Hava Durumu

#Gıda Güvenliği

giresunsonhaber - Gıda Güvenliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gıda Güvenliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

DÜNYA TARIM GÜNÜ’NDE FINDIĞA KÜRESEL MESAJ: BİLGİ, TEKNOLOJİ VE DOĞRU YÖNETİM Haber

DÜNYA TARIM GÜNÜ’NDE FINDIĞA KÜRESEL MESAJ: BİLGİ, TEKNOLOJİ VE DOĞRU YÖNETİM

DÜNYA TARIM GÜNÜ’NDE FINDIĞA KÜRESEL MESAJ: BİLGİ, TEKNOLOJİ VE DOĞRU YÖNETİM ÖNE ÇIKIYOR Her yıl 9 Eylül’de anılan Dünya Tarım Günü, bu yıl da gıda güvenliği, iklim değişikliği, su kaynakları, verimlilik ve teknolojik dönüşüm tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Şili merkezli tarımsal bilgi platformu PlanetNuts’un mesajında özellikle fındık, ceviz, badem ve kestane üretiminde bilgiye dayalı yönetim, üreticinin doğru zamanda doğru karar vermesi ve bahçelerin değişen koşullara hazırlanması gerektiği vurgulandı. Fındıkta dünyanın en önemli üreticisi Türkiye açısından ise bu yaklaşım, verimlilikten zararlılarla mücadeleye kadar birçok başlıkta doğrudan önem taşıyor. TARIMDA ARTIK SADECE ÜRETMEK YETMİYOR PlanetNuts, Dünya Tarım Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda tarımı “dünyayı besleyen ve bilgi, deneyim ve yenilikle birlikte gelişen bir faaliyet” olarak tanımladı. Platform, üreticilerin ve tarım profesyonellerinin daha verimli, etkin ve günümüz tarımının risklerine karşı daha hazırlıklı bahçeler oluşturabilmeleri için güncel teknik bilgiye erişimin önemine dikkat çekti. Mesajda özellikle üç unsur öne çıktı: ürünü ve bitkiyi doğru tanımak, ihtiyaçları ortaya çıkmadan öngörebilmek ve bölgesel koşullara uygun yönetim stratejileri uygulamak. Bu yaklaşım, modern tarımda verim artışının yalnızca gübre veya ilaç kullanımına değil; iklim, toprak, sulama, hastalık-zararlı takibi ve doğru zamanlamanın birlikte yönetilmesine bağlı olduğunu ortaya koyuyor. Dünya Tarım Günü, 9 Eylül tarihinde birçok ülkede üreticilerin emeğini ve tarımın gıda güvenliği açısından önemini hatırlatmak amacıyla anılıyor. FAO’nun Paraguay’daki çalışmalarında da gün, tarımla hayatını sürdüren üreticilerin emeğini görünür kılan bir tarih olarak tanımlanıyor. 2026 yılında Şili’de Amerikan Tarım İşbirliği Enstitüsü IICA da günü; iklim değişikliği, suya erişim, toprakların korunması, yeni teknolojiler ve tarımsal rekabet gücü başlıklarıyla değerlendirdi. FINDIKTA ŞİLİ’NİN HIZLI YÜKSELİŞİ DİKKAT ÇEKİYOR PlanetNuts’un Dünya Tarım Günü mesajının Türkiye ve özellikle Karadeniz için dikkat çekici taraflarından biri, platformun çalışma alanları arasında fındığın da bulunması. 2022 yılında kurulan PlanetNuts; badem, ceviz, kestane ve Avrupa fındığı üzerine teknik içerik üreten çok disiplinli bir tarım platformu olarak faaliyet gösteriyor. Şili’de Avrupa fındığı son yılların en hızlı büyüyen meyve türlerinden biri haline geldi. Şili Tarım Politikaları ve Araştırma Ofisi ODEPA’nın verilerine göre fındık bahçelerinin alanı 2020’de 24 bin 430 hektarken 2025’te 49 bin 264 hektara ulaştı. Beş yıllık dönemde yaklaşık 24 bin 800 hektarlık artış yaşandı ve yıllık ortalama büyüme oranı yüzde 15’in üzerine çıktı. Sektör kaynaklarında ise 2026 itibarıyla yeni dikimlerle birlikte fındık alanlarının yaklaşık 70 bin hektara ulaştığı belirtiliyor. PlanetNuts Direktörü José Pablo Correa, Şili’de fındık sektörünün son beş yılda belirgin biçimde hızlandığını; ülkenin iklim, toprak, teknik bilgi ve mekanizasyon avantajları sayesinde dünya üretiminde giderek daha güçlü bir konuma geldiğini ifade ediyor. ŞİLİ ARTIK TÜRKİYE’NİN ARDINDAN EN ÖNEMLİ ÜRETİCİLERDEN Uluslararası Kuruyemiş ve Kuru Meyve Konseyi INC’nin 2025/26 sezonuna ilişkin verileri, küresel üretimdeki değişimi daha net gösteriyor. Raporda Türkiye’nin fındık üretimi yaklaşık 246 bin ton kabuklu eşdeğeri düzeyinde verilirken, Şili’nin üretimi 53 bin tonun üzerine çıkıyor. Aynı tabloda ABD yaklaşık 48 bin ton, Çin 35 bin ton ve İtalya 28 bin ton seviyesinde yer alıyor. Şili’de düzenlenen 2026 PlanetNuts Day Avellanos etkinliğinde de ülkenin artık dünya fındık sektöründeki en önemli üretim merkezlerinden biri haline geldiği vurgulandı. Ferrero’nun Şili iştiraki AgriChile’nin yöneticileri, özellikle La Araucanía ve güney bölgelerinde yeni üretim alanlarının büyüme potansiyeline dikkat çekti. Ancak hızlı büyümenin beraberinde yeni sorunlar getirdiği de görülüyor. Sektör uzmanları Şili’de üretim alanlarının işleme ve sanayi kapasitesinden daha hızlı büyüdüğünü, bu nedenle kurutma, kırma, depolama ve işleme altyapısının da eş zamanlı geliştirilmesi gerektiğini belirtiyor. TÜRKİYE İÇİN EN KRİTİK BAŞLIKLAR: VERİMLİLİK VE ZARARLILAR Türkiye küresel fındık üretimindeki lider konumunu sürdürüyor ancak sektör açısından yalnızca toplam üretim miktarı değil, birim alandan alınan verim ve ürün kalitesi giderek daha belirleyici hale geliyor. Uluslararası sektör değerlendirmelerinde iklim değişikliği, kuraklık ve bitki hastalıklarının yanında kahverengi kokarca, fındık kurdu ve farklı zararlı türlerinin fındık üretimindeki en önemli riskler arasında yer aldığı belirtiliyor. INC’nin Türkiye-AB Fındık İşbirliği toplantısına ilişkin raporunda da kahverengi kokarca başta olmak üzere zararlıların üretim üzerinde giderek daha fazla baskı oluşturduğu kaydediliyor. Bu nedenle PlanetNuts’un “her karar önemlidir” yaklaşımı Türkiye’de de doğrudan karşılık buluyor. Bahçenin fenolojik gelişiminin izlenmesi, yağış ve don risklerinin takibi, bitki besleme programlarının toprak ve yaprak analizlerine göre oluşturulması, zararlıların erken dönemde tespit edilmesi ve hasat sonrası bakımın ihmal edilmemesi üretimin sürdürülebilirliği açısından önem kazanıyor. GİRESUN AÇISINDAN MESAJ DAHA DA ÖNEMLİ Giresun’da fındık yalnızca bir tarım ürünü değil, kırsal ekonominin ana gelir kaynaklarından biri. Bu nedenle küresel sektörde hızla büyüyen Şili gibi yeni üretici ülkelerin teknoloji, sulama, mekanizasyon ve bahçe yönetimine yaptığı yatırımlar Karadeniz için de yakından izlenmesi gereken bir gelişme olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin sahip olduğu yetiştiricilik kültürü ve Giresun kalite fındığının marka değeri önemli avantajlar olsa da önümüzdeki dönemde rekabetin yalnızca üretim miktarı üzerinden yürümeyeceği görülüyor. Dekara verim, randıman, ürün standardı, izlenebilirlik, zararlı ve hastalıklarla mücadele, işleme teknolojisi ve ihracatta sürdürülebilir kalite daha fazla belirleyici olacak. PlanetNuts’un Dünya Tarım Günü mesajı da bu noktada ortak bir gerçeğe işaret ediyor: geleceğin tarımında üreticinin deneyimi kadar bilgiye erişim, erken uyarı, bilimsel veri ve doğru yönetim belirleyici olacak. DÜNYA TARIM GÜNÜ’NÜN ANA MESAJI: ÜRETİCİYİ GELECEĞE HAZIRLAMAK Tarım sektörü bugün yalnızca artan nüfusu besleme sorumluluğuyla değil; su kaynaklarının azalması, toprak kaybı, iklim değişikliği, yeni hastalık ve zararlılar ile artan üretim maliyetleriyle de karşı karşıya. IICA’nın 2026 Dünya Tarım Günü değerlendirmesinde su yönetimi, iklim değişikliği, teknoloji, gençlerin tarımda tutulması ve uluslararası rekabet önümüzdeki dönemin temel sorunları arasında sıralandı. Bu tablo içinde fındık sektörü de daha bilimsel, ölçülebilir ve veriye dayalı üretim modeline yöneliyor. Şili’nin hızla büyüyen fındık üretimi Türkiye için doğrudan bir tehdit olarak değil, küresel pazarda rekabetin yönünün değiştiğini gösteren önemli bir işaret olarak değerlendirilebilir. Türkiye ve Giresun’un üstünlüğünü koruyabilmesinin yolu ise geleneksel üretim bilgisini modern tarım teknolojileriyle birleştirmekten geçiyor. KAYNAK: PlanetNuts, FAO, IICA, ODEPA, International Nut and Dried Fruit Council (INC), AgriChile/Ferrero Hazelnut Company.

