Hava Durumu

#İfade Özgürlüğü

giresunsonhaber - İfade Özgürlüğü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İfade Özgürlüğü haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

MERCEDES GÖSTERİSİ CHP’DE GERÇEK, ALGI VE SİYASİ HESAPLAŞMA TARTIŞMASINI BÜYÜTTÜ Haber

MERCEDES GÖSTERİSİ CHP’DE GERÇEK, ALGI VE SİYASİ HESAPLAŞMA TARTIŞMASINI BÜYÜTTÜ

MERCEDES GÖSTERİSİ CHP’DE GERÇEK, ALGI VE SİYASİ HESAPLAŞMA TARTIŞMASINI BÜYÜTTÜ CHP Genel Merkezi önüne çekilen iki Mercedes üzerinden yapılan siyasi gösteri, Özgür Özel yönetimini hedef alan yeni bir tartışma başlattı. Ancak araçlarla ilgili ortaya çıkan bilgiler, ağır ithamların somut belgeyle desteklenmeden kamuoyuna taşındığını gösterdi. CHP’de kurultay ve yönetim tartışmaları sürerken, Genel Merkez önüne çekilen iki Mercedes araç üzerinden yeni bir siyasi kriz yaşandı. Araçların üzerine “HARAM PARAYLA ALINMIŞTIR” notu bırakıldı; plakalarına Aziz İhsan Aktaş ve tutuklu Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın adları yazıldı. Barış Yarkadaş, sosyal medya paylaşımında araçlardan birinin Aziz İhsan Aktaş’ın parasıyla alındığını, diğerinin ise Özkan Yalım tarafından yüksek bedelle dizayn ettirildiğini ileri sürdü. Bu iddia, CHP içindeki yönetim kavgasında Özgür Özel’i hedef alan ağır bir siyasi suçlama olarak dolaşıma sokuldu. Ancak daha sonra ortaya çıkan bilgiler ve yapılan açıklamalar, sergilenen araçların Aziz İhsan Aktaş veya Özkan Yalım ile doğrudan bağlantısını kanıtlamadı. Araçların CHP envanterindeki otomobiller arasından seçildiği, gösterinin doğrudan mülkiyet veya finansman ilişkisine değil, sembolik bir siyasi mesaja dayandığı belirtildi. AĞIR İDDİA, SOMUT BELGEYLE DESTEKLENMEDİ Siyasi tartışmalarda eleştiri meşrudur. Kamu kaynakları, belediye harcamaları, parti araçları, ihale ilişkileri ve siyasi finansman iddiaları elbette sorgulanmalıdır. Ana muhalefet partisinin genel başkanı dahil olmak üzere hiçbir siyasetçi denetimden muaf değildir. Ancak burada kritik nokta, iddianın ağırlığı ile ortaya konulan belgenin seviyesi arasındaki büyük farktır. Bir araca “haram parayla alınmıştır” notu bırakmak, yalnızca siyasi eleştiri değildir. Bu ifade, yolsuzluk, usulsüz finansman ve suç gelirine dayalı siyasi avantaj iması taşır. Böyle bir ithamın kamuoyuna sunulabilmesi için güçlü, açık ve doğrulanabilir belge gerekir. Bu olayda ise araçların üzerine yazılan isimlerle araçların alımı, finansmanı veya kullanımı arasında doğrudan ve kesin bir bağ ortaya konulamadı. Bu nedenle tartışma, Özgür Özel yönetiminin hesap vermesi gereken alanlardan çıkarak, iddiayı ortaya atanların yöntemine ve güvenilirliğine döndü. ÖZGÜR ÖZEL’İ ELEŞTİRMEK BAŞKA, BELGESİZ BAĞ KURMAK BAŞKA