Hava Durumu

#Iş Sağlığı

giresunsonhaber - Iş Sağlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Iş Sağlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

GİRESUN’DA KADIN EMEĞİ SAHADA: SÜPÜRGEDE EŞİTLİK TARTIŞMASI Haber

GİRESUN’DA KADIN EMEĞİ SAHADA: SÜPÜRGEDE EŞİTLİK TARTIŞMASI

GİRESUN’DA KADIN EMEĞİ SAHADA: SÜPÜRGEDE EŞİTLİK TARTIŞMASI Giresun’da belediye bünyesinde sokak temizliğinde çalışan kadın işçiler üzerinden büyüyen tartışma, tek bir soruya dayanıyor: Bu tablo fırsat eşitliğinin sonucu mu, yoksa görev dağılımında görünmeyen bir adaletsizliğin işareti mi? Eldeki veriler, kesin hüküm için yetersiz; ancak mevzuat ve uluslararası literatür, hangi soruların sorulması gerektiğini açık biçimde ortaya koyuyor. Giresun’da sokaklarda süpürge ve kürekle çalışan kadın belediye işçileri, yalnızca günlük temizlik hizmetinin parçası değil; çalışma yaşamında eşitlik, liyakat ve görev dağılımı tartışmasının da merkezinde duruyor. Bu kadınların eğitim düzeyleri, önceki iş tecrübeleri, mesleki yeterlilikleri ve belediye içinde başka birimlerde değerlendirilmelerinin mümkün olup olmadığı şu aşamada kamuya açık verilerle net biçimde bilinmiyor. Aynı şekilde, eğitim ve beceri profili benzer başka çalışanların daha hafif ya da kapalı alan görevlerde istihdam edilip edilmediği de bilinmiyor. Tam da bu nedenle mesele, peşin hükümle değil; belgeli araştırmayla ele alınmak zorunda. Türkiye’de hukuki çerçeve açık. Anayasa’nın 10. maddesi kadınlar ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğunu düzenliyor. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 5. maddesi, iş ilişkisinde dil, ırk, cinsiyet ve benzeri nedenlerle ayrım yapılamayacağını hükme bağlıyor. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ise işverene, çalışanların sağlık ve güvenliğini sağlama, riskleri önleme, eğitim verme ve uygun koruyucu tedbirleri alma yükümlülüğü yüklüyor. Başka bir ifadeyle, kadınların belediye temizlik işinde çalışması tek başına hukuka aykırı değil; hukuka aykırılık, eşit fırsatın bozulduğu, terfi yollarının kapandığı, sağlık ve güvenliğin ihmal edildiği noktada başlıyor. Uluslararası çalışma normları da aynı çizgiyi destekliyor. ILO’nun 111 sayılı Ayrımcılık (İş ve Meslek) Sözleşmesi, istihdam ve meslekte eşit fırsat ve eşit muamelenin güvence altına alınmasını esas alıyor. Aynı sözleşme, yalnızca işin doğasından kaynaklanan zorunlu niteliklerin ayrımcılık sayılmayacağını belirtiyor. Bu da şu anlama geliyor: Bir çalışanın saha işinde bulunması, işin gereklerinden doğuyorsa sorun başka; fakat aynı nitelikteki personel arasında cinsiyet, bağlantı, kayırma ya da kurumsal tercih nedeniyle dengesiz dağılım oluşuyorsa, orada eşitlik tartışması doğrudan başlıyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın atık yönetimi ve toplumsal cinsiyet üzerine yayımladığı çalışmalar, atık sektörünün sanıldığı gibi “nötr” olmadığını, kadınların sektör içinde çoğu zaman alt basamak, düşük gelirli ve daha görünmez işlerde yoğunlaştığını ortaya koyuyor. UNEP’in değerlendirmelerine göre toplumsal cinsiyet rolleri ve yerleşik kalıplar, kadınların karar verici ve daha yüksek ücretli pozisyonlara erişimini sınırlayabiliyor. Bu nedenle kadınların temizlik ve atık işlerinde bulunması, otomatik olarak eşitlik göstergesi kabul edilmiyor; asıl ölçü, kadınların sadece en zor ve en alt kademelerde mi yoğunlaştığı sorusunda düğümleniyor. Bilimsel literatür, bu iş kolunun aynı zamanda ciddi bir iş sağlığı ve güvenliği alanı olduğunu gösteriyor. 