Hava Durumu

#Iş Güvenliği

giresunsonhaber - Iş Güvenliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Iş Güvenliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

ESPİYE’DE FINDIĞA SEMBOLİK SEZON AÇILIŞI Haber

ESPİYE’DE FINDIĞA SEMBOLİK SEZON AÇILIŞI

ESPİYE’DE FINDIĞA SEMBOLİK SEZON AÇILIŞI FINDIK SEZONUNU TÖRENLE KARŞILAMA GELENEĞİNİN KAYITLARI 112 YIL ÖNCESİNE UZANIYOR Espiye’nin Taflancık köyünde düzenlenen “Fındık Hasat Töreni”, üreticiler ile tarım kuruluşlarını yeni sezon öncesinde bir araya getirdi. Bugün bahçede temsili hasatla gerçekleştirilen etkinliklerin tarihsel karşılığını oluşturan “Fındık Bayramı” ve “ilk fındık sevk merasimlerine” ilişkin Giresun’daki ulaşılabilen kayıtlar 1914 yılına kadar uzanıyor. Giresun’un Espiye ilçesine bağlı Taflancık köyünde, 2026 yılı fındık hasat sezonu dolayısıyla “Fındık Hasat Töreni” gerçekleştirildi. Espiye İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü, Espiye Ziraat Odası Başkanlığı ve Taflancık Köyü Muhtarlığı tarafından ortaklaşa düzenlenen tören, 7 Ağustos 2026 tarihinde üreticiler ile ilçe protokolünü bir araya getirdi. Etkinlikte fındığın Espiye ve bölge ekonomisindeki önemine dikkat çekilirken, üreticilere bol ve bereketli bir hasat dönemi dileğinde bulunuldu. Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün açıklamasında, “Değerli üreticilerimize bereketli bir hasat sezonu diliyoruz” ifadelerine yer verildi. Taflancık köyündeki törene ilişkin açıklama, İl Müdürlüğünün duyurusunun ardından kamuoyuna yansıdı. FINDIK HASAT TÖRENİ NEDİR? Fındık hasat törenleri; hasat döneminin başlaması dolayısıyla üreticileri, tarım kuruluşlarını, ziraat odalarını, yerel yöneticileri ve sektör temsilcilerini bir araya getiren sezon açılışı niteliğindeki etkinlikler olarak düzenleniyor. Programlarda genellikle bereket duası yapılıyor, temsili olarak ilk fındıklar toplanıyor ve üreticilere doğru hasat, ürün kalitesi, iş güvenliği, mevsimlik tarım işçileri ile açıklanan hasat takvimine uyulması konularında mesajlar veriliyor. Geçmiş ve günümüzdeki uygulamalar incelendiğinde, törenlerin tek merkezden ve değişmeyen bir programla yürütülmediği görülüyor. Organizasyonlar; valilikler, tarım ve orman müdürlükleri, belediyeler, ziraat odaları, ticaret borsaları ve köy muhtarlıklarının iş birliğiyle farklı yerlerde gerçekleştiriliyor. Bu nedenle “Fındık Hasat Töreni”, resmî hasat tarihini belirleyen idari bir toplantıdan çok, sezonun başlangıcını duyuran ve üreticiyle dayanışmayı amaçlayan sembolik bir buluşma niteliği taşıyor. TÖREN, AÇIKLANAN TAKVİMDEN BİR GÜN ÖNCE YAPILDI Giresun’da 2026 yılı için açıklanan fındık hasat takvimine göre sahil kesiminde 8 Ağustos, orta kesimde 15 Ağustos, yüksek kesimlerde ise 22 Ağustos’tan itibaren hasada başlanacak. Taflancık köyündeki törenin sahil kesimi için açıklanan tarihten bir gün önce, 7 Ağustos’ta gerçekleştirilmesi de programın teknik bir hasat izninden ziyade sezon öncesi sembolik başlangıç niteliğinde olduğunu gösteriyor. Giresun Ziraat Odası Başkanı Nurittin Karan, erken veya geç hasadın ürünün verimini ve randımanını olumsuz etkileyebileceğini belirterek üreticilerden açıklanan tarihlere uygun hareket etmelerini istedi. Giresun’un 2026 yılı rakıma dayalı hasat takvimi 8, 15 ve 22 Ağustos olarak duyuruldu. HASAT TARİHLERİ NEDEN DEĞİŞİYOR? Giresun’daki fındık bahçeleri rakımlarına göre sahil, orta ve yüksek kesim olmak üzere üç grupta değerlendiriliyor. Fındığın olgunlaşma zamanı; rakım, sıcaklık, yağış, bahçenin konumu ve yetiştirilen çeşide bağlı olarak değiştiği için bütün üreticiler aynı gün bahçeye girmiyor. Hasada başlanabilmesi için dalda bulunan fındığın nem oranının yüzde 30’un altına düşmesi, sert kabuğun büyük ölçüde kızarması, iç fındığın kabuktan kolay ayrılması ve olgunlaşan meyvelerin dallar sallandığında dökülmesi gibi teknik ölçütler dikkate alınıyor. Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, olgunlaşmadan toplanan fındıkta kalite ve randıman kaybı yaşanabileceğini, ürünün muhafaza süresinin kısalabileceğini ve erken hasadın üretici açısından ekonomik kayba yol açabileceğini bildiriyor. Müdürlüğün teknik açıklamasında doğru hasat olgunluğunun ölçütleri ayrıntılı şekilde sıralanıyor. GİRESUN’DA 80 BİNE YAKIN ÜRETİCİNİN GEÇİM KAYNAĞI Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün 2026 yılında açıkladığı verilere göre kentte yaklaşık 120 bin hektarlık alanda 80 bine yakın üretici fındık tarımı yapıyor. İldeki tarım alanlarının yaklaşık yüzde 76’sını fındık bahçeleri oluşturuyor. 