Hava Durumu

#Hatıralar

giresunsonhaber - Hatıralar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hatıralar haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

DR. ALİ HAKAN GÜVENÇ 22. YILINDA ANILDI Haber

DR. ALİ HAKAN GÜVENÇ 22. YILINDA ANILDI

DR. ALİ HAKAN GÜVENÇ 22. YILINDA ANILDI Giresun’un “Doktor Hakan”ı, hekim ve dağcı Dr. Ali Hakan Güvenç, Kırgızistan’daki 7 bin 439 metrelik Pobeda Zirvesi’nden dönüşü sırasında kayboluşunun 22. yılında anıldı. Kurucusu olduğu Giresun Deniz Dağcılık Spor Kulübü tarafından düzenlenen programda Güvenç’in hekimliği, dağcılık başarıları, doğa sevgisi, yardımseverliği ve Giresun’a bıraktığı izler anlatıldı. Giresun’un sevilen değerlerinden hekim ve dağcı Dr. Ali Hakan Güvenç için kayboluşunun 22. yılında anma programı düzenlendi. Giresun Deniz Dağcılık Spor Kulübü tarafından 17 Ağustos 2026 tarihinde gerçekleştirilen program, Giresun Kalesi’ndeki Dr. Hakan Güvenç Parkı’nda bulunan Pobeda Çay Bahçesi’nde yapıldı. Anma etkinliğine Giresun Belediye Başkanı Fuat Köse’nin yanı sıra Güvenç’in arkadaşları, meslektaşları, sporcular, doğaseverler ve çok sayıda vatandaş katıldı. Programda Dr. Hakan Güvenç’le ilgili hatıralar paylaşılırken onun hekimlik yaşamı, dağcılık tutkusu, çevre duyarlılığı, yardımsever kişiliği ve Giresun’a kazandırdığı değerler anlatıldı. Konuşmalarda Güvenç’in yalnızca başarılı bir hekim ve yüksek irtifa dağcısı olmadığı; insanlara dokunan, gençleri spora ve doğaya yönlendiren, yaşadığı kentin sorunlarına duyarlılık gösteren örnek bir Giresunlu olduğu vurgulandı. GİRESUN’UN “DOKTOR HAKAN”I Dr. Ali Hakan Güvenç, 7 Ekim 1961 tarihinde Giresun’da dünyaya geldi. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Giresun Belediye Başkanlığı yapan Hasan Vehbi Güvenç’in torunu olan Güvenç, çocukluk ve gençlik yıllarından itibaren sporla iç içe bir yaşam sürdü. Giresun Lisesi’nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde eğitim gören Güvenç, 1986 yılında fakülteden mezun olarak hekimlik mesleğine adım attı. Meslek yaşamı boyunca hekimliği yalnızca bir görev olarak görmedi. Hastalarıyla kurduğu samimi ilişki, ihtiyaç sahiplerine yardım etme çabası ve mütevazı kişiliği sayesinde Giresun’da kısa sürede “Doktor Hakan” adıyla tanındı. Onu tanıyanlar Güvenç’i; insanları ayırmadan dinleyen, hastalarının sorunlarıyla yakından ilgilenen, maddi imkânı bulunmayan kişilerin yardımına koşan ve çevresine güven veren bir hekim olarak anlattı. GÜNEYDOĞU’DA GÖNÜLLÜ DOKTORLUK YAPTI Dr. Ali Hakan Güvenç’in yaşamındaki dikkat çekici dönemlerden biri de askerlik hizmeti oldu. Dönemin kayıtlarına göre askerlik görevini Güneydoğu’da yapmak için kendi isteğiyle başvuruda bulunan Güvenç, 1993-1994 yıllarında bölgede bulunan bir komando birliğinde doktor olarak görev yaptı. Askerlik hizmetinin ardından memleketine