Hava Durumu

#Kadınlar

giresunsonhaber - Kadınlar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kadınlar haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

TEMA Vakfı’ndan Orman ve Su Uyarısı Haber

TEMA Vakfı’ndan Orman ve Su Uyarısı

TEMA Vakfı, Dünya Ormancılık Günü ve Orman Haftası ile Dünya Su Günü kapsamında yaptığı açıklamada, insan faaliyetleri nedeniyle giderek derinleşen orman kaybı ve su yoksunluğunun başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere en çok kırılgan toplulukları etkilediğine dikkat çekti. TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, suyu ve ormanları korumanın toplumsal eşitliği ve ekonomik dayanıklılığı da korumak anlamına geldiğini vurguladı. Ormanlar ve su varlıkları, yaşamın sürekliliğini sağlayan ekosistemlerin temelini oluştururken, ekonomik yaşamın görünmez altyapısını ve toplumsal refahın güvencesini de sağlıyor. Ancak bugün, gezegenimizin yaşanabilirliği için vazgeçilmez olan bu doğal varlıklar hiç olmadığı kadar baskı altında. Artan nüfus ve insan kaynaklı iklim krizinin etkileri, ormanlar ile su varlıklarını giderek daha kırılgan hale getiriyor. Büyük resme baktığımızda ise acilen önleyici adımların atılması gerekiyor. Birleşmiş Milletler bu yıl, Ormancılık Haftası’nın da başlangıcı olan 21 Mart Dünya Ormancılık Günü’nün temasını "Ormanlar ve Ekonomiler", 22 Mart Dünya Su Günü’nün temasını ise "Su ve Cinsiyet" olarak belirledi. Bu iki tema, ormanlar ve su varlıklarının doğal sistemlerin bir parçası olduğunu yeniden hatırlatırken, toplumsal eşitliğin ve ekonomik refahın temelini de oluşturduklarına dikkat çekiyor. Dünyada 45 milyon insan geçimini ormanlardan sağlıyor Karbon depolamadan iklimin düzenlenmesine, toprağın korunmasından su üretimine kadar sayısız ekosistem hizmeti sunan ormanlar, aynı zamanda insan refahı ve ekonomik yaşamın ana bileşenlerinden biri. Dünya genelinde 45 milyon insan geçimini doğrudan ormanlardan sağlarken, milyarlarca insanın yaşamı, ormanların sağladığı gıdaya ve düzenlediği su döngüsüne bağlı olarak sürüyor. Tüm bu hizmetlerin ekonomik karşılığını hesaplamak ise mümkün bile değil. Ancak küresel ölçekte orman kaybı hız kesmeden devam ediyor. 1990–2025 yılları arasında dünyada yaklaşık 489 milyon hektar orman alanı yok edildi. Son 10 yılda ise her yıl yaklaşık 11 milyon hektar, Türkiye’nin Akdeniz Bölgesi kadar, doğal orman alanı kaybedildi. Yangınların yol açtığı tahribatlar giderek artarken son 20 yılda yangınlardan zarar gören orman alanı iki katına çıktı. Orman kaybı su güvencesini de zayıflatıyor Ormanların zayıflaması sadece ekolojik bir kayıp değil, su güvenliği açısından da ciddi bir risk oluşturuyor. Çünkü ormanlar su döngüsünün önemli bir parçasını oluşturuyor; havzaları koruyor, yağışları ve suyun kalitesini artırıyor, kuraklık ve taşkın riskini azaltıyor. TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, ormanların korunmasının yaşamın sürdürülebilirliği açısından kritik önem taşıdığına dikkat çekerek şunları söyledi: "Ormanlar yalnızca