Özgür Özel yönetimi, CHP’li belediyeler, araç tahsisleri, ihale iddiaları ve parti kaynaklarının kullanımı konusunda açık, denetlenebilir ve tatmin edici yanıtlar vermek zorundadır. CHP, iktidarı kamu harcamaları ve yolsuzluk iddiaları üzerinden eleştirirken kendi içindeki benzer başlıklarda da aynı açıklık standardını göstermek zorundadır. Fakat bu zorunluluk, kanıtlanmamış iddiaların gerçekmiş gibi sunulmasını meşru hale getirmez. Özgür Özel’i eleştirmek için CHP envanterindeki araçları doğrudan Aziz İhsan Aktaş veya Özkan Yalım bağlantılıymış gibi göstermek, eleştirinin sınırını aşar. Bu yöntem, siyasi muhalefeti güçlendirmez; tam tersine gerçek iddiaların da ciddiyetini zayıflatır. Siyasette en tehlikeli alanlardan biri budur: Gerçekten araştırılması gereken dosyalar, abartılı ve belgesiz gösterilerle sulandırılır. Kamuoyu, asıl sorulması gereken sorulardan uzaklaşır; tartışma belge zemininden kopup cephe savaşına dönüşür. HUKUKİ AÇIDAN SORUNLU BİR SİYASİ TEŞHİR Bu olay yalnızca parti içi polemik olarak görülemez. Araçların üzerine belirli kişilerin adlarını yazmak, “haram para” ifadesiyle kamuya açık biçimde teşhir etmek ve bunu sosyal medya üzerinden yaymak, hukuki açıdan da ciddi sonuçlar doğurabilecek bir eylemdir. Bu tür iddialar, kişilik hakları, masumiyet karinesi, itibarın korunması ve suç isnadı bakımından dikkatle değerlendirilmek zorundadır. Bir kişinin ya da kurumun yolsuzlukla, suç geliriyle veya usulsüz finansmanla ilişkilendirilebilmesi için kesinleşmiş yargı kararı ya da güçlü belge gerekir. Siyasi eleştiri hakkı geniştir; fakat bu hak sınırsız değildir. Eleştiri, olguya dayanmak zorundadır. Somut dayanak olmadan yapılan ağır ithamlar, ifade özgürlüğü kapsamında korunması güç olan bir alana girer. Bu nedenle Mercedes gösterisi, yalnızca siyasi etik açısından değil, hukuki sorumluluk açısından da tartışmalı bir örnek oluşturdu. SİYASİ HESAPLAŞMA GERÇEĞİN ÖNÜNE GEÇMEMELİ Mercedes gösterisi, CHP’deki liderlik kavgasının ne kadar sertleştiğini gösterdi. Ancak olayın asıl önemi, kullanılan yöntemdedir. Özgür Özel yönetimi eleştirilebilir. Belediyelerle ilgili iddialar araştırılabilir. Araç tahsisleri ve parti harcamaları sorgulanabilir. Fakat bütün bunlar belgeyle, açık kayıtla ve hukuki zeminde yapılmalıdır. Kanıtlanmamış bir ilişkiyi gerçekmiş gibi sunmak, siyasi eleştiri değil, algı operasyonudur. Böyle bir yöntem, hedef aldığı kişiyi zayıflatmak yerine iddia sahibinin güvenilirliğini tartışmaya açar. CHP’de bugün asıl mesele yalnızca kimin genel başkan olacağı değildir. Asıl mesele, parti içi iktidar mücadelesinde gerçeğin korunup korunmayacağıdır. Gerçek kaybolursa, siyasi mücadele yalnızca gürültüye dönüşür.

