Hava Durumu

#Fiziksel Aktivite

giresunsonhaber - Fiziksel Aktivite haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Fiziksel Aktivite haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Unutkanlık her zaman hastalık değildir... İşte hafızayı korumak için 5 öneri Haber

Unutkanlık her zaman hastalık değildir... İşte hafızayı korumak için 5 öneri

Anahtarın nerede olduğunu unutmak, bir odaya girdiğinde oraya geliş amacını hatırlayamamak ya da yeni tanışılan birinin ismini anımsayamamak genellikle bir hastalık belirtisi değildir. Uzman görüşlerine göre beyin, önemsiz bilgileri eleyerek kritik anıları muhafaza etmektedir. Ancak unutkanlık hali gündelik yaşamı ciddi şekilde etkilemeye başladığında veya artış gösterdiğinde uzman yardımı alınması önerilmektedir. İSTANBUL (İGFA) - Günlük hayatın akışında hemen herkesin deneyimlediği unutkanlık anları, sıklıkla endişe yaratsa da her unutma durumu bir hastalık işareti değildir. Prof. Dr. Murat Kurt, beynin sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi adına “unutma” mekanizmasına gereksinim duyduğunu belirterek, hafızanın kusursuz bir kayıt sistemi olmadığını ifade etti. Prof. Dr. Kurt’a göre beyin, her gün maruz kaldığı milyonlarca uyaranın tamamını detaylıca saklamak yerine, değerli gördüğü bilgileri pekiştirmekte ve gereksiz ayrıntıları ayıklamaktadır. Bu sebeple unutmak, çoğunlukla hafızanın bir yetersizliği değil, sağlıklı işleyişinin temel bir parçasıdır. DUYGUSAL ANILAR DAHA GÜÇLÜ YER EDİYOR Sıkça tekrarlanan düşünceler, kaygılar ve duygusal yoğunluğu yüksek deneyimler beyinde daha kalıcı hale gelebilmektedir. Bilhassa travmatik olaylar ve zihni sürekli meşgul eden olumsuz düşünceler, küçük bir ipucuyla kolayca hatırlanabilmektedir. Prof. Dr. Kurt, bir bilginin kalıcılığı için sadece tekrarın yeterli olmadığını, dikkat ve anlamlandırma süreçlerinin de kritik olduğunu vurguluyor. Dijital platformlarda hızla tüketilen içeriklerin ise genellikle yüzeysel kaldığını belirten Kurt, sürekli ekran kaydırmanın hafızayı geliştirmekten ziyade bilişsel yükü artırabileceği uyarısında bulunuyor. ODAYA GİRİNCE NEDEN NE YAPACAĞIMIZI UNUTUYORUZ? Bir odaya girildiğinde oraya neden gelindiğinin unutulması durumu da bilimsel olarak açıklanabilmektedir. “Kapı eşiği etkisi” olarak tanımlanan bu durum, mekan değiştiğinde beynin mevcut bağlamı güncellemesiyle ilişkilendirilmektedir. Yoğun çalışma temposu, dikkatin dağılması ve aynı anda birden fazla işle ilgilenmek bu tarz kısa süreli unutkanlıkları tetikleyebilmektedir. Prof. Dr. Kurt, meselenin genellikle hafıza kaybından ziyade dikkat eksikliği ile ilgili olduğunu, birkaç saniye durup yeniden odaklanıldığında bilginin genellikle geri geldiğini ifade ediyor. NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURULMALI? Ara sıra isimleri unutmak, anahtarların yerini karıştırmak veya bir randevuyu hatırlamakta geç kalmak tek başına bir hastalık kanıtı olmayabilir. Fakat unutkanlığın günlük rutinleri belirgin şekilde aksatması veya zamanla kötüye gitmesi önem arz etmektedir. Aynı soruların defalarca sorulması, bilinen yerlerde yön kaybı yaşanması ya da finansal yönetim gibi günlük işlerde zorluk çekilmesi, tıbbi bir değerlendirme gerektiren belirtiler arasında yer almaktadır. Uykusuzluk, depresyon, kronik stres, yoğun iş temposu, kullanılan bazı ilaçlar ve dikkat dağınıklığının da hafıza üzerinde olumsuz etkileri olabileceğini belirten Prof. Dr. Kurt, bu gibi durumlarda uzman görüşü almanın kritik olduğunu vurguluyor. KÖTÜ ANILARIN ETKİSİ AZALTILABİLİR Travmatik veya olumsuz anıların tamamen silinmesinin mümkün olmadığını belirten Kurt, ancak bu anıların yarattığı duygusal yükün hafifletilebileceğini ifade ediyor. Psikoterapi, sağlıklı baş etme stratejileri ve profesyonel destekle kişinin bu anılarla olan ilişkisinin dönüştürülebileceği belirtiliyor. HAFIZAYI KORUMAK İÇİN 5 TEMEL ÖNERİ Prof. Dr. Kurt, hafızayı desteklemek adına “mucizevi” tek bir yöntem olmadığını vurgulayarak şu alışkanlıklara dikkat çekiyor: Kaliteli ve düzenli bir uyku düzeni sağlamak. Haftada en az 150 dakika orta şiddette fiziksel aktivite yapmak. Yeni yetkinlikler kazanmak ve zihni aktif tutmak. Güçlü sosyal bağları korumak ve sürdürmek. Dengeli, Akdeniz tipi beslenme düzenini benimsemek ve stresi yönetmek. Özellikle odaklanma gerektiren işlerde dikkati dağıtan alışkanlıklardan kaçınılması gerektiğini hatırlatan Prof. Dr. Kurt, hafıza için yapılabilecek en değerli yatırımın sağlıklı yaşam alışkanlıkları olduğunu ifade ediyor.