ağaçlardan ibaret olmayan; suyun sürekliliğini sağlayan, ekonomiyi ayakta tutan ve yaşamı mümkün kılan doğal sistemlerdir. Ormanlar zayıfladığında su güvenliği de zayıflar. Bu nedenle ormanları korumak, suyu ve yaşamın devamlılığını da korumak demektir." Su yoksunluğu en çok kadınları ve çocukları etkiliyor Suyun coğrafi bölgelere ve ülkelere dağılımı konusunda görülen eşitsizlikler ise toplumsal yaşamda daha da derinleşiyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyada kadınlar ve kız çocukları her gün yaklaşık 250 milyon saatlerini su bulmak ve taşımak için harcıyor. Bu durum eğitimden kopuş, ekonomik dışlanma ve zaman yoksulluğu gibi eşitsizlikleri derinleştiren sonuçlar doğuruyor. İklim krizinin etkileriyle artan kuraklık, su kıtlığı ve aşırı hava olayları da özellikle kırılgan toplulukların yaşam koşullarını daha da zorlaştırıyor. Bu duruma ilişkin değerlendirmede bulunan Deniz Ataç, "Su yoksunluğu, bir eşitsizlik krizidir. Suya erişimin zorlaştığı her yerde bakım yükünü en çok kadınlar ve kız çocukları üstleniyor; eğitimden, çalışma hayatından ve yaşam fırsatlarından feragat etmek zorunda kalıyorlar. Oysa suya erişim bir ayrıcalık değil, temel bir insan hakkıdır. Aynı iklim koşullarına sahip toplumlar arasında suya erişim yönetsel nedenlerle üç kata kadar değişebiliyorsa bu bize su yoksunluğunun çözümünde sadece altyapıya değil, adil ve katılımcı yönetime de odaklanmamız gerektiğini gösterir." ifadelerini kullandı. Dünya "su iflası" riskiyle karşı karşıya Birleşmiş Milletler Üniversitesi Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü tarafından yayımlanan yeni bir rapor ise dünyanın artık, “küresel su iflası” olarak tanımlanan yeni bir döneme girdiğini ortaya koyuyor. Rapora göre insanlık nehirleri, gölleri ve yer altı su varlıklarını doğanın kendini yenileyebileceğinden çok daha hızlı tüketiyor ve birçok su sistemi geri dönülmesi zor bir eşik noktasına yaklaşıyor. Ataç, endişe verici bu tabloya karşı uyarıda bulundu: "Tatlı su varlığı azalan Dünyamız küresel bir su iflası riskiyle karşı karşıya. Ormanları korumadan ise su güvencesini sağlamak mümkün değil." "Doğal varlıkların korunması, birbirini tamamlayan bütüncül politikalarla mümkün" Deniz Ataç, su güvencesinin sağlanabilmesi için suyun alınıp satılan bir kaynak olarak görülmesinden vazgeçilmesinin, orman ekosistemlerinin korunmasının, su havzalarının bütüncül bir yaklaşımla yönetilmesinin ve suya erişimin temel bir insan hakkı olarak ele alınmasının büyük önem taşıdığını söyledi: "İklim krizine karşı yaşanabilir bir gelecek için orman kaybını durduracak politikaların güçlendirilmesi, su varlıklarının doğanın yenilenme kapasitesini gözeten bir anlayışla yönetilmesi ve su yönetiminde kadınların ve yerel toplulukların karar alma süreçlerine etkin katılımının sağlanması gerekiyor. Doğal varlıkların korunması, su güvencesinin sağlanması ve toplumsal eşitsizliklerin azaltılması ancak birbirini tamamlayan bütüncül politikalarla mümkün." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

