Hava Durumu

#Hak Kaybı

giresunsonhaber - Hak Kaybı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hak Kaybı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

8 MART’IN EN SERT GERÇEĞİ: ENGELLİ BİREYLERİN YÜKÜNÜ EN ÇOK KADINLAR TAŞIYOR Haber

8 MART’IN EN SERT GERÇEĞİ: ENGELLİ BİREYLERİN YÜKÜNÜ EN ÇOK KADINLAR TAŞIYOR

GİRESUN’DA 8 MART’IN EN SERT GERÇEĞİ: ENGELLİ BİREYLERİN YÜKÜNÜ EN ÇOK KADINLAR TAŞIYOR Giresun Engelsiz Yaşam Derneği’nin 8 Mart mesajı, bir kutlama metninden çok daha fazlasını söyledi: Engelli bireylerin bakımını omuzlayan kadınlar, hem görünmeyen emeğin hem de yetersiz sosyal desteğin en ağır yükünü taşıyor. Giresun’da derneğin son dönemde sağlık, eğitim ve erişilebilir hizmetler başlığında verdiği mücadele, bu çıkışın anlık değil, sahaya dayanan bir itiraz olduğunu gösteriyor. Araştırmalar da aynı noktaya işaret ediyor: bakım yükü büyüdükçe kadınların yaşam kalitesi, sosyal katılımı ve ekonomik güvencesi daha fazla aşınıyor. GİRESUN’DA 8 MART MESAJI Giresun Engelsiz Yaşam Derneği’nin 8 Mart dolayısıyla paylaştığı metin, kadınların engellilik alanındaki görünmeyen yükünü doğrudan hedefe koydu. Metinde, engelli çocukların ya da engelli yakınlarının bakımını üstlenen kadınların ekonomik güvenceden uzaklaştığı, sosyal hayattan koptuğu ve çözüm masalarında geri planda bırakıldığı vurgulandı. Asıl dikkat çeken ise derneğin meseleyi yardım diliyle değil, “hak temelli yaklaşım” ve “eşit yurttaşlık” çerçevesiyle tarif etmesi oldu. Bu yönüyle açıklama, 8 Mart’a özel bir duyarlılık çağrısından çok, yılın geri kalanında görmezden gelinen bir toplumsal yükün kayda geçirilmesi niteliği taşıdı. DERNEĞİN ÇİZGİSİ NET: GÜNDELİK SERZENİŞ DEĞİL, SÜREKLİ HAK ARAYIŞI Derneğin son dönemde kamuoyuna yansıyan çıkışlarına bakıldığında, bu açıklamanın münferit olmadığı görülüyor. Giresun Engelsiz Yaşam Derneği, 2025 sonbaharında yapılan olağan kongrede “Engelsiz Yaşam Merkezi” ihtiyacını yeniden gündeme taşıdı; 2026 başında ise özel gereksinimli bireylerin rehabilitasyon eğitimlerine 27 yaş sınırı getirilmesi girişimine açık tepki verdi. Bu iki başlık bile derneğin yalnızca farkındalık üretmediğini, aynı zamanda hizmete erişim ve hak kaybı başlıklarında doğrudan müdahil olduğunu gösteriyor. SAĞLIKTA SOMUT KAZANIM: DİŞ TEDAVİSİ İÇİN İL DIŞI MECBURİYETİ AZALDI Derneğin etkisinin sahada görüldüğü başlıklardan biri sağlık hizmetleri oldu. 2025 Eylülünde yerel ve tematik haber kaynaklarına yansıyan bilgilere göre, Giresun Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, Giresun Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Giresun Engelsiz Yaşam Derneği’nin ortak çalışmasıyla engelli çocukların diş tedavileri Giresun’da yapılmaya başlandı. Bu gelişme, aileler açısından yalnızca bir sağlık hizmeti kolaylığı değil; şehir dışı sevk, ulaşım masrafı, refakat zorluğu ve zaman kaybının da azalması anlamına geldi. EĞİTİM BAŞLIĞINDA TEPKİ: “HAK KAYBI DERİNLEŞMESİN” Derneğin en sert çıkışlarından biri ise rehabilitasyon eğitiminde yaş sınırı tartışmasına karşı oldu. Ocak 2026’da yerel basına yansıyan açıklamalarda dernek başkanı Rabia Akkuş, özel gereksinimli bireylerin rehabilitasyon merkezlerinde aldıkları eğitime 27 yaş sınırı getirilmek istenmesini eleştirdi ve bunun eğitim hakkını zedeleyeceğini savundu. Bu itiraz, yalnızca bir yönetmelik tartışması değil; eğitim hakkının sürekliliği, ailelerin geleceğe dair güvencesi ve engelli bireyin sistem dışına itilmemesi açısından kritik bir uyarı olarak öne çıktı. ARAŞTIRMALAR DERNEĞİN SÖYLEDİĞİNİ DOĞRULUYOR Bilimsel çalışmalar, derneğin 8 Mart metninde