Şiddetli Karın Ağrısına Dikkat! Haber

Şiddetli Karın Ağrısına Dikkat!

Karnın sağ üst kısmında meydana gelen, sırta veya sağ omuza doğru yayılan ve saatlerce süren şiddetli ağrılar çoğu zaman basit bir hazımsızlık olarak görülse de, bu durumun temel nedeni safra kesesi iltihabı olabilir. Tıpta akut kolesistit olarak tanımlanan bu tabloda, erken teşhis ve zamanında uygulanan cerrahi müdahale ile hastalar genellikle kısa sürede sağlığına kavuşuyor. Ancak hastaneye geç başvurulması; safra kesesinde delinme, yaygın karın zarı enfeksiyonu ve sepsis gibi hayati risk taşıyan ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getirebiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Bu sebeple saatlerce devam eden ve özellikle ateş, bulantı ile kusmanın eşlik ettiği şiddetli karın ağrıları asla ihmal edilmemeli ve vakit kaybetmeden bir genel cerrahi uzmanına başvurulmalıdır” diyor. En yaygın nedeni safra taşları Safra kesesi, karaciğerin ürettiği safrayı depolayan ve özellikle yağlı gıdaların tüketiminden sonra bağırsağa aktararak yağların sindirilmesine yardımcı olan küçük ama kritik bir organ. Safranın içeriğindeki kolesterol, safra tuzları ve pigmentler arasındaki dengenin bozulmasıyla önce safra çamuru, ardından safra taşları meydana gelebiliyor. Bu taşlardan birinin safra kesesi çıkış kanalını tıkaması sonucu safra akışı kesiliyor. İçeride biriken safra ise kese duvarında ödem ve iltihaplanmaya yol açabiliyor. Akut kolesistit vakalarının yaklaşık yüzde 90-95'inden safra taşlarının sorumlu olduğunu belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra taşı toplumda oldukça sık görülmektedir. Erişkin nüfusun yaklaşık yüzde 10-20'sinde safra taşı olduğu tahmin edilmektedir. Bu kişilerin büyük bir kısmında herhangi bir belirti görülmezken, bir kısmında safra kesesi iltihabı, safra yolu tıkanıklığı veya pankreatit gibi ağır komplikasyonlar gelişebilir” bilgisini veriyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, taşsız kolesistit gibi durumların özellikle yoğun bakım hastalarında ortaya çıkabildiğini; enfeksiyonların veya nadir görülen bazı hastalıkların da bu tabloda etkili olabileceğini aktarıyor. Kadınlarda yaklaşık 3 kat daha fazla görülüyor Safra kesesi iltihabına kadınlarda, erkeklere oranla yaklaşık 2-3 kat daha sık rastlanıyor. Östrojen hormonunun safra içerisindeki kolesterol düzeyini yükseltmesi ve hamilelik sürecinde safra kesesi hareketlerinin yavaşlaması, kadınlarda görülme sıklığının fazla olmasının temel nedenleri arasında. İleri yaş, ailevi yatkınlık, obezite, diyabet, yüksek kolesterol, uzun süreli açlıklar, hızlı kilo kaybı ve bazı kan hastalıkları da risk faktörlerini artıran diğer unsurlar arasında yer alıyor. Doğru önlemlerle risk minimize edilebiliyor Safra kesesi iltihabını tamamen engellemek her zaman mümkün olmasa da riskler önemli ölçüde azaltılabiliyor. İdeal kilonun korunması, düzenli egzersiz, lif oranı yüksek beslenme, uzun süre aç kalmamak ve çok hızlı kilo vermekten kaçınmak koruyucu önlemler arasında sayılıyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, obezite tedavisi gören veya kısa sürede ciddi miktarda kilo kaybeden hastaların bu