2023 tarihli küresel sistematik derleme, sanitasyon ve atık işçilerinin çok sayıda mesleki tehlikeye maruz kaldığını; kas-iskelet sistemi sorunları, solunum yolu etkilenmeleri, yaralanmalar ve çeşitli iş kazalarının bu alanda öne çıktığını ortaya koydu. Daha önce yayımlanan sistematik incelemeler de atık ve geri dönüşüm sektöründe çalışanların biyolojik, kimyasal, fiziksel ve ergonomik risklerle karşı karşıya olduğunu vurguladı. Bu nedenle tartışma yalnızca “kadın bu işi yapar mı” tartışması değil; “bu iş nasıl, hangi ekipmanla, hangi eğitimle ve hangi korumayla yaptırılıyor” sorusudur. Burada düğümlenen diğer bir konu: Bu kadınların eğitimleri ve geçmiş deneyimleri, belediye içinde daha farklı bir görevde değerlendirilmelerine uygun muydu? Bu sorunun bugün itibarıyla yanıtı bilinmiyor. Belediyede çağrı merkezi, evrak, veri giriş, çevre farkındalık çalışmaları, geri dönüşüm koordinasyonu, saha planlama, denetim destek, sosyal hizmet veya başka idari operasyonlarda görev alabilecek nitelikte olup olmadıkları açıklanmış değil. Aynı biçimde, benzer eğitim ya da kıdemdeki başka personelin daha hafif işlerde görev yapıp yapmadığı da kamuoyuna yansımış değil. “Torpili olmadığı için sokakta çöp topluyorlar” cümlesini, bugünkü bilgi düzeyiyle söylemek imkansız. Ancak şu şekilde sorabiliriz: Belediyede görev dağılımı, liyakat ve şeffaf ölçütlere göre mi yapılıyor; yoksa benzer nitelikteki personel arasında görünmeyen bir ayrışma mı var? Araştırmanın bundan sonraki ayağında bakılması gereken başlıklar da nettir: Bu çalışanların kadro unvanları, eğitim durumları, hizmet süreleri, görev tanımları, işe alım ilanları, kurum içi yer değiştirme uygulamaları, benzer nitelikteki erkek ve kadın çalışanların birim dağılımı ve varsa terfi geçmişleri. Bu belgeler görülmeden “adaletsizlik var” demek de, “her şey eşit yürütülüyor” demek de erken olur. Ancak ulusal mevzuat ve uluslararası literatür birlikte okunduğunda, belediyelerin yalnızca kadın istihdamı yaratmakla değil, o istihdamı adil, güvenli ve yükselmeye açık biçimde örgütlemekle yükümlü olduğu çok açık. Soru artık sadece sokaktaki süpürge değildir. Asıl soru, belediye içinde eşitliğin gerçekten bütün koridorlarda işleyip işlemediğidir. Kaynaklar: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası md. 10. 4857 sayılı İş Kanunu md. 5 ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu resmi mevzuat metinleri. ILO Convention No. 111 ve ILO eşitlik/ayrımcılık belgeleri. UNEP “Gender and Waste Management” ve ilişkili raporlar. Atık ve sanitasyon işçilerinde mesleki risklere ilişkin sistematik derlemeler.

