Hava Durumu

#Halk Sağlığı

giresunsonhaber - Halk Sağlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Halk Sağlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

9 ŞUBAT SİGARAYI BIRAKMA GÜNÜ: “SAĞLIĞINIZ İÇİN BUGÜN BİR ADIM ATIN” Haber

9 ŞUBAT SİGARAYI BIRAKMA GÜNÜ: “SAĞLIĞINIZ İÇİN BUGÜN BİR ADIM ATIN”

9 ŞUBAT SİGARAYI BIRAKMA GÜNÜ: “SAĞLIĞINIZ İÇİN BUGÜN BİR ADIM ATIN” 9 Şubat Sigarayı Bırakma Günü dolayısıyla, Giresun Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı, tütün ve nikotin ürünlerinin yol açtığı sağlık, ekonomik ve toplumsal zararlara dikkat çekerek sigarayı bırakmak isteyenlere destek çağrısında bulundu. Dr. Öğr. Üyesi Ruhsel Cörüt, tütün kullanımının hâlâ küresel ölçekte en büyük halk sağlığı tehditlerinden biri olduğunu vurguladı. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünya genelinde yaklaşık 1,2 milyar yetişkin tütün ürünü kullanıyor ve tütün kullanımı her yıl 7 milyondan fazla ölüme yol açıyor. SİGARAYA BAĞLI HASTALIK YÜKÜ AĞIRLAŞIYOR Uzmanlar, sigara ve diğer tütün ürünlerinin yalnızca akciğerleri değil, tüm vücut sistemlerini etkilediğini belirtiyor. Tütün kullanımı özellikle: Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) Akciğer başta olmak üzere çeşitli kanser türleri Kalp ve damar hastalıkları İnme ve solunum yetmezliği gibi ölümcül hastalıklarla doğrudan ilişkili. Nikotinin sinir sistemi üzerindeki etkileri ise güçlü bir bağımlılık mekanizması oluşturarak bırakma sürecini zorlaştırıyor. YENİ NESİL NİKOTİN ÜRÜNLERİ DE MASUM DEĞİL Son yıllarda elektronik sigaralar ve ısıtılmış tütün ürünleri özellikle gençler arasında yaygınlaşıyor. Bu ürünler “daha az zararlı” şeklinde tanıtılsa da, bilimsel veriler uzun dönem etkilerinin belirsiz olduğunu ve nikotin bağımlılığını artırabildiğini gösteriyor. Uzmanlar, bu ürünlerin de tütün kontrol politikalarının kapsamına alınması gerektiğini vurguluyor. SİGARANIN EKONOMİK YÜKÜ DE BÜYÜK Tütün kullanımı sadece sağlık açısından değil, ekonomik açıdan da ciddi bir kayıp yaratıyor. Düzenli sigara harcamaları; hane bütçesinden eğitime, beslenmeye ve temel ihtiyaçlara ayrılabilecek kaynakların azalmasına yol açıyor. Ayrıca tütün kaynaklı hastalıkların tedavi maliyetleri ve iş gücü kaybı, hem aile bütçesini hem de sağlık sistemlerini zorluyor. Sigarayı Bırakınca Vücut Hızla Toparlanıyor Sigarayı bırakmanın faydaları kısa sürede görülmeye başlıyor: Kan dolaşımı düzeliyor Akciğer fonksiyonları iyileşiyor Kalp ve damar hastalıkları riski azalıyor Uzun vadede ise yaşam süresi uzuyor ve yaşam kalitesi belirgin şekilde artıyor. DESTEK ALMAK BAŞARIYI ARTIRIYOR Giresun Üniversitesi bünyesinde hizmet veren sigara bırakma polikliniğinde; Nikotin Replasman Tedavisi (NRT) ve bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış diğer yöntemlerle kişiye özel bırakma planları uygulanıyor. Uzman hekimler eşliğinde yürütülen tedavi süreci, bırakma başarısını önemli ölçüde artırıyor. Randevular Merkezi Hekim Randevu Sistemi üzerinden kolayca alınabiliyor. “BU MÜCADELEDE YALNIZ DEĞİLSİNİZ” Dr. Öğr. Üyesi Ruhsel Cörüt, sigarayı bırakmanın zor ama mümkün olduğunun altını çizerek şu mesajı verdi: “Tütün kullanımı dünyadaki en büyük önlenebilir sağlık tehdididir. Ancak doğru destek ve kararlılıkla bu bağımlılıktan kurtulmak mümkündür. Sigarayı bırakmak, sadece kendi sağlığınız için değil, sevdiklerinizin ve toplumun sağlığı için de atılmış büyük bir adımdır.” 9 Şubat Sigarayı Bırakma Günü vesilesiyle sağlık uzmanları, tüm vatandaşları dumansız bir yaşam için harekete geçmeye davet ediyor.