dönen Güvenç, Giresun Devlet Hastanesi’nde, özellikle Acil Servis’te hekimlik yaptı. Mesleğini sürdürürken spor, çevre ve doğa çalışmalarından da kopmadı. Güneydoğu’daki görevi sırasında yaşadıkları ve şehit düşen askerler, yıllar sonra gerçekleştireceği son Pobeda tırmanışının da manevi gerekçesini oluşturdu. HEKİM, SPORCU, ÇEVRECİ VE DOĞA İNSANIYDI Dr. Güvenç yalnızca hekimliğiyle değil; yüzme, basketbol ve dağcılık alanındaki çalışmalarıyla da tanındı. Giresun’da sporun yaygınlaşması ve gençlerin doğa sporlarına yönlendirilmesi için çaba gösteren Güvenç, Giresun Deniz Dağcılık Spor Kulübü’nün kuruluşuna öncülük etti. Kurucusu olduğu kulüp, Güvenç’in ardından da faaliyetlerini sürdürerek onun doğa sevgisini, spor anlayışını ve dağcılık mirasını yeni kuşaklara aktardı. Çevre sorunlarına karşı gösterdiği duyarlılık, doğanın korunması için verdiği mücadele, yardımseverliği ve toplumsal olaylara ilgisi, onu Giresun’un unutulmaz isimlerinden biri haline getirdi. 15 YILLIK DAĞCILIK SERÜVENİ Dr. Ali Hakan Güvenç’in yaklaşık 15 yıl süren dağcılık yaşamı, Türkiye’deki zirvelerden Kafkaslar’a, Alpler’e, Dolomitler’e, Pamir ve Tanrı Dağları’na kadar uzandı. Yüksek irtifa dağcılığında önemli deneyim kazanan Güvenç; dayanıklılığı, kararlılığı ve zorlu doğa koşullarında mücadele edebilme yeteneğiyle dağcılık çevrelerinde tanındı. Faaliyet kayıtlarına göre tırmandığı önemli zirveler arasında 7 bin 10 metrelik Khan Tengri, 7 bin 134 metrelik Lenin Zirvesi, bugünkü adıyla İbn Sina; 7 bin 495 metrelik Komünizm Zirvesi, bugünkü adıyla İsmail Samani ve 7 bin 105 metrelik Korjenevskaya Zirvesi, bugünkü adıyla Ozodi yer aldı. Güvenç ayrıca Alpler ve Dolomitler’de de çeşitli tırmanışlar gerçekleştirdi. KAR LEOPARI HEDEFİNDE SON AŞAMA POBEDA’YDI Dr. Ali Hakan Güvenç’in en büyük dağcılık hedeflerinden biri, eski Sovyetler Birliği coğrafyasındaki beş büyük 7 binlik zirveyi tamamlayan dağcılara verilen “Kar Leoparı” unvanını kazanmaktı. Bu unvan için Khan Tengri, Lenin, Korjenevskaya, Komünizm ve Pobeda zirvelerinin tamamlanması gerekiyordu. Dağcılık çevrelerinde yayımlanan faaliyet kayıtlarına göre Güvenç, bu beş büyük zirveden dördünü geride bırakmıştı. Kar Leoparı hedefindeki son ve en zorlu aşama ise Kırgızistan’daki 7 bin 439 metrelik Pobeda Zirvesi’ydi. 2003’TE GERİ DÖNDÜ, BİR YIL SONRA YENİDEN DENEDİ Dr. Güvenç, 2003 yılında Pobeda’ya ilk kez tırmanmayı denedi. Ancak tırmanış sırasında ayak parmaklarında meydana gelen donma nedeniyle geri dönmek zorunda kaldı. Yaşadığı ağır tecrübeye rağmen hedefinden vazgeçmeyen Güvenç, tedavi ve hazırlık sürecinin ardından 2004 yılında yeniden Tanrı Dağları’na gitti. İkinci Pobeda seferi, yıllar süren yüksek irtifa deneyiminin ve Kar Leoparı hedefinin son aşaması olacaktı. SON TIRMANIŞINI ŞEHİTLERE ADADI Dr. Ali Hakan Güvenç, 2004 