Hava Durumu

#Fındık Üretimi

giresunsonhaber - Fındık Üretimi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Fındık Üretimi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

2027 ÇKS BAŞVURULARI BAŞLADI: ÜRETİCİLER İÇİN SON GÜN 31 ARALIK Haber

2027 ÇKS BAŞVURULARI BAŞLADI: ÜRETİCİLER İÇİN SON GÜN 31 ARALIK

2027 ÇKS BAŞVURULARI BAŞLADI: ÜRETİCİLER İÇİN SON GÜN 31 ARALIK 2027 üretim yılı Çiftçi Kayıt Sistemi başvuruları 1 Eylül itibarıyla başladı. Fındık başta olmak üzere bitkisel üretim yapan Giresunlu çiftçilerin tarımsal destekler, hibeler, tarım sigortaları ve faiz destekli tarımsal kredilerden yararlanabilmeleri için ÇKS kayıtlarını 31 Aralık 2026 mesai bitimine kadar tamamlamaları gerekiyor. Tarım ve Orman Bakanlığı, 2027 üretim yılı Çiftçi Kayıt Sistemi başvuru dönemini başlattı. Türkiye genelinde olduğu gibi Giresun’da da üreticiler yeni üretim yılı için kayıtlarını yenileyebilecek veya ilk kez ÇKS’ye başvurabilecek. Başvurular 1 Eylül 2026–31 Aralık 2026 tarihleri arasında alınacak. Belirlenen sürenin geçirilmesi, üreticilerin ÇKS kaydına bağlı destek ve uygulamalarda hak kaybı yaşamasına yol açabilecek. ÇKS NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ? Çiftçi Kayıt Sistemi yalnızca üreticinin arazi ve ürün bilgilerinin kayıt altına alındığı bir sistem değil. Tarımsal destek politikalarının önemli bölümü ÇKS üzerinden yürütülüyor. ÇKS kaydı özellikle; bitkisel üretim desteklerinden, Bakanlık ve kamu kurumlarının çeşitli hibe programlarından, tarım sigortalarından, Hazine faiz destekli tarımsal kredilerden, üretici ve arazi bazlı çeşitli destekleme programlarından yararlanılmasında temel kayıt niteliği taşıyor. Bu nedenle Giresun’da özellikle fındık üreticilerinin, kullandıkları tarım arazileri ile ürün bilgilerinin kayıtlarında eksiklik veya değişiklik bulunup bulunmadığını kontrol etmeleri önem taşıyor. KAYDI DEĞİŞMEYEN ÜRETİCİ E-DEVLET’TEN YAPABİLİYOR Daha önce ÇKS’ye kayıtlı olan ve arazi, tapu, kira veya ürün bilgilerinde değişiklik bulunmayan üreticiler kayıt yenileme işlemlerini e-Devlet Kapısı üzerinden gerçekleştirebiliyor. Bakanlığın 2027 dönemi duyurularında, mevcut kaydı bulunan ve bilgilerinde değişiklik olmayan üreticilerin elektronik ortamdan kayıt yenileyebileceği özellikle hatırlatılıyor. İLK KEZ KAYIT YAPTIRANLAR DİKKAT ÇKS’ye ilk kez kayıt yaptıracak çiftçiler ile daha önce kaydı bulunmasına rağmen; yeni arazi kiralayan, yeni tapu edinen, üretim yaptığı araziyi değiştiren, kira veya mülkiyet bilgilerinde değişiklik bulunan, sisteme yeni parsel ekletecek üreticilerin fiziksel başvuru yapması gerekiyor. Başvurular arazinin bulunduğu yerdeki İl veya İlçe Tarım ve Orman Müdürlüklerine yapılabiliyor. Bakanlık tarafından yetki devri gerçekleştirilen illerde ise işlemler ziraat odaları üzerinden yürütülebiliyor. Giresun’daki üreticilerin, özellikle ilk kayıt veya arazi değişikliği işlemlerinde bağlı oldukları İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünden başvuru yöntemi ve gerekli belgeleri önceden teyit etmeleri yararlı olacak. TAPU, KİRA VE ARAZİ BİLGİLERİ KONTROL EDİLMELİ ÇKS kaydında üreticinin yalnızca kimlik bilgileri değil, üretim yapılan parsellerin mülkiyet ve kullanım durumu da önem taşıyor. Üreticinin kendisine ait olmayan arazilerde kira sözleşmesi, hisseli veya miras yoluyla kullanılan bazı arazilerde ise mevzuatın öngördüğü muvafakatname veya taahhütname belgeleri gündeme gelebiliyor. Bu nedenle özellikle hisseli, miraslı veya kiralık fındık bahçelerinde üretim yapan çiftçilerin başvurularını son günlere bırakmaması gerekiyor. 2027’DE BAZI ÜRÜNLERDE MÜNAVEBE ESNEKLİĞİ 2027 üretim yılına ilişkin duyurularda ayrıca kuru şartlarda ekilen buğday, arpa, çavdar, yulaf ve tritikale için münavebe şartında esneklik getirildiği bildirildi. Sulu tarım yapılan alanlar ile diğer ürün gruplarında ise münavebe uygulaması devam ediyor. Bu düzenleme Giresun’un tahıl üretimi yapılan iç kesimlerindeki üreticiler açısından önem taşıyor. FINDIK ÜRETİCİSİ İÇİN ÇKS KRİTİK Giresun açısından ÇKS’nin en önemli başlıklarından biri fındık üretimi. Fındık bahçelerinin doğru parsel, alan ve üretici bilgileriyle sisteme kaydedilmesi; üreticiye yönelik destek programlarının uygulanmasında, tarımsal üretimin planlanmasında ve olası afet veya zarar tespit süreçlerinde önemli bir veri altyapısı oluşturuyor. Özellikle arazi intikali yapılmamış, hisseli veya miras yoluyla kullanılan bahçelerde üretim yapan çiftçilerin belgelerini erkenden hazırlamaları, yıl sonunda oluşabilecek başvuru yoğunluğunun da önüne geçebilir. SON GÜN 31 ARALIK 2027 üretim yılı ÇKS başvuruları 31 Aralık 2026 mesai saati bitiminde sona erecek. Üreticilerin hak kaybı yaşamamak için başvurularını son haftalara bırakmaması; e-Devlet’te kayıtlarını kontrol ederek arazi ve ürün bilgilerinin güncelliğinden emin olması önem taşıyor. KAYNAKLAR Tarım ve Orman Bakanlığı – 2027 Üretim Yılı ÇKS başvuru duyuruları. Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü – ÇKS uygulamaları ve Giresun il/ilçe müdürlükleri bilgileri. Çiftçi Kayıt Sistemi Yönetmeliği ve arazi kullanım belgelerine ilişkin hükümler.

