Hava Durumu

#Halk Sağlığı

giresunsonhaber - Halk Sağlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Halk Sağlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

GİRESUN SAHİLİNDE ÇÖP, KURUYAN YEŞİL ALANLAR VE DENİZE ATIK SU İDDİASI Haber

GİRESUN SAHİLİNDE ÇÖP, KURUYAN YEŞİL ALANLAR VE DENİZE ATIK SU İDDİASI

BELEDİYE “ARALIKSIZ” DEDİ, GİRESUN SAHİLİ ÇÖP VE KURUYAN OTLARLA GÖRÜNTÜLENDİ PLAJLAR BÖLGESİNDE TEMİZLİK AÇIKLAMASI BAŞKA, SAHADAKİ TABLO BAŞKA GİRESUN SAHİLİNDE ÇÖP, KURUYAN YEŞİL ALANLAR VE DENİZE ATIK SU İDDİASI Giresun Belediyesi, 8 Temmuz’da sahil bandında, 17 Temmuz’da ise kent genelinde ot biçme, bakım ve temizlik çalışmalarının aralıksız sürdüğünü duyurdu. İki gün sonra Plajlar Bölgesi ile Teyyaredüzü karşısından ulaştırılan görüntüler; kıyıdaki çöp birikimlerini, kuruyan otları ve bakımsız kalan alanları ortaya koydu. Yeni karavan park ile “çadırlar bölgesi” için dile getirilen tuvalet atıklarının denize ulaştığı iddiası ise çevre ve halk sağlığı açısından acil saha incelemesi ve laboratuvar analizi gerektiriyor. Fotoğraflar Giresun sahilindeki katı atık birikimini açıkça belgeliyor. Tuvalet atıklarının denize ulaştığı yönündeki saha bildirimi ise gözlemle geçiştirilemez; karavan ve çadır alanlarının giderleri incelenmeli, şüpheli çıkışların iki yanından su numunesi alınmalı, E. coli ve intestinal enterokok sonuçları yer ve tarih bilgisiyle açıklanmalı. BELEDİYE “ARALIKSIZ” DEDİ, GİRESUN SAHİLİ ÇÖP VE KURUYAN OTLARLA GÖRÜNTÜLENDİ Giresun Belediyesi, 8 Temmuz’da sahil bandında, 17 Temmuz’da ise kent genelinde ot biçme, bakım ve temizlik çalışmalarının aralıksız sürdüğünü duyurdu. İki gün sonra Plajlar Bölgesi ile Teyyaredüzü karşısından ulaştırılan görüntüler; kıyıdaki çöp birikimlerini, kuruyan otları ve bakımsız kalan alanları ortaya koydu. Yeni karavan park ile “çadırlar bölgesi” için dile getirilen tuvalet atıklarının denize ulaştığı iddiası ise çevre ve halk sağlığı açısından acil saha incelemesi ve laboratuvar analizi gerektiriyor. Giresun sahilindeki sorun artık yalnızca uzayan otlardan ya da kötü görüntüden ibaret değil. 19 Temmuz 2026’da Plajlar Bölgesi ve Teyyaredüzü karşısından ulaştırılan saha fotoğraflarında, kıyı hattına yayılan plastik, ambalaj ve karışık evsel atıklar görülüyor. Görüntülerin bir bölümü Plajlar Bölgesi’ni, bir bölümü Teyyaredüzü karşısındaki sahili, bir bölümü de karavan park yapılması planlandıktan sonra bu düşünceden vazgeçildiği belirtilen alanı gösteriyor. Yeni karavan parkın çevresi ile halk arasında “çadırlar bölgesi” olarak anılan kesim de temizlik, atık toplama, tuvalet altyapısı ve kıyı denetimi başlıklarıyla birlikte gündeme geliyor. Saha görüntülerini şehir merkezindeki ağaçlarla yeşil alanların düzenli sulanmadığını, otların kuruduğunu ve sahil bakımında birçok noktaya sıra gelmediğini belirtti. Öztürk ayrıca yeni karavan park ile çadır alanında oluşan evsel atıkların kıyıya, tuvalet atıklarının ise denize ulaştığını öne sürdü. Fotoğraflar kıyıdaki katı atık birikimini belgeliyor. Tuvalet atıklarının denize ulaştığı iddiasının kaynağı ve kapsamı ise boru ve gider hatlarının incelenmesi, şüpheli çıkışların izlenmesi, su numunelerinin alınması ve laboratuvar analiziyle belirlenmeli. KIYIYA YAYILAN ÇÖPLER DENİZE DOĞRU İLERLİYOR Fotoğraflarda plastik poşetler, ambalaj atıkları, tek kullanımlık ürünler ve karışık evsel çöpler görülüyor. Atıkların önemli bir bölümü kıyıya açılan geçişlerin, çitlerin ve bitki örtüsünün arasında birikmiş durumda. Bu tablo yalnızca estetik bir bozulma yaratmıyor; çöpler yağmur, yüzey akışı, rüzgâr ve dalga hareketleriyle denize taşınabilecek bir konumda bulunuyor. Plastik atıklar zaman içinde güneş ışığı, sıcaklık değişimi ve mekanik aşınmayla daha küçük parçalara ayrılabilir. Deniz canlılarının bu parçaları besin sanarak yutması, atıkların kıyı ekosisteminde uzun süre kalması ve kesici-delici maddelerin sahili kullanan insanlar için yaralanma riski oluşturması mümkündür. Organik ve evsel atıklar ise kötü koku, haşere ve kemirgen sorununa yol açabilir. Çöplerin bir kez toplanması sorunu ortadan kaldırmaz. Karavan ve çadır kullanımının bulunduğu alanda günlük atık miktarı, kullanıcı sayısı, hafta sonu yoğunluğu ve konaklama süresiyle birlikte değişir. Konteyner sayısı ve toplama programı gerçek yoğunluğa göre belirlenmediğinde, temizlenen alan kısa süre içinde yeniden aynı görüntüye döner. KIYIDAKİ ÇÖPLERE UYGULANACAK MEVZUAT 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8. maddesi, atık ve artıkların çevreye zarar verecek biçimde doğrudan veya dolaylı olarak alıcı ortama bırakılmasını yasaklıyor. Kıyıdaki çöplerin yağış, rüzgâr veya yüzey akışıyla denize taşınması da kirletme yasağı kapsamında değerlendirilir. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 14/a maddesi, çevre ve çevre sağlığı ile temizlik ve katı atık hizmetlerini belediyenin görevleri arasında sayıyor.Belediye Kanunu’nun 15/g maddesi, katı atıkların toplanması, taşınması, ayrıştırılması, geri kazanılması, ortadan kaldırılması ve depolanmasına ilişkin hizmetleri belediyenin yetki alanına veriyor. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 41. maddesi, evsel atıkların bunların toplanması veya depolanması için belirlenen yerlerin dışına bırakılmasına idari yaptırım öngörüyor. 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 5. maddesi, kıyıların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu ve herkesin eşit, serbest kullanımına açık tutulması gerektiğini hükme bağlıyor. “ARALIKSIZ ÇALIŞMA” AÇIKLAMASINDAN İKİ GÜN SONRA BU GÖRÜNTÜLER GELDİ Giresun Belediyesi, 8 Temmuz tarihli açıklamasında ot biçme çalışmalarının özellikle sahil bandında yoğunlaştırıldığını; yeşil alanlar, yürüyüş yolları, yol kenarları ve ortak kullanım alanlarındaki bakımın “kesintisiz” sürdüğünü bildirdi. 17 Temmuz’da yayımlanan ikinci açıklamada ise parklar, refüjler ve ortak kullanım alanlarındaki bakım, budama ve temizlik çalışmalarının “aralıksız” devam ettiği savunuldu. Belediye, çalışmaların belirlenen program doğrultusunda parklar, yeşil alanlar, refüjler ve ortak kullanım alanlarında sürdürüleceğini açıkladı. Plajlar Bölgesi için 8 Nisan’da yapılan duyuruda da yaz sezonu öncesinde güvenli ve konforlu kullanım hedefiyle bakım ve üstyapı çalışmalarının başlatıldığı, eskiyen ahşap yürüyüş yollarının söküleceği ve taş peyzaj uygulanacağı belirtilmişti. Temmuz ortasında aynı bölgeden gelen fotoğraflar, belediyenin açıklamalarında anlatılan bakım zincirinin bütün sahile düzenli biçimde ulaşmadığını gösteriyor. Belirli noktalarda yapılan ot biçme ve temizlik çalışmaları, kıyı hattının geri kalanında biriken çöpleri ve bakımsızlığı ortadan kaldırmıyor. Temizlik hizmetinin başarısı, yalnızca ekiplerin kaç noktaya gittiği veya kaç fotoğraf yayımlandığıyla ölçülemez. Aynı alanda çöpün yeniden birikip birikmediği, konteynerlerin zamanında boşaltılıp boşaltılmadığı, sahil geçişlerinin temiz tutulup tutulmadığı ve şikâyetlere ne kadar sürede müdahale edildiği de izlenmelidir. BELEDİYENİN TEMİZLİK VE DENETİM SORUMLULUĞU 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 14/a ve 15/g maddeleri, belediyeye çevre sağlığı ile temizlik ve katı atık hizmetlerini yürütme görevi veriyor. Bu görev, yalnızca belirli noktalarda dönemsel temizlik yapılmasını değil, ortak kullanım alanlarında sürekliliği olan bir toplama, kontrol ve müdahale sistemi kurulmasını gerektiriyor. ŞEHİRDE AĞAÇLAR SUSUZ, YEŞİL ALANLAR KURUYOR Saha notlarında yalnızca sahil bandı değil, şehir merkezindeki ağaçlar ve yeşil alanlar da yer alıyor. Ağaçların ve yeşil alanların düzenli sulanmadığı, otların kuruduğu ve bakım programının bazı bölgelere ulaşmadığı belirtiliyor. Kentteki ağaçlar yalnızca görsel peyzaj unsuru değildir. Ağaç gölgeliği yüzey ve hava sıcaklığının düşürülmesine, yağış suyunun tutulmasına, tozun azaltılmasına ve yaya alanlarının daha kullanılabilir hâle gelmesine katkı sağlar. Uzun süreli susuzluk genç ağaçlarda kök gelişimini durdurabilir, yaprak kaybına ve kurumaya yol açabilir. Kuruyan ot ve bitki örtüsü ise sıcak ve rüzgârlı dönemlerde yangın yükünü artırabilir. Yeşil alan yönetimi yalnızca ot biçmekten oluşmaz. Sulama zamanı ve miktarı; bitki türüne, toprağın nemine, sıcaklığa, yağışa ve alanın kullanım yoğunluğuna göre belirlenmelidir. Ağaç diplerinin kontrolü, kuruyan dalların uzaklaştırılması, hastalık ve zararlı takibi, toprak bakımının yapılması ve kuruyan bitkilerin yenilenmesi aynı programın parçalarıdır. YEŞİL ALANLAR İÇİN BELEDİYENİN YÜKÜMLÜLÜĞÜ 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 14/a maddesi, park ve yeşil alan hizmetleri ile çevre ve çevre sağlığı hizmetlerini belediyenin görevleri arasında düzenliyor. Bu hüküm yalnızca yeni park yapılmasını değil; mevcut ağaçların, refüjlerin, parkların ve ortak yeşil alanların bakımının, temizliğinin, sulanmasının ve yaşatılmasının planlı biçimde sürdürülmesini de kapsıyor. KARAVAN PARK YAPMAK YETMEZ, ATIK SİSTEMİ KURMAK GEREKİR Karavan ve çadır kullanımının bulunduğu kıyıda günlük atık miktarı kişi ve araç yoğunluğuyla birlikte değişir. Konteyner sayısı, toplama sıklığı, tuvalet kapasitesi, el yıkama noktaları, gri su ile tuvalet atığının ayrı ve kapalı sistemlerde toplanması, vidanjör kayıtları ve yağış sonrası yüzey akışı tek bir işletme planında izlenmelidir. Karavanların lavabo, duş ve mutfaklarından çıkan gri su ile tuvalet sistemlerinde oluşan siyah su aynı nitelikte değildir. Ancak ikisi de kontrolsüz biçimde toprağa, yağmur suyu hattına, dereye veya denize bırakılamaz. Tuvalet atıkları dışkı kaynaklı mikroorganizmalar ve yüksek organik yük içerirken, gri suda deterjanlar, yağlar, gıda artıkları ve mikroorganizmalar bulunabilir. Bu atıkların sızdırmaz tanklarda biriktirilmesi, kanalizasyon sistemine mevzuata uygun biçimde aktarılması veya yetkili araçlarla arıtma tesisine taşınması gerekir. Boşaltım noktalarının nerede olduğu, tankların ne zaman boşaltıldığı, atığın hangi araçla ve hangi tesise taşındığı kayıt altına alınmalıdır. Çadır alanlarında da kullanıcı sayısına uygun tuvalet, el yıkama noktası, duş, atık konteyneri, günlük temizlik programı ve atık su toplama sistemi bulunmalıdır. Altyapı kurulmadan kontrolsüz konaklamaya izin verilmesi; kıyıdaki toprağın, yüzey suyunun ve denizin kirlenme riskini artırır. KARAVAN VE ÇADIR ALANLARINA UYGULANACAK MEVZUAT 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 14/a ve 15/g maddeleri, alanın temizlik, katı atık, çevre sağlığı, su ve kanalizasyon hizmetlerinin belediye tarafından yürütülmesini gerektiriyor. 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 11. maddesi, atık su altyapısı ile arıtma ve bertaraf yükümlülüklerini düzenliyor. Karavan ve çadır alanlarında oluşan tuvalet atıklarının kapalı sistemde toplanması, kanalizasyona mevzuata uygun biçimde bağlanması veya arıtma sistemine taşınması gerekiyor. 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8. maddesi, gri suyun, tuvalet atığının veya diğer atıkların toprağa, kıyıya ya da denize kontrolsüz biçimde bırakılmasını yasaklıyor. DENİZE TUVALET ATIĞI İDDİASI GÖZLE DEĞİL, NUMUNEYLE ARAŞTIRILIR Öncelikle karavan ve çadır alanlarındaki tuvaletler, fosseptikler, giderler, yağmur suyu kanalları, yüzey akış güzergâhları ve kıyıya açılan borular haritalanmalıdır. Şüpheli çıkışlardan, çıkışın iki yanından ve insanların denize girdiği yakın noktalardan aynı zaman aralığında numune alınmalıdır. Yağış sonrası taşma veya yüzey akışı şüphesi varsa örnekleme yağıştan sonra da tekrarlanmalıdır. Dünya Sağlık Örgütünün 2021 tarihli kıyı ve tatlı su rekreasyon alanları rehberi, dışkı kaynaklı mikrobiyolojik tehlikelerin yalnızca dönemsel laboratuvar sonuçlarıyla değerlendirilmesini yeterli bulmuyor. Örgüt; kirlilik kaynaklarının belirlendiği sıhhi saha incelemesi, düzenli mikrobiyolojik izleme, koruyucu risk yönetimi ve halkın zamanında bilgilendirilmesini birlikte öneriyor. Dışkı kaynaklı kirlenme; mide ve bağırsak hastalıklarının yanı sıra kulak, göz, deri ve solunum yolu enfeksiyonları riskini artırabilir. Çocuklar, yaşlılar ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler daha kırılgan gruplardır. E. COLİ VE İNTESTİNAL ENTEROKOK NEYİ GÖSTERİR? Escherichia coli ile intestinal enterokok, suyun dışkı kaynaklı kirlilikten etkilenip etkilenmediğini değerlendirmede kullanılan gösterge bakterilerdir. Bu bakterilerin yüksek bulunması, suyun dışkı kaynaklı kirlenmeye maruz kalmış olabileceğine işaret eder. Ancak tek bir sonuç, kirlenmenin hangi çadırdan, karavandan, fosseptikten veya boru hattından geldiğini göstermez. Kaynağın belirlenebilmesi için sonuçların akıntı yönü, yağış, numune saati, deşarj noktaları ve saha gözlemleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekir. Gerekli görülürse insan kaynaklı dışkı kirliliğini diğer hayvansal kaynaklardan ayırmaya yardımcı olan mikrobiyal kaynak izleme yöntemleri kullanılabilir. Avrupa Birliği’nin 2006/7/EC sayılı Yüzme Suyu Direktifi de yüzme sularının E. coli ve intestinal enterokok üzerinden sınıflandırılmasını, kısa süreli kirlilik olaylarında koruyucu önlem alınmasını ve halkın zamanında bilgilendirilmesini esas alıyor. DENİZ KİRLİLİĞİ VE HALK SAĞLIĞINA UYGULANACAK MEVZUAT Anayasa’nın 56. maddesi, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını düzenliyor; çevre sağlığını koruma ve çevre kirlenmesini önleme görevini devlete ve vatandaşlara veriyor. 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8. maddesi, atık suyun doğrudan veya dolaylı biçimde denize verilmesini ve çevreye zarar verecek deşarjı yasaklıyor. 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 11. maddesi, atık suyun toplanması, arıtılması ve standartlara uygun biçimde bertaraf edilmesine ilişkin sorumlulukları düzenliyor. Yüzme Suyu Kalitesinin Yönetimine Dair Yönetmeliğin 5. maddesi, yüzme suyu izlemesinin İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yapılmasını öngörüyor .Yönetmeliğin 8. maddesi, numunelerin alınması, saklanması ve taşınmasına ilişkin kuralları belirliyor. Yönetmeliğin 9. maddesi, analizlerin Sağlık Bakanlığı laboratuvarlarında referans yöntemlere göre yapılmasını zorunlu tutuyor. Yönetmeliğin 10. maddesi, E. coli ve intestinal enterokok verileri üzerinden yüzme suyu kalitesinin değerlendirilmesi ve sınıflandırılması sürecini düzenliyor .RUTİN NUMUNE TAKVİMİ BU İHBARI BEKLETME GEREKÇESİ OLAMAZ Sağlık Bakanlığı, yüzme sezonu boyunca 15 günde bir numune alındığını ve analizlerin halk sağlığı laboratuvarlarında yapıldığını bildiriyor. Bu rutin izleme, yüzme suyu kalitesinin uzun dönemli değerlendirilmesi için gereklidir. Ancak belirli bir noktadan atık su geldiğine ilişkin somut bir ihbar oluştuğunda yalnızca rutin numune tarihinin beklenmesi yeterli değildir. Şüpheli deşarjın devam ettiği sırada alınmayan numune, kısa süreli kirlilik olayını kaçırabilir. Bu nedenle ihbar üzerine hedefli numune alınmalı; gerekirse aynı noktada farklı saatlerde ve farklı hava koşullarında ölçüm tekrarlanmalıdır. Sonuçlar yalnızca “uygun” veya “uygun değil” şeklinde değil; ölçülen E. coli ve intestinal enterokok değerleri, numune tarihi, numune noktası ve değerlendirme sınıfıyla birlikte açıklanmalıdır. İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜNÜN HUKUKİ GÖREVİ Yüzme Suyu Kalitesinin Yönetimine Dair Yönetmeliğin 5, 8, 9 ve 10. maddeleri; yüzme alanlarının izlenmesi, numunelerin usulüne uygun alınması, Sağlık Bakanlığı laboratuvarlarında analiz edilmesi ve su kalitesinin değerlendirilmesi süreçlerini düzenliyor. Şüpheli bir kirlilik bildiriminin araştırılması, bu izleme ve halk sağlığını koruma görevinin doğrudan parçasıdır. BELEDİYE KIYI İÇİN GÜNLÜK İŞLETME PLANI HAZIRLAMALI Giresun Belediyesi kıyı, karavan park ve çadır alanındaki atıkları derhal toplamalı; ancak çalışma bununla sınırlı kalmamalıdır. Konteynerlerin yerleri ve kapasiteleri kullanıcı yoğunluğuna göre belirlenmeli, hafta içi ve hafta sonu için ayrı toplama sıklığı oluşturulmalı, sorumlu ekip ve kontrol saati kayıt altına alınmalıdır. Kuruyan ve biçilmeyen alanlar bölge bölge çalışma programına alınmalı; şehir merkezindeki ağaçlar ve yeşil alanlar için sulama takvimi oluşturulmalıdır. Karavan ve çadır alanındaki tuvalet, kanalizasyon, kapalı atık su ve katı atık sistemleri denetlenmeli; vidanjör ve atık teslim kayıtları tutulmalıdır. BELEDİYENİN HUKUKİ DAYANAĞI VE SORUMLULUĞU 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 14/a ve 15/g maddeleri, belediyeye çevre sağlığı, temizlik, katı atık, su, kanalizasyon, park ve yeşil alan hizmetlerini yürütme görevi veriyor. Bu görev, sorun ortaya çıktıktan sonra temizlik yapılmasının yanında, kirliliği önleyecek sürekli bir hizmet ve denetim sistemi kurulmasını da gerektiriyor. ÇEVRE İL MÜDÜRLÜĞÜ BORU, GİDER VE FOSSEPTİKLERİ İNCELEMELİ Giresun Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü; kıyıda boru, gider, fosseptik taşması veya doğrudan boşaltım bulunup bulunmadığını incelemelidir. Karavan ve çadır alanındaki atık su sistemleri, boşaltım noktaları ve taşıma kayıtları kontrol edilmelidir. Kirlilik kaynağı tespit edilirse deşarj durdurulmalı, çevresel etkinin sınırları belirlenmeli, kirlenen alan temizlenmeli ve mevzuatın öngördüğü idari işlemler uygulanmalıdır. Denetimin sonucu, hangi noktaların incelendiği ve hangi önlemlerin alındığıyla birlikte açıklanmalıdır. ÇEVRE DENETİMİNİN HUKUKİ DAYANAĞI 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8 ve 11. maddeleri, kirletmenin önlenmesi ile atık su altyapısı yükümlülüklerini düzenliyor. Aynı Kanun’un 30. maddesi, çevreyi kirleten veya bozan bir faaliyetten zarar gören ya da haberdar olan kişilere ilgili makamlara başvurarak gerekli önlemlerin alınmasını isteme hakkı tanıyor. ÇÖP BUGÜN TOPLANIR, DENETİMSİZLİK SÜRERSE YARIN YENİDEN BİRİKİR Kıyıdaki görünür çöpler bugün toplanabilir. Kuruyan otlar biçilebilir, ağaçlar sulanabilir ve kötü görüntü kısa sürede giderilebilir. Ancak aynı kirliliğin yarın yeniden oluşmasını önlemek için atık üreticisi, konteyner kapasitesi, toplama programı, tuvalet altyapısı, gri su sistemi, vidanjör kayıtları ve olası deşarj hatları birlikte denetlenmelidir. Plajlar Bölgesi için yayımlanan “aralıksız çalışma” açıklaması, sahada ölçülebilir bir karşılık bulmalıdır. Bunun göstergesi yeni bir duyuru değil; temiz tutulan kıyı, yaşayan yeşil alanlar, çalışan tuvalet altyapısı, kayıtlı atık sistemi ve sonuçları açıklanan su analizleridir.