yılındaki Pobeda tırmanışını, Güneydoğu’da görev yaptığı dönemde şehit düşen askerlerin anısına gerçekleştirdi. Bu nedenle faaliyete “Zafer Tırmanışı” adını verdi. Yıllar boyunca hazırlandığı Pobeda tırmanışına büyük bir kararlılıkla başlayan Güvenç, zorlu yüksek irtifa koşullarında ilerleyerek hedefine yöneldi. Ancak Giresun’a ulaşan haber, bütün kenti yasa boğacak büyük bir acının başlangıcı oldu. ZİRVE DÖNÜŞÜNDE UÇURUMA DÜŞTÜ Dr. Ali Hakan Güvenç, 17 Ağustos 2004 tarihinde Pobeda Zirvesi’nden dönüşü sırasında, Vaja Pşavela Tepesi yakınlarında ve yaklaşık 6 bin 800 metre yükseklikte uçuruma düşerek kayboldu. Dönemin haberlerinde Güvenç’in yaklaşık bin 600 metre sürüklendiği ve kazanın bölgede bulunan bir dağcı tarafından yetkililere bildirildiği aktarıldı. Kaza haberinin Türkiye’ye ulaşmasının ardından Dışişleri Bakanlığı ve Giresun Valiliği aracılığıyla Güvenç’in ailesine ve Giresun Deniz Dağcılık Spor Kulübü’ndeki arkadaşlarına bilgi verildi. 7 Ekim 1961 doğumlu olan Dr. Ali Hakan Güvenç, kaybolduğu sırada 42 yaşındaydı. ARAMALAR SONUÇSUZ KALDI Kazanın ardından bölgede arama çalışmaları başlatıldı. Ancak Pobeda’nın sarp coğrafyası, buzul çatlakları, yüksek irtifa, sert rüzgârlar ve ağır hava koşulları çalışmaları son derece güçleştirdi. Dönemin haberlerinde Güvenç’e ait bazı eşyalara ulaşıldığı, ancak bütün çabalara rağmen bedeninin bulunamadığı bildirildi. Bölgedeki tehlikelerin artması ve hava şartlarının arama faaliyetlerinin sürdürülmesine izin vermemesi üzerine çalışmalar sonuçlandırılamadı. Dr. Ali Hakan Güvenç, çok sevdiği Tanrı Dağları’ndan memleketine dönemedi. GİRESUN ON BİNLERCE KİŞİYLE UĞURLADI Acı haberin Giresun’a ulaşmasının ardından kentte büyük üzüntü yaşandı. Dönemin haberlerine göre Güvenç için on binlerce kişinin katıldığı bir yürüyüş ve temsili cenaze töreni düzenlendi. Bedenine ulaşılamadığı için gerçekleştirilen temsili tören, Giresun’un sevilen doktoruna, sporcusuna ve doğa insanına toplumsal vedası oldu. Hastaları, arkadaşları, meslektaşları, sporcular ve binlerce Giresunlu, “Doktor Hakan”ı uğurlamak için bir araya geldi. ADI SAĞLIKTA, SPORDA VE GİRESUN KALESİ’NDE YAŞIYOR Dr. Ali Hakan Güvenç’in ardından adı Giresun’daki çeşitli sağlık ve spor birimlerine verildi. Giresun Kalesi yolu üzerindeki park, Dr. Hakan Güvenç Parkı olarak düzenlendi. Park içerisinde bulunan çay bahçesine de onun son tırmanışını gerçekleştirdiği zirvenin adı verilerek “Pobeda Çay Bahçesi” denildi. Giresun Merkez Toplum Sağlığı Merkezi bünyesindeki Dr. Ali Hakan Güvenç Verem Savaş Birimi de onun adını sağlık alanında yaşatmaya devam ediyor. Güvenç adına düzenlenen sokak basketbolu turnuvaları, doğa etkinlikleri ve her yıl gerçekleştirilen anma programlarıyla spora ve doğaya verdiği önem yeni kuşaklara aktarılıyor. 