66 Yıllık Dünya Kongresi İlk Kez Türkiye’de Düzenleniyor Haber

66 Yıllık Dünya Kongresi İlk Kez Türkiye’de Düzenleniyor

84 ülkeden yaklaşık 3500 uzman İstanbul’a geliyor. Şap hastalığından kuş gribine, iklim değişikliğinden yapay zekâ ve robotik sağım sistemlerine hayvancılığın geleceği beş gün boyunca İstanbul’da konuşulacak. Dünya genelinde yaklaşık 1,6 milyar sığır bulunurken, Türkiye’de sığır varlığı 2025 yılı sonunda 17,5 milyonu aştı. Bu büyüklük, yalnızca sığır sağlığını değil; hayvancılığın sürdürülebilirliği, gıda güvenliği ve üretimin devamlılığı açısından da önemli bir başlık haline getiriyor. Sınır aşan hayvan hastalıkları, iklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç küresel risklerin başında gelirken, yeni teknolojiler ve yapay zekâ destekli yetiştiricilik uygulamaları da bu sorunlara yönelik çözüm arayışlarının önemi bir parçası haline geliyor. Sığır sağlığının geleceğini belirleyen bu gündem Eylül ayında İstanbul’a taşınacak. Dünyanın sığır ve diğer geviş getiren hayvan sağlığı alanındaki en önemli bilimsel buluşması olan 33. Dünya Buiatri Kongresi (WBC 2026), 6-10 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilecek. İlk kez 1960 yılında düzenlenen kongre, 66 yıllık tarihinde ilk kez Türkiye’ye gelecek. 84 ülkeden yaklaşık 3500 veteriner hekim, bilim insanı, akademisyen ve sektör temsilcisinin katılması beklenen kongrede, hayvan sağlığının güncel sorunlarının yanı sıra hayvancılığın geleceğini şekillendiren bilimsel ve teknolojik gelişmeler de ele alınacak. TÜRKİYE’Yİ KÜRESEL BİLİM DÜNYASIYLA BULUŞTURACAĞIZ Kongrenin 66 yıllık tarihinde ilk kez Türkiye’de düzenleneceğine dikkat çeken 33. Dünya Buiatri Kongresi Başkanı Prof. Dr. Hasan Batmaz: “Türkiye, güçlü hayvan varlığı, gelişen modern çiftlikleri ve gıda işletmeleriyle ruminant sağlığı açısından önemli bir potansiyele sahip. İlk kez 1960 yılında düzenlenen ve her iki yılda bir gerçekleştirilen Dünya Buiatri Kongresi’ne Türkiye’de ilk kez ev sahipliği yapacak olmak bizim için büyük bir mutluluk ve sorumluluk. Kongremizde sığır sağlığı, hastalıkları ve yönetiminin yanı sıra insan ve çevre sağlığını etkileyen konuları da ele alacağız. ‘Hayvanlar ve Çevre için Küresel Çözümler’ yaklaşımıyla dünyanın farklı ülkelerinden bilim insanlarını ve sektör profesyonellerini İstanbul’da buluşturacağız. Kongrenin sığır ile birlikte koyun, keçi, manda ve deve sağlığı alanındaki küresel gelişmeleri ortaya koymasını, katılımcılara ve sektöre değerli bilgiler ve yeni deneyimler sunmasını hedefliyoruz” dedi. ŞAP HASTALIĞINDA YENİ AŞI TEKNOLOJİLERİ MASADA Kongrenin önemli gündemlerinden biri, sınır aşan hayvan hastalıklarının başında gelen şap hastalığı olacak. Hastalığın kontrolünden yeni nesil aşılara uzanan gelişmeler, alanında uluslararası çalışmalarıyla öne çıkan uzmanlar tarafından ele alınacak. Avrupa Şap Hastalığının Kontrolü Komisyonu (EuFMD) Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Fabrizio Rosso ise şap hastalığıyla mücadeleyi küresel yaklaşımlardan yerel uygulamalara uzanan boyutlarıyla değerlendirecek. Böylece kongrede şap hastalığına karşı hem yeni bilimsel çalışmalar hem de küresel mücadele stratejileri İstanbul’da tartışılacak. KUŞ GRİBİNİN SIĞIRLARDA GÖRÜLMESİ YENİ RİSKLERİ GÜNDEME TAŞIDI Son dönemde hayvan sağlığı alanında dünya gündemine giren gelişmelerden biri olan kuş gribinin süt sığırlarında görülmesi, kongrede ele alınacak dikkat çekici konular arasında yer alıyor. Prof. Dr. Juergen Richt, kuşlardan sığırlara uzanan influenza virüslerinin değişen konak yapısını ve bunun hayvan sağlığı açısından ortaya çıkardığı yeni riskleri değerlendirecek. Bilimsel programda ayrıca kuş gribi virüsünün çiğ sütte inaktivasyonuna ilişkin araştırma da yer alıyor. Bu gelişmeler, hayvanlarda ortaya çıkan hastalıkların yalnızca çiftliklerle sınırlı kalmadığını; gıda güvenliği ve toplum sağlığı açısından da değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. ANTİBİYOTİK DİRENCİ HAYVAN VE İNSAN SAĞLIĞININ ORTAK SORUNU Hayvancılıkta antibiyotiklerin kullanımı ve buna bağlı gelişen antimikrobiyal direnç, kongrenin önemli gündemlerinden biri olacak. Antibiyotiklere direnç geliştiren bakteriler yalnızca hayvan sağlığını değil, gıda güvenliği ve insan sağlığını da ilgilendiren küresel bir sorun olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle antibiyotiklerin doğru ve kontrollü kullanımı, insan, hayvan ve çevre sağlığını birlikte ele alan “Tek Sağlık – One Health” yaklaşımının da temel başlıkları arasında yer alıyor. Kongrede Prof. Dr. Theo Lam, süt sığırcılığında antimikrobiyal kullanımın mevcut uygulamalarını ve gelecekte karşılaşılacak sorunları ele alacak. TEK SAĞLIK: İNSAN, HAYVAN VE ÇEVRE AYNI ÇERÇEVEDE Kongrenin uluslararası konuşmacıları arasında Türkiye’den dünyaca tanınan immünoloji uzmanı Prof. Dr. Cezmi Akdiş de yer alacak. Akdiş, insan vücudunun dış çevreyle temas ettiği koruyucu bariyerlerdeki bozulmanın alerjik ve otoimmün hastalıklarla ilişkisini, insan, hayvan ve çevre sağlığını bir bütün olarak ele alan Tek Sağlık yaklaşımı çerçevesinde değerlendirecek. Kongrede ayrıca antibiyotik kullanımının azaltılmasına yönelik yeni yaklaşımlar ve sığırlarda görülen dirençli bakterilere ilişkin güncel araştırmalar da paylaşılacak. İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ HAYVANCILIĞI DA DÖNÜŞTÜRÜYOR Küresel ısınmanın hayvancılık üzerindeki etkileri WBC 2026’nın önemli gündemlerinden biri olacak. Kongrede artan sıcaklıkların hayvan sağlığı, refahı ve üretim üzerindeki etkilerinin yanı sıra hayvancılığın çevresel sürdürülebilirliği de ele alınacak. Bilimsel programda sıcaklık stresinden enterik metan emisyonlarının azaltılmasına kadar iklim ve hayvancılık ilişkisine yönelik güncel araştırmalar paylaşılacak. YAPAY ZEKÂ VE ROBOTLAR HAYVANCILIĞI DÖNÜŞTÜRÜYOR Hayvancılıktaki teknolojik dönüşüm de kongrenin öne çıkan başlıkları arasında yer alacak. Prof. Dr. Trevor DeVries, robotik sağım sistemlerinin sürü yönetimine etkilerini aktaracak. Kongrede ayrıca sensörlerle hayvan sağlığının izlenmesi, veriye dayalı klinik karar süreçleri ve yapay zekâ çağında hayvan refahı gibi yeni nesil uygulamalar tartışılacak. BİLİMSEL BİLGİ SAHAYA TAŞINACAK WBC 2026’da bilimsel oturumların yanı sıra uygulamaya dönük workshoplar da gerçekleştirilecek. Süt sığırlarında fertilite programları, doğum ve yeni doğan buzağıların yönetimi ve ultrasonla tanı gibi konularda gerçekleştirilecek çalışmalarla güncel bilimsel yaklaşımlar saha uygulamalarıyla buluşturulacak. Beş gün sürecek 33. Dünya Buiatri Kongresi, 66 yıllık tarihinde ilk kez Türkiye’de gerçekleştirilirken; dünyanın farklı ülkelerinden bilim insanları, veteriner hekimler ve sektör temsilcilerini sığır ve geviş getiren hayvan sağlığının geleceği için İstanbul’da bir araya getirecek. Beş gün sürecek 33. Dünya Buiatri Kongresi’nin bilimsel programında 59 çağrılı konuşma, 220 sözlü ve 589 poster bildirinin yanı sıra özel sektör tarafından gerçekleştirilecek 11 özel sunum ve 3 uygulamalı workshop yer alacak. 66 yıllık tarihinde ilk kez Türkiye’de düzenlenecek Dünya Buiatri Kongresi, dünyanın farklı ülkelerinden bilim insanlarını, veteriner hekimleri ve sektör temsilcilerini sığır ve diğer geviş getiren hayvanların sağlığının geleceğini konuşmak üzere İstanbul’da buluşturacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