BASIN MESLEK ÖRGÜTLERİNDEN 3 MAYIS ÇAĞRISI: GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR Haber

BASIN MESLEK ÖRGÜTLERİNDEN 3 MAYIS ÇAĞRISI: GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR

BASIN MESLEK ÖRGÜTLERİNDEN 3 MAYIS ÇAĞRISI: GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR Yedi basın meslek örgütü, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde gazetecilerin cezaevinden çıkarılması, gazetecilik faaliyetlerini suç sayan uygulamaların sonlandırılması ve basın özgürlüğünü sınırlayan yasal düzenlemelerin kaldırılması çağrısı yaptı. Avrupa Gazeteciler Birliği Türkiye Temsilciliği, DİSK Basın-İş Sendikası, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği, Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti, KESK Haber-Sen ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü dolayısıyla ortak açıklama yaptı. Ortak açıklama, 3 Mayıs 2026’da Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin resmi internet sitesinde “Özgür Basın olmadan Demokrasi olmaz” başlığıyla yayımlandı. bianet, açıklamayı aynı gün saat 13.00’te “Gazetecilik suç değildir, cezaevinde gazeteci olmaz” başlığıyla haberleştirdi. T24 ise açıklamayı saat 14.56’da “Gazetecilerin özgür olmadığı ülkede toplum da özgür değildir” başlığıyla okurlarına aktardı. AÇIKLAMAYI DİREN YURTSEVER OKUDU Basın meslek örgütleri, Ankara Mülkiyeliler Birliği’nde bir araya geldi. Ortak açıklamayı gazeteci ve DİSK Basın-İş Disiplin Kurulu Üyesi Diren Yurtsever okudu. Meslek örgütleri, Türkiye’nin basın ve ifade özgürlüğü alanında ağır bir tabloyla karşı karşıya olduğunu belirtti. Açıklamada, “Basın özgürlüğü endeksinde dört basamak daha gerileyen ülkemiz 180 ülke içerisinde 163’üncü sıraya inmiştir” ifadeleri kullanıldı. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye 180 ülke arasında 163’üncü sırada yer aldı. RSF, Türkiye’de “dezenformasyon”, “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “devlet kurumlarını aşağılama” suçlamalarının gazeteciliği baskılamak ve medya çalışanlarını hapsetmek için kullanıldığını bildirdi. “3 MAYIS DERİN BİR KRİZİN SEMBOLÜNE DÖNÜŞTÜ” Basın meslek örgütleri, 3 Mayıs’ın Türkiye’de basın özgürlüğü açısından krizin görünür hale geldiği bir gün olduğunu vurguladı. Açıklamada şu ifadeler yer aldı: “3 Mayıs, basın özgürlüğü açısından derin bir krizin sembolüne dönüşmüş durumdadır. Gazetecilik faaliyetleri giderek daha fazla kriminalize edilmekte; haber yapmak, gerçekleri açığa çıkarmak ve kamuoyunu bilgilendirmek suç unsuru gibi gösterilmektedir.” Meslek örgütleri, cezaevlerinde tutulan gazetecilerin basın üzerindeki baskının en somut göstergelerinden biri olduğunu belirtti. “HALKIN HABER ALMA HAKKINA MÜDAHALE” Ortak açıklamada, gazetecilerin yaptıkları haberler, yazılar, sosyal medya paylaşımları ve kamuoyunu bilgilendirme faaliyetleri nedeniyle tutuklu ya da hükümlü olarak cezaevlerinde bulunduğu ifade edildi. Açıklamada şu cümleler öne çıktı: “Aylarca, hatta yıllarca süren