22 YIL SONRA DA GİRESUN’UN HAFIZASINDA Giresun Deniz Dağcılık Spor Kulübü, kurucusu Dr. Ali Hakan Güvenç’i her yıl kaybolduğu tarih olan 17 Ağustos’ta anmayı sürdürüyor. Bu yıl düzenlenen programda da Güvenç’in dostları, arkadaşları ve sevenleri bir araya gelerek onunla ilgili hatıralarını paylaştı. Konuşmalarda Dr. Güvenç’in iyi bir hekim, başarılı bir sporcu, çevre duyarlılığı yüksek bir insan, gerektiğinde çevresine liderlik eden bir ağabey ve Giresun’un unutulmaz değerlerinden biri olduğu vurgulandı. Dr. Ali Hakan Güvenç, Tanrı Dağları’ndan geri dönemedi. Ancak hekimliğiyle dokunduğu insanların hayatında, dostlarının hatıralarında, kurucusu olduğu kulübün faaliyetlerinde ve Giresun’un toplumsal hafızasında yaşamaya devam ediyor.

KÖR KARANLIKTAN SIZANLAR OKURLA BULUŞTU Haber

KÖR KARANLIKTAN SIZANLAR OKURLA BULUŞTU

KÖR KARANLIKTAN SIZANLAR OKURLA BULUŞTU Tirebolulu emekli öğretmen İbrahim Mıdık’ın yıllarca defter aralarında sakladığı şiirleri, hastalıkla mücadelenin, hatıraların, gurbetin, öğretmenlik yıllarının, sevdanın ve ölümle yüzleşmenin içinden süzülerek “Kör Karanlıktan Sızanlar” adıyla kitaplaştı. Tirebolu Kültür ve Yardımlaşma Derneği Yayınlarının 15. kitabı olarak yayımlanan eser, bir hayatın karanlıkla, acıyla ve hatırayla kurduğu sessiz bağın şiir diliyle kayda geçirilmiş hâli olarak okurla buluştu. Tirebolulu emekli öğretmen İbrahim Mıdık’ın şiir kitabı “Kör Karanlıktan Sızanlar”, Tirebolu Kültür ve Yardımlaşma Derneği Yayınlarının 15. kitabı olarak yayımlandı. Arı Sanat Yayınları / Hatıra Kitap etiketiyle basılan eser, 68 sayfalık bir şiir kitabı olarak okura ulaştı. Kitap, yıllarca defter aralarında, masa çekmecelerinde ve yazarın kendi iç dünyasında saklı kalan şiirleri gün ışığına çıkarıyor. Mıdık’ın dizelerinde hastalıkla mücadele, ölümle yüzleşme, sevda, gurbet, öğrenciler, memleket, toplumsal acılar, eski dostlar ve Tirebolu’ya bağlılık aynı hüzünlü şiir damarında birleşiyor. “Kör Karanlıktan Sızanlar”, yalnızca bir şiir kitabı değil; 37 yıl öğretmenlik yapmış bir Tirebolulunun, ömrünün farklı dönemlerinde içine attığı sözleri, hastalıkla ağırlaşan bir zamanın içinden okura ulaştırdığı içli bir hafıza kitabı niteliği taşıyor. TİREBOLU’DAN BAŞLAYAN BİR ÖMÜR, ŞİİRE DÖNÜŞEN BİR HAFIZA İbrahim Mıdık, 10 Aralık 1964’te Tirebolu’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Tirebolu’da tamamladıktan sonra 1983 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nü kazandı. 