2026 yılı rekolte tespit çalışmaları, sahil, orta ve yüksek kesimleri temsil eden 13 ilçedeki 130 bahçede 12 kişilik komisyon tarafından yürütüldü. İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, rekolte çalışmalarına ilişkin verileri 14 Temmuz 2026 tarihinde açıkladı. Espiye Kaymakamlığının tarım sayfasındaki kurumsal bilgilere göre ise ilçe ekonomisi büyük ölçüde fındığa dayanıyor. İlçede 8 bin 596 hektarlık alanda fındık yetiştirildiği, yaklaşık 5 bin 150 ailenin üretimle ilgilendiği ve tarıma elverişli arazilerin yüzde 80’inde fındık bulunduğu belirtiliyor. Söz konusu sayfanın güncelleme tarihi açıklanmadığı için bu rakamların güncel üretici kaydı olarak değil, ilçenin tarımsal yapısını gösteren kurumsal bilgiler olarak değerlendirilmesi gerekiyor. Espiye Kaymakamlığının tarım sayfasında ilçedeki fındık üretimine ilişkin ayrıntılar yer alıyor. FINDIK BAYRAMININ TARİHSEL YOLCULUĞUOSMANLI’DAN CUMHURİYET’E UZANAN BİR GİRESUN GELENEĞİ Bugünkü “Fındık Hasat Töreni” organizasyonlarının tarihsel karşılığını, Osmanlı’nın son dönemleri ile Cumhuriyet’in ilk yıllarında düzenlenen “Fındık Bayramı” ve “ilk fındık sevk merasimleri” oluşturuyor. Ancak eski törenlerle günümüzdeki etkinlikler arasında önemli bir fark bulunuyor. Günümüzdeki programlar genellikle fındık bahçesinde temsili hasat yapılmasıyla gerçekleştirilirken, geçmişteki törenlerin merkezinde yılın ilk mahsulünün limandan dış ülkelere gönderilmesi yer alıyordu. O dönemde fındığın ilk ihraç edildiği gün, yalnızca ticari bir sevkiyat olarak görülmüyor; üretici, tüccar, kamu yöneticileri ve kent halkının katıldığı büyük bir kutlamaya dönüştürülüyordu. GİRESUN’DAKİ İLK SOMUT KAYIT 1914 YILINA AİT Giresun’da fındık sezonunun törenle karşılanmasına ilişkin ulaşılabilen en eski somut kayıtlardan biri 1914 yılına ait. Akademik araştırmalarda yer verilen bilgilere göre ilk fındık sevk merasimi, 14 Ağustos 1914 tarihinde Feridunzade Hacı Hasan Efendi ve Ticaret Odasının ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Törenin anlatıldığı dönemin kayıtlarında uygulamadan “öteden beri” sürdürülen güzel bir gelenek olarak söz edilmesi, fındık sevk merasimlerinin 1914’ten önce de gerçekleştirildiğine işaret ediyor. Ancak eldeki belgeler bu uygulamanın ilk kez hangi yıl başlatıldığını kesin olarak ortaya koymuyor. Bu nedenle 1914 tarihi, geleneğin başlangıcı olarak değil, bugün için ulaşılabilen en eski somut örneklerden biri olarak kabul ediliyor. Doç. Dr. Muzaffer Başkaya’nın yerel basın ve arşiv belgelerine dayanan araştırması, törenlerin Cumhuriyet öncesine uzandığını ortaya koyuyor. CUMHURİYET İLAN EDİLMEDEN ÖNCE TRABZON’DA DA YAPILDI Fındık Bayramı’nın 29 Ekim 1923’ten önce gerçekleştirildiğini gösteren bir başka kayıt ise Trabzon’a ait. İstikbal gazetesinin 10 Ağustos 1923 tarihli nüshasında yer alan habere göre yeni mahsul fındığın ilk partisi Gülcemal Vapuru’na törenle yüklendi. Fındığı vapura taşıyan kayıklar defne dalları ve bayraklarla süslendi. Gülcemal Vapuru’nun baş ve kıç direklerine bayraklar asıldı; kayıklardan havai fişekler atılırken vapurdan selamlama düdükleri çalındı. Törende yeni mahsulün ve yapılacak ihracatın bereketli olması temennisinde bulunuldu. Dönemin gazete haberinde merasimden eski bir gelenek olarak söz edilmesi, uygulamanın 1923’ten daha önceye uzandığını destekleyen bir başka kayıt oldu. 1926’DA GİRESUN BAYRAKLARLA DONATILDI Cumhuriyet’in ilanından sonraki en ayrıntılı Fındık Bayramı kayıtlarından biri 27 Ağustos 1926 tarihine ait. Cumhuriyet gazetesinin 8 Eylül 1926 tarihli nüshasında yayımlanan habere göre Giresun Ticaret Odası, törenden bir gün önce davetiyeler hazırladı. Tören sabahı kentin çeşitli noktaları bayraklarla donatıldı. Saat 10.00’da dönemin Giresun Valisi Rami Bey ile davetliler Ticaret Odasında bir araya geldi. Ardından farklı ticarethanelere ait, bayraklarla süslenmiş fındık çuvalları hamalların sırtlarında limana doğru taşındı. Tüccarlar, kamu kurumlarının yöneticileri, memurlar, fındıkçı esnafı ve çok sayıda vatandaş iskelede toplandı. Yeni mahsulün bereketli olması için dualar edildi ve kurbanlar kesildi. Fındık çuvalları daha sonra kayıklara yerleştirilerek Cumhuriyet Vapuru’na götürüldü. Bayraklarla donatılan vapurun düdük çalarak yeni mahsulü selamladığı, davetlilerin de vapurun yemek salonunda verilen programa katıldığı kayıtlara geçti. 1926 yılındaki törenin ayrıntıları, dönemin Cumhuriyet gazetesi kayıtlarından aktarıldı. 