RAMAZAN ÖNCESİ ET PİYASASINDA SIKI DENETİM Haber

RAMAZAN ÖNCESİ ET PİYASASINDA SIKI DENETİM

RAMAZAN ÖNCESİ ET PİYASASINDA SIKI DENETİM HALK SAĞLIĞI VE TÜKETİCİ GÜVENİ ÖNCELİKTE Giresun Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, Ramazan ayı öncesinde artan gıda tüketimine paralel olarak şehir genelindeki kasaplar ve beyaz et satışı yapan işletmelere yönelik kapsamlı bir denetim süreci başlattı. Denetimlerin temel amacı, hem halk sağlığını korumak hem de yoğun alışveriş döneminde tüketici güvenini zedeleyebilecek uygulamaların önüne geçmek olarak açıklandı. KIRMIZI ET Yetkililer, özellikle kırmızı et satış noktalarında hijyen kurallarına uyumun büyük önem taşıdığına dikkat çekti. Denetimlerde personelin eldiven, bone ve önlük kullanımı; el yıkama alanlarının bulunup bulunmadığı ve çalışanların kişisel hijyen kurallarına uyup uymadığı kontrol edildi. Açık yara, takı kullanımı veya hijyen riskine yol açabilecek unsurlar da inceleme başlıkları arasında yer aldı. Soğuk zincirin korunup korunmadığı da denetimlerin ana başlıklarından biri oldu. Kırmızı etlerin uygun sıcaklık aralığında muhafaza edilip edilmediği kontrol edilirken, dolap içi temizlik, kan ve sıvı birikimi gibi hijyen göstergeleri incelendi. Ürünlerin zemine temas etmeden saklanması ve dondurulmuş ürünlerin doğru çözündürme yöntemleriyle hazırlanması gerektiği işletmelere hatırlatıldı. Denetimlerde ürünlerin son kullanma tarihleri, menşei bilgileri ve tür etiketleri de tek tek gözden geçirildi. Kıyma çekim saatlerinin belirtilmesi gibi izlenebilirlik açısından önemli unsurlar kontrol edildi. Ayrıca tartı aletlerinin kalibrasyon uygunluğu ile fiyat etiketlerinin görünür ve güncel olup olmadığı da ekipler tarafından incelendi. Bu uygulamaların, tüketicinin hem ekonomik hem de sağlık açısından korunması için zorunlu olduğu belirtildi. Bozulmuş kırmızı et ürünlerinin tüketilmesi halinde ise ciddi sağlık riskleri ortaya çıkabiliyor. Uygun sıcaklıkta saklanmayan veya bekleme süresi aşılmış etlerde bakteriyel üreme hızlanıyor. Bu durum mide bulantısı, kusma, ishal, karın ağrısı ve ateş gibi gıda zehirlenmesi belirtilerine yol açabiliyor. Daha ağır vakalarda ise bağırsak enfeksiyonları ve hastane tedavisi gerektiren tablolar görülebiliyor. TAVUK ETİ Denetimlerin en hassas başlıklarından biri ise tavuk ürünleri oldu. Uzmanlar, tavuk etinin uygun sıcaklıkta saklanmaması durumunda Salmonella ve Campylobacter gibi bakterilerin hızla çoğalabildiğini ve bunun özellikle çocuklar, yaşlılar ve bağışıklık sistemi zayıf bireyler için ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini vurguluyor. Bu kapsamda tavuk ürünlerinin 0 ile +4 derece aralığında saklanıp saklanmadığı kontrol edilirken, kırmızı etle temas edip etmediği de özellikle denetlendi. Çapraz bulaşmayı önlemek amacıyla ayrı dolap, ayrı kesim tahtası ve ayrı ekipman kullanımı gerekliliği işletmelere hatırlatıldı. Tavuk etinde bozulma riski daha hızlı geliştiği için denetimlerde ürünlerin kokusu, rengi ve yüzey yapısındaki değişimler de dikkate alındı. Bozulmuş tavuk etinin tüketilmesi; şiddetli gıda zehirlenmeleri, yüksek ateş, kusma, ishal ve sıvı kaybına bağlı halsizlik gibi belirtilerle kendini gösterebiliyor. Özellikle çocuklar ve yaşlı bireylerde bu durum hastaneye yatış gerektirebilecek kadar ağır seyredebildiği için hijyen ve soğuk zincir kurallarının önemi bir kez daha vurgulandı. Ekonomik açıdan bakıldığında ise Ramazan öncesinde et ve tavuk ürünlerine olan talebin artması, piyasada fiyat hareketliliğini de beraberinde getiriyor. Yetkililer, fiyat tarifelerinin denetlenmesinin haksız fiyat artışlarını önlemek ve tüketiciyi korumak açısından önemli olduğunu ifade ediyor. Güvenli ve denetlenmiş satış noktalarının, kontrolsüz satışların önüne geçerek hem halk sağlığına hem de yerel ekonomiye katkı sağladığı değerlendiriliyor. Zabıta ekipleri, kurallara uygun hizmet veren işletmelere teşekkür ederken eksiklik tespit edilen işyerlerine uyarılarda bulundu ve gerekli düzenlemelerin yapılmasını istedi. Mevzuata aykırı durumların devam etmesi halinde idari yaptırımlar uygulanacağı bildirildi. Belediye yetkilileri, Ramazan ayı boyunca gıda satışı yapan işletmelere yönelik denetimlerin artarak süreceğini belirtirken, vatandaşlara da alışveriş yaptıkları yerlerde hijyen koşullarına dikkat etmeleri ve şüpheli durumları yetkililere bildirmeleri çağrısında bulundu.