GİRESUN’DA ALTYAPI ÇALIŞMALARI MAHALLE MAHALLE İLERLİYOR Haber

GİRESUN’DA ALTYAPI ÇALIŞMALARI MAHALLE MAHALLE İLERLİYOR

GİRESUN’DA ALTYAPI ÇALIŞMALARI MAHALLE MAHALLE İLERLİYOR Giresun Belediyesi’nin kent genelinde sürdürdüğü altyapı çalışmaları, son haftalarda farklı mahallelerde peş peşe başlayan bağlantı, yenileme ve yeni hat uygulamalarıyla genişledi. Aydınlar’dan Kavaklar’a, Çıtlakkale’den Teyyaredüzü’ne uzanan program, eskiyen hatların etap etap yenilendiğini gösterirken; eski boru hatlarında asbestli malzeme bulunma ihtimali de sağlık ve atık yönetimi açısından ayrı bir başlık olarak öne çıkıyor. Giresun’da altyapıda sahaya yayılan çalışma trafiği son haftalarda daha görünür hale geldi. Belediye ekipleri önce ihtiyaç duyulan bölgelerde yeni hat ve bağlantı çalışmalarını başlattı, ardından eskiyen noktalarda yenileme programını devreye aldı. Son açıklamaya göre Teyyaredüzü Mahallesi Mollaoğlu Sokak ile Aksu Mahallesi Mehmet İzmen Caddesi’nde kanalizasyon bağlantı çalışması, Çınarlar Mahallesi Debboy mevkisinde ise Çınar Sokak ile Gazi Caddesi bağlantısında yağmur suyu hattı çalışması sürüyor. Sürecin kronolojik akışına bakıldığında, önce Aydınlar Mahallesi’nde kanalizasyon hattı çalışması gündeme geldi. Ardından Kavaklar Mahallesi’nde yeni içme suyu hattı ve kanalizasyon hattı uygulamaları başlatıldı. Sonraki aşamada Gedikkaya Mahallesi 102 Nolu Sokak’ta yağmur suyu hattı yenileme, Hacısiyam Mahallesi Kanuni Sokak’ta içme suyu şebeke hattı yenileme ve Çıtlakkale Mahallesi 120 Nolu Sokak’ta kanalizasyon bağlantı çalışmasının sürdüğü açıklandı. Son olarak program Teyyaredüzü, Aksu ve Çınarlar’daki yeni çalışmalarla genişledi. Kentte yürütülen bu müdahaleler, altyapıda yalnızca günü kurtaran işlemler değil; uzun süredir biriken yenileme ihtiyacına verilen etaplı karşılıklar olarak öne çıkıyor. İçme suyu ve atık su hatlarında eskiyen bölümler parça parça elden geçirilirken, yeni yerleşim alanlarına dönük bağlantı ve proje hazırlıkları da sürüyor. Bu tablo, büyüyen kent yükü karşısında altyapının sürekli güçlendirme gerektirdiğini ortaya koyuyor. Burada bir başka kritik başlık da eski boru hatlarının sağlık boyutu. Asbestin geçmiş yıllarda su ve yapı malzemelerinde yaygın kullanıldığı biliniyor. Dünya Sağlık Örgütü, tüm asbest türlerinin insan için kanserojen olduğunu; akciğer kanseri, mezotelyoma, gırtlak ve over kanseri ile asbestozise yol açabildiğini belirtiyor. IARC de asbesti Grup 1, yani insan için kanserojen sınıfta değerlendiriyor. Ancak Giresun’daki belirli bir hatta asbestli malzeme bulunduğunu söylemek için laboratuvar doğrulaması gerekir; bu, ancak envanter ve numune analiziyle netleşebilir. Uzman rehberler ve resmi iş sağlığı mevzuatı, asbest şüphesi bulunan hatların rastgele kırılıp sökülemeyeceğini açıkça ortaya koyuyor. Böyle bir malzeme tespit edilirse sökümün eğitimli ve yetkili ekiplerce yapılması, çalışma öncesinde alanın kontrol altına alınması, toz çıkışını azaltmak için ıslak yöntemlerin tercih edilmesi, kuru süpürme veya kontrolsüz kırma-kesme işlemlerinden kaçınılması gerekiyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın uygulama rehberi, asbestli malzemelerle ilgili söküm, yıkım, tamir, bakım ve uzaklaştırma işlerinin yalnızca gerekli eğitimleri almış uzman ve çalışanlarca yapılabileceğini vurguluyor. EPA rehberleri de söküm öncesi ayrıntılı inceleme yapılmasını, atığın havaya lif salmayacak şekilde yönetilmesini şart koşuyor. Asbestli malzeme çıkarıldıktan sonra süreç normal hafriyat gibi yürütülemiyor. Türk çevre rehberleri ve uygulama kılavuzları, sökülen asbestli atığın tehlikeli atık olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Atıkların günlük olarak toplanması, asbest işareti taşıyan dayanıklı poşet ya da sızdırmaz ambalajlara konulması, delme riski varsa çift kat paketlenmesi, uygun biçimde etiketlenmesi ve yetkisiz erişime kapalı kontrollü bir alanda geçici depolanması gerekiyor. Sonraki aşamada bu atıkların, lisanslı taşıma ve bertaraf zinciri içinde, Bakanlık sistemleri üzerinden kayıt altına alınarak lisanslı tesislere gönderilmesi gerekiyor. EPA da benzer biçimde asbest atığının ıslak halde, sızdırmaz kapta, etiketli şekilde ve uygun depolama sahalarında bertaraf edilmesini öngörüyor. Özetle, altyapı yenilemesi yalnızca kazı ve boru değişimi meselesi değil; eski hatlarda asbestli malzeme bulunma ihtimali varsa aynı zamanda ciddi bir iş sağlığı, halk sağlığı ve atık yönetimi meselesi. Bu nedenle kentte süren yenileme programında en kritik eşik, eski hatların malzeme tespitinin doğru yapılması ve riskli malzeme çıkarsa bunun uzman ekiplerce, mevzuata uygun biçimde sökülüp bertaraf edilmesi olacak. Kentin altyapı sorununu çözmeye dönük her adım, ancak bu güvenlik zinciri doğru kurulduğunda tam anlamıyla sağlıklı sonuç verebilir