FİSKOBİRLİK GİRESUN FINDIĞINI KATMA DEĞERLİ MARKAYA Haber

FİSKOBİRLİK GİRESUN FINDIĞINI KATMA DEĞERLİ MARKAYA

FİSKOBİRLİK’TEN GİRESUN FINDIĞINA KALİTE VURGUSU AFLATOKSİN ANALİZLİ, COĞRAFİ İŞARETLİ GİRESUN FINDIĞI TÜKETİCİYLE BULUŞUYOR FİSKOBİRLİK GİRESUN FINDIĞINI KATMA DEĞERLİ MARKAYA DÖNÜŞTÜRÜYOR Coğrafi işareti FİSKOBİRLİK tarafından tescil ettirilen ve Avrupa Birliği'nde de koruma altında bulunan Giresun Tombul Fındığı, kurumun yeni kampanyasında “aflatoksin analizli, yeni hasat ve birinci kalite” vurgusuyla tüketiciye sunuluyor. Türkiye’nin fındıkta köklü üretici kuruluşlarından FİSKOBİRLİK, Giresun fındığını katma değerli ürün olarak tüketiciyle buluştururken kalite ve gıda güvenliği vurgusunu öne çıkarıyor. Kurumun yeni tanıtım çalışmasında “Coğrafi İşaretli Giresun Fındığı”, “aflatoksin analizli”, “yeni hasat” ve “birinci kalite” ifadeleriyle tanıtılıyor. Giresun Tombul Fındığı’nın coğrafi işaret tescilinin sahibi de FİSKOBİRLİK. Ürün, Türkiye’deki tescilinin ardından 2022 yılında Avrupa Birliği’nde de coğrafi işaret korumasına alındı. (Coğrafi İşaret Platformu) FİSKOBİRLİK, Giresun fındığının yalnızca hammadde olarak değil, işlenmiş, paketlenmiş ve markalı bir ürün olarak tüketiciye ulaştırılmasına yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Kurumun yayımladığı son tanıtım görselinde bir kase kavrulmuş fındık eşliğinde “Coğrafi İşaretli Giresun Fındığı” ifadesi kullanılırken ürünün “aflatoksin analizli, yeni hasat, birinci kalite Giresun fındığı” olduğu vurgulanıyor. Tanıtımlarda ayrıca kavrulmuş fındığın karakteristik aromasına ve Giresun fındığının yoğun lezzetine dikkat çekiliyor. COĞRAFİ İŞARETİN SAHİBİ FİSKOBİRLİK FİSKOBİRLİK'in Giresun fındığı açısından en önemli özelliklerinden biri, yalnızca ürünü işleyen ve pazarlayan bir kuruluş olmaması. Giresun Tombul Fındığı'nın coğrafi işaretini tescil ettiren kuruluş doğrudan S.S. Fındık Tarım Satış Kooperatifleri Birliği, yani FİSKOBİRLİK. Türk Patent ve Marka Kurumu kayıtlarına göre Giresun Tombul Fındığı için başvuru 18 Eylül 2000 tarihinde yapıldı. Ürün 31 tescil numarasıyla “menşe adı” olarak tescil edildi. Coğrafi işaret halen tescilli durumda. (Coğrafi İşaret Platformu) Bu yönüyle FİSKOBİRLİK, Giresun fındığının coğrafi kimliğinin korunması ve markalaşması sürecinin de başlıca aktörlerinden biri konumunda. GİRESUN FINDIĞI AVRUPA BİRLİĞİ'NDE DE KORUMA ALTINDA Giresun Tombul Fındığı'nın coğrafi işaret yolculuğu Türkiye ile sınırlı kalmadı. 2018 yılında Avrupa Birliği tescili için başvurusu yapılan ürünün süreçleri tamamlandı ve Giresun Tombul Fındığı 2022 yılında Avrupa Birliği tarafından da tescil edildi. Böylece Giresun'un en önemli tarımsal ürünü AB genelinde coğrafi işaret korumasına kavuştu. (Türk Patent ve Marka Kurumu) TÜRKPATENT'in güncel kayıtlarında da Giresun Tombul Fındığı, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nde koruma altındaki coğrafi işaretlerinden biri olarak yer almaya devam ediyor. (Coğrafi İşaret Platformu) Bu tescil, Giresun fındığının yalnızca yöresel bir ürün olmadığını; üretim alanı, özellikleri ve geleneksel niteliği resmî olarak tanımlanmış bir tarımsal değer olduğunu ortaya koyuyor. GİRESUN TOMBULUNUN FARKI TESCİL BELGESİNDE DE TANIMLANIYOR Coğrafi işaret sicil belgesi, Giresun Tombul Fındığı'nın ayırt edici özelliklerini ayrıntılı biçimde tanımlıyor. Tescil kayıtlarında ürünün kendine özgü tat ve aroması özellikle öne çıkarılıyor. Natürel olarak veya kavrulduğunda ortaya çıkan aromasının Giresun Tombul Fındığı'nı diğer çeşitlerden ayıran önemli özelliklerden olduğu belirtiliyor. Tescil belgesinde ortalama iç randıman yüzde 52,4, kabuklu fındık ağırlığı yaklaşık 1,46 gram, iç ağırlığı ise yaklaşık 0,96 gram olarak tanımlanıyor. (Coğrafi İşaret Platformu) Coğrafi sınır ise Giresun ili ile Trabzon'un Beşikdüzü ve Vakfıkebir ilçelerine kadar uzanan belirlenmiş alanı kapsıyor. (Coğrafi İşaret Platformu) GIDA GÜVENLİĞİNDE AFLATOKSİN VURGUSU FİSKOBİRLİK'in yeni kampanyasında en fazla dikkat çeken ifadelerden biri “Aflatoksin Analizli” ibaresi. Aflatoksin, özellikle fındık, yer fıstığı, mısır ve bazı kuru yemişlerde uygun olmayan kurutma ve depolama şartlarında gelişebilen küflerin üretebildiği bir mikotoksin olması nedeniyle gıda güvenliğinde yakından takip edilen parametrelerden biri. Bu nedenle fındıkta hammadde seçimi, kurutma, depolama, işleme koşulları ve laboratuvar kontrolleri hem iç pazar hem de ihracat açısından büyük önem taşıyor. FİSKOBİRLİK'in kendi kalite kontrol açıklamalarına göre fındıklar alım aşamasından itibaren randıman, fire ve fiziksel özellikler bakımından eksper kontrolünden geçiriliyor. Depolanan ürünlerde de fiziksel ve kimyasal kontroller gerçekleştiriliyor; kurum ayrıca aflatoksin analizlerinin de kalite kontrol sistemi içerisinde uygulandığını belirtiyor. (Fiskobirlik) Yeni reklam kampanyasında aflatoksin analizinin doğrudan tüketiciye verilen mesajlardan biri haline getirilmesi, gıda güvenliğinin pazarlama ve marka değerinin de önemli bir parçası haline geldiğini gösteriyor. FINDIK ALIMINDAN PAKETLİ ÜRÜNE UZANAN SÜREÇ FİSKOBİRLİK'in kurumsal açıklamasına göre kalite kontrolü yalnızca nihai paket üzerinde başlamıyor. İlk kontrol üreticiden ürün alınırken yapılıyor. Fındık eksperleri tarafından randıman, fire ve fiziksel özellikler belirleniyor. Depolama döneminde ürünler düzenli kontrollere tabi tutulurken bölgesel kalite kontrol laboratuvarlarında fiziksel ve kimyasal testler gerçekleştiriliyor. FİSKOBİRLİK'in Entegre Fındık İşleme Tesisi'nde de kendi kalite kontrol laboratuvarının bulunduğu ve üretim sürecindeki kontrollerin burada sürdürüldüğü belirtiliyor. (Fiskobirlik) Bu yapı, üreticiden alınan kabuklu fındığın işlenerek kavrulmuş fındık, fındık ezmesi ve diğer katma değerli ürünlere dönüştürülmesinde kalite kontrolünün farklı aşamalarda sürdürülmesini sağlıyor. FINDIKTA KATMA DEĞERİN GİRESUN'DA KALMASI AÇISINDAN ÖNEMLİ FİSKOBİRLİK'in çalışmasının ekonomik açıdan dikkat çeken diğer yönü ise fındığın yalnızca kabuklu veya iç fındık halinde satılması yerine işlenmiş, kavrulmuş, paketlenmiş ve markalı ürün olarak pazara sunulması. Fındık sektöründe üretici bölge açısından temel hedeflerden biri, tarımsal ürünün yarattığı katma değerin daha büyük bölümünün üretim bölgesinde kalması. Kabuklu fındıktan; iç fındığa, kavrulmuş ürüne, ezmeye, kremaya, mamul gıdaya ve doğrudan tüketici markasına doğru ilerledikçe ürünün ekonomik değer zinciri genişliyor. FİSKOBİRLİK'in doğrudan tüketiciye yönelik paketli ürün çalışmaları bu açıdan yalnızca bir perakende faaliyeti değil, Giresun fındığının markalaştırılması açısından da önemli bir model oluşturuyor. ÜRETİCİNİN KURDUĞU MARKADAN TÜKETİCİYE FİSKOBİRLİK'i sektördeki diğer birçok ticari işletmeden ayıran temel özellik ise kuruluş yapısı. Birlik, fındık üreticilerinin oluşturduğu tarım satış kooperatiflerinin üst örgütü olarak faaliyet gösteriyor. Dolayısıyla Giresun fındığının kendi coğrafi işareti altında, işlenmiş ve paketlenmiş ürün biçiminde pazarlanması aynı zamanda üretici kooperatifçiliğinin markalı ürüne dönüşmesi açısından önem taşıyor. Bu yönüyle yeni kampanya; Giresun menşei + coğrafi işaret + kalite kontrolü + aflatoksin analizi + işleme + paketleme + marka zincirini tüketicinin önüne tek ürün üzerinde taşıyor. GİRESUN FINDIĞININ MARKA DEĞERİNİ YÜKSELTEN ÇALIŞMA FİSKOBİRLİK'in “Coğrafi İşaretli Giresun Fındığı” vurgusunu daha görünür hale getirmesi, Giresun açısından ayrıca önem taşıyor. Çünkü coğrafi işaret yalnızca bir logo değil; belirli bir bölgeden kaynaklanan ve özelliklerini o bölgenin doğal veya beşerî şartlarından alan ürünlerin korunmasını sağlayan bir sınai mülkiyet hakkı. Giresun Tombul Fındığı'nın hem Türkiye'de hem Avrupa Birliği'nde tescilli olması, Giresun adının ürünle birlikte uluslararası pazarda korunmasına da katkı sağlıyor. (Coğrafi İşaret Platformu) FİSKOBİRLİK'in yeni tanıtım kampanyası da Giresun fındığını sıradan bir kuruyemiş ürünü olarak değil, kökeni belirlenmiş, coğrafi işaretle korunan ve kalite kontrollerinden geçirilerek markalı biçimde tüketiciye sunulan özel bir ürün olarak konumlandırıyor.