Karadeniz’in ilk hastalıktan ari koyunculuk işletmesi Giresun'da Haber

Karadeniz’in ilk hastalıktan ari koyunculuk işletmesi Giresun'da

Tarım ve Orman Bakanlığı Hayvancılık Genel Müdürlüğü’nün paylaşımına göre, Giresun’un Bulancak ilçesinde Veteriner Hekim Süleyman Aksu’ya ait koyunculuk işletmesi “Hastalıktan Ari İşletme Sertifikası” almaya hak kazandı. GİRESUN (İGFA) - Giresun’un Bulancak ilçesinde faaliyet gösteren Veteriner Hekim Süleyman Aksu’ya ait koyunculuk işletmesi, yapılan denetim ve testler sonucunda “Hastalıktan Ari İşletmeler İçin Sağlık Sertifikası” ile belgelendirildi. Böylece işletme, Türkiye genelinde 12’nci, Karadeniz Bölgesi’nde ise ilk hastalıktan ari koyunculuk işletmesi oldu. Ari İşletme Sertifikası, Giresun İl Tarım ve Orman Müdürü Mustafa Ensar Yılmaz tarafından işletme sahibine takdim edildi. Sertifika, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2024–2028 Hayvancılık Yol Haritası kapsamında hayata geçirilen sürdürülebilir, verimli ve sağlıklı hayvansal üretim hedefleri doğrultusunda verilen önemli belgeler arasında yer alıyor. Hastalıktan ari işletmeler; küçükbaş hayvancılıkta Bruselloz, büyükbaş hayvancılıkta ise Tüberküloz ve Bruselloz hastalıklarının bulunmadığı, düzenli kontrol, test ve denetimlerle doğrulanan, hijyen ve biyogüvenlik şartlarını eksiksiz sağlayan işletmeler olarak tanımlanıyor. Yetkililer, ari işletmelerin yaygınlaşmasının hayvan sağlığı, halk sağlığı ve kaliteli hayvansal üretim açısından büyük önem taşıdığını vurgularken, bu tür işletmelerin ülke genelinde artırılmasının hedeflendiğini belirtti.