8 MART’IN EN SERT GERÇEĞİ: ENGELLİ BİREYLERİN YÜKÜNÜ EN ÇOK KADINLAR TAŞIYOR Haber

8 MART’IN EN SERT GERÇEĞİ: ENGELLİ BİREYLERİN YÜKÜNÜ EN ÇOK KADINLAR TAŞIYOR

GİRESUN’DA 8 MART’IN EN SERT GERÇEĞİ: ENGELLİ BİREYLERİN YÜKÜNÜ EN ÇOK KADINLAR TAŞIYOR Giresun Engelsiz Yaşam Derneği’nin 8 Mart mesajı, bir kutlama metninden çok daha fazlasını söyledi: Engelli bireylerin bakımını omuzlayan kadınlar, hem görünmeyen emeğin hem de yetersiz sosyal desteğin en ağır yükünü taşıyor. Giresun’da derneğin son dönemde sağlık, eğitim ve erişilebilir hizmetler başlığında verdiği mücadele, bu çıkışın anlık değil, sahaya dayanan bir itiraz olduğunu gösteriyor. Araştırmalar da aynı noktaya işaret ediyor: bakım yükü büyüdükçe kadınların yaşam kalitesi, sosyal katılımı ve ekonomik güvencesi daha fazla aşınıyor. GİRESUN’DA 8 MART MESAJI Giresun Engelsiz Yaşam Derneği’nin 8 Mart dolayısıyla paylaştığı metin, kadınların engellilik alanındaki görünmeyen yükünü doğrudan hedefe koydu. Metinde, engelli çocukların ya da engelli yakınlarının bakımını üstlenen kadınların ekonomik güvenceden uzaklaştığı, sosyal hayattan koptuğu ve çözüm masalarında geri planda bırakıldığı vurgulandı. Asıl dikkat çeken ise derneğin meseleyi yardım diliyle değil, “hak temelli yaklaşım” ve “eşit yurttaşlık” çerçevesiyle tarif etmesi oldu. Bu yönüyle açıklama, 8 Mart’a özel bir duyarlılık çağrısından çok, yılın geri kalanında görmezden gelinen bir toplumsal yükün kayda geçirilmesi niteliği taşıdı. DERNEĞİN ÇİZGİSİ NET: GÜNDELİK SERZENİŞ DEĞİL, SÜREKLİ HAK ARAYIŞI Derneğin son dönemde kamuoyuna yansıyan çıkışlarına bakıldığında, bu açıklamanın münferit olmadığı görülüyor. Giresun Engelsiz Yaşam Derneği, 2025 sonbaharında yapılan olağan kongrede “Engelsiz Yaşam Merkezi” ihtiyacını yeniden gündeme taşıdı; 2026 başında ise özel gereksinimli bireylerin rehabilitasyon eğitimlerine 27 yaş sınırı getirilmesi girişimine açık tepki verdi. Bu iki başlık bile derneğin yalnızca farkındalık üretmediğini, aynı zamanda hizmete erişim ve hak kaybı başlıklarında doğrudan müdahil olduğunu gösteriyor. SAĞLIKTA SOMUT KAZANIM: DİŞ TEDAVİSİ İÇİN İL DIŞI MECBURİYETİ AZALDI Derneğin etkisinin sahada görüldüğü başlıklardan biri sağlık hizmetleri oldu. 2025 Eylülünde yerel ve tematik haber kaynaklarına yansıyan bilgilere göre, Giresun Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, Giresun Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Giresun Engelsiz Yaşam Derneği’nin ortak çalışmasıyla engelli çocukların diş tedavileri Giresun’da yapılmaya başlandı. Bu gelişme, aileler açısından yalnızca bir sağlık hizmeti kolaylığı değil; şehir dışı sevk, ulaşım masrafı, refakat zorluğu ve zaman kaybının da azalması anlamına geldi. EĞİTİM BAŞLIĞINDA TEPKİ: “HAK KAYBI DERİNLEŞMESİN” Derneğin en sert çıkışlarından biri ise rehabilitasyon eğitiminde yaş sınırı tartışmasına karşı oldu. Ocak 2026’da yerel basına yansıyan açıklamalarda dernek başkanı Rabia Akkuş, özel gereksinimli bireylerin rehabilitasyon merkezlerinde aldıkları eğitime 27 yaş sınırı getirilmek istenmesini eleştirdi ve bunun eğitim hakkını zedeleyeceğini savundu. Bu itiraz, yalnızca bir yönetmelik tartışması değil; eğitim hakkının sürekliliği, ailelerin geleceğe dair güvencesi ve engelli bireyin sistem dışına itilmemesi açısından kritik bir uyarı olarak öne çıktı. ARAŞTIRMALAR DERNEĞİN SÖYLEDİĞİNİ DOĞRULUYOR Bilimsel çalışmalar, derneğin 8 Mart metninde dile getirilen temel sorunun duygusal bir saptama değil, ölçülebilir bir gerçek