süreçte mutlaka hekim kontrolünde olmalarının kritik önem taşıdığını vurguluyor. Yemek sonrası başlayan ağrılara dikkat! Safra kesesi iltihabının en belirgin semptomu, özellikle yağlı öğünlerin ardından başlayan, karnın sağ üst kısmında hissedilen ve giderek artan ağrılardır. Bu ağrı sıklıkla sağ omuza, sağ kürek kemiğinin altına veya sırta vurabiliyor ve birkaç saatten fazla sürüyor. Ağrıya bulantı, kusma, iştah kaybı ve ateş eşlik edebiliyor. Hastalık ilerledikçe titreme, yüksek ateş ve genel durum bozukluğu görülebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, basit bir gaz sancısı ya da hazımsızlık sanılarak ağrının evde geçiştirilmesinin teşhis ve tedavide gecikmelere yol açabileceğini anlatırken, “Özellikle saatlerce süren şiddetli karın ağrısı, ateş veya kusmanın görüldüğü durumlarda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna müracaat edilmelidir” uyarısında bulunuyor. Ultrasonla yüksek oranda teşhis edilebiliyor Tanı sürecinde öncelikle hastanın şikâyetleri dinleniyor ve fizik muayene yapılıyor, kan tahlilleriyle enfeksiyon bulguları inceleniyor. Görüntüleme yöntemlerinde ilk tercih karın ultrasonografisi oluyor. Ultrason yardımıyla safra taşları, kese duvarındaki kalınlaşma, çevre sıvı birikimi ve iltihap bulguları büyük oranda saptanabiliyor. İhtiyaç duyulduğunda bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme (MR) gibi ileri tetkiklere başvurulabiliyor. Kalıcı çözüm cerrahi müdahale Safra kesesi iltihabı tedavisindeki temel amaç, hem mevcut enfeksiyonu kontrol altına almak hem de hastalığın nüksetmesini önlemektir. İlk aşamada hastaya damar yoluyla sıvı desteği, ağrı kontrolü ve gerekli hallerde antibiyotik tedavisi veriliyor. Ancak ilaç tedavisinin çoğu zaman sorunun kaynağını yok etmediğine dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra kesesi içinde taşlar olduğu sürece tekrarlayan iltihap atakları riski sürer. Bu nedenle uygun hastalarda kesin çözüm, safra kesesinin cerrahi olarak çıkarılmasıdır” ifadelerini kullanıyor. İlk 72 saat kritik önem taşıyor, çünkü... Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, güncel uluslararası cerrahi kılavuzların, akut safra kesesi iltihabı tanısı konan ve ameliyata engel durumu olmayan hastalarda erken laparoskopik ameliyatı tavsiye ettiğini belirtiyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Özellikle belirtilerin ortaya çıkışından sonraki ilk 72 saat içinde yapılan ameliyat, hem operasyonun daha güvenli gerçekleşmesini sağlamakta hem de hastanede yatış süresi ile komplikasyon riskini düşürmektedir. Gereksiz gecikmeler ise iltihabın artmasına, safra kesesinde kangren veya delinme oluşmasına ve daha zorlu cerrahi süreçlere yol açabilmektedir” diyor. Safra kesesi operasyonlarının büyük çoğunluğunun kapalı (laparoskopik) yöntemle yapıldığını belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Karın duvarına açılan birkaç küçük delik vasıtasıyla uygulanan bu yöntemde hastalar daha az ağrı çekmekte, enfeksiyon riski azalmakta, günlük yaşama daha hızlı dönülmekte ve kozmetik açıdan daha başarılı sonuçlar alınmaktadır” diye konuşuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