KANSERDEN KORUNMADA “TEK SAĞLIK” GERÇEĞİ: VETERİNER HEKİMLİK KRİTİK ROLDE Haber

KANSERDEN KORUNMADA “TEK SAĞLIK” GERÇEĞİ: VETERİNER HEKİMLİK KRİTİK ROLDE

KANSERDEN KORUNMADA “TEK SAĞLIK” GERÇEĞİ: VETERİNER HEKİMLİK KRİTİK ROLDE Dünya Kanser Günü kapsamında yapılan açıklamada, kanserin yalnızca bireysel bir hastalık olmadığı; çevre, gıda zinciri ve enfeksiyonlarla bağlantılı önlenebilir bir halk sağlığı sorunu olduğu vurgulandı. Veteriner hekimliğin bu mücadelede kilit konumda olduğu belirtildi. 4 Şubat Dünya Kanser Günü ve Kanser Haftası dolayısıyla yapılan değerlendirmelerde, kanserin yalnızca bireysel yaşam tarzlarıyla açıklanamayacak kadar karmaşık ve çok boyutlu bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çekildi. Uzmanlara göre kanser; çevresel etkenler, enfeksiyöz riskler ve üretim süreçleriyle doğrudan bağlantılı, önemli ölçüde önlenebilir bir hastalık yükü oluşturuyor. Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı tarafından ortaya konan bilimsel veriler; kanser vakalarının kayda değer bir bölümünün hava kirliliği, gıda zincirindeki fiziksel, biyolojik ve kimyasal riskler ile zoonotik ve gıda kaynaklı enfeksiyonlar gibi kontrol edilebilir faktörlerle ilişkili olduğunu gösteriyor. Buna karşın kanserle mücadele politikalarının birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de ağırlıklı olarak tedavi odaklı yürütüldüğü, önleme ve risk azaltma boyutunun geri planda kaldığı ifade ediliyor. İNSAN SAĞLIĞI TEK BAŞINA ELE ALINAMAZ Veteriner Halk Sağlığı Derneği (VHSD) Yönetim Kurulu Başkanı Vet. Hekim Azmi Yüksel, kanserden korunmanın insan sağlığını hayvan, bitki ve çevre sağlığından bağımsız ele alan yaklaşımlarla mümkün olamayacağını belirterek, çözümün “Tek Sağlık” yaklaşımında yattığını söyledi. Tek Sağlık yaklaşımı; insan, hayvan ve çevre sağlığının birbirine bağlı olduğunu kabul eden bilimsel bir çerçeve olarak tanımlanıyor. Bu modele göre güvenli gıda üretimi, zoonotik enfeksiyonların önlenmesi, çevresel kirleticilerin izlenmesi ve kimyasal maruziyetlerin kontrolü, kanser riskini doğrudan etkileyen başlıca alanlar arasında yer alıyor. Bu alanların tamamı ise veteriner hekimliğin uzmanlık ve sorumluluk alanına giriyor. GIDA ZİNCİRİNDEN ÇEVRESEL KİRLİLİĞE UZANAN SORUMLULUK Yüksel, veteriner hekimlerin üretimden tüketime kadar gıda zincirinin tüm aşamalarında görev aldığını belirterek, zoonotik patojenlerin kontrolü, veteriner ilaç ve pestisit kalıntılarının denetimi, mikotoksinlerin ve çevresel kirleticilerin izlenmesinde kritik rol üstlendiklerini vurguladı. Bu görevlerin yalnızca hayvan sağlığını değil, toplumun uzun vadeli kanser riskini de doğrudan belirlediğini ifade etti. Bu alanlarda yaşanan yapısal zafiyetlerin yıllar içinde biriken ve çoğu zaman fark edilmeden büyüyen halk sağlığı sorunlarına yol açtığını belirten Yüksel, kanser riskinin büyük ölçüde üretim ve çevre politikalarıyla da ilişkili olduğuna dikkat çekti. KURUMSAL PARÇALANMIŞLIK RİSK YÖNETİMİNİ ZAYIFLATIYOR Açıklamada, Türkiye’de veteriner halk sağlığını ve Tek Sağlık yaklaşımını esas alan bağımsız, güçlü ve yetkili bir veteriner otoritesinin bulunmamasının önemli bir yapısal eksiklik olduğuna işaret edildi. Gıda güvenliği, çevre sağlığı ve zoonotik hastalıklarla mücadelede kurumsal parçalanmışlık, eşgüdüm eksikliği ve yetki karmaşasının bilimsel gerekliliklerle bağdaşmadığı belirtildi. 2025 yılında gerçekleştirilen Tarım ve Orman Şûrası Sonuç Bildirgesi’nde yer alan “Ulusal Tek Sağlık Koordinasyon Kurulu”nun oluşturulması yönündeki kararın bu ihtiyacın resmî düzeyde de kabul edildiğini gösterdiği ifade edilirken, söz konusu yapının henüz hayata geçirilmemiş olmasının önemli bir gecikme olduğu kaydedildi. “KANSER KADER DEĞİLDİR” VHSD Başkanı Yüksel, kanserin kader olmadığını vurgulayarak, Tek Sağlık yaklaşımını ve veteriner hekimliği dışlayan politikaların kanseri toplum için kaçınılmaz bir yüke dönüştürdüğünü belirtti. Kanserden korunmanın; insan, hayvan ve çevre sağlığını birlikte ele alan, veteriner hekimliği bu sürecin ayrılmaz bir parçası olarak gören bilim temelli ve kamucu politikalarla mümkün olabileceğini ifade etti. Dünya Kanser Günü ve Kanser Haftası’nın, bu bütüncül yaklaşımı hatırlatmak ve karar vericileri sorumluluk almaya davet etmek açısından önemli bir fırsat olduğu belirtilirken, Tek Sağlık yaklaşımının kurumsal olarak hayata geçirilmesi ve bağımsız bir veteriner otoritesinin oluşturulmasının ertelenemez bir gereklilik olduğu vurgulandı.