1928’DE “MİLLÎ BAYRAM” BENZETMESİ YAPILDI 1928 yılında yayımlanan bir gazete haberinde, yılın ilk mahsulünün Avrupa pazarlarına gönderilmesi sırasında yapılan törenin daha önceki yıllardan beri sürdürüldüğü belirtildi. Dönemin basını, ilk sevkiyat gününün kentte taşıdığı önemi anlatmak amacıyla kutlamayı “millî bir bayram” benzetmesiyle aktardı. Ancak bu ifade, Fındık Bayramı’nın kanunla kabul edilmiş resmî veya millî bir bayram olduğu anlamına gelmiyor. Tören, Giresun’un ekonomik ve toplumsal hayatında büyük önem taşıyan yerel bir kutlama niteliğindeydi. Fındık sezonunun iyi geçmesi doğrudan üreticinin, tüccarın, esnafın ve kent ekonomisinin geleceğini etkilediği için ilk ihracat günü şehir genelinde büyük heyecan oluşturuyordu. 1930’DA İLK MAHSUL ANKARA VAPURU’NA YÜKLENDİ 21 Ağustos 1930 tarihli Yeşilgiresun gazetesinde, ilk fındık mahsulünün Ankara Vapuru’na özel bir törenle yükleneceği ilan edildi. Ticaret ve Sanayi Odası tarafından yapılan duyuruda kentteki bütün tüccarlar törene davet edildi. Takip eden gazete nüshasında ise yeni sezon mahsulünün Ankara Vapuru ile ihraç edildiği ve törenin geniş katılımla gerçekleştirildiği bildirildi. Bu kayıtlar, Fındık Bayramı’nın Cumhuriyet’in ilk yıllarında yalnızca üreticiye yönelik bir etkinlik olmadığını; Ticaret ve Sanayi Odasının öncülüğünde kamu yöneticilerini, tüccarları, esnafı ve halkı buluşturan kent çapında bir organizasyon olduğunu gösteriyor. 1930 yılındaki törenin duyuru ve haberleri Yeşilgiresun gazetesinin arşiv kayıtlarında yer alıyor. 1939’DA BANDO, İSTİKLAL MARŞI VE ÖDÜL TÖRENİ Arşivlerde ayrıntıları bulunan en kapsamlı Fındık Bayramlarından biri 18 Ağustos 1939 tarihinde Giresun’da gerçekleştirildi. Törenden bir gün önce yerel basın aracılığıyla halka duyuru yapıldı. Kırmızı ipek çuvallara doldurulan fındıklar; kurdeleler, çiçekler ve sırmalarla süslendi. Fındık çuvalları, önünde şehir bandosu bulunduğu hâlde otomobillerle Giresun’un bayraklarla donatılmış sokaklarında dolaştırıldı. Ticaret Odasının önünde binlerce vatandaşın katıldığı bir program düzenlendi. İyi ürün yetiştirdiği belirlenen sekiz üreticiye ödül verildi. İstiklal Marşı’nın ardından konuşmalar yapıldı ve hatıra fotoğrafları çekildi. Daha sonra oluşturulan kortej, halkın tezahüratları eşliğinde iskeleye hareket etti. Limanda dualar edildi, kurbanlar kesildi ve rengârenk süslenen ilk fındık çuvalları vapura yüklendi. Akgün gazetesinin 17 ve 24 Ağustos 1939 tarihli nüshalarında aktarılan tören, fındığın o yıllarda Giresun ekonomisinin yanı sıra sosyal ve kültürel hayatındaki yerini de ortaya koydu. 1939 yılındaki törenin ayrıntıları akademik araştırmada dönemin Akgün gazetesi kayıtlarına dayanılarak aktarıldı. ESKİ FINDIK BAYRAMLARI NASIL YAPILIYORDU? Tarihsel belgeler ve akademik araştırmalar bir arada değerlendirildiğinde eski Fındık Bayramlarının genel programı şu aşamalardan oluşuyordu: Ticaret Odası tarafından günler öncesinden hazırlık yapılıyor, davetiyeler dağıtılıyor ve kent halkı törene çağrılıyordu. İlk ihraç edilecek fındıklar özel çuvallara dolduruluyor; çuvallar ipek kumaş, kurdele, çiçek ve bayraklarla süsleniyordu. Süslenen çuvallar hamalların sırtlarında, el arabalarında veya otomobillerle şehir merkezinden limana taşınıyordu. Bazı yıllarda korteje şehir bandosu eşlik ediyor, sokaklar bayraklarla donatılıyordu. Limanda yöneticiler, tüccarlar ve sektör temsilcileri konuşmalar yapıyor; İstiklal Marşı çalınıyor, dualar ediliyor ve kurbanlar kesiliyordu. Başarılı üreticilerin ödüllendirildiği programlar da düzenleniyordu. Fındık çuvalları önce kayıklara veya mavnalara, ardından açıkta bekleyen vapurlara yükleniyordu. Gemiler düdük çalarak, kayıklar ise bayraklar ve havai fişekler eşliğinde yeni mahsulü selamlıyordu. Bazı törenlerin sonunda tüccarlar tarafından davetlilere yemek veya çeşitli ikramlar sunuluyordu. TÖRENLER ORDU VE TRABZON’DA DA YAPILIYORDU Fındık Bayramı yalnızca Giresun’da gerçekleştirilen bir etkinlik değildi. Fındık üretimi ve ihracatının yoğun olduğu Ordu ve Trabzon’da da ilk mahsulün piyasaya ve dış pazarlara çıkarıldığı gün benzer törenler düzenleniyordu. Trabzon’da 1923, 1934, 1935 ve 1939 yıllarında gerçekleştirilen kutlamalara ilişkin kayıtlar bulunuyor. Törenlerde süslenen fındık çuvalları motorlarla vapurlara taşınıyor, bando ve fişekler eşliğinde ilk ihracat gerçekleştiriliyordu. Ordu’da da fındığın ilk kez piyasaya çıkarıldığı gün kutlama programları düzenleniyor; konuşmaların ardından süslenmiş ilk mahsul çuvalları gemilere yükleniyordu. Bu örnekler, Fındık Bayramı’nın yalnızca bir kent geleneği değil, Doğu Karadeniz’in başlıca fındık üretim ve ihracat merkezlerinde görülen bölgesel bir uygulama olduğunu ortaya koyuyor. ULAŞIM VE İHRACAT YÖNTEMLERİ DEĞİŞİNCE UNUTULDU Eski Fındık Bayramlarının merkezinde liman ve deniz