KAĞITTA 805 BİN TON, BAHÇEDE AYNI FINDIK VAR MI? Haber

KAĞITTA 805 BİN TON, BAHÇEDE AYNI FINDIK VAR MI?

KAĞITTA 805 BİN TON, BAHÇEDE AYNI FINDIK VAR MI? İHRACATÇI 805 BİN, RESMÎ KOMİSYON 705 BİN TON DİYOR; ÜRETİCİNİN BAHÇE GÖZLEMLERİ DAHA DÜŞÜK REKOLTE İHTİMALİ Türkiye’nin 2026 yılı fındık üretimine ilişkin farklı kurum ve sektör kuruluşları tarafından yapılan tahminler arasında 100 bin tonu aşan fark bulunuyor. İhracatçı birliklerinin son çalışmasında rekolte 805 bin 246 ton, Tarım ve Orman Bakanlığı koordinasyonundaki komisyonların çalışmasında ise 704 bin 941 ton olarak hesaplandı. Buna karşılık üretim bölgelerinden gelen bazı saha gözlemleri, bahçelerdeki ürün miktarının açıklanan tahminlerin altında kalabileceği yönündeki tartışmaları artırıyor. Üreticilerin “Karanfil vardı ancak daha sonra beklenen miktarda fındık oluşmadı” şeklindeki gözlemleri biyolojik olarak mümkün görülürken, sektörde dile getirilen 400–500 bin tonluk düşük üretim senaryosu henüz Türkiye genelini temsil eden bilimsel bir rekolte çalışmasıyla doğrulanmış değil. Gerçek üretim miktarı hasat, ticari hareketler ve sezon sonu resmî verileriyle netleşecek. Türkiye’nin 2026 yılı fındık rekoltesi, hasat dönemine girilmesiyle birlikte sektörün en önemli tartışma başlıklarından biri haline geldi. Yılın farklı dönemlerinde yapılan tahminler; kullanılan yöntem, örnekleme zamanı, incelenen bahçe sayısı ve ürünün gelişim dönemine bağlı olarak önemli farklılıklar gösterdi. Bu nedenle rekolte rakamlarının yalnızca toplam ton üzerinden değil, hangi tarihte, hangi fenolojik dönemde, kaç bahçe ve dal üzerinde ve hangi yöntemle hesaplandığı dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekiyor. İLK TAHMİN 829 BİN 239 TONDU İhracatçı birliklerinin 2026 yılının şubat-mart döneminde gerçekleştirdiği ilk saha çalışmasında Türkiye fındık rekoltesi 829 bin 239 ton olarak tahmin edildi. Açıklanan bilgilere göre çalışmada 12 ildeki 79 ilçede bulunan 446 bahçede toplam 1.483 dal üzerinde inceleme yapıldı. Bu dönemde ürün henüz erken gelişim aşamasında bulunduğu için hesaplamalarda karanfil yoğunluğu gibi sezon başı göstergeleri önemli yer tuttu. Bu nedenle söz konusu rakamın, nihai üretim miktarından ziyade sezon başındaki potansiyel ürün miktarını gösteren erken dönem tahmini olarak değerlendirilmesi gerekiyor. İlk çalışmaya ilişkin kamuoyuna yansıyan verilere göre Türkiye rekoltesi 829 bin 239 ton seviyesinde hesaplandı. İKİNCİ ÇALIŞMADA 809 BİN 940 TON Nisan-mayıs döneminde gerçekleştirilen ikinci değerlendirmede Türkiye’nin tahmini fındık rekoltesi 809 bin 940 ton olarak hesaplandı. Bu rakam 12–14 Mayıs tarihlerinde Makao’da düzenlenen Uluslararası Sert Kabuklu ve Kuru Meyveler Konseyi Kongresi’nde de paylaşıldı. Böylece ihracatçıların ilk tahmini birkaç ay içerisinde yaklaşık 19 bin ton aşağı yönlü revize edilmiş oldu. TEMMUZ ÇALIŞMASI: 805 BİN 246 TON Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği tarafından 13–28 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilen son çalışmada ise örnekleme alanı genişletildi. Açıklanan verilere göre 15 il, 87 ilçe ve 477 bahçede toplam 1.625 dal üzerinde inceleme yapıldı. Bu aşamada yalnızca çotanak sayısının değil, çotanakların kırılarak sağlam tane, randıman ve meyve tutum durumlarının da değerlendirildiği bildirildi. Çalışmanın sonucunda Türkiye’nin 2026 yılı tahmini fındık rekoltesi 805 bin 246 ton olarak hesaplandı. Böylece ihracatçı birliklerinin şubat-mart dönemindeki 829 bin 239 tonluk ilk tahmini temmuz sonunda yaklaşık 24 bin ton aşağı çekilmiş oldu. BAKANLIK KOMİSYONLARI 704 BİN 941 TON HESAPLADI Tarım ve Orman Bakanlığı koordinasyonunda, fındık üretilen illerde oluşturulan rekolte tahmin komisyonlarının çalışmalarında ise Türkiye’nin 2026 yılı fındık rekoltesi 704 bin 941 ton olarak belirlendi. Bu rakam, ihracatçı birliklerinin 805 bin 246 tonluk son tahmininden 100 bin 305 ton daha düşük. İki tahmin arasındaki fark yaklaşık yüzde 14 seviyesinde bulunuyor. Bu farkın; örnekleme yöntemi, bahçe seçimi, rakım dağılımı, kullanılan verim katsayıları, boş tane oranları ve çalışma tarihleri gibi metodolojik unsurlardan kaynaklanması mümkün. Dolayısıyla iki rakam arasındaki farklılığın sağlıklı değerlendirilebilmesi için yalnızca nihai tonajların değil, kullanılan yöntemlerin de karşılaştırılması gerekiyor. ORDU’DA YAKLAŞIK 400 NOKTA İNCELENDİ Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı il müdürlüğünün açıklamasına göre Ordu’da sahil, orta ve yüksek kesimleri temsil edecek şekilde yaklaşık 400 noktada rekolte çalışması yapıldı. Sayım çalışmalarında hastalık ve zararlıların ürün üzerindeki etkilerinin de değerlendirmeye alındığı bildirildi. GİRESUN’DA 13 İLÇEDE 130 ÖRNEK BAHÇE Giresun’da ise 6–17 Temmuz tarihleri