Hava Durumu

#Hayvancılık

giresunsonhaber - Hayvancılık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hayvancılık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

ORDU’DA KAZ YETİŞTİRİCİLİĞİ BÜYÜYOR Haber

ORDU’DA KAZ YETİŞTİRİCİLİĞİ BÜYÜYOR

ORDU’DA KAZ YETİŞTİRİCİLİĞİ BÜYÜYOR Ordu’da “alım garantisi” ile ivme kazanan Kaz Yetiştiriciliği Projesi büyümeye devam ederken, Büyükşehir Belediyesinin kuluçkahanesinden temin ettikleri civcivlerle üretime başlayan yetiştiricilerin memnuniyeti artıyor. ORDU (İGFA) - Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler’in 2019 yılındaki göreve gelişiyle hayata geçirilen tarım ve hayvancılık hamleleri, şehre yeni bir dinamizm kattı. Çok sayıda projenin uygulandığı Ordu'da, farklı alanlardaki üretim faaliyetleri sayesinde yerel ekonomiye yeni kazanç kapıları açıldı. ORDU’DA KAZ YETİŞTİRİCİLİĞİ YAYGINLAŞIYOR Geliştirilen projeler arasında yoğun ilgi gören Kaz Yetiştiriciliği, zamanla büyük bir gelişim gösterdi. Büyükşehir Belediyesinin sunduğu ‘alım garantisi’ imkanı, üreticilerin bu alana yönelmesindeki güveni pekiştirdi. Kaz etinin restoran menülerinde yer bulmaya başladığı Ordu’da, üretilen kazlar için Ordu Büyükşehir Belediyesi tarafından Kanatlı Kesimhanesi hizmete alınırken, tesis üreticilere ücretsiz olarak hizmet sunmaya başladı. CİVCİVLER BÜYÜKŞEHİRDEN Sektörü daha da ileriye taşımak isteyen Ordu Büyükşehir Belediyesi, yetiştiricilerin en büyük sıkıntısı olan civciv tedariki sorununu çözmek amacıyla Damızlık Kaz Üretimi ve Kuluçkahanesi'ni kurdu. Burada üretilen civcivler, üreticilerin önündeki engelleri kaldırarak yetiştiriciliğin yaygınlaşmasına katkı sağladı. 20 KAZ İLE BAŞLADI KAZLARI 11 KAT ARTTI Belediyenin sağladığı alım garantisi ve civciv üretim desteğiyle birçok vatandaş kaz yetiştiriciliğine adım attı. Bu desteklerden yararlananlardan biri de Perşembe Efirli’de ikamet eden 40 yaşındaki Adem Kütük oldu. Büyükşehir Belediyesinden aldığı 20 kazla bu işe giren Kütük, kısa sürede hayvan sayısı 220'ye çıkardı. ÜRETİCİ ADEM KÜTÜK: “BÜYÜKŞEHİRİN ALIM GARANTİSİ EN ÖNEMLİ GÜVENCİMİZ OLDU” Üretime giriş sürecini anlatan Kütük, Büyükşehir Belediyesinin alım garantisinin kendisi için en belirleyici etken olduğunu ifade etti. Kazlarla yakından ilgilendiğini ve kuluçka sürecinde yüzde 80’in üzerinde verim aldıklarını belirten Kütük, şunları söyledi: “Geçtiğimiz yıl Ordu Büyükşehir Belediyesinden 20 kaz temin ederek başladık. Bizi teşvik eden temel unsur Belediyenin alım garantisi verdi oldu. Kazlarımız ocak ayı itibarıyla yumurtlamaya başladı. 20 kazdan toplam 460 yumurta elde ettik. Bu yumurtaların 410 tanesini Büyükşehir Belediyesinin kuluçkahanesine teslim ettik. Şu ana kadar 220 civcivimiz çıktı ve süreç devam ediyor. Genel olarak kuluçkadan yüzde 65 oranında sonuç alınırken, bizde bu oran yüzde 80’in üzerine çıktı. Belediyenin garantisinin yanı sıra çevreden gelen siparişler de arttı. Kars kazı gibi biz de Ordu kazını üretmeye başladık. İşletmemizi daha da büyütmek için veteriner hekimlerle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Doğru yapıldığında fındığın yanına ek ve önemli bir gelir kaynağı oluşturulabildiğini gördük. Tüm destekleri için Ordu Büyükşehir Belediye Başkanımız Dr. Mehmet Hilmi Güler’e teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.

