Hava Durumu

#Iklim Değişikliği

giresunsonhaber - Iklim Değişikliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Iklim Değişikliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

AVRUPA FINDIĞINDA DÜZENSİZ SULAMA VE HASATTA YAĞIŞ RİSKİ VERİMİ TEHDİT EDİYOR Haber

AVRUPA FINDIĞINDA DÜZENSİZ SULAMA VE HASATTA YAĞIŞ RİSKİ VERİMİ TEHDİT EDİYOR

AVRUPA FINDIĞINDA DÜZENSİZ SULAMA VE HASATTA YAĞIŞ RİSKİ VERİMİ TEHDİT EDİYOR Redagrícola / RedGold’un Avrupa fındığına ilişkin içeriği, modern fındık üretiminde iki kritik başlığı öne çıkardı: Hasat döneminde yağışa hazırlık ve sulama sistemlerinde homojenlik. Irrifer yöneticisi ve akademisyen Dr. Iván Vidal, damla sulama yapılan bazı bahçelerde uniformitenin yüzde 50-60 seviyelerine kadar düştüğünü belirterek, bu tablonun aynı bahçede hem aşırı hem de yetersiz su ve gübre alan bitkiler oluşturduğunu vurguladı. REDAGRÍCOLA / REDGOLD AVRUPA FINDIĞINDA KRİTİK BAŞLIKLARI GÜNDEME TAŞIDI Redagrícola / RedGold, Avrupa fındığında üretim yönetimine ilişkin içeriğini şu başlıkla duyurdu: “RedGold: la información del avellano europeo en imágenes” İçerikte Avrupa fındığında sulama, fertirigasyon, hasat döneminde yağış riski, makine planlaması ve kurutucu altyapısı birlikte ele alındı. RedGold’un bölüm girişinde şu sorular öne çıkarıldı: “¿Cómo lograr un fertiriego parejo? ¿Cómo enfrentan las lluvias en cosecha en la zona centro norte del Avellano?” Bu iki soru, Avrupa fındığı üretiminde sezon başarısını belirleyen temel sorunları işaret ediyor. Bir tarafta gübreli suyun bahçeye eşit dağıtılması, diğer tarafta hasat döneminde yağışa karşı hazırlıklı olunması gerekiyor. Her iki başlık da doğrudan verim, kalite, ürün kaybı ve üretici maliyetiyle bağlantılı. HASATTA YAĞIŞ RİSKİ ORGANİZASYON EKSİKLİĞİNİ GÖRÜNÜR HALE GETİRİYOR Videoda, Avrupa fındığı üretiminde merkez-kuzey bölgelerde hasat dönemindeki yağışların üreticiyi zorladığı belirtildi. Değerlendirmede üreticilerin her zaman organizasyon, makine parkı ve kurutucu altyapısı bakımından yeterince hazırlıklı olmadığı ifade edildi: “Generalmente no están muy bien preparados del punto de vista de organización, de maquinaria y secadores, por lo tanto, claro, este tipo de eventos climáticos como las lluvias perjudica.” Bu değerlendirme, hasat döneminde yağışın yalnızca meteorolojik bir risk olmadığını gösteriyor. Sorun, yağmurun kendisi kadar üreticinin bu yağmura karşı ne kadar hazırlıklı olduğuyla da bağlantılı. Makine yetersizliği, kurutucu kapasitesinin düşük olması ve hasat organizasyonunun zayıf kurulması, yağışın etkisini büyütüyor. Yağmurla birlikte hasat zemini ağırlaşıyor, ürünün yerde kalma süresi uzuyor, nem riski artıyor ve hasat sonrası kurutma ihtiyacı daha kritik hale geliyor. Üretici bu sürece hazırlıksız yakalandığında ürün kalitesi ve ticari değer baskı altına giriyor. SICAKLIK DÜŞÜNCE YAPRAK DÖKÜMÜ BAŞLIYOR, HASAT ZORLAŞIYOR Videoda yalnızca yağış değil, sıcaklık düşüşünün bitki üzerindeki etkisi de vurgulandı. Sıcaklıklar düşmeye başladığında bitki bu sinyali alıyor ve yaprak dökümü başlıyor: “Una vez que empiezan a bajar las temperaturas, ya la planta toma esa señal y las hojas comienzan a caer.” Yaprakların yere düşmesi, hasat sürecini doğrudan zorlaştırıyor. Nemli zemin üzerinde yaprak birikmesi, ürünün toplanmasını güçleştiriyor ve hasat operasyonunu daha karmaşık hale getiriyor. Videoda bu durum şöyle ifade edildi: “Ya se te vuelve un poco más compleja la cosecha con hojas en el suelo y con humedad.” Bu nedenle Avrupa fındığında hasat başarısı yalnızca ürünün olgunlaşmasına bağlı değil. Hasat zamanı, hava koşulları, yaprak dökümü, makine kapasitesi ve kurutma altyapısı birlikte planlanmak zorunda. MAKİNE KAPASİTESİ DOĞRU HESAPLANMALI RedGold içeriğinde üreticinin hasat döneminde ihtiyaç duyduğu makine kapasitesini doğru belirlemesi gerektiği vurgulandı: “Hoy en día tú tienes