BRUSELLOZLA MÜCADELEDE AŞI TARTIŞMASI: “KARARI BİLİM VE UZMANLIK VERMELİ” Haber

BRUSELLOZLA MÜCADELEDE AŞI TARTIŞMASI: “KARARI BİLİM VE UZMANLIK VERMELİ”

BRUSELLOZLA MÜCADELEDE AŞI TARTIŞMASI: “KARARI BİLİM VE UZMANLIK VERMELİ” Veteriner Halk Sağlığı Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Veteriner Hekim Azmi Yüksel, sığır brusellozuyla mücadelede kullanılan S19 ve RB51 aşılarına ilişkin kamuoyuna yansıyan iddiaların bilimsel veriler çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Yüksel, brusellozun yalnızca hayvan sağlığını değil, insan sağlığını, gıda güvenliğini ve hayvansal üretimi doğrudan etkileyen önemli bir zoonotik hastalık olduğuna dikkat çekti. Veteriner Halk Sağlığı Derneği, sosyal medyada sığır brusellozuyla mücadelede kullanılan Brucella abortus S19 aşısının “ilkel ve geri bir teknoloji olduğu”, yeterli koruma sağlamadığı ve RB51 aşısının daha üstün bir seçenek olduğu yönünde dile getirilen iddialara ilişkin kapsamlı bir açıklama yaptı. Dernek Yönetim Kurulu Başkanı Veteriner Hekim Azmi Yüksel, hayvan hastalıkları, zoonozlar ve veteriner aşıları konusunda kamuoyuna bilgi verilirken kişisel kanaatlerin değil, bilimsel kanıtların ve alan uzmanlarının değerlendirmelerinin esas alınması gerektiğini vurguladı. Yüksel, “Brusellozla mücadelede sözü kişisel kanaatler değil; bilim, bilimsel kanıt ve konunun uzmanları söylemelidir” ifadelerini kullandı. BRUSELLOZ İNSANLARA DA BULAŞABİLİYOR Bruselloz, Brucella cinsi bakterilerin neden olduğu, başta sığır, koyun, keçi ve domuzlar olmak üzere çeşitli hayvan türlerini etkileyen bulaşıcı bir hastalık olarak biliniyor. Hastalık hayvanlardan insanlara geçebildiği için zoonozlar arasında yer alıyor. İnsanlara bulaşma çoğunlukla; Pastörize edilmemiş süt ve süt ürünlerinin tüketilmesi, Enfekte hayvanlarla veya hayvanların doğum ve düşük materyalleriyle korunmasız temas, Kesim, doğum, aşılama ve laboratuvar işlemleri sırasında bakterinin solunması ya da deri bütünlüğünün bozulduğu alanlardan vücuda girmesi sonucunda gerçekleşebiliyor. Dünya Sağlık Örgütü, insanlardaki vakaların önemli bölümünü enfekte hayvanlardan elde edilen çiğ süt ve pastörize edilmemiş peynirlerin tüketimiyle ilişkilendiriyor. İnsanlarda ateş, yoğun terleme, halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, kas ve eklem ağrıları gibi belirtiler görülebiliyor; tedavi edilmediğinde hastalık uzun süreli veya tekrarlayıcı bir seyir gösterebiliyor. (Dünya Sağlık Örgütü) HAYVANCILIKTA YAVRU ATMA VE VERİM KAYBINA NEDEN OLUYOR Brusellozun hayvanlardaki en önemli sonuçları arasında gebeliğin özellikle ileri dönemlerinde yavru atma, ölü veya güçsüz yavru doğumu, döl tutmama, kısırlık, süt veriminde azalma ve erkek hayvanlarda üreme sistemi hastalıkları bulunuyor. Hastalık sürülerde yalnızca veteriner sağlık sorunu oluşturmuyor; üretim kaybı, hayvan değerinin düşmesi, sürü yenileme maliyetleri ve ticari kısıtlamalar nedeniyle yetiştiriciler açısından ciddi ekonomik zararlara da yol açabiliyor. Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü de brusellozu hayvan sağlığı, uluslararası ticaret, gıda güvenliği ve kırsal ekonomi üzerinde önemli etkileri bulunan bir hastalık olarak değerlendiriyor. (woah.org) “S19 AŞISINA İLKEL DEMEK BİLİMSEL DEĞİL” Azmi Yüksel, S19 aşısının eski tarihlerden beri kullanılıyor olmasının aşının bilimsel değerini ortadan kaldırmadığını belirterek şu değerlendirmede bulundu: “S19 aşısını ‘ilkel’, ‘geri teknoloji’ veya ‘koruma sağlamayan bir aşı’ olarak nitelendirmek bilimsel olarak doğru değildir. Bir aşının uzun yıllardır kullanılıyor olması, etkisiz olduğu anlamına gelmez. Önemli olan aşının etkinliğinin, güvenliğinin, uygulama yönteminin ve ülkenin hastalıkla mücadele stratejisindeki yerinin bilimsel verilerle değerlendirilmesidir.” Dünya Hayvan Sağlığı Örgütünün teknik dokümanlarında S19, sığır brusellozunun kontrolünde kullanılan temel aşılardan biri olarak yer alıyor. Türkiye’de de sığır brusellozuyla mücadelede B. abortus S19, koyun ve keçilerde ise B. melitensis Rev-1 aşılarının kullanıldığı Tarım ve Orman Bakanlığının resmî kaynaklarında belirtiliyor. (woah.org) RB51’İN AVANTAJLARI VAR, ANCAK “MUTLAK ÜSTÜN” DEĞİL Yüksel, RB51 aşısının da farklı biyolojik ve serolojik özelliklerinden kaynaklanan bazı avantajlara sahip olduğunu ancak bu durumun aşının her koşulda S19’dan daha etkili ve güvenli olduğu anlamına gelmediğini ifade etti. “Bilimsel yaklaşım, aşılardan birini bütünüyle kötüleyip diğerini modern ve kusursuz çözüm olarak sunmak değildir. Her iki aşının da avantajları, sınırlılıkları ve uygulama koşulları bulunmaktadır. Seçilecek strateji ülkenin hastalık yaygınlığına, sürü yapısına, aşılama kapasitesine, laboratuvar altyapısına ve epidemiyolojik hedeflerine göre belirlenmelidir.” WOAH belgelerinde RB51’in bazı ülkelerde sığırlarda B. abortus enfeksiyonunun önlenmesi amacıyla resmî aşı olarak kullanıldığı belirtilirken, mevcut bilimsel yaklaşım iki aşının “eski-yeni” veya “kötü-iyi” biçiminde basit bir karşıtlıkla değerlendirilmesini desteklemiyor. (woah.org) RB51 İNSAN SAĞLIĞI AÇISINDAN ÖZEL DİKKAT GEREKTİRİYOR Veteriner Halk Sağlığı Derneğinin açıklamasında RB51’in canlı bir aşı suşu olduğu, aşılama sırasında iğnenin yanlışlıkla veteriner hekime veya uygulayıcıya batması gibi kazalar sonucunda insanlara bulaşabileceği belirtildi. RB51 enfeksiyonlarının iki önemli özelliği bulunuyor: Birincisi, bu aşı suşunun neden olduğu enfeksiyonlar rutin Brucella serolojik testlerinde güvenilir biçimde tespit edilemeyebiliyor. İkincisi ise RB51’in bruselloz tedavisinde yaygın olarak kullanılan antibiyotiklerden rifampisine doğal olarak dirençli olması nedeniyle tanı ve tedavi sürecinin farklı biçimde planlanması gerekiyor. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, RB51 kaynaklı insan vakalarının çoğunlukla aşılama sırasında meydana gelen iğne batması kazalarıyla ilişkili olduğunu, bazı vakaların ise çiğ süt ve pastörize edilmemiş süt ürünleri üzerinden gelişebildiğini bildiriyor. (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri) Yüksel, bu nedenle veteriner aşılarının yalnızca yetkili kişiler tarafından, uygun koruyucu ekipman ve biyogüvenlik kuralları altında uygulanması gerektiğini belirtti. AŞILAMA TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL Brusellozun Türkiye’de varlığını sürdürmesinin yalnızca kullanılan aşıya bağlanamayacağını kaydeden Yüksel, mücadelede birbirini tamamlayan çok sayıda uygulamanın birlikte yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Hastalıkla mücadele yalnızca hayvana aşı uygulamakla tamamlanmaz. Aşılama programlarının düzenli sürdürülmesi, hastalığın aktif olarak izlenmesi, enfekte hayvan ve sürülerin belirlenmesi, hayvan hareketlerinin kontrol altında tutulması, kayıt sisteminin güçlendirilmesi ve veteriner sağlık hizmetlerinin sahada kesintisiz yürütülmesi gerekir.” Tarım ve Orman Bakanlığının yürürlükteki mücadele yaklaşımı da aşılama stratejisinin yanında sürveyans, saha çalışmaları, laboratuvar teşhisi ve hayvan hastalıklarının kontrolüne yönelik uygulamaları birlikte ele alıyor. (Tarım ve Orman Bakanlığı) ATIK YAVRU VE DOĞUM MATERYALLERİ BÜYÜK RİSK TAŞIYOR Bruselloz bulunan işletmelerde düşük yapan hayvanların yavruları, yavru zarları, plasenta, doğum sıvıları, kirlenmiş yataklık ve gübre hastalığın yayılmasında önemli rol oynuyor. Bu materyallerin çıplak elle tutulmaması, çevreye veya su kaynaklarına bırakılmaması, köpeklere verilmemesi ve veteriner hekimin yönlendirmesi doğrultusunda güvenli şekilde uzaklaştırılması gerekiyor. Düşük yapan hayvanın sürüden ayrılması, temas alanlarının temizlenip dezenfekte edilmesi ve durumun yetkili veteriner birimlerine bildirilmesi hastalığın sürü içinde yayılmasını azaltan temel önlemler arasında bulunuyor. (Veteriner Kontrol Enstitüsü) ÇİĞ SÜT VE PASTÖRİZE EDİLMEMİŞ ÜRÜNLERE KARŞI UYARI Azmi Yüksel, brusellozun halk sağlığı boyutunda tüketicilerin de dikkatli olması gerektiğini belirterek çiğ süt, taze peynir ve kaynağı belirsiz süt ürünlerine karşı uyardı. “Sütün kaynatılması veya pastörize edilmesi yalnızca ürünün dayanıklılığıyla ilgili değildir; zoonotik hastalıklara karşı temel bir halk sağlığı önlemidir. Özellikle hastalığın görüldüğü bölgelerde çiğ süt ve pastörize edilmemiş süt ürünlerinin tüketilmesi ciddi risk taşımaktadır.” WOAH, insan brusellozunun önlenmesinde enfeksiyonun hayvanlarda kontrol altına alınmasını temel yaklaşım olarak gösterirken, enfekte hayvanlardan elde edilen sütün pastörize edilmesinin insanlara bulaşma riskini önemli ölçüde azalttığını bildiriyor. (woah.org) RİSK ALTINDAKİ MESLEK GRUPLARI Bruselloz açısından özellikle; Veteriner hekimler, Hayvan yetiştiricileri, Çobanlar, Mezbaha ve kesimhane çalışanları, Kasaplar, Süt ve süt ürünü üretiminde çalışanlar, Laboratuvar personeli daha yüksek mesleki risk altında bulunuyor. Bu kişilerin doğum, düşük, kesim, nekropsi, numune alma ve aşılama işlemleri sırasında eldiven, gözlük, maske ve koruyucu giysi kullanması; iğne batması veya şüpheli materyalle temas halinde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurması gerekiyor. “BRUSELLOZ TEK SAĞLIK MESELESİDİR” Yüksel, brusellozun insan, hayvan ve çevre sağlığının birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceğini gösteren en açık hastalıklardan biri olduğunu belirtti. “Hayvan sağlığını korumadan insan sağlığını, gıda güvenliğini ve üreticinin ekonomik geleceğini korumak mümkün değildir. Brusellozla mücadele; veteriner hekimlerin, beşerî hekimlerin, laboratuvarların, kamu kurumlarının, yetiştiricilerin ve gıda sektörünün ortak sorumluluğudur.” Veteriner Halk Sağlığı Derneği, Türkiye’nin zoonotik hastalıklarla daha etkili mücadele edebilmesi için bilimsel ve teknik kararlarını mesleki esaslarla alabilen, kurumsal kapasitesi güçlü ve bağımsız hareket edebilen bir veteriner otoriteye ihtiyaç bulunduğunu vurguladı. YÜKSEL: “TOPLUMU YANILTACAK KESİN HÜKÜMLERDEN KAÇINILMALI” Veteriner Hekim Azmi Yüksel açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Üreticilerimizin bilgisi ve saha deneyimi elbette değerlidir. Ancak kişisel deneyim ve gözlemler, bilimsel kanıtların ve mesleki uzmanlığın yerine geçemez. Hayvan hastalıkları, zoonozlar ve veteriner aşıları hakkında konuşulurken bilimsel kanıtlar esas alınmalı, uzmanlık alanlarına saygı gösterilmeli ve toplumu yanıltabilecek kesin hükümlerden kaçınılmalıdır. Brusellozla mücadelede sözü bilim ve uzmanlık söylemelidir.”