GİRESUN’UN BAĞRINA DEV MADEN GENİŞLEMESİ Haber

GİRESUN’UN BAĞRINA DEV MADEN GENİŞLEMESİ

GİRESUN’UN BAĞRINA DEV MADEN GENİŞLEMESİ Atık Barajı Büyüyor, Risk Haritası Kabarıyor Giresun’un Doğankent, Tirebolu ve Görele ilçelerine yayılan metal madenciliği sahasında planlanan kapasite artışı, yayımlanan Nihai ÇED Raporu ile resmiyet kazandı. Dosya; yeraltı maden ocaklarının, flotasyon (cevher zenginleştirme) tesisinin ve özellikle maden atık depolama tesisinin genişletileceğini ortaya koyuyor. Bu tablo, sıradan bir üretim artışından çok daha fazlasına işaret ediyor: Bölgenin su havzaları, orman varlığı ve kırsal yaşamı üzerinde uzun soluklu baskı yaratacak bir endüstriyel yoğunlaşma. ÇED dosyasında büyüyen sadece üretim değil; depolanacak atık hacmi de katlanıyor. TEHLİKELİ ATIK NİTELİĞİNDE DEV DEPOLAMA ALANI Rapor, flotasyon süreci sonrası oluşan atıkların depolanacağı tesisin kapasitesinin artırılacağını açıkça ortaya koyuyor. Bu atıklar mevzuat kapsamında özel işleme tabi ve potansiyel olarak tehlikeli kategoride değerlendiriliyor. İnce taneli, kimyasal işlem görmüş ve ağır metal içerebilen bu atıkların depolanacağı yapı, projenin çevresel risk merkezini oluşturuyor. Bu tür tesisler teknik olarak “atık depolama” olarak adlandırılsa da, içerikleri itibarıyla birer kimyasal risk barajı niteliği taşıyor. Asıl tehlike görünmeyen suda: Sızıntı ve asit üretimi ihtimali. ASİT KAYA DRENAJI: ZAMANLA BÜYÜYEN KİMYASAL TEHDİT ÇED raporunda da ayrı başlık altında yer alan asit kaya drenajı, sülfürlü kayaçların su ve oksijenle teması sonucu asit oluşması ve bu asidin ağır metalleri çözerek suya taşıması süreci olarak tanımlanıyor. Bu süreç başladığında: Yeraltı suları ağır metal yüküyle kirlenebiliyor Derelere asidik ve metal yüklü sular karışabiliyor Tarımsal sulama ve içme suyu kaynakları tehdit altına girebiliyor Bu riskin en çarpıcı yönü, maden işletmesi sürerken değil, yıllar sonra ortaya çıkabilmesi. ÇED dosyası bu ihtimali teknik olarak kabul ediyor; kontrol ve izleme sistemleri öngörüyor. Ancak bilimsel gerçek şu: Bu tür kimyasal süreçler durdurulamaz, ancak yönetilmeye çalışılır. Karadeniz’in yağışı, atık sahasının yükünü artırıyor. SU HAVZALARI VE DERELERLE İÇ İÇE BİR MADENCİLİK Rapor, proje alanının çok sayıda dere ve mikro havza ile ilişkili olduğunu, hidrolojik ve hidrojeolojik bağlantıların bulunduğunu ortaya koyuyor. Yüzey suları ve yeraltı suları için izleme sistemleri planlanmış olsa da, olası bir kirlenme senaryosunda etkinin sadece tesis sınırlarında kalmayacağı açık. Yüksek yağışlı Karadeniz coğrafyasında: Yüzey akışı artıyor İnce taneli