que verificar muy bien la cantidad de maquinaria que necesitas para poder cosechar lo más rápido posible.” Bu ifade, hasat döneminde hızın kaliteyi koruyan temel unsurlardan biri olduğunu gösteriyor. Yağış riski bulunan bölgelerde ürünün tarlada ya da bahçede uzun süre beklemesi, nem, kirlenme, yaprakla karışma ve kurutma yükünün artması gibi sorunları büyütüyor. Makine planlaması bu nedenle yalnızca operasyonel bir hesap değildir. Doğru makine kapasitesi, ürün kaybını azaltan, hasat süresini kısaltan ve kaliteyi koruyan stratejik bir üretim kararıdır. YAZ STRESİ YAPRAK DÖKÜMÜNÜ VE HASADI ETKİLİYOR Videoda, yaprağın bitki üzerinde mümkün olduğunca uzun süre kalmasının önemine de dikkat çekildi. Bunun için yaz döneminden gelen streslerin önlenmesi gerektiği belirtildi: “Tratar de que esta hoja permanezca lo más tiempo posible en la planta y que no se nos caiga y eso evitar obviamente los estrés que vienen del verano.” Bu değerlendirme, sulama ve bitki stresinin yalnızca yaz aylarındaki gelişimle sınırlı olmadığını ortaya koyuyor. Yaz boyunca su stresi yaşayan, beslenme dengesi bozulan veya fizyolojik baskı altında kalan bitkilerde hasat dönemine girilirken yaprak dökümü daha önemli bir sorun haline gelebilir. Bu nedenle fındıkta sulama, fertirigasyon ve stres yönetimi doğrudan hasat kalitesiyle bağlantılıdır. Üretici yaz aylarında bahçeyi dengeli yönetemezse, bunun etkisi hasat döneminde yaprak dökümü, nem ve operasyon güçlüğü olarak karşısına çıkar. YETİŞKİN BAHÇELERDE IŞIKLANMA VE DOĞAL KURUMA ÖNE ÇIKIYOR RedGold içeriğinde yetişkin bahçelerde ışıklanmanın artırılması da önemli bir uygulama olarak değerlendirildi: “Una de las prácticas también en huertos adultos es tratar de iluminar lo mayor posible, para que esa fruta también en el suelo logre ventilación y un secado también natural.” Yetişkin fındık bahçelerinde taç yapısının yoğunlaşması, bahçe içinde ışık ve hava dolaşımını azaltabiliyor. Bu durum özellikle yağışlı ve nemli dönemlerde hasat edilen ürün için risk oluşturuyor. Bahçede daha iyi ışıklanma ve hava akımı, yere düşen ürünün havalanmasına ve doğal kuruma sürecine destek veriyor. Bu başlık, budama ve bahçe içi açıklığın hasat sonrası kaliteyle de ilişkili olduğunu gösteriyor. Fındıkta bahçe yönetimi yalnızca dal, sürgün ve verim hesabı üzerinden değil, hasat zemini, ürün kuruması ve nem yönetimi üzerinden de düşünülmelidir. KURUTUCU TEMİZLİĞİ VE HASAT SONRASI ALTYAPI ARTIK ZORUNLULUK Videoda kurutucuların temizliği ve hasat sonrası altyapı hazırlığının özellikle vurgulandığı bölüm dikkat çekti: “Muy importante también la organización en lo que es la limpieza de los secadores.” Maule ve Ñuble bölgelerinde üreticilerin hasat sonrası kurutucu yatırımlarına yeterince alışık olmadığı, ancak bu yatırımın artık bir ihtiyaç haline geldiği belirtildi: “La región Maule y Ñuble principalmente no están muy acostumbradas a la implementación de postcosecha con inversión en los secadores, que hoy en día una realidad y una necesidad.” Bu ifade, iklim koşullarının değiştiği ve yağış riskinin arttığı üretim alanlarında kurutucu altyapısının ertelenemez hale geldiğini gösteriyor. Ürün bahçeden alındıktan sonra kurutma sürecinin iyi yönetilememesi, hasatta gösterilen emeğin değerini düşürebilir. Kurutucuların temizliği, kapasitesi ve kullanıma hazır olması; özellikle nemli hasat koşullarında ürün kalitesi için belirleyici hale gelir. Hasat sonrası süreç, üretim zincirinin ayrı bir bölümü değil, sezon başarısının doğrudan parçasıdır. DAMLA SULAMADA EN BÜYÜK RİSK: SİSTEMİN HOMOJEN ÇALIŞMAMASI RedGold içeriğinde ikinci kritik başlık fertirigasyon ve sulama homojenliği oldu. Dr. Iván Vidal, damla sulama yapılan bahçelerde ciddi dengesizliklerle karşılaştıklarını belirtti: “Hemos encontrado situaciones bien extremas en el sentido de que huertos con riego por goteo se hacen mucho esfuerzo en