dile getirilen temel sorunun duygusal bir saptama değil, ölçülebilir bir gerçek olduğunu gösteriyor. Türkiye’de yayımlanan araştırmalardan birinde, engelli çocuğa sahip bakım veren ebeveynlerin yüzde 78’inin anne olduğu saptandı. Başka çalışmalarda ise çocuğun engel oranı arttıkça bakım yükünün de arttığı, ağır engelli aile üyesine bakım veren kadınlarda bakım yükü yükseldikçe yaşam doyumu ve yaşam kalitesinin olumsuz etkilendiği belirtildi. Bu bulgular, bakımın aile içinde “doğal olarak” kadına bırakılan bir görev gibi görülmesinin, aslında kadınların sosyal ve ekonomik hayatını daraltan yapısal bir sorun ürettiğini ortaya koyuyor. GÖRÜNMEYEN EMEK, EN AĞIR SOSYAL YÜKLERDEN BİRİNE DÖNÜŞÜYOR Sorunun merkezinde yalnızca fiziksel bakım yok. Engelli bireyin sağlık randevusu, eğitimi, taşınması, gündelik ihtiyaçları, sosyal uyumu ve kriz anları çoğu evde tek bir kişinin, çoğunlukla da annenin ya da kadın yakının omzuna yükleniyor. Bu tablo kadınların istihdamdan kopmasına, düzensiz gelirle yaşamasına, sosyal çevreden uzaklaşmasına ve tükenmişlik duygusunun derinleşmesine yol açıyor. Literatürde “bakımın kadınlaşması” olarak tarif edilen bu süreç, engellilik alanında kadınların neden iki kat görünmez kaldığını da açıklıyor: Hem bakım veriyorlar hem de bu bakım çoğu zaman emek sayılmıyor. DEVLET DESTEĞİ VAR, AMA SAHADAKİ YÜKÜ TAM OLARAK HAFİFLETMİYOR Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 2026 bütçe verilerine göre 520 bin aileye evde bakım yardımı yapılıyor; ayrıca 104 bin 573 kişi engelli aylığından, 45 bin 750 kişi de engelli yakını aylığından yararlanıyor. Bakanlığın güncel bilgilendirme sayfalarında evde bakım yardımı ve gündüz hizmetleri sisteminin sürdüğü görülüyor. Ancak rakamların büyüklüğü, ihtiyacın karşılandığı anlamına gelmiyor. Sahadaki temel sorun; desteğin yalnızca nakdi boyutta kalması, gündüzlü bakım, geçici bakım, psikososyal destek, yerel koordinasyon ve erişilebilir kamusal hizmetlerin aynı ölçüde güçlenmemesi. Giresun Engelsiz Yaşam Derneği’nin 8 Mart metni de tam burada sertleşiyor: Kadınların ve engelli bireylerin yükü yılda bir gün anılarak değil, her gün işleyen destek mekanizmalarıyla hafifletilebilir. DÜNYANIN YÖNÜ BELLİ: YARDIM DEĞİL, HAK VE TOPLUM TEMELLİ DESTEK Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi, engelli bireylerin bağımsız yaşama ve toplum içinde yer alma hakkını açık biçimde güvence altına alıyor. Bu yaklaşım, engelli bireyi edilgen bir yardım nesnesi olarak değil, hak sahibi yurttaş olarak kabul ediyor. Bu çerçevede bakım veren ailelerin, özellikle kadınların yükünü azaltacak hizmetlerin güçlendirilmesi; erişilebilir sağlık, eğitim, sosyal katılım ve yerel destek ağlarının yaygınlaştırılması bekleniyor. Giresun’daki derneğin 8 Mart çıkışı da tam olarak bu çizgiye yaslanıyor: yardım istemekten çok, hakların eksiksiz tanınmasını talep ediyor. GİRESUN’DAN YÜKSELEN SES, TEK BİR GÜNÜN DEĞİL YILIN TAMAMININ MESELESİ Giresun Engelsiz Yaşam Derneği’nin 8 Mart mesajı, yerel ölçekte yazılmış bir sosyal medya paylaşımından ibaret değil. O metin, engelli bireylerin bakımını taşıyan kadınların neden yoksullaştığını, neden yalnızlaştığını ve neden çözüm süreçlerinin merkezine alınması gerektiğini özetliyor. Derneğin son dönemde sağlık hizmetine erişim, eğitim hakkı ve engelsiz yaşam merkezi gibi başlıklarda verdiği mücadele de bu sözlerin sahadaki karşılığını güçlendiriyor. Giresun’da dile gelen bu itirazın özeti net: Engelli bireyin hakkı konuşulacaksa, onunla birlikte yaşayan ve hayatı omuzlayan kadının yükü artık tali bir ayrıntı gibi görülemez.