KANSERDE 2050 ALARMI: DÜNYA AĞIR BİR SAĞLIK FELAKETİYLE KARŞI KARŞIYA Haber

KANSERDE 2050 ALARMI: DÜNYA AĞIR BİR SAĞLIK FELAKETİYLE KARŞI KARŞIYA

KANSERDE 2050 ALARMI: DÜNYA AĞIR BİR SAĞLIK FELAKETİYLE KARŞI KARŞIYA Dünya Sağlık Örgütü’nün 2026 Küresel Kanser Durum Raporu, kanser yükünün dünya genelinde hızla büyüdüğünü ortaya koydu. DSÖ, yeni kanser vakalarının 2050 yılına kadar neredeyse iki katına çıkabileceği uyarısıyla hükümetlere, sağlık sistemlerine ve uluslararası kuruluşlara acil eylem çağrısı yaptı. KANSER VAKALARI PATLAMA NOKTASINDA Cenevre, 8 Temmuz 2026 – Dünya Sağlık Örgütü’nün bugün yayımladığı rapor, kanserin artık yalnızca hastanelerin ve sağlık çalışanlarının değil; ülkelerin bütçelerinin, ailelerin yaşam düzeninin, sosyal güvenlik sistemlerinin ve kamu politikalarının en ağır sınavlarından biri haline geldiğini gösterdi. DSÖ’nün Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı ile birlikte hazırladığı rapora göre dünyada her yıl yaklaşık 20,6 milyon yeni kanser vakası görülüyor, yaklaşık 10 milyon insan kanser nedeniyle yaşamını yitiriyor. Mevcut gidişat değişmezse yıllık yeni kanser vakalarının 2050 yılına kadar 35 milyonun üzerine çıkması bekleniyor. Bu tablo, kanserin gelecek yıllarda daha fazla haneye, daha fazla sağlık sistemine, daha fazla ülke bütçesine ve daha fazla toplumsal maliyete ağır bir yük olarak döneceğini ortaya koyuyor. DSÖ’DEN SERT UYARI: BUGÜN ÖNLEM ALINMAZSA 2050’DE FATURA ÇOK DAHA AĞIR OLACAK DSÖ raporu, kanserle mücadelede zaman kaybının bedelinin ağır olacağını açık biçimde ortaya koydu. Rapora göre kanser yükünü azaltmanın yolu, hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi kapasitesini artırmakla sınırlı değil. Asıl mücadele; önleme, erken tanı, düzenli tarama, aşılama, tütün kontrolü, sağlıklı yaşam politikaları, çevresel risklerin azaltılması, temel ilaçlara erişim ve tedavide eşitlik üzerinden yürütülmek zorunda. Kanser vakalarının önemli bir bölümü önlenebilir risk faktörleriyle bağlantılı. Tütün kullanımı, alkol tüketimi, obezite, sağlıksız beslenme, fiziksel hareketsizlik, hava kirliliği ve bazı enfeksiyonlar kanser riskini artıran başlıca unsurlar arasında yer alıyor. İnsan papillomavirüsü, hepatit B ve C, Helicobacter pylori gibi enfeksiyonlar da bazı kanser türlerinin gelişiminde belirleyici rol oynuyor. Bu nedenle DSÖ, aşı programlarının güçlendirilmesini, enfeksiyonların önlenmesini ve toplum temelli koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılmasını kanserle mücadelenin vazgeçilmez başlıkları arasında gösteriyor. KANSERDE EŞİTSİZLİK ÖLDÜRÜYOR Raporda en çarpıcı başlıklardan biri, kanser tedavisinde ülkeler ve gelir grupları arasındaki derin uçurum oldu. Kanser tanısı alan bir kişinin hayatta kalma şansı, yalnızca hastalığın türüne ya da tıbbi gelişmelere bağlı değil; yaşadığı ülkeye, gelir düzeyine, sağlık hizmetlerine ulaşma imkanına, sigorta kapsamına, erken tanı kapasitesine ve tedaviye erişim süresine göre değişiyor. Yüksek gelirli ülkelerde erken tanı, güçlü tedavi altyapısı, ilaç erişimi ve sağlık sigortası kapsamı yaşam şansını artırırken; düşük ve orta gelirli ülkelerde hastalar çoğu zaman tanıya geç ulaşıyor, tedaviye gecikmeli başlıyor ya da temel ilaçlara erişemiyor. Bu tablo, kanserin yalnızca biyolojik bir hastalık olmadığını; aynı zamanda sosyal adalet, sağlık hakkı, kamu finansmanı, gelir eşitsizliği ve evrensel sağlık kapsamı meselesi olduğunu gösteriyor. YAŞAM ŞANSI GELİRE VE COĞRAFYAYA BAĞLI OLAMAZ DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, raporda ortaya konulan eşitsizliklerin kaçınılmaz olmadığını, siyasi tercihler ve güçlü kamu politikalarıyla tersine çevrilebileceğini vurguladı. Kanserde en ağır tablo, tıbbi bilginin var olduğu ancak sağlık hizmetine erişimin eşit olmadığı ülkelerde ortaya çıkıyor. Erken teşhis edilebilen, tedavi edilebilen ya da kontrol altına alınabilen birçok kanser türü, yoksulluk, sağlık altyapısının zayıflığı, ilaç yokluğu ve geç tanı nedeniyle ölümcül hale geliyor. Bu nedenle kanserle mücadelede asıl soru yalnızca kaç hastane yapıldığı değil; hastanın zamanında tanıya, etkili tedaviye, temel ilaca, psikososyal desteğe ve sosyal güvenceye ulaşıp ulaşamadığıdır. İLAÇ VE TEDAVİYE ERİŞİMDE DERİN UÇURUM Raporda, kanser tedavisinde kullanılan temel ilaçlara erişimde ülkeler arasında büyük farklar bulunduğu belirtildi. Yüksek gelirli ülkelerde kanser ilaçlarına, radyoterapiye, cerrahi hizmetlere ve ileri tanı yöntemlerine erişim daha güçlü seyrederken, düşük gelirli ülkelerde bu imkanların sınırlı olması hastaların yaşam şansını doğrudan etkiliyor. DSÖ’ye göre bilimsel gelişmeler tek başına hayat kurtarmaya yetmiyor. Yeni ilaçların geliştirilmesi, erken tanı teknolojilerinin yaygınlaşması ve tedavi yöntemlerinin ilerlemesi ancak bu hizmetlere adil erişim sağlandığında gerçek anlamda sonuç veriyor. Bu nedenle rapor, kanser bakımının evrensel sağlık kapsamı içinde ele alınmasını, temel kanser ilaçlarının ulaşılabilir hale getirilmesini, sağlık insan gücüne yatırım yapılmasını ve sosyal koruma mekanizmalarının güçlendirilmesini öneriyor. AKCİĞER KANSERİ ÖLÜMLERDE İLK SIRADA DSÖ verilerine göre akciğer kanseri, dünya genelinde kanser kaynaklı ölümlerin başlıca nedeni olmayı sürdürüyor. Tütün kullanımı, hava kirliliği ve çevresel riskler akciğer kanseri yükünün en önemli nedenleri arasında yer alırken, erken tanıdaki gecikmeler ölüm oranlarını artırıyor. Erkeklerde akciğer, prostat ve kolon kanserleri öne çıkarken; kadınlarda meme, akciğer ve kolon kanserleri en sık görülen kanser türleri arasında bulunuyor. Meme kanseri kadınlarda en yaygın kanser türlerinden biri olmayı sürdürürken, rahim ağzı kanseri başta olmak üzere aşı ve tarama ile önlenebilir kanserler birçok ülkede hâlâ ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. ASYA VE AVRUPA KANSER YÜKÜNÜN MERKEZİNDE Küresel kanser yükü bölgeler arasında eşit dağılmıyor. Asya, büyük nüfus yapısı nedeniyle dünyadaki kanser vakalarının ve kanser kaynaklı ölümlerin önemli bir bölümünü taşıyor. Avrupa ise dünya nüfusu içindeki payına göre daha yüksek kanser yüküyle dikkat çekiyor. Afrika ve bazı düşük gelirli bölgelerde vaka sayıları nüfus yapısı ve kayıt sistemlerinin sınırlılığı nedeniyle daha düşük görünse de ölüm oranlarının yüksekliği, erken tanı ve tedaviye erişimdeki yetersizlikleri yeniden gündeme getiriyor. Bu tablo, kanser istatistiklerinin yalnızca vaka sayısıyla değerlendirilemeyeceğini; tanı yaşı, ölüm oranı, tedaviye erişim, kayıt sistemi, sağlık altyapısı ve sosyal güvence düzeyiyle birlikte okunması gerektiğini gösteriyor. TÜTÜN AZALIYOR AMA TEHLİKE BİTMİYOR Raporda, bazı alanlarda ilerleme sağlandığı da belirtildi. Tütün kontrolü politikaları, aşılama programları, enfeksiyonların önlenmesi ve hijyen koşullarındaki iyileşmeler bazı kanser türlerinde olumlu sonuçlar doğurdu. Ancak DSÖ’ye göre bu ilerleme, artan küresel kanser yükünü durdurmak için yeterli değil. Tütün kullanımı birçok ülkede azalma eğilimi gösterse de elektronik sigara, yeni nikotin ürünleri, hava kirliliği, obezite, alkol tüketimi ve hareketsiz yaşam tarzı kanser riskini canlı tutuyor. Kanserle mücadelede kalıcı başarı için yalnızca bireysel yaşam tarzı önerileri değil; sağlıklı gıdaya erişim, temiz çevre, güçlü denetim, etkili tarama programları ve kamusal sağlık politikaları gerekiyor. KANSER AİLELERİ DE YIKIYOR Kanser, yalnızca hastanın bedenini değil, ailenin bütün yaşam düzenini etkiliyor. Tedavi süreci, gelir kaybı, yol ve bakım giderleri, iş gücü kaybı, psikolojik baskı ve sosyal izolasyon kanserin görünmeyen yükünü oluşturuyor. DSÖ raporu, kanserden etkilenen kişilerin ve ailelerin yalnızca tıbbi desteğe değil; psikososyal destek, ekonomik koruma, bakım hizmetleri ve sosyal güvenceye de ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor. Bakım verenlerin yaşadığı yük de raporda dikkat çekilen başlıklar arasında yer alıyor. Aile bireyleri çoğu zaman ücretsiz bakım emeği üstlenirken, sosyal yaşamdan uzaklaşıyor, ekonomik baskı altında kalıyor ve ruh sağlığı açısından riskli bir sürece giriyor. KANSER BAKIMI LÜKS DEĞİL, EVRENSEL SAĞLIK HAKKI DSÖ’nün 2026 Küresel Kanser Durum Raporu, ülkelerin kanserle mücadelede daha kapsayıcı, daha adil ve daha sürdürülebilir politikalar geliştirmesi gerektiğini vurguluyor. Raporda, kanser kontrolünün evrensel sağlık kapsamına dahil edilmesi, erken tanı ve tarama hizmetlerinin yaygınlaştırılması, sağlık çalışanı kapasitesinin artırılması, temel ilaçlara erişimin güçlendirilmesi, paliyatif bakım hizmetlerinin genişletilmesi ve hastaların karar alma süreçlerine dahil edilmesi çağrısı yapılıyor. Kanser politikalarının yalnızca hastane merkezli değil; toplum temelli, önleyici, eşitlikçi ve insan odaklı biçimde planlanması gerektiği belirtiliyor. 2050 İÇİN SON UYARI: BUGÜN ATILMAYAN ADIM YARIN CAN KAYBI OLARAK DÖNECEK Veteriner Halk Sağlığı Derneği Başkanı Azmi Yüksel, DSÖ’nün 2026 Küresel Kanser Durum Raporu’nun yalnızca sağlık otoritelerine değil, tüm kamu yönetimlerine açık bir uyarı niteliği taşıdığını belirterek, kanserle mücadelede gecikmenin gelecek kuşaklar için çok daha ağır sonuçlar doğuracağını ifade etti. Yüksel, bugün alınacak kararların 2050’ye gelindiğinde sağlık sistemlerinin, ailelerin ve toplumların taşıyacağı kanser yükünü belirleyeceğine dikkat çekerek, kanser vakalarının 35 milyonun üzerine çıkabileceği öngörüsünün erken tanıdan ilaç erişimine, aşılama programlarından tütün kontrolüne, sağlıklı yaşam politikalarından sosyal güvenceye kadar geniş bir alanda daha güçlü adımlar atılmasını zorunlu hale getirdiğini vurguladı. Kanserle mücadelede başarının, hastalığı yalnızca tedavi edilecek bir klinik tablo olarak görmekle sağlanamayacağını belirten Yüksel, önlenebilir risklerin azaltılması, sağlık eşitsizliklerinin giderilmesi, ailelerin korunması ve herkes için erişilebilir sağlık hizmetinin güvence altına alınmasının bütüncül bir kamu politikasıyla mümkün olacağını kaydetti. Kaynak: Dünya Sağlık Örgütü’nün 8 Temmuz 2026’da yayımladığı 2026 Küresel Kanser Durum Raporu; DSÖ/IARC Global Cancer Observatory verileri ve DSÖ/IARC’nin 2026 yılı küresel kanser önleme analizleri.