yoluyla yapılan ilk ihracat bulunuyordu. Karayolu ulaşımının gelişmesi, ürünün limanlardan küçük kayık ve mavnalarla vapurlara taşınması uygulamasının sona ermesi ve ihracat yöntemlerinin değişmesiyle törenlerin dayandığı geleneksel yapı da zaman içerisinde ortadan kalktı. BETAM tarafından yayımlanan ve sözlü tarih görüşmelerini de içeren araştırmada, Fındık Bayramı’nın 1930–1960 yılları arasında Giresun’un tamamının katıldığı büyük bir etkinlik olarak toplumsal hafızada yer aldığı belirtiliyor. Araştırmada; ipek kumaşla kaplanan fındık çuvallarının kurdelelerle süslendiği, mühürlendiği, limana getirildiği, konuşmalar ve millî marşın ardından gemilere yüklendiği aktarılıyor. Ancak çalışmada da belirtildiği üzere bu gelenek günümüzde büyük ölçüde arşivlerde, eski gazete sayfalarında ve sözlü tarih anlatılarında varlığını sürdürüyor. Giresun’un kırsal hafızasına ilişkin araştırmada Fındık Bayramı’na ayrı bir bölüm ayrıldı. 1996’DA TİREBOLU’DA FINDIK FESTİVALİ DÜZENLENDİ Fındıkla ilgili kutlamaların modern dönemde yeniden farklı isim ve formatlarda ortaya çıktığı görülüyor. Giresun Ticaret Borsasının tarihçesine göre 6–7 Eylül 1996 tarihlerinde Tirebolu’da Birinci Fındık Festivali düzenlendi. Bu organizasyon, eski liman merkezli Fındık Bayramlarının birebir devamı olmamakla birlikte, fındığın üretim, ticaret ve kültürel değerini toplumsal etkinliklerle yaşatma anlayışının modern örneklerinden biri oldu. Giresun Ticaret Borsası, 1996 yılındaki Tirebolu Fındık Festivali’ne kurumsal tarihçesinde yer veriyor. 2019’DA ORHANİYE KÖYÜNDE RESMÎ AÇILIŞ YAPILDI Giresun’da 6 Ağustos 2019 tarihinde Merkez Orhaniye köyünde “Fındık Hasadına Başlama Töreni” düzenlendi. Dönemin Giresun Valisi Harun Sarıfakıoğulları ile Milletvekili Kadir Aydın, yörede “gıdık” olarak adlandırılan fındık sepetlerini bellerine bağlayarak temsili hasat yaptı. Törene FİSKOBİRLİK, Giresun Ziraat Odası ve İl Tarım ve Orman Müdürlüğü yöneticileri ile çiftçiler katıldı. Programda üreticilere bereketli sezon dileklerinin yanı sıra mevsimlik tarım işçileri ve çocuk işçiliği konusunda da mesajlar verildi. 2019 yılındaki tören Giresun Valiliğinin resmî arşivinde yer alıyor. 2022’DE BELEDİYE İLK KEZ HASAT ŞENLİĞİ DÜZENLEDİ Giresun Belediyesi, 4 Ağustos 2022 tarihinde Teyyaredüzü Mahallesi’nde “Fındık Hasat Şenliği” düzenledi. Temsili hasadın yanı sıra fındık toplama yarışması, resim sergisi, kemençe, horon ve yöresel ürün ikramlarının gerçekleştirildiği programda dönemin Belediye Başkanı Aytekin Şenlikoğlu, belediye tarafından ilk kez bu adla bir hasat şenliği düzenlendiğini açıkladı. Bu açıklama, Giresun’daki fındık kutlamalarının ilk kez 2022’de başladığı anlamına gelmiyor. Şenlik, belediyenin kendi kurumsal organizasyonu açısından ilk olma özelliği taşıyordu. Giresun Belediyesi, 2023 yılında da Kavaklar Mahallesi’nin Karadağ mevkisindeki bir fındık bahçesinde benzer bir şenlik gerçekleştirdi. Katılımcılar kemençe ve yöresel türküler eşliğinde bahçeye girerek temsili hasat yaptı. ESPİYE’DE 2025 VE 2026’DA ART ARDA ETKİNLİK YAPILDI Espiye’de ulaşılabilen basın kayıtlarına göre 7 Ağustos 2025 tarihinde Kadere Mahallesi’nde fındık hasadı etkinliği düzenlendi. Espiye İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ile İlçe Ziraat Odasının düzenlediği programda bereket duası yapıldı ve dönemin Espiye Kaymakamı Ahmet Kavanoz üreticilerle birlikte fındık topladı. 2025 yılındaki Espiye etkinliğinin Kadere Mahallesi’nde gerçekleştirildiği basına yansıdı. 7 Ağustos 2026 tarihinde Taflancık köyünde gerçekleştirilen tören ise Espiye’de art arda ikinci yıl hasat etkinliği yapıldığını gösteriyor. Ancak 2026 yılı açıklamasında organizasyonun kaçıncısının düzenlendiği veya bundan sonra her yıl aynı köyde gerçekleştirileceği yönünde bilgi bulunmuyor. Bu nedenle Taflancık’taki etkinliği şimdilik “geleneksel” ya da “her yıl düzenlenen” bir tören olarak nitelendirmek doğru olmayacaktır. ESKİ GELENEĞİN MODERN YORUMU Tarihsel Fındık Bayramları ile günümüzde düzenlenen hasat törenleri aynı kurumsal organizasyonun kesintisiz devamı değil. Buna karşılık her iki uygulamanın da üreticiyi, kamu yöneticilerini, ticaret çevrelerini ve halkı fındık sezonunun başlangıcında bir araya getirmesi bakımından ortak bir kültürel temele sahip olduğu görülüyor. Geçmişte yılın ilk fındığı süslenen çuvallarla limandan vapurlara yüklenirken, bugün katılımcılar bahçeye girerek temsili hasat yapıyor. Değişmeyen unsur ise fındığın Giresun ekonomisi ve toplumsal yaşamı açısından taşıdığı önem ile yeni sezonun bereketli geçmesi yönündeki ortak temenni olarak öne çıkıyor.