olduğunu gösteriyor. Türkiye’de yayımlanan araştırmalardan birinde, engelli çocuğa sahip bakım veren ebeveynlerin yüzde 78’inin anne olduğu saptandı. Başka çalışmalarda ise çocuğun engel oranı arttıkça bakım yükünün de arttığı, ağır engelli aile üyesine bakım veren kadınlarda bakım yükü yükseldikçe yaşam doyumu ve yaşam kalitesinin olumsuz etkilendiği belirtildi. Bu bulgular, bakımın aile içinde “doğal olarak” kadına bırakılan bir görev gibi görülmesinin, aslında kadınların sosyal ve ekonomik hayatını daraltan yapısal bir sorun ürettiğini ortaya koyuyor. GÖRÜNMEYEN EMEK, EN AĞIR SOSYAL YÜKLERDEN BİRİNE DÖNÜŞÜYOR Sorunun merkezinde yalnızca fiziksel bakım yok. Engelli bireyin sağlık randevusu, eğitimi, taşınması, gündelik ihtiyaçları, sosyal uyumu ve kriz anları çoğu evde tek bir kişinin, çoğunlukla da annenin ya da kadın yakının omzuna yükleniyor. Bu tablo kadınların istihdamdan kopmasına, düzensiz gelirle yaşamasına, sosyal çevreden uzaklaşmasına ve tükenmişlik duygusunun derinleşmesine yol açıyor. Literatürde “bakımın kadınlaşması” olarak tarif edilen bu süreç, engellilik alanında kadınların neden iki kat görünmez kaldığını da açıklıyor: Hem bakım veriyorlar hem de bu bakım çoğu zaman emek sayılmıyor. DEVLET DESTEĞİ VAR, AMA SAHADAKİ YÜKÜ TAM OLARAK HAFİFLETMİYOR Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 2026 bütçe verilerine göre 520 bin aileye evde bakım yardımı yapılıyor; ayrıca 104 bin 573 kişi engelli aylığından, 45 bin 750 kişi de engelli yakını aylığından yararlanıyor. Bakanlığın güncel bilgilendirme sayfalarında evde bakım yardımı ve gündüz hizmetleri sisteminin sürdüğü görülüyor. Ancak rakamların büyüklüğü, ihtiyacın karşılandığı anlamına gelmiyor. Sahadaki temel sorun; desteğin yalnızca nakdi boyutta kalması, gündüzlü bakım, geçici bakım, psikososyal destek, yerel koordinasyon ve erişilebilir kamusal hizmetlerin aynı ölçüde güçlenmemesi. Giresun Engelsiz Yaşam Derneği’nin 8 Mart metni de tam burada sertleşiyor: Kadınların ve engelli bireylerin yükü yılda bir gün anılarak değil, her gün işleyen destek mekanizmalarıyla hafifletilebilir. DÜNYANIN YÖNÜ BELLİ: YARDIM DEĞİL, HAK VE TOPLUM TEMELLİ DESTEK Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi, engelli bireylerin bağımsız yaşama ve toplum içinde yer alma hakkını açık biçimde güvence altına alıyor. Bu yaklaşım, engelli bireyi edilgen bir yardım nesnesi olarak değil, hak sahibi yurttaş olarak kabul ediyor. Bu çerçevede bakım veren ailelerin, özellikle kadınların yükünü azaltacak hizmetlerin güçlendirilmesi; erişilebilir sağlık, eğitim, sosyal katılım ve yerel destek ağlarının yaygınlaştırılması bekleniyor. Giresun’daki derneğin 8 Mart çıkışı da tam olarak bu çizgiye yaslanıyor: yardım istemekten çok, hakların eksiksiz tanınmasını talep ediyor. GİRESUN’DAN YÜKSELEN SES, TEK BİR GÜNÜN DEĞİL YILIN TAMAMININ MESELESİ Giresun Engelsiz Yaşam Derneği’nin 8 Mart mesajı, yerel ölçekte yazılmış bir sosyal medya paylaşımından ibaret değil. O metin, engelli bireylerin bakımını taşıyan kadınların neden yoksullaştığını, neden yalnızlaştığını ve neden çözüm süreçlerinin merkezine alınması gerektiğini özetliyor. Derneğin son dönemde sağlık hizmetine erişim, eğitim hakkı ve engelsiz yaşam merkezi gibi başlıklarda verdiği mücadele de bu sözlerin sahadaki karşılığını güçlendiriyor. Giresun’da dile gelen bu itirazın özeti net: Engelli bireyin hakkı konuşulacaksa, onunla birlikte yaşayan ve hayatı omuzlayan kadının yükü artık tali bir ayrıntı gibi görülemez.