GİRESUN’DA DENİZ SUYU ANALİZLERİ AÇIKLANDI: 23 NOKTANIN TAMAMINDA SONUÇ “İYİ” Haber

GİRESUN’DA DENİZ SUYU ANALİZLERİ AÇIKLANDI: 23 NOKTANIN TAMAMINDA SONUÇ “İYİ”

GİRESUN’DA DENİZ SUYU ANALİZLERİ AÇIKLANDI: 23 NOKTANIN TAMAMINDA SONUÇ “İYİ” Giresun Valiliği, 2026 yılı yaz sezonu kapsamında kent genelinde halkın yoğun olarak denize girdiği noktalardan alınan yüzme suyu numunelerinin analiz sonuçlarını açıkladı. İl Sağlık Müdürlüğü tarafından 29 Haziran 2026 tarihinde alınan 23 deniz suyu numunesi, Giresun Halk Sağlığı Laboratuvarında incelendi. Açıklanan resmi tabloya göre numune alınan tüm noktalarda sonuç “iyi” olarak değerlendirildi. VALİLİK: 23 NUMUNE LABORATUVARDA ANALİZ EDİLDİ Giresun Valiliği tarafından yapılan açıklamada, 2026 yılı yaz sezonu kapsamında deniz suyu analizlerinin sürdüğü bildirildi. Açıklamada, Giresun’da halkın yoğun olarak denize girdiği ve Valilik tarafından belirlenen izleme noktalarından 29 Haziran 2026 tarihinde numuneler alındığı belirtildi. İl Sağlık Müdürlüğü ekiplerince alınan 23 adet yüzme suyu numunesinin Giresun Halk Sağlığı Laboratuvarında analiz edildiği kaydedildi. Açıklanan tabloda, Giresun merkez ile Bulancak, Eynesil, Görele, Keşap, Piraziz ve Tirebolu ilçelerinde belirlenen plaj ve kıyı noktalarına yer verildi. Tabloda yer alan tüm noktalarda sonuç açıklaması “iyi” olarak kayda geçti. Raporda ayrıca, deniz suyu numunelerinin sezon boyunca her 15 günde bir alınmaya devam edeceği bilgisi paylaşıldı. MERKEZ VE İLÇELERDEKİ TÜM NOKTALAR “İYİ” OLARAK AÇIKLANDI Analiz tablosuna göre Giresun merkezde Köy Hizmetleri Önü Plajı, Emniyet Plajı, Jandarma Plajı, Polis Evi Plajı ve Çerkez Önü Plajı’ndan numune alındı. Bulancak’ta Bulancak Plajı, Belediye Halk Plajı, Burunucu Küçüklü Plajı ve Burunucu Plajı; Eynesil’de Boztepealtı Plajı; Görele’de Görele Çavuşlu Plajı, Deliklitaş Halk Plajı ve Asarkaya Plajı; Keşap’ta Uzuncakum Halk Plajı, T1 Plajı ve Kütük Ev Önü Plajı; Piraziz’de Villa Önü Plajı ve Maden Koyu Plajı; Tirebolu’da ise Kaynarca Aile Plajı, Belediye Plajı, Uzunkum Plajı, Bada Plajı ve Yılgın Aile Plajı analiz edilen noktalar arasında yer aldı. Resmi tabloda bu 23 noktanın tamamı için sonuç sütununda “iyi” ifadesi kullanıldı. AÇIKLANAN TABLO NE SÖYLÜYOR? Valilik tarafından yayımlanan tablo, 29 Haziran 2026 tarihinde alınan numuneler üzerinden Giresun’daki belirlenen yüzme alanlarında deniz suyu kalitesinin yüzme açısından uygun sınıfta değerlendirildiğini gösteriyor. Bu yönüyle açıklama, yaz sezonunda denize girilen alanların resmi izleme programı kapsamında takip edildiğini ve laboratuvar sonuçlarına göre tüm noktalarda olumlu değerlendirme yapıldığını ortaya koyuyor. Ancak tablo, kamuoyuna yalnızca sonuç sınıfını gösteriyor. Her plaj için E. coli ve İntestinal Enterokok gibi yüzme suyu kalitesinde belirleyici olan mikrobiyolojik parametrelerin gerçek ölçüm değerleri ayrı ayrı açıklanmıyor. Tablonun alt bölümünde bu parametrelerin yönetmelik kapsamında kullanılan kalite değerleri yer alsa da, her bir plajda ölçülen sayısal sonuçların kamuoyuna açık biçimde verilmemesi, değerlendirmeyi sınırlı hale getiriyor. “İYİ” SONUCU ÖNEMLİ, ANCAK SAYISAL DEĞERLER DE AÇIKLANMALI Deniz suyu analizlerinde yalnızca “iyi” ifadesinin yer alması, vatandaş açısından genel bir güven bilgisi verir; fakat su kalitesinin sınır değerlere ne kadar yakın olduğunu, önceki analizlere göre iyileşme ya da kötüleşme olup olmadığını ve plajlar arasındaki kalite farklarını göstermeye yetmez. Bir plajda sonuç “iyi” çıkmış olabilir; ancak bu sonuç, sınır değerin oldukça altında da olabilir, sınıra yakın bir seviyede de olabilir. Bu farkın görülebilmesi için her nokta özelinde ölçülen E. coli ve İntestinal Enterokok değerlerinin, kullanılan birim ve yönetmelikteki sınır değerlerle birlikte yayımlanması gerekir. Bu nedenle açıklanan tablo resmi izleme sonucu açısından anlamlı olmakla birlikte, halk sağlığı açısından daha şeffaf ve karşılaştırılabilir bir rapor için daha ayrıntılı veri ihtiyacı devam ediyor. RAPORDA HANGİ DETAYLAR YER ALMALI? Uzman değerlendirmesi yapılabilmesi ve vatandaşın daha sağlıklı bilgilendirilebilmesi için deniz suyu analiz tablolarında yalnızca “iyi”, “orta” ya da “kötü” gibi sonuç ifadeleri değil, ölçümün arka planını gösteren teknik bilgiler de bulunmalı. Bu kapsamda her plaj için şu bilgilerin açıklanması önem taşıyor: Açıklanması Gereken Bilgi Neden Önemli? E. coli değeri Dışkı kaynaklı mikrobiyolojik kirlilik riskini gösterir. İntestinal Enterokok değeri Deniz suyunda mikrobiyolojik kalite değerlendirmesinin temel göstergelerindendir. Ölçüm birimi Sonucun hangi birimle hesaplandığını gösterir. Yönetmelik sınır değeri Sonucun hangi eşiğe göre “iyi” sayıldığını açıklar. Numune alma saati Gün içindeki kullanım yoğunluğu ve çevresel koşullar açısından önemlidir. Hava ve deniz durumu Yağmur, rüzgâr, dalga ve akıntı sonucu etkileyebilir. Son 24-48 saatlik yağış bilgisi Yağış sonrası dere ve yüzey akışı nedeniyle kirlilik riski artabilir. Önceki analiz sonucu Aynı noktada kalite eğilimini gösterir. Numune alma noktası detayı Kıyıdan uzaklık, derinlik ve çevresel riskler açısından önemlidir. Laboratuvar yöntemi Analizin hangi bilimsel yöntemle yapıldığını gösterir. YAĞIŞ, DERE AĞIZLARI VE AKINTI DENİZ SUYU KALİTESİNİ DEĞİŞTİREBİLİR Yüzme suyu kalitesi sabit bir veri değildir. Bir plajda belirli bir tarihte alınan numune “iyi” çıkabilir; ancak sonraki günlerde yağış, dere deşarjı, kanalizasyon hattı arızası, yoğun kullanım, liman etkisi, akıntı yönü veya kıyıdaki yapılaşma gibi nedenlerle kalite değişebilir. Bu nedenle deniz suyu analizlerinin 15 günde bir yapılması önemli olmakla birlikte, özellikle yoğun yağışlardan sonra, dere ağızlarına yakın bölgelerde ve yaz sezonunda yoğun kullanılan plajlarda ek izleme yapılması halk sağlığı açısından daha güçlü bir güvence sağlayacaktır. Giresun gibi derelerin denizle buluştuğu, kıyı yerleşiminin yoğun olduğu ve yaz aylarında sahil kullanımının arttığı kentlerde, deniz suyu kalitesinin yalnızca dönemsel sonuçlarla değil, çevresel risklerle birlikte değerlendirilmesi gerekir. KAMUOYUNUN GÖRMEK İSTEYECEĞİ VERİ DAHA AYRINTILI OLMALI Valilik açıklaması, deniz suyu kalitesinin izlendiğini ve 23 noktada “iyi” sonucu alındığını ortaya koyması bakımından olumlu bir kamu bilgilendirmesi niteliği taşıyor. Ancak kamuoyunun daha sağlıklı değerlendirme yapabilmesi için analiz sonuçlarının açık veri niteliğinde yayımlanması gerekiyor. Vatandaşın bilmek isteyeceği temel sorular şunlar: Soru Mevcut Tabloda Cevabı Var mı? Hangi plajlarda sonuç iyi çıktı? Var Numune hangi tarihte alındı? Var E. coli değeri kaç çıktı? Yok İntestinal Enterokok değeri kaç çıktı? Yok Sonuç sınır değere yakın mı? Yok Önceki analize göre değişim var mı? Yok Yağış sonrası özel ölçüm yapıldı mı? Yok Numune alma saati nedir? Yok Hava ve deniz koşulları nasıldı? Yok Bu eksikler, açıklanan sonucun değerini ortadan kaldırmaz; ancak tablonun denetlenebilirliğini ve karşılaştırılabilirliğini azaltır. HALK SAĞLIĞI AÇISINDAN DAHA ŞEFFAF RAPORLAMA GEREKİYOR Deniz suyu analizleri yalnızca teknik bir laboratuvar işlemi değil, aynı zamanda halk sağlığını ilgilendiren önemli bir kamusal bilgilendirme alanıdır. Özellikle çocuklar, yaşlılar, bağışıklık sistemi zayıf kişiler ve kronik hastalığı bulunan vatandaşlar açısından yüzme suyu kalitesi doğrudan sağlık riskiyle bağlantılıdır. Bu nedenle analiz sonuçlarının “iyi” şeklinde özetlenmesi yerine, her nokta için ölçülen değerlerin açıkça yayımlanması; önceki ölçümlerle karşılaştırılması ve riskli çevresel koşulların ayrıca belirtilmesi daha doğru bir kamu yönetimi yaklaşımı olacaktır. SORULAR Bu açıklamanın ardından İl Sağlık Müdürlüğü ve Valiliğe yöneltilebilecek sorular şöyle sıralanabilir: Her plaj için ölçülen E. coli ve İntestinal Enterokok değerleri nedir? Sonuçlar yönetmelikteki sınır değerlere ne kadar yakındır? Önceki analiz dönemine göre hangi noktalarda iyileşme veya kötüleşme vardır? Yoğun yağışlardan sonra ek numune alınmakta mıdır? Dere ağızlarına, limanlara veya yoğun yapılaşmaya yakın plajlarda özel izleme yapılmakta mıdır? Sezon boyunca yayımlanacak analizlerde sayısal değerler kamuoyuyla paylaşılacak mıdır? Plaj bazlı risk değerlendirmesi yapılmakta mıdır? DENİZ SEZONUNDA DÜZENLİ İZLEME ÖNEM TAŞIYOR Giresun’da açıklanan son analiz sonuçları, 2026 yaz sezonunun başında 23 noktada deniz suyu kalitesinin olumlu değerlendirildiğini gösterdi. Bu veri, denize girmek isteyen vatandaşlar açısından önemli bir güven bilgisi sunuyor. Bununla birlikte, deniz suyu kalitesinin değişken yapısı nedeniyle analizlerin düzenli biçimde sürdürülmesi, sonuçların daha ayrıntılı yayımlanması ve çevresel risklerin kamuoyuyla paylaşılması gerekiyor. Giresun’da 29 Haziran 2026 tarihinde alınan numuneler üzerinden açıklanan tabloya göre tüm noktalar “iyi” sınıfında yer aldı. Ancak sağlıklı, bilimsel ve denetlenebilir bir kamu bilgilendirmesi için bundan sonraki analizlerde yalnızca sonuç sınıfının değil, her plaja ait mikrobiyolojik değerlerin de açıkça paylaşılması bekleniyor.

