Hava Durumu

#Fonksiyonel Tıp

giresunsonhaber - Fonksiyonel Tıp haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Fonksiyonel Tıp haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bir kız çocuğu babanın ömrünü uzatabilir mi? Haber

Bir kız çocuğu babanın ömrünü uzatabilir mi?

Her kız çocuğu için babanın yaşam süresi ortalama 74 hafta uzuyor. İSTANBUL (İGFA) - Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nil Sarıçiçek, 2006 yılında yayımlanan dikkat çekici bir araştırmada, Polonya’daki bir kırsal popülasyonda kız çocuklarının sayısı ile babaların yaşam süresi arasında pozitif bir ilişki bulunduğunu belirtti. Araştırmacılar, her kız çocuğu için babanın yaşam süresinin ortalama 74 hafta daha uzun olduğunu bildirdi. Annelerde ise hem kız hem erkek çocuk sayısındaki artış yaşam süresiyle ters yönde ilişkiliydi. Bu sonuç elbette “Kız çocuğu babasının ömrünü uzatır” demek için yeterli değil. Nitekim daha sonraki, çok daha büyük nüfus çalışmalarında bu ilişkinin aynı şekilde doğrulanmadığını görüyoruz. PEKİ O ZAMAN NEDEN BU ARAŞTIRMAYI KONUŞUYORUZ? Çocuklarımız yalnızca kendi geleceklerini mi şekillendiriyor, yoksa ailelerinin ve hatta gelecek nesillerin sağlıklarını da etkiliyor olabilir mi? Fonksiyonel tıp uygulaması yapan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nil Sarıçiçek; Uzun ve sağlıklı yaşamın temellerinin çocuklukta atıldığını ve pek çok farklı parametrenin bunda etken olduğunu belirtiyor. Uyku… Beslenme… Fiziksel aktivite… Bağırsak mikrobiyotası… Metabolik sağlık… Stres yanıtı… Duygusal regülasyon… Sosyal ilişkiler… Çevresel maruziyetler… Hatta bazı araştırmalar, ebeveynlerin yaşam süresi ile çocukların ileri yaşlara ulaşma olasılığı arasında kuşaklar arası bir ilişki olduğunu ve psikolojik dayanıklılığın da nesiller boyunca aktarılabilen özelliklerden biri olabileceğini düşündürüyor. Yani çocuğun geleceği yalnızca genetik bir miras değil. Bir yaşam mirası. Peki kız çocukları neden babalarla ilişkilendiriliyor? Kız çocuklarının erişkinlikte ebeveynleriyle daha fazla duygusal ve kişilerarası destek ilişkisi kurabileceğini öne süren araştırmalar var. Çin ve Tayvan’da yapılan çalışmalarda, erkek çocukların geleneksel olarak yaşlı ebeveynlere daha fazla destek vermesi beklenmesine rağmen bu durumun ebeveyn mortalitesinde belirgin bir koruyucu etki yaratmadığı; bazı bağlamlarda kız çocuklarının duygusal ve kişilerarası desteklerinin daha faydalı olabileceği tartışılmıştır. BİR BAŞKA ÇARPICI BULGU: ERKEK ÇOCUK VE MATERNAL SAĞLIK 2017 yılında Norveç’te yüz binlerce anne ve baba üzerinde yapılan büyük bir kayıt çalışmasında, erkek çocuk sayısındaki artışın annelerde özellikle kardiyovasküler mortalite ile ilişkili olduğu bildirildi. Aynı çalışmada babalarda çocukların cinsiyeti ile kardiyovasküler mortalite arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Dr. Nil Sarıçiçek bu verilerin “erkek çocuk annesinin ömrünü kısaltır” gibi basit bir sonuç çıkarmak için değil; çocuk cinsiyeti, gebelik, maternal fizyoloji ve uzun dönem sağlık arasındaki karmaşık ilişkiyi araştırmaya devam etmemiz gerektiğini gösterdiğini belirtti.

Sabahları Yorgun Kalkmanın Şaşırtıcı Nedeni: “Sahte Dinlenme” Haber

Sabahları Yorgun Kalkmanın Şaşırtıcı Nedeni: “Sahte Dinlenme”

