlamış ergin görülmesi ilk mücadele eşiği olarak kabul ediliyor. Sezon içindeki kontrollerde 10 ocakta 5 nimf veya 5 ergin tespit edilmesi durumunda mücadeleye devam edilmesi öneriliyor. Örnekleme yapılırken: 1-10 dekarlık bahçelerde 10 ocak,11-20 dekarlık bahçelerde 20 ocak,20 dekardan büyük bahçelerde 30 ocak inceleniyor. Ocakların bahçeyi temsil edecek 5-6 ayrı noktadan seçilmesi, silkelemenin sabah erken saatlerde 3x4 metrelik beyaz bir çarşaf üzerine yapılması gerekiyor. İlaçlama zorunluluğu oluştuğunda yalnızca Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış ürünlerin, il ve ilçe tarım müdürlüklerinin duyurduğu zamanda kullanılması isteniyor. İlaçlamanın yağışlı havalarda ve güneşli öğle saatlerinde yapılmaması, bitkinin tamamının yeterli biçimde kaplanması ve son uygulamayla hasat arasındaki bekleme süresine uyulması gerekiyor. Bakanlık, uygulamanın etkinliğinin ilaçlamadan yedi gün sonra yapılacak yeni sayımla kontrol edilmesini öngörüyor. Güncel eşikler ve uygulama esasları Bakanlığın mücadele sayfasında yayımlanıyor. MÜCADELE YALNIZCA İLAÇLAMADAN İBARET DEĞİL Bakanlığın kahverengi kokarcaya karşı uyguladığı sistem; mekanik, biyoteknik, biyolojik ve gerektiğinde kimyasal mücadeleden oluşuyor. Sonbaharda barınaklara yönelen böceklerin toplanarak imha edilmesi, feromonlu cezbet-öldür noktalarının kurulması ve yumurta parazitoiti olan samuray arıcığının doğaya salınması bu yöntemin diğer aşamalarını oluşturuyor. Samuray arıcığı salımı yapılan alanlarda kimyasal uygulamadan kaçınılması gerekiyor. Tarımsal alanlarda ilaçlama ise il ve ilçe müdürlüklerinin haftalık kontrolleri ile duyurdukları mücadele ilanlarına göre yapılmalı. Bakanlığın yaklaşımında kimyasal mücadele, diğer yöntemlerle birlikte ve zorunlu durumlarda başvurulacak son aşama olarak tanımlanıyor. Entegre mücadele uygulamalarına ilişkin bilgiler Bakanlığın resmî portalında bulunuyor. Karadeniz’deki 18 bahçeden alınan numunelerin analizi tamamlandığında, uygulamaların etkinliği ve fındık kalitesi üzerindeki etkisinin sayısal verilerle kamuoyuna açıklanması bekleniyor. Sonuçların üreticilerle paylaşılması, 2027 sezonunda doğru zamanda, ihtiyaç kadar ve çevreyle uyumlu bir mücadele programının uygulanması açısından önem taşıyor.

ELMAS: "FINDIK FİYATI ÜRETİCİNİN YÜZÜNÜ GÜLDÜRECEK " Haber

ELMAS: "FINDIK FİYATI ÜRETİCİNİN YÜZÜNÜ GÜLDÜRECEK "

MİLLETVEKİLİ ELMAS: "FINDIK ALIM FİYATI ÜRETİCİNİN YÜZÜNÜ GÜLDÜRECEK BİR RAKAM OLACAK" ANKARA – AK Parti Giresun Milletvekili Nazım Elmas, TBMM Genel Kurulu'nda fındıkla ilgili verilen önerge üzerine AK Parti Grubu adına yaptığı konuşmada, hükümetin fındık üreticisine yönelik desteklerini anlattı. Elmas, Toprak Mahsulleri Ofisi'nin (TMO) alım fiyatının hasat öncesinde açıklanacağını belirterek, "Üreticinin yüzünü güldürecek bir rakam olacak." dedi. Fındığın yüz binlerce ailenin geçim kaynağı ve Türkiye için stratejik bir ihracat ürünü olduğunu vurgulayan Elmas, önergeyle devletin üreticiyi yalnız bıraktığı yönünde bir algı oluşturulmaya çalışıldığını savundu. Bunun gerçeği yansıtmadığını ifade eden Elmas, AK Parti iktidarları döneminde fındık üreticilerine önemli destekler sağlandığını söyledi. Elmas, 2009 yılından bugüne kadar fındık üreticilerine yaklaşık 16 milyar lira destek verildiğini belirterek, alan bazlı gelir desteği, mazot ve gübre desteği, TMO alımları ile düşük faizli krediler gibi uygulamalarla üreticinin yanında olduklarını kaydetti. Kahverengi kokarca zararlısıyla mücadele kapsamında bugüne kadarki en kapsamlı çalışmaların yürütüldüğünü dile getiren Elmas, feromon tuzakları, biyolojik ve kimyasal mücadele, ilaçlama çalışmaları ile yararlı böcek salımı için Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 138 milyon liralık kaynak kullanıldığını ifade etti. Giresun'da ise İŞKUR aracılığıyla oluşturulan ekipler için Toplum Yararına Program kapsamında 5 milyon lira kaynak ayrıldığını söyledi. Geçen yıl yaşanan zirai don afetinin ardından üreticilerin yalnız bırakılmadığını belirten Elmas, 21 bin 464 fındık üreticisine toplam 541 milyon 437 bin 173 lira destek sağlandığını açıkladı. Fındık alım fiyatına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Elmas, hasat sezonu başlamadan önce TMO'nun alım fiyatını açıklayacağını belirterek, fiyatın üreticiyi memnun edecek seviyede olacağını ifade etti. Rekolte tahminlerinin uzmanlar tarafından bilimsel veriler ışığında hazırlandığını söyleyen Elmas, Rekabet Kurumu'nun da üretici aleyhine oluşabilecek piyasa hareketlerini yakından takip ettiğini dile getirdi. Konuşmasında TMO'nun altyapısına da değinen Elmas, kurumun 200 bin ton depolama kapasitesi, yaygın alım noktaları ve dijital altyapısıyla üreticinin emeğine sahip çıktığını söyledi. Lisanslı depoculuğun önemine vurgu yapan Elmas, üreticilere "Fındığınızı emanete vermeyin, lisanslı depolarda muhafaza ederek değer kazandırın." çağrısında bulundu. Elmas, Giresun Üniversitesi'nin Fındık İhtisas Üniversitesi olarak sektöre bilimsel katkı sunduğunu da belirterek, katma değerli üretim projeleriyle Türk fındığının uluslararası rekabet gücünün artırılması için çalışmaların sürdüğünü sözlerine ekledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.