DMD KAS HASTASI EGEMEN İÇİN GİRESUN TEK YÜREK OLDU Haber

DMD KAS HASTASI EGEMEN İÇİN GİRESUN TEK YÜREK OLDU

DMD KAS HASTASI EGEMEN İÇİN GİRESUN TEK YÜREK OLDU İYİLİK MELEKLERİ SAHNEDEYDİ, GECEDE 100 BİN TL TOPLANDI Giresun, örnek bir dayanışma gecesine ev sahipliği yaptı. DMD kas hastalığı ile mücadele eden 7,5 yaşındaki Egemen için Giresun Alyans Düğün Salonu’nda düzenlenen yardım programında yaklaşık 100 bin TL bağış toplandı. Akademisyenlerden mahalle muhtarına, sağlıkçılardan sanatçılara kadar çok sayıda gönüllü, küçük Egemen’in mücadelesine destek olmak için bir araya geldi. “Bahanemiz yok, umudumuz var” mesajıyla düzenlenen gece, hem maddi destek hem de güçlü bir toplumsal farkındalık ortaya koydu. Giresun, bir kez daha dayanışma kültürünü en somut haliyle gösterdi. ORGANİZASYONUN MİMARI KADINLAR OLDU Gecenin organizasyonu, gönüllü kadınların öncülüğünde hayata geçirildi. Sürecin koordinasyonunu; Giresun Üniversitesi’nden Prof. Dr. Yelda Bingöl Alpaslan, Gaziler Mahallesi Muhtarı Nilgün Çobanoğlu, Bora Organizasyon’dan Eda Karaahmet Köse, Yaşam Koçu ve Farkındalık Eğitmeni Serpil Tönel ile emekli sağlıkçılar Sunay Taner ve Pamuk Özkan, anestezi uzmanı Sena Özkan ve Nazan Zehir’in yer aldığı ekip üstlendi. Gönüllü ekip, gece boyunca hayırsever davetlilerle yakından ilgilenerek organizasyonun düzenli ve verimli şekilde ilerlemesini sağladı. Katılımcılarla kurulan birebir iletişim, bağış sürecinin sağlıklı yürütülmesinde önemli rol oynadı. Kadınların öncülüğünde yürütülen bu çalışma, “destek ve umut ordusu” anlayışının sahadaki karşılığı oldu. SANAT CAMİASINDAN ÜCRETSİZ DESTEK Gecenin sunuculuğunu Nur Kılıç üstlenirken, ev sahipliğini Alyans Düğün Salonu işletmecisi Elif Dilli Bayram yaptı. Mekân desteğiyle organizasyona katkı sunan Bayram, dayanışma zincirinin önemli halkalarından biri oldu. Sanat camiası da geceye güçlü bir destek verdi. Ücret talep etmeyen saz ekibi Ersoy Yağmur, Yılmaz Çağlayan ve Özgür Damcı eşliğinde sahne alan gönüllü sanatçılar Işıl Işıl ve Murat Aslan, performanslarıyla geceye anlam kattı. Katılımcılar hem duygusal hem de coşkulu anlar yaşarken, Egemen için toplanan destek daha da büyüdü. “KASLAR YORULUR, SEVGİ YORULMAZ” Organizasyon komitesi adına yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Kaslar yorulur ama sevgi ve dayanışma asla yorulmaz. Egemen evladımız henüz 7,5 yaşında. Hem eğitim hayatının hem de çocukluğunun en güzel döneminde. Bizler onun büyükleri olarak adımları yavaşlamasın, hayalleri yarım kalmasın diye buradayız. Giresun halkı bu hayati dayanışmaya sahip çıktı.” Toplanan yaklaşık 100 bin TL’lik bağışın, Egemen’in tedavi ve rehabilitasyon sürecinde kullanılacağı belirtildi. DMD KAS HASTALIĞI NEDİR? Duchenne Muscular Dystrophy (DMD), çocukluk çağında ortaya çıkan, ilerleyici ve kalıtsal bir kas hastalığıdır. Distrofin adlı proteinin eksikliği nedeniyle kas hücreleri zamanla hasar görür ve güç kaybı artar. Hastalığın temel özellikleri: Genellikle 2–5 yaş arasında belirtiler başlar. Erkek çocuklarda daha sık görülür. Yürümede gecikme, sık düşme ve merdiven çıkmada zorlanma ilk belirtiler arasındadır. İlerleyen dönemlerde solunum ve kalp kasları etkilenebilir. Kesin bir tedavisi bulunmamakla birlikte; fizik tedavi, destekleyici medikal uygulamalar ve yeni nesil gen temelli araştırmalar hastalığın ilerleyişini yavaşlatmaya yöneliktir. Bu nedenle erken tanı, düzenli takip ve toplumsal destek büyük önem taşımaktadır. Egemen için düzenlenen bu gece, yalnızca bir yardım organizasyonu değil; aynı zamanda Giresun’un vicdanının, merhametinin ve toplumsal sorumluluk bilincinin güçlü bir yansıması olarak kayıtlara geçti.