Ambalajlı suyu böyle saklayın! Haber

Ambalajlı suyu böyle saklayın!

Yaz mevsiminin getirdiği yüksek sıcaklıklarla artan su ihtiyacı, sağlıklı içme suyu kullanımı ve doğru depolama yöntemlerini tekrar gündeme taşıdı. SUDER Başkanı Yaşabey Kalebaşı, ambalajlı su tercih ederken etiket detaylarının incelenmesi ve ürünlerin güneş ışığı ile aşırı sıcaklardan uzak tutulması gerektiğini vurguladı. İSTANBUL (İGFA) - Yaz döneminde yükselen sıcaklıklar sebebiyle vücudun sıvı gereksinimi artıyor. Bu süreçte güvenli su tüketiminin yanı sıra, satın alınan ambalajlı suların uygun şartlarda muhafaza edilmesi kritik bir önem taşıyor. Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı, ambalajlı suların Sağlık Bakanlığı onaylı tesislerde, hijyen ve gıda güvenliği standartlarına uygun olarak üretildiğini belirtti. Kalebaşı, tüketicilerin paket üzerindeki üretim tarihi, üretim yeri ve parti/seri numarası gibi detayları kontrol etmesinin, güvenilir ürün seçimi için önemli olduğunu ifade etti. “DOĞRU SAKLAMA, ÜRETİM KALİTESİ KADAR ÖNEMLİ” Ambalajlı suların satın alma sonrası doğru koşullarda saklanmasının, ürün kalitesinin sürdürülmesinde belirleyici olduğunu kaydeden Kalebaşı; suların serin, kuru, temiz, kokusuz ve doğrudan güneş ışığından korunan alanlarda tutulması gerektiğini belirtti. Bilhassa yaz aylarında su şişelerinin balkonlarda, araç içerisinde veya yüksek sıcaklığın olduğu güneş alan noktalarda bırakılmaması gerektiği konusunda uyaran Kalebaşı, bu durumun üründe tat ve koku değişimlerine neden olabileceğine dikkat çekti. Ayrıca keskin kokulu maddelerin bulunduğu ortamlarda ambalajlı su saklanmaması gerektiğini belirten Kalebaşı, kapağı açılmış suların hijyen nedeniyle kısa sürede tüketilmesini tavsiye etti. YAZ SICAKLARINDA SIVI KAYBINA DİKKAT Sıcak havalarda terleme yoluyla vücuttaki sıvı kaybının arttığına değinilen açıklamada, yeterli miktarda su tüketiminin önemine değinildi. Özellikle bebekler, çocuklar ve yaşlıların sıcaklara karşı sıvı kaybı konusunda daha hassas olabileceği hatırlatılırken, susama hissi beklenmeden yeterli sıvının alınması gerektiği ifade edildi. Doğal mineralli ve doğal kaynak sularındaki minerallerin yaz dönemindeki sıvı ihtiyacına katkı sağladığı belirtilirken, sıcak hava dalgaları sırasında yeterli sıvı tüketilmesi ve dehidrasyon belirtilerine karşı dikkatli olunması gerektiği kaydedildi. Kalebaşı, yaz aylarındaki temel önceliğin vücudu susuz bırakmamak ve su içmeyi ihmal etmemek olduğunu vurguladı.

FINDIKTA HASAT SONRASI MÜCADELE : Haber

FINDIKTA HASAT SONRASI MÜCADELE :