PLAJLAR BÖLGESİNDE KAMU SAĞLIĞI VE GÜVENLİK ALARMI Haber

PLAJLAR BÖLGESİNDE KAMU SAĞLIĞI VE GÜVENLİK ALARMI

TABELA KALKTI, ÇADIRLAR KALDI: PLAJLAR BÖLGESİNDE KAMU SAĞLIĞI VE GÜVENLİK ALARMI BİLİMSEL VERİLER UYARIYOR: DENETİMSİZ SAHİL KONAKLAMASI; HİJYEN, ATIK SU, YÜZME SUYU KALİTESİ, ÇEVRE SAĞLIĞI VE ADLİ GÜVENLİK AÇISINDAN RİSK OLUŞTURABİLİR Giresun Plajlar Bölgesi’nde daha önce kamuoyuna yansıyan çadır görüntüleriyle ilgili sorun çözülmedi. Bölgeden gelen son fotoğraflar, sahil hattında çok sayıda çadırın kurulu olduğunu, bazı alanların fiilen kamp-konaklama bölgesi görüntüsüne dönüştüğünü, çevrede otluk ve bakımsız alanların bulunduğunu, sahil çevresinde atık ve düzensiz kullanım izlerinin dikkat çektiğini ortaya koyuyor. Daha önce bölgede bulunduğu belirtilen “çadır kurmak yasaktır” uyarı tabelasının artık görüntülerde yer almadığı, buna karşılık çadırların sahil hattı boyunca varlığını sürdürdüğü görülüyor. Bu tablo, artık yalnızca “çadır kuruldu” başlığıyla açıklanabilecek basit bir görüntü değildir. Sorun; kıyının ortak kullanım hakkı, halk sağlığı, yüzme suyu güvenliği, atık su yönetimi, temizlik, kanalizasyon, haşere riski, çocukların ve ailelerin güvenliği, gece denetimi ve olası adli olaylarda sorumluluk başlıklarını birlikte ilgilendiren çok yönlü bir kamu yönetimi meselesine dönüşmüştür. Dünya Sağlık Örgütü’nün rekreasyonel su kalitesi rehberleri, deniz, göl ve benzeri yüzme alanlarında halk sağlığının korunması için su kalitesinin sistemli biçimde yönetilmesi gerektiğini vurguluyor. Bu yaklaşım, yalnızca denizin kendisini değil; plaj çevresindeki atık, insan kaynaklı kirlenme, hijyen, denetim ve risk yönetimini de kapsıyor. (Dünya Sağlık Örgütü) SORUN ÇÖZÜLMEDİ, SADECE TABELA GİTTİ Plajlar Bölgesi’nde önceki süreçte “çadır kurmak yasaktır” uyarısının bulunduğu alanda çadırların yer alması kamuoyunda tepki çekmişti. O dönem sorulan soru açıktı: Yasak tabelası varken bu çadırlar neden kaldırılmıyor? Bugün ise tablo daha farklı ve daha ciddi bir noktaya gelmiş durumda. Son görüntülerde yasak tabelasının yerinde olmadığı, ancak çadırların aynı şekilde durduğu görülüyor. Bu nedenle kamuoyu şu soruların yanıtını bekliyor: Çadır kurma yasağı kaldırıldı mı? Kaldırıldıysa bu karar hangi kurum tarafından, hangi mevzuata göre alındı? Yasak devam ediyorsa tabela neden kaldırıldı? Çadırlar izinli mi, izinsiz mi? İzinliyse alanın altyapısı, hijyen düzeni, güvenlik sistemi ve atık su yönetimi nerede? İzinsizse neden işlem yapılmıyor? Bir kamu alanında sorun varsa çözüm uyarı levhasını kaldırmak değildir. Çözüm; sahayı denetlemek, sorumluluğu netleştirmek, halk sağlığı riskini ölçmek, atık ve kanalizasyon düzenini açıklamak, güvenlik önlemlerini göstermek ve kamuoyunu şeffaf biçimde bilgilendirmektir. KIYILAR HALKINDIR: KAMU YARARI ESASTIR Türkiye’de kıyıların kullanımı yalnızca yerel uygulama ya da idari tercih meselesi değildir. Kıyı Kanunu’na göre kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır; herkesin eşit ve serbest yararlanmasına açıktır ve kıyı ile sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Mevzuat ayrıca kıyılarda herkesin eşit ve serbest yararlanmasını engelleyebilecek uygulamaların kamu yararı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. (Korumakurullari) Bu nedenle Plajlar Bölgesi’nde yan yana kurulan çadırlar, brandalarla kapatılmış alanlar, sahil hattının belirli bölümlerinde fiili kullanım düzeni oluşturulması ve halkın ortak alanının konaklama görüntüsüne dönüşmesi yalnızca görüntü kirliliği değildir. Bu durum, kıyının halkın ortak kullanımından uzaklaşıp uzaklaşmadığı sorusunu gündeme getirir. Kamu yararı ilkesinin gereği şudur: Sahil hattı, belli kişilerin uzun süreli ve denetimsiz konaklama alanına dönüşmemeli; çocukların, ailelerin, yaşlıların, gençlerin, yürüyüş yapanların ve denize giren yurttaşların güvenli, temiz ve eşit kullanımına açık tutulmalıdır. BİLİMSEL RİSK: TUVALET VE ATIK SU SORUNU GÖRMEZDEN GELİNEMEZ Çadırda yaşam varsa tuvalet ihtiyacı vardır. Su kullanımı varsa kirli su vardır. Yemek yapılıyorsa bulaşık suyu ve yemek artığı vardır. Kişisel temizlik varsa gri su vardır. Geceleme varsa güvenlik ve kayıt sorunu vardır. Bilimsel açıdan plaj alanlarında en kritik başlıklardan biri, insan kaynaklı dışkısal kirlenme ve mikrobiyolojik risklerdir. Dünya Sağlık Örgütü, rekreasyonel su alanlarında halk sağlığının korunması için özellikle dışkısal kirlenme kaynaklarının belirlenmesi ve yönetilmesi gerektiğini vurgular. Türkiye’de yürürlükte bulunan Yüzme Suyu Kalitesinin Yönetimine Dair Yönetmelik de yüzme sularında kaliteyi etkileyen mikrobiyolojik kirlilik ve atık varlığını halk sağlığı riski kapsamında değerlendirir; yüzme alanları için izleme, sınıflandırma, kirlilik nedenlerini belirleme, halkı bilgilendirme ve riski azaltıcı idari önlemleri tarif eder. (Dünya Sağlık Örgütü) Bu nedenle Plajlar Bölgesi’nde şu sorular bilimsel ve idari açıdan zorunlu hale gelmiştir: Çadırda kalanların tuvalet ihtiyacı nerede karşılanıyor? Bu alanlarda yeterli tuvalet, duş ve el yıkama imkânı var mı? Varsa kim temizliyor, hangi sıklıkla temizliyor, hangi kurum denetliyor? Atık su nereye gidiyor? Kanalizasyon bağlantısı var mı? Kanalizasyon yoksa kirli suyun toprağa, sahile veya denize karışması nasıl önleniyor? Bu sorulara resmi yanıt verilmeden, çadırların sahil hattında varlığını sürdürmesi yalnızca idari bir eksiklik değil, halk sağlığı açısından da ciddi bir belirsizliktir. YÜZME SUYU KALİTESİ: E. COLI VE ENTEROKOK TAKİBİ YAPILIYOR MU? Yüzme suyu güvenliğinde bilimsel izleme yalnızca gözle yapılmaz. Türkiye’de yüzme suyu kalitesine yönelik izleme çalışmaları 25 Eylül 2019 tarihli ve 30899 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik doğrultusunda yürütülmektedir. Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü de yüzme suyu kalitesinin bu yönetmelik kapsamında izlendiğini belirtmektedir. (Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü) Yönetmelikte yüzme suyu kalitesinin değerlendirilmesinde mikrobiyolojik parametreler önem taşır. Özellikle Escherichia coli ve intestinal enterokok gibi dışkısal kirlilik göstergeleri, yüzme alanlarında insan sağlığı açısından kritik parametrelerdir. (Resmi Gazete) Bu nedenle Plajlar Bölgesi için kamuoyunun bilmesi gereken sorular şunlardır: Bu bölgede düzenli yüzme suyu numunesi alınıyor mu? Son E. coli ve intestinal enterokok sonuçları nedir? Çadır yoğunluğu görülen noktalara yakın bölgelerde ayrıca numune alındı mı? Atık su, çöp, tuvalet ve insan kaynaklı kullanım nedeniyle kısa dönem kirlilik riski değerlendirildi mi? Sonuçlar halka açık şekilde duyuruldu mu? Bir plajın güvenli olduğu yalnızca “denize giriliyor” denilerek anlaşılamaz. Bilimsel ölçüm, düzenli izleme ve halka açık bilgilendirme gerekir. PLAJ KUMU DA RİSK ALANIDIR Halk sağlığı açısından risk yalnızca deniz suyuyla sınırlı değildir. Plaj kumunda da mikrobiyal riskler görülebilir. Plaj kumlarındaki mikrobiyal tehlikelere ilişkin bilimsel değerlendirmeler, dışkısal ve dışkısal olmayan çeşitli patojenlerin plaj kumlarında tespit edilebildiğini; bu nedenle plaj kumu izlemesinin rekreasyonel su güvenliği programlarına entegre edilmesinin risk yönetimi açısından önemli olduğunu belirtmektedir. (MDPI) Görüntülerde çadırların doğrudan sahil ve kum hattına yakın kurulduğu, bazı alanlarda atık izlerinin bulunduğu görülmektedir. Bu durum şu soruları gündeme getirir: Çadırların çevresindeki kum ve zemin temizleniyor mu? Yemek artıkları, dışkısal bulaş riski, çöp, cam kırığı ve kesici-delici atık kontrolü yapılıyor mu? Çocukların oynadığı kum alanlarında mikrobiyolojik risk değerlendirmesi yapıldı mı? Plaj kumu, yalnızca gözle temizlik değil, sağlık açısından da denetleniyor mu? Bilimsel yaklaşım şunu söyler: Plaj yönetimi yalnızca deniz suyunu değil, kum alanını, atık kaynaklarını, kullanıcı davranışını, tuvalet altyapısını ve hijyen düzenini birlikte değerlendirmelidir. ÇÖP, YEMEK ARTIĞI VE HAŞERE RİSKİ Paylaşılan görüntülerde sahil hattında çadırların yanı sıra düzensiz çevre kullanımı, bazı noktalarda atık izleri ve yoğun otluk alanlar dikkat çekiyor. Uzun süreli ya da kontrolsüz çadır konaklaması, beraberinde yemek artığı, ambalaj atığı, plastik, cam şişe, organik çöp, kötü koku ve haşere riskini getirir. Yaz aylarında bu risk daha da artar. Açıkta kalan yemek artıkları sinek, böcek, kemirgen ve kötü kokuya neden olabilir. Cam kırıkları çocuklar ve denize girenler için yaralanma riski oluşturabilir. Kontrolsüz ocak, tüp veya ateş kullanımı yangın tehlikesini artırabilir. Bu nedenle yapılması gerekenler bilimsel ve idari açıdan açıktır: Kapalı çöp toplama noktaları oluşturulmalı. Çöp toplama sıklığı kamuoyuna açıklanmalı. Yemek artığı ve organik atık denetlenmeli. Cam şişe, kesici atık ve tehlikeli atık kontrolü yapılmalı. Haşere ve kemirgen mücadelesi planlanmalı. Otluk alanlar düzenli biçimde temizlenmeli. Yangın riski açısından tüp, ocak, mangal ve açık ateş kullanımı denetlenmeli. Çevre Kanunu’nda da çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi konusunda başta idare olmak üzere herkesin görevli olduğu, alınan tedbirlere ve belirlenen esaslara uyma yükümlülüğü bulunduğu belirtilmektedir. (Web Dosya) DENETİMSİZ GECE KONAKLAMASI GÜVENLİK SORUNUDUR Plajlar Bölgesi yalnızca gündüz kullanılan bir deniz alanı değildir. Çadır varsa geceleme ihtimali vardır. Geceleme varsa kamu güvenliği sorunu vardır. Kimlerin kaldığı, ne kadar süre kaldığı, giriş çıkışların nasıl takip edildiği, alanda kayıt tutulup tutulmadığı, gece devriyesi yapılıp yapılmadığı, kolluk ve zabıta denetiminin hangi sıklıkla yürütüldüğü bilinmemektedir. Bu noktada habercilik açısından dikkatli bir dil kullanmak gerekir: Somut tespit olmadan kimseye suç isnadı yapılamaz. Ancak denetimsiz gece kullanımının; alkol kullanımı, uyuşturucu şüphesi, fuhuş iddiaları, kavga, hırsızlık, taciz, çevreye rahatsızlık verilmesi ve benzeri adli riskleri gündeme getirmesi doğal ve meşru bir kamu güvenliği kaygısıdır. Kamu idaresinin görevi olay olduktan sonra açıklama yapmak değil; olay yaşanmadan önce riskleri azaltmaktır. Bugün sorulması gereken soru çok nettir: Yarın bu bölgede bir adli olay yaşansa sorumlu kim olacaktır? Çadırların orada kalmasına kim izin vermektedir? İzin yoksa kim göz yummaktadır? Gece denetimini kim yapmaktadır? Alanda kalan kişiler kayıt altında mıdır? Alkol, uyuşturucu, fuhuş, kavga, hırsızlık veya taciz gibi risklere karşı hangi önleyici tedbirler alınmıştır? Çocukların ve ailelerin güvenliği hangi kurumun sorumluluğundadır? Bu soruların açık cevabı yoksa, ortada yalnızca bir çadır görüntüsü değil, kamu düzeni boşluğu vardır. ÇOCUKLARIN VE AİLELERİN KULLANDIĞI ALANDA BELİRSİZLİK KABUL EDİLEMEZ Plajlar Bölgesi, Giresun halkının ortak kullanım alanıdır. Aileler çocuklarıyla bu alana geliyor. Vatandaşlar denize giriyor. İnsanlar yürüyüş yapıyor. Gençler sahilden yararlanıyor. Bir yurttaş çocuğuyla plaja geldiğinde şu güvenceyi bekler: Deniz suyu izleniyor mu? Kum alanı temiz mi? Çöp ve cam kırığı var mı? Tuvaletler hijyenik mi? Atık su kontrol altında mı? Gece kimlerin kaldığı biliniyor mu? Adli risklere karşı denetim var mı? Olası bir olayda müdahale edecek sorumlu kurum belli mi? Bu sorular vatandaşın en doğal hakkıdır. Kamu idaresinin görevi de bu güveni sağlamaktır. BİLİMSEL YAKLAŞIM NE DİYOR? Dünya Sağlık Örgütü’nün rekreasyonel su kalitesi yaklaşımı, yüzme alanlarında halk sağlığının korunması için yalnızca ölçüm değil, bütüncül risk yönetimi gerektiğini ortaya koyar. Bu kapsamda su kalitesi, kirlilik kaynakları, kullanıcı yoğunluğu, atık yönetimi, halkın bilgilendirilmesi ve risk azaltıcı önlemler birlikte değerlendirilmelidir. (Dünya Sağlık Örgütü) CDC de yüzme ve suyla temas edilen alanlarda mikroplar nedeniyle hastalık oluşabileceğini, özellikle çocuklar, bağışıklık sistemi zayıf kişiler ve hassas grupların daha fazla risk altında olabileceğini belirtmektedir. (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri) Bu bilimsel çerçeveye göre Plajlar Bölgesi’nde yapılması gerekenler nettir: Risk kaynağı belirlenmeli. Tuvalet ve atık su altyapısı açıklanmalı. Yüzme suyu ve gerekirse kum alanı izlenmeli. Çöp ve yemek artığı yönetimi sağlanmalı. Haşere ve kemirgen riski kontrol altına alınmalı. Gece konaklaması varsa kayıt ve güvenlik sistemi kurulmalı. Halk açıkça bilgilendirilmeli. Yetki ve sorumluluk zinciri ilan edilmeli. YAPILMASI GEREKENLER: SAHİL İÇİN ACİL EYLEM PLANI Plajlar Bölgesi’nde artık geçici ve sessiz müdahaleler yeterli değildir. Bilimsel, idari ve hukuki açıdan uygulanması gereken acil adımlar şunlardır: 1. ÇADIRLARIN STATÜSÜ AÇIKLANMALI İlk yapılması gereken, çadırların izinli mi izinsiz mi olduğunun kamuoyuna açıklanmasıdır. İzinliyse hangi kurumun, hangi tarihte, hangi süreyle ve hangi şartlarla izin verdiği duyurulmalıdır. İzinsizse neden işlem yapılmadığı açıklanmalıdır. 2. ALAN KAMP ALANI İSE RESMİ STATÜSÜ BELİRLENMELİ Eğer bu bölge fiilen kamp alanı olarak kullanılacaksa bunun adı konulmalıdır. Resmi kamp alanı olacaksa; tuvalet, duş, atık su, çöp, güvenlik, kayıt, yangın önlemi, sağlık denetimi ve süre sınırı olmadan işletilemez. Eğer kamp alanı değilse, sahil hattının kontrolsüz konaklama bölgesine dönüşmesine izin verilmemelidir. 3. TUVALET VE KANALİZASYON ALTYAPISI DENETLENMELİ Çadırda kalanların tuvalet ihtiyacı, el yıkama imkânı, duş kullanımı, bulaşık ve kişisel temizlik düzeni incelenmelidir. Atık suyun nereye gittiği belgelenmelidir. Kanalizasyon bağlantısı yoksa geçici konaklamaya izin verilmemelidir. 4. YÜZME SUYU SONUÇLARI HALKA AÇIKLANMALI Bölgede E. coli ve intestinal enterokok sonuçları başta olmak üzere yüzme suyu analizleri kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Çadır yoğunluğu olan noktalara yakın alanlarda ek numune alınıp alınmadığı açıklanmalıdır. Kısa dönem kirlilik riski varsa halk bilgilendirilmelidir. 5. PLAJ KUMU VE ZEMİN TEMİZLİĞİ KONTROL EDİLMELİ Çocukların oynadığı, vatandaşların yürüdüğü ve çadırların kurulduğu kum-zemin hattında temizlik yapılmalı; cam kırığı, kesici atık, dışkısal bulaş, yemek artığı ve çöp riski denetlenmelidir. 6. ÇÖP, YEMEK ARTIĞI VE HAŞEREYLE MÜCADELE PLANI AÇIKLANMALI Sahil hattında düzenli temizlik planı ilan edilmeli, kapalı çöp kutuları artırılmalı, organik atıklar sık toplanmalı, haşere ve kemirgen mücadelesi yapılmalıdır. 7. OTLUK VE BAKIMSIZ ALANLAR TEMİZLENMELİ Fotoğraflarda görülen yoğun otluk alanlar yalnızca görüntü sorunu değildir. Yangın, haşere, kene, kemirgen ve güvenlik riski oluşturabilir. Bu alanların düzenli biçimde temizlenmesi gerekir. 8. GECE DENETİMİ VE KAYIT SİSTEMİ KURULMALI Alanda geceleme varsa, kimlerin kaldığı kayıt altına alınmalıdır. Kolluk, zabıta ve ilgili birimler tarafından düzenli gece denetimi yapılmalıdır. Kayıtsız, kontrolsüz ve süresiz konaklamaya izin verilmemelidir. 9. ADLİ RİSKLERE KARŞI SORUMLULUK ZİNCİRİ BELİRLENMELİ Alkol, uyuşturucu, fuhuş, kavga, hırsızlık, taciz ve benzeri riskler konusunda önleyici denetim yapılmalıdır. Yarın bir olay yaşanması halinde sorumluluğun hangi kurumda olduğu bugünden belirlenmelidir. 10. HALK BİLGİLENDİRİLMELİ Plaj girişlerinde yalnızca yasak tabelası değil; su kalitesi, temizlik, kullanım kuralları, kamp yasağı veya kamp koşulları, acil iletişim hattı ve sorumlu kurum bilgileri yer almalıdır. İLGİLİ KURUMLARA AÇIK ÇAĞRI Giresun Plajlar Bölgesi için artık şu soruların kamuoyuna açık biçimde yanıtlanması gerekiyor: Bu çadırlar izinli mi, izinsiz mi? Çadır kurmak yasaksa tabela neden kaldırıldı? Yasak kalktıysa karar hangi kurum tarafından alındı? Alanda kalan kişiler kayıt altında mı? Tuvalet ihtiyacı nasıl karşılanıyor? Atık su ve kanalizasyon sorunu nasıl çözülüyor? Yüzme suyu analizleri düzenli yapılıyor mu? E. coli ve intestinal enterokok sonuçları nedir? Çöpler hangi sıklıkla toplanıyor? Yemek artıkları, cam atıklar ve haşere riski nasıl denetleniyor? Gece güvenliği nasıl sağlanıyor? Alkol, uyuşturucu, fuhuş ve adli olay risklerine karşı hangi önlemler alınıyor? Yarın bir olay yaşanırsa sorumlu kim olacak? Bu soruların yanıtı, yalnızca gazetecilerin değil, Giresun halkının hakkıdır. BU SAATTEN SONRA “BİZ BİLMİYORDUK” DENİLEMEZ Fotoğraflar ortadadır. Çadırlar ortadadır. Sahil hattındaki düzensiz kullanım ortadadır. Atık, hijyen, tuvalet, kanalizasyon, güvenlik ve adli risk soruları ortadadır. Bilimsel veriler, rekreasyonel su alanlarında halk sağlığının korunması için risk kaynaklarının belirlenmesi, izlenmesi, yönetilmesi ve halkın bilgilendirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. (Dünya Sağlık Örgütü) Bu saatten sonra Plajlar Bölgesi’nde bir çevre kirliliği, halk sağlığı sorunu, çocukların güvenliğini ilgilendiren bir olay, yangın, kavga, taciz, hırsızlık, uyuşturucu vakası, fuhuş iddiası ya da başka bir adli olay yaşanırsa kimse “biz bilmiyorduk” diyemez. Çünkü sorun görünürdür. Risk görünürdür. GİRESUN SAHİLİ SAHİPSİZ DEĞİLDİR Plajlar Bölgesi’nde yaşanan tablo bir çadır meselesi değildir. Bu mesele; halk sağlığı, çevre temizliği, yüzme suyu güvenliği, kanalizasyon, atık su, güvenlik, çocukların korunması, ailelerin huzuru ve kıyının ortak kullanımı meselesidir. Giresun sahili kimsenin sahipsiz arsası değildir. Kamu alanı denetimsiz konaklama alanına dönüştürülemez. Tabela kaldırılarak sorun çözülemez. Çadırlar duruyorsa, tuvalet ve hijyen soruları cevapsızsa, kanalizasyon belirsizse, yüzme suyu analizleri açıklanmıyorsa, güvenlik denetimi bilinmiyorsa ve adli riskler konusunda kamuoyu bilgilendirilmiyorsa bu tablo normalleştirilemez. Giresun halkı sahilinin temiz, güvenli, sağlıklı, düzenli ve herkes için erişilebilir olmasını istemektedir.