GİRESUN’DA İMAR DOSYASI Haber

GİRESUN’DA İMAR DOSYASI

GİRESUN’DA İMAR DOSYASI Gelecek vizyonu gerekirken gündem itirazlara, şerhlere ve meclis krizine sıkıştı Giresun’da belediyenin ilave ve revizyon imar planı dosyası, artık sıradan bir plan değişikliği tartışması olmaktan çıktı. Konu sadece yeni yapılaşma kararları, emsal hesabı ya da teknik pafta düzeni değil; kentin hangi anlayışla büyüyeceği, hangi kamu yararı ölçüsüyle yönetileceği ve önümüzdeki onlarca yıla nasıl hazırlanacağı meselesine dönüştü. Belediyenin kendi resmî belgeleri de bu iddiayı kağıt üzerinde de olsa taşıyordu aslında… Giresun Belediyesi’nin 2025-2029 Stratejik Planı’nda ilave ve revizyon imar planı çalışmalarına 2024 Mayıs’ında “kentin gelişimine katkı sağlamak” ve “fonksiyonel yaşam alanları oluşturmak” amacıyla başlandığı belirtiliyor. Kâğıt üzerindeki hedef açık: daha dirençli, daha düzenli, daha yaşanabilir bir Giresun. Ne var ki sahadaki tartışma, bu gelecek vizyonundan çok daha sert bir hatta aktı. Sürecin resmî başlangıç eşiği de net. Giresun Belediyesi’nin ilanına göre Belediye Meclisi, 9 Ocak 2026 tarihli 19 sayılı kararla Giresun Belediyesi ve mücavir alan sınırları içindeki 1/5000 ölçekli ilave ve revizyon nazım imar planı ile 1/1000 ölçekli ilave ve revizyon uygulama imar planını onayladı; plan da 16 Ocak 2026’da ilan edilerek askıya çıkarıldı. Belediyenin “İmar Plan Değişiklikleri” sayfasında da aynı karar ve plan paftalarının yayımlandığı görülüyor. Yani dosya, usulen meclis kararıyla alındı ve askı süreci işletildi; görünmez ya da kayıtsız bir işlem söz konusu değil. Ancak tam bu noktadan sonra dosya, teknik plan revizyonu olmaktan çıkıp yüksek gerilimli bir kent tartışmasına dönüştü. ASKI SONRASI GELEN İTİRAZ YÜKÜ, BU KIRILMANIN İLK GÜÇLÜ GÖSTERGESİ OLDU. Yerel basına göre revizyon planına 1100’ü aşan, bazı yayınlarda ise 1114’e ulaşan itiraz yapıldı. Aynı haberlerde belediye meclisinde dilekçe özetlerinin saatler süren oturumlarda okunduğu, ilk bölümde yüzlerce başvurunun ancak özetlenebildiği ve sürecin yoğunluğu nedeniyle teknik incelemelerin destek ekiplerle yürütüldüğü aktarıldı. Belediyenin erişilebilen açık belgelerinde bu sayıyı tek kalemde veren ayrı bir resmî sonuç özeti şu aşamada görünmese de birbirinden bağımsız yerel kaynakların aynı büyüklükte bir itiraz yüküne işaret etmesi dosyanın olağanüstü bir baskı yarattığını gösteriyor. İtirazların neden büyüdüğüne ilişkin en net veri ise doğrudan belediyenin kendi gündemine yansıdı. Mart ayı sürecinde meclis gündemine, eski plandan gelen “kazanılmış hakların korunup korunamayacağı” ve “teknik hataların düzeltilip düzeltilemeyeceği” başlıkları taşındı. Bu iki ifade tek başına çok şey anlatıyor. Çünkü dosyanın merkezinde yalnızca genel bir memnuniyetsizlik değil; doğrudan mülkiyet hakkı, önceki plandan doğan beklentiler, yeni planla doğabilecek hak kaybı, uygulama güvenliği ve teknik düzenleme sorunları bulunuyor. İmar hukukunda en sert uyuşmazlıkların çoğu zaten tam bu alanlardan doğuyor. Dolayısıyla Giresun’daki itirazların büyümesi, yalnızca siyasi değil, aynı zamanda doğrudan mülkiyet ve uygulama rejimiyle ilgili bir gerilim olduğunu gösteriyor. Yapılan eleştiriler ise tartışmanın birkaç emsal ve kat kararından ibaret olmadığını ortaya koydu. Yerel basına yansıyan tutanak ve değerlendirmelere göre karara karşı çıkan meclis üyelerinin şerhlerinde planın “kamu yararından ziyade bireysel talepleri öncelediği”, “nüfus