FINDIKTA HASAT SONRASI MÜCADELE : KOKARCA VE FİLİZ GÜVESİNE KRİTİK UYARI Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, fındık üreticilerini hasat sonrası dönem için uyardı. Bahçelerde yapılacak doğru zamanlı mücadelenin hem Fındık Filiz Güvesi üzerindeki baskıyı artırabileceği hem de kışlaklara çekilmeye hazırlanan Kahverengi Kokarca popülasyonunun gelecek sezona taşınmasını azaltabileceği bildirildi. Uzman verileri ise mücadelenin rastgele ilaçlama yerine zararlı yoğunluğu, biyolojik dönem ve ekonomik zarar eşiğine göre yürütülmesinin önemine işaret ediyor. Giresun’da fındık hasadının ardından bahçelerde yeni bir dönem başladı. Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, üreticilere yaptığı duyuruda Kahverengi Kokarca ile Fındık Filiz Güvesine karşı hasat sonrası mücadelenin önemine dikkat çekti. İl Müdürlüğü, bu dönemde uygun koşullarda gerçekleştirilecek mücadelenin Fındık Filiz Güvesinin kontrolüne katkı sağlarken, bahçelerde bulunan Kahverengi Kokarcaların kışlama dönemine yüksek yoğunlukla girmesini de engelleyebileceğini bildirdi. Bilimsel veriler de özellikle Kahverengi Kokarca açısından hasattan sonraki dönemin önemli olduğunu ortaya koyuyor. Zararlı, yaz sonundan itibaren tarım alanlarından ev, depo, ahır ve benzeri korunaklı noktalara yönelerek kışlama dönemine hazırlanıyor. Bu nedenle popülasyonun kışlağa girmeden önce baskılanması, bir sonraki üretim sezonuna taşınacak ergin sayısının azaltılması açısından önem taşıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı da Kahverengi Kokarcaya karşı yalnızca kimyasal mücadeleyi değil; mekanik, biyoteknik ve biyolojik yöntemlerin birlikte kullanıldığı entegre mücadele sistemini esas alıyor. KAHVERENGİ KOKARCA FINDIKTA NEDEN BU KADAR TEHLİKELİ? Bilimsel adı Halyomorpha halys olan Kahverengi Kokarca, sokucu-emici ağız yapısına sahip istilacı bir zararlı. Fındığın gelişmekte olan meyvelerinde beslenerek ürünün yalnızca miktarını değil, iç kalitesini de etkileyebiliyor. Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre zararlının fındıktaki beslenmesi; boş, şekilsiz ve lekeli iç oluşumuna, dolayısıyla kalite ve verim kayıplarına yol açabiliyor. 2026 yılında Journal of Economic Entomology dergisinde yayımlanan ve Türkiye'nin Doğu-Orta Karadeniz Bölgesi ile ABD'nin Oregon eyaletindeki fındık bahçelerini kapsayan araştırma da zararın fındığın gelişme dönemine göre değiştiğini ortaya koydu. Araştırmada erken dönemde kabuk ve iç gelişim bozuklukları, daha sonraki dönemlerde buruşuk ve mantarımsı lekeli iç gibi farklı zarar şekilleri belirlendi. Çalışmada zararın özellikle iç gelişiminin hızlandığı dönemlerde ciddi boyutlara ulaşabileceği gösterildi. Daha önce Oregon State University araştırmacıları tarafından yapılan kontrollü çalışmalarda da Kahverengi Kokarcanın fındık içi oluşmadan önce yaptığı emginin boş kabuklara, iç gelişimi sırasında yaptığı zararın şekilsiz içlere, olgunlaşmaya yakın dönemdeki emginin ise içte nekrotik ve mantarımsı lekelenmelere yol açabildiği belirlenmişti. HASAT SONRASI MÜCADELE NEDEN ÖNEMLİ? Hasadın tamamlanması, Kahverengi Kokarca açısından mücadele döneminin sona erdiği anlamına gelmiyor. Zararlı, sonbaharla birlikte kışlamak üzere fındık bahçelerinden çevredeki korunaklı alanlara yöneliyor. Tarım ve Orman Bakanlığı, özellikle ağustos sonu ve eylül başından itibaren kışlama hareketinin başlamasıyla birlikte kapalı alanlarda ve kümelenme noktalarında mekanik mücadelenin önemine dikkat çekiyor. Feromon tuzakları ve “cezbet-öldür” uygulamaları da entegre mücadele araçları arasında bulunuyor. Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü de önceki yıllarda yaptığı saha çalışmalarında, hasat sonrasında bahçesinde Kahverengi Kokarca bulunan üreticilerin kışlak döneminden önce mücadele etmesinin bir sonraki sezon popülasyonunun azaltılması açısından önemli olduğunu açıklamıştı. Bu nedenle hasat sonrası mücadele, yalnızca o yıl bahçede kalan bireyleri hedefleyen bir uygulama olarak değil, gelecek yılın zararlı baskısını azaltmaya yönelik tamamlayıcı bir mücadele aşaması olarak değerlendiriliyor. FİLİZ GÜVESİNDE RASTGELE İLAÇLAMA YOK: YÜZDE 15 EŞİĞİ ÖNEMLİ Bilimsel adı Gypsonoma dealbana olan Fındık Filiz Güvesinde ise mücadele kararının bahçede yapılacak örneklemeye göre verilmesi gerekiyor. Tarım ve Orman Bakanlığı TAGEM'in “Zirai Mücadele Teknik Talimatları”na göre zararlının larvaları temmuz ayından itibaren fındık yapraklarında besleniyor. Yaprağın alt yüzünde damarların birleştiği bölgelerde ağ ve beslenme artıklarının oluşturduğu karakteristik kahverengi lekeler ortaya çıkıyor. Sonbaharda larvalar erkek çiçeklere, göz diplerine ve kozalaklara geçerek kışlama dönemine hazırlanıyor. Asıl zarar sonraki ilkbaharda daha belirgin hale gelebiliyor. Larvalar sürgünlerin özüne girerek galeri açabiliyor ve sürgün uçlarının kurumasına neden olabiliyor. Bakanlığın teknik talimatında tek bir larvanın beş ayrı sürgünü kurutabileceği belirtiliyor. Ancak burada önemli bir bilimsel ayrıntı bulunuyor: Her bahçede otomatik olarak ilaçlama yapılması önerilmiyor. TAGEM talimatına göre önce bahçede örnekleme yapılması gerekiyor. İşaretlenen ocakların alt, orta ve üst bölümlerinden yapraklar alınarak zarar oranı belirleniyor. Zarar görmüş yaprakların oranı yüzde 15'e ulaştığında kimyasal mücadele eşiğinin oluştuğu kabul ediliyor. Mücadelenin de larvalar yapraklardan erkek çiçek ve kozalaklara geçmeden, yaprak dökümünün başlangıcına kadar tamamlanması öneriliyor. Bu durum, üreticinin yalnızca takvime bakarak değil, bahçesindeki gerçek zararlı yoğunluğunu kontrol ederek karar vermesinin önemini ortaya koyuyor. İLAÇLAMA NASIL YAPILMALI? Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün üreticilere yönelik duyurusunda, kimyasal mücadele yapılmasına karar verilen bahçelerde kullanılacak Bitki Koruma Ürününün mutlaka fındıkta ilgili zararlıya karşı ruhsatlı olması gerektiği vurgulandı. İl Müdürlüğünün açıklamasına göre ilaçlamada dekara, yaklaşık 40-50 fındık ocağı için belirlenen ürün dozu; motorlu sırt atomizörü kullanıldığında en az 30-35 litre, motorlu pülverizatör kullanıldığında ise yaklaşık 100 litre suyla uygulanmalı. Uygulamanın fındık ocaklarının alt bölümlerinden başlanarak yukarıya doğru yapılması ve bitkinin gerekli yüzeylerinde yeterli kaplama sağlanması gerekiyor. Fındık Filiz Güvesiyle ilgili Bakanlık teknik talimatında da uygulamanın bütün yaprak yüzeylerinde yeterli kaplama sağlayacak şekilde yapılması gerektiği belirtiliyor. ARICILAR İÇİN KRİTİK UYARI İlaçlama yapılacak bölgelerde yalnızca fındık üreticilerinin değil, arıcıların da önceden bilgilendirilmesi gerekiyor. Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, ilaçlama başlamadan önce arı kolonilerinin uygulama sahası dışına çıkarılması gerektiğini bildirdi. Kimyasal uygulamalarda etiket talimatlarına, uygulama dozuna, çevresel tedbirlere ve ürünün son kullanım ile hasat arasındaki güvenli sürelerine uyulması hem gıda güvenliği hem de faydalı böceklerin korunması açısından önem taşıyor. HAYVAN OTLATILMAMALI, MEYVE TÜKETİLMEMELİ İl Müdürlüğü ayrıca insan ve hayvan sağlığının korunması açısından ilaçlanan bahçelerde gerekli bekleme süresine dikkat edilmesini istedi. Kullanılan Bitki Koruma Ürününün etiketinde belirtilen süreler tamamlanmadan bahçede hayvan otlatılmaması ve bahçedeki meyvelerin tüketilmemesi gerekiyor. Ürünün dozu, kullanım alanı ve bekleme süresi üründen ürüne değişebildiğinden üreticilerin kulaktan dolma bilgilerle hareket etmemesi önem taşıyor. İLAÇ TEK BAŞINA ÇÖZÜM DEĞİL Kahverengi Kokarcayla mücadelede bilim dünyasının giderek daha fazla üzerinde durduğu yaklaşım ise Entegre Zararlı Yönetimi — IPM. Bu yaklaşım; bahçelerde düzenli popülasyon takibi,ekonomik zarar eşiğinin değerlendirilmesi,mekanik mücadele,feromon tuzakları,biyolojik mücadele,gerekli olduğunda ruhsatlı Bitki Koruma Ürünlerinin doğru zamanda kullanılması gibi yöntemlerin birlikte uygulanmasını öngörüyor. Tarım ve Orman Bakanlığı da Kahverengi Kokarcaya yönelik mücadele stratejisinin entegre mücadele esasına dayandığını açıklıyor. Biyolojik mücadelede zararlının yumurtalarını parazitleyen Samuray arıcığı (Trissolcus japonicus) üzerinde çalışmalar yürütülürken, feromon tuzakları da zararlının izlenmesinde ve “cezbet-öldür” yönteminde kullanılıyor. BUGÜN YAPILAN MÜCADELE GELECEK SEZONU ETKİLEYEBİLİR Uzman verileri değerlendirildiğinde fındık bahçelerinde hasat sonrasındaki birkaç haftalık dönem, özellikle zararlıların kışlamaya hazırlanması nedeniyle önemli bir mücadele penceresi oluşturuyor. Ancak bilimsel yaklaşımın temel noktası “çok ilaç değil, doğru zamanda ve gerektiği kadar mücadele” olarak öne çıkıyor. Kahverengi Kokarcanın bulunduğu bahçelerde popülasyonun takip edilmesi, kışlaklara çekilmeden önce gerekli tedbirlerin alınması; Fındık Filiz Güvesinde ise öncelikle zarar oranının belirlenerek ekonomik mücadele eşiğinin değerlendirilmesi gerekiyor. Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, kullanılacak Bitki Koruma Ürünlerinin yetkilendirilmiş bayilerden temin edilmesini ve uygulamaların Bitki Koruma Ürünleri Uygulama Belgesine sahip kişiler tarafından gerçekleştirilmesini istedi. Üreticiler ayrıntılı ve bahçelerine özel bilgi için Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ile ilçe Tarım ve Orman Müdürlüklerine başvurabilecek.

Yaz Aylarında Ambalajlı Su Tüketirken Bu Saklama Kurallarına Dikkat! Haber

Yaz Aylarında Ambalajlı Su Tüketirken Bu Saklama Kurallarına Dikkat!