TTB'den gözaltı süreçleri ve cezaevi koşullarına ilişkin açıklama Haber

TTB'den gözaltı süreçleri ve cezaevi koşullarına ilişkin açıklama

Türk Tabipleri Birliği (TTB), NATO Zirvesi öncesinde gerçekleştirilen gözaltılar ve cezaevi uygulamalarına ilişkin yazılı açıklama yayımladı. TTB, işkence ve kötü muamele iddialarının etkin şekilde soruşturulması çağrısında bulundu. ANKARA (İGFA) - Türk Tabipleri Birliği (TTB), 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi öncesinde gerçekleştirilen gözaltılar, toplantı ve gösteri yürüyüşlerine yönelik kısıtlamalar ile cezaevi uygulamalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. TTB açıklamasında, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği, ifade özgürlüğü ile adil yargılanma hakkının Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış temel haklar olduğu belirtilerek, bu haklara yönelik müdahalelerin hukuka uygun, zorunlu ve ölçülü olması gerektiği ifade edildi. Açıklamada, komedyen Deniz Göktaş'ın gözaltı sürecine de değinilerek, gözaltı sırasında ters kelepçe uygulanması ve bazı adli işlemlerin hukuka uygunluğu ile ölçülülüğünün kamuoyu nezdinde açıklığa kavuşturulması gerektiği savunuldu. TTB, ters kelepçe uygulamasının yalnızca zorunlu durumlarda başvurulabilecek istisnai bir güvenlik tedbiri olduğunu belirterek, kaçma veya saldırı riski bulunmayan kişiler hakkında rutin şekilde uygulanmasının ulusal ve uluslararası insan hakları standartları bakımından kötü muamele kapsamında değerlendirilebileceğini ifade etti. Açıklamada ayrıca yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarındaki koşullara ilişkin kaygılar da dile getirildi. Uzun süreli tecrit uygulamaları, sınırlı yaşam alanları ve mahpusların sağlık koşullarına ilişkin sorunların ulusal ve uluslararası raporlarda da yer aldığı belirtilerek, cezaevlerinde tutulan herkesin insan onuruna uygun yaşam ve sağlık koşullarına erişiminin güvence altına alınması gerektiği vurgulandı. Türk Tabipleri Birliği, işkence ve kötü muamelenin yalnızca hukuki değil aynı zamanda önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirterek, bu yöndeki iddiaların bağımsız, tarafsız ve etkin şekilde soruşturulması çağrısında bulundu. Açıklamada, gözaltı merkezleri ve ceza infaz kurumlarındaki tüm uygulamaların insan hakları standartlarına, tıp etiğine ve insan onuruna uygun yürütülmesi gerektiğinin altı çizildi.

AÇIKTA GIDA SATIŞI PAZAR YERLERİNDE SAĞLIK RİSKİNİ GÜNDEME TAŞIDI Haber

AÇIKTA GIDA SATIŞI PAZAR YERLERİNDE SAĞLIK RİSKİNİ GÜNDEME TAŞIDI

AÇIKTA GIDA SATIŞI PAZAR YERLERİNDE SAĞLIK RİSKİNİ GÜNDEME TAŞIDI Giresun Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekiplerinin Aksu Pazar Yeri’nde gerçekleştirdiği denetim, pazarlarda yalnızca fiyat etiketi, ölçü-tartı ve tezgâh düzeninin değil; gıda güvenliği, hijyen, son tüketim tarihi, üretim yeri, soğuk zincir ve personel temizliği başlıklarının da titizlikle ele alınması gerektiğini ortaya koydu. Aksu Pazar Yeri’nde yapılan kontrollerde pazarcı esnafının tezgâh düzeni, fiyat etiketi uygulamaları, ürünlerin hijyen koşulları, ölçü-tartı aletleri ve pazar alanı sınırlarına uygunluğu denetlendi. Ancak özellikle açıkta satıldığı görülen zeytin, eski kaşar, tulum peyniri ve benzeri gıda ürünleri, pazar yerlerinde halk sağlığı açısından daha kapsamlı denetim ihtiyacını yeniden gündeme getirdi. Dünya Sağlık Örgütü, güvenli olmayan gıdaların bakteri, virüs, parazit ve kimyasal tehlikeler yoluyla hastalıklara neden olabileceğini vurgularken; güvenli gıda için temel ilkeleri “temiz tutmak, çiğ ve pişmiş gıdayı ayırmak, gıdayı iyice pişirmek, gıdayı güvenli sıcaklıkta tutmak, güvenli su ve hammadde kullanmak” olarak sıralıyor. (Dünya Sağlık Örgütü) PAZARDA ASIL SORU: ÜRÜN NEREDEN GELDİ, NASIL SAKLANDI, KİMİN ELİ DEĞDİ? Pazar yerlerinde zeytin, peynir, tereyağı, çökelek, eski kaşar ve tulum gibi doğrudan tüketilebilen ürünlerin açıkta satılması, yalnızca görsel düzensizlik değil, doğrudan toplum sağlığını ilgilendiren bir risk olarak değerlendiriliyor. Bu ürünler; güneş, sıcak hava, toz, sinek, egzoz gazı, kirli bez, ortak bıçak, çıplak el teması, para alışverişi ve yetersiz el hijyeni nedeniyle kirlenmeye açık hale gelebiliyor. Özellikle süt ürünlerinde uygun sıcaklıkta muhafaza edilmemesi, mikrobiyolojik bozulma ve gıda kaynaklı hastalık riskini artırabiliyor. Türkiye’de 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun amacı; gıda güvenilirliğini, halk sağlığını, tüketici menfaatlerini ve çevrenin korunmasını sağlamaktır. Kanun, gıda işletmecilerinin gıda güvenilirliği sistemlerini kurma ve uygulama yükümlülüğünü de ortaya koyuyor. (Tarım ve Orman Bakanlığı) DENETİM SADECE ETİKETLE SINIRLI KALMAMALI Zabıta denetimlerinde fiyat etiketi, tartı, tezgâh sınırı ve pazar düzeni önemli başlıklar arasında yer alıyor. Ancak açıkta satılan gıda ürünlerinde denetimin kapsamı daha geniş olmalı. Denetim Başlığı Mutlaka Bakılması Gerekenler Halk Sağlığı Açısından Önemi Açıkta satış Ürünlerin üzeri kapalı mı, sinek/toz teması var mı? Fiziksel ve mikrobiyolojik bulaşmayı önler Soğuk zincir Peynir, tereyağı ve benzeri ürünler uygun sıcaklıkta mı? Bozulma ve bakteri çoğalması riskini azaltır Son tüketim tarihi STT/TETT bilgisi var mı, geçmiş ürün satılıyor mu? Güvenli tüketim sınırını gösterir Üretim yeri Üretici, işletme kayıt/onay bilgisi, parti/lot no mevcut mu? Ürünün izlenebilirliğini sağlar Personel hijyeni Satıcı el yıkıyor mu, maşa/servis kaşığı kullanıyor mu? El ve para kaynaklı bulaşmayı önler Tezgâh hijyeni Bez, bıçak, kap, tartı ve yüzeyler temiz mi? Çapraz bulaşma riskini düşürür Belge kontrolü Fatura/irsaliye var mı? Kayıt dışı ve kaynağı belirsiz satışın önüne geçer Pazar altyapısı Tuvalet, lavabo, temiz su, atık alanı yeterli mi? Sürdürülebilir hijyen için zorunludur AÇIKTA ZEYTİN, ESKİ KAŞAR VE TULUM PEYNİRİ NASIL SATILMALI? Pazar yerlerinde gıda satışı yapılabilir; ancak her ürün aynı koşullarda satılamaz. Özellikle süt ürünleri ve salamura ürünler, hijyen ve muhafaza şartları açısından daha hassas ürünlerdir. Ürün Doğru Satış Şekli Riskli Uygulama Zeytin Kapalı, gıdaya uygun kapta; servis kaşığı veya maşa ile Açık tenekede, çıplak elle, sinek ve toza açık satış Eski kaşar Ambalajlı veya kapalı teşhirde; üretici ve tarih bilgisiyle Güneş altında, etiketsiz, açık bez üzerinde satış Tulum peyniri Soğuk zincir korunarak, kayıtlı üretici bilgisiyle Nereden geldiği belirsiz, açıkta kesilerek satış Tereyağı Soğuk muhafazada, kapalı ambalajlı Ortam sıcaklığında uzun süre bekletme Ambalajı açılmış ürün Kapalı dolapta, ayrı bıçak ve hijyenik ekipmanla Ortak bıçak, kirli bez, el teması Türk Gıda Kodeksi ve gıda hijyeni düzenlemelerinin temel yaklaşımı, gıdanın üretimden tüketiciye ulaşıncaya kadar hijyenik koşullarda muhafaza edilmesi, taşınması ve satışa sunulmasıdır. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın gıda hijyeni alanındaki düzenlemeleri, gıda güvenilirliğinin üretimden son tüketiciye kadar korunması gerektiğini esas alır. (Tarım ve Orman Bakanlığı) EL HİJYENİ YOKSA GIDA GÜVENLİĞİ DE YOKTUR Pazar yerlerinde en kritik sorunlardan biri, satıcının aynı anda hem para alışverişi yapması hem de gıdaya temas etmesidir. Para, cep telefonu, tartı, poşet, tezgâh bezi, bıçak ve ürün arasında sürekli temas varsa, hijyen zinciri kolayca kırılır. Bu nedenle denetimlerde şu soruların yanıtı aranmalıdır: Kritik Soru Neden Önemli? Satıcıların el yıkayabileceği lavabo var mı? Tuvalet sonrası ve para teması sonrası bulaşmayı önler Sabun, temiz su ve kâğıt havlu bulunuyor mu? El hijyeninin gerçekten uygulanmasını sağlar Ürünlere çıplak elle temas ediliyor mu? Doğrudan bulaşma riskini artırır Para alan kişi ile ürünü hazırlayan kişi aynı mı? Çapraz bulaşma ihtimalini yükseltir Maşa, servis kaşığı, eldiven ve ayrı ekipman kullanılıyor mu? Gıdaya insan temasını azaltır Ortak bıçak ve kirli bez kullanılıyor mu? Ürünler arası mikrobiyolojik geçişe neden olabilir Dünya Sağlık Örgütü’nün “Güvenli Gıda İçin Beş Anahtar” yaklaşımı, gıda kaynaklı hastalıkların önlenmesinde temizliğin korunmasını ve bulaşmanın engellenmesini temel ilkeler arasında göstermektedir. (Dünya Sağlık Örgütü) TUVALET VE LAVABO ALTYAPISI OLMADAN GÜVENLİ PAZAR OLMAZ Pazar yerlerinde çalışanların tuvalet ihtiyacını nerede karşıladığı, ardından ellerini nerede ve nasıl yıkadığı doğrudan gıda güvenliğiyle ilgilidir. Eğer pazar alanında temiz, kullanılır durumda, sabunlu ve denetlenen tuvalet-lavabo altyapısı yoksa, açıkta gıda satışı halk sağlığı açısından daha büyük risk taşır. Pazar Yerleri Hakkında Yönetmelik’e göre pazar yerlerinde zabıta bürosu, çöp toplama yeri, elektronik tartılar, aydınlatma sistemi, güvenlik kamerası ve tuvalet gibi hizmet tesislerinin bulunması gerekir. Yönetmelik, pazar yerlerinin belediyeler tarafından asgari koşulları taşıyacak şekilde kurulmasını da düzenler. (Hal.gov.tr) Pazar Altyapısı Olması Gereken Standart Tuvalet Temiz, düzenli denetlenen, satıcı ve vatandaş kullanımına uygun Lavabo Akan su, sabun, kâğıt havlu veya hijyenik kurutma imkânı bulunan Zemin Yıkanabilir, su biriktirmeyen, çamur ve toz oluşturmayan Üst örtü Güneş, yağmur, kuş ve çevresel etkilere karşı koruyucu Atık alanı Kapaklı, düzenli boşaltılan, gıda tezgâhlarından uzak Soğuk muhafaza Peynir, tereyağı ve hassas ürünler için zorunlu Denetim noktası Zabıta ve gıda kontrol ekiplerinin sahada kayıt tutabileceği alan SON KULLANMA TARİHİ VE ÜRETİM YERİ GÖRÜLMEDEN ALIŞVERİŞ YAPILMAMALI Açıkta satılan veya ambalajı açılarak satılan ürünlerde tüketicinin ürünün kaynağını bilmesi gerekir. Ürünün nerede üretildiği, hangi işletmeden geldiği, hangi partiye ait olduğu ve ne zamana kadar tüketilebileceği açıkça görülebilmelidir. Kontrol Edilecek Bilgi Neden Zorunlu? Üretici/işletme adı Ürünün kaynağını gösterir İşletme kayıt veya onay bilgisi Üretimin kayıtlı olup olmadığını ortaya koyar Parti/lot numarası Sorun halinde ürünün izlenmesini sağlar Son tüketim tarihi / tavsiye edilen tüketim tarihi Raf ömrü ve güvenli tüketim için gereklidir Muhafaza koşulu Ürünün soğukta mı, serinde mi, kuru ortamda mı saklanacağını gösterir Fatura/irsaliye Kayıt dışı ve kaynağı belirsiz ürün satışını engeller Menşe/üretim yeri Tüketicinin ürünün nereden geldiğini bilmesini sağlar Gıda güvenilirliğinde izlenebilirlik, olası bir risk durumunda ürünün hangi üreticiden geldiğinin ve hangi tüketim zincirine girdiğinin tespit edilebilmesi için temel şarttır. 5996 sayılı Kanun, gıda güvenilirliği ve tüketici menfaatlerinin korunmasını temel amaçlar arasında saymaktadır. (Tarım ve Orman Bakanlığı) GÖRÜNMEYEN TEHLİKE: BULAŞMA HER ZAMAN GÖZLE ANLAŞILMAZ Açıkta satılan peynir veya zeytinde bozulma her zaman gözle fark edilmez. Ürünün rengi, kokusu veya görünümü normal olabilir; ancak mikroorganizma yükü artmış olabilir. Risk Türü Kaynak Muhtemel Sonuç Mikrobiyolojik bulaşma Kirli el, sinek, açıkta bekleme, uygunsuz sıcaklık Gıda zehirlenmesi, mide-bağırsak enfeksiyonları Fiziksel bulaşma Toz, saç, böcek, yabancı madde Tüketici sağlığı riski Kimyasal bulaşma Egzoz, temizlik kimyasalı, uygunsuz kap Kimyasal maruziyet Çapraz bulaşma Para, bıçak, bez, tartı, el teması Ürünler arası kirlenme Sıcaklık riski Soğuk zincirin bozulması Hızlı mikrobiyal çoğalma Türk Gıda Kodeksi Bulaşanlar Yönetmeliği, gıdalarda bulunabilecek belirli bulaşanların kontrolünü ve riskin kaynağının önlenmesini gıda işletmecisinin sorumlulukları arasında düzenlemektedir. (Resmi Gazete) DENETİMDE KURUMLAR ARASI İŞ BİRLİĞİ ŞART Pazar yerlerinde zabıta denetimi önemlidir; ancak gıda güvenliği yalnızca zabıtanın görev alanıyla sınırlı değildir. Özellikle açıkta satılan süt ürünleri, zeytin, tereyağı ve benzeri ürünlerde Tarım ve Orman İl Müdürlüğü’nün gıda kontrol yetkisi de devreye girmelidir. Kurum/Birim Denetim Alanı Belediye Zabıta Müdürlüğü Tezgâh düzeni, fiyat etiketi, ölçü-tartı, pazar sınırı, işgal Tarım ve Orman İl Müdürlüğü Gıda güvenilirliği, üretim izni, kayıt/onay, numune, etiket, izlenebilirlik Belediye Temizlik Birimleri Pazar alanı temizliği, atık yönetimi, yıkama Ölçü ve Ayar Birimleri Terazi ve tartı doğruluğu Çevre/Sağlık Birimleri Tuvalet, lavabo, atık su, hijyen altyapısı PAZAR YERLERİ NASIL OLMALI? Sağlıklı bir pazar yeri, yalnızca esnafın tezgâh açtığı alan değil; temiz suyu, tuvaleti, lavabosu, atık sistemi, gıda güvenliği kontrolü, soğuk muhafaza imkânı ve düzenli denetimi bulunan kamusal bir alışveriş alanı olmalıdır. Sağlıklı Pazar Kriteri Uygulama Kapalı veya kontrollü gıda alanı Hassas gıdalar güneş, toz ve sinekten korunmalı Soğuk zincir alanı Peynir, tereyağı ve benzeri ürünler uygun sıcaklıkta satılmalı Hijyen noktaları Satıcıların kullanabileceği el yıkama alanları bulunmalı Belge kontrol sistemi Ürünlerin üretim yeri, fatura/irsaliye ve kayıt bilgisi düzenli denetlenmeli Ayrı gıda sınıfları Sebze-meyve, süt ürünleri, kuru gıda ve diğer ürünler ayrı düzenlenmeli Eğitimli esnaf Hijyen, etiket, tüketici hakkı ve gıda güvenliği eğitimi verilmeli Periyodik denetim Denetimler sadece şikâyet üzerine değil, düzenli yapılmalı Kayıtlı uyarı/ceza sistemi Aynı ihlalin tekrarı izlenmeli VATANDAŞ NEYE DİKKAT ETMELİ? Vatandaşların pazarda gıda ürünü alırken şu noktalara dikkat etmesi gerekiyor: Vatandaşın Kontrolü Riskli Durum Ürün kapalı mı? Açıkta, güneş altında, sineğe/toza maruzsa alınmamalı Üretici bilgisi var mı? Kaynağı belirsiz ürün risk taşır Tarih bilgisi var mı? STT/TETT görülmeden alışveriş yapılmamalı Satıcı ürüne elle temas ediyor mu? Çıplak elle ürün hazırlama hijyen riski oluşturur Aynı kişi para alıp ürün veriyor mu? Çapraz bulaşma ihtimali artar Peynir ve tereyağı soğukta mı? Ortam sıcaklığında bekleyen hassas ürünler risklidir Ürün kokusu, rengi ve yüzeyi normal mi? Şüpheli ürün tercih edilmemeli AKSU PAZARI DENETİMİ DAHA GENİŞ BİR TARTIŞMAYI BAŞLATTI Aksu Pazar Yeri’nde yapılan denetim, şehir genelindeki pazar alanlarında düzen ve tüketici güvenliği açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Ancak açıkta satılan gıda ürünleri, pazar denetimlerinin yalnızca fiyat etiketi ve tartı kontrolüyle sınırlı kalmaması gerektiğini gösteriyor. Gıda güvenliğinde temel soru şudur: Vatandaşın sofrasına giden ürün nerede üretildi, nasıl taşındı, hangi sıcaklıkta saklandı, kimin eliyle temas etti ve son tüketim tarihi kontrol edildi mi? Bu soruların yanıtı verilmeden pazar yerlerinde güvenli gıda satışından söz etmek mümkün değildir. SONUÇ: PAZARDA DÜZEN DEĞİL, GÜVENLİ GIDA DÖNEMİ BAŞLAMALI Pazar yerleri, vatandaşın en yoğun gıda alışverişi yaptığı alanların başında geliyor. Bu nedenle pazarlarda hijyen ve gıda güvenliği, yalnızca belediye hizmeti değil, doğrudan toplum sağlığı meselesidir. Açıkta zeytin, eski kaşar, tulum peyniri ve benzeri ürünlerin satıldığı tezgâhlarda; üretim yeri, son tüketim tarihi, muhafaza koşulu, el hijyeni, kapalı teşhir ve soğuk zincir mutlaka denetlenmelidir. Aksu Pazar Yeri’nde yapılan denetimlerin, şehir genelindeki tüm pazar alanlarında daha kapsamlı ve kurumsal bir gıda güvenliği modeline dönüşmesi bekleniyor. Çünkü güvenli pazar, yalnızca düzenli tezgâh demek değildir; güvenli pazar, vatandaşın gönül rahatlığıyla alışveriş yapabildiği, esnafın da kayıtlı, hijyenik ve mevzuata uygun satış yaptığı pazardır. . KAYNAKÇA Dünya Sağlık Örgütü — Food Safety / Gıda Güvenliği Bilgi Notu: Güvenli olmayan gıdaların halk sağlığı üzerindeki etkileri ve gıda kaynaklı hastalık riskleri. (Dünya Sağlık Örgütü) Dünya Sağlık Örgütü — Five Keys to Safer Food Manual: Güvenli gıda için beş temel ilke: temiz tut, çiğ/pişmiş ayır, iyi pişir, güvenli sıcaklıkta tut, güvenli su ve hammadde kullan. (Dünya Sağlık Örgütü) 5996 Sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu: Gıda güvenilirliği, halk sağlığı, tüketici menfaatleri ve resmi kontrol çerçevesi. (Tarım ve Orman Bakanlığı) Resmî Gazete — 5996 Sayılı Kanun metni: Gıda ve yem işletmecilerinin gıda güvenilirliği sistemi kurma ve uygulama yükümlülüğü. (Resmi Gazete) Pazar Yerleri Hakkında Yönetmelik: Pazar yerlerinde bulunması gereken hizmet tesisleri, tuvalet, çöp toplama yeri, elektronik tartı ve belediyelerin pazar yeri kurma sorumluluğu. (Hal.gov.tr) Türk Gıda Kodeksi Bulaşanlar Yönetmeliği: Gıdalarda bulaşan risklerinin kaynağının belirlenmesi, önlenmesi, azaltılması veya ortadan kaldırılmasına ilişkin yükümlülükler. (Resmi Gazete)