dosificar los fertilizantes, en aplicar como corresponde estos fertilizantes y dejando muchas veces de lado este factor que es la uniformidad del sistema de riego.” Bu değerlendirme, üreticilerin gübre dozlamasına büyük emek verdiğini ancak gübreli suyun bahçeye eşit ulaşıp ulaşmadığını çoğu zaman ikinci plana bıraktığını gösteriyor. Oysa fertirigasyonda başarı yalnızca doğru gübre miktarını belirlemekle sağlanmaz. Belirlenen gübrenin her bitkiye dengeli ulaşması gerekir. Damla sulama sistemi kurulu olan bir bahçede bile homojenlik otomatik olarak sağlanmaz. Basınç farkları, damlatıcı tıkanmaları, tuz birikimi, biyolojik oluşumlar, filtre bakımının aksaması ve hat planlamasındaki sorunlar, aynı sistem içinde farklı bitkilerin farklı miktarda su ve gübre almasına neden olabilir. YÜZDE 50-60 UNİFORMİTE BAHÇEDE BÜYÜK DENGESİZLİK DEMEK Dr. Vidal, bazı bahçelerde sulama uniformitesinin yüzde 50-60 seviyelerine kadar düştüğünü ifade etti: “Hemos encontrado situaciones de 50 60% de uniformidad.” Bu oran, üretici açısından ciddi bir uyarıdır. Uniformitenin bu seviyelere düşmesi, aynı bahçede bitkilerin su ve gübreye eşit erişemediğini gösterir. Vidal bu durumu şöyle açıkladı: “Significa que hay plantas sobrefertilizadas y hay plantas que están recibiendo una fertilización insuficiente.” Bu tablo, bahçede bazı bitkilerin aşırı gübrelendiği, bazı bitkilerin ise yetersiz gübre aldığı anlamına gelir. Aynı zamanda su dağılımı da bozulur: “Van a haber plantas que están recibiendo más aguas que otras. Otras pueden estar con problemas de déficit de agua y otras con un problema de exceso de agua.” Aynı bahçede bazı bitkilerin fazla su alması, bazılarının ise su eksikliği yaşaması, üretim dengesini bozar. Bu durum yalnızca bitki görünümünü değil; sürgün gelişimini, meyve tutumunu, dane dolumunu, kaliteyi ve verim potansiyelini doğrudan etkiler. FERTİRİGASYONDA ASIL MESELE DOĞRU DAĞILIM Fındık bahçelerinde üretici gübreyi doğru seçebilir, doğru dozda hazırlayabilir ve doğru zamanda uygulayabilir. Ancak sulama sistemi homojen çalışmıyorsa bu doğru planlama bahçenin tamamına aynı şekilde yansımaz. Fertirigasyonda gübre suyla birlikte taşındığı için sulamadaki her dengesizlik gübrelemede de dengesizlik yaratır. Daha fazla su alan bitkiler daha fazla gübre alırken, daha az su alan bitkiler yetersiz beslenir. Bu durum bahçede gelişim farkını büyütür. Bu nedenle sulama uniformitesi, yalnızca sulama mühendisliğiyle ilgili teknik bir konu değildir. Aynı zamanda besleme yönetiminin, verim planlamasının ve kalite standardının temelidir. ÜRETİCİ ÖNCE SİSTEMİN UNİFORMİTE KATSAYISINI BİLMELİ Vidal, üreticilere ilk uyarısını sulama sisteminin uniformite katsayısını ölçmeleri yönünde yaptı: “Los productores se preocupen en primer lugar de conocer el coeficiente de uniformidad de su sistema de riego.” Bu ölçüm yapılmadan sistemin gerçekten dengeli çalışıp çalışmadığını anlamak mümkün değildir. Bahçenin genel görünümü üreticiyi yanıltabilir. Bir bölümde güçlü gelişim görülürken başka bir bölümde gizli su stresi yaşanabilir. Uniformite katsayısı, sulama sisteminin bahçeye suyu ne kadar eşit dağıttığını gösterir. Bu değer bilinmeden yapılan sulama ve fertirigasyon planı eksik kalır. Üretici önce sistemin mevcut performansını bilmeli, ardından bakım ve düzeltme planını buna göre kurmalıdır. BAKIM YILDA BİR KEZLE SINIRLI KALMAMALI RedGold içeriğinde sistem bakımının da düzenli yapılması gerektiği vurgulandı. Vidal, bakımın en az yılda bir kez yapılması gerektiğini, sorunlu sistemlerde ise iki veya üç ayda bir kontrol yapılmasının önem taşıdığını belirtti: “Por lo menos anualmente o cada dos o tres meses hagan dependiendo de los problemas que tenga.” Bu ifade, sulama sistemlerinin sezon boyunca performans kaybedebileceğini gösteriyor. Damlatıcılar tıkanabilir, filtreler kirlenebilir, basınç dengesi bozulabilir, hatlarda