GÖRELE’DE VAHŞİ MADENCİLİĞE KARŞI GÜÇLÜ TEPKİ Haber

GÖRELE’DE VAHŞİ MADENCİLİĞE KARŞI GÜÇLÜ TEPKİ

GÖRELE’DE VAHŞİ MADENCİLİĞE KARŞI GÜÇLÜ TEPKİ Görele Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen “Vahşi Madenciliğe Hayır Mitingi” geniş katılımla gerçekleştirildi. Yağmura rağmen meydanı dolduran vatandaşlar, Giresun coğrafyasının yüzde 85’inin maden sahası ilan edilmesine tepki gösterdi. Görele’de çevre ve yaşam alanlarını tehdit eden madencilik faaliyetlerine karşı güçlü bir toplumsal tepki yükseldi. Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen “Vahşi Madenciliğe Hayır Mitingi”ne yüzlerce vatandaş, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşları, dernek başkanları, akademisyenler, il genel meclisi üyeleri, muhtarlar ve çevre aktivistleri katıldı. Yağmurlu havaya rağmen meydanı dolduran vatandaşlar, Giresun’un su kaynaklarını, tarım alanlarını, ormanlarını ve yaşam alanlarını tehdit eden madencilik faaliyetlerinin durdurulmasını istedi. Miting alanında çok sayıda STK pankartlarla, vatandaşlar ise dövizlerle destek verdi. “TOPRAĞIMIZIN ÜSTÜ ALTINDAN DAHA DEĞERLİDİR” Mitingde konuşan Görele Belediye Başkan Vekili Aysel Civil Uzun, madencilik meselesinin siyaset üstü bir yaşam hakkı sorunu olduğunu vurguladı. Uzun, bölge halkının madene değil, doğayı ve insan sağlığını tehdit eden çıkarma yöntemlerine karşı çıktığını belirterek, “Biz madene değil, madenin çıkarılış şekline karşıyız. Yöre halkı olarak vahşi madenciliğe karşı dik durmak zorundayız. Bizim toprağımızın üstü altından çok daha değerlidir. Topraklarımız şehitlerimizin kanlarıyla sulanmıştır. Havamıza, suyumuza, toprağımıza dokunmayın diyoruz” ifadelerini kullandı. Aysel Civil Uzun, mitinge destek veren tüm katılımcılara teşekkür etti. AKADEMİSYENLERDEN MADENCİLİK UYARISI Mitingde Giresun Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Birsen Şengül Oksal, Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Ömer Dalman ve Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Fehmi Çalık da konuşma yaptı. Akademisyenler, Giresun coğrafyasının büyük bölümünü kapsayan madencilik faaliyetlerinin kalkınma değil, uzun vadeli çevresel yıkım anlamına geldiğini belirtti. Konuşmalarda, maden sahalarının su kaynaklarını kullanılamaz hale getirdiği, tarım alanlarına ve derelere zehirli atık karıştığı, orman varlığının yok edildiği ve bu tahribatın yüzyıllarca sürebileceği vurgulandı. Siyanür havuzlarının taşıdığı riske de dikkat çeken akademisyenler, bu tür havuzların sızdırmazlık sorunu yaşanmasa bile yüzlerce yıl kontrol altında tutulması gerektiğini belirtti. Bölgedeki bazı işletmelerde taşma ve patlama iddialarının ciddi endişe yarattığı ifade edildi. “FINDIK, ÇAY, ARICILIK VE HAYVANCILIK TEHDİT ALTINDA” Mitingde yapılan konuşmalarda Karadeniz’in kırılgan ekolojik yapısının madencilik faaliyetleriyle daha büyük risk altına girdiği vurgulandı. Katılımcılar, vahşi madenciliğin yalnızca çevreyi değil, bölge halkının geçim kaynaklarını da tehdit ettiğini dile getirdi. Fındık, çay, arıcılık ve hayvancılığın madencilik baskısı altında zarar görebileceği belirtildi. Konuşmacılar, heyelan riskinin de artacağına dikkat çekerek, Karadeniz’in dağlık ve yağışlı yapısında yapılacak kontrolsüz maden çalışmalarının yeni afetlere zemin hazırlayabileceğini söyledi. STK’LARDAN VE AKTİVİSTLERDEN ORTAK ÇAĞRI Mitingde Görele İl Genel Meclisi Üyesi Semih Aydın, Tirebolu İl Genel Meclisi Üyesi Ömer Cebeci, Tüketicileri Koruma Derneği Genel Başkanı Aziz Koçal, Çanakçı Deresi Özgür Aksın Platformu Başkanı Harun Şahin, Giresun Doğa ve Çevre Derneği Başkanı Erkan Türüdü ile Görele, Çanakçı ve Doğankentli çevre aktivistleri de söz aldı. Konuşmalarda vahşi madenciliğin insan hayatını, su kaynaklarını, tarım alanlarını, dereleri ve ormanları doğrudan tehdit ettiği vurgulandı. Katılımcılar, “Vahşi madenciliğe son verilmezse çocuklarımıza yeşil vadiler değil, zehirli su kaynakları ve ağır metallerle kirlenmiş topraklar kalacak. Buna izin vermeyeceğiz. Korkmadan, yılmadan mücadele edeceğiz” mesajı verdi. CEBECİ’DEN FAHRİ HEMŞEHRİLİK TEPKİSİ Tirebolu İl Genel Meclisi Üyesi Ömer Cebeci’nin konuşması miting alanında dikkat çekti. Cebeci, Alagöz Holding’in sahibi Cantürk Alagöz’e fahri hemşehrilik verilmesi yönündeki açıklamalara tepki göstererek, “Bu milletin vicdanına rağmen böyle bir karar alırsanız, Harşit Vadisi halkı sizi siyasi tarihin karanlığına gönderecektir” dedi. Cebeci’nin sözleri meydanda alkışlarla karşılandı. SİYASİ PARTİLER, DERNEKLER VE VATANDAŞLAR MEYDANDA BULUŞTU Mitinge İYİ Parti Giresun İl Başkanı İnan Taşgöz, CHP Görele İlçe Başkanı Mustafa Günay, İYİ Parti Görele İlçe Başkanı Hakan Resüloğlu, Zafer Partisi Görele İlçe Başkanı Emrullah Ekiz, 24. Dönem Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu, Görele Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin Çakıcı, İstanbul Bayrampaşa Giresunlular Derneği Başkanı Tülay Tahmaz, İstanbul Kartal Giresunlular Derneği Başkanı Cengiz Demirkaya, İstanbul Arnavutköy Giresunlular Derneği Başkanı Ahmet Karasakal, İstanbul Bahçelievler Giresunlular Derneği Başkanı Yalçın İsmail Çam, Tüm Üretici Köylü Sendikası Giresun İl Temsilcisi Orhan Kara, Dereli Doğa ve Yaşam Derneği Başkanı İbrahim Türk, Birleşik Emekliler Sendikası Bulancak Şube Başkanı İbrahim Arslan, CHP önceki dönem Giresun İl Başkanı Fikri Bilge, muhtarlar, çeşitli meslek gruplarından temsilciler ve çok sayıda vatandaş katıldı. Coşkulu geçen miting, yerel sanatçıların kemençe eşliğinde çaldığı horon havalarıyla sona erdi. Meydanda verilen ortak mesaj ise netti: Giresun’un toprağı, suyu, deresi, ormanı ve geleceği vahşi madenciliğe teslim edilmeyecek. Fotoğraflar: Namık Baltaoğlu

