Hava Durumu

#İklim Krizi

giresunsonhaber - İklim Krizi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İklim Krizi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İKLİM KRİZİ TARIMI ZORLUYOR: ÜRETİMDE YENİ KIRILMA NOKTASI Haber

İKLİM KRİZİ TARIMI ZORLUYOR: ÜRETİMDE YENİ KIRILMA NOKTASI

İKLİM KRİZİ TARIMI ZORLUYOR: ÜRETİMDE YENİ KIRILMA NOKTASI İklim değişikliği, su kaynakları üzerindeki baskı ve artan gıda talebi, tarım ve gıda sektöründe sürdürülebilirliği artık tercih değil zorunluluk haline getirdi. Artan sıcaklıklar, kuraklık, ani sağanaklar, dolu ve don olayları üretimi doğrudan etkilerken, sektör iklim dirençli tarım modeline geçiş için kritik bir eşiğe geldi. İSTANBUL — Tarım ve gıda sektöründe iklim değişikliği, su stresi, kaynak verimliliği ve gıda israfı başlıkları üretim planlamasının merkezine yerleşti. Değişen iklim koşulları, yalnızca maliyetleri artırmakla kalmıyor; doğrudan üretimin devamlılığını, ürün kalitesini ve rekolteyi tehdit ediyor. Metsims Sürdürülebilirlik Müdürü Orhan Atacan, tarımda en büyük riskin artık yalnızca girdi maliyetleri olmadığını belirterek, iklim değişikliğinin üretimin kendisini hedef alan temel bir tehdit haline geldiğini vurguladı. İKLİM RİSKİ ÜRETİMİN MERKEZİNDE Artan sıcaklıklar, uzun süren kuraklıklar, ani sağanaklar, dolu ve don olayları ile değişen mevsim düzeni tarımsal üretimde ciddi baskı oluşturuyor. Bu tablo, birçok bölgede verim ve kalite kayıplarına yol açarken, ürün desenlerinin de yeniden şekillenmesine neden oluyor. Uzmanlara göre rekolte kayıpları artık olağanüstü bir durum değil, tarımsal üretimde önceden hesaplanması gereken temel risk kalemlerinden biri haline geldi. İklim değişikliğinin etkileri yalnızca bitkisel üretimle sınırlı kalmıyor. Hayvancılıkta sıcaklık stresi, su yetersizliği ve yem kaynaklarındaki azalma hem maliyetleri artırıyor hem de verimliliği düşürüyor. Tozlaşmada kritik rol üstlenen arılar başta olmak üzere birçok canlı türünün popülasyonundaki azalma ise ekosistem dengesini zayıflatıyor. SU YÖNETİMİ KRİTİK EŞİKTE Tarımda suyun verimli kullanımı, üretimin geleceği açısından en stratejik başlıklardan biri haline geldi. Damla sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması, su tüketiminin düzenli izlenmesi ve alternatif su kaynaklarının değerlendirilmesi giderek daha fazla önem kazanıyor. Suya erişimin zorlaştığı yeni dönemde yalnızca toplam üretim miktarı değil, birim su tüketimi başına elde edilen üretim de temel performans göstergesi olarak öne çıkıyor. Buna karşın tarımda vahşi sulama uygulamaları, kaçak kuyuların yeterince kontrol altına alınamaması ve sanayide plansız su tüketimi, kaynak yönetimindeki en önemli sorunlar arasında yer almayı sürdürüyor. TÜKETİCİ ARTIK ÜRETİM SÜRECİNİ SORGUYOR Gıda sektöründe değişen yalnızca üretim koşulları değil, tüketici beklentileri de oldu. Tüketiciler artık yalnızca ürünün fiyatına değil; nasıl üretildiğine, hangi kaynakların kullanıldığına ve çevresel etkilerine de dikkat ediyor. Dijital teknolojiler sayesinde tarladan sofraya uzanan üretim zincirinin izlenebilir hale gelmesi, hem tüketici güvenini artırıyor hem de ihracat pazarlarında üreticilere önemli bir rekabet avantajı sağlıyor. GIDA İSRAFI SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİN EN KRİTİK BAŞLIKLARINDAN Sürdürülebilir tarım ve gıda politikalarının önemli başlıklarından biri de gıda israfının azaltılması olarak öne çıkıyor. T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de her yıl kişi başına yaklaşık 93 kilogram gıda çöpe atılıyor. Küresel ölçekte ise tüketime hazır gıdanın yaklaşık yüzde 17’si perakende, hane ve restoran aşamalarında israf ediliyor. Bu tablo, üretimden tüketime kadar tüm zincirde kaynakların daha verimli kullanılmasını zorunlu kılıyor. “İKLİM DİRENÇLİ TARIM ARTIK ZORUNLULUK” Metsims Sürdürülebilirlik Müdürü Orhan Atacan, sürdürülebilir tarım için kaynak verimliliğinin artırılmasının kritik önem taşıdığını belirterek şu değerlendirmede bulundu: “İsrafı önleyerek tüketimi düşürmeli, tarımda su başta olmak üzere kaynak tüketiminde verimliliği mutlaka sağlamalı ve iklim değişikliğine dirençli tarımı odağımıza almalıyız. Küresel ısınma ve iklim krizi tüm dünyanın ortak sorunu ancak tarım ve gıda sektöründeki etkileri sürdürülebilir bir gelecek için kritik öneme sahip.” Uzmanlara göre önümüzdeki dönemde tarımda başarı, yalnızca daha fazla üretmekle değil; daha az kaynakla, daha dirençli, izlenebilir ve sürdürülebilir üretim yapabilmekle ölçülecek.