Günümüz dünyasının en sık rastlanan problemlerinden biri olan kronik yorgunluğun temelinde sadece yoğun iş temposu yatmıyor. Asıl sorunlardan biri de dinlenme alışkanlıklarımız. Zorlu bir çalışma haftasının ardından hafta sonunu ekran başında dizi izleyerek ya da sosyal medya uygulamalarında vakit geçirerek geçiren birçok kişi, pazartesi gününe yine yorgun uyanabiliyor. Bunun temel sebebi, dinlendiğini sanırken sinir sisteminin aslında gerçek anlamda rahatlayamamasıdır. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kişiselleştirilmiş ve Fonksiyonel Tıp Kliniğinde görevli, Yaşam Tarzı Tıbbı Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hande Namal Türkyılmaz, “Yaşam Tarzı Tıbbı yaklaşımında ‘Sahte Dinlenme (Just Rest)’ olarak adlandırılan bu durum, tıpkı besleyiciliği düşük ‘abur cubur’ gıdaların hücreleri yeterince doyurmaması gibidir” diyerek şunları ekliyor: “Ekran başında geçen saatler kişiye anlık olarak ‘hiçbir şey yapmıyorum’ hissi verse de, beyin biyolojik ve zihinsel olarak sürekli yeni uyaranlar almaya devam eder. Sosyal medya akışları, kısa videolar ve aralıksız izlenen diziler; beynin durmaksızın bilgi işlemesine, sık dopamin salgılanmasına ve mavi ışığa maruz kalmasına neden olur. Bu durum, vücudun stres anlarında devreye giren sempatik sinir sistemini aktif tutarak ‘savaş ya da kaç’ tepkisinin sürmesine yol açar.” “Dinlenmek, sadece bedeni hareketsiz bırakmak değil” Ekran kaydırmak veya sürekli içerik izlemek fiziksel olarak pasif bir eylem gibi görünse de zihinsel ve biyolojik düzeyde tam bir fırtınadır. Beynimiz saniyeler içinde değişen yüzlerce farklı uyaranla karşılaşır, küçük dopamin patlamaları yaşar ve mavi ışık bombardımanına tutulur. Bu süreç, sinir sistemimizi sürekli sempatik modda, yani "savaş veya kaç" alarmında tutar. Gerçek dinlenme pasif bir durum değil, aktif bir süreçtir ve sinir sistemine bilinçli bir "güvendeyiz" mesajı gönderilmesini gerektirir. Bilimsel araştırmalar da kaliteli dinlenmenin sadece fiziksel aktivitenin durması anlamına gelmediğini kanıtlıyor. Sinir sisteminin “dinlen ve sindir” olarak bilinen parasempatik moda geçebilmesi için güven duygusu veren ve yoğun uyaranlardan uzaklaşmayı sağlayan aktivitelere ihtiyaç vardır. Bu nedenle gerçek dinlenme; sadece koltuğa uzanmak veya ekrana bakmak yerine, sinir sisteminin gevşemesini destekleyen bütüncül bir yaşam biçimi olarak görülmelidir. Dr. Öğr. Üyesi Hande Namal Türkyılmaz, ekran başında geçirilen uzun saatlerin bedeni hareketsiz bıraksa da sinir sisteminin yenilenmesini engelleyebileceği konusunda uyarıyor: “Dinlenmek sadece bedeni hareketsiz kılmak değil, sinir sistemine de toparlanma imkanı tanımaktır. Hakiki dinlenme; stresin azalmasına, zihinsel netliğin artmasına, uyku kalitesinin iyileşmesine ve genel yaşam kalitesinin yükselmesine doğrudan katkı sağlar.” Peki Hücresel Çapta Gerçek Bir Dinlenme Nasıl Olur? Dr. Öğr. Üyesi Hande Namal Türkyılmaz, sürdürülebilir bir yaşam için sadece çalışma ve beslenme düzeninin değil, dinlenme alışkanlıklarının da gözden geçirilmesi gerektiğini belirtiyor. Dr. Öğr. Üyesi Namal Türkyılmaz, “Bugün ne izlesem?” sorusunun yerini “Bugün sinir sistemini gerçekten nasıl dinlendirebilirim?” sorusunun almasının, hem fiziksel hem de ruhsal sağlık için büyük kazanımlar sağlayacağını vurgulayarak gerçek dinlenme için 3 öneri sunuyor: Duyusal Detoks (Sensörleri Kapatın): Doğada veya açık havada yürüyüş yapmak, zihnin durmaksızın sürdürdüğü dopamin arayışını sonlandırır ve stres hormonu olan kortizolü hızla düşürür. Ekran yerine gökyüzünün renklerine bakmak, sirkadiyen ritmi düzenleyerek şifalandırır. Üretin ve Yavaşlayın: Toprakla ilgilenmek, mutfakta sakince yeni tarifler denemek veya el işleri yapmak, herhangi bir sonuca odaklanmadan sadece sürecin tadını çıkarmak. Eller aktif olarak çalışırken zihin parasempatik moda geçer. Bilinçli Durgunluğu Deneyimleyin: Sadece durun. Herhangi bir şey dinlemeden, izlemeden veya tüketmeden sadece camdan dışarıya bakın. Beynimizin anıları işlemesi ve adeta kendi "çöpünü boşaltması" için bu sessizliğe gereksinim duyduğunu unutmayın. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.