GİRESUN’DA SU GÜVENLİĞİ MASADA: Haber

GİRESUN’DA SU GÜVENLİĞİ MASADA:

GİRESUN’DA SU GÜVENLİĞİ MASADA: KAYNAKLAR, ARITMA TESİSLERİ VE ŞEBEKE KAYIPLARI ELE ALINDI Giresun’da İl Su Kurulu Toplantısı, Valilik Toplantı Salonu’nda Vali Yardımcısı Mehmet Fatih Yakınoğlu başkanlığında gerçekleştirildi. Toplantıda içme ve kullanma suyu güvenliği, su kaynaklarının korunması, içme suyu arıtma tesislerinin mevcut durumu, şebeke kayıplarının azaltılması ve tarımsal sulamada su verimliliğini artıracak uygulamalar değerlendirildi. Giresun açısından toplantının ana başlığı, suyun yalnızca bugünün değil, gelecek yılların en stratejik konusu haline gelmesi oldu. İL SU KURULU VALİLİKTE TOPLANDI Giresun’da İl Su Kurulu Toplantısı, Valilik Toplantı Salonu’nda yapıldı. Toplantıya Vali Yardımcısı Mehmet Fatih Yakınoğlu başkanlık etti. Toplantıda içme ve kullanma suyu güvenliğinin sağlanması, su kaynaklarının korunması ve il genelinde su yönetimine yönelik yürütülen çalışmalar ele alındı. Kurulda ayrıca içme suyu arıtma tesislerinin mevcut durumu, şebeke kayıplarının azaltılmasına yönelik çalışmalar ve tarımsal sulamada su verimliliğini artıracak uygulamalar üzerinde duruldu. GİRESUN İÇİN SU YÖNETİMİ STRATEJİK BAŞLIK HALİNE GELDİ Giresun, yüksek yağış alan bir Karadeniz ili olarak bilinse de su yönetimi artık yalnızca “kaynak varlığı” üzerinden değerlendirilemiyor. İklim değişikliği, mevsimsel yağış rejimindeki dalgalanmalar, yaz aylarında artan tüketim, kırsal alanlardaki altyapı ihtiyaçları, içme suyu kaynaklarının korunması ve tarımsal sulamada verimlilik, Giresun için su yönetimini daha kritik hale getiriyor. Bu nedenle İl Su Kurulu toplantısında ele alınan başlıklar, sadece teknik altyapı gündemi değil; halk sağlığı, tarımsal üretim, çevre güvenliği ve yerel kalkınma açısından da önem taşıyor. İÇME SUYU GÜVENLİĞİ ÖNCELİKLİ GÜNDEM OLDU Toplantının öncelikli başlıklarından biri içme ve kullanma suyu güvenliği oldu. İçme suyunda güvenliğin sağlanması; kaynaktan depoya, depodan arıtma tesisine, arıtma tesisinden şehir şebekesine kadar bütün zincirin kontrol edilmesini gerektiriyor. Bu kapsamda su kaynaklarının korunması, arıtma tesislerinin kapasitesi, depolama alanlarının durumu, şebeke hatlarının kayıp-kaçak oranı ve düzenli izleme çalışmaları Giresun açısından öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. İçme suyunda güvenlik yalnızca suyun musluğa ulaşmasıyla sınırlı değil. Suyun sağlıklı, sürdürülebilir, kesintisiz ve kalite standartlarına uygun şekilde vatandaşlara ulaştırılması gerekiyor. ARITMA TESİSLERİNİN MEVCUT DURUMU DEĞERLENDİRİLDİ Toplantıda içme suyu arıtma tesislerinin mevcut durumu da değerlendirildi. Giresun’da içme suyu altyapısının uzun vadeli planlamasında arıtma tesisleri kritik rol oynuyor. Özellikle kent merkezi, ilçe merkezleri ve nüfus hareketliliği artan bölgelerde arıtma kapasitesinin yeterliliği, su kalitesi açısından temel gündem başlığı haline geliyor. Giresun’un uzun vadeli içme suyu ihtiyacı için gündemde olan İkisu İçme Suyu Projesi ve Giresun İçme Suyu Arıtma Tesisi Projesi bu açıdan önem taşıyor. Giresun Belediyesi’nin daha önce duyurduğu bilgilere göre DSİ tarafından yürütülen proje; Giresun, Bulancak, Keşap, Dereli ve Duroğlu’nun uzun yıllara yayılan içme suyu ihtiyacını karşılamayı hedefliyor. (Giresun Belediyesi) Yerel basına yansıyan bilgilere göre Giresun’a gelecek içme suyu için Kavaklar Mahallesi’nde arıtma tesisi kurulması planlanıyor ve proje aşamasındaki imalat noktaları DSİ heyeti tarafından yerinde incelendi. İKİSU PROJESİ GİRESUN’UN UZUN VADELİ SU PLANI AÇISINDAN ÖNEMLİ Giresun’un içme suyu gündeminde İkisu İçme Suyu Projesi ayrı bir başlık oluşturuyor. Proje, yalnızca Giresun merkez için değil; Dereli, Keşap, Bulancak ve çevre yerleşimlerin uzun vadeli içme suyu ihtiyacını karşılamaya yönelik bölgesel bir altyapı yatırımı olarak değerlendiriliyor. Giresun’da nüfus hareketliliği, yaz aylarında artan su tüketimi, yeni yerleşim alanları, sanayi ve hizmet alanlarındaki büyüme, içme suyu yatırımlarını daha planlı hale getirmeyi zorunlu kılıyor. Bu nedenle İl Su Kurulu toplantısında arıtma tesisleri ve kaynak güvenliği başlığının ele alınması, İkisu ve bağlantılı içme suyu yatırımlarının şehir açısından taşıdığı önemi yeniden gündeme getirdi. ŞEBEKE KAYIPLARI AZALTILMADAN SU YÖNETİMİ TAMAMLANAMAZ Toplantıda değerlendirilen bir diğer kritik konu şebeke kayıpları oldu. İçme suyu kaynakları ne kadar güçlü olursa olsun, suyun şebekeye verildikten sonra kayıp-kaçak nedeniyle boşa gitmesi hem ekonomik hem çevresel açıdan ciddi sorun oluşturuyor. Eskiyen hatlar, arızalar, kaçak kullanımlar, ölçüm eksiklikleri ve basınç yönetimi sorunları, şehirlerde su kayıplarının temel nedenleri arasında yer alıyor. Giresun gibi eğimli topoğrafyaya sahip kentlerde şebeke basıncı, hat yenileme, depo yönetimi ve mahalle bazlı izleme çalışmaları daha da önem kazanıyor. Şebeke kayıplarının azaltılması; yeni su kaynağı bulmak kadar değerli bir tasarruf alanı oluşturuyor. Çünkü kayıp oranı düşürüldüğünde aynı kaynakla daha fazla nüfusa ve daha güvenli hizmet sunulabiliyor. TARIMSAL SULAMADA VERİMLİLİK GÜNDEMDE İl Su Kurulu toplantısında tarımsal sulamada su verimliliğini artıracak uygulamalar da ele alındı. Giresun’da tarımsal üretimin ana omurgasını fındık oluşturuyor. Bunun yanında sebzecilik, meyvecilik, örtü altı üretim ve iç kesimlerde farklı ürün desenleri de su yönetimiyle doğrudan bağlantılı. İklim değişikliğiyle birlikte yaz aylarında kuraklık riski, düzensiz yağışlar ve toprak nemindeki azalma tarımsal üretimi etkiliyor. Bu nedenle sulamada verimlilik, yalnızca sulama yapılan alanlar için değil, ürün kalitesi ve verim istikrarı açısından da önem taşıyor. Tarımsal sulamada vahşi sulama yerine basınçlı sulama sistemleri, damla sulama, yağmurlama, sulama zamanlaması, toprak nemi takibi ve ürün bazlı su ihtiyacı planlaması öne çıkıyor. SU KAYNAKLARININ KORUNMASI KURUMSAL KOORDİNASYON İSTİYOR Toplantıda su kaynaklarının sürdürülebilir şekilde yönetilmesi ve kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesine yönelik istişarelerde bulunuldu. Su yönetimi tek kurumun sorumluluğunda yürütülebilecek bir alan değil. Belediyeler, İl Özel İdaresi, DSİ, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, çevre birimleri, sağlık birimleri, kaymakamlıklar ve yerel yönetimler aynı veri ve planlama anlayışıyla hareket etmek zorunda. Kaynak koruma alanları, dere yatakları, içme suyu havzaları, arıtma tesisleri, depolar, şebeke hatları ve tarımsal sulama sistemleri bir bütün olarak ele alınmadığında su yönetimi parçalı kalıyor. İl Su Kurulu toplantısı, bu parçalı yapının ortak koordinasyonla yönetilmesi açısından önem taşıyor. SU KURULLARI YERELDEN ULUSALA UZANAN YAPIYLA ÇALIŞIYOR Türkiye’de su yönetiminde Ulusal Su Kurulu, Havza Su Kurulları ve İl Su Kurulları birbirini tamamlayan bir yapı olarak çalışıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü’nün açıklamasına göre illerde belirlenen ihtiyaçlar ve alınan kararlar Havza Su Kurullarına taşınıyor, buradan çıkan sonuçlar da Ulusal Su Kuruluna aktarılıyor. (Tarım ve Orman Bakanlığı) Su Kurullarının görev ve çalışma esaslarını düzenleyen yönetmelik, Ulusal Su Kurulu, Havza Su Kurulları ve İl Su Kurullarının kuruluşu ile görev ve çalışma usullerini belirlemek amacıyla hazırlandı. (Mevzuat) Bu yapı, Giresun’da tespit edilen su sorunlarının yalnızca yerel gündemde kalmamasını, havza ve ülke ölçeğinde su politikalarına aktarılmasını sağlıyor. GİRESUN’UN SU GÜNDEMİ KAYNAKTAN MUSLUĞA PLANLANMALI Giresun açısından su yönetiminde önümüzdeki dönemin temel başlıkları kaynaktan musluğa güvenli su, arıtma kapasitesi, şebeke kayıplarının azaltılması, kırsal içme suyu altyapısı, tarımsal sulama verimliliği ve iklim değişikliğine uyum olarak öne çıkıyor. Bu başlıkların her biri, şehrin hem bugünkü yaşam kalitesini hem de gelecek yıllardaki büyüme kapasitesini doğrudan ilgilendiriyor. İl Su Kurulu toplantısı, Giresun’da suyun yalnızca teknik altyapı meselesi değil; halk sağlığı, tarımsal üretim, çevre koruma ve sürdürülebilir kalkınma başlığı olarak ele alınması gerektiğini ortaya koydu. KURAKLIK RİSKİNE KARŞI ERKEN PLANLAMA ŞART Giresun yağışlı bir coğrafyada yer alsa da iklim değişikliği, tüm illerde olduğu gibi su yönetimini daha dikkatli planlamayı zorunlu hale getiriyor. Yağışın yıl içindeki dağılımı, ani sağanaklar, taşkın riski, yaz aylarında su tüketiminin artması, tarımsal üretimde su ihtiyacı ve içme suyu kaynaklarının korunması aynı anda yönetilmesi gereken başlıklar arasında bulunuyor. Bu nedenle su yönetimi yalnızca kriz dönemlerinde değil, normal dönemlerde de düzenli veri, izleme, yatırım ve koordinasyon gerektiriyor. GİRESUN İÇİN SUDA YENİ DÖNEMİN ANAHTARI: KORUMA, VERİMLİLİK VE KOORDİNASYON İl Su Kurulu Toplantısı, Giresun’un su yönetiminde üç temel başlığın öne çıktığını gösterdi. Birincisi, içme suyu kaynaklarının korunması ve güvenli arıtma sistemiyle vatandaşa ulaştırılmasıdır. İkincisi, şebeke kayıplarının azaltılarak mevcut kaynakların daha verimli kullanılmasıdır. Üçüncüsü ise tarımsal sulamada suyun ölçülü, planlı ve verimli kullanılmasını sağlayacak uygulamaların yaygınlaştırılmasıdır. Giresun’un gelecekte su sorunu yaşamaması için yeni kaynak arayışı kadar mevcut kaynakların korunması, kayıpların azaltılması ve bütün kurumların aynı planlama diliyle hareket etmesi gerekiyor.