tuz birikimi veya biyolojik büyüme oluşabilir. Düzensizliğin nedeni belirlenmeden yapılan müdahaleler kalıcı çözüm üretmez. Bu nedenle üretici, önce sorunun kaynağını tespit etmeli, ardından düzeltici ve önleyici uygulamaları devreye almalıdır. TUZ, BİYOLOJİK BÜYÜME VE TIKANMA SİSTEMİ BOZUYOR Videoda sulama sistemindeki desuniformitenin nedenleri arasında tuzlar ve biyolojik büyüme özellikle belirtildi: “A qué se deben la desuniformidad, que pueden ser sales, crecimiento biológico.” Tuz birikimi ve biyolojik oluşumlar damlatıcıların debisini düşürebilir. Bu durum bazı bitkilere daha az su ve gübre ulaşmasına neden olur. Sistem dışarıdan çalışıyor gibi görünse bile damlatıcı seviyesinde ciddi performans kaybı oluşabilir. Bu nedenle filtre temizliği, hat yıkama, damlatıcı kontrolü, basınç ölçümü ve su kalitesi takibi düzenli yapılmalıdır. Bakımı ihmal edilen sistemlerde üretici, fark etmeden bahçesinin bir bölümünü eksik sulayabilir. TÜRKİYE İÇİN DE DOĞRUDAN UYARI NİTELİĞİ TAŞIYOR RedGold’un Avrupa fındığı üzerinden gündeme taşıdığı başlıklar Türkiye için de önem taşıyor. Türkiye’de fındık üretimi uzun yıllar büyük ölçüde doğal yağışa dayalı yürütüldü. Ancak düzensiz yağış, yaz sıcaklıkları, kurak dönemler ve hasat dönemindeki nem riski, sulama ve hasat sonrası yönetimi daha kritik hale getiriyor. Karadeniz’de geleneksel bahçelerde sulama her bölgede yaygın olmasa da yeni kurulan bahçeler, verim hedefi yüksek üretim alanları ve kuraklık baskısı yaşayan bölgeler için su yönetimi artık daha ciddi biçimde ele alınmalıdır. Türkiye açısından çıkarılacak temel ders açıktır: Bahçeye su vermek tek başına yeterli değildir. Suyun ve gübrenin bitkilere eşit ulaşıp ulaşmadığı ölçülmelidir. Hasat döneminde ise yağış, makine kapasitesi, yaprak dökümü, zemin nemi ve kurutma altyapısı birlikte planlanmalıdır. ÜRETİCİ İÇİN KRİTİK KONTROL BAŞLIKLARI Avrupa fındığında ve fındık bahçelerinde üreticinin sulama, fertirigasyon ve hasat yönetiminde şu başlıklara odaklanması gerekir: Sulama sisteminin uniformite katsayısı ölçülmeli. Damlatıcı debileri farklı noktalarda kontrol edilmeli. Hat başı ve hat sonu basınç değerleri karşılaştırılmalı. Filtreler düzenli temizlenmeli. Sulama hatları sezon içinde yıkanmalı. Tuz birikimi ve biyolojik oluşum riski takip edilmeli. Sorunlu sistemlerde bakım iki veya üç ayda bir yapılmalı. Gübre dozlaması kadar gübreli suyun dağılımı da kontrol edilmeli. Hasat döneminde makine kapasitesi önceden planlanmalı. Kurutucular hasat başlamadan temizlenmeli ve hazır hale getirilmeli. Yetişkin bahçelerde ışıklanma ve hava dolaşımı artırılmalı. Yaz stresi azaltılarak yaprak dökümü ve hasat zorluğu sınırlandırılmalı. MODERN FINDIK ÜRETİMİNDE ÖLÇÜM, BAKIM VE ORGANİZASYON ZORUNLU HALE GELDİ Redagrícola / RedGold’un içeriği, Avrupa fındığında üretim başarısının artık yalnızca bahçenin varlığına, sulama sisteminin kurulmasına veya gübre uygulamasına bağlı olmadığını gösteriyor. Modern fındık üretiminde ölçüm, bakım ve organizasyon belirleyici hale geldi. Hasat döneminde yağışa hazırlıksız yakalanan, yeterli makine kapasitesi bulunmayan, kurutucularını hazır tutmayan, sulama sisteminin uniformitesini ölçmeyen ve fertirigasyonda dağılımı kontrol etmeyen üretici, sezon sonunda verim ve kalite kaybı riskiyle karşı karşıya kalır. Dr. Iván Vidal’ın uyarısı, üreticiler için net bir teknik mesaj içeriyor. Sulama sistemi homojen çalışmıyorsa, doğru gübreleme de doğru sonuç vermez. Bahçede bazı bitkiler fazla su ve gübre alırken bazıları eksik kalıyorsa, üretici aynı parselde farklı gelişim düzeyleriyle karşılaşır. Fındıkta yüksek ve istikrarlı verim, yalnızca daha fazla girdi kullanmakla sağlanmaz. Asıl başarı, suyun, gübrenin, hasat ekipmanının ve hasat sonrası altyapının doğru zamanda, doğru ölçümle ve dengeli şekilde yönetilmesine bağlıdır. Kaynak: https://www.facebook.com/revistaredagricola