1987 yılında mezun olan Mıdık, öğretmenlik mesleğine Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde başladı. Siverek Ortaokulu’nda başlayan meslek hayatı, askerlik görevi sürecinde Kastamonu Azdavay Lisesi’nde yedek subay öğretmenlik göreviyle devam etti. Daha sonra yeniden Siverek’e dönen Mıdık, 1992 yılından itibaren Tirebolu’daki okullarda görev aldı. Tirebolu İmam Hatip Lisesi, Şehit Binbaşı Hüseyin Avni Alparslan İlköğretim Okulu, Tirebolu Lisesi, Tirebolu Anadolu Lisesi, Espiye 75. Yıl Çok Programlı Anadolu Lisesi, Piraziz İsmail Yücel MTAL ve Tirebolu İskender Kaptan MTAL’de görev yapan Mıdık, 37 yıllık eğitim hayatının ardından sağlık sorunları nedeniyle emekliye ayrıldı. Bu uzun meslek hayatı, kitabın duygusal temelini oluşturan en güçlü kaynaklardan biri olarak öne çıkıyor. Mıdık’ın şiirlerinde sınıfların, öğrencilerin, gurbet ilçelerinin, memleket yollarının, okul koridorlarının ve hayatla erken tanışan insanların izleri hissediliyor. Onun şiiri yalnızca bireysel bir iç döküş değil; öğretmenlik yılları boyunca tanık olunan hayatların, acıların, umutların ve kırılgan insan hikâyelerinin de şiirsel kaydı hâline geliyor. DEFTER ARALARINDAN OKURA UZANAN ŞİİRLER İbrahim Mıdık, yıllar boyunca toplumsal ve kişisel konularda hissettiklerini mısralara döktü; ancak bu yazdıklarını uzun süre kendisine sakladı. Şiirler, yıllarca bir defterin arasında, bir çekmecenin sessizliğinde, söylenmeyi bekleyen ama zamanını bulamayan sözler olarak kaldı. Son yıllarda yakalandığı amansız hastalıkla mücadele eden Mıdık, kemoterapi, radyoterapi ve hastane sürecinin içinde, gün ışığı görmemiş şiirlerini okurla buluşturma isteğini daha güçlü hissetti. Böylece “Kör Karanlıktan Sızanlar”, bir edebî dosyanın kitaplaşmasının ötesinde, insanın en kırılgan zamanında kendini ifade etme, iz bırakma ve içindeki sesi başkalarına ulaştırma çabasına dönüştü. Bu yönüyle kitap, yazarın kendi ifadesiyle yıllarca saklı kalmış ruh hâllerinin, toplumsal ve şahsi duyarlılıkların, hastalıkla derinleşen iç muhasebenin ve hatıraların şiir diliyle açığa çıktığı bir çalışma olarak dikkat çekiyor. HASTALIKLA MÜCADELEDEN ŞİİRE SIZAN SES Kitabın en güçlü damarlarından biri, hastalıkla verilen mücadelenin şiire dönüşmesidir. Mıdık, bedensel acıyı dolaylı anlatımlarla yumuşatmadan, doğrudan ve sarsıcı bir iç sesle kuruyor. Hastane odaları, tedavi cihazları, ilaçlar, yorgunluk, uykusuzluk ve ağrı, kitabın bazı bölümlerinde yalnızca yaşanan bir süreç olarak değil, insanın kendi bedeniyle yaptığı sessiz savaşın sahnesi olarak yer alıyor. Şairin şu dizeleri, bu mücadeleyi yalın ama ağır bir imgeyle taşıyor: “Vücudum savaş meydanı Can veriyor, can alıyor.” Bu iki dizede hastalık, soyut bir kader cümlesi olmaktan çıkıyor; bedenin içinde süren çetin bir çarpışmaya dönüşüyor. Şair, kendi acısını büyütmeden ama saklamadan yazıyor. Okur, bu dizelerde yalnızca hastalığı değil, insanın kendi sınırına yaklaştığında bile kelimeye tutunma gücünü görüyor. Bir başka şiirde ise bedenin tükenişi, hastane köşesi ve ömrün son eşiği aynı hüzün çizgisinde birleşiyor: “Ağır ağır tükenen bedenimin Islak toprak kokusu Bir hastane köşesinde Ömrümün son virajı.” Bu dizelerde ölüm, sert bir kopuş