KAYADİBİ İLKOKULU’NDA “SAĞLIKLI ÇOCUK, SAĞLIKLI GELECEK” EĞİTİMİ Haber

KAYADİBİ İLKOKULU’NDA “SAĞLIKLI ÇOCUK, SAĞLIKLI GELECEK” EĞİTİMİ

KAYADİBİ İLKOKULU’NDA “SAĞLIKLI ÇOCUK, SAĞLIKLI GELECEK” EĞİTİMİ Sağlık Bakanlığı ile Millî Eğitim Bakanlığı iş birliğinde yürütülen “Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek Eğitim Programı”, Giresun Kayadibi İlkokulu’nda öğrencilerle buluştu. Programda çocuklara sağlıklı beslenme, ağız ve diş sağlığı, ilk yardım ve afet-sağlık hizmetleri konularında uygulamalı bilgilendirme yapıldı. ÖĞRENCİLERE SAĞLIKLI YAŞAM EĞİTİMİ VERİLDİ “Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek Eğitim Programı”, 21 Mayıs 2026 Perşembe günü Giresun Kayadibi İlkokulu’nda gerçekleştirildi. Giresun İl Sağlık Müdürlüğü tarafından düzenlenen etkinliğe Vali Mehmet Fatih Serdengeçti’nin eşi Neslihan Gül Koç, Seçil Özkök, Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Ünal Özek ve Halk Sağlığı Hizmetleri Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Bekir Bulut katıldı. Program kapsamında okulda sağlıklı beslenme, ağız ve diş sağlığı, UMKE ve ilk yardım istasyonları kuruldu. Öğrencilere istasyonlarda sağlık personelleri tarafından uygulamalı bilgilendirmeler yapıldı. BAKANLIK PROGRAMI 81 İLDE UYGULANIYOR Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek Programı, Sağlık Bakanlığı ile Millî Eğitim Bakanlığı arasında 18 Nisan 2025’te imzalanan Okul Sağlığı Hizmetleri İş Birliği Protokolü kapsamında yürütülüyor. Program, Türkiye genelinde ilkokul çağındaki çocuklara sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazandırmayı, çocukların sağlık konularındaki bilgi ve farkındalık düzeyini artırmayı hedefliyor. Bakanlık düzeyinde hazırlanan uygulama, 81 ilde okul öncesi ile 1, 2, 3 ve 4. sınıf öğrencilerine yönelik teorik ve uygulamalı eğitimleri kapsıyor. Programda öğrencilerin yalnızca bilgi alan değil, öğrendiklerini ailesi ve çevresiyle paylaşan birer “Sağlık Elçisi” olarak yetişmesi amaçlanıyor. SAĞLIK İSTASYONLARINDA UYGULAMALI ANLATIM Kayadibi İlkokulu’ndaki etkinlikte öğrenciler, farklı sağlık başlıklarında oluşturulan istasyonlarda bilgilendirildi. Sağlıklı beslenme istasyonunda çocuklara doğru beslenme alışkanlıkları anlatıldı. Ağız ve diş sağlığı istasyonunda diş fırçalama alışkanlığı ve ağız sağlığının önemi aktarıldı. İlk yardım istasyonunda temel ilk yardım farkındalığı oluşturuldu. UMKE istasyonunda ise çocuklara afet ve acil durumlarda sağlık ekiplerinin görevleri tanıtıldı. Programın genel çerçevesi; sağlıklı beslenme, hijyen, fiziksel aktivite, ağız ve diş sağlığı, ilk yardım, bağışıklama hizmetleri ve sağlık okuryazarlığı gibi çok yönlü başlıkları içeriyor. ÇOCUKLARA “SAĞLIK ELÇİSİ” BELGESİ VERİLDİ Etkinlikte çocuklara yüz boyama, el baskısı, sağlıklı atıştırmalık dağıtımı, diş fırçası dağıtımı ile boy ve kilo ölçümü de yapıldı. Program sonunda öğrenciler, sağlıklı yaşam bilincinin yaygınlaştırılmasına katkı sunmaları amacıyla “Sağlık Elçisi” belgesi aldı. OKULLARDA SAĞLIK BİLİNCİ GÜÇLENDİRİLİYOR Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek Programı, okulları sağlıklı yaşam bilincinin güçlendirildiği merkezler haline getirmeyi amaçlıyor. İş birliği protokolüyle öğrencilerin bedensel, ruhsal ve sosyal sağlıklarını destekleyen eğitimlerin okul ortamında yaygınlaştırılması, koruyucu sağlık hizmetleriyle çocukların erken yaşta bilinçlendirilmesi hedefleniyor. Giresun’da gerçekleştirilen etkinlik, çocuklara sağlıklı yaşam alışkanlıklarını erken yaşta kazandırmayı ve okul-aile-toplum hattında sağlık farkındalığını artırmayı amaçlayan programın il düzeyindeki uygulamalarından biri oldu.