TARIM VE GIDA SEKTÖRÜNDE 5,3 MİLYAR DOLARLIK DÖNÜŞÜM HAMLESİ Haber

TARIM VE GIDA SEKTÖRÜNDE 5,3 MİLYAR DOLARLIK DÖNÜŞÜM HAMLESİ

TÜRKİYE TARIM VE GIDA SEKTÖRÜNDE 5,3 MİLYAR DOLARLIK DÖNÜŞÜM HAMLESİ Türkiye, tarım ve gıda sektöründe üretim, işleme, pazarlama ve istihdam zincirini güçlendirecek yeni finansman modelini devreye alıyor. Dünya Bankası kaynaklı proje kapsamında 10 yılda 5,3 milyar dolarlık finansman paketi planlandı; ilk 750 milyon dolar 2026 yılında girişimcilerin kullanımına açılacak. TARIMDA YATIRIMLAR DA PLANLAMA KAPSAMINA ALINIYOR Türkiye Tarım Gıda Sektörünün İstihdam ve Kırsal Refah İçin Dönüşüm Projesi, tarımsal üretimin yalnızca tarlada değil, sanayi ve pazarlama aşamalarında da planlı biçimde değerlendirilmesini hedefliyor. Proje, çiftçilerin ürünlerini pazarlama sorunu yaşamadan doğru bölgelerde, uygun sanayi tesislerinde işlenebilecek bir yapıya kavuşturulmasını amaçlıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü Programı’nda yaptığı açıklamada projenin bu yıl içinde başlatılacağını duyurdu. Yeni modelle tarım ve gıda alanında yatırım yapmak isteyen girişimcilerin finansmana erişimi kolaylaştırılacak. YATIRIM TUTARININ YÜZDE 80’İNE KADAR DESTEK Proje kapsamında yatırım tutarının yüzde 80’ine kadar geri ödemeli finansman ve kredi garanti sistemi desteği sağlanacak. İşletmelere 24 ay geri ödemesiz, 7 yıla kadar vadeli ve proje büyüklüğüne bağlı olarak 10 milyon dolara kadar finansman imkânı sunulacak. Finansman desteği tarım ve gıda alanında yapılacak tesis inşaatı ile makine-ekipman yatırımlarında kullanılacak. Böylece ürünün üretimden sonra işlenmesi, depolanması, paketlenmesi ve pazara ulaştırılması süreçlerinde yeni kapasite oluşturulması hedefleniyor. 2026’DA İLK 750 MİLYON DOLAR KULLANIMA AÇILACAK Proje için 10 yıllık dönemde 5,3 milyar dolarlık finansman paketi planlandı. Bu paketin ilk 750 milyon dolarlık bölümü 2026 yılında girişimcilerin kullanımına açılacak. Kredi Garanti Fonu’nun da dahil olacağı mekanizmayla krediye erişimde güçlük yaşayan birincil üretim yapan çiftçiler için yaklaşık 500 milyon dolarlık kredi hacmi oluşturulacak. Bu adımla 400 bin çiftçinin ürünlerini pazarlayabileceği yeni kanallar açılması ve 250 bin kişiye yeni istihdam sağlanması hedefleniyor. KIRSAL REFAH VE İSTİHDAM AYNI PAKETTE ELE ALINACAK Yeni proje, kırsal kalkınmayı yalnızca destek ödemesi veya hibe modeliyle sınırlamıyor. Tarımsal ürünün değer zinciri içinde sanayiye bağlanması, üreticinin pazara erişimi, kırsalda yeni iş alanlarının oluşturulması ve gençler ile kadınların üretimde daha güçlü yer alması hedefleniyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın mevcut Kırsal Kalkınma Yatırım Programı da hibe destekleri, tasarruflu sulama sistemleri, IPARD ve dezavantajlı alanlara yönelik destek başlıklarıyla kırsal kalkınma yapısının önemli parçaları arasında bulunuyor. Bakanlığın Kırsal Kalkınma Yatırım Programı sayfasında 2026 yılı destek programları ve güncel mevzuat başlıkları yayımlanıyor. GENÇLER, KADINLAR VE AİLE İŞLETMELERİNE ÖNCELİK 2026 yılı kırsal kalkınma desteklerinde gençler, kadınlar ve aile işletmeleri de ayrı bir öncelik başlığı olarak öne çıkıyor. Erdoğan, Kırsal Kalkınma Yatırımları Programı’na ayrılan 10 milyar liralık bütçenin yüzde 20’sinin gençlere ve kadınlara, yüzde 30’unun aile işletmelerine tahsis edildiğini açıkladı. Program kapsamında 100 bin liradan 30 milyon liraya kadar olan projelerde tutarın yüzde 50 ile yüzde 70’i arasında hibe desteği sağlanacak. Bu destek başlığı, yeni dönüşüm projesiyle birlikte değerlendirildiğinde kırsalda üretici tabanını güçlendiren, tarımsal sanayi yatırımlarını artıran ve üreticiyle işleme tesisleri arasında daha güçlü bağ kuran bir finansman zemini oluşturuyor. GIDA ARZ GÜVENLİĞİ VE ÜRETİM PLANLAMASI VURGUSU Tarım ve gıda sektöründeki yeni finansman adımı, gıda arz güvenliği ve üretim planlaması politikalarının devamı niteliğinde ele alınıyor. Erdoğan, tarımsal üretim planlamasında iki yılın geride kaldığını, yeni aşamada tarımsal yatırımların da planlama kapsamına alınacağını ifade etti. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı da aynı programda tarımın stratejik önemine dikkat çekerek savaşlar, salgınlar, iklim değişikliği ve su krizlerinin ülkeler için üretim kabiliyetini en büyük güçlerden biri haline getirdiğini vurguladı. ÜRETİMDEN PAZARA UZANAN YENİ MODEL Proje, çiftçinin ürettiği ürünün değer kaybetmeden sanayiye ve pazara ulaşmasını hedefleyen geniş kapsamlı bir dönüşüm modeli sunuyor. Tesis inşaatı, makine-ekipman yatırımı, kredi garanti sistemi, uzun vadeli finansman ve pazarlama kanalları aynı yapı içinde ele alınacak. Bu modelle tarımsal üretimin yalnızca miktar olarak değil, işleme kapasitesi, katma değer, istihdam ve kırsal gelir açısından da büyütülmesi amaçlanıyor. Türkiye Tarım Gıda Sektörünün İstihdam ve Kırsal Refah İçin Dönüşüm Projesi, 2026 yılında başlayacak ilk finansman dilimiyle tarım ve gıda yatırımlarında yeni bir dönemin kapısını açacak.