arasında 13 ilçedeki 130 örnek bahçede rekolte tespit çalışması gerçekleştirildi. Bakanlık koordinasyonundaki çalışmalar sonucunda ortaya çıkan 704 bin 941 tonluk tahmin, ihracatçıların hesabından önemli ölçüde düşük kaldı. TÜİK’İN İLK TAHMİNİ 715 BİN 350 TON TÜİK’in 2026 yılına ilişkin ilk bitkisel üretim tahmininde ise Türkiye’nin fındık üretimi 715 bin 350 ton olarak öngörüldü. Bu rakam, ihracatçı birliklerinin 805 bin tonluk tahmininden ziyade Bakanlık koordinasyonundaki komisyonların 704 bin 941 tonluk hesabına daha yakın bulunuyor. Mevcut durumda üç önemli kurumsal rakam ortaya çıkıyor: Kurum / Çalışma 2026 Tahmini İhracatçı birlikleri son tahmini 805.246 ton Bakanlık koordinasyonundaki rekolte komisyonları 704.941 ton TÜİK ilk bitkisel üretim tahmini 715.350 ton Bu farklılıklar, sezon tamamlanmadan açıklanan rekolte rakamlarının kesin üretim miktarı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini gösteriyor. ÜRETİCİNİN BAHÇE GÖZLEMİ FARKLI BİR TABLOYA İŞARET EDİYOR Rekolte tartışmasının diğer tarafında üreticilerin doğrudan bahçe gözlemleri bulunuyor. Giresun başta olmak üzere farklı üretim bölgelerinden bazı üreticiler, kış ve ilkbahar döneminde dallarda yoğun karanfil görülmesine rağmen ilerleyen aylarda aynı oranda fındık oluşmadığını belirtiyor. Bazı üreticiler bu durumu: “Karanfil vardı ancak daha sonra beklenen miktarda fındık oluşmadı.” sözleriyle ifade ediyor. Bu gözlemin bitki fizyolojisi bakımından mümkün olduğu biliniyor. Çünkü bir fındık dalında karanfil görülmesi, o çiçeğin mutlaka içi dolu ve hasat edilebilir bir fındığa dönüşeceği anlamına gelmiyor. KARANFİL SAYISI NEDEN TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL? Fındıkta dişi çiçeklerin görülmesi ile nihai meyvenin oluşması arasında uzun ve çok aşamalı bir biyolojik süreç bulunuyor. Nihai ürün miktarı; uygun ve yeterli tozlanmaya, çeşit uyumuna, döllenme başarısına, hava sıcaklıklarına, yağış durumuna, kuraklık ve su stresine, beslenme koşullarına, hastalık ve zararlı baskısına, fizyolojik dökülmelere, meyvenin iç doldurma başarısına bağlı olarak değişebiliyor. Dolayısıyla kış döneminde yoğun karanfil bulunması, aynı oranda hasat edilebilir ürün elde edileceğini garanti etmiyor. Bilimsel çalışmalarda da fındıkta nihai meyve tutumu ve tane oluşumunun, başarılı tozlanma ve döllenmenin yanı sıra çok sayıda çevresel ve fizyolojik etkene bağlı olduğu ortaya konuluyor. 500–600 BİN TON İHTİMALİ KONUŞULUYOR AMA HENÜZ BİLİMSEL TAHMİN DEĞİL Bahçelerden aktarılan düşük ürün gözlemleri, 2026 yılı Türkiye fındık rekoltesinin açıklanan kurumsal tahminlerin altında gerçekleşebileceği yönündeki değerlendirmeleri artırıyor. Bu kapsamda üretici ve sektör çevrelerinde 500–600 bin ton seviyeleri de gündeme getiriliyor. Ancak bu rakamların mevcut aşamada Türkiye’nin 2026 yılı için bilimsel yöntemlerle doğrulanmış ulusal rekolte tahmini olarak kabul edilmesi mümkün değil. Çünkü kamuoyuna açıklanmış; Türkiye genelini temsil eden,örnekleme yöntemi ortaya konulan,il ve ilçe dağılımı açıklanan,örnek bahçe sayısı belirtilen,kullanılan verim katsayıları yayımlanan yeni bir çalışmanın sonucu değil. Dolayısıyla 500–600 bin tonluk aralık, bazı üretici saha gözlemleri ve sektör değerlendirmelerinden hareketle gündeme gelen olası bir düşük üretim senaryosu olarak değerlendirilmelidir. Belirli bölgelerde veya bahçelerde görülen ürün kayıplarının bütün üretim alanlarına aynı oranda yansıdığını kabul etmek bilimsel açıdan doğru olmaz. 2025 SEZONU ÖNEMLİ BİR ÖRNEK Geçen sezon yaşanan gelişmeler, erken dönem rekolte tahminlerinin neden ihtiyatla değerlendirilmesi gerektiğini gösteren önemli bir örnek oluşturuyor. İhracatçı birliklerinin 2025 ürünü için şubat ayında açıkladığı ilk rekolte tahmini 768 bin 715 ton seviyesindeydi. Nisan ayında yaşanan zirai donun ardından tahminler aşağı yönlü revize edildi. Mayıs ayında 609 bin 384 ton, temmuz ayında 601 bin 206 ton, kasım ayındaki revizyonda ise 528 bin 808 ton seviyeleri açıklandı. TÜİK’in daha sonra yayımladığı 2025 yılı nihai üretim verisinde Türkiye’nin fındık üretimi 441 bin ton olarak gerçekleşti. 