6 yaşındakiler için günde en fazla 1 saat ekran süresi kullanmalı Haber

6 yaşındakiler için günde en fazla 1 saat ekran süresi kullanmalı

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, çocukların dijital dünyadaki risklerden korunması ve ebeveynlerin rehberlik etmesi için hazırladığı “Çocuklar Güvende” internet sitesi ve mobil uygulamasında ekran süresi önerilerini açıkladı. ANKARA (İGFA) - Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, çocukların dijital dünyada güvenli kullanımını sağlamak ve ebeveynleri bilinçlendirmek amacıyla hayata geçirdiği “Çocuklar Güvende” internet sitesi ve mobil uygulaması ile rehberlik sunuyor. Site kapsamında hazırlanan “Ekran süresi: Sağlıklı Kullanım Önerileri” bölümünde, çocukların yaşına uygun ekran süreleri belirlenerek kontrollü kullanım öneriliyor. 0-3 yaş arası çocukların ekrandan tamamen uzak tutulması gerektiği belirtilirken, 3-6 yaş arası çocuklarda sürelerin kademeli olarak artırılması tavsiye ediliyor: 3 yaş için günde en fazla 30 dakika, 4 yaş için günde en fazla 40 dakika, 5 yaş için günde en fazla 50 dakika, 6 yaş için günde en fazla 60 dakika ekran süresi tavsiye edilirken, uzmanlar, ekran sürelerinin çocukların fiziksel aktivite, uyku düzeni ve sosyal etkileşim gibi diğer alışkanlıklarıyla dengelenmesi gerektiğine işaret etti. Ayrıca, yemek sırasında, uyku öncesinde ve çocuk odasında dijital cihaz kullanımının sınırlandırılması gerektiği vurgulandı. Ebeveynlere, kuralları net ve anlaşılır şekilde uygulamaları, süre bitmeden hatırlatmalar yapmaları ve ekran süresi sona erdiğinde çocukların duygularına empati göstermeleri tavsiye edildi. Bakanlık yetkilileri, ebeveyn rehberliğiyle ekran sürelerinin kontrollü tutulmasının, çocukların dijital dünyanın faydalarından yararlanmasını sağlarken risklerden korunmalarına da yardımcı olacağı kaydedildi.