atıklar taşınabiliyor Kirleticiler dere sistemlerine karışabiliyor Bu durum, bölgesel su kalitesi üzerinde zincirleme etki riski anlamına geliyor. Heyelan kuşağında atık barajı: Doğa ile mühendislik karşı karşıya. HEYELAN, TAŞKIN VE DEPREM GERÇEĞİ ÇED raporunda jeolojik yapı, heyelan riski, taşkın olasılığı ve depremsellik başlıkları detaylı şekilde ele alınmış. Bölgenin dik topoğrafyası, ayrışmış kayaç yapısı ve yoğun yağış rejimi, doğal afet hassasiyetini artırıyor. Bu koşullarda büyük hacimli bir atık depolama tesisinin güvenliği yalnızca projelendirme kalitesiyle değil, doğal sınırlarla da belirleniyor. Dünya örnekleri, benzer tesislerin en büyük kırılganlığı aşırı doğa olayları sırasında yaşadığını gösteriyor. Orman kaybı sadece ağaç değil, ekosistem zincirinin kopması demek. ORMAN, YABAN HAYATI VE TARIM ALANLARI ÇED dosyasında flora, fauna, orman alanları ve tarımsal faaliyetler ayrı başlıklarda incelenmiş durumda. Proje sahası ve çevresinde orman ekosistemlerinin bulunduğu, yaban hayatı habitatlarının etkileneceği ve tarım alanlarının dolaylı risk altında olabileceği belirtiliyor. Toz yayılımı, gürültü ve özellikle su kirliliği ihtimali: Fındık bahçeleri Sebze üretimi Hayvancılık faaliyetleri üzerinde uzun vadeli belirsizlik yaratıyor. Ağır metallerin toprak ve su yoluyla gıda zincirine girme riski, çevre meselesini doğrudan halk sağlığı boyutuna taşıyor. Ekonomik katkı geçici, çevresel yük kalıcı. İSTİHDAM VE GERÇEK MALİYET Rapor, projenin istihdam yaratacağını ve yerel ekonomiye katkı sağlayacağını belirtiyor. Ancak madencilik projelerinde sık görülen gerçeklik değişmiyor: Ekonomik hareketlilik işletme süresiyle sınırlı kalırken, çevresel yük uzun yıllar boyunca varlığını sürdürüyor. Maden kapandıktan sonra geride kalacak olan: Geniş bir atık depolama sahası Uzun süre izlenmesi gereken su sistemleri Doğal yapısı değişmiş bir arazi oluyor. Rehabilitasyon planları dosyada yer alsa da, ekosistemlerin eski haline dönmesi değil, yalnızca risklerin azaltılması mümkün. GİRESUN İÇİN STRATEJİK BİR ÇEVRE KARARI Bu kapasite artışı dosyası, hukuken bir ÇED süreci belgesi olabilir. Ancak pratikte, Giresun’un su kaynakları, orman varlığı ve kırsal yaşamı üzerinde onlarca yıl etkisi sürebilecek bir sanayi genişlemesinin resmi kaydı niteliğini taşıyor. Büyüyen maden sahasıyla birlikte büyüyen şey yalnızca üretim değil; kimyasal risk, jeoteknik hassasiyet ve ekolojik baskı da aynı oranda artıyor. Bu tablo, madenciliğin teknik sınırlarını aşan, doğrudan kamu yararı ve çevresel gelecek tartışmasının merkezine oturan bir süreç olarak değerlendirlmelidir.