2025 Rekolte Süreci Açıklanan / Tahmin Edilen Miktar İlk Tahmine Göre Fark Şubat – İlk ihracatçı tahmini 768.715 ton — Mayıs – Don sonrası tahmin 609.384 ton -159.331 ton Temmuz – Yeni saha tahmini 601.206 ton -167.509 ton Kasım – İhracatçı revizyonu 528.808 ton -239.907 ton TÜİK nihai üretimi 441.000 ton -327.715 ton İLK TAHMİNLE NİHAİ ÜRETİM ARASINDA 327 BİN TON FARK 2025 sezonunda şubat ayında açıklanan 768 bin 715 tonluk ilk tahmin ile TÜİK’in açıkladığı 441 bin tonluk nihai üretim arasında 327 bin 715 ton fark oluştu. Başka bir ifadeyle nihai üretim, ilk tahminin yaklaşık yüzde 43 altında kaldı. Kasım ayında 528 bin 808 tona kadar düşürülen son ihracatçı tahmini dahi TÜİK’in açıkladığı üretimin 87 bin 808 ton üzerinde gerçekleşti. Bu tablo, erken dönemde karanfil veya daha sonraki dönemde çotanak sayımlarına dayanan rekolte çalışmalarının önemli göstergeler olmakla birlikte, nihai üretim miktarıyla aynı anlama gelmediğini gösteriyor. Ancak burada önemli bir bilimsel sınırlama bulunuyor: 2025 yılında yaşanan yüzde 43’lük farktan hareketle 2026 yılında da aynı oranda sapma yaşanacağı sonucuna varılamaz. Her sezonun iklim, don, kuraklık, hastalık, zararlı, döllenme ve verim koşulları farklıdır. Bu nedenle 2025 verileri, 2026 için doğrudan matematiksel bir düzeltme katsayısı olarak değil, erken dönem tahminlerinde oluşabilecek sapmaların mümkün olduğunu gösteren tarihsel bir örnek olarak değerlendirilmelidir. DEVREDEN STOK REKOLTEDEN AYRI TUTULMALI 2026 fındık piyasasının değerlendirilmesinde rekolte kadar önemli diğer bir unsur da önceki sezondan devreden stok miktarı. Uluslararası Sert Kabuklu ve Kuru Meyveler Konseyinin mayıs ayında yayımlanan arz çalışmasında Türkiye’nin 2026–2027 sezonuna yaklaşık 150 bin ton kabuklu fındık stoku ile girebileceği öngörüldü. Aynı çalışmada 809 bin 940 tonluk üretim tahmini üzerinden Türkiye’nin toplam arzının 959 bin 940 ton olabileceği hesaplandı. Ancak söz konusu 150 bin ton, TMO depolarında fiilen sayılmış ve TMO tarafından resmen açıklanmış stok miktarı değil. Bu tahmini stok miktarının; ne kadarının TMO’da, ne kadarının üreticide, ne kadarının tüccar veya manavlarda, ne kadarının ihracatçılarda, ne kadarının sanayi kuruluşlarının depolarında bulunduğu kamuoyuna açıklanan tabloda ayrıştırılmıyor. Bu nedenle 150 bin tonluk rakamın doğrudan “TMO’nun elindeki stok” olarak ifade edilmesi doğru değil. TMO’NUN GÜNCEL STOK MİKTARI NET OLARAK AÇIKLANMIŞ DEĞİL TMO’nun 2026 yılı fındık alım kampanyasına ilişkin açıklamalarında Kurumun elindeki toplam fındık stokunun güncel miktarına ilişkin ayrıntılı bir stok cetveli kamuoyuyla paylaşılmış değil. Bu nedenle doğrulanabilir resmî veriler üzerinden; “TMO’nun elinde şu kadar, üreticinin elinde bu kadar fındık bulunmaktadır” şeklinde kesin bir tonaj dağılımı yapmak mümkün değil. Ordu Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Mehmet Bayhan, 13 Şubat 2026 tarihinde yaptığı açıklamada TMO’nun elinde piyasayı baskılayabilecek ölçüde fındık kalmadığını ve üreticide de sınırlı miktarda ürün bulunduğunu savundu. Ancak bu açıklama, TMO tarafından yayımlanmış resmî bir stok cetveli değil; sektör ve meslek kuruluşu temsilcisinin değerlendirmesi niteliğinde. Ağustos ayında ziraat odası temsilcilerinin yaptığı bazı açıklamalar ise bazı üreticilerin ellerinde hâlen 2025 mahsulü bulunduğunu gösteriyor. Ancak üretici elindeki eski mahsulün Türkiye genelindeki toplam miktarına ilişkin de doğrulanmış bir tonaj bulunmuyor. TMO YALNIZCA YENİ MAHSULÜ KABUL EDİYOR TMO’nun 2026 yılı alım esaslarına göre Kurum, yeni sezon ürünü dışında eski mahsul veya eski ve yeni mahsulün karıştırıldığı ürünleri kabul etmiyor. Bu nedenle üreticinin elinde kalmış olan 2025 mahsulü fındık, TMO’nun 2026 sezonu için açıkladığı yeni mahsul alım fiyatından değerlendirilemiyor. Bu durum, eski mahsul üretici stokunun serbest piyasadaki davranışının yeni sezon ürününden ayrı değerlendirilmesini gerektiriyor. STOK İLE REKOLTE BİRBİRİNE KARIŞTIRILMAMALI Fındık piyasasında iki temel kavramın birbirinden ayrılması gerekiyor: Rekolte, belirli üretim yılında bahçeden elde edilen yeni ürün miktarıdır. Toplam arz ise yeni üretimin yanı sıra önceki yıllardan devreden stokları da kapsayabilir. Dolayısıyla geçen yıldan kaldığı tahmin edilen 150 bin tonluk stok, 2026 yılında bahçelerde üretilen fındık miktarının bir parçası değildir. Örneğin 2026 yılı yeni mahsul üretiminin 700 bin ton ve devreden stokun 150 bin ton olduğu varsayıldığında toplam arz 850 bin tona ulaşabilir. Ancak bu durumda 2026 rekoltesi yine 700 bin tondur. Bu ayrım fiyat analizi açısından da önem taşıyor. Üreticinin elindeki fındıkla büyük sanayi kuruluşlarının, ihracatçıların veya ticari depoların elindeki stokların piyasaya çıkış zamanı ve fiyat davranışı aynı olmayabilir. Bu nedenle sağlıklı bir piyasa analizi yapılabilmesi için stokların ekonomik aktörlere göre mümkün olduğunca ayrıştırılması gerekiyor. REKOLTE ÇALIŞMALARINDA DAHA FAZLA ŞEFFAFLIK GEREKİYOR İhracatçıların 805 bin 246 tonluk hesabı ile Bakanlık koordinasyonundaki komisyonların 704 bin 941 tonluk tahmini arasında yaklaşık 100 bin ton fark bulunması, rekolte çalışmalarının metodolojisinin daha ayrıntılı açıklanmasının önemini artırıyor. Bilimsel karşılaştırmanın yapılabilmesi için mümkün olduğunca şu bilgilerin kamuoyuyla paylaşılması yararlı olacaktır: Örnek bahçelerin il ve ilçe dağılımı, rakım