tutukluluklar; iddianamesiz dosyalar; gizli tanık beyanlarına dayanan yargılamalar ve mesleki faaliyetlerin ‘suç’ kapsamına alınması, hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.” “Cezaevindeki gazeteciler yalnızca özgürlüklerinden değil, mesleklerini icra etme haklarından da mahrum bırakılmaktadır. Bu durum, doğrudan halkın haber alma hakkına müdahale anlamı taşımaktadır.” “GAZETECİLER SUSTURULDUĞUNDA TOPLUM GERÇEKLERDEN KOPARILIR” Basın meslek örgütleri, gazetecilerin cezaevinde tutulmasının yalnızca gazetecilere yönelik bir hak ihlali olmadığını, toplumun haber alma hakkını da hedef aldığını bildirdi. Açıklamada, “Gazetecilerin cezaevinde olması, toplumun gerçeklerden koparılması anlamına gelir” ifadeleri kullanıldı. Meslek örgütleri, gazetecilerin susturulmasının işçi direnişlerinin, emekçilerin hak arayışlarının, kadınların, gençlerin ve ezilenlerin sesinin görünmez hale gelmesine yol açtığını belirtti. GAZETECİLER İŞSİZLİK, GÜVENCESİZLİK VE BASKI ALTINDA Ortak açıklamada, Türkiye’de fikir işçilerinin ekonomik ve siyasal kuşatma altında olduğu vurgulandı. Meslek örgütleri, medya sahipliğinin tekelleşmesi, kamu kaynaklarının iktidara yakın medya organlarına aktarılması ve bağımsız gazeteciliğin sistematik biçimde zayıflatılmasının oto-sansürü yaygınlaştırdığını belirtti. Açıklamada, “Gazeteciler işsizlik, güvencesizlik ve baskı üçgeninde mesleklerini sürdürmeye zorlanmaktadır” ifadeleri yer aldı. Genç gazetecilerin meslekten uzaklaşmasının temel nedenleri arasında anti-demokratik uygulamalar ve güvencesiz çalışma koşulları gösterildi. DÖRT TEMEL TALEP AÇIKLANDI Basın meslek örgütleri, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde dört temel talep sıraladı: “Cezaevlerinde tutulan tüm gazeteciler derhal serbest bırakılmalıdır.” “Gazetecilik faaliyetlerini suç sayan tüm uygulamalara son verilmelidir.” “Basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan yasal düzenlemeler kaldırılmalıdır.” “Gazeteciler için güvenceli çalışma koşulları sağlanmalı, sendikal hakların önündeki engeller kaldırılmalıdır.” “ÖZGÜR BASIN OLMADAN DEMOKRASİ OLMAZ” Meslek örgütleri, açıklamayı basın özgürlüğünün demokrasi için vazgeçilmez olduğu vurgusuyla tamamladı. Açıklamada şu ifadeler kullanıldı: “Gazetecilik suç değildir. Cezaevinde gazeteci olmaz. Gerçeğin peşinde koşmak, halkın haber alma hakkını savunmak suç değil, kamusal bir sorumluluktur.” “Özgür basın olmadan demokrasi olmaz. Gazetecilerin özgür olmadığı bir ülkede, toplum da özgür değildir.” Basın meslek örgütleri, cezaevindeki gazetecilerle dayanışma içinde olduklarını bildirdi ve gerçeği savunmaktan vazgeçmeyen gazetecileri selamladı. AÇIKLAMADA İMZASI BULUNAN MESLEK ÖRGÜTLERİ Ortak açıklamada Avrupa Gazeteciler Birliği Türkiye Temsilciliği, DİSK Basın-İş Sendikası, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği, Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti, KESK Haber-Sen ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği’nin imzası yer aldı.