KENT KONSEYLERİ BİRLİĞİ GENEL KURULU YAPILDI Haber

KENT KONSEYLERİ BİRLİĞİ GENEL KURULU YAPILDI

KENT KONSEYLERİ BİRLİĞİ GENEL KURULU YAPILDI BAŞKAN DR. FERİDUNOĞLU’NA ÖNEMLİ GÖREV Türkiye Kent Konseyleri Birliği’nin 16. Genel Kurulu, İstanbul’da geniş katılımla gerçekleştirildi. Genel kurulda yapılan seçimler sonucunda, Giresun Kent Konseyi Başkanı İsmail Cem Feridunoğlu, Birliğin en önemli tematik organlarından biri olan “Demokrasi ve Katılım Çalışma Grubu” üyeliğine seçildi. DEMOKRASİ VE KATILIM ÇALIŞMA GRUBU NEDİR? Türkiye Kent Konseyleri Birliği bünyesinde faaliyet gösteren Demokrasi ve Katılım Çalışma Grubu, yerel yönetimlerde katılımcı demokrasi kültürünün güçlendirilmesi, yurttaşların karar alma süreçlerine etkin katılımının sağlanması ve kent konseylerinin işlevselliğinin artırılması amacıyla oluşturulmuş tematik bir çalışma grubudur. Bu çalışma grubu; Yerel yönetimlerde şeffaflık, hesap verebilirlik ve katılım mekanizmalarını geliştirmeye yönelik politika önerileri üretir, Kent konseylerinin meclis, çalışma grubu ve platformlarının daha etkin çalışmasına ilişkin rehberler ve iyi uygulama örnekleri hazırlar, Kadınlar, gençler, engelliler, çocuklar ve dezavantajlı grupların yerel karar süreçlerine katılımını artıracak modeller üzerinde çalışmalar yürütür, Yerel demokrasiye ilişkin çalıştaylar, raporlar ve eğitim programları düzenler. YERELDEN ULUSALA KATKI Dr. İsmail Cem Feridunoğlu’nun bu çalışma grubuna seçilmesi, Giresun’da yürütülen katılımcı ve kapsayıcı kent konseyi çalışmalarının ulusal ölçekte karşılık bulduğunun göstergesi olarak değerlendiriliyor. Feridunoğlu’nun, Giresun Kent Konseyi çatısı altında hayata geçirilen katılım odaklı uygulamaları ve sivil toplum–yerel yönetim iş birliğini önceleyen yaklaşımının, Birliğin çalışmalarına önemli katkı sunması bekleniyor. Giresun’da Memnuniyetle Karşılandı Başarılı çalışmalarıyla dikkat çeken Feridunoğlu’nun bu önemli göreve seçilmesi, Kent Konseyi üyeleri arasında ve Giresun kamuoyunda memnuniyetle karşılandı. Söz konusu görevin, Giresun’un yerel demokrasi, katılım ve sivil toplum alanındaki görünürlüğünü artıracağı ifade ediliyor.