grupları, çeşit dağılımı, bahçelerin bakım durumu, dekara düşen ocak sayısı, dal başına çotanak miktarı, çotanaktaki ortalama tane sayısı, boş ve gelişmemiş tane oranı, randıman, hastalık ve zararlı etkisi, kullanılan verim katsayıları, sonuçların hata payı veya güven aralığı. Bu veriler yayımlandığında iki farklı kurumsal tahmin arasındaki yaklaşık 100 bin tonluk farkın nedenleri daha sağlıklı biçimde analiz edilebilir. YÜKSEK REKOLTE TAHMİNİ FİYATI ETKİLEYEBİLİR Mİ? Rekolte tahminleri yalnızca teknik veya istatistiksel bir konu değil. Tarımsal ürün piyasalarında beklenen üretim miktarı, arz beklentilerini ve buna bağlı olarak alıcıların, satıcıların ve sanayi kuruluşlarının piyasa davranışlarını etkileyebilen unsurlardan biri. Ancak belirli bir rekolte açıklamasının tek başına piyasa fiyatını düşürdüğünü söyleyebilmek için ayrıca ekonomik veri ve nedensellik analizi yapılması gerekir. Bu nedenle daha doğru değerlendirme şudur: Gerçekleşenden yüksek bir rekolte beklentisinin oluşması, diğer piyasa koşullarıyla birlikte, üreticinin pazarlık gücü ve fiyat beklentileri üzerinde etkili olabilecek faktörlerden biridir. Bu etkinin derecesi; dünya fındık üretimi, devreden stok, ihracat talebi, sanayi talebi, döviz kuru, büyük alıcıların satın alma politikaları, TMO ve diğer kamu müdahaleleri ile birlikte değerlendirilmelidir. BUGÜN İÇİN ÜÇ AYRI TABLO VAR 29 Ağustos 2026 itibarıyla kamuoyuna yansıyan bilgiler değerlendirildiğinde üç ayrı seviye öne çıkıyor: İhracatçı birliklerinin son tahmini: 805 bin 246 ton. Tarım ve Orman Bakanlığı koordinasyonundaki komisyonların tahmini: 704 bin 941 ton. Bazı üretici ve sektör çevrelerinin saha gözlemlerinden hareketle dile getirdiği düşük üretim senaryosu: 500–600 bin ton. Ancak üçüncü rakamın ilk iki tahminle aynı bilimsel ve kurumsal statüde olmadığı özellikle belirtilmeli. 805 bin ve 704 bin tonluk rakamlar belirli örnekleme ve saha çalışmalarına dayanırken, 500–600 bin tonluk seviye henüz kamuoyuna açıklanmış ulusal ölçekli yeni bir rekolte çalışmasıyla doğrulanmış değil. GERÇEK TABLO HARMANDA VE SEZON SONUNDA ORTAYA ÇIKACAK Fındıkta kesin üretim miktarının hasat tamamlanmadan tam olarak belirlenmesi oldukça güç. Sezon ilerledikçe; üreticinin harmana indirdiği ürün, TMO alımları, FİSKOBİRLİK ve diğer alıcıların alımları, ticaret borsalarının tescil rakamları, ihracat miktarları, iç tüketim, sanayi kullanımı, devreden stoklar birlikte değerlendirilmeli. TÜİK’in sezon sonunda açıklayacağı nihai üretim verisi de 2026 yılı rekoltesinin resmî istatistikler açısından temel referansı olacak. SONUÇ: TAHMİN, SAHA GÖZLEMİ VE GERÇEK ÜRETİM AYRI AYRI DEĞERLENDİRİLMELİ 2026 yılı fındık rekoltesinde bugün için kesin bir rakamdan değil, farklı yöntemlerle oluşturulmuş tahminlerden söz etmek daha doğru. İhracatçı birliklerinin 805 bin 246 tonluk son tahmini ile Bakanlık koordinasyonundaki komisyonların 704 bin 941 tonluk hesabı arasında yaklaşık 100 bin tonluk fark bulunuyor. TÜİK’in 715 bin 350 tonluk ilk tahmini ise Bakanlık komisyonlarının rakamına daha yakın duruyor. Bahçelerden gelen ve “karanfil vardı ancak beklenen miktarda fındık oluşmadı” şeklinde özetlenen üretici gözlemleri de biyolojik açıdan dikkate alınması gereken saha bulguları arasında. Ancak bu gözlemlerden hareketle Türkiye rekoltesinin kesin olarak 400–500 bin tona gerilediği sonucuna ulaşmak için henüz yeterli ulusal ve karşılaştırılabilir veri bulunmuyor. 2025 yılında ilk tahminle nihai üretim arasında 327 bin 715 tonluk fark yaşanmış olması da erken dönem tahminlerinin ihtiyatla değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Bununla birlikte geçen yıl yaşanan sapmanın 2026 yılına doğrudan uygulanması da bilimsel olarak doğru değil. Sağlıklı değerlendirme için kurumsal rekolte tahminlerinin tahmin olarak, üreticilerin bahçe gözlemlerinin saha bulgusu olarak, geçen yıldan devreden stokların ise yeni mahsul üretiminden ayrı bir arz unsuru olarak ele alınması gerekiyor. İhracatçı birliklerinin ve Bakanlık koordinasyonundaki komisyonların kullandıkları yöntemleri, ilçe ve rakım bazlı verileri, boş tane oranlarını ve verim katsayılarını daha ayrıntılı paylaşması; TMO’nun da elindeki stok ile sezon boyunca gerçekleştirdiği günlük ve toplam alım miktarlarını düzenli olarak kamuoyuna açıklaması, piyasadaki belirsizliği azaltacaktır. Çünkü fındıkta rekolte hesabı yalnızca istatistikten ibaret değil. Üretim beklentisine ilişkin açıklamalar, piyasanın arz algısını ve dolayısıyla üreticinin fiyat beklentisini ve pazarlık koşullarını etkileyebilecek ekonomik göstergeler arasında yer alıyor. 2026 sezonunun gerçek fındık rekoltesi ise tahmin tablolarından çok, harmana giren ürün ve sezon sonunda ortaya çıkacak resmî kayıtlarla belli olacak.