GİRESUN’DA MESLEKİ EĞİTİM PROTOKOLÜ:  Haber

GİRESUN’DA MESLEKİ EĞİTİM PROTOKOLÜ: 

GİRESUN’DA MESLEKİ EĞİTİM PROTOKOLÜ: Giresun Ticaret ve Sanayi Odası ile Giresun İl Milli Eğitim Müdürlüğü, kentte mesleki eğitimin geliştirilmesi ve meslek liseleri ile iş dünyası arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi amacıyla protokol imzaladı. Giresun Ticaret ve Sanayi Odası hizmet binasında düzenlenen imza törenine Giresun İl Milli Eğitim Müdürü Özgür Tokgöz, Giresun’daki meslek liselerinin müdürleri, Giresun Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Çakırmelikoğlu ve oda yönetim kurulu üyeleri katıldı. MESLEK LİSELERİ İÇİN YENİ İŞ BİRLİĞİ Törende, Giresun’da eğitim ve öğretim faaliyetlerini sürdüren meslek liselerinin mevcut durumu ele alındı. Öğrencilerin mesleki gelişimlerini destekleyecek projeler, iş dünyasıyla kurulacak temaslar, uygulamalı eğitim olanakları ve ortak etkinlikler konusunda değerlendirmeler yapıldı. Protokolün, meslek liselerinde eğitim gören öğrencilerin iş dünyasıyla daha yakın temas kurmasını, uygulamalı eğitim imkanlarının geliştirilmesini ve okul-işletme iş birliğinin daha düzenli hale getirilmesini hedeflediği belirtildi. Giresun Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Çakırmelikoğlu, mesleki eğitimin iş dünyasının ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesinde kritik öneme sahip olduğunu söyledi. Çakırmelikoğlu, gençlerin kariyer hedeflerine katkı sağlayacak projelerde İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile birlikte çalışmaya hazır olduklarını belirterek, “Gençlerimizin hedeflerine katkı sağlayacak projelerde birlikte yol yürümekten mutluluk duyarız. Mesleki eğitim, günümüzde iş dünyası için elzem bir konumdadır” dedi. UYGULAMA TAKVİMİ VE KAPSAM NETLEŞMELİ İmzalanan protokol kapsamında meslek liseleri öğrencilerinin iş dünyasıyla daha yakın temas kurması, uygulamalı eğitim imkanlarının artırılması ve çeşitli ortak faaliyetlerin hayata geçirilmesi planlanıyor. Ancak protokolün sahadaki karşılığını belirleyecek asıl başlıklar henüz kamuoyuna ayrıntılı biçimde açıklanmadı. Protokolün hangi meslek liselerini ve hangi bölümleri kapsayacağı, programa kaç öğrencinin dahil edileceği, öğrencilerin işletmelerde haftanın hangi günleri bulunacağı, SGK bildirimlerinin okul tarafından mı yoksa işletme tarafından mı yapılacağı netlik kazanmalı. Öğrencilerin sosyal güvenlik kayıtlarının emeklilik başlangıcı sayılıp sayılmayacağı ya da yalnızca iş kazası ve meslek hastalığı kapsamıyla mı sınırlı olacağı da aileler açısından açık biçimde duyurulması gereken konular arasında yer alıyor. İş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin kim tarafından verileceği, işletmelerin hangi kriterlere göre seçileceği, denetimin hangi kurumlar tarafından yürütüleceği, öğrencilere ücret, yol veya yemek desteği sağlanıp sağlanmayacağı da protokolün güvenilir ve sürdürülebilir biçimde uygulanması açısından yanıt bekleyen başlıklar arasında bulunuyor. MEVZUAT AÇISINDAN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN BAŞLIKLAR Giresun’da meslek liseleri ile iş dünyası arasında kurulacak iş birliğinin sağlıklı yürütülebilmesi için protokolün yalnızca eğitim hedefleriyle sınırlı kalmaması gerekiyor. Öğrencilerin sosyal güvenlik, iş sağlığı ve güvenliği, çalışma düzeni, denetim ve hukuki sorumluluk bakımından açık hükümlerle korunması gerekiyor. Bu kapsamda uygulamada dikkat edilmesi gereken başlıklar şöyle sıralanıyor: Öğrencilerin statüsü açık yazılmalı: Programa katılacak öğrencilerin “stajyer”, “işletmelerde mesleki eğitim gören öğrenci”, “çırak” veya “aday çırak” statülerinden hangisi kapsamında değerlendirileceği netleştirilmeli. Öğrencinin statüsü belirsiz bırakılırsa SGK, ücret, sorumluluk, denetim ve iş kazası süreçlerinde sorun yaşanabilir. SGK bildirimleri belirsiz bırakılmamalı: Öğrencilerin sosyal güvenlik kayıtlarının kim tarafından yapılacağı, prim bildirimlerinin hangi kurum üzerinden yürütüleceği ve hangi sigorta kollarının uygulanacağı protokolde açıkça gösterilmeli. Okul, işletme ve ilgili kurumlar arasında sorumluluk paylaşımı yazılı hale getirilmeli. Emeklilik başlangıcı konusu doğru anlatılmalı: Mesleki eğitim veya staj kapsamında yapılan sigorta kayıtlarının emeklilik başlangıcı sayılıp sayılmadığı öğrenciler ve aileleri açısından en kritik başlıklardan biri. Bu konuda yanlış beklenti oluşturulmamalı; öğrencilerin hangi sigorta kolları kapsamında güvenceye alındığı açık biçimde duyurulmalı. İş sağlığı ve güvenliği eğitimi zorunlu başlık olmalı: Öğrenciler işletmeye başlamadan önce işyerinin riskleri, kullanılacak ekipmanlar, acil durum kuralları, kişisel koruyucu donanım, iş kazası bildirimi ve güvenli çalışma yöntemleri konusunda eğitim almalı. Eğitim yalnızca imza formuyla sınırlı kalmamalı; öğrencinin fiilen bilgilendirildiği ve uygulamayı anladığı takip edilmeli. İşletmelerin uygunluğu önceden denetlenmeli: Öğrencilerin yönlendirileceği işletmeler yalnızca sektör ihtiyacına göre seçilmemeli. İşletmenin iş güvenliği altyapısı, çalışma ortamı, risk sınıfı, ekipman güvenliği, öğrenciye rehberlik edecek personel durumu ve eğitim verebilecek kapasitesi önceden incelenmeli. Çalışma günleri ve saatleri eğitim takvimine uygun belirlenmeli: Öğrencilerin hangi dönemlerde, haftanın hangi günlerinde ve kaç saat işletmede bulunacağı açık takvime bağlanmalı. İşletmelerde geçirilen süre, öğrencinin örgün eğitimini aksatmamalı; çocuk ve gençlerin fiziksel, zihinsel, ahlaki ve sosyal gelişimini olumsuz etkilememeli. Çocuk ve genç işçi hükümleri dikkate alınmalı: Öğrencilerin yaş durumu, çalıştırılabilecekleri işler, çalışma süreleri, ara dinlenmeleri ve yasaklı işler bakımından çocuk ve genç işçilerin korunmasına ilişkin hükümler dikkate alınmalı. Mesleki eğitim adı altında öğrencilerin üretim baskısı altına alınması, eğitim dışı işlerde çalıştırılması veya ucuz iş gücü gibi görülmesi kabul edilemez. Eğitim takibi kayıt altına alınmalı: Öğrencinin işletmede hangi işi öğrendiği, hangi eğitimleri aldığı, hangi becerileri kazandığı ve hangi günlerde işletmede bulunduğu düzenli formlarla takip edilmeli. Okul, işletme ve oda arasında yalnızca protokol değil, izleme ve raporlama sistemi de kurulmalı. Koordinatör öğretmen takibi güçlendirilmeli: Meslek lisesi öğrencilerinin işletmelerde geçirdiği süre, okuldan kopuk bir uygulama gibi yürütülmemeli. Koordinatör öğretmenlerin düzenli kontrol yapması, öğrencinin eğitim sürecini izlemesi, işletmedeki görevlerin müfredatla uyumlu olup olmadığını değerlendirmesi gerekiyor. İş kazası ve meslek hastalığı süreçleri netleştirilmeli: Öğrencinin işletmede bulunduğu sırada yaşayabileceği iş kazası veya meslek hastalığı şüphesinde bildirim, sağlık hizmetine erişim, tutanak, veli bilgilendirmesi, okulun sorumluluğu ve işletmenin yükümlülüğü önceden belirlenmeli. İş Kanunu ve çalışma ilişkileri yönünden sınırlar korunmalı: Öğrencilerin işletmedeki varlığı eğitim amacı taşımalı. Öğrenci, işyerinin normal personel açığını kapatan, sürekli üretim yükü verilen veya denetimsiz çalıştırılan kişi konumuna düşürülmemeli. Eğitim ile fiili çalışma arasındaki sınır açık biçimde korunmalı. Borçlar Kanunu bakımından gözetme borcu unutulmamalı: İşverenin işyerinde kişiliği, sağlığı ve güvenliği koruma yükümlülüğü, mesleki eğitim gören öğrenciler açısından da önem taşıyor. Öğrenciler güvenli, saygılı, denetlenebilir ve koruyucu bir işyeri ortamında bulunmalı; psikolojik baskı, kötü muamele, ayrımcılık, taciz ve benzeri risklere karşı açık koruma mekanizması kurulmalı. Ücret, yemek, yol ve sosyal destekler açıklanmalı: Öğrencilere ödeme yapılıp yapılmayacağı, yapılacaksa bunun hangi mevzuat kapsamında hesaplanacağı, yemek ve ulaşım desteğinin sağlanıp sağlanmayacağı, devamsızlık ve izin süreçlerinin nasıl işleyeceği önceden duyurulmalı. Veliler bilgilendirilmeli ve yazılı süreçler tamamlanmalı: Öğrencilerin hangi işletmede, hangi saatlerde, hangi işlerde ve hangi güvenlik koşulları altında eğitim alacağı velilere açık biçimde bildirilmeli. Özellikle yaşı küçük öğrencilerde veli bilgilendirmesi, onay ve takip süreçleri eksiksiz yürütülmeli. Denetim mekanizması kurulmalı: İl Milli Eğitim Müdürlüğü, okul yönetimleri, koordinatör öğretmenler, Giresun Ticaret ve Sanayi Odası ve ilgili işletmeler arasında düzenli denetim sistemi oluşturulmalı. Denetim yalnızca imza ve yoklama kontrolüyle sınırlı kalmamalı; öğrencinin gerçekten mesleki eğitim alıp almadığı, güvenli ortamda bulunup bulunmadığı ve işletmenin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği sahada izlenmeli. Şikayet ve bildirim kanalı oluşturulmalı: Öğrenciler, veliler ve öğretmenler için ulaşılabilir bir başvuru ve bildirim mekanizması kurulmalı. Öğrencinin işyerinde güvenlik riski, eğitim dışı çalıştırılma, kötü muamele veya hak kaybı yaşaması halinde kime, nasıl ve hangi sürede başvuracağı önceden belirlenmeli. Protokol kamuoyuna açık ve ölçülebilir hale getirilmeli: Kaç öğrencinin programa alınacağı, hangi sektörlerin dahil edileceği, hangi meslek liselerinin kapsama gireceği, uygulamanın hangi tarihte başlayacağı, başarı ölçütünün ne olacağı ve yıl sonunda nasıl raporlanacağı açıklanmalı. Mesleki eğitim protokolü, yalnızca iyi niyet beyanı değil; öğrencinin hakkını, güvenliğini ve mesleki kazanımını koruyan somut bir uygulama planı olarak yürütülmeli. Giresun’da imzalanan protokol, mesleki eğitimin güçlendirilmesi açısından önemli bir adım olarak görülüyor Meslek liseleri ile iş dünyası arasında kurulacak bağ, öğrenciyi üretim baskısına değil, güvenli ve nitelikli mesleki gelişime taşımalı. SGK kayıtları, iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri, çalışma takvimi, işletme denetimleri, veli bilgilendirmesi ve eğitim takibi açık biçimde planlandığında protokol, Giresun’da mesleki eğitim için güçlü ve örnek bir modele dönüşebilir.