İSTANBUL’DA VAHŞİ MADENCİLİK PANELİ: “İNSANLARDA KANSER VE KRONİK HASTALIK RİSKİ YÜKSEK” Haber

İSTANBUL’DA VAHŞİ MADENCİLİK PANELİ: “İNSANLARDA KANSER VE KRONİK HASTALIK RİSKİ YÜKSEK”

İSTANBUL’DA VAHŞİ MADENCİLİK PANELİ: “İNSANLARDA KANSER VE KRONİK HASTALIK RİSKİ YÜKSEK” İstanbul’da düzenlenen panel, Doğu Karadeniz’de vahşi madenciliğin su kaynakları, tarım alanları, ormanlar, halk sağlığı ve yaşam alanları üzerinde oluşturduğu riskleri gündeme taşıdı. Panelde, doğa katliamına bugün “dur” denilmezse gelecekte geri dönüşün olmayacağı vurgulandı. DOĞU KARADENİZ’DEKİ MADEN RİSKİ İSTANBUL’DA TARTIŞILDI Görele ve Çanakçı Çevre Koruma Platformu ile Giresun’dan bazı çevreci sivil toplum kuruluşları, İstanbul’da “Halkımız Doğu Karadeniz’de Vahşi Madenciliğe Neden Karşı Çıkıyor?” temalı panel düzenledi. İstanbul Esenler Prof. Dr. Adem Baştürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen panelin moderatörlüğünü Dr. Adil Emecan yaptı. Panele İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ahmet Öztürk, Giresun Üniversitesi’nden Prof. Dr. Birsen Oksal ve Prof. Dr. Hakan Bektaş, Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nden Prof. Dr. Fehmi Çalık ile Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ömer Dalman konuşmacı olarak katıldı. “DOĞA KATLİAMINA ‘DUR’ DENİLMEZSE GERİ DÖNÜŞ YOK” Panelde vahşi madenciliğin Doğu Karadeniz’in doğal yapısı, su havzaları, tarım üretimi ve yerleşim alanları üzerindeki etkileri bilimsel veriler ışığında ele alındı. Konuşmacılar, madencilik faaliyetlerinin yalnızca ekonomik başlıklarla açıklanamayacağını, bölgenin yaşam hakkını ve gelecek güvenliğini doğrudan ilgilendirdiğini belirtti. Panelde şu vurgu yapıldı: " DOĞA KATLİAMINA 'DUR' DENİLMEZSE GERİ DÖNÜŞ YOK" Konuşmacılar, bölgedeki maden faaliyetlerine ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: "Bu coğrafyada yapılan madencilik 'kalkınma' değil, kontrollü bir yıkımdır.'Maden şirketleri istihdam sağlıyor, ekonomiye katkı yapıyor' gibi söylemler acı gerçekleri örtmeye yetmiyor." DERELER, İÇME SULARI VE TARIM ALANLARI İÇİN TEHLİKE UYARISI Panelde, açılan maden sahalarının dereleri, içme suyu kaynaklarını, tarım arazilerini ve ormanlık alanları tehdit ettiği ifade edildi. Siyanür ve ağır metallerin toprağa karışması halinde etkilerin yıllarca değil, nesiller boyunca sürebileceği vurgulandı. Konuşmacılar şu açıklamayı yaptı: "Açılan maden sahalarıyla birlikte dereler zehir akıyor, bulanıyor, içme suları risk altına giriyor. Siyanür ve zehirli ağır metaller toprağa karışıyor, bunun etkisi yıllarca değil, nesiller boyu sürecek.Sadece bu da değil, heyelan riski katlanarak artıyor ve Karadeniz’in zaten hassas olan yapısı daha da kırılgan hale geliyor. Bölgemizde fındık, çay, arıcılık ve hayvancılık bitme noktasına geliyor. Ormanlar kesiliyor, topraklara, derelere maden zehiri akıtılıyor, dolayısıyla önü alınamaz büyük bir tahribat meydana geliyor. 'Bir siyanür havuzu hiç sızdırmaz bile olsa 500 yıl muhafaza edilmesi gerekiyor ki doğaya zararı enaza indirgensin' dersek durumun vahameti daha net anlaşılır.Tüm bu yaşananlar İnsanlarda kanser ve kronik hastalık riskini ciddi şekilde yükseltiyor. Şimdi açıkça şunu sormak gerekiyor, maden şirketlerinin birkaç yıllık geliri ve devlete verilen yüzde 3-4 oranında katkı için yüzyılların doğasını, suyunu, toprağını feda etmek akıl işi midir? Şu da bir gerçek; bu mesele artık sadece çevrecilerin hassasiyeti değildir, bu mesele çocuklarımızın geleceği, içeceği su, yiyeceği gıda, yaşayacağı toprak meselesidir. Bir de şu var, bu projeler yapılırken çoğu zaman bölge halkının fikri bile sorulmuyor. Kararlar masada alınıyor, bedel köyde, derede, bahçede, tarlada ödeniyor. Biz şunu söylüyoruz; bu topraklar sahipsiz değildir. Bu dereler, bu ormanlar, bu yaşam alanları birkaç şirketin insafına bırakılacak kadar değersiz değildir. Bu panelde ortaya koyduğumuz bilimsel gerçekler gayet nettir; yaşanan doğa katliamına eğer bugün 'dur' denilmezse gelecekte kesinlikle geri dönüş olmayacaktır.Yakın zamanda panelde yapılan tüm konuşmaları video serisi halinde paylaşacağız. Herkes izlesin ve ürkütücü gerçeği görsün. Çünkü bu mücadele sadece Giresun'un değil; Doğu Karadeniz halkının, hatta bu ülkede nefes alan herkesin meselesidir." “İNSANLARDA KANSER VE KRONİK HASTALIK RİSKİ YÜKSEK” Panelde insan sağlığına yönelik riskler de öne çıktı. Konuşmacılar, suya, toprağa ve tarımsal üretime karışabilecek kirleticilerin bölgede yaşayan yurttaşlar açısından ciddi sağlık tehdidi oluşturduğunu belirtti. Panelde şu uyarı yapıldı: " İNSANLARDA KANSER VE KRONİK HASTALIK RİSKİ YÜKSEK" GİRESUN’UN YÜZDE 85’İ İÇİN MADEN SAHASI UYARISI Konuşmacılar, Giresun’daki maden rezervlerinin orta ve düşük düzeyde olduğunu, bu nedenle yeraltı katmanında dağınık halde bulunduğunu ifade etti. Bu yapının, maden çalışmalarını geniş alanlara yayma riski taşıdığı belirtildi. Panel şu vurguyla tamamlandı: " Giresun'da çıkarılacak madenler orta ve düşük düzeyde, bu nedenle yeraltı katmanında çok dağınık durumda. İlimizin yüzde 85'nin maden sahası ilan edilmesinin sebebi budur.Bu da, çalışmaların çok geniş bir alanda, yani tarım arazilerinde ve su havzalarında da yapılacağını gösteriyor." PANELİ SİYASETÇİLER, AKADEMİSYENLER VE STK TEMSİLCİLERİ TAKİP ETTİ Paneli Beyoğlu Belediye Başkanı Sefer Karaahmetoğlu, Görele Belediye Başkan Vekili Aysel Civil Uzun, 27. Dönem CHP İstanbul Milletvekili Emine Gülizar Emecan, bazı siyasetçiler, kurum, kuruluş ve STK yöneticileri, akademisyenler, iş insanları ile çeşitli meslek gruplarından çok sayıda katılımcı takip etti.