İHRACATÇILAR MART AYINDAN BERİ 800 BİN TONUN ÜZERİNDE REKOLTE BEKLİYOR Haber

İHRACATÇILAR MART AYINDAN BERİ 800 BİN TONUN ÜZERİNDE REKOLTE BEKLİYOR

İHRACATÇILAR MART AYINDAN BERİ 800 BİN TONUN ÜZERİNDE REKOLTE BEKLİYOR Fındık ihracatçılarının 2026-2027 sezonu için mart ayında 829 bin 239 ton olarak açıkladığı ilk rekolte tahmini, mayıs ayında 809 bin 940 ton olarak güncellendi. İki çalışma arasında 19 bin 299 tonluk düşüş bulunmasına rağmen ihracatçıların yüksek rekolte beklentisinin ana çerçevesi değişmedi. (Ekonomim) Türkiye’nin 2026-2027 sezonu fındık rekoltesine ilişkin ihracatçı birlikleri tarafından yapılan iki ayrı saha çalışması, üretimin 800 bin tonun üzerinde gerçekleşeceği yönündeki beklentinin mart ayından mayıs ayına kadar korunduğunu gösterdi. İlk çalışma çiçek sayımına, ikinci çalışma ise karanfilden çotanağa dönüşüm sürecinde yapılan yeni saha incelemelerine dayandırıldı. (Ekonomim) 7 MART: İLK TAHMİN 829 BİN 239 TON 7 Mart 2026, saat 11.57 — Ekonomim — Veysel Ağdar: “2026-2027 tahmini fındık rekoltesi açıklandı” başlığıyla yayımlanan haberde, ihracatçı birliklerinin çiçek sayımına dayalı ilk çalışması aktarıldı. Haberde 12 ilde, 79 ilçede, 446 bahçede ve 1.483 dal üzerinde yapılan sayımlar sonucunda Türkiye’nin 2026-2027 sezonu ilk tahmini fındık rekoltesinin 829 bin 239 ton olarak belirlendiği bildirildi. Haber aynı gün saat 12.26’da güncellendi. (Ekonomim) İlk değerlendirmede, yeni sezon ürünüyle mevcut stokların birlikte hesaplanması hâlinde Türkiye’nin toplam fındık arzının 800-900 bin ton aralığında olabileceği belirtildi. Bu rakam, ihracatçıların sezonun daha başlangıcında güçlü bir üretim ve arz beklentisi taşıdığını ortaya koydu. (Ekonomim) 10 MART: AYNI TAHMİN AYRINTILARIYLA YAYIMLANDI 10 Mart 2026, saat 00.00 — Ekonomim — Veysel Ağdar: “İhracatçı birliklerinin fındık rekolte tahmini 829 bin ton” başlıklı ikinci haberde, aynı çalışmanın ayrıntıları yeniden yayımlandı. Bu yayında çalışma alanı 17 il, 79 ilçe, 446 bahçe ve 1.483 dal olarak verilirken rekolte tahmini yine 829 bin 239 ton olarak korundu. (Ekonomim) 7 Mart tarihli ilk haberde il sayısı 12, 10 Mart tarihli ayrıntılı haberde ise 17 olarak yer aldı. Buna karşılık ilçe, bahçe ve dal sayıları ile açıklanan toplam rekolte tahmini değişmedi. (Ekonomim) 14 MAYIS: İKİNCİ SAHA ÇALIŞMASI 809 BİN 940 TON DEDİ 14 Mayıs 2026, saat 13.55 — Ekonomim — Veysel Ağdar: “INC’de açıklandı: Türkiye’nin fındık üretimi 810 bin ton” başlıklı haberde, 12-14 Mayıs 2026 tarihlerinde Makao’da düzenlenen 43. Dünya Kuru ve Kabuklu Meyveler Kongresi’nde açıklanan yeni tahminler aktarıldı. Türkiye’nin 2026-2027 sezonu fındık rekoltesi 809 bin 940 ton olarak duyuruldu. Haber aynı gün saat 15.04’te güncellendi. (Ekonomim) Mayıs ayında açıklanan rakamın, Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliğinin ikinci saha çalışmasına dayandığı belirtildi. Çalışma kapsamında Batı ve Doğu Karadeniz’de 7 il, 64 ilçe ve 409 bahçede inceleme yapıldı; 1.342 dal üzerinden karanfilden çotanağa dönüşüm süreci değerlendirildi. Bahçelerdeki kayıp oranlarının bölge ve çeşitlere göre yüzde 5 ile yüzde 40 arasında değiştiği; uç kuruması, fındık filiz güvesi ve kahverengi kokarca gibi etkenlerin bazı bölgelerde verimi etkilediği kaydedildi. (Ekonomim) 19 BİN 299 TONLUK REVİZYON, YÜKSEK BEKLENTİYİ DEĞİŞTİRMEDİ Mart ayında açıklanan 829 bin 239 tonluk ilk tahmin ile mayıs ayında açıklanan 809 bin 940 tonluk ikinci tahmin arasında 19 bin 299 tonluk düşüş oluştu. Ancak ikinci saha çalışmasında kayıp ve zararlı etkileri hesaba katılmasına rağmen tahminin 800 bin tonun üzerinde kalması, ihracatçıların mart ayında ortaya koyduğu yüksek rekolte beklentisini sürdürdüğünü gösterdi. (Ekonomim) Açıklanan rakamlar kesin hasat sonucu değil, sezonun farklı aşamalarındaki saha gözlemlerine dayalı tahminlerden oluşuyor. Nihai ürün miktarı; hava koşulları, döllenme ve çotanak gelişimi, hastalık ve zararlılar, ürün dökümü, randıman ve hasat dönemindeki gelişmelerin ardından ortaya çıkacak. (Ekonomim) GEÇEN SEZON TAHMİNLER AŞAĞI YÖNLÜ REVİZE EDİLMİŞTİ 10 Mart tarihli haberde aktarılan verilere göre ihracatçı birliklerinin 2025-2026 sezonu için açıkladığı tahminler yıl içinde önemli ölçüde değişmişti. Şubat ayında 768 bin 715 ton olarak açıklanan tahmin, mayısta 609 bin 384 tona, temmuzda 601 bin 206 tona ve kasım ayındaki revizyonla 528 bin 808 tona gerilemişti. Geçen sezon yaşanan zirai don ve olumsuz hava koşulları, ilk tahminlerle sonraki değerlendirmeler arasında ciddi fark oluşmasına neden olmuştu. (Ekonomim) Bu geçmiş tablo, 2026-2027 sezonu için mart ve mayıs aylarında açıklanan 829 bin 239 ton ve 805 bin 246 tonluk rakamların sezon içindeki gelişmelere göre yeniden değerlendirilebileceğini gösteriyor. Bununla birlikte ihracatçılar, iki ayrı saha çalışmasında da Türkiye için 800 bin tonun üzerinde rekolte beklentisini koruyor. (Ekonomim)

SAYIM İÇİN VERİLEN SÜRE DOLDU: FINDIK REKOLTESİ NEDEN HÂLÂ AÇIKLANMADI? Haber

SAYIM İÇİN VERİLEN SÜRE DOLDU: FINDIK REKOLTESİ NEDEN HÂLÂ AÇIKLANMADI?