İklim Krizi Alerjiyi Tetikliyor: Hastalıklar Hızla Artıyor Haber

İklim Krizi Alerjiyi Tetikliyor: Hastalıklar Hızla Artıyor

Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Dr. Nurhan Sayaca, 4-10 Nisan Dünya Alerji Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, iklim değişikliği, şehirleşme, hava kirliliği, yaşam tarzındaki değişiklikler ve kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesinin alerjik hastalıkların görülme sıklığını arttırdığına dikkat çekti. İklim değişikliği nedeniyle yükselen sıcaklıklar, mevsimsel alerjisi olan kişilerin daha uzun bir süre boyunca daha fazla polene maruz kalmasını sağlıyor. Bu durum alerjenlerin havada kalma süresini uzatıyor ve alerji şikayetlerini arttırıyor. Günümüzde çocukların yaklaşık üçte birinde, yetişkinlerin ise önemli bir kısmında alerjik hastalıklara rastlanıyor. En yaygın görülen alerjik hastalıklar; alerjik rinit (saman nezlesi), alerjik astım, ürtiker, atopik dermatit (egzema), arı alerjileri ve bazı gıda alerjileridir. Alerjik rinit hastalarının genellikle burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırık, gözlerde kaşıntı ve sulanma, astım hastalarında ise nefes darlığı, öksürük ve hırıltılı solunum gibi belirtiler görülüyor. Bu şikâyetlerin özellikle ilkbahar aylarında ya da ev tozu gibi alerjenlere maruz kalındığında artıyor. Alerjide doğru tanı, doğru tedavi planı için temel adımdır Tanı sürecine ilişkin bilgi veren Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Dr. Nurhan Sayaca, alerji tanısında hastanın şikâyetlerinin ve öyküsünün dikkatle değerlendirilmesinin büyük önem taşıdığını açıkladı. Bunun yanında deri prick testleri ve bazı kan testleri ile kişinin hangi alerjenlere karşı duyarlılık geliştirdiğinin belirlenebildiğini, doğru tanının doğru tedavi planı için temel adım olduğunu vurguladı. Alerjik hastalıkların tedavisine de değinen Sayaca, üç temel yaklaşım bulunduğunu belirtti. İlk olarak alerjene maruziyetin azaltılmasının, yani korunma önlemlerinin önemine dikkat çeken Sayaca, ikinci aşamada ilaç tedavilerinin uygulandığını söyledi. Üçüncü ve en etkili yöntemlerden birinin ise alerji aşıları olarak bilinen immünoterapi olduğunu ifade eden Sayaca, bu tedavinin alerjik hastalıkların seyrini değiştirebilen ve uzun vadede kalıcı iyileşme sağlayabilen tek yöntem olduğunu dile getirdi. Alerji aşıları bağışıklık sistemini yeniden eğitiyor Alerji aşısının nasıl uygulandığına ilişkin de bilgi veren Sayaca, bu tedavinin bağışıklık sistemini yeniden eğitmeyi amaçladığını anlattı. Hastaya alerjisi olduğu maddeye karşı çok küçük dozlarla başlanarak düzenli aralıklarla artan miktarlarda alerjen verildiğini belirten Sayaca, bu sayede bağışıklık sisteminin zamanla o maddeye karşı aşırı tepki vermemeyi öğrendiğini söyledi. Tedavi süresinin genellikle 3 ila 5 yıl arasında değiştiğini ifade eden Sayaca, düzenli uygulandığında birçok hastada şikâyetlerin belirgin şekilde azaldığını, bazı hastalarda ise tamamen ortadan kalkabildiğini aktardı. Ayrıca bu tedavinin astım gelişme riskini azaltma gibi uzun vadeli faydalarının da bulunduğunu ekledi. Kimler alerji aşısı olabilir? Kimlerin alerji aşısı olabileceğine ilişkin açıklamalarda bulunan Sayaca, öncelikle alerjinin testlerle net olarak ortaya konulması gerektiğini belirtti. Özellikle polen, ev tozu akarı, küf mantarı veya arı alerjisi bulunan ve ilaç tedavisine rağmen şikâyetleri devam eden hastalarda bu yöntemin düşünülebileceğini ifade eden Sayaca, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde uygulanabildiğini söyledi. Alerji aşısı oldukça güvenlidir ancak her hastaya uygulanamaz Toplumda alerji aşılarıyla ilgili yanlış bilinenlere de değinen Sayaca, en sık karşılaşılan yanlış inanışın bu tedavinin çok riskli olduğu yönünde olduğunu dile getirdi. Oysa uzman hekim kontrolünde ve uygun hastalarda uygulandığında alerji aşılarının oldukça güvenli olduğunu vurgulayan Sayaca, bir diğer yanlış bilginin ise her alerji hastasına bu tedavinin uygulanabileceği düşüncesi olduğunu ifade etti. Sayaca, bu nedenle mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiğini söyledi. Alerji belirtilerini hafife almayın Son olarak alerji hastalarına önerilerde bulunan Sayaca, alerji belirtilerinin hafife alınmaması gerektiğini vurguladı. Alerjiye neden olan faktörlerin mümkün olduğunca azaltılmasının önemine dikkat çeken Sayaca, ev tozu alerjisi olanların ev temizliğine özen göstermesi gerektiğini, polen alerjisi bulunan kişilerin ise yoğun polen dönemlerinde açık havada uzun süre kalmamaya dikkat etmesi gerektiğini belirtti. Doktor önerisi dışında ilaç kullanılmaması gerektiğini ifade eden Sayaca, uzun süren veya yaşam kalitesini olumsuz etkileyen şikâyetlerde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini sözlerine ekledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

2025 YILININ MART VE NİSAN AYLARINDA YAŞANAN DON FELAKETİ Haber

2025 YILININ MART VE NİSAN AYLARINDA YAŞANAN DON FELAKETİ

Bahar donları meyve ve sebze üreticileri için ciddi tehdit oluşturuyor. Uzmanlar, bitkileri don riskinden korumak için mikro-sprinkler sistemlerinin kullanımını öneriyor. İSTANBUL (İGFA) - Bahar aylarında ani sıcaklık düşüşleri, meyve ağaçları ve sebze üretimi için ciddi tehlike oluşturuyor. Özellikle çiçeklenme döneminde meydana gelen zirai don olayları, bitkilerin gelişim döngüsünü kesintiye uğratarak verim kayıplarına yol açabiliyor. Uzmanlar, çiftçilerin don riskini etkin şekilde yönetebilmesi için modern sulama ve iklim kontrol sistemlerine yönelmesi gerektiğini vurguluyor. 2025 yılının Mart ve Nisan aylarında yaşanan don felaketi, son 30 yılın en ağır tarımsal bilançosunu oluşturmuştu. Fındıkta yüzde 60, çayda yüzde 30–35 ve üzüm bağlarında bazı bölgelerde yüzde 80’e varan rekolte kayıpları yaşanmış, kayısı fiyatları ton başına 5 bin dolardan 11 bin doların üzerine çıkarak piyasalarda dalgalanmalara yol açmıştı. İklim değişikliği ile mevsimsel sıcaklık dalgalanmalarının artması, don riskinin sıklığını ve şiddetini yükseltiyor. Uzmanlar, özellikle 0°C’nin altındaki sıcaklıkların bitkilerde don hasarına yol açabileceğini, -2°C ve altındaki sıcaklıkların ise çoğu bahçe bitkisi için tehlike oluşturduğunu belirtiyor. Bu nedenle çiftçilerin, bahçelerde rüzgâr koruma duvarları inşa ederek ve bitkilerin soğuk hava akımlarına karşı dayanıklılığını artıran yöntemleri uygulayarak riskleri azaltmaları tavsiye ediliyor. Donla mücadelede aktif yöntemler arasında mikro-sprinkler sistemleri öne çıkıyor. Suyun kontrollü şekilde atomize edilmesiyle bitkilerin etrafında koruyucu bir mikro iklim oluşturuluyor ve bu sayede don riski önemli ölçüde azaltılıyor. Uzmanlar, mikro-sprinkler sistemlerinin yanı sıra sisleme ve sıcak hava akımı uygulamalarının da bahçelerde sıcaklık dengesini koruyarak bitkilerin don hasarına karşı korunmasına yardımcı olduğunu söylüyor. 2025 YILININ MART VE NİSAN AYLARINDA YAŞANAN DON FELAKETİ