Çocuklar her gün 3 saat hareket etmeli Haber

Çocuklar her gün 3 saat hareket etmeli

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 1-4 yaş aralığındaki çocukların günlük en az 3 saat, daha büyük yaşlardaki çocukların ise günlük en az 1 saat orta veya yüksek tempolu fiziksel aktivite ihtiyaçlarını karşılamaları gerektiğini belirtmekte. Ancak birçok çocuğun bu hedefe ulaşamadığı da gözlemlenmektedir. İSTANBUL (İGFA) - IGLU Soft Play’in katkılarıyla yapılan bir dizi çalışma kapsamında, Letonya’daki Children’s Clinical University Hospital Fizyoterapisti Sandra Kraukle, erken dönem hareket deneyimlerinin çocukların sinir sisteminin gelişimi üzerinde önemli bir etkisi olduğunu vurguluyor. Kraukle’ye göre, çocuklar hareket ederek yalnızca kas yapısını değil, aynı zamanda denge, koordinasyon, yön algısı ve vücut farkındalığı gibi bilişsel süreçlerini de geliştiriyor. Bu hareketler, "propriosepsiyon" adı verilen vücudun pozisyonunu ve hareketlerini hissetme yetisini artırarak çocukların daha dengeli ve kontrollü hareket etmelerini sağlıyor. ERKEN YAŞTA HAREKET, BEYNİN GELİŞİMİNİ DESTEKLİYOR Araştırmalar, farklı yaş gruplarında oyunla desteklenen hareketin motor gelişim üzerindeki faydalarını açıkça ortaya koyuyor. Bebeklik dönemi: Güvenli bir yüzeyde destekli duruş kazanımı, emekleme öncesi çekirdek kasların güçlenmesi ve simetrik hareket kabiliyetinin gelişmesi açısından büyük önem taşıyor. 1-3 yaş arası: Tırmanma, çekme, itme ve denge kurma gibi aktiviteler hem kas gücünü hem de yürüme dengesi ile koordinasyonunu geliştirir. 3-6 yaş arası: Bu yaş grubundaki çocuklar, kendi küçük parkurlarını inşa etmeye, blokları birleştirerek yaratıcı oyunlar geliştirmeye başlarlar. Bu, problem çözme ve planlama becerilerini geliştirir. Okul çağı: Fiziksel aktivite artık sadece kas gelişimini değil, aynı zamanda postürün, dayanıklılığın ve ekip çalışması becerilerinin gelişimini de destekler. Uzmanlara göre, fiziksel aktivitelerin eğlenceli bir forma dönüştürülmesi, çocukların bu alışkanlıkları sürdürebilmesi için oldukça önemlidir. Yapılandırılmış oyun alanları, yumuşak ve güvenli materyallere sahip hareket alanları veya ev içinde dahi oluşturulabilecek basit parkurlar, çocukların hem eğlenmelerine hem de öğrenmelerine olanak tanır. "Bir çocuk keyif alıyorsa, öğrenmeye açıktır" diyen Sandra Kraukle, her fiziksel deneyimin aynı zamanda bir bilişsel süreç olduğunu vurguladı.

İleri Yaşta Sağlıklı Beslenmek Bilişsel Fonksiyonları Koruyor! Haber

İleri Yaşta Sağlıklı Beslenmek Bilişsel Fonksiyonları Koruyor!