Yaz mevsiminde yükselen sıcaklıklarla birlikte su tüketimi temel bir ihtiyaç olmanın ötesinde hayati bir gerekliliğe dönüşürken, ambalajlı suların doğru koşullarda saklanması her zamankinden daha kritik bir önem kazanıyor. SUDER (Ambalajlı Su Üreticileri Derneği), tüketicileri özellikle yaz döneminde sularını serin ortamlarda muhafaza etmeleri ve saklama koşullarına hassasiyet göstermeleri konusunda uyarıyor. Yaz aylarıyla beraber artan su ihtiyacı, “güvenli su” kavramını günlük hayatın en öncelikli konularından biri haline getiriyor. Ambalajlı sularda güvenin temel noktası ise izlenebilirlik sistemidir. Suyun kaynaktan alınışından üretim tesisine girişine ve raflara ulaşana dek tüm süreçleri, Sağlık Bakanlığı tarafından titizlikle denetlenerek tüketiciye sunuluyor. Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı, tüketicilerin bilinçli seçim yapmasının önemine değinerek şu açıklamalarda bulundu: “Ambalajlı sular, hijyen ve gıda güvenliği standartlarının sağlandığı, Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmış tesislerde şişelenmektedir. Tam otomatik sistemlerle, insan eli değmeden paketlenen ürünler, kaynaktan tüketiciye ulaşana kadar her aşamada sıkı denetimlerden geçmektedir. Ambalajlı sular, market raflarındaki en sık denetlenen ürün gruplarının başında gelmektedir. Tüketicilerimizin etiket üzerindeki üretim izin tarihi, üretim yeri ve parti seri numarası gibi bilgilere dikkat etmesi, güvenli suya ulaşmanın temel adımıdır.” “Ambalajlı suların doğru muhafaza edilmesi, üretim kalitesi kadar değerlidir” Ambalajlı suların satın alma sonrası saklama koşulları, ürün kalitesinin korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Doğal bir madde olan su, çevredeki ve duyularımızla algılayamadığımız kokuları zamanla bünyesine çekme özelliğine sahiptir. Bu nedenle içme sularının serin, kuru, kokusuz ve doğrudan güneş ışığından uzak alanlarda saklanması gerekmektedir. Balkonlarda, araç içerisinde veya yüksek sıcaklık ile güneş ışığına maruz kalan noktalarda bırakılan şişelerde tat ve koku değişimleri meydana gelebilir. Hijyen ve tazeliğin korunması adına, kapağı açılmış ambalajlı suların hızlıca tüketilmesi önerilmektedir. Yaşabey Kalebaşı konuyla ilgili olarak; “Ambalajlı suların doğru saklanması, en az üretim kalitesi kadar kritik bir süreçtir. Tüketicilerin ürünü temin ettikten sonra bu kriterlere dikkat etmesi ve bilinçlenmesi son derece önemlidir” dedi. Sıcak yaz günlerinde ambalajlı suların direkt güneş ışığına ve aşırı ısıya maruz kalmasının, ayrıca ev ve işletmelerde keskin kokulu maddelerle aynı ortamda tutulmasının ürün kalitesini olumsuz etkileyebileceğini belirten Kalebaşı, ambalajlı suların diğer gıda ürünleri gibi serin, kuru ve güneşten korunaklı, temiz ortamlarda saklanmasının kritik olduğunu hatırlattı. Uygun şartlarda korunan ambalajlı suların, son kullanma tarihine dek güvenle tüketilebileceğini ifade etti. Ayrıca açılan ürünlerin hijyeninin sağlanmasının ve kısa sürede tüketilmesinin, güvenli içme suyu deneyiminin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı. Doğal kaynaklardan elde edilen sular, vücudun yazın bozulan mineral dengesinin doğal yollarla yeniden kazanılmasına yardımcı oluyor Sıcak havalardaki yoğun terleme nedeniyle vücutta sodyum, magnezyum ve kalsiyum gibi temel mineraller hızla eksilmektedir. Doğal mineralli ve doğal kaynak suları, bu kayıpların doğal yollarla telafi edilmesine yardımcı olarak vücut dengesini desteklemektedir. Mineral içeriği korunan doğal kaynaklı ambalajlı sular, yaz aylarında hidrasyonun en önemli destekçileri arasında yer almaktadır. Sağlık uzmanlarının belirttiği üzere, susuzluk hissi oluştuğunda vücudun aslında çoktan susuz kalmış olduğu unutulmamalıdır. Özellikle bebekler, çocuklar ve yaşlılar, ısı düzenleme mekanizmaları daha hassas olduğu için sıcak havalarda dehidrasyon riskine karşı daha savunmasızdır. Bu nedenle risk grubundaki bireylerde yeterli miktarda ve doğru su tüketimi büyük önem taşımaktadır; sıcak hava dalgalarında sıvı kaybının erken fark edilmesi ve yeterli sıvı alımı, genel sağlığın korunmasında belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu aşırı sıcak günlerde unutulmaması gereken en temel nokta, vücudu susuz bırakmamak, yeterli düzeyde su tüketmek ve sıcağın etkisiyle ortaya çıkabilecek yorgunluk veya sağlıksız hissetme durumlarının önüne geçmektir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ESPİYE’DE MAVİYEMİŞ HASADI: ÇEPNİKÖY’DE 11 DEKARLIK ÜRETİM Haber