SÜT-D, İklim Değişikliğiyle Mücadelede 'Hızımızı Artıralım' Çağrısı Yaptı  Haber

SÜT-D, İklim Değişikliğiyle Mücadelede 'Hızımızı Artıralım' Çağrısı Yaptı 

Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği, Uluslararası Temiz Enerji Günü vesilesiyle yayımladığı bildiride, enerji dönüşümünü adil ve kapsayıcı bir geçişle hızlandırma vurgusu yaparak iklim değişikliğiyle mücadelede temiz enerjinin kritik rolüne dikkat çekti. 26 Ocak'ta kutlanan Uluslararası Temiz Enerji Günü, temiz enerjiye adil ve kapsayıcı bir geçiş için farkındalığı artırmayı ve harekete geçmeyi amaçlayan bir gün olarak öne çıkıyor. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapan ve aynı zamanda Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği (SÜT-D) Başkanı olan Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu, insan ve gezegenin yararına temiz enerji için yenilenebilir enerji kullanımı, enerji verimliliği uygulamaları ve mevcut en temiz enerji teknolojileriyle iklim değişikliği mücadelesini kimseyi geride bırakmadan sürdürme önerisinde bulundu. İklim Dostu, Erişilebilir ve Temiz Enerji 2015 yılında Birleşmiş Milletler (BM) tarafından belirlenen 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi (SKA) ile 2030'a kadar aşırı yoksulluğun sona erdirilmesi, eşitsizlik ve adaletsizlikle mücadele edilmesi, iklim değişikliğine karşı harekete geçilmesi hedefleniyor. Bu bağlamda, küresel anlamda SKA7: Erişilebilir ve Temiz Enerji ve SKA13: İklim Eylemi hedeflerinin önemi büyük. BM verilerine göre dünya genelinde 750 milyon kişinin enerjiye erişimi bulunmazken, her yıl kirletici pişirme yöntemleri nedeniyle 3,2 milyon kişi erken hayatını kaybediyor, fosil yakıt kullanımı ise 6 milyon ölüme ve küresel sera gazı salımlarının yüzde 75'inden fazlasına neden oluyor. Yenilenebilir enerji yatırımları gelişmekte olan ülkelerde her yıl artış gösterse de, mevcut kişi başı enerji kapasitesi istenilen seviyenin altında bulunuyor. Prof. Dr. Karaosmanoğlu, 2030 yılına kadar yapılması gereken yıllık 4 trilyon dolarlık yatırımın önemini vurgulayarak, iklim dostu enerjiye erişimin insan ve gezegenin hakkı olduğunun altını çiziyor. Ülkemizin 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi için Enerji Prof. Karaosmanoğlu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın 2025 Kasım ayı sonu verilerine göre, Türkiye'nin kurulu gücünün yüzde 26,5'inin hidrolik, yüzde 19,7'sinin doğal gaz, yüzde 18'inin kömür, yüzde 11,9'unun rüzgar, yüzde 20,3'ünün güneş, yüzde 1,4'ünün jeotermal ve yüzde 2,1'inin diğer kaynaklardan oluştuğunu belirtiyor. Güneş ve rüzgar enerjisinin üçte bir oranındaki payının artarak 2035'te dört katına çıkması beklenirken, Türkiye İstatistik Kurumu'nun son verilerine göre 2023'te enerji, yüzde 73,8; tarım, yüzde 12; endüstriyel işlemler ve ürün kullanımı, yüzde 11; atık ise yüzde 2,3 emisyon oranlarına sebep oluyor. Tüm bu veriler ışığında, ülkemizin iklim değişikliği ile mücadelesinde en iyi enerji yönetiminin şart olduğunu vurguluyor. Enerjisini En İyi Yöneten İklimini de En İyi Yönetir Türkiye'nin uzun vadeli iklim stratejisi kapsamında yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı, enerji verimliliği uygulamaları ve mevcut en temiz enerji teknolojilerinin gerekliliği açıkça ortaya konuluyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve sürdürülebilirlik odaklı projelerle 2048 yılı için belirlenen "Karbon Nötr İTÜ" hedefi doğrultusunda İstanbul Teknik Üniversitesi'nin desteğiyle 4-5 Mayıs 2026 tarihlerinde "Karbonsuzlaşma, Karbon Piyasası ve İklim Teknolojileri" temalı 11. İstanbul Karbon Zirvesi'nde enerji konusu gündemde yer alacak. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31; 9-20 Kasım 2026) öncesinde mevzuatının geliştirilmesi amaçlanan Ulusal Emisyon Ticaret Sistemi ve Karbon Piyasası gibi konular zirvede öncelikli olarak ele alınacak. SKA7 ve SKA13'ün detaylı bir şekilde değerlendirileceğini belirten Dr. Karaosmanoğlu, SÜT-D Düşük Karbon Kahramanı Ödül başvurularının devam ettiğini ifade ediyor. Temiz Enerji Lokomotifi Dr. Karaosmanoğlu, ülkemizin yeşil alanları, mavi suları ve yüksek potansiyele sahip yenilenebilir kaynaklarının iklim dostu temiz enerji yatırımları için son derece uygun olduğunu belirtiyor ve temiz enerji lokomotifiyle bu yönde hızımızı artırma çağrısında bulunarak Uluslararası Temiz Enerji Günü'nü kutluyor. Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği (SÜT-D): SÜT-D, sürdürülebilir üretim ve tüketim konularında toplumsal etki yaratmak amacıyla çalışmalar yürütmektedir. Dernek, en iyi enerji, su, atık yönetimi ile kaynakların verimli kullanılmasını, çevre kirliliği, iklim değişikliği ve biyoçeşitlilik kaybına karşı mücadele edilmesini teşvik ederek sürdürülebilir kalkınma bilincini artırmak amacıyla 2013 yılında kurulmuştur. Akademi, eğitim kurumları, iş dünyası, medya, sivil toplum örgütleri ve yerel yönetimlerle iş birliği yaparak "Sürdürülebilirlik Yönetimi" üzerine yoğunlaşan dernek, bugün ve gelecekte insan refahı ve konforu için çalışmalarını sürdürmektedir.