PLAJLAR BÖLGESİNDE YASAK TABELASININ ARKASINDA ÇADIR SKANDALI Haber

PLAJLAR BÖLGESİNDE YASAK TABELASININ ARKASINDA ÇADIR SKANDALI

PLAJLAR BÖLGESİNDE YASAK TABELASININ ARKASINDA ÇADIR SKANDALI Giresun Plajlar Bölgesi’nde “çadır kurmak, alkol almak ve ateş yakmak yasaktır” tabelasının hemen arkasında çadırların kurulması, sahil hattındaki denetimsizlik, güvenlik açığı, hijyen riski ve bakım eksikliğini yeniden gündeme taşıdı. Kent halkının yoğun kullandığı sahil alanında çadırların kimler tarafından kurulduğu, kimlerin kaldığı, ne kadar süreyle alanda bulunduğu, gece denetiminin nasıl yapıldığı ve yaşanabilecek bir adli olayda hangi yöntemin izleneceği belirsizliğini koruyor. Bölgede alkol şişelerinin bulunması, otların insan boyunu geçmesi, çamur birikintilerinin oluşması ve tuvalet-hijyen ihtiyacının nasıl karşılandığının bilinmemesi, Plajlar Bölgesi’nde yalnızca görüntü kirliliği değil; kamu düzeni, halk sağlığı ve sahil güvenliği sorunu yaşandığını gösteriyor. TABELA YASAK DİYOR, ARKASINDA YASAĞIN TAMAMI YAŞANIYOR Plajlar Bölgesi’nde yer alan uyarı tabelası, bölgede çadır kurmanın, alkol almanın ve ateş yakmanın yasak olduğunu açık biçimde bildiriyor. Ancak tabelanın hemen arkasında çadırların bulunması, sahadaki uygulama eksikliğini bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Ortaya çıkan görüntü, kamu yönetimi açısından ciddi bir çelişki oluşturuyor. Tabela “çadır kurmak yasaktır” diyor, arkasında çadırlar duruyor. Tabela “alkol almak yasaktır” diyor, bölgede alkol şişeleri görülüyor. Tabela “ateş yakmak yasaktır” diyor, ancak gece denetiminin nasıl yapıldığı bilinmiyor. Bu tablo, sahil yönetiminin yalnızca tabela koymakla sınırlı kaldığını gösteren Aziz Nesinlik bir manzaraya dönüşmüş durumda. Kamu alanında yasak ilan etmek, yasağı uygulamak anlamına gelmez. Tabela konulup saha denetimsiz bırakıldığında, o tabela kamu düzenini sağlayan bir uyarı olmaktan çıkar; ihmalin görünür belgesine dönüşür. PLAJLAR BÖLGESİNDE ÖNE ÇIKAN SORUNLAR 1. Kimin kaldığı belli olmayan çadırlar güvenlik riski oluşturuyor Çadırlarda kimlerin kaldığı, bu kişilerin alana ne zaman geldiği, ne kadar süreyle kalacağı ve herhangi bir kayıt tutulup tutulmadığı bilinmiyor. Kamuya açık sahil alanında kimlik ve kullanım bilgisi olmadan çadır konaklamasına izin verilmesi, güvenlik açısından ciddi risk doğuruyor. 2. Adli olay yaşanması halinde sorumluluk zinciri belirsiz Bölgede kavga, hırsızlık, taciz, yaralama, yangın, kayıp çocuk, alkol kaynaklı olay veya başka bir adli durum yaşanırsa, olayın nasıl takip edileceği açık değildir. Çadırda kalanların kimliği, tanıkların tespiti, kamera kaydı, gece devriyesi ve müdahale planı belirsizdir. 3. Gece denetiminin nasıl yapıldığı açıklanmıyor Çadırların bulunduğu alanın gece saatlerinde kim tarafından denetlendiği, güvenlik devriyesi olup olmadığı, alanda kamera veya görevli bulunup bulunmadığı net değildir. Sahil hattında gece kontrolü yoksa, kamu güvenliği zayıflar. 4. Tuvalet ihtiyacının nasıl karşılandığı bilinmiyor Çadır kurulan alanda kalan kişilerin tuvalet ihtiyacını nerede ve nasıl giderdiği açıklığa kavuşturulmalıdır. Tuvalet altyapısı ve hijyen denetimi olmadan çadır konaklaması, doğrudan halk sağlığı riski üretir. 5. Hijyen koşulları denetlenmiyor El yıkama, kişisel temizlik, yemek hazırlığı, atık su ve çevre temizliği kontrol edilmeden sahil alanında çadır konaklamasına izin verilmesi kabul edilemez. Plajlar Bölgesi ailelerin, çocukların ve denize giren yurttaşların kullandığı ortak alandır. 6. Yemek artıkları ve çöpler haşere riski yaratıyor Çadır çevresinde yemek hazırlanması, yiyecek artıklarının açıkta kalması, çöplerin düzensiz bırakılması ve temizlik takibinin yapılmaması; sinek, böcek, kemirgen, kötü koku ve çevre kirliliği riskini artırır. 7. Alkol şişeleri sahil güvenliğini tehdit ediyor Bölgede alkol şişelerinin bulunması, tabeladaki yasağın uygulanmadığını gösteriyor. Cam şişeler ve kırık cam parçaları çocuklar, aileler, yürüyüş yapanlar ve denize giren yurttaşlar için doğrudan tehlike oluşturur. 8. Ateş yakma ve yangın riski göz ardı edilemez Çadırların bulunduğu alanlarda ateş, mangal, tüp, kamp ocağı ve sigara kullanımı yangın riski oluşturur. İnsan boyunu geçen otların bulunduğu bölgede bu risk daha da büyür. 9. Otlar insan boyunu geçti Plajlar Bölgesi’nde otların insan boyunu geçmesi, sahil bakımının aksadığını gösteriyor. Uzayan otlar kötü görüntünün yanında haşere, yangın, güvenlik ve görüş alanı riski doğurur. 10. Çamur birikintileri ve zemin sorunu sahil kullanımını zorlaştırıyor Çadırların arka bölümündeki çamur birikintileri, drenaj ve zemin bakımının yetersiz olduğunu gösteriyor. Yağmur suyu tahliyesi ve yüzey düzenlemesi yapılmadan sahil alanı sağlıklı kullanım alanı olarak korunamaz. 11. Kamu alanı fiilen konaklama alanına dönüşüyor Plajlar Bölgesi halkın ortak kullanım alanıdır. Çadırların sahil hattında sürekli veya belirsiz süreyle kalması, kamu alanını belirli kişi veya grupların kullanımına bırakır. 12. Cankurtaran ve ilk yardım hizmeti açıklığa kavuşturulmalı Denize girilen bölgelerde cankurtaran, ilk yardım noktası, uyarı bayrakları, kurtarma ekipmanı ve acil müdahale planı bulunmalıdır. Plajlar Bölgesi’nde bu hizmetlerin nasıl yürütüldüğü kamuoyuna açıklanmalıdır. 13. Tabela var, uygulama yok görüntüsü kamu otoritesini zayıflatıyor Yasak tabelasının hemen arkasında yasağa konu fiillerin görülmesi, kamu otoritesinin sahadaki görünürlüğünü zayıflatıyor. Yasaklar yalnızca yazıyla değil, denetim ve yaptırımla anlam kazanır. ULUSLARARASI ÖLÇEKTE UYGUN ÇADIR VE PLAJ YÖNETİMİ İÇİN GEREKENLER 1. Kimlik ve kullanıcı kaydı tutulmalı Çadır kuran herkesin kimlik bilgisi, iletişim bilgisi, giriş-çıkış saati ve kalış süresi kayıt altına alınmalıdır. Kimin kaldığı bilinmeyen çadır alanı güvenli kabul edilemez. 2. Alan sorumlusu belirlenmeli Çadırların bulunduğu bölgeden hangi kurumun, hangi birimin ve hangi görevlinin sorumlu olduğu açıkça belirlenmelidir. Olası adli olay, yangın, sağlık sorunu veya güvenlik ihlalinde müdahale zinciri önceden oluşturulmalıdır. 3. Gece güvenlik denetimi yapılmalı Çadır alanı gece saatlerinde denetlenmelidir. Aydınlatma, kamera, güvenlik devriyesi ve acil çağrı sistemi bulunmadan sahil hattında çadır konaklamasına izin verilmemelidir. 4. Tuvalet ve el yıkama altyapısı kurulmalı Çadır kullanımına izin verilecekse yeterli sayıda tuvalet, lavabo ve el yıkama noktası sağlanmalıdır. Tuvalet ihtiyacının nerede karşılandığı bilinmeyen bir alan halk sağlığı açısından uygun değildir. 5. Duş ve kişisel hijyen alanı oluşturulmalı Plaj ve çadır kullanımı birlikte yürütülecekse duş, soyunma alanı ve kişisel hijyen noktaları bulunmalıdır. Hijyen altyapısı olmayan sahil alanları çadır konaklamasına açılmamalıdır. 6. Atık su ve kirli su sistemi kurulmalı Yemek, temizlik, duş ve lavabo kullanımından doğan kirli suyun çevreye bırakılmasına izin verilmemelidir. Kirli suyun nasıl toplanacağı ve nereye aktarılacağı netleşmelidir. 7. Çöp ve geri dönüşüm sistemi kurulmalı Kapalı çöp kutuları, cam atık noktaları, geri dönüşüm alanları ve düzenli toplama takvimi oluşturulmalıdır. Yemek artıkları ve cam şişeler açıkta bırakılmamalıdır. 8. Alkol yasağı sahada uygulanmalı Alkol almak yasaksa bu yasak düzenli denetimle uygulanmalıdır. Alkol şişelerinin bulunduğu bir sahilde yasak tabelasının varlığı tek başına anlam taşımaz. 9. Ateş, mangal ve açık alev kesin kurala bağlanmalı Ateş yakmak, mangal yapmak, kamp ocağı veya tüp kullanmak açık kurallara bağlanmalıdır. Yasak varsa uygulanmalı; izin varsa yangın ekipmanı, güvenli mesafe ve görevli denetimi sağlanmalıdır. 10. Yangın güvenliği sağlanmalı Çadırlar arasında güvenli mesafe bırakılmalı, yangın söndürme tüpleri, acil çıkış güzergâhı ve yangın müdahale planı bulunmalıdır. Otların uzadığı alanlarda çadır ve açık alev birlikte düşünülemez. 11. Ot biçme ve çevre bakımı düzenli yapılmalı Otların insan boyunu geçmesine izin verilmemelidir. Sahil hattında düzenli ot biçme, temizlik, ilaçlama ve çevre bakımı yapılmalıdır. 12. Haşere ve kötü koku denetimi yapılmalı Yemek atıkları, çöpler, kirli su, tuvalet belirsizliği ve uzayan otlar haşere riskini artırır. Bu nedenle düzenli temizlik, ilaçlama ve kötü koku kontrolü yapılmalıdır. 13. Zemin ve drenaj sorunu çözülmeli Çamur biriken, yağmur suyu tahliyesi yapılmayan, yürüme güvenliği sağlamayan ve zemini bozuk alanlar çadır konaklaması için uygun değildir. 14. Cankurtaran hizmeti sağlanmalı Denize girilen alanlarda cankurtaran görevlendirilmelidir. Cankurtaran noktası, ilk yardım ekipmanı, kurtarma simidi, uyarı bayrakları ve acil müdahale planı bulunmalıdır. 15. İlk yardım noktası kurulmalı Kesik, yanık, boğulma tehlikesi, sıcak çarpması, alkol kaynaklı olay, çocuk yaralanması ve benzeri durumlar için ilk yardım noktası oluşturulmalıdır. 16. Kullanım süresi sınırlandırılmalı Çadırlar kalıcı yerleşim görüntüsü oluşturmamalıdır. Günlük, hafta sonu veya belirli süreli kullanım sınırı getirilmelidir. 17. Alan haritası ve kurallar görünür olmalı Çadır kurulabilecek alan, yasak alan, tuvalet, duş, çöp noktası, ilk yardım noktası, cankurtaran noktası ve acil çıkış güzergâhı harita üzerinde gösterilmelidir. 18. İzinsiz çadırlar kaldırılmalı Kayıtsız, izinsiz ve süresi belirsiz çadırların kamusal sahil alanında kalmasına izin verilmemelidir. İzinli kullanım varsa süresi, amacı ve sorumlusu açıklanmalıdır. 19. Denetim sonuçları kamuoyuyla paylaşılmalı Sahilde kaç çadır bulunduğu, kaçının izinli olduğu, hangi tarihe kadar kalacağı, denetimlerin ne zaman yapıldığı ve hangi işlemlerin uygulandığı kamuoyuna duyurulmalıdır. 20. Sahil yönetimi tek merkezden yürütülmeli Belediye, zabıta, temizlik işleri, çevre birimi, sağlık birimleri, kolluk, cankurtaran ve acil yardım birimleri ortak bir sahil yönetim planı içinde çalışmalıdır. BELEDİYE VE İLGİLİ KURUMLARIN YANITLAMASI GEREKEN SORULAR Plajlar Bölgesi’nde ortaya çıkan tablo, kamuoyunun yanıt beklediği birçok başlığı gündeme taşımaktadır: 1. Yasak tabelasının arkasındaki çadırlar izinli mi? Çadırlar izinliyse bu izni hangi kurum verdi, izin hangi süre için geçerli ve alanın sorumlusu kimdir? 2. Çadırlar izinsizse neden kaldırılmadı? Yasak tabelasına rağmen çadırlar alanda kalmaya devam ediyorsa, denetim neden yapılmadı? 3. Çadırlarda kimlerin kaldığı kayıt altında mı? Kimlik bilgisi, giriş-çıkış saati, kalış süresi ve sorumlu kişi bilgisi tutuluyor mu? 4. Gece denetimi yapılıyor mu? Alanın gece saatlerinde kim tarafından kontrol edildiği, güvenlik devriyesi ve kamera sistemi olup olmadığı açıklanmalıdır. 5. Tuvalet ve hijyen ihtiyacı nasıl karşılanıyor? Çadırda kalanların tuvalet, el yıkama, duş ve kişisel temizlik ihtiyacını nerede karşıladığı netleşmelidir. 6. Alkol şişeleri neden alanda duruyor? Alkol yasaksa, cam şişelerin sahilde bulunması denetim ve temizlik açısından ayrıca açıklanmalıdır. 7. Otlar neden insan boyunu geçti? Sahil hattında ot biçme ve çevre bakım takviminin neden işlemediği kamuoyuna bildirilmelidir. 8. Cankurtaran hizmeti var mı? Denize girilen bu bölgede cankurtaran, ilk yardım, uyarı bayrakları ve acil müdahale düzeninin olup olmadığı açıklanmalıdır. PLAJLAR BÖLGESİ GÖSTERMELİK TABELALARLA YÖNETİLEMEZ Giresun Plajlar Bölgesi’nde yaşanan görüntü, sahil yönetiminin yalnızca tabela asmakla yürütülemeyeceğini göstermektedir. Yasak tabelasının hemen arkasında çadırların kurulması, alanda alkol şişelerinin bulunması, otların insan boyunu geçmesi ve çamur birikintilerinin oluşması, denetim ve bakım eksikliğini açık biçimde ortaya koymaktadır. Kamu alanında kural yazmak yeterli değildir. Kuralın sahada uygulanması, denetlenmesi ve ihlal halinde yaptırım uygulanması gerekir. Tabela yasağı duyurur; kamu düzenini ise ancak etkili denetim sağlar. Plajlar Bölgesi halkın ortak kullanım alanıdır. Bu alan kimin kaldığı bilinmeyen çadırlara, hijyen belirsizliğine, güvenlik açığına, alkol şişelerine, insan boyunu geçen otlara, çamur birikintilerine ve göstermelik yasak tabelalarına bırakılamaz.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.