DOĞU KARADENİZ YEREL MEDYASI TRABZON’DA BULUŞTU Haber

DOĞU KARADENİZ YEREL MEDYASI TRABZON’DA BULUŞTU

DOĞU KARADENİZ YEREL MEDYASI TRABZON’DA BULUŞTU CHP İletişim’in Trabzon’da düzenlediği Doğu Karadeniz Yerel Medya Buluşması tamamlandı. Dokuz ilden gazetecileri bir araya getiren programda yerel basının ekonomik daralması, basın özgürlüğü, mesleki güvencesizlik ve dijital dönüşüm başlıkları gün boyu tartışıldı. Açılışta Burhanettin Bulut, Ahmet Kaya, Mustafa Bak ve Sibel Suiçmez konuştu; panel ve söyleşilerde sahadan gelen sorunlar masaya yatırıldı. TRABZON — Doğu Karadeniz Yerel Medya Buluşması, 24 Nisan’da Trabzon Ortahisar Belediyesi Orhan Karakullukçu Çok Amaçlı Salonu’nda yapıldı. Trabzon, Artvin, Rize, Bayburt, Gümüşhane, Giresun, Ordu, Tokat ve Samsun’dan yerel medya temsilcilerinin katıldığı program, açılış konuşmaları, “Yerelde Gazetecilik” paneli ve öğleden sonraki söyleşi oturumlarıyla tamamlandı. CHP İletişim Doğu Karadeniz Yerel Medya Buluşması, Medya ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut öncülüğünde Trabzon Ortahisar Belediyesi’nde gerçekleşti. Programa Giresun’dan il yöneticileri Serdar Bayramoğlu, Ömür Yüksel, Ali Han Bektaş ile basın emekçileri Ufuk Kekül, Nur Kılıç, Hasan Seyis, Mehmet Yaşar ve Hilal Karaibrahim katıldı. Giresun heyetinin katılımı ve katkısı, toplantının bölgesel niteliğine ayrı bir derinlik kattı. AÇILIŞTA YEREL MEDYANIN KRİZ BAŞLIKLARI ÖNE ÇIKTI Programın açılışında CHP Trabzon İl Başkanı Mustafa Bak, Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya, CHP Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez ve CHP Medya ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut söz aldı. Toplantıya ayrıca CHP İstanbul Milletvekili Yüksel Mansur Kılınç, CHP Samsun Milletvekili Murat Çan, çevre illerden parti temsilcileri ve çok sayıda gazeteci katıldı. MUSTAFA BAK: YEREL BASIN EN ZORLU DÖNEMLERDEN BİRİNİ YAŞIYOR CHP Trabzon İl Başkanı Mustafa Bak, yerel basının ulusal medyanın ötesinde bir anlam taşıdığını, sokağın sorununu görünür kıldığını ve yerel yöneticileri denetlenebilir tuttuğunu söyledi. Bak, artan baskı, dağıtım ve personel maliyetleri karşısında reklam gelirlerinin eridiğini, birçok gazetenin kapanma noktasına sürüklendiğini belirtti. Düşük ücret, güvencesiz çalışma ve ağır iş yükünün mesleğin geleceğini tehdit ettiğini vurgulayan Bak, yerel basına verilecek desteğin lütuf değil zorunluluk olduğunu dile getirdi. AHMET KAYA: ÖZGÜR BASIN ŞEFFAF YÖNETİMİN GÜVENCESİDİR Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya, Trabzon basınının Türk basın tarihinde köklü ve onurlu bir gelenek taşıdığını söyledi. Kaya, basın kuruluşlarının siyasi ve ekonomik baskı altında varoluş mücadelesi verdiğini, bu baskının halkın doğru bilgiye ulaşma hakkını da zedelediğini ifade etti. Kaya, sadece yaptıklarını alkışlayan bir basın istemediklerini belirterek, eleştiren, denetleyen ve halkın talebini doğrudan yönetime taşıyan özgür basının demokratik yerel yönetim için temel güvence olduğunu vurguladı. SUİÇMEZ: YEREL MEDYA KENTİN HAFIZASI, VİCDANI VE SESİDİR CHP Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez, yerel medyanın yalnızca haber aktaran bir mecra olmadığını, kentin hafızasını, vicdanını