Yüksek Riskli Operasyonlarda İş Güvenliği Kritik Bir Zorunluluk Haber

Yüksek Riskli Operasyonlarda İş Güvenliği Kritik Bir Zorunluluk

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) değerlendirmeleri, dünya genelinde iş kazalarının önemli bir bölümünün ağır ekipman kullanılan çalışma alanlarında meydana geldiğine dikkat çekiyor. Bu tablo, vinç operasyonları gibi yüksek risk barındıran uygulamalarda, süreç kaynaklı riskleri minimize eden otomasyon ve gelişmiş güvenlik teknolojilerinin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Mitsubishi Electric, vinç sektöründe sunduğu inverter, anti-sway gibi ileri teknoloji çözümlerle, iş güvenliği standartlarının yükselmesine katkı sağlıyor. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) verilerine göre iş kazaları ve meslek hastalıkları, her yıl dünya genelinde milyonlarca çalışanın sağlık kaybı yaşamasına ve iş gücünden uzak kalmasına neden oluyor. Türkiye’de de SGK tarafından açıklanan verilere göre, 2024 yılında 733.646 iş kazası kayıtlara geçti. Bu rakamlar, özellikle vinç ve ağır sanayi gibi yüksek riskli sektörlerde iş sağlığı ve güvenliğinin yalnızca bir mevzuat gerekliliği değil, kritik bir zorunluluk olduğunu ortaya koyuyor. Vinç Operasyonlarında Güvenli ve Kontrollü Performans Vinç uygulamalarında güvenlik, süreklilik ve hassas kontrol; operasyonel başarının temelini oluşturuyor. Mitsubishi Electric, vinç sektörünün bu kritik ihtiyaçlarını yakından tanıyor ve özel olarak geliştirdiği inverter çözümleriyle güvenli çalışma ortamlarının oluşturulmasına destek oluyor. 0.4 kW ile 1.3 MW güç aralığını kapsayan Mitsubishi Electric inverterleri; sıcak, soğuk, nemli ve tozlu ortamlar gibi zorlu çalışma koşullarında dahi yüksek performans ve dayanıklılık sunuyor. İleri seviye kontrol kabiliyetleri sayesinde operasyonel verimliliği artıran bu çözümler, güvenli çalışma koşullarının sağlanmasına katkıda bulunuyor. Mitsubishi Electric inverterleri; gezer köprü vinçleri, portal vinçler, kule vinçleri ve döner liman vinçleri gibi farklı uygulama alanlarında güvenle kullanılabiliyor. Mitsubishi Electric’in vinç uygulamalarında sunduğu inverter çözümleri, yüksek yüklenme kapasitesiyle güçlü bir performans sunarken, fren senkronizasyonu sayesinde yüklerin kontrollü ve güvenli bir şekilde taşınmasını mümkün kılıyor. Zorlu saha koşulları için çift kat vernik kaplama ile güçlendirilen sistemler, uzun ömürlü kullanım sağlıyor. Dahili PLC yapısı sayesinde vinç otomasyonunun ihtiyaçlara göre özelleştirilmesine olanak tanıyan bu çözümler, operatör müdahalesini azaltarak insan kaynaklı risklerin minimize edilmesine katkıda bulunuyor. Bunun yanı sıra, global haberleşme protokollerini destekleyen inverterler, farklı kontrol ve otomasyon sistemleriyle kolay entegrasyon avantajı da sağlıyor. Anti-Sway Teknolojisi ile Üst Düzey Güvenlik Vinç operasyonlarında güvenliği doğrudan etkileyen unsurların başında yük salınımı geliyor. Mitsubishi Electric’in E800 ve A800 serisi inverterlerinde yer alan dahili anti-sway özelliği, yük salınımı seviyesini düşürerek daha hassas, kontrollü ve güvenli bir taşıma süreci sağlıyor. Yük konumlandırma hassasiyetini artıran anti-sway teknolojisi, operasyonların daha hızlı ve verimli ilerlemesine katkı sunarken; fren senkronizasyonu ile yük kaymalarının ve olası iş kazalarının önüne geçilmesine yardımcı oluyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİNDE YENİLİKÇİ YAKLAŞIMLAR MASAYA YATIRILDI Haber