ESPİYE’DE MAVİYEMİŞ HASADI: ÇEPNİKÖY’DE 11 DEKARLIK ÜRETİM

ESPİYE’DE MAVİYEMİŞ HASADI: ÇEPNİKÖY’DE 11 DEKARLIK ÜRETİM Espiye Kaymakamı Ahmet Kavanoz, İlçe Tarım Müdürü Metin Küp ile birlikte Çepniköy’de Kahraman Kaya’ya ait 11 dekarlık maviyemiş bahçesini ziyaret ederek hasada katıldı. Giresun’da alternatif tarım ürünü olarak giderek yaygınlaşan maviyemişte üretim alanı, son yıllardaki desteklerle 270 dekara kadar çıktı. Espiye Kaymakamı Ahmet Kavanoz, İlçe Tarım Müdürü Metin Küp ile birlikte ilçeye bağlı Çepniköy köyünde organik maviyemiş üretimi yapan Kahraman Kaya’yı ziyaret etti. 11 dekarlık arazide yürütülen üretimi ve hasat çalışmalarını yerinde inceleyen Kavanoz, bahçede yapılan hasada da katıldı. Ziyarette maviyemişin yetiştirilme şartları, hasat dönemi, ürünün muhafazası ve pazarlama süreci hakkında bilgi alındı. Espiye Kaymakamlığından yapılan değerlendirmede, “Üreticimize misafirperverliğinden dolayı teşekkür ediyor, bereketli ve bol kazançlı bir hasat dönemi diliyoruz” ifadelerine yer verildi. ÇEPNİKÖY’DEKİ BAHÇE GİRESUN’UN ÖNE ÇIKAN ÜRETİM ALANLARINDAN BİRİ Kahraman Kaya’nın Çepniköy’deki maviyemiş bahçesi, daha önce de Giresun’daki alternatif ürün çalışmalarının başarılı örnekleri arasında gösterilmişti. Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı Tarım Orman Ekranı’nın 2024 tarihli haberinde işletmenin üretim alanı yaklaşık 12 dönüm olarak belirtilmiş, Kaya’nın atıl durumdaki çalılık araziyi üretime kazandırdığı ve hasat döneminde yaklaşık 10 kişiye çalışma imkânı sağladığı aktarılmıştı. Son ziyarette ise aktif üretim alanı 11 dekar olarak açıklandı. Kaya, 2024 yılındaki açıklamasında İl Tarım ve Orman Müdürlüğünden fidan desteği aldığını, tutmayan veya gelişmeyen fidanların yenileriyle takviye edildiğini ve üretimin denetlendiğini belirtmişti. Ürünlerini İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere büyük şehirlerdeki alıcılara ulaştırdığını ifade eden Kaya, o dönem kilogram satış fiyatının 250-300 lira arasında değiştiğini söylemişti. GİRESUN’DA ÜRETİM ALANI 270 DEKARA ULAŞTI Giresun’da maviyemiş üretiminin yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalar yaklaşık 2012 yılından bu yana yürütülüyor. 2024 yılında açıklanan verilere göre il genelinde ürün veren 66 dekar alandan yıllık yaklaşık 33 ton maviyemiş elde edilirken, yeni kurulan bahçelerle toplam üretim alanı 154 dekara çıkarılmıştı. Aynı dönemde 114 üreticiye 38 bin 400 fidan dağıtılmıştı. Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün Aralık 2025 tarihli açıklamasında ise 2022’den itibaren dağıtılan sertifikalı fidan sayısının 62 bin 80’e, il genelindeki maviyemiş yetiştiriciliği alanının da 270 dekara ulaştığı bildirildi. Bu rakamların tamamı aynı yıl ürün veren olgun bahçeleri değil, yeni kurulan ve gelişme dönemindeki alanları da kapsıyor. Bu nedenle üretim miktarının, fidanların verim çağına ulaşmasıyla önümüzdeki yıllarda artması bekleniyor. 2024 yılı destek programında Bulancak, Espiye, Güce, Görele, Tirebolu ve Yağlıdere ilçelerindeki 23 üreticiye 24 dekar alan için 6 bin sertifikalı maviyemiş fidanı dağıtıldı. İl genelindeki üretimin bu ilçelerde yoğunlaştığı, 2025 yılında da özellikle Bulancak ve Tirebolu’da yeni bahçelerin kurulduğu görülüyor. MAVİYEMİŞ NEDEN DEĞERLİ BİR ÜRÜN? Maviyemiş; taze tüketimin yanı sıra dondurulmuş ürün, reçel, marmelat, meyve suyu, kurutulmuş meyve, pasta ve sütlü ürünlerde kullanılabilen yüksek katma değerli bir meyve olarak öne çıkıyor. Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, ürünü vitamin, mineral ve antioksidan içeriği yüksek; birim alandan yüksek gelir sağlayabilen alternatif bir tarım ürünü olarak tanımlıyor. Fiyat; ürünün çeşidine, iriliğine, organik sertifikasına, ambalajına, satış miktarına ve satış kanalına göre önemli ölçüde değişiyor. Hal fiyatlarını derleyen 21 Temmuz 2026 tarihli güncel bir raporda konvansiyonel yaban mersininin ortalama toptan fiyatı kilogram başına 314 lira olarak yer aldı. Organik sertifikalı, seçilmiş ve küçük ambalajlı ürünlerde perakende satış fiyatı toptan fiyatın üzerine çıkabilir. Ancak üreticinin eline geçen net bedel; ambalaj, nakliye, soğutma, komisyon ve fire maliyetleri düşüldükten sonra belirleniyor. ÜRÜN NEREYE VE NASIL PAZARLANABİLİR? Maviyemiş için tek bir satış kanalı bulunmuyor. Üretici, hasat öncesinde alıcıyla bağlantı kurarak ürününü yerel manav ve marketlere, zincir marketlerin satın alma birimlerine, otel, restoran, pastane ve kafelere, meyve işleme tesislerine veya doğrudan tüketiciye satabiliyor. Büyük şehirlerdeki toptancılar, sipariş usulü satış ve üretici kooperatifleri de önemli pazarlama kanalları arasında yer alıyor. Çepniköy ve Tirebolu’daki üreticilerin daha önce İstanbul, Ankara, İzmir ve Giresun’a siparişle ürün göndermesi, bu modelin Giresun’da fiilen uygulandığını gösteriyor. Küçük ve orta büyüklükteki üreticiler açısından izlenebilecek yol şöyle sıralanıyor: Hasattan önce tahmini ürün miktarının belirlenmesi,Market, manav, toptancı ve işletmelerle ön satış bağlantısı kurulması,Fiyat, ödeme ve teslim şartlarının yazılı hale getirilmesi,Ürünün irilik ve kalite durumuna göre sınıflandırılması,Küçük ve havalandırmalı ambalajlarda satışa hazırlanması,Hasat edilen ürünün aynı gün soğuk zincire alınması,Ezilmiş veya aşırı olgun meyvelerin işlenmiş ürün kanalına ayrılması. Taze satışa uygun olmayan ancak gıda güvenliği açısından sağlam durumdaki meyveler; reçel, püre, meyve suyu, kurutulmuş ürün veya dondurulmuş meyve üretiminde değerlendirilebilir. HASATTAN SONRA SOĞUK ZİNCİR ŞART Maviyemiş, hasat sonrasında su kaybına ve ezilmeye açık bir ürün. Meyvenin serin saatlerde, zedelenmeden ve kuru olarak toplanması, doğrudan güneş altında bekletilmemesi gerekiyor. Hasattan sonra ayıklama ve ambalajlama hızla tamamlanmalı, ürün mümkün olan en kısa sürede ön soğutmaya alınmalıdır. Türkiye’de yapılan akademik çalışmalarda maviyemişin 0-1 derece sıcaklık ve yüzde 90-95 oransal nem koşullarında kalitesini daha uzun süre koruyabildiği, kontrollü şartlarda 28-30 güne kadar muhafaza denemelerinin yapıldığı bildiriliyor. Ancak ürünün gerçek raf ömrü; çeşide, hasat olgunluğuna, ambalaja ve soğuk zincirin kesintisiz sürdürülmesine bağlı bulunuyor. Bu nedenle ürünün bahçeden alındıktan sonra açık kasalarda ve sıcak ortamda uzun süre bekletilmemesi, soğutmalı araçlarla veya ısı yalıtımlı taşıma sistemiyle satış noktasına ulaştırılması önem taşıyor. “ORGANİK” ADIYLA SATIŞ İÇİN SERTİFİKA GEREKİYOR Bir ürünün yalnızca ilaç kullanılmadan yetiştirilmesi, tek başına “organik ürün” olarak satışa sunulması için yeterli değil. Tarım ve Orman Bakanlığına göre organik üretim; yetkilendirilmiş kontrol ve sertifikasyon kuruluşuyla sözleşme yapılmasını, üretimin bütün aşamalarının denetlenmesini ve nihai ürünün sertifikalandırılmasını gerektiriyor. Organik adıyla ambalajlı satışta ürünün sertifika statüsü, hasat yılı, üretici bilgileri ve mevzuata uygun organik ürün logosunun etikette bulunması gerekiyor. TOPTAN SATIŞTA ÜRÜN KÜNYESİ OLUŞTURULMALI Toptan satış veya sevkiyat yapılacaksa ürünün Hal Kayıt Sistemi üzerinden bildirilmesi ve ürün künyesinin oluşturulması gerekiyor. Sistem; ürünün nerede ve kim tarafından üretildiği, miktarı, alıcısı ve satıcısı gibi bilgilerin kayıt altına alınmasını sağlıyor. Üretici örgütleri de ortaklarının ürünlerini toptan veya perakende olarak pazarlayabiliyor. Ürünün reçel, meyve suyu, kurutulmuş meyve veya benzeri işlenmiş gıda olarak satışa sunulması halinde ise üretimin Tarım ve Orman Bakanlığına kayıtlı bir gıda işletmesinde yapılması gerekiyor. Üretici kendi tesisini kurabileceği gibi kayıtlı bir işletmeyle sözleşmeli üretim modeli de uygulayabilir. FINDIĞA ALTERNATİF DEĞİL, ÜRETİCİYE İLAVE GELİR KAPISI Giresun’un iklim ve toprak yapısına uyum sağlayan maviyemiş, fındığın yerine geçecek bir ürün olarak değil; boş, küçük veya alternatif ürün yetiştiriciliğine uygun arazilerin değerlendirilmesini sağlayacak ilave bir gelir kaynağı olarak önem taşıyor. Çepniköy’deki 11 dekarlık üretim alanı da doğru fidan seçimi, teknik takip, sertifikasyon, soğuk zincir ve önceden kurulmuş satış bağlantısı bir araya geldiğinde maviyemişin Espiye için ekonomik değere dönüşebileceğini gösteriyor.

BRUSELLOZLA MÜCADELEDE AŞI TARTIŞMASI: “KARARI BİLİM VE UZMANLIK VERMELİ” Haber

BRUSELLOZLA MÜCADELEDE AŞI TARTIŞMASI: “KARARI BİLİM VE UZMANLIK VERMELİ”