GİRESUN’DA MADEN TEPKİSİ: BÜYÜK KÖYLÜ MİTİNGİ 18 NİSAN’DA TİREBOLU’DA Haber

GİRESUN’DA MADEN TEPKİSİ: BÜYÜK KÖYLÜ MİTİNGİ 18 NİSAN’DA TİREBOLU’DA

GİRESUN’DA MADEN TEPKİSİ: BÜYÜK KÖYLÜ MİTİNGİ 18 NİSAN’DA TİREBOLU’DA Giresun Bul-Pir Çevre Derneği, Tirebolu Meydanı’nda “Büyük Köylü Mitingi” düzenleyecek. Dernek, miting çağrısında fındık üretim alanları, su kaynakları, orman varlığı ve kırsal yaşamın madencilik baskısı altında olduğunu savundu. Giresun’da madencilik faaliyetlerine karşı miting çağrısı yapıldı. Giresun Bul-Pir Çevre Derneği, 18 Nisan Cumartesi günü saat 12.00’de Tirebolu Meydanı’nda “Büyük Köylü Mitingi” düzenleneceğini açıkladı. Dernek, yaptığı çağrıda Giresun’un toprağına, kültürüne, ekonomisine ve doğasına sahip çıkılması gerektiğini belirtti. Açıklamada, tüm Giresunlular mitinge davet edildi. Paylaşılan çağrı görsellerinde, Giresun ekonomisinin büyük bir tehdit altında olduğu vurgulandı. Metinde, şehrin ekonomik temelini fındık üretiminin oluşturduğu, tarım arazilerinin en az yüzde 64’ünde fındık yetiştirildiği ve yaklaşık 100 bin çiftçinin geçimini bu üretimden sağladığı ifade edildi. Aynı metinde, Giresun’un 2025 yılı ihracatının 1 milyar 3 milyon dolara ulaştığı, bu ihracatın önemli bölümünün fındıktan sağlandığı belirtildi. Çağrı metninde Giresun’un orman varlığına da dikkat çekildi. İlin, orman yoğunluğu bakımından Türkiye’nin öne çıkan kentlerinden biri olduğu belirtilirken, bu doğal yapının arıcılık, hayvancılık, çay üretimi ve doğa turizmi açısından da önem taşıdığı kaydedildi. Dernek, asıl tehlikenin madencilik ihaleleriyle büyüdüğünü savundu. Paylaşılan metinde, Giresun’un yüzde 85’inin maden sahası ilan edildiği, MAPEG tarafından 8 sahanın 4. grup madencilik faaliyetleri için ihaleye çıkarıldığı, bu alanların bir bölümünün fındık üretim sahaları, su kaynakları, mera alanları ve turizm bölgelerini kapsadığı ileri sürüldü. Aynı çağrıda, Giresun merkez, Piraziz, Dereli, Bulancak ve Şebinkarahisar ilçelerinde farklı şirketlere ait maden sahalarının toplam büyüklüğünün yaklaşık 12 bin 512 hektara ulaştığı, 38 köy ve yaylayı kapsayan yerleşim alanlarının bu süreçten etkilendiği ifade edildi. Metinde, 4. grup madencilik faaliyetlerinin altın, gümüş ve polimetalik cevher projelerini kapsadığı, bu nedenle yüksek çevresel risk taşıdığı savunuldu. Bir başka görselde ise “Giresunlulara acil çağrı” başlığıyla meslek örgütleri, odalar, dernekler ve sivil toplum kuruluşlarına ortak tutum çağrısı yapıldı. Metinde, “Giresun için birlik olma zamanıdır” ifadesi öne çıkarıldı.