ve sesini taşıdığını söyledi. Suiçmez, artan maliyetler, azalan reklam gelirleri, kamu ilanlarının adil dağılmaması, düşük ücret ve sosyal güvenceden yoksun çalışma koşullarının yerel basını ağır bir baskı altına soktuğunu belirtti. Dijital dönüşüm için gerekli eğitim ve desteğin sağlanmaması halinde yerel medyanın daha da kırılgan hale geleceğini vurgulayan Suiçmez, medya için desteğin tercih değil zorunluluk olduğunu ifade etti. BULUT: BASIN ÖZGÜR DEĞİLSE DEMOKRASİDEN SÖZ EDİLEMEZ CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, yerel medyanın ekonomik sorunlarının yanında çok daha ağır bir özgürlük sorunu yaşadığını söyledi. Bulut, gazetecilerin mesleklerini yapamaz hale getirildiğini, otosansürün birçok yerde kurumsal biçimde büyüdüğünü ve Türkiye’de gazeteciliğin giderek bir cesaret mesleğine dönüştüğünü ifade etti. Basın özgürlüğü zayıfladığında sağlıklı siyasetten ve demokrasiden söz edilemeyeceğini belirten Bulut, farklı bölgelerde yapılan toplantılardan çıkacak verilerin bir araya getirilerek daha kapsamlı bir medya çerçevesi oluşturulacağını açıkladı. PANELDE SAHADAKİ GAZETECİLİK MASAYA YATIRILDI Açılışın ardından CHP İstanbul Milletvekili Yüksel Mansur Kılınç moderatörlüğünde “Yerelde Gazetecilik” paneli yapıldı. Panelde Trabzon Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı Aydın Gelleci, Çağdaş Gazeteciler Derneği Doğu Karadeniz Şube Başkanı Gençağa Karafazlı, TV52 Genel Yayın Müdürü Fatih Özdemir ve gazeteci Nur Kılıç söz aldı. Öğleden sonraki bölümde ise Burhanettin Bulut moderatörlüğünde Kıvanç El yazılı basını, Gülşah İnce görsel basını, Ahmet Hilmi Hacaloğlu ise dijital gazeteciliği değerlendirdi. KILINÇ İLETİŞİM KÖPRÜSÜ, GELLECİ EKONOMİK BAĞIMSIZLIK, KARAFAZLI BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ DEDİ Yüksel Mansur Kılınç, buluşmanın medya sektörünün sorunlarını doğrudan sahadan dinlemek ve kalıcı bir iletişim köprüsü kurmak için düzenlendiğini söyledi. Aydın Gelleci, gelirler düştükçe medya bağımsızlığının da zedelendiğini, dijital dönüşüm sancıları ile nitelikli personel eksikliğinin yerel basını daralttığını anlattı. Gençağa Karafazlı ise yerel medyanın ekonomik, politik ve hukuki kuşatma altında olduğunu belirterek yerel medya yoksa demokrasinin de olmayacağını söyledi. ORTAK GÜNDEM: EKONOMİK DARALMA, GÜVENCESİZLİK, DİJİTAL DÖNÜŞÜM Toplantı boyunca artan maliyetler, azalan reklam gelirleri, kamu ilanlarının dağıtımındaki sorunlar, düşük ücret, güvencesiz çalışma, basın özgürlüğü üzerindeki baskılar ve dijital dönüşümün yarattığı yeni yükler ortak başlıklar olarak öne çıktı. Yerel medya temsilcileri, bölgesel basının ayakta kalmasının yalnızca mesleki değil, demokratik kamusal hayat açısından da kritik önemde olduğu görüşünde birleşti. TRABZON PROGRAMI GÜN BOYU SÜRDÜ VE TAMAMLANDI Trabzon’daki buluşma, açılış konuşmalarının ardından panel ve söyleşi oturumlarıyla gün boyu devam etti. Program, yerel medya temsilcilerinin sorunlarını doğrudan aktardığı, siyaset ve basın çevrelerinin aynı başlıklar etrafında buluştuğu bölgesel bir medya toplantısı olarak tamamlandı. Trabzon buluşması, yerel basının taleplerini görünür kılan ve çözüm başlıklarını ortaklaştıran bir toplantı olarak kayda geçti.