Uzmanlar, ileri yaşlarda yetersiz beslenmeye bağlı pek çok sağlık sorununun ortaya çıkabileceğini belirterek, sağlıklı bir yaşam sürdürebilmenin anahtarının dengeli beslenme ve düzenli fiziksel aktivite olduğu konusunda uyarıyor. İleri yaşlardaki bireylerin beslenmesine dikkat etmeleri gereken bazı önemli noktalar olduğunu ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Günlük 5 porsiyon sebze ve meyve tüketimi, ‘gökkuşağı gibi beslenmek’ olarak adlandırdığımız, vitamin ve fitokimyasallarla zengin bir beslenme şekli için büyük önem taşır. Süt ve süt ürünleri, kemik sağlığını korumak için hayati bir yere sahiptir. Az yağlı kırmızı ve beyaz etler, yağlı balıklar ve kurubaklagiller ise kaliteli protein kaynakları olarak beslenmede mutlaka yer almalıdır.” şeklinde konuştu. Tam tahılların, posa ve B vitamini ihtiyacını karşılayarak bilişsel fonksiyonların korunmasına katkı sağladığını vurgulayan Yiğit, zeytinyağı, ceviz, badem gibi bitkisel yağların kalp-damar sağlığı üzerinde faydalı etkiler yarattığını ve beslenmede mutlaka yer alması gerektiğini belirtti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, sağlıklı yaşlanma ve ileri yaşlarda sağlığı koruma amacına yönelik beslenme önerilerinde bulundu. İleri yaşlarda fiziksel aktivite ve sağlıklı beslenme büyük önem taşır! Dünya Sağlık Örgütü’nün raporlarında Avrupa kıtasında 65 yaş üzeri bireylerin sayısının 15 yaş altındaki bireyleri aşabileceğinin tahmin edildiğine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bu raporlarda düzenli fiziksel aktivitenin ve sağlıklı beslenmenin kritik bir rol oynadığı vurgulanıyor.” dedi. İleri yaşlarda yetersiz beslenmenin zayıflık, obezite, kemik kırıkları, bilişsel fonksiyon kaybı/demans gibi sağlık problemlerinin daha sık görülebileceğini belirten Yiğit, “Bu dönemde, beslenmede dikkat edilmesi gereken belirli hususlar bulunmaktadır.” değerlendirmesinde bulundu. Süt ürünleri, tam tahıllar ve kaliteli protein kaynaklarına beslenmede yer verilmelidir! Besinler; süt, protein, tahıl, sebze-meyve ve yağ olarak beş temel gruba ayrıldığında, özellikle kalsiyum içeriği yüksek olan süt grubunun kemik kırıklarının önlenmesinde hayati önem taşıdığına dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bu nedenle ileri yaştaki her birey; günlük ortalama 2-3 porsiyon yoğurt, peynir gibi protein, kalsiyum ve fosfor kaynaklarına beslenmelerinde yer vermelidir. Özellikle yoğurt tüketimi, ileri yaşlarda karşılaşılan uyku bozukluklarının çözümüne de katkıda bulunabilir.” dedi. İleri yaşlarda belirli miktarlarda az yağlı kırmızı ve beyaz etler, Omega 3 içeriğine sahip yağlı balıklar, kuru baklagiller gibi bitki bazlı protein kaynaklarına yönelmenin faydalı olacağını kaydeden Yiğit, sözlerine şu şekilde devam etti: “Ancak kurubaklagiller gaz problemlerini artırabileceğinden dikkat edilmelidir. Kurubaklagilleri pişirmeden önce suda bekletmek, haşlarken kimyon eklemek gaz sorunlarını hafifletebilir. Vücudun kan şekeri dengesini sağlaması, kabızlık şikayetlerinden kaçınması için posa ihtiyacı unutulmamalıdır. Bu nedenle tam buğday ekmekleri, siyez, karabuğday gibi tahıllar günlük beslenmede mutlaka yer almalıdır. Unutmayın, bu dönemde vücut bilişsel fonksiyonlar için B vitaminine de ihtiyaç duyar ve bunun en iyi kaynakları arasında tam tahıllar yer alır.” Gökkuşağı gibi beslenmek, sağlıklı bir yaşlanma süreci için önemlidir! Günlük 5 porsiyon sebze ve meyve tüketiminin özellikle ileri yaşlarda gerekli olduğunun altını çizen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Sebzeler ve meyveler fitokimyasallar, beta karotenler, A ve C vitaminleri açısından zengindir. Bu nedenle tek bir öğünde farklı renklerde meyve ve sebzelerin yer alması, yani ‘gökkuşağı gibi beslenmek’ oldukça önerilir.” dedi. Özellikle ileri yaşlarda kalp damar sağlığının korunması ve kronik hastalıkların önlenmesi için kullanılan yağın çeşidi ve miktarına dikkat edilmesi gerekliliğinin altını çizen Yiğit, “Zeytinyağı, kavrulmamış fındık, ceviz, badem gibi bitkisel yağlar günlük beslenmenin parçası olmalıdır. Eğer dişle ilgili problemler yaşanıyorsa bu kuruyemişler meyve veya yoğurt ile birleştirilerek, küçük parçalara ayrılarak, yumuşak hale getirilerek tüketilebilir.” açıklamasında bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.