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİNDE YENİLİKÇİ YAKLAŞIMLAR MASAYA YATIRILDI

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİNDE YENİLİKÇİ YAKLAŞIMLAR MASAYA YATIRILDI “İşyerlerinde Güvenlik Kültürünü Geliştiren Yenilikçi Eğitimler ve Uygulamalar” ana temasıyla düzenlenen IX. Türkiye’de İş Sağlığı ve Güvenliği Alanında Yaşanılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri Sempozyumu, Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbni Sina Konferans Salonu’nda düzenlenen sempozyum; akademisyenleri, kamu ve özel sektör temsilcilerini, iş güvenliği uzmanlarını ve sektör profesyonellerini bir araya getirdi. Etkinlikte iş kazalarının önlenmesi, güvenlik kültürünün kurumsallaştırılması, psikososyal riskler, dijitalleşme ile madencilik ve inşaat sektörlerinde iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları gibi birçok başlık ele alındı. “İş kazaları önlenebilir” Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Arif Aktuğ Ertekin, iş sağlığı ve güvenliğinin Türkiye’nin en önemli toplumsal meselelerinden biri olduğuna dikkat çekti. Teknolojik gelişmelere rağmen iş kazalarındaki can kayıplarının sürdüğünü vurgulayan Ertekin, 2024 yılında 700 binden fazla iş kazası yaşandığını, ölümlerin önemli bir kısmının çocuk ve göçmen işçilerden oluştuğunu belirtti. “Bu kadar teknolojik gelişmeye rağmen hâlâ iş kazaları nedeniyle insanlarımızı kaybediyoruz. Bunların tamamı önlenebilir ölümler” diyen Ertekin, güvenlik kültürünün toplumun tüm kesimleri tarafından sahiplenilmesi gerektiğini ifade etti. ERKEN UYARI SİSTEMLERİ VURGUSU İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Rüştü Uçan ise sempozyumun dokuzuncusunu gerçekleştirdiklerini hatırlatarak, ilk etkinliğin Soma faciasının ardından düzenlendiğini söyledi. Akademik üretimin sahaya yansımasının önemine değinen Uçan, yayımlanan e-kitapların yüz binlerce kez indirildiğini aktardı. Deprem ve doğalgaz risklerine de değinen Uçan, erken uyarı sistemlerinin hayati önem taşıdığını belirterek, “Deprem için 15–30 saniyelik erken uyarı mümkündür. Bu sistemlerin konutlarda da acilen uygulanması gerekir” dedi. Doğalgaz dedektörleri ve otomatik gaz kesme sistemlerinin zorunlu hale getirilmesi çağrısında bulundu. “GÜVENLİK KÜLTÜRÜ NESİLLERLE GELİŞECEK” Sempozyum Yürütücüsü ve İSG Bölüm Başkan Yardımcısı Sertaç Temur, bu yılki ana temanın “güvenlik kültürü” olarak belirlendiğini ifade etti. Güvenliğin, insanın temel ihtiyaçlarıyla doğrudan ilişkili olduğunu vurgulayan Temur, iş sağlığı ve güvenliği alanının ikinci ve üçüncü nesillerde çok daha ileri bir noktaya taşınacağına inandığını söyledi. MEZUNLAR VE SEKTÖR BULUŞTU Sempozyum kapsamında Üsküdar Üniversitesi İSG Bölümü’nün 2017 yılı ilk mezunları da bir araya geldi. Türk Hava Yolları’nda görev yapan A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı Dr. Ahmet Ebrar Sakallı ile akademisyenler, mesleki ve akademik deneyimlerini katılımcılarla paylaştı. Üç oturum halinde gerçekleştirilen sempozyumda; deprem erken uyarı sistemleri, gaz algılama teknolojileri, dijital İSG uygulamaları, psikososyal riskler ve madencilikte sürdürülebilir güvenlik kültürü gibi başlıklarda sunumlar yapıldı. Etkinlik, değerlendirmelerin ardından kapanış konuşmasıyla sona erdi.