değil; yaklaşan, kokusu duyulan, insanın yavaş yavaş fark ettiği büyük bir eşik olarak duruyor. Mıdık, bu eşiği şiirin içinde ağırlaştırmadan ama bütün çıplaklığıyla hissettiriyor. KARANLIĞIN İÇİNDEN KALAN İNCE BİR IŞIK Kitaba adını veren karanlık, Mıdık’ın şiirlerinde yalnızca umutsuzluk anlamına gelmiyor. Karanlık; hastalığın, kaybın, yalnızlığın, gurbetin, kırılmış hayallerin ve içe atılmış sözlerin ortak zemini olarak kuruluyor. Ancak bu zeminin içinde her zaman ince bir ışık, bir hatıra, bir sevda izi, bir memleket çağrısı ve bir teslimiyet duygusu da beliriyor. Şairin şu dizeleri, kitabın adındaki karanlık ve sızıntı duygusunu şiirsel olarak açıyor: “Kör ışığın kapı aralığından sızan kör karanlık Uykusuz uykuları tetikliyor.” Burada ışık ile karanlık birbirine karşıt iki uç olmaktan çıkıyor; insanın iç dünyasında aynı anda var olan iki hâle dönüşüyor. Mıdık’ın şiirinde hayat da böyle akıyor: Bir yanında hastalık, ölüm, yorgunluk ve kayıp; diğer yanında hatıra, sevda, memleket, inanç ve şiir. Bu nedenle “Kör Karanlıktan Sızanlar”, karanlığa teslim olmuş bir kitap değil; karanlığın içinden kalan son sesleri, son hatıraları ve son ışıkları arayan bir şiir toplamı olarak okunuyor. HATIRALARIN GÖLGESİNDE BİR ŞİİR DİLİ Kitapta hatıralar, yalnızca geçmişte kalmış anılar olarak değil, bugünün içine sızan ve insanı içeriden şekillendiren canlı bir hafıza olarak yer alıyor. Mıdık’ın şiirlerinde geçmiş, bazen bir dostun gölgesi, bazen bir babanın hatırası, bazen eski bir şehir, bazen de gençlik yıllarından kalmış buruk bir ses olarak okurun karşısına çıkıyor. Kitabın hüzünlü atmosferini taşıyan şu dizeler, bu hafıza duygusunu güçlü biçimde özetliyor: “Hüzünlü geçmişlerin bahçıvanını, Dinleye dinleye göğe yürüdüm. Hazan bülbülünün türkülerinde, Nice gönül dostu gölgeler gördüm.” Bu dizelerde geçmiş, kapatılmış bir defter değildir. Şair, onu dinleye dinleye yürür. Hüzün bir yük olarak değil, insanın kendi içindeki bahçeyi sulayan acı bir hatıra kaynağı olarak belirir. “Gönül dostu gölgeler” ifadesi, kitabın en belirgin duygusal damarlarından birini açar: Kaybedilenlerin, uzaklaşanların ve geride kalanların şiirde yeniden görünür olması. TİREBOLU’YA DÖNEN SES İbrahim Mıdık’ın şiirlerinde Tirebolu, yalnızca doğduğu yer değildir. Tirebolu; çocukluk, aile, geçmiş, fındık bahçeleri, sahil, dostluklar, eski insanlar, öğretmenlik yılları ve ölüm düşüncesiyle iç içe geçmiş bir memleket hafızasıdır. Şairin İstanbul’a seslendiği bölümlerde büyük şehrin yorgunluğu, kalabalığı ve insanı tüketen koşuşturması daha sert bir dille kurulur. Bu şehir imgesi karşısında Tirebolu, insanın dönmek istediği asli yer olarak belirir: “Galiba sona geldim bu devasa çukurda Alın götürün beni Tirebolu’ma.” Bu çağrı, yalnızca bir şehirden başka bir şehre gitme isteği değildir. Mıdık’ın şiirinde