KÜÇÜKBAŞ DESTEK PROJESİNDE BAŞVURULAR 1 NİSAN’DA BAŞLIYOR Haber

KÜÇÜKBAŞ DESTEK PROJESİNDE BAŞVURULAR 1 NİSAN’DA BAŞLIYOR

KÜÇÜKBAŞ DESTEK PROJESİNDE BAŞVURULAR 1 NİSAN’DA BAŞLIYOR Giresun’da Kırsalda Bereket Küçükbaşa Destek Projesi için başvuru süreci 1 Nisan 2026’da açılıyor. İl ve ilçe tarım müdürlüklerinden yapılacak başvurular 30 Nisan 2026 mesai bitiminde sona erecek. Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, Kırsalda Bereket Küçükbaşa Destek Projesi kapsamında üreticilere küçükbaş hayvan verileceğini açıkladı. Proje, Tarım ve Orman Bakanlığı Hayvancılık Genel Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülecek, hayvan temini ise Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü üzerinden sağlanacak. BAŞVURULAR İL VE İLÇE MÜDÜRLÜKLERİNE YAPILACAK Başvurular 1 Nisan 2026 tarihinde başlayacak ve 30 Nisan 2026 mesai bitiminde tamamlanacak. Başvuru sahibi, işletmesinin bulunduğu yerdeki İl veya İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğüne şahsen ya da noter onaylı vekili aracılığıyla müracaat edecek. Başvuru süreci sonunda il ve ilçe listeleri 5-12 Mayıs 2026 tarihleri arasında askıya çıkarılacak. KİMLER BAŞVURABİLECEK? Projeye Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gerçek kişiler başvurabilecek. İşletmesi bulunan üreticiler için 31 Aralık 2025 tarihli TÜRKVET kaydında en fazla 105 dişi anaç küçükbaş hayvan şartı aranacak. İşletmesi bulunmayan kişiler de başvuru yapabilecek; ancak hak sahibi olmaları halinde belirlenen süre içinde mevzuata uygun işletme açmaları gerekecek. Aynı haneden yalnızca bir kişi başvurabilecek. Kamu kurum ve kuruluşları, kamu personeli, tüzel kişiler, 18 yaşından küçükler ve 5488 sayılı Tarım Kanunu kapsamında cezalandırılmış kişiler projeden yararlanamayacak. Ayrıca daha önce belirli destek programlarından yararlanan bazı üreticiler ile proje şartlarını taşımayan büyükbaş işletme sahipleri de kapsam dışında tutulacak. 100 BAŞ KÜÇÜKBAŞ HAYVAN VERİLECEK Projede hak sahibi olan yetiştiricilere 95 dişi ve 5 erkek olmak üzere toplam 100 baş küçükbaş hayvan teslim edilecek. Hak sahipleri, hayvan bedelini peşin ya da krediyle ödeyebilecek. Proje kapsamında Ziraat Bankası Temel Hayvancılık Kredisi de kullanılabilecek. Giresun için dağıtılacak küçükbaş hayvan ırklarında birinci tercih Bafra, ikinci tercih ise Akkaraman olarak belirlendi. Teslim edilen hayvanların bir yıllık TARSİM sigortası TİGEM tarafından karşılanacak. BAKIM VE BESLEME DESTEĞİ DE VERİLECEK Hayvan tesliminden sonraki ilk aydan itibaren, 12 ay boyunca, üç ayda bir bakım ve besleme gideri desteği ödenecek. Ödeme, denetimlerde tespit edilen hayvan sayısı üzerinden gerçekleştirilecek. BAŞVURU İÇİN HANGİ BELGELER İSTENECEK? Başvuru dilekçesi ve formunun yanı sıra nüfus cüzdanı fotokopisi, varsa mesleki diploma veya çıkış belgesi, gazi, engelli ya da şehit yakını belgesi, tarımsal örgüt üyelik belgesi ve küçükbaş hayvancılıkla ilgili eğitim belgesi başvuru dosyasına eklenecek. Başvuru için ayrıca güncel döner sermaye ücreti alınacak. https://giresun.tarimorman.gov.tr/Duyuru/634/Kirsalda-Bereket-Kucukbasa-Destek-Projesi-Icin-Muracaatlar-1-Nisanda-Basliyor