TZOB: 30 yılda 3 milyon hektar tarım arazisi kaybedildi! Haber

TZOB: 30 yılda 3 milyon hektar tarım arazisi kaybedildi!

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Toprak Bayramı vesilesiyle gerçekleştirdiği açıklamada, tarım arazilerindeki hızlı azalmaya işaret ederek; iklim krizi, çölleşme ve hatalı arazi kullanımının Türkiye'nin gıda güvenliği önünde ciddi bir risk teşkil ettiğini belirtti. ANKARA (İGFA) - Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Toprak Bayramı dolayısıyla yaptığı değerlendirmelerde, toprağın muhafaza edilmesinin sadece tarımsal faaliyetler için değil, ülkenin istikbali açısından da kritik önemde olduğunu vurguladı. Her sene 11 Haziran'ı izleyen ilk pazar gününün Toprak Bayramı olarak kutlandığını anımsatan Bayraktar, toprağın insanlık adına vazgeçilmez bir doğal varlık olduğunu ifade ederek, "Sadece 1 santimetrelik verimli bir toprağın meydana gelmesi yüzlerce yıl alıyor. Kaybedilen toprağın geri kazanılması ise oldukça güç" şeklinde konuştu. Tarımın esasının toprak olduğuna vurgu yapan Bayraktar, son 30 yıllık süreçte Türkiye'deki tarım alanlarının yaklaşık 27 milyon hektardan 24 milyon hektara düştüğünü belirtti. Plansız şehirleşme, sanayileşme, altyapı çalışmaları ve yanlış arazi kullanımının etkisiyle yaklaşık 3 milyon hektar tarım arazisinin yitirildiğini kaydeden Bayraktar, erozyonun da büyük bir tehdit olmayı sürdürdüğünü dile getirdi. İklim krizi ve küresel ısınmanın etkilerinin Türkiye genelinde daha belirgin hale geldiğini belirten Bayraktar, bilhassa İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin ciddi bir çölleşme riskiyle karşı karşıya olduğunu ifade etti. Toprakların korunması adına koruyucu tarım yöntemlerinin yaygınlaştırılması gerektiğini söyleyen Bayraktar; su tasarrufu sağlayan damlama ve yağmurlama sulama sistemlerinin artırılmasını, organik gübrelemenin desteklenmesini ve dijital tarım teknolojilerinin daha etkin kullanılmasını tavsiye etti. Hobi bahçelerinin tarım arazilerinde parçalanmaya yol açtığına değinen Bayraktar, bu alandaki denetimlerin sıkılaştırılması gerektiğini vurguladı. Ayrıca konut, sanayi, turizm ve altyapı projelerinin planlama aşamasında, verimli tarım topraklarının korunmasına öncelik verilmesi gerektiğini kaydetti. Arazi toplulaştırma faaliyetlerinin hızlandırılmasının kritik olduğuna değinen Bayraktar; birinci sınıf sulanabilir tarım arazilerinin, meyve bahçelerinin ve zeytinliklerin gelecek nesiller için titizlikle muhafaza edilmesi gerektiğini belirtti. Toprağın gelecek kuşaklara bırakılması gereken en kıymetli miras olduğunu vurgulayan Bayraktar, "Verimli topraklarımızın korunması, gıda güvencemizin, ekonomik bağımsızlığımızın ve geleceğimizin en sağlam teminatıdır" dedi.