projeksiyonlarının bilimsel temellere dayanmadığı” ve “artan yapı yoğunluğuna karşılık yeterli yeşil alan ve kamusal alan üretilmediği” yönündeki eleştiriler öne çıktı. Bu başlıklar önemlidir; çünkü burada artık sadece yapılaşma hakkı değil, kamu yararı, planlama esasları, nüfus kabulleri, donatı dengesi ve şehircilik ilkeleri tartışılıyor. Belediye belgelerinde bugün erişilebilen özetlerde bu şerhlerin tam metni kamuya açık biçimde görünmese de yerel basında aynı çerçevede aktarılan eleştiriler dosyanın teknik ve hukuki kırılganlık alanlarını işaret ediyor. SİYASİ VE MESLEKİ ÇEVRELERDEN GELEN ÇIKIŞLAR DA AYNI DOĞRULTUDA OLDU. Mimarlar Odası Giresun Şubesi, 16 Ocak 2026’da askıya çıkarılan planın kentin gerçek sorunlarına çözüm üretecek biçimde “daha şeffaf ve katılımcı bir süreçle yeniden ele alınması” gerektiğini açıkladı. MHP cephesinden yapılan açıklamalarda ise çizgi netti: “revizyona karşı değiliz, bu plan yeniden değerlendirilmeli.” Buna paralel olarak yerel basında, revizyon plana 11 resmî kurumun itiraz ettiği; bunlar arasında Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü, Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü, Orman İşletme Müdürlüğü, Millî Emlak Müdürlüğü ve bazı meslek odalarının bulunduğu aktarıldı. Bu kurum listesi şu aşamada belediyenin yayımladığı tek parça bir resmî listeyle doğrulanmış değil; bu nedenle haber değeri taşısa da kesinleşmiş kurum listesi gibi değil, yerel basına yansıyan tablo olarak okunmalı. Aynı kaynaklarda AK Parti, MHP ve bazı sivil toplum çevrelerinin de itiraz sunduğu bilgisi yer aldı. Bu tablo, dosyanın yalnızca bireysel maliklerin değil, kurumsal ve siyasi aktörlerin de müdahil olduğu geniş bir itiraz alanına dönüştüğünü gösteriyor. DOSYANIN SİYASİ AĞIRLIĞINI ARTIRAN İKİNCİ BÜYÜK KIRILMA İSE BELEDİYE MECLİSİNDEKİ İSTİFALAR OLDU. Yerel haberlere göre Ferhat Karademir, 26 Şubat 2026 tarihli dilekçeyle İmar Komisyonu üyeliğinden ayrıldı. İlyas Palak ise 3 Mart 2026 tarihli dilekçeyle hem İmar Komisyonu hem de Belediye Encümeni üyeliğinden istifa etti. Palak’ın kendi gerekçesi kamuoyuna doğrudan yansıdı: “Gördüğüm lüzum üzerine imar komisyon ve encümen üyeliklerinden istifa ettim, meclis üyesi olarak görevimi sürdüreceğim.” Aynı haberlerde Palak’ın revizyon imar planı ile ilgili toplantılara katılmayarak dikkat çektiği de belirtildi. Karademir yönünden ise kesin olarak söylenebilecek husus, İmar Komisyonu üyeliğinden istifa etmiş olmasıdır. Açık kaynaklarda Karademir’in adının başka adli süreçlerle birlikte anıldığı haberler yer alıyor; ancak istifanın doğrudan hangi nedenle verildiğine dair ayrıntılı bir kişisel resmî gerekçe kamuya açık biçimde açıklanmış değil. İSTİFALARIN ARDINDAN YAPILAN SEÇİMLER DE DOSYANIN YÖNÜNÜ DEĞİŞTİRDİ. Alınan bilgilere göre Salih Önal ve Onur Konar İmar Komisyonu’na seçildi; Onur Konar ayrıca encümen üyeliğine getirildi. Belediyenin 2025’te yayımladığı komisyon listesinde Salih Önal ve Onur Konar’ın Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleri arasında yer aldığı görülüyor. Belediyenin mevcut “Komisyon Üyeleri” sayfası da aynı yapıyı gösteriyor; ancak aynı sayfada İmar Komisyonu için hâlâ eski listenin görünmesi, mart ayındaki değişikliğin resmî web sayfasına tam yansımadığını düşündürüyor. Bu da önemli bir ayrıntı: revizyon planı itirazlarının değerlendirileceği eşikte komisyon kompozisyonu değişti, ama belediyenin kamusal bilgi güncellemesi eş zamanlı ilerlemedi. Sonuçta planı hazırlayan irade ile planı itirazlar üzerinden yeniden tartacak komisyon dengesi aynı kalmadı. Dosyanın bundan sonraki yönünü belirleyecek çerçeve ise hukuken açık. 