ŞEBİNKARAHİSAR’DA GES TARTIŞMASI BÜYÜYOR Haber

ŞEBİNKARAHİSAR’DA GES TARTIŞMASI BÜYÜYOR

ŞEBİNKARAHİSAR’DA GES TARTIŞMASI BÜYÜYOR Şebinkarahisar’ın Biroğul Mahallesi ile Sarıyer Köyü sınırlarındaki yaklaşık 2 bin dönümlük mera ve tarım alanına kurulması planlanan Güneş Enerji Santrali için bilgilendirme toplantısı yapıldı. CHP Giresun İl Başkanlığı’nın da katıldığı toplantı, enerji yatırımı ile tarım, mera ve kırsal yaşam arasındaki gerilimi yeniden gündeme taşıdı. Şebinkarahisar’da Biroğul Mahallesi ile Sarıyer Köyü sınırlarında kurulması planlanan Güneş Enerji Santrali ve elektrik depolama tesisi projesi, ilçede yeni bir çevre ve arazi kullanımı tartışması başlattı. Proje dosyasında sahanın 220 hektara, yani yaklaşık 2 bin 200 dönüme yayıldığı; Biroğul ve Sarıyer çevresindeki çeşitli mevkileri kapsadığı belirtiliyor. Proje için 31 Mart’ta halkın katılım toplantısı düzenlendi. CHP Giresun İl Başkanlığı, toplantıya il yöneticileri, İl Genel Meclisi Grup Başkanı Eyüp Çiftçi, Şebinkarahisar İlçe Başkanı Sezai Şenol, partililer ile mahalle ve köy muhtarlarıyla katıldı. Dosyanın merkezinde enerji üretimi değil, yatırımın seçildiği alan var. Çünkü tartışılan saha, mera ve tarla vasfı taşıyan arazilerden oluşuyor. Bu nedenle itirazların ana omurgasını hayvancılık, tarımsal üretim ve kırsal yaşam alanlarının daralacağı endişesi oluşturuyor. İTİRAZIN ODAĞINDA YER SEÇİMİ VAR Bölgedeki itirazlar, yenilenebilir enerjiye bütünüyle karşı çıkmıyor. Tepki, geniş ölçekli bir GES sahasının mera ve tarım arazileri üzerine kurulmak istenmesine yöneliyor. Yerel haberlerde ve itiraz metinlerinde, proje alanının bir bölümünün mera niteliği taşıdığı, bunun da özellikle hayvancılıkla geçinen köyler açısından doğrudan risk yarattığı vurgulanıyor. CHP Şebinkarahisar İlçe Başkanı Sezai Şenol da kamuoyuna yansıyan açıklamalarında, projenin tarım ve hayvancılığı zayıflatacağını savundu. ÇEVRESEL RİSK TARTIŞMASI NEREDEN ÇIKIYOR? Büyük ölçekli güneş enerji santralleri düşük karbonlu enerji üretimi sağlıyor; ancak geniş arazi kullanımına dayandıkları için yanlış yer seçildiğinde yerel çevre üzerinde baskı yaratabiliyor. Şebinkarahisar’daki dosyada dile getirilen çevresel riskler; mera kaybı, otlatma alanlarının daralması, tarımsal üretimin gerilemesi, doğal dengenin bozulması ve kırsal peyzajın değişmesi başlıklarında toplanıyor. Yerel yayınlar, proje alanının turizm ve tarihî doku bakımından hassas görülen çevrelere yakınlığı nedeniyle ayrıca tartışıldığını aktarıyor. ÇED SÜRECİ DEVAM EDİYOR Dosya, Çevresel Etki Değerlendirmesi süreci içinde ilerliyor. Güncel ÇED düzenlemesinde proje alanı 25 hektar ve üzerindeki güneş enerji santralleri Ek-1 kapsamında yer alıyor. Şebinkarahisar’daki proje ise yaklaşık 220 hektarlık alanı kapsadığı için bu ölçeğin çok üzerinde bulunuyor. Halkın katılım toplantısı da bu sürecin parçası olarak yapıldı. MERA BAŞLIĞI NEDEN ÖNEMLİ? Mera Kanunu, mera, yaylak ve kışlakların korunmasını esas alıyor ve bu alanların kullanımını özel kurallara bağlıyor. Bu nedenle proje sahasında mera vasfı bulunan alanlar yer alıyorsa, tartışma yalnızca çevresel değil aynı zamanda hukuki bir boyut da kazanıyor. Muhalefetin ve bölge halkının itirazı da tam bu noktada yoğunlaşıyor: üretim toprağı ile otlak alanların enerji yatırımına açılmasının kamu yararı taşıyıp taşımadığı sorgulanıyor. SONUÇTA TARTIŞILAN DOSYA SADECE ENERJİ DOSYASI DEĞİL Şebinkarahisar’daki GES başlığı, bir yatırım haberinin ötesine geçmiş durumda. İlçede tartışılan konu, güneşten elektrik üretimi değil; bu üretimin hangi arazide, hangi bedelle ve kimin yaşam alanı üzerinde kurulacağı sorusu. Bu nedenle önümüzdeki günlerde gözler hem ÇED sürecine hem de bölge halkının itirazlarına çevrilecek.

ÜLPER’DE CANLI HAYVAN PAZARI İÇİN TEMPO YÜKSELDİ Haber

ÜLPER’DE CANLI HAYVAN PAZARI İÇİN TEMPO YÜKSELDİ

ÜLPER’DE CANLI HAYVAN PAZARI İÇİN TEMPO YÜKSELDİ Giresun Belediyesi, kentte uzun süredir hissedilen önemli bir ihtiyacı karşılaması beklenen Canlı Hayvan Pazarı projesinde çalışmaları hızlandırdı. Belediye Başkanı Fuat Köse’nin Ülper Köyü’nde yapımı süren alanda yaptığı incelemenin ardından, projenin tamamlanma takvimi öne çekildi. Giresun’da hayvancılık altyapısına dönük en somut adımlardan biri olarak görülen Canlı Hayvan Pazarı projesinde yeni aşamaya geçildi. Giresun Belediye Başkanı Fuat Köse’nin, Ülper Köyü’nde yapımına başlanan proje alanında incelemelerde bulunmasının ardından çalışmalara hız verildi. Belediye kaynaklarından aktarılan bilgilere göre proje, şehirde önemli bir eksikliği gidermeyi hedefliyor. Kurulacak modern satış alanıyla birlikte hem üreticilerin hem de vatandaşların daha düzenli, daha sağlıklı ve daha güvenli bir ortamda alışveriş yapabilmesinin önü açılacak. Projenin özellikle bölgedeki hayvancılık faaliyetlerine doğrudan katkı sunması bekleniyor. Sahadaki incelemeleri sırasında değerlendirmede bulunan Başkan Fuat Köse, çalışmaları en kısa sürede tamamlamak için sürecin hızlandırıldığını belirtti. Köse, Giresun’a değer katacak yatırımları birer birer hayata geçirmeye devam edeceklerini vurguladı. Canlı Hayvan Pazarı’nın tamamlanmasıyla birlikte yalnızca satış alanı ihtiyacının değil, aynı zamanda üretici ile alıcı arasındaki ticaretin daha planlı ve denetimli bir zemine taşınmasının hedeflendiği ifade ediliyor. Belediye yönetimi, projenin belirlenen takvim doğrultusunda ilerlediğini ve kısa süre içinde hizmete açılmasının amaçlandığını bildirdi. Ülper’de yürütülen çalışma, Giresun’da hayvancılık sektörünün ihtiyaç duyduğu fiziksel altyapının güçlendirilmesi açısından dikkat çeken yatırımlardan biri olarak öne çıkıyor. Projenin tamamlanmasıyla birlikte kentte uzun süredir dile getirilen canlı hayvan pazarı ihtiyacının önemli ölçüde karşılanması bekleniyor.