Türkiye Su Fakiri Olma Riskiyle Karşı Karşıya! Haber

Türkiye Su Fakiri Olma Riskiyle Karşı Karşıya!

COP31’e ev sahipliği yapma hazırlıkları süren Türkiye’de, iklim krizi konusu yeniden gündemdeki yerini aldı. Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, iklim değişikliğinin artık bir gelecek projeksiyonu değil, güncel bir sorun olduğunu belirterek, “2050’li yıllarda su fakiri ülkeler kategorisine girebiliriz” uyarısında bulundu. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferanslarının 31’incisi olan COP31, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek. Dünya liderlerinin, bilim insanlarının, uzmanların ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin bir araya geleceği zirvede, iklim kriziyle mücadele yöntemleri ve sürdürülebilir bir gelecek için ortak çözüm yolları tartışılacak. Üsküdar Üniversitesi Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, 5-11 Haziran Çevre Koruma Haftası vesilesiyle iklim krizi ve Türkiye’nin COP31 ev sahipliği sürecini değerlendirdi. İklim krizi geleceğin değil bugünün en büyük sorunu Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, iklim krizinin artık geleceğe dair bir risk değil, bugünün en kritik problemlerinden biri olduğunu ifade ederek, “İklim değişikliğinden etkilenen alanlar arasında tarımdan gıda güvenliğine, su kaynaklarından toplum sağlığına ve ekonomiye kadar pek çok farklı sektör bulunuyor. Kuraklığın tarımda verimliliği düşürdüğünü biliyoruz. Bunun yanı sıra, iklim değişikliğinin etkisiyle birçok tarımsal üründe hastalıkların daha sık görüldüğü ve direncin azaldığı gözlemleniyor. Ayrıca, üretim sonucu elde edilen ürünlerin besin değerlerinin olumsuz etkilendiği pek çok bilimsel çalışma ile kanıtlandı. Son olarak, bölgesel iklim koşullarının değişmesi nedeniyle bazı ürünler gelecekte mevcut bölgelerinde yetiştirilemeyebilir. Tüm bu durumlar gıda güvenliğini doğrudan tehdit etmekte ve bizi gelecekteki olumsuz senaryolar hakkında uyarmaktadır.” dedi. Su krizi halk sağlığını ve ekonomiyi tehdit ediyor Su kaynaklarının iklim değişikliğinden en yoğun etkilenen doğal varlıklardan biri olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Bugün pek çok bölgede su kaynakları, iklim değişikliğinin su döngüsünü bozması nedeniyle risk altındadır. Su kaynaklarının miktar ve kalitesindeki bozulmalar, hijyen koşullarını kötüleştirerek halk sağlığını küresel çapta riske atmaktadır. Bununla birlikte kuraklık, pek çok salgın hastalığın yayılma hızını artırmaktadır. Tarımsal üretimden gıda güvenliğine, su kaynaklarından halk sağlığına kadar sözü edilen tüm etkilerin beraberinde getirdiği ekonomik faktörler de vardır. Günümüzde birçok ülkenin, iklim değişikliğiyle mücadele ve etkilenen sektörleri desteklemek amacıyla her yıl büyük fonlar ayırdığı bilinmektedir.” diye konuştu. Türkiye’nin de yer aldığı Akdeniz Havzası en kırılgan bölgelerden biri Ülkemizin, iklim değişikliğinden en ağır etkilenen alanlardan biri olan Akdeniz Havzası’nda yer aldığına değinen Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Bilimsel raporlarda Akdeniz Havzası en hassas bölgelerden biri olarak tanımlanmaktadır. Bu durum özellikle son yıllarda su kaynaklarının