ESPİYE’DE ÇÖP TESİSİ ALARMI Haber

ESPİYE’DE ÇÖP TESİSİ ALARMI

ESPİYE’DE ÇÖP TESİSİ ALARMI Kızıldere–Neel mevkiinde yapılması planlanan katı atık bertaraf tesisi Espiye’de tepkilere yol açtı. Kent Konseyi ve sivil toplum kuruluşları, tesisin su kaynakları, tarım alanları ve halk sağlığı açısından ciddi riskler barındırdığını belirterek eylem kararı aldı. Espiye ilçesi Kızıldere–Neel mevkiinde (Yırtaklı Bükü) yapılması gündeme gelen katı atık bertaraf tesisi, ilçe genelinde çevre ve yaşam hakkı tartışmasını beraberinde getirdi. Espiye Kent Konseyi ile çok sayıda sivil toplum kuruluşu, tesisin planlandığı alanın doğal ve tarımsal özellikleri nedeniyle kalıcı çevresel sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu. Proje, Giresun Katı-Sıvı Atık ve İçme Suları Birliği gündemine taşınırken, nihai kararın Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci sonunda verileceği ifade ediliyor. Ancak yerel aktörler, sürecin yalnızca teknik bir prosedür olarak ele alınmasının yeterli olmayacağını savunuyor. BİLİMSEL VERİLER NEYE İŞARET EDİYOR? Uzman çalışmaları ve bilimsel literatüre göre katı atık bertaraf tesislerinin başlıca risk alanları şöyle özetleniyor: Sızıntı suları (leachate): Atıklardan süzülen kirli suların yeterli önlem alınmadığı durumlarda yeraltı ve yüzey sularına karışarak içme suyu kaynaklarını tehdit edebildiği belirtiliyor. Hava ve koku kirliliği: Organik atıkların ayrışması sırasında oluşan gazların yerleşim alanlarına taşınarak yaşam kalitesini düşürebileceği vurgulanıyor. Tarım ve ekosistem etkisi: Su ve toprak kirliliği riskinin tarımsal üretim ve hayvancılık üzerinde doğrudan olumsuz etki yaratabileceği ifade ediliyor. Ulaşım ve gürültü: Günlük kamyon trafiğinin, özellikle dar vadi yollarında çevresel baskıyı ve güvenlik risklerini artırdığına dikkat çekiliyor. Bilimsel çalışmalarda, bu tür tesislerin dere yataklarına ve tarım alanlarına yakın bölgelerde planlanmasının riskleri daha da büyüttüğü belirtiliyor. Kent Konseyi ve STK’lar, Kızıldere–Neel hattının su varlığı ve tarımsal karakteri nedeniyle özel olarak korunması gereken bir alan olduğunu vurguluyor. Yapılan açıklamalarda, “Bu tesis yalnızca bugünü değil, bölgenin geleceğini etkileyecek. ÇED raporu, kağıt üzerinde değil, bilimsel ve tarafsız biçimde hazırlanmalıdır” ifadelerine yer verildi. Vatandaşların en büyük kaygısı ise olası bir sızıntı ya da kirlilik durumunda Gelevera Havzası’nın zarar görmesi ve bunun telafisinin mümkün olmaması. Bölge halkı, geçmişte farklı ilçelerde yaşanan benzer tesis deneyimlerini hatırlatarak denetim ve şeffaflık çağrısı yaptı. Çevre mevzuatına göre katı atık bertaraf tesisleri; kapasite, yer seçimi, sızıntı suyu yönetimi, gaz kontrolü ve çevresel etkiler açısından ayrıntılı biçimde incelenmek zorunda. ÇED raporu olmadan tesisin kurulması mümkün değil. Önümüzdeki günlerde yapılması beklenen Halkın Katılımı Toplantısı, projenin geleceği açısından kritik görülüyor. Espiye Kent Konseyi ve sivil toplum kuruluşları, bu toplantıda bilimsel veriler ışığında görüş ve itirazlarını kamuoyuna ve yetkililere sunacaklarını açıkladı.