İŞ CİNAYETLERİ DOSYASI: 3 AYDA 432 EMEKÇİ HAYATINI KAYBETTİ Haber

İŞ CİNAYETLERİ DOSYASI: 3 AYDA 432 EMEKÇİ HAYATINI KAYBETTİ

İŞ CİNAYETLERİ DOSYASI: 3 AYDA 432 EMEKÇİ HAYATINI KAYBETTİ Türkiye’de 2026’nın ilk üç ayında en az 432 emekçi çalışırken yaşamını yitirdi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat ve CHP Sözcüsü Zeynel Emre, işçi ölümlerindeki tabloyu çalışma hayatındaki denetim eksikliği, güvencesizlik, sendikasızlaşma ve uzun çalışma saatleriyle birlikte gündeme taşıdı. CHP, İŞ CİNAYETLERİ TABLOSUNU MECLİS VE KAMUOYU GÜNDEMİNE TAŞIDI CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, Türkiye’de işyerlerinin emekçiler için “can pazarına” döndüğünü belirterek 2026’nın ilk üç ayında 432 emekçinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Karabat, Mart ayında en az 148 işçinin yaşamını yitirdiğini, bu ölümlerden 8’inin çocuk işçiler olduğunu vurguladı. CHP açıklamasındaki veriler, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin Mart 2026 raporuyla örtüşüyor. CHP Sözcüsü Zeynel Emre ise Büyükçekmece’de yaptığı basın toplantısında son çeyrek yüzyılda 35 bin iş cinayeti işlendiğini söyledi. Emre, işçi ölümlerini yalnızca teknik güvenlik sorunu olarak değil, sendikasızlaştırma, grev yasakları, özelleştirme politikaları ve güvencesiz çalışma düzeniyle birlikte ele aldı. MART AYINDA EN ÇOK ÖLÜM İNŞAAT, TAŞIMACILIK VE TARIMDA YAŞANDI İSİG Meclisi Mart 2026 raporunda 148 işçi ölümü kaydedildi. Ölümler işkollarına göre inşaatta 26, taşımacılıkta 23, tarım ve ormanda 21 kişiyle yoğunlaştı. Ölüm nedenlerinde trafik ve servis kazaları 36 ölümle ilk sırada yer aldı; kalp krizi ve beyin kanaması 28, yüksekten düşme 25, ezilme ve göçük 19 ölümle öne çıktı. Mart ayında yaşamını yitiren işçilerin 16’sı kadın, 15’i göçmen işçiydi. Hayatını kaybedenlerin yalnızca 3’ü sendikalıydı; 145 işçi sendikasız çalışıyordu. Bu oran, iş cinayetleri ile örgütsüz çalışma arasındaki bağı yeniden gündeme taşıdı. RESMİ VERİLER İNŞAAT SEKTÖRÜNDEKİ AĞIR RİSKİ DOĞRULUYOR Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Güvenli İnşaat platformunda yayımlanan 2024 SGK verileri, inşaat sektöründeki riskin yapısal niteliğini ortaya koydu. 2024 yılında inşaat sektöründe 86 bin 736 iş kazası yaşandı; sektör, tüm iş kazalarının yüzde 11,8’ini oluşturdu. Aynı yıl inşaatta 552 ölümlü iş kazası gerçekleşti ve inşaat sektörü tüm ölümler içinde yüzde 29,1 ile ilk sırada yer aldı. Bu tablo, CHP’nin gündeme taşıdığı iş cinayetleri başlığının yalnızca dönemsel bir artış değil, yıllara yayılan sektörel bir güvenlik krizi olduğunu gösteriyor. AKADEMİK ÇALIŞMALAR ÖLÜMLERİN ÖNLENEBİLİR OLDUĞUNU ORTAYA KOYUYOR Türkiye’de ölümlü iş kazalarını inceleyen akademik çalışma, 2012-2019 döneminde 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun kazaları önlemedeki etkisini değerlendirdi ve Türkiye’nin iş ile ilgili ölüm vakalarında Avrupa Birliği ülkelerine kıyasla zayıf performans sergilediğini belirledi. Çalışma, İSİG Meclisi verilerini de analiz ederek ölümlü iş kazalarının insani boyutuna dikkat çekti. İnşaat sektörü üzerine yapılan uluslararası akademik çalışma, Türkiye’de inşaatın en çok iş kazası yaşanan ve ölümlü kazalarda ilk sıralarda yer alan sektörlerden biri olduğunu kaydetti. Çalışma, eğitimlerin yalnızca formalite olmaktan çıkarılıp çalışan profiline, saha gerçekliğine ve pratik risklere göre düzenlenmesi gerektiğini vurguladı. Tersaneler üzerine yapılan araştırma, ölümcül kazalarda yüksekten düşme, elektrik çarpması, yangın-patlama, cisim çarpması, sıkışma ve boğulma nedenlerini öne çıkardı. Aynı çalışma; yorgunluk, fazla mesai, taşeron çalışma, uygunsuz kişisel koruyucu donanım kullanımı, düzensiz çalışma alanı ve yoğun iş temposunu başlıca risk faktörleri arasında sıraladı. Balıkçılık ve su ürünleri sektörünü inceleyen açık erişimli akademik çalışma, 2006-2020 döneminde sektörde 25 ölüm ve 22 sürekli iş göremezlik vakası saptadı. Çalışma, Türkiye’de bu alanın en yüksek ölüm oranına sahip sektörlerden biri olduğunu ve veri kalitesinin iyileştirilmesi gerektiğini ortaya koydu. MEVZUAT İŞVERENE AÇIK SORUMLULUK YÜKLÜYOR 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işvereni çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü tutuyor. Kanun, işverene mesleki risklerin önlenmesi, eğitim verilmesi, gerekli araç ve gerecin sağlanması, tedbirlerin izlenmesi, uygunsuzlukların giderilmesi ve risk değerlendirmesi yapma yükümlülüğü getiriyor. İşverenin dışarıdan hizmet alması bu sorumluluğu ortadan kaldırmıyor. Kanun ayrıca işverenin risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmak zorunda olduğunu, risk değerlendirmesinde çalışanların durumu, kullanılan ekipman, kimyasal maddeler, işyerinin düzeni ve özel politika gerektiren çalışan gruplarının dikkate alınacağını düzenliyor. TÜRKİYE İŞÇİ HAKLARINDA EN KÖTÜ 10 ÜLKE ARASINDA Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun 2025 Küresel Haklar Endeksi, Türkiye’yi işçiler açısından en kötü 10 ülke arasında gösterdi. Endeks, ülkeleri toplu işçi haklarına uyum ve hükümetler ile işverenler tarafından yapılan hak ihlalleri üzerinden değerlendiriyor. Türkiye; Bangladeş, Belarus, Ekvador, Mısır, Esvatini, Myanmar, Nijerya, Filipinler ve Tunus ile aynı listede yer aldı. Eurostat’ın 2024 çalışma saatleri verileri, Avrupa Birliği’nde haftalık fiili çalışma süresinin ortalama 36 saat olduğunu gösterdi. Aynı veri setinde tarım, ormancılık ve balıkçılık 41,2 saatle; madencilik 38,8 saatle; inşaat 38,7 saatle en uzun çalışma haftasına sahip sektörler arasında yer aldı. GÜVENCESİZ ÇALIŞMA ÖLÜM RİSKİNİ BÜYÜTÜYOR CHP’nin iki açıklaması aynı noktada birleşti: İş cinayetleri, yalnızca sahadaki güvenlik ekipmanı eksikliğiyle açıklanamaz. Denetim yetersizliği, taşeronlaşma, sendikasızlık, uzun çalışma saatleri, kayıt dışı istihdam, çocuk işçiliği, göçmen emeğinin güvencesizliği ve üretim baskısı aynı zincirin halkaları olarak öne çıkıyor. Akademik çalışmalar ve saha raporları, ölümlerin önemli bölümünün önlenebilir olduğunu gösteriyor. Risk değerlendirmesinin kâğıt üzerinde kalması, eğitimlerin sahadaki gerçek tehlikeye uygun verilmemesi, çalışan temsilciliği ve sendikal örgütlenmenin zayıflaması, işyerlerinde yaşam hakkını doğrudan tehdit ediyor. KAYNAKLAR CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat açıklaması; CHP Sözcüsü Zeynel Emre basın toplantısı; İSİG Meclisi Mart 2026 İş Cinayetleri Raporu; SGK 2024 iş kazası istatistikleri; 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu; ITUC 2025 Küresel Haklar Endeksi; Eurostat 2024 çalışma saatleri verileri; DergiPark ve ScienceDirect’te yayımlanan iş sağlığı ve güvenliği araştırmaları.