azalması, yağış rejimlerindeki değişimler, geniş alanları kapsayan orman yangınları, güney ve iç kesimlerdeki şiddetli kuraklık ve özellikle Karadeniz kıyılarında sıklaşan sel felaketleriyle kendini göstermektedir. Bu belirtiler, ülkemizin hem kuraklık hem de doğal afetler açısından ne kadar büyük riskler taşıdığını kanıtlamaktadır.” şeklinde konuştu. Küresel ısınma iklim sistemini nasıl değiştiriyor? Küresel Isınma ve İklim Değişikliği kavramlarının birbirine bağlı olduğunu belirten Adiller, şunları anlattı: “Bugün karbon emisyonları olarak sıkça duyduğumuz kavram, aslında atmosferde bulunan ve ısınmaya yol açan gazların miktarını ifade eder. Sanayi devrimi ve artan nüfusla beraber miktarı artan bu gazlar, havanın daha sıcak kalmasına neden olmakta ve bu da küresel sıcaklık ortalamalarının yükselmesiyle sonuçlanmaktadır. Bu olguya Küresel Isınma diyoruz. Sıcaklık artışı; buharlaşma, rüzgar, nem ve yağış gibi diğer hava olaylarını da değiştirmektedir. Örneğin, ısınmayla birlikte yeryüzünden buharlaşan su miktarı artıyor. Aynı zamanda havanın nem tutma kapasitesi de yükseliyor. Yani hem su havaya geçiyor hem de sıcaklık nedeniyle bu suyun yağış olarak geri dönmesi gecikiyor. Sonuç olarak yağışlar arasındaki süre uzayıp kuraklık şiddetlenirken, yağmur yağdığında ise atmosferde biriken yoğun nem nedeniyle anlık ve çok şiddetli yağışlar meydana geliyor. İklim sistemindeki tüm bu değişimlere İklim Değişikliği adını veriyoruz. Maalesef bu durum deniz seviyelerinin yükselmesine, yağış rejimlerinin bozulmasına, okyanusların asitlenmesine ve fırtına, hortum, sel gibi ekstrem hava olaylarının artmasına yol açıyor.” Türkiye’nin COP 31’e ev sahipliği yapması neden önemli? Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapmasının, tüm dünyanın dikkatini ülkemize çekeceği noktasına vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Türkiye’nin böyle bir organizasyonda dönem başkanlığını üstlenmesi, bu alandaki faaliyetlerini küresel ölçekte duyurması ve iklim politikalarında karar verici bir aktör olduğunu kanıtlaması adına büyük bir fırsattır. Günümüzde iklim değişikliği sadece çevresel bir konu değildir; birçok ülke ve kurum ekonomi politikalarını ve yatırımlarını bu kriterlere göre belirlemektedir. Bu nedenle bu tür zirveler finans ve iş dünyası için kritik öneme sahiptir. Oluşacak bu ortam, yerli teknolojilerin ve girişimcilerin dünya sahnesine çıkması için eşsiz bir şans olacaktır.” dedi. COP31, Türkiye için sadece bir etkinlik değil Bunun yanı sıra, Birleşmiş Milletler tarafından da kabul edilen “Sıfır Atık” Projesi’nin bu platformda tüm dünyaya uygulanabilir bir model olarak sunulabileceğini ifade eden Adiller, “COP31, Türkiye için yalnızca bir etkinlik değil; 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi yolunda kendini gösterdiği, küresel yatırımları çektiği ve iklim krizine çözüm üreten bir öncü olduğunu kanıtladığı tarihi bir fırsattır.” ifadesini kullandı. COP31’de Türkiye’nin vitrini; Sıfır Atık ve dirençli şehirler Zirvede Türkiye’nin odak noktasının markalaşan Sıfır Atık Projesi olması gerektiğini kaydeden Adiller, “2017’de başlatılan ve küresel bilinirliği artan bu proje, hem döngüsel ekonomi hem de