VEREM HÂLÂ ARAMIZDA: ERKEN TANI VE DÜZENLİ TEDAVİ HAYAT KURTARIYOR Haber

VEREM HÂLÂ ARAMIZDA: ERKEN TANI VE DÜZENLİ TEDAVİ HAYAT KURTARIYOR

VEREM HÂLÂ ARAMIZDA: ERKEN TANI VE DÜZENLİ TEDAVİ HAYAT KURTARIYOR Her yıl ocak ayının ilk pazar gününü izleyen hafta boyunca düzenlenen Verem Eğitim ve Farkındalık Haftası, tüberkülozun hâlâ önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Türkiye’de 1947 yılından bu yana sürdürülen bu farkındalık çalışmaları, hastalığın erken tanısı ve tedaviye uyumun hayati önemine dikkat çekmeyi amaçlıyor. Verem Nedir, Nasıl Bulaşır? Verem, Mycobacterium tuberculosis adlı bakterinin neden olduğu bulaşıcı bir hastalık. En sık akciğerleri tutmakla birlikte, saç ve tırnak hariç vücudun hemen her organını etkileyebiliyor. Hastalık; tedavi almamış ya da düzensiz tedavi gören hastaların öksürük ve hapşırıklarıyla havaya yayılan mikropların solunması yoluyla bulaşıyor. Uzun süre kapalı ortamlarda bulunmak, havalandırmanın yetersiz olması ve yakın temas bulaş riskini artırıyor. Belirtiler Hafife Alınmamalı İki-üç haftadan uzun süren öksürük, balgam, kilo kaybı, gece terlemesi, ateş ve halsizlik veremin en sık görülen belirtileri arasında yer alıyor. Bazı hastalarda ise özellikle ileri yaşta ve bağışıklığı baskılanmış kişilerde belirtiler silik seyredebildiği için tanı gecikebiliyor. Uzmanlar, uzun süren öksürükte mutlaka verem ihtimalinin değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Tedavisi Var ve Ücretsiz Verem tedavisi, Sağlık Bakanlığı rehberlerine göre standart ilaçlarla en az 6 ay sürüyor. Tedavide kullanılan tüm ilaçlar ücretsiz olarak temin ediliyor. İlaçların düzenli ve kesintisiz kullanılması tedavinin başarısında belirleyici rol oynuyor. Bu nedenle “doğrudan gözetimli tedavi” uygulamasıyla hastaların ilaçlarını düzenli alması sağlanıyor. Türkiye’de Verem Azalıyor Ama Bitmedi Son yıllarda Türkiye’de verem görülme sıklığında belirgin bir düşüş yaşandı. 2024 yılında ülkede 9.027 tüberküloz vakası kayıtlara geçti. Vakaların yaklaşık üçte ikisi akciğer tüberkülozu, üçte biri ise akciğer dışı organ tutulumlarından oluştu. Uzmanlar bu düşüşte etkin tanı, ücretsiz tedavi ve güçlü izlem sistemlerinin etkili olduğunu belirtiyor. Aşı ve Temaslı Takibi Hayat Kurtarıyor Veremden korunmada BCG aşısı, özellikle bebek ve çocuklarda ağır seyirli hastalıkları önlemede büyük önem taşıyor. Ayrıca verem hastalarıyla temas eden kişilerin ücretsiz muayene edilmesi ve gerekirse koruyucu tedaviye alınması, hastalığın yayılımını engelleyen en etkili yöntemler arasında bulunuyor. Küresel Ölçekte de Önemini Koruyor Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre tüberküloz, dünya genelinde tek bir bulaşıcı etkenin neden olduğu ölümler arasında hâlâ ilk sıralarda yer alıyor. Ancak etkin tanı ve tedavi programları sayesinde son 20 yılda milyonlarca hayat kurtarıldı. Uzmanlar uyarıyor: Verem, erken tanı ve düzenli tedaviyle tamamen iyileşebilen bir hastalık. Uzun süren öksürük ve benzeri şikâyetlerde sağlık kuruluşlarına başvurmak, hem bireyin hem de toplumun sağlığını korumanın en önemli adımı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.