SAYIM İÇİN VERİLEN SÜRE DOLDU: FINDIK REKOLTESİ NEDEN HÂLÂ AÇIKLANMADI? Giresun’da 13 ilçede, 130 örnek bahçede yürütülen 2026 yılı fındık rekolte tespit çalışmasının yaklaşık 15 günde tamamlanacağı açıklanmıştı. İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, 14 Temmuz’da 11 ilçedeki sayımın bittiğini, kalan iki ilçenin de aynı hafta içinde tamamlanacağını duyurdu. Ancak açıklamada, Giresun rekoltesinin ve Türkiye toplamının hangi gün ilan edileceğine ilişkin kesin bir takvim paylaşılmadı. Hasada sayılı günler kala üretici, yine birbirinden farklı tahminlerin arasında bırakıldı. Türkiye’nin en önemli fındık üretim merkezlerinden Giresun’da 2026 yılı rekoltesini belirlemek amacıyla başlatılan saha çalışmalarının, açıklanan takvime göre tamamlanmış olması gerekiyor. Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün 14 Temmuz tarihli açıklamasına göre 12 kişilik komisyon, o gün itibarıyla 13 ilçenin 11’indeki çalışmalarını bitirmişti. Kalan iki ilçedeki tespitlerin de aynı hafta içinde tamamlanacağı bildirilmişti. İl Müdürü Mustafa Ensar Yılmaz, yaklaşık 15 gün sürecek çalışmaların ardından Giresun’un 2026 yılı tahmini fındık üretim miktarının belirleneceğini ve Tarım ve Orman Bakanlığına bildirileceğini açıkladı. Ancak sayımın ne zaman tamamlanacağının anlatıldığı açıklamada, sonucun hangi tarihte üreticiyle paylaşılacağı belirtilmedi. 25 Temmuz’a gelinmesine rağmen üreticinin önünde hâlâ açıklanmış bir sonuç takvimi bulunmuyor. Hasat yaklaşırken farklı kurumların, birliklerin ve sektör temsilcilerinin birbirinden farklı tahminleri konuşulmaya devam ediyor. 130 BAHÇEDE SAYIM YAPILDI, SONUÇ İÇİN GÜN VERİLMEDİ Rekolte çalışma ekibinde Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, Fındık Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Toprak Mahsulleri Ofisi Giresun Başmüdürlüğü, Giresun Üniversitesi, Giresun Ticaret Borsası, Karadeniz İhracatçılar Birliği ve FİSKOBİRLİK temsilcileri yer aldı. Komisyonun sahil, orta ve yüksek rakımlı bölgelerden seçilen 130 örnek bahçede inceleme yaptığı açıklandı. Dal üzerindeki çotanak sayıları, sağlam dane oranı ve farklı rakımlardaki ürün gelişimi değerlendirmeye alındı. Bazı sayım noktalarında rastgele seçilen 100 fındık kırılarak iç doluluk ve sağlam dane oranı tespit edilmeye çalışıldı. İl Müdürü Mustafa Ensar Yılmaz, çalışmanın farklı fındık çeşitleri ile sahil, orta ve yüksek kesimlerdeki üretim alanlarını temsil edecek bahçelerde yürütüldüğünü belirterek şu açıklamayı yaptı: “Bugün 11’inci ilçemizde rekolte çalışmalarını gerçekleştiriyoruz. Kalan iki ilçemizde de bu hafta içinde tespitleri tamamlayacağız. Ardından yapılacak hesaplamalarla birlikte Giresun ilimizin 2026 yılı fındık rekoltesini belirleyerek Bakanlığımıza bildireceğiz.” Bu açıklamadaki takvime göre Giresun’daki saha sayımının temmuz ayının üçüncü haftasında tamamlanmış olması gerekiyor. Bundan sonra yapılacak iş; bahçelerden alınan verilerin hesaplanması, il toplamına dönüştürülmesi, komisyon tarafından değerlendirilmesi, tutanak altına alınması ve Bakanlığa gönderilmesi. Ancak bu işlemlerin ne kadar süreceği ve sonucun hangi gün açıklanacağı belirtilmedi. HER İL KENDİ SINIRLARINDA SAYIM YAPIYOR Rekolte tespit sistemi, tek bir ekibin bütün Karadeniz’i dolaşarak sayım yapmasına dayanmıyor. Her üretici il, kendi sınırları içindeki örnek bahçelerde çalışma yürütüyor. Giresun komisyonu Giresun’daki, Ordu komisyonu Ordu’daki, Trabzon komisyonu Trabzon’daki üretim alanlarını inceliyor. Diğer fındık üreticisi illerde de aynı yöntemle il rekolte tahmin komisyonları oluşturuluyor. İl komisyonlarının belirlediği tahmini rakamlar Tarım ve Orman Bakanlığına gönderiliyor. Türkiye toplamının ise illerden gelen sonuçların bir araya getirilmesiyle oluşturulması gerekiyor. Bu nedenle Giresun’daki sayımın tamamlanması, Türkiye rekoltesinin aynı gün açıklanacağı anlamına gelmiyor. Ancak Bakanlığın bütün illeri kapsayan ortak bir açıklama takvimi ilan etmemesi, süreci gereksiz biçimde belirsiz hâle getiriyor. İl bazlı çalışmaların başlangıç ve bitiş tarihleri açıklanırken, sonuçların hangi gün Bakanlığa ulaştırılacağı ve Türkiye toplamının ne zaman duyurulacağı da aynı açıklıkla belirtilmeliydi. KARANFİL KAÇ KEZ SAYILIYOR? Rekolte tartışmalarında kafa karıştıran başlıklardan biri, yıl içerisinde birden fazla sayım yapılması. Ancak aynı karanfilin defalarca sayılması söz konusu değil. Fındığın farklı gelişim aşamaları, farklı tarihlerde takip ediliyor. İlk aşamada kış sonu ve ilkbahar başında karanfil, yani dişi çiçek yoğunluğu inceleniyor. Bu çalışma bahçedeki ilk üretim potansiyelini gösteriyor. Karanfil sayısının fazla olması, aynı miktarda fındığın hasat edileceği anlamına gelmiyor. Çünkü karanfillerin bir bölümü döllenmiyor, dökülüyor veya iklim koşullarından zarar görüyor. İkinci aşamada karanfillerin ne kadarının çotanağa dönüştüğü kontrol ediliyor. Bu dönemde ilk tahmin ile çotanak oluşumu arasındaki kayıp ortaya çıkıyor. Hasada yakın dönemde ise dal üzerindeki çotanak sayıları, çotanak içindeki dane miktarı, boş veya zarar görmüş taneler ve sağlam dane oranı değerlendiriliyor. Temmuz ayında İl Tarım ve Orman Müdürlüğü koordinasyonunda yapılan çalışma bu nedenle karanfil sayımı değil, çotanak ve sağlam dane tespitidir. Yıl içindeki çalışmalar aynı işlemin tekrarı değil; fındığın çiçekten çotanağa, çotanaktan sağlam ürüne dönüşürken yaşadığı kaybın aşama aşama ölçülmesidir. HER SAYIM AYNI DEĞERDE DEĞİL Karanfil döneminde yapılan ilk tahmin, üretim potansiyelini gösterir. Ancak hasada daha aylar olduğu için bu rakamın değişme ihtimali yüksektir. Çotanak dönemindeki çalışma, ürünü daha görünür