emisyonların azaltılması açısından iklim değişikliği süreçleriyle tam uyumludur. Türkiye’nin vizyonunu anlatmak adına önemli bir örnek teşkil eder. Ayrıca Hatay’ın yeniden inşa süreciyle gündeme gelen Dirençli Şehirler kavramı ve kentlerin iklim krizine uyumlu hale getirilmesi kritik maddeler olacaktır. Yeşil enerji, sanayide karbonsuzlaşma, iklim finansmanı ve teknolojik altyapılar da ülkemize olumlu geri dönüşler sağlayacak ana gündem maddeleridir.” şeklinde görüşlerini belirtti. Ülkelerin COP toplantılarına gösterdikleri ilgi prestij konusu COP süreçlerinin bağlayıcılık noktasında tartışılsa da ülkelerin takındığı tavrın küresel etkiler yarattığını belirten Adiller, “İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi veya Paris Anlaşması’nın caydırıcı yaptırımları olmasa da, iklim değişikliği konusu yatırımcılar ve finans kuruluşları tarafından yakından izlenmektedir. Bu yüzden ülkelerin COP toplantılarına verdiği önem, yerel mevzuat ve politikalarda bu sürece ne kadar yer verdikleri, o ülkeye prestij kazandırmakta ve yatırım yapılabilirlik göstergesi olarak kabul edilmektedir.” dedi. Türkiye su stresi yaşayan ülkeler arasında İklim değişikliğinin hem kuraklığı artırıp hem de şiddetli yağışlara yol açarak su kaynaklarını etkilediğini anlatan Adiller, şunları kaydetti: “Şiddetli yağışlar, toprağın suyu emme oranını düşürerek yeraltı sularını beslememekte, aksine sel ve taşkınları tetiklemektedir. Oysa düzenli yağışlar toprağı ve dereleri beslemesi gereken ana unsurdur. Devlet Su İşleri (DSİ) verilerine göre, ülkemizde kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı 2000 yılında 1 652 m3 iken, 2009’da 1 544 m3’e, 2020’de ise 1 346 m3’e gerilemiştir. Bu rakamlar bizi ‘Su Stresi Yaşayan’ ülkeler sınıfına sokmaktadır. Bu düşüş hızı devam ederse, 2050’li yıllarda su fakiri olma sınırı olan 1000 m3’ün altına düşebiliriz. Bu tablo tek başına korkutucuyken, uydu görüntüleri birçok gölümüzün son 40 yılda ciddi su kaybettiğini ve bazılarının kuruma riskiyle karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Burada tek neden iklim değişikliği değil, yanlış tarımsal uygulamaların da süreci hızlandırdığını vurgulamalıyım.” İklim değişikliği konusunda yol ayrımına ulaşmak üzereyiz Bugün iklim değişikliği konusunda kritik bir yol ayrımında olduğumuza dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Radikal adımlar atarak durumu değiştirmek ve adaptasyon sağlamak için henüz geç değil. Ancak eylemsiz geçen her yıl riski artırıyor. 10 yıl etkileri görmek için kısa bir süre olabilir ama önlem almadan geçecek 30-50 yıllık bir süreç; su ve gıda kıtlığı, ağır ekolojik kayıplar, ekosistemlerin yok olması, yoğun iç göçler ve ciddi altyapı sorunları ile karşı karşıya kalmamıza neden olabilir.” diye konuştu. İnsanların iklim değişikliğiyle mücadeleye olan inançlarının azaldığını gösteren anketlere değinen Adiller, “Pek çok kişi ülkelerin görevlerini yerine getirmediğini düşünüyor ve haklılar. Keşke bazı ülkeler siyasi ve ekonomik çıkarları için savaşlara ayırdıkları kaynakları yaşamı korumaya ayırsalardı, böylece dünyanın sürdürülebilirliğine katkı sağlayabilirdik.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.