Tirebolu, insanın kendi köküne, kendi toprağına, kendi diline ve kendi hatırasına dönme arzusudur. Büyük şehirde sıkışan ruh, memlekette yeniden nefes almak ister. Kitap boyunca Tirebolu’nun doğrudan ya da dolaylı biçimde hissedilen varlığı, eseri kişisel bir şiir toplamından çıkarıp yerel hafızaya bağlı güçlü bir edebî kayda dönüştürüyor. ÖĞRETMENLİK HAFIZASI VE İNSANA BAKIŞ İbrahim Mıdık’ın 37 yıllık öğretmenlik geçmişi, şiirlerinde sessiz ama belirgin bir damar olarak duruyor. Öğrenciler, şehit öğretmenler, görev yapılan şehirler ve eğitim hayatının bıraktığı izler, kitabın toplumsal yönünü güçlendiriyor. “Öğrencilerime…” başlıklı şiirde yer alan şu dizeler, öğretmen Mıdık’ın insana bakışındaki inceliği gösteriyor: “Gencecik karanfiller Hepsi yıldız bakışlı.” Bu dizelerde öğrenci, yalnızca okul sıralarında karşılaşılan bir genç değildir; korunması, büyütülmesi ve geleceğe taşınması gereken kırılgan bir çiçek, bir ışık, bir umut olarak görülür. Şairin öğretmen kimliği, kitap boyunca yalnızca biyografik bir bilgi olarak kalmaz. İnsana, gençliğe, memlekete ve toplumsal acılara dönük duyarlılığın temel kaynaklarından biri hâline gelir. Bu nedenle kitapta bireysel hüzün ile toplumsal hafıza aynı çizgide ilerler. TOPLUMSAL ACILAR, DARBE YILLARI VE ŞEHİT ÖĞRETMENLER “Kör Karanlıktan Sızanlar”da sevda, hatıra ve hastalık kadar toplumsal acılar da geniş yer tutuyor. Mıdık’ın şiirlerinde 12 Eylül, demokrasi, şehit öğretmenler, ülke meseleleri ve toplumsal kırılmalar açık biçimde hissediliyor. Şair, bazı şiirlerinde bir dönemin sert siyasal atmosferini ve toplumsal yaralarını doğrudan imgelerle kuruyor. Demokrasiye dair yazdığı dizelerde ülkenin geçirdiği badireler, yıpranmış bir beden imgesiyle anlatılıyor. Şehit öğretmenlere ayrılan şiirlerde ise okul, sınıf, koridor, çocuk ve ölüm aynı acı ekseninde birleşiyor. Bu bölümler, Mıdık’ın şiirini yalnızca bireysel bir iç döküş olmaktan çıkarıyor. Kitap, bir öğretmenin tanıklık ettiği ülke acılarını, eğitim hayatının kırılganlığını ve toplumsal hafızada kapanmayan yaraları da taşıyor. GURBET, SEVDA VE YALNIZLIK Kitapta aşk ve sevda teması da güçlü biçimde yer alıyor; ancak bu sevda çoğu zaman neşeli bir kavuşma duygusuyla değil, uzaklık, yoksunluk, bekleyiş ve iç sızıyla kuruluyor. Mıdık’ın şiirlerinde sevda, insanı çoğaltan kadar eksilten, ayakta tutan kadar yaralayan bir duygudur. Şair, kimi zaman sevdiği kişiye, kimi zaman geçmişte kalan bir duyguya, kimi zaman da artık yalnızca hatıra hâline gelmiş bir varlığa seslenir. Bu seslenişlerde abartılı bir romantizmden çok, yaşanmışlığın içinden gelen kırık bir içtenlik vardır. Hastalığın ağırlaştığı şiirlerde sevda daha da kırılganlaşır. İnsan, hem yaşama hem sevdiğine hem de geride bırakacaklarına aynı anda tutunmaya çalışır. Böylece aşk, kitabın içinde yalnızca duygusal bir başlık değil; ölümle yüzleşen insanın son sığınaklarından biri hâline gelir. TİREBOLU KÜLTÜRÜNE 15. KİTAP KATKISI Tirebolu Kültür ve Yardımlaşma Derneği, “Kör Karanlıktan Sızanlar” ile kültür yayınlarına yeni bir eser daha ekledi. 