İklim değişikliği Türkiye’de insan hareketliliğini etkiliyor Haber

İklim değişikliği Türkiye’de insan hareketliliğini etkiliyor

Boğaziçi Üniversitesi ile Vrije Universiteit Brussel araştırmacıları tarafından gerçekleştirilen ve Schneider Electric'in desteklediği araştırma, iklim değişikliğinin Türkiye ile çevresindeki göç, kalıcı yerleşim ve bölgesel dayanıklılık üzerindeki etkilerini veriye dayalı olarak ortaya koydu. İSTANBUL (İGFA) - Türkiye Bilişim Vakfı – Be Node Research yayını altında yayımlanan rapor, IPCC Altıncı Değerlendirme Raporu (AR6) senaryoları, ulusal veriler ve sosyal araştırmalarla iklim değişikliğinin insan hareketliliği üzerindeki etkilerini ele alıyor. Araştırma, sıcaklık artışları, su stresi ve tarımsal üretimdeki gerilemenin kırsal kaynaklar ve şehirleşme şekillerini geniş ölçüde etkilediğini öne sürüyor. Rapor, su kıtlığı ve tarımsal üretimdeki azalma nedeniyle iç göçün artacağını, şehirlerde altyapı ve hizmetler üzerinde baskılar oluşacağını, yaşlılar, kadınlar ve engelli bireylerin "zorunlu hareketsizlik" sebebiyle yeni hassasiyetlerle karşılaşabileceğini belirtiyor. Türkiye'nin, Suriye, Irak, İran ve Orta Asya'daki çevresel hassasiyetler nedeniyle hem hedeflenen hem transit hem de yönlendirici bir pozisyonda olduğu belirtilen rapor, Türkiye'nin iklim değişikliğine karşı önleyici stratejiler geliştirmesi gerektiğinin altını çiziyor. Kırsal bölgelerde yerinde kalmayı teşvik edecek sosyal ve ekonomik şartların güçlendirilmesi, tarımsal üretimin iklim dirençli hale getirilmesi ve su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi; şehirlerde büyüyen mahallelerin planlı altyapı ve sosyal uyum politikalarıyla desteklenmesi, raporda öne çıkan politikalar arasında bulunuyor. Schneider Electric Türkiye ve Orta Asya Bölge Başkanı İsmail Yamangil, çalışmanın iklim değişikliğinin toplumsal etkilerini çok katmanlı bir şekilde gösterdiğine dikkat çekerek, veriye dayalı ve disiplinler arası yaklaşımların önemini vurguladı. Başlangıç Noktası Lideri Cem Leon Menase, raporun, kurumlar ve topluluklar için hazırlıklı bir gelecek inşa etme yolunda rehberlik sunduğunu belirtti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.