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8/b maddesi uyarınca askı sürecinde yapılan itirazların belediye meclisi tarafından incelenip karara bağlanması gerekiyor. Yerel haberler de bu yükümlülüğe işaret ederek, yüksek sayıdaki başvurunun süre baskısı altında sonuçlandırılması gerektiğini hatırlatıyor. ANCAK BURADA BELİRLEYİCİ OLAN YALNIZCA KARAR VERİLMESİ DEĞİL, KARARIN NASIL GEREKÇELENDİRİLECEĞİ. Çünkü imar hukukunda asıl denetim, planın kamu yararı, şehircilik ilkeleri, planlama esasları, teknik yeterlilik ve hak dengesi bakımından ne kadar savunulabilir olduğuna odaklanır. Bu nedenle Giresun Belediye Meclisi’nin ve İmar Komisyonu’nun önündeki görev, yalnızca çok sayıda itirazı karara bağlamak değil; aynı zamanda her kararın olası idari yargı denetimine dayanabilecek gerekçe bütünlüğünü kurmaktır. İmar kanununa göre “15 gün içinde karara bağlama” baskısı da dosyanın idari yükünü ayrıca artırıyor. Bütün bu tablonun içinde geri plana düşen ama aslında dosyanın merkezinde olması gereken başlık, KENTİN GELECEK VİZYONU. Giresun Belediyesi’nin kendi stratejik planının “afetlere dirençli, sürdürülebilir, yeşil dönüşümü benimsemiş” bir kent hedefi ortaya koyması gerektiği… Karadeniz kentlerinde planlama artık yalnızca parsel düzeni ve yapı yoğunluğu üzerinden okunamaz; aşırı yağış, heyelan, yüzey suyu yönetimi, kıyı baskısı, hava koridorları, gölgeleme, yeşil altyapı sürekliliği ve afet toplanma alanları gibi başlıkları da merkeze almak zorundadır. Giresun’daki revizyon planı tartışmasının ise büyük ölçüde emsal, hak kaybı, teknik hata ve meclis içi krizler etrafında sıkışması, dosyanın asıl gelecek eksenini geri plana itti. Veya zaten hiç ön plana alınmamıştı… Kenti yalnızca bağımsız bölüm, metrekare ve kısa vadeli yapılaşma mantığıyla okumak, uzun vadede şehir kimliğini, mahalle dokusunu ve ortak yaşam zeminini zayıflatır. Bugün ihtiyaç duyulan şey sadece itirazları teknik olarak sonuçlandırmak değil; kentin hangi çevresel eşikler gözetilerek, hangi kamusal önceliklerle ve hangi uzun vadeli vizyonla büyütüleceğini yeniden tarif etmektir. Sonuç olarak Giresun’daki revizyon imar planı, bir meclis kararıyla başlayıp rutin bir askı süreciyle kapanacak sıradan bir belediye işlemi olmaktan çıktı. Hazırlık aşamasında “kentin gelişimine katkı” ve “fonksiyonel yaşam alanları” söylemiyle başlayan dosya, askı sonrasında yüksek sayıda itiraz aldı; bu itirazlar meclis gündemini kilitledi, ardından şerhler, meslek örgütü eleştirileri, siyasi çıkışlar, istifalar ve yeni seçimler geldi. Bugün önümüzde iki temel soru var. İlki, belediye meclisi bu itirazları hangi gerekçelerle karara bağlayacak? İkincisi, Giresun gerçekten geleceğin iklim risklerini, afet baskılarını ve yaşam kalitesi beklentilerini taşıyacak bir planlama vizyonuna mı yönelecek, yoksa tartışma kısa vadeli yapılaşma ve hak çekişmeleri içinde mi kalacak? Dosyanın gerçek önemi artık tam burada yatıyor. . . Kaynakça: Giresun Belediyesi 2025-2029 Stratejik Planı; Giresun Belediyesi’nin 16 Ocak 2026 tarihli imar revizyon ilanı; Giresun Belediyesi 6 Şubat 2026 karar özeti; Giresun Belediyesi komisyon üyeleri ve 2025 komisyon dağılımı duyuruları; Giresun Gazete, Yeşilgiresun, Giresun Haberci’de yayımlanan Mart 2026 tarihli yerel haber ve açıklamalar