1988 yılında kurulan dernek, bugüne kadar sosyal dayanışmanın yanı sıra kültür yayınlarıyla da Tirebolu’nun yazılı hafızasına katkı sundu. Derneğin ilk yayınlarından itibaren tarih, kültür ve yerel hafıza alanında ortaya koyduğu çalışmalar, “Kör Karanlıktan Sızanlar” ile şiir alanında yeni bir halkaya kavuştu. İbrahim Mıdık’ın kitabı, derneğin kültür yayınları arasında 15. eser olarak yerini aldı. Kitabın yayımlanma sürecinde Tirebolu Kültür ve Yardımlaşma Derneği çevresinden isimlerin katkısı bulunurken, editörlük çalışması İsmet Rizeli tarafından yürütüldü. Böylece Mıdık’ın yıllarca kendi içinde sakladığı şiirler, Tirebolu kültür hafızasına bırakılan kalıcı bir edebî kayıt hâline geldi. KİTABA ULAŞIM VE İMZALI TEMİN BİLGİSİ “Kör Karanlıktan Sızanlar”, Tirebolu’da doğrudan İbrahim Mıdık ile iletişime geçilerek imzalı olarak temin edilebiliyor. Kitap ayrıca Arı Sanat Yayınları ve Kitapyurdu üzerinden çevrim içi satışa sunuldu. Okurlar, esere “İbrahim Mıdık – Kör Karanlıktan Sızanlar” adı ve ISBN 978-625-93586-8-0 bilgisiyle ulaşabiliyor. Tirebolu Kültür ve Yardımlaşma Derneği de kitap temini için iletişim kanallarını açık tutuyor. Dernek aracılığıyla yapılan kitap bağışları öğrenci burs fonuna aktarılıyor. Kitap için Tirebolu’da düzenlenecek tanıtım ve imza günü programı ayrıca duyurulacak. Bu yönüyle eser, yalnızca okura ulaşan bir şiir kitabı olarak değil; aynı zamanda Tirebolu’da kültür, dayanışma ve eğitim desteği arasında bağ kuran anlamlı bir çalışma olarak da öne çıkıyor. KİTAP, BİR HAYATIN SESSİZ KAYDI OLARAK OKURUN KARŞISINDA İbrahim Mıdık, “Kör Karanlıktan Sızanlar” ile yıllarca kendine sakladığı dizeleri okura emanet ediyor. Kitapta bir öğretmenin ömrü, bir hastanın mücadelesi, bir Tirebolulunun memleket hafızası, bir insanın sevdayla, acıyla ve ölümle kurduğu bağ aynı şiir dünyasında buluşuyor. Mıdık’ın dizelerinde karanlık, tek başına bir son anlamına gelmiyor. Karanlığın içinden hatıralar, dostlar, öğrenciler, sevdalar, memleket yolları ve kelimeye sığınan insan sesi sızıyor. Bu ses bazen hastane odasında ağırlaşıyor, bazen Tirebolu’ya dönmek istiyor, bazen eski dostları anıyor, bazen de ölümün kapısında bile şiirle konuşmayı sürdürüyor. “Kör Karanlıktan Sızanlar”, hüzünlü, içli ve kişisel bir şiir kitabı olmanın yanında, Tirebolu kültür hafızasına bırakılmış güçlü bir edebî iz olarak okurla buluşuyor. Eser, insanın en zor zamanlarında bile kelimelerin bir sığınak, şiirin bir direnç ve hatıraların unutulmaya karşı sessiz bir tanıklık olabileceğini gösteriyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.