Otellerde Yapılan İlaçlamalar Sağlık Açısından Büyük Riskler Taşıyor! Haber

Otellerde Yapılan İlaçlamalar Sağlık Açısından Büyük Riskler Taşıyor!

Beşiktaş'ta bir restoranda yemek yedikten sonra gıda zehirlenmesi şüphesiyle Fatih'teki konakladıkları otelden hastaneye kaldırılan bir ailede, anne baba ve iki çocuğun hayatını kaybetmesi olayının ardından, otelin kısa süre önce ilaçlandığı bilgisinin ortaya çıkması, otel ilaçlamalarında alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine yönelik dikkati artırdı. Otellerdeki ilaçlama uygulamalarının hem misafirlerin hem de çalışanların sağlığı açısından önemli uyarılarla ele alındığı belirtildi. Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Üyesi, ARGE ve Yenilikçi Politikalar Direktörü Doç. Dr. Müge Ensari Özay, haşerelerle mücadelenin doğru yapılmadığı durumlarda ciddi sağlık tehditlerinin ortaya çıkabileceğini vurguladı. Otellerde haşere ve kemirgenler için uygun ortam oluşuyor… Otellerin, yoğun insan hareketliliği, gıda servisi ve farklı iklim koşullarında sürekli kullanılması nedeniyle haşere ve kemirgenlerin üremesi için elverişli ortamlar oluşturduğunu belirten Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “Hamamböceği, tahtakurusu, kemirgen, sinek ve sivrisinek gibi zararlılar yalnızca konforu bozmakla kalmaz, aynı zamanda salmonella, escherichia coli, leptospiroz, hantavirüs ve alerjen partiküller gibi halk sağlığını tehdit eden riskleri barındırır. Bu nedenle ilaçlama uygulamaları gıda güvenliğini, misafir sağlığını ve işletmenin yasal yükümlülüklerini korumak için oldukça önemlidir. Doğru pestisit kontrol stratejileri otelleri biyolojik bulaşlardan ve hijyen skandallarından korur, bu da işletmenin sürdürülebilirliğini doğrudan etkiler.” dedi. Pestisit kontrolsüz kullanılırsa sağlık riskleri oluşturabilir “Otellerde yapılan ilaçlamaların sağlık açısından büyük tehlikeler barındırabileceğini” belirten Doç. Dr. Müge Ensari Özay, şunları söyledi: “Pestisitler kontrolsüz kullanıldığında akut ve kronik sağlık risklerine yol açabilir. Akut etkilere solunum yolu irritasyonu, göz-kulak-burun yanması, baş ağrısı, mide bulantısı, ciltte kızarıklık veya nörolojik belirtiler dahildir. Uzun süreli maruziyetlerde endokrin sistem bozuklukları, bazı kanser türleri, nörotoksik etkiler ve üreme sağlığı üzerinde olumsuz etkiler görülebilmektedir. Özellikle kapalı alanda yapılan sisleme veya fumigasyon gibi yoğun uygulamalar sonrası yüzeylerde pestisit kalıntısı kalabilir ve bu, çocuklar, yaşlılar, hamileler ve astım hastaları için ciddi riskler yaratabilir. Yanlış doz, etiket dışı kullanımlar ve yetersiz havalandırma, zehirlenme riskini artıran ana faktörlerdir.” Otel ilaçlamalarında İSG kurallarına özen gösterilmeli! Otellerde ilaçlama yaparken İSG kapsamında dikkat edilmesi gereken temel kurallar olduğuna değinen Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “Türkiye’de 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'na göre işverenler, çalışanlarını kimyasal risklere karşı