SU PLANI ÇIKTI, GİRESUN’DA MADEN ALARMI BÜYÜDÜ Haber

SU PLANI ÇIKTI, GİRESUN’DA MADEN ALARMI BÜYÜDÜ

SU PLANI ÇIKTI, GİRESUN’DA MADEN ALARMI BÜYÜDÜ RESMÎ GAZETE’DE SU PLANI, GİRESUN’DA YAŞAM ALANI TARTIŞMASI 14 Mart 2026 tarihli ve 33196 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 11063 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile “Ulusal Su Planı (2026-2035)” yürürlüğe girdi. Kâğıt üzerinde su yönetimini düzenleyen karar, Giresun’da ise çok daha sert bir karşılık buldu. Çünkü kentte su başlığı artık tek başına su başlığı değil; maden ruhsatları, orman kaybı, tarımsal üretim, kırsal yaşam ve anayasal çevre hakkı aynı dosyada birleşmiş durumda. Kararın metni doğrudan Giresun’a özgü yeni bir maden ruhsatı ilan etmiyor. Yayımlanan düzenleme, ulusal ölçekte su kaynaklarının korunması, verimli kullanılması, su kalitesinin iyileştirilmesi, kuraklık yönetimi, atık su altyapısının güçlendirilmesi ve tahsis planlaması gibi başlıkları içeren bir çerçeve metin niteliği taşıyor. Buna rağmen Giresun’da kararın yankısı teknik metnin sınırlarını aştı. Bunun nedeni, ilin uzun süredir maden ruhsat baskısı, su havzaları üzerindeki risk, orman alanlarının parçalanması ve üretim alanlarının daralması tartışmalarıyla yaşamaya devam etmesi. Kentte büyüyen tepkinin zemini yeni değil. Giresun Son Haber’in 11 Şubat 2026 tarihli “Aksu Vadisi için alarm” başlıklı haberinde, Dereli Doğa ve Yaşam Derneği Sözcüsü İbrahim Türk, Aksu Vadisi’ndeki madencilik faaliyetlerinin su kaynaklarını etkilediğini, tarım ve hayvancılık açısından tehlike oluşturduğunu belirterek denetim ve su analizi çağrısı yapmıştı. Şubat ayında yerel basına yansıyan bu uyarı, 14 Mart’taki Resmî Gazete kararının ardından bu kez daha geniş bir tartışmanın içine taşındı. Giresun’daki asıl gerilim, su planı metninin sahadaki ruhsat gerçeğiyle çakıştığı noktada ortaya çıkıyor. Son iki yılda yerel ve ulusal basına yansıyan MAPEG dayanaklı haberlerde, Giresun yüzölçümünün yaklaşık yüzde 85’inin maden ruhsat alanları kapsamında bulunduğu, bu alanların arama, işletme ve ihale safhasındaki ruhsatlarla il geneline yayıldığı aktarıldı. Aynı haberlerde 16 ilçenin önemli bölümünde IV. Grup maden ruhsatlarının yoğunlaştığı, bazı ilçelerde ruhsatlılık oranının yüzde 90’ın üzerine çıktığı vurgulandı. Bu tablo, Giresun’da su yönetimi kararının neden yalnızca bürokratik bir düzenleme olarak okunmadığını açık biçimde gösteriyor. Sorun tam da burada düğümleniyor: Bir ilde su havzaları ile maden sahaları aynı coğrafyada üst üste biniyorsa, “su yönetimi” başlığı soyut bir plan olmaktan çıkıyor. Giresun’da su, yalnızca musluktan akan su anlamına gelmiyor; fındık bahçesinin verimi, hayvancılığın devamı, arıcılığın geleceği, meranın sürekliliği, dere yatağının sağlığı ve kırsal yaşamın ayakta kalması anlamına geliyor. Bu nedenle kentte çevre itirazı ile üretim kaygısı birbirinden ayrılmıyor; suya dönük her risk, aynı anda ekonomi, sosyal yapı ve göç baskısı tartışmasına dönüşüyor. Giresun’daki itirazın bir başka sert başlığı orman ve üst havza müdahaleleri. Çünkü maden faaliyeti yalnızca kazı yapılan noktadan ibaret görülmüyor; sahaya ulaşım için açılan yollar, geçici şantiye alanları, lojistik hatlar ve yardımcı tesisler de aynı zincirin parçası olarak değerlendiriliyor. Eğimin yüksek olduğu, yağış rejiminin güçlü olduğu ve yüzey suyu sistemlerinin hassaslaştığı Giresun coğrafyasında bu müdahalelerin su bulanıklığı, sediment taşınımı, toprak kaybı ve havza bütünlüğünde bozulma yaratabileceği yönündeki kaygı büyüyor. Yerel basına yansıyan Aksu Vadisi haberlerinde de suyun balçığa döndüğü, üreticinin su ve toprak kalitesi konusunda alarm verdiği görülüyor. Bu dosyanın hukuki dayanağı da net. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 56. maddesi, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunu açıkça düzenliyor; çevreyi geliştirmeyi, çevre sağlığını korumayı ve çevre kirlenmesini önlemeyi devletin ve vatandaşların ödevi olarak tanımlıyor. Giresun’da yükselen tepki bu nedenle yalnızca siyasal bir karşı çıkış değil; suyu, toprağı, ormanı ve yaşam alanlarını etkilediği düşünülen uygulamalara karşı anayasal hak zemininde yükselen bir itiraz olarak şekilleniyor. Bilimsel ve teknik açıdan bakıldığında da itirazın omurgası boş değil. Su havzaları üzerindeki yoğun baskı, özellikle madencilik, yol açma ve yüzey bozunumu içeren faaliyetlerde bulanıklık artışı, askıda katı madde yükü, yüzey akış rejiminde değişim ve kaynak beslenmesinde bozulma riski yaratabiliyor. Giresun gibi kırsal üretimin su kalitesine doğrudan bağlı olduğu bir coğrafyada bu risk yalnızca ekolojik bir mesele olarak kalmıyor; verim düşüşü, kalite kaybı, kırsal gelir daralması ve uzun vadede yerleşim alanlarının zayıflaması anlamına da geliyor. Bu yüzden kentteki itiraz, sadece “doğa savunusu” değil; aynı zamanda üretim, geçim ve yerinde yaşam savunusu olarak okunuyor. Dosyanın sertleştiği yer de tam olarak burası. Giresun’da “neden itiraz edilmeli” sorusunun yanıtı çevresel duyarlılık cümleleriyle sınırlı değil. İtiraz edilmeyen her baskının önce suyu zayıflatacağı, ardından üretimi gerileteceği, sonra kırsal yaşamı çözeceği düşüncesi öne çıkıyor. Suyun kalitesi bozulursa fındık etkilenir; mera baskılanırsa hayvancılık daralır; orman parçalanırsa toprak tutunma gücü azalır; dere sistemi bozulursa yalnızca doğa değil, köyün geleceği de yara alır. Giresun’daki bugünkü alarm, bu zincirleme etki korkusundan besleniyor. Bir başka önemli nokta da şu: 11063 sayılı kararın kendisi, doğrudan “Giresun’un yüzde 85’i maden sahası ilan edildi” diyen bir metin değil. Ancak Giresun’da zaten yıllardır biriken ruhsat, su, orman ve üretim baskısı nedeniyle bu karar, teknik metnin ötesinde yeni bir eşik olarak algılandı. Kentte tartışılan şey yalnızca kararın satırları değil; o satırların, mevcut ruhsat haritası ve saha uygulamalarıyla birleştiğinde neye dönüşeceği sorusu. Bu yüzden karar Resmî Gazete’de yayımlandığı gün, Giresun’da mesele bir su planı değil, bir yaşam alanı dosyası olarak okundu. DERNEĞİN İTİRAZI Dereli Doğa ve Yaşam Derneği Sözcüsü İbrahim Türk adına yapılan açıklamada itiraz başlıkları şöyle sıralandı: İstisnasız tüm ilçelerde maden faaliyeti: “Giresun’un %85’i maden sahası ilan edilmiştir. Bu yıkım sadece birkaç köyle sınırlı değildir; bugün Giresun’un tüm ilçelerinde ya bir maden işletmesi ya da bir arama ruhsatı bulunmaktadır. Bu, ilimizin her karış toprağının maden şirketlerinin insafına bırakılması demektir!” Su kaynaklarında kuşatma: “Dereli hattındaki Eğrianbar, Meşeliyatak, Yeşiltepe, Yıldız, Sütlüce ve Bahçeli bölgelerinde olduğu gibi, diğer ilçelerimizde de su kaynaklarının tamamı maden sahalarının içinde kalmıştır.” Üretim ve kırsal ekonomi vurgusu: “Devletimize asıl büyük ve sürekli katkıyı sağlayan geçici maden projeleri değil; fındık tarımı, hayvancılık ve arıcılıktır. Köylünün alın teri, maden şirketinin kârından çok daha büyüktür. Suyumuzu feda etmek, milli ekonomiyi yok etmektir!” Su kullanım önceliği itirazı: “Yeni kararname ile su ‘stratejik kaynak’ sayılarak kullanım önceliği Giresunlu üreticiden alınıp maden projelerine devredilmektedir.” Orman ve doğa kıyımı iddiası: “Tüm ilçelerimizde maden yolları açmak uğruna, halkımızın özenle yetiştirdiği ormanlar fiilen kesilmektedir.” Açıklamanın Aksu Vadisi bölümünde şu ifadelere yer verildi: “Halkımız ekranlardaki savaşı izlerken, yayla yolu güzergahlarımızda orman kesimleri ve maden sondajları fiilen başlatılmıştır. Bu çalışmalar başta Aksu Çayı olmak üzere tüm su havzalarımızı %100 oranında zehirleme potansiyeli taşımaktadır. Televizyonlarda 'modern yönetim' altyazılarıyla sunulan bu plan; Giresun halkı için susuzluk ve yok edilen doğa demektir!” Kültürel miras ve çevre hakkına ilişkin bölümde ise şu vurgu yapıldı: “Tüm ilçelerimizdeki tarihi yapılarımız ve ormanlarımız maden baskısı altında yok edilmektedir. Anayasa’nın 56. maddesi uyarınca 'sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkımızı' savunuyoruz. Giresun’un %85’ini maden sahasına hapseden, suyumuzu ve bin yıllık mirasımızı savaş gündeminin arkasına sığınılarak feda eden bu anlayışa karşı tüm ilçelerimizle birlikte hukuki takibimizi sürdürceğiz!”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.