TGK KOCAELİ’NDE TOPLANDI: YEREL BASININ GELECEĞİ MASAYA YATIRILDI Haber

TGK KOCAELİ’NDE TOPLANDI: YEREL BASININ GELECEĞİ MASAYA YATIRILDI

TGK KOCAELİ’NDE TOPLANDI: YEREL BASININ GELECEĞİ MASAYA YATIRILDI Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu’nun 30. Başkanlar Kurulu Toplantısı Kocaeli’nde yapıldı. Toplantıda yerel basının ekonomik daralması, dijital dönüşüm, meslek yasası ihtiyacı ve basın özgürlüğüne ilişkin başlıklar öne çıktı. Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu’nun 30. Başkanlar Kurulu Toplantısı, Kocaeli İl Temsilciliği’nin ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Toplantıya 53 ilden gazeteciler cemiyeti ile 7 gazeteciler federasyon başkanı katıldı. Programda yerel basının yapısal sorunları, ekonomik sürdürülebilirlik, dijital dönüşüm ve gazetecilik mesleğinin geleceği ele alındı. Toplantıya Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Abdulkadir Çay, TGK Genel Başkanı Nuri Kolaylı, Basın İlan Kurumu yönetim ve bölge temsilcileri ile çok sayıda cemiyet başkanı ve gazeteci katıldı. Görüşmelerde hem kamu destekleri hem de medya sektörünün yeni dönemde karşı karşıya olduğu riskler gündeme taşındı. ÇAY: KAMU DESTEĞİ 6 MİLYAR TL’Yİ AŞTI Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Abdulkadir Çay, medya sektörünün çok katmanlı bir dönüşüm sürecinden geçtiğini söyledi. Çay, 2025 itibarıyla görev alanlarındaki 2 binin üzerindeki süreli yayına sağlanan kamu desteğinin 6 milyar TL’yi aştığını belirtti. Resmî ilan ve reklam gelirlerinin yanında yeni gelir modellerinin geliştirilmesinin önem kazandığını vurguladı. Çay, Kredi Garanti Fonu iş birliğiyle 2 binden fazla süreli yayını kapsayan 7,5 milyar TL’lik kredi imkânının hayata geçirildiğini açıkladı. Basın çalışanlarına yönelik yardımların yüzde 50 artırıldığını, 2026 yılı için Basın Derneklerine Yardım Fonu’na 7 milyon 200 bin TL kaynak ayrıldığını, azınlık gazeteleri için de 471 bin TL yardım kararı alındığını ifade etti. DİJİTAL DÖNÜŞÜM VE YAPAY ZEKÂ VURGUSU Abdulkadir Çay, medya alanında içerik üretiminden editoryal süreçlere, algoritma bağımlılığından yapay zekâ kullanımına kadar geniş bir yeniden yapılanma yaşandığını söyledi. Google ve Meta gibi küresel teknoloji şirketlerinin dijital reklam gelirleri üzerindeki ağırlığının yerel ve ulusal basın açısından ciddi bir sorun oluşturduğunu belirten Çay, içerik üreticisinin hakkını koruyan ve adil gelir paylaşımını esas alan bir sistemin kurulmasının zorunluluk haline geldiğini dile getirdi. Çay, BİK Analitik sistemiyle objektif ölçümleme yapıldığını, dijital yetkinlikler ve yapay zekâ odaklı eğitim programlarının da gazeteciliğin yeni dönemine hazırlık açısından önem taşıdığını söyledi. Üniversitelerle iş birliklerinin artırılmasının, genç iletişimcilere daha fazla staj ve nitelikli insan kaynağı oluşturulmasının öncelikler arasında yer aldığını kaydetti. KOLAYLI: MESLEK YASASI ARTIK ZORUNLULUK TGK Genel Başkanı Nuri Kolaylı ise gazetecilik mesleğini tanımlayan ve mesleki standartları belirleyen kapsamlı bir düzenlemenin hâlâ bulunmadığını söyledi. Kolaylı, gazeteciliğe giriş kriterlerinin net olmamasının mesleki niteliği zayıflattığını, etik ihlalleri artırdığını ve kamuoyunun doğru bilgiye erişimini olumsuz etkilediğini belirtti. Gazetecilik meslek yasasının artık bir tercih değil zorunluluk olduğunu söyledi. Kolaylı, yerel basının en önemli gelir kalemlerinden biri olan resmî ilan ve reklam gelirlerinde son yıllarda ciddi daralma yaşandığını ifade etti. İlanların birleştirilmesi, bazı ilanların yayımlanma zorunluluğunun kaldırılması ve doğrudan temin yöntemlerinin yaygınlaşmasının yerel medyanın yaşam alanını daralttığını belirtti. Komisyon oranlarının düşürülmesini, ilan kesme cezalarının son çare olarak uygulanmasını ve küçük ölçekli yayınları koruyacak adil bir dağıtım sisteminin kurulmasını istedi. 7418 SAYILI KANUN TARTIŞMASI DA GÜNDEMDEYDİ Toplantıda basın özgürlüğü ve yasal düzenlemeler de öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. Nuri Kolaylı, Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’ndaki bazı yoruma açık hükümlerin gazeteciler üzerinde baskı oluşturduğunu, bunun oto sansüre yol açtığını söyledi. 18 Ekim 2022’de yürürlüğe giren ve kamuoyunda “Dezenformasyon Yasası” olarak bilinen 7418 sayılı Kanun’un da uygulamada gazeteciler üzerinde baskı doğurduğunu belirtti. Kocaeli’ndeki toplantı, yerel basının ekonomik daralma, dijital platform baskısı, meslek yasası eksikliği ve ifade özgürlüğü gibi temel başlıklarda ortak bir gündemle hareket ettiğini ortaya koydu. Görüşmeler, sektörün yalnızca ayakta kalma değil, yeni döneme uyum sağlama mücadelesi verdiğini gösterdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.