bilgilendirmeli, uygun kişisel koruyucu donanım (maske, gözlük, eldiven, tulum) sağlamalı ve güvenlik bilgi formlarını (SDS/MSDS) erişebilir kılmalıdır. Uygulama yalnızca eğitimli ve belgeli personelle yapılmalı, kapalı alanlarda havalandırma sağlanmalı ve alanda yetkisiz kişilerin bulunmasına izin verilmemelidir. Ayrıca risk değerlendirmesi yapılmalı, kullanılan kimyasalların etiket bilgilerine uyulmalı ve tekrar giriş süreleri belgelenmelidir.” şeklinde konuştu. Kullanılan ürünler ruhsatlı olmalı! Türkiye’de otellerdeki ilaçlamayla ilgili yasal düzenlemeler kapsamında kullanılan pestisitler, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmış olmalıdır diyen Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “Halk Sağlığı Alanında Haşere ile Mücadele Usul ve Esasları” ve “Biyosidal Ürünler Yönetmeliği”nin hangi ürünlerin, hangi dozlarda, hangi alanlarda kullanılabileceğini belirlediğini söyledi ve “Uygulayan firmaların sorumlu müdür bulundurması, uygulayıcılarının yetki belgesine sahip olması ve işlemlerin kayıt altına alınması zorunludur. Ayrıca 6331 sayılı İSG Kanunu, kimyasalları kullanırken işverenin eğitim, bilgilendirme ve koruma yükümlülüklerini sıkı bir şekilde belirler. Bu doğrultuda oteller hem sağlık hem de mevzuat uyumunu sağlamakla yükümlüdür.” dedi. Uyarı notları ve uygulama saatlerinin bildirimi önemlidir! İlaçlama hizmeti veren firmaların denetiminin İl ve İlçe Sağlık Müdürlükleri ile Tarım ve Orman Bakanlığı birimlerince yapıldığını hatırlatan Doç. Dr. Müge Ensari Özay, şunları ekledi: “Ancak denetim sıklığı, illerin, turizm yoğunluğunun ve şikayetlerin durumuna göre değişebilir. Firmaların ruhsat geçerliliği, ürünlerin etiket ve ruhsat uygunluğu, uygulayıcı sertifikaları ve kayıt tutma süreçleri düzenli olarak kontrol edilir. Oteller ilaçlama süreçlerinde personel bilgilendirmesi yapmak zorundadır. 6331 sayılı kanun gereği çalışanların kimyasal maruziyeti hakkında bilgilendirilmesi, eğitim verilmesi ve gerekli koruma ekipmanının sağlanması gerekir. Misafir bilgilendirmesi ise uluslararası iyi uygulamalar çerçevesinde oda kapısına uyarı notu bırakılması, uygulama saatlerinin önceden duyurulması veya kapatma sürelerinin misafirlere belirtilmesi önerilir.” En güvenli yaklaşım 24 saat bekleme ve iyi havalandırma İlaçlamanın ardından odalar veya ortak alanların kullanım süresinin, kullanılan ürünün niteliklerine ve uygulama yöntemine bağlı olduğunu söyleyen Doç. Dr. Müge Ensari Özay, sözlerini şöyle tamamladı: “Etiket bilgilerinde belirtilen ‘tekrar giriş (re-entry)’ süresi esas alınmalıdır; bazı yüzey spreylerinde 1–2 saatlik havalandırma yeterli iken, sisleme veya fumigasyon gibi yoğun uygulamalarda süre 12–24 saati bulabilir. Oda veya ortak alanın tekrar kullanılmasından önce mutlaka havalandırılmalı, temas yüzeyleri temizlenmeli ve yiyecek hazırlama alanlarında ekstra hijyen sağlanmalıdır. Etiket talimatı net değilse, en koruyucu çözüm 24 saat bekleme ve güçlü bir havalandırmadır.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.