BRUSELLOZLA MÜCADELEDE AŞI TARTIŞMASI: “KARARI BİLİM VE UZMANLIK VERMELİ” Veteriner Halk Sağlığı Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Veteriner Hekim Azmi Yüksel, sığır brusellozuyla mücadelede kullanılan S19 ve RB51 aşılarına ilişkin kamuoyuna yansıyan iddiaların bilimsel veriler çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Yüksel, brusellozun yalnızca hayvan sağlığını değil, insan sağlığını, gıda güvenliğini ve hayvansal üretimi doğrudan etkileyen önemli bir zoonotik hastalık olduğuna dikkat çekti. Veteriner Halk Sağlığı Derneği, sosyal medyada sığır brusellozuyla mücadelede kullanılan Brucella abortus S19 aşısının “ilkel ve geri bir teknoloji olduğu”, yeterli koruma sağlamadığı ve RB51 aşısının daha üstün bir seçenek olduğu yönünde dile getirilen iddialara ilişkin kapsamlı bir açıklama yaptı. Dernek Yönetim Kurulu Başkanı Veteriner Hekim Azmi Yüksel, hayvan hastalıkları, zoonozlar ve veteriner aşıları konusunda kamuoyuna bilgi verilirken kişisel kanaatlerin değil, bilimsel kanıtların ve alan uzmanlarının değerlendirmelerinin esas alınması gerektiğini vurguladı. Yüksel, “Brusellozla mücadelede sözü kişisel kanaatler değil; bilim, bilimsel kanıt ve konunun uzmanları söylemelidir” ifadelerini kullandı. BRUSELLOZ İNSANLARA DA BULAŞABİLİYOR Bruselloz, Brucella cinsi bakterilerin neden olduğu, başta sığır, koyun, keçi ve domuzlar olmak üzere çeşitli hayvan türlerini etkileyen bulaşıcı bir hastalık olarak biliniyor. Hastalık hayvanlardan insanlara geçebildiği için zoonozlar arasında yer alıyor. İnsanlara bulaşma çoğunlukla; Pastörize edilmemiş süt ve süt ürünlerinin tüketilmesi, Enfekte hayvanlarla veya hayvanların doğum ve düşük materyalleriyle korunmasız temas, Kesim, doğum, aşılama ve laboratuvar işlemleri sırasında bakterinin solunması ya da deri bütünlüğünün bozulduğu alanlardan vücuda girmesi sonucunda gerçekleşebiliyor. Dünya Sağlık Örgütü, insanlardaki vakaların önemli bölümünü enfekte hayvanlardan elde edilen çiğ süt ve pastörize edilmemiş peynirlerin tüketimiyle ilişkilendiriyor. İnsanlarda ateş, yoğun terleme, halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, kas ve eklem ağrıları gibi belirtiler görülebiliyor; tedavi edilmediğinde hastalık uzun süreli veya tekrarlayıcı bir seyir gösterebiliyor. (Dünya Sağlık Örgütü) HAYVANCILIKTA YAVRU ATMA VE VERİM KAYBINA NEDEN OLUYOR Brusellozun hayvanlardaki en önemli sonuçları arasında gebeliğin özellikle ileri dönemlerinde yavru atma, ölü veya güçsüz yavru doğumu, döl tutmama, kısırlık, süt veriminde azalma ve erkek hayvanlarda üreme sistemi hastalıkları bulunuyor. Hastalık sürülerde yalnızca veteriner sağlık sorunu oluşturmuyor; üretim kaybı, hayvan değerinin düşmesi, sürü yenileme maliyetleri ve ticari kısıtlamalar nedeniyle yetiştiriciler açısından ciddi ekonomik zararlara da yol açabiliyor. Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü de brusellozu hayvan sağlığı, uluslararası ticaret, gıda güvenliği ve kırsal ekonomi üzerinde önemli etkileri bulunan bir hastalık olarak değerlendiriyor. (woah.org) “S19 AŞISINA İLKEL DEMEK BİLİMSEL DEĞİL” Azmi Yüksel, S19 aşısının eski tarihlerden beri kullanılıyor olmasının aşının bilimsel değerini ortadan kaldırmadığını belirterek şu değerlendirmede bulundu: “S19 aşısını ‘ilkel’, ‘geri teknoloji’ veya ‘koruma sağlamayan bir aşı’ olarak nitelendirmek bilimsel olarak doğru değildir. Bir aşının uzun yıllardır kullanılıyor olması, etkisiz olduğu anlamına gelmez. Önemli olan aşının etkinliğinin, güvenliğinin, uygulama yönteminin ve ülkenin hastalıkla mücadele stratejisindeki yerinin bilimsel verilerle değerlendirilmesidir.” Dünya Hayvan Sağlığı Örgütünün teknik dokümanlarında S19, sığır brusellozunun kontrolünde kullanılan temel aşılardan biri olarak yer alıyor. Türkiye’de de sığır brusellozuyla mücadelede B. abortus S19, koyun ve keçilerde ise B. melitensis Rev-1 aşılarının kullanıldığı Tarım ve Orman Bakanlığının resmî kaynaklarında belirtiliyor. (woah.org) RB51’İN AVANTAJLARI VAR, ANCAK “MUTLAK ÜSTÜN” DEĞİL Yüksel, RB51 aşısının da farklı biyolojik ve serolojik özelliklerinden kaynaklanan bazı avantajlara sahip olduğunu ancak bu durumun aşının her koşulda S19’dan daha etkili ve güvenli olduğu anlamına gelmediğini ifade etti. “Bilimsel yaklaşım, aşılardan birini bütünüyle kötüleyip diğerini modern ve kusursuz çözüm olarak sunmak değildir. Her iki aşının da avantajları, sınırlılıkları ve uygulama koşulları bulunmaktadır. Seçilecek strateji ülkenin hastalık yaygınlığına, sürü yapısına, aşılama kapasitesine, laboratuvar altyapısına ve epidemiyolojik hedeflerine göre belirlenmelidir.” WOAH belgelerinde RB51’in bazı ülkelerde sığırlarda B. abortus enfeksiyonunun önlenmesi amacıyla resmî aşı olarak kullanıldığı belirtilirken, mevcut bilimsel yaklaşım iki aşının “eski-yeni” veya “kötü-iyi” biçiminde basit bir karşıtlıkla değerlendirilmesini desteklemiyor. (woah.org) RB51 İNSAN SAĞLIĞI AÇISINDAN ÖZEL DİKKAT GEREKTİRİYOR Veteriner Halk Sağlığı Derneğinin açıklamasında RB51’in canlı bir aşı suşu olduğu, aşılama sırasında iğnenin yanlışlıkla veteriner hekime veya uygulayıcıya batması gibi kazalar sonucunda insanlara bulaşabileceği belirtildi. RB51 enfeksiyonlarının iki önemli özelliği bulunuyor: Birincisi, bu aşı suşunun neden olduğu enfeksiyonlar rutin Brucella serolojik testlerinde güvenilir biçimde tespit edilemeyebiliyor. İkincisi ise RB51’in bruselloz tedavisinde yaygın olarak kullanılan antibiyotiklerden rifampisine doğal olarak dirençli olması nedeniyle tanı ve tedavi sürecinin farklı biçimde planlanması gerekiyor. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, RB51 kaynaklı insan vakalarının çoğunlukla aşılama sırasında meydana gelen iğne batması kazalarıyla ilişkili olduğunu, bazı vakaların ise çiğ süt ve pastörize edilmemiş süt ürünleri üzerinden gelişebildiğini bildiriyor. (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri) Yüksel, bu nedenle veteriner aşılarının yalnızca yetkili kişiler tarafından, uygun koruyucu ekipman ve biyogüvenlik kuralları altında uygulanması gerektiğini belirtti. AŞILAMA TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL Brusellozun Türkiye’de varlığını sürdürmesinin yalnızca kullanılan aşıya bağlanamayacağını kaydeden Yüksel, mücadelede birbirini tamamlayan çok sayıda uygulamanın birlikte yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Hastalıkla mücadele yalnızca hayvana aşı uygulamakla tamamlanmaz. Aşılama programlarının düzenli sürdürülmesi, hastalığın aktif olarak izlenmesi, enfekte hayvan ve sürülerin belirlenmesi, hayvan hareketlerinin kontrol altında tutulması, kayıt sisteminin güçlendirilmesi ve veteriner sağlık hizmetlerinin sahada kesintisiz yürütülmesi gerekir.” Tarım ve Orman Bakanlığının yürürlükteki mücadele yaklaşımı da aşılama stratejisinin yanında sürveyans, saha çalışmaları, laboratuvar teşhisi ve hayvan hastalıklarının kontrolüne yönelik uygulamaları birlikte ele alıyor. (Tarım ve Orman Bakanlığı) ATIK YAVRU VE DOĞUM MATERYALLERİ BÜYÜK RİSK TAŞIYOR Bruselloz bulunan işletmelerde düşük yapan hayvanların yavruları, yavru zarları, plasenta, doğum sıvıları, kirlenmiş yataklık ve gübre hastalığın yayılmasında önemli rol oynuyor. Bu materyallerin çıplak elle tutulmaması, çevreye veya su kaynaklarına bırakılmaması, köpeklere verilmemesi ve veteriner hekimin yönlendirmesi doğrultusunda güvenli şekilde uzaklaştırılması gerekiyor. Düşük yapan hayvanın sürüden ayrılması, temas alanlarının temizlenip dezenfekte edilmesi ve durumun yetkili veteriner birimlerine bildirilmesi hastalığın sürü içinde yayılmasını azaltan temel önlemler arasında bulunuyor. (Veteriner Kontrol Enstitüsü) ÇİĞ SÜT VE PASTÖRİZE EDİLMEMİŞ ÜRÜNLERE KARŞI UYARI Azmi Yüksel, brusellozun halk sağlığı boyutunda tüketicilerin de dikkatli olması gerektiğini belirterek çiğ süt, taze peynir ve kaynağı belirsiz süt ürünlerine karşı uyardı. “Sütün kaynatılması veya pastörize edilmesi yalnızca ürünün dayanıklılığıyla ilgili değildir; zoonotik hastalıklara karşı temel bir halk sağlığı önlemidir. Özellikle hastalığın görüldüğü bölgelerde çiğ süt ve pastörize edilmemiş süt ürünlerinin tüketilmesi ciddi risk taşımaktadır.” WOAH, insan brusellozunun önlenmesinde enfeksiyonun hayvanlarda kontrol altına alınmasını temel yaklaşım olarak gösterirken, enfekte hayvanlardan elde edilen sütün pastörize edilmesinin insanlara bulaşma riskini önemli ölçüde azalttığını bildiriyor. (woah.org) RİSK ALTINDAKİ MESLEK GRUPLARI Bruselloz açısından özellikle; Veteriner hekimler, Hayvan yetiştiricileri, Çobanlar, Mezbaha ve kesimhane çalışanları, Kasaplar, Süt ve süt ürünü üretiminde çalışanlar, Laboratuvar personeli daha yüksek mesleki risk altında bulunuyor. Bu kişilerin doğum, düşük, kesim, nekropsi, numune alma ve aşılama işlemleri sırasında eldiven, gözlük, maske ve koruyucu giysi kullanması; iğne batması veya şüpheli materyalle temas halinde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurması gerekiyor. “BRUSELLOZ TEK SAĞLIK MESELESİDİR” Yüksel, brusellozun insan, hayvan ve çevre sağlığının birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceğini gösteren en açık hastalıklardan biri olduğunu belirtti. “Hayvan sağlığını korumadan insan sağlığını, gıda güvenliğini ve üreticinin ekonomik geleceğini korumak mümkün değildir. Brusellozla mücadele; veteriner hekimlerin, beşerî hekimlerin, laboratuvarların, kamu kurumlarının, yetiştiricilerin ve gıda sektörünün ortak sorumluluğudur.” Veteriner Halk Sağlığı Derneği, Türkiye’nin zoonotik hastalıklarla daha etkili mücadele edebilmesi için bilimsel ve teknik kararlarını mesleki esaslarla alabilen, kurumsal kapasitesi güçlü ve bağımsız hareket edebilen bir veteriner otoriteye ihtiyaç bulunduğunu vurguladı. YÜKSEL: “TOPLUMU YANILTACAK KESİN HÜKÜMLERDEN KAÇINILMALI” Veteriner Hekim Azmi Yüksel açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Üreticilerimizin bilgisi ve saha deneyimi elbette değerlidir. Ancak kişisel deneyim ve gözlemler, bilimsel kanıtların ve mesleki uzmanlığın yerine geçemez. Hayvan hastalıkları, zoonozlar ve veteriner aşıları hakkında konuşulurken bilimsel kanıtlar esas alınmalı, uzmanlık alanlarına saygı gösterilmeli ve toplumu yanıltabilecek kesin hükümlerden kaçınılmalıdır. Brusellozla mücadelede sözü bilim ve uzmanlık söylemelidir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.