SİGORTASIZ İŞÇİ İŞ KAZASI GEÇİRSE SGK DEVREYE GİRECEK Haber

SİGORTASIZ İŞÇİ İŞ KAZASI GEÇİRSE SGK DEVREYE GİRECEK

Türkiye'de sigortasız bir şekilde çalışırken iş kazası geçiren işçiler, SGK tarafından otomatik olarak sigortalı kabul edilerek hak kaybına uğramıyor. Uzmanlar, bu uygulamanın güçlü bir sosyal devlet yaklaşımı olduğunu ifade ediyor. BURSA (İGFA) - Sigortasız çalışırken kaza geçiren işçiler, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından kaza gününden itibaren otomatik sigortalı sayılıyor. Bu uygulama bazen "işçiye yalnızca bir gün sigorta yapılıyor" şeklinde yanlış anlaşılabiliyor. Ancak uzmanlar, bu sistemin işçi ve ailesini koruyan etkili bir sosyal devlet refleksi olduğunu belirtiyor. SGK’nın otomatik tescil işlemi, işçinin sosyal güvenlik haklarının başlamasını sağlayan ilk adım niteliğinde. İnceleme tamamlandığında, kazadan önce fiilen çalıştığı tüm süreler sisteme kaydediliyor ve haklar tam olarak sağlanıyor. Denetmenler ve müfettişler, sigortasız iş kazalarında işçinin çalışma süresi, ücreti, kazanın nasıl meydana geldiği ve sorumlularını ayrıntılı bir şekilde inceliyor. Tanık beyanları, işyeri kayıtları ve kamera görüntüleri değerlendirilerek iş kazası hukuken tanınıyor ve sosyal güvenlik işlemleri başlatılıyor. Ölümle sonuçlanan kazalarda, SGK, hak sahiplerine ölüm geliri ve koşullar sağlandığında ölüm aylığı bağlıyor. Aynı anda gelir ve aylığa hak kazanılması durumunda daha yüksek olan ödeniyor, düşük olan ise yarı yarıya aileye veriliyor. Cenaze yardımı da sağlanıyor. Ayrıca SGK, yaptığı ödemeleri hatalı işverenden rücu ederek kamu zararını karşılıyor. Uluslararası karşılaştırmalarda Türkiye'nin modeli dikkat çekiyor. ABD ve İngiltere'de iş kazası ödemeleri genellikle özel sigortalara veya işveren birliklerine bağlıdır. İşveren poliçe yaptırmamışsa, işçiler çoğu kez gelir elde edemiyor ve tazminat için uzun süreli davalara başvurmak zorunda kalıyor. Türkiye'de ise sigortasız işçi bile sosyal güvenlik kapsamına alınarak doğrudan gelir güvenliği sağlanıyor. Uzmanlar, "SGK yalnızca bir gün sigorta gösteriyor" eleştirisinin teknik işleyişin yanlış anlaşılmasından kaynaklandığını dile getiriyor. Otomatik tescil işlemi, hakların devreye girmesi için yapılan ilk kayıt niteliğinde olup tüm çalışma süreleri geriye dönük sisteme işleniyor. Yetkililer, uygulamanın özünü "işçiyi merkeze almak ve mağduriyetini önlemek" olarak tanımlıyor. Sistem, kazaya maruz kalan sigortasız çalışana koruma sağlarken, ailesini de gelir güvencesi ile güvence altına alıyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.