Yüksek Riskli Operasyonlarda İş Güvenliği Kritik Bir Zorunluluk Haber

Yüksek Riskli Operasyonlarda İş Güvenliği Kritik Bir Zorunluluk

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) değerlendirmeleri, dünya genelinde iş kazalarının önemli bir bölümünün ağır ekipman kullanılan çalışma alanlarında meydana geldiğine dikkat çekiyor. Bu tablo, vinç operasyonları gibi yüksek risk barındıran uygulamalarda, süreç kaynaklı riskleri minimize eden otomasyon ve gelişmiş güvenlik teknolojilerinin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Mitsubishi Electric, vinç sektöründe sunduğu inverter, anti-sway gibi ileri teknoloji çözümlerle, iş güvenliği standartlarının yükselmesine katkı sağlıyor. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) verilerine göre iş kazaları ve meslek hastalıkları, her yıl dünya genelinde milyonlarca çalışanın sağlık kaybı yaşamasına ve iş gücünden uzak kalmasına neden oluyor. Türkiye’de de SGK tarafından açıklanan verilere göre, 2024 yılında 733.646 iş kazası kayıtlara geçti. Bu rakamlar, özellikle vinç ve ağır sanayi gibi yüksek riskli sektörlerde iş sağlığı ve güvenliğinin yalnızca bir mevzuat gerekliliği değil, kritik bir zorunluluk olduğunu ortaya koyuyor. Vinç Operasyonlarında Güvenli ve Kontrollü Performans Vinç uygulamalarında güvenlik, süreklilik ve hassas kontrol; operasyonel başarının temelini oluşturuyor. Mitsubishi Electric, vinç sektörünün bu kritik ihtiyaçlarını yakından tanıyor ve özel olarak geliştirdiği inverter çözümleriyle güvenli çalışma ortamlarının oluşturulmasına destek oluyor. 0.4 kW ile 1.3 MW güç aralığını kapsayan Mitsubishi Electric inverterleri; sıcak, soğuk, nemli ve tozlu ortamlar gibi zorlu çalışma koşullarında dahi yüksek performans ve dayanıklılık sunuyor. İleri seviye kontrol kabiliyetleri sayesinde operasyonel verimliliği artıran bu çözümler, güvenli çalışma koşullarının sağlanmasına katkıda bulunuyor. Mitsubishi Electric inverterleri; gezer köprü vinçleri, portal vinçler, kule vinçleri ve döner liman vinçleri gibi farklı uygulama alanlarında güvenle kullanılabiliyor. Mitsubishi Electric’in vinç uygulamalarında sunduğu inverter çözümleri, yüksek yüklenme kapasitesiyle güçlü bir performans sunarken, fren senkronizasyonu sayesinde yüklerin kontrollü ve güvenli bir şekilde taşınmasını mümkün kılıyor. Zorlu saha koşulları için çift kat vernik kaplama ile güçlendirilen sistemler, uzun ömürlü kullanım sağlıyor. Dahili PLC yapısı sayesinde vinç otomasyonunun ihtiyaçlara göre özelleştirilmesine olanak tanıyan bu çözümler, operatör müdahalesini azaltarak insan kaynaklı risklerin minimize edilmesine katkıda bulunuyor. Bunun yanı sıra, global haberleşme protokollerini destekleyen inverterler, farklı kontrol ve otomasyon sistemleriyle kolay entegrasyon avantajı da sağlıyor. Anti-Sway Teknolojisi ile Üst Düzey Güvenlik Vinç operasyonlarında güvenliği doğrudan etkileyen unsurların başında yük salınımı geliyor. Mitsubishi Electric’in E800 ve A800 serisi inverterlerinde yer alan dahili anti-sway özelliği, yük salınımı seviyesini düşürerek daha hassas, kontrollü ve güvenli bir taşıma süreci sağlıyor. Yük konumlandırma hassasiyetini artıran anti-sway teknolojisi, operasyonların daha hızlı ve verimli ilerlemesine katkı sunarken; fren senkronizasyonu ile yük kaymalarının ve olası iş kazalarının önüne geçilmesine yardımcı oluyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİNDE YENİLİKÇİ YAKLAŞIMLAR MASAYA YATIRILDI Haber

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİNDE YENİLİKÇİ YAKLAŞIMLAR MASAYA YATIRILDI

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİNDE YENİLİKÇİ YAKLAŞIMLAR MASAYA YATIRILDI “İşyerlerinde Güvenlik Kültürünü Geliştiren Yenilikçi Eğitimler ve Uygulamalar” ana temasıyla düzenlenen IX. Türkiye’de İş Sağlığı ve Güvenliği Alanında Yaşanılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri Sempozyumu, Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbni Sina Konferans Salonu’nda düzenlenen sempozyum; akademisyenleri, kamu ve özel sektör temsilcilerini, iş güvenliği uzmanlarını ve sektör profesyonellerini bir araya getirdi. Etkinlikte iş kazalarının önlenmesi, güvenlik kültürünün kurumsallaştırılması, psikososyal riskler, dijitalleşme ile madencilik ve inşaat sektörlerinde iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları gibi birçok başlık ele alındı. “İş kazaları önlenebilir” Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Arif Aktuğ Ertekin, iş sağlığı ve güvenliğinin Türkiye’nin en önemli toplumsal meselelerinden biri olduğuna dikkat çekti. Teknolojik gelişmelere rağmen iş kazalarındaki can kayıplarının sürdüğünü vurgulayan Ertekin, 2024 yılında 700 binden fazla iş kazası yaşandığını, ölümlerin önemli bir kısmının çocuk ve göçmen işçilerden oluştuğunu belirtti. “Bu kadar teknolojik gelişmeye rağmen hâlâ iş kazaları nedeniyle insanlarımızı kaybediyoruz. Bunların tamamı önlenebilir ölümler” diyen Ertekin, güvenlik kültürünün toplumun tüm kesimleri tarafından sahiplenilmesi gerektiğini ifade etti. ERKEN UYARI SİSTEMLERİ VURGUSU İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Rüştü Uçan ise sempozyumun dokuzuncusunu gerçekleştirdiklerini hatırlatarak, ilk etkinliğin Soma faciasının ardından düzenlendiğini söyledi. Akademik üretimin sahaya yansımasının önemine değinen Uçan, yayımlanan e-kitapların yüz binlerce kez indirildiğini aktardı. Deprem ve doğalgaz risklerine de değinen Uçan, erken uyarı sistemlerinin hayati önem taşıdığını belirterek, “Deprem için 15–30 saniyelik erken uyarı mümkündür. Bu sistemlerin konutlarda da acilen uygulanması gerekir” dedi. Doğalgaz dedektörleri ve otomatik gaz kesme sistemlerinin zorunlu hale getirilmesi çağrısında bulundu. “GÜVENLİK KÜLTÜRÜ NESİLLERLE GELİŞECEK” Sempozyum Yürütücüsü ve İSG Bölüm Başkan Yardımcısı Sertaç Temur, bu yılki ana temanın “güvenlik kültürü” olarak belirlendiğini ifade etti. Güvenliğin, insanın temel ihtiyaçlarıyla doğrudan ilişkili olduğunu vurgulayan Temur, iş sağlığı ve güvenliği alanının ikinci ve üçüncü nesillerde çok daha ileri bir noktaya taşınacağına inandığını söyledi. MEZUNLAR VE SEKTÖR BULUŞTU Sempozyum kapsamında Üsküdar Üniversitesi İSG Bölümü’nün 2017 yılı ilk mezunları da bir araya geldi. Türk Hava Yolları’nda görev yapan A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı Dr. Ahmet Ebrar Sakallı ile akademisyenler, mesleki ve akademik deneyimlerini katılımcılarla paylaştı. Üç oturum halinde gerçekleştirilen sempozyumda; deprem erken uyarı sistemleri, gaz algılama teknolojileri, dijital İSG uygulamaları, psikososyal riskler ve madencilikte sürdürülebilir güvenlik kültürü gibi başlıklarda sunumlar yapıldı. Etkinlik, değerlendirmelerin ardından kapanış konuşmasıyla sona erdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.