SU KANUNU'NUN 2026'DA YASALAŞMASI BEKLENİYOR Haber

SU KANUNU'NUN 2026'DA YASALAŞMASI BEKLENİYOR

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Su Kanunu Taslağı'nın teknik çalışmalarının tamamlandığını duyurdu. 2026 yılında yasalaşması planlanan kanun, iklim değişikliğine yönelik uzun vadeli politikalara katkı sağlayacak. Göller için eylem planları oluşturuldu. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Su Kanunu Taslağı hakkında teknik çalışmaların sona erdiğine dikkat çekerek, "Taslak, iç ve dış görüşlere açılmak üzere şimdiki son halini aldı. Kanuna esas olacak süreç böylece tamamlanmış olacak. Umudumuz, ülkemiz için büyük önemi olan Su Kanunu'nun 2026 yılı içinde TBMM'de yasalaşarak yürürlüğe girmesi yönünde." ifadesini kullandı. Bakan Yumaklı, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'nde düzenlenen Ulusal Su Kurulu'nun 5. toplantısına katıldı. İklim değişikliğinin getirdiği riskleri gözeterek suyun kıtlığını ve fazlalığını bütüncül bir yaklaşımla ele almaları gerektiğine vurgu yapan Bakan Yumaklı, suyla etkileşen sektörlerin temsilcilerinden oluşan Ulusal Su Kurulumuz ile bu strateji ve politikaları en üst düzeyde incelediklerini belirterek, iki yıl zarfında gerçekleştirdiğimiz 4 toplantıda 35 karar aldıklarını dile getirdi. “UMUDUMUZ SU KANUNU'NUN 2026'DA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİ" Bakanlığın resmi web sitesinde yer alan habere göre Bakan Yumaklı, kararların ülke için önemli sonuçlar doğuracağını vurguladı. Su Kanunu ile başlatılan çalışmaların Temmuz 2024'teki toplantıda sunulduğunu hatırlatan Bakan Yumaklı, "Teknik çalışmalar tamamlandı. Taslak, iç ve dış görüşlere açılmak üzere şu anda son halinde, kanuna esas teşkil edecek süreç böylece tamamlanmış olacak. Umudumuz, ülkemiz için son derece önemli olan Su Kanunu'nun 2026 yılı içinde TBMM'de yasalaşarak yürürlüğe girmesi" açıklamasında bulundu. https://twitter.com/ibrahimyumakli/status/2004178775412765153 Toplantıda, iklim değişikliğinin gittikçe artan etkileri ve bu etkilere karşı geliştirdikleri uzun vadeli politika ve uygulamaların ele alındığını aktaran Yumaklı, Türkiye'nin coğrafi konumu nedeni ile iklim değişikliğine karşı hassas bir bölgede olduğunu, bunun kamusal bilinçle kabul edilmesi ve harekete geçilmesi gerektiğini belirtti. Yumaklı, sıcaklık ve yağış rejimindeki değişim nedeniyle su kaynakları üzerindeki artan baskının, bu etkiler arasında yer aldığını söyleyerek, bu yıl Temmuz ayının, son 55 yılın en sıcak Temmuz ayı olarak kaydedildiğini ve ülkedeki yağışların 2025'te ortalamanın %27 altında ve son 52 yılın en düşük seviyesinde gerçekleştiğini ifade etti. Bilimsel çalışmaların, daha uzun kurak dönemlerin, daha yoğun sıcak hava dalgalarının ve kısa sürede etkili olan aşırı yağışların, gelecekte daha sık yaşanacağına işaret ettiğini dile getiren Yumaklı, havza ölçeğinde gerçekleştirdikleri bütün çalışmalarda içme ve kullanma suyu, ekosistem ihtiyacı, tarım, sanayi ve diğer kullanımlar arasındaki dengeyi gözetmeye çalıştıklarını anlattı. "SIRADA BAŞKA GÖLLER VAR" Ayrıca risk altındaki göllere ilişkin kurulun aldığı kararlar hakkında bilgi veren Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, "Eğirdir ve Burdur göllerimiz için eylem planlarını açıklamıştık, şimdi sırada diğer göllerimiz var. Bu çerçevede her bir gölün hidrolojik, ekolojik özellikleri, kullanım amaçları, koruma statülerini esas aldık ve belirlenen riskler doğrultusunda tedbirlerimizi oluşturduk. Bu konuda özellikle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızın önemli çalışmaları var, bu planların oluşmasında katkıda bulunan tüm taraflara ve özellikle uzmanlarımıza teşekkür ederim. Şebeke kayıplarının azaltılması, sulama sistemlerinin modernize edilmesi, arıtılmış atık suların yeniden kullanımı, alt havzalardan su transferleri gibi önlemler de bu eylem planlarında yer aldı. Eber, Akşehir, Bafa, Beyşehir, İznik, Seyfe ve Sapanca göllerine ilişkin eylem planlarımızı da önümüzdeki günlerde kamuoyuyla paylaşacağız." dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.