hâle getirir. Temmuz ayında yapılan sağlam dane kontrolü ise hasada en yakın tahminin oluşturulmasını sağlar. Bu nedenle şubat veya mart ayında karanfil sayımına dayanarak açıklanan bir rakam ile temmuz ayında çotanak ve sağlam dane üzerinden hesaplanan rakam aynı ağırlıkta değerlendirilemez. Erken tahminlerde henüz görülmeyen dökülme, boş dane, hastalık, zararlı etkisi ve iklim kayıpları, hasada yakın sayımlarda daha açık biçimde ortaya çıkar. Buna rağmen kamuoyuna açıklanan rakamların hangi gelişim dönemine ait olduğu çoğu zaman yeterince anlatılmıyor. Yüksek bir rekolte tahmini piyasada hızla dolaşıma sokulurken, bu rakamın karanfil üzerinden mi, çotanak üzerinden mi, yoksa sağlam dane kontrolüyle mi hazırlandığı ikinci planda kalıyor. “TAHMİNİ VERİ KESİNLEŞECEK” İFADESİ YANILTICI Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün açıklamasında, çalışmaların tamamlanmasının ardından “Giresun’un 2026 yılı fındık üretim miktarının tahmini verilerinin kesinleşeceği” ifade edildi. Ancak bu ifade teknik açıdan yanlış anlaşılmaya açık. Rekolte, hasat öncesinde yapılan bir tahmindir. Tahmini rakamın gerçek üretim miktarı gibi “kesinleştiğinin” söylenmesi doğru değildir. Komisyon çalışması tamamlandığında kesinleşen şey, Giresun için Bakanlığa gönderilecek resmî tahmin olacaktır. Bahçeden gerçekten toplanan, kurutulan, depolanan ve piyasaya giren ürün miktarı ise ancak hasat sonrasında ortaya çıkar. Temmuz sayımından hasada kadar aşırı sıcaklık, kuraklık, dolu, hastalık, fındık kurdu, kahverengi kokarca, erken dökülme ve randıman kaybı gibi birçok unsur üretimi etkileyebilir. Bu nedenle açıklanacak rakam, hasada en yakın resmî tahmin olarak değerlendirilmelidir; gerçekleşmiş üretim miktarı olarak değil. Kurumların kullandığı dil bu ayrımı açık biçimde kurmalıdır. “Tahmini rekolte çalışması tamamlandı” denilebilir; ancak hasat yapılmadan “üretim miktarı kesinleşti” denilemez. 130 BAHÇE GİRESUN’UN TAMAMINI NASIL TEMSİL EDİYOR? Giresun’da yaklaşık 120 bin hektarlık alanda fındık üretimi yapılıyor. Bu kadar geniş bir alandaki bütün ocakların ve dalların tek tek sayılması mümkün değil. Bu nedenle örnekleme yöntemi kullanılıyor. Sahil, orta ve yüksek rakımlı bölgeleri, farklı ilçeleri ve fındık çeşitlerini temsil ettiği belirtilen bahçeler seçiliyor. Bu bahçelerde belirlenen ocak ve dallar üzerinden sayım yapılarak il geneline ilişkin tahmin oluşturuluyor. Ancak açıklanan toplam rakamın güvenilirliğinin değerlendirilebilmesi için yalnızca “130 bahçede çalışma yapıldı” denilmesi yeterli değil. Hangi ilçede kaç bahçenin incelendiği, bu bahçelerin hangi rakım kuşağında bulunduğu, kaç ocakta ve kaç dalda sayım yapıldığı, sağlam dane oranının ne çıktığı ve zararlı etkisinin hesaplamaya nasıl yansıtıldığı da açıklanmalı. Örnek bahçelerin dağılımı ve hesaplama yöntemi paylaşılmadan yalnızca nihai tonajın duyurulması, üreticinin açıklanan rakamı denetlemesini zorlaştırıyor. FINDIKTA REKOLTE SADECE TEKNİK BİR RAKAM DEĞİL Fındık rekoltesi yalnızca tarımsal üretim miktarını gösteren teknik bir veri değil. Açıklanan her yüksek veya düşük tahmin; üreticinin satış kararını, tüccarın alım politikasını, sanayicinin stok planını, ihracatçının bağlantılarını ve serbest piyasa fiyatını doğrudan etkileyebilir. Yüksek rekolte beklentisi, hasat öncesinde fiyatların aşağı yönlü baskılanmasına neden olabilir. Düşük rekolte beklentisi ise sanayici ve ihracatçının alım planlarını değiştirebilir. Bu nedenle rekolte tahmininin hangi kurum tarafından, hangi yöntemle ve hangi tarihte hazırlandığı büyük önem taşıyor. Hasat öncesinde farklı kurumların birbirinden farklı rakamlar açıklaması, özellikle üretici açısından güven sorunu oluşturuyor. Tarım ve Orman Bakanlığının resmî açıklamasının gecikmesi de bu bilgi boşluğunu büyütüyor. Resmî rakam açıklanmadıkça piyasa, sektör kuruluşlarının tahminlerine ve kaynağı belirsiz rakamlara daha açık hâle geliyor. GİRESUN’DA 80 BİNE YAKIN ÜRETİCİ SONUCU BEKLİYOR Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün açıklamasına göre kentte yaklaşık 120 bin hektar alanda 80 bine yakın üretici fındık tarımı yapıyor. Giresun’daki tarım alanlarının yaklaşık yüzde 76’sı fındık bahçelerinden oluşuyor. Bu büyüklük, rekolte açıklamasını sıradan bir istatistik olmaktan çıkarıyor. Fındık; üreticinin yıllık gelirini, esnafın cirosunu, borçların ödeme takvimini, düğün ve eğitim harcamalarını ve kent ekonomisinin genel hareketliliğini doğrudan etkiliyor. Üretici, bir yıllık emeğinin karşılığını hangi koşullarda pazara sunacağını belirlemeye çalışırken rekolte rakamı da fiyat beklentisinin önemli unsurlarından birini oluşturuyor. Bu nedenle açıklamanın gecikmesi yalnızca teknik bir işlem gecikmesi olarak görülemez. REKOLTE AÇIKLAMASI DAHA NE KADAR SÜRECEK? Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün kendi açıklamasındaki takvim dikkate alındığında saha çalışmaları için verilen süre sona erdi. 14 Temmuz’da yalnızca iki ilçenin kaldığı ve bu ilçelerin aynı hafta içinde tamamlanacağı duyurulduğuna göre, 25 Temmuz itibarıyla Giresun’a ait saha verilerinin toplanmış olması beklenir. Bu aşamadan sonra yapılması gereken; bahçe verilerinin il toplamına dönüştürülmesi, komisyon üyeleri tarafından değerlendirilmesi, tutanakların hazırlanması ve sonucun Bakanlığa gönderilmesidir. Türkiye toplamının açıklanması için diğer üretici illerden gelen sonuçların da birleştirilmesi gerekebilir. Ancak bu işlem, açıklama tarihinin belirsiz bırakılmasını haklı çıkarmaz. Mevcut takvime göre sonuç için artık haftalardan değil, günlerden söz edilmesi gerekir. Tarım ve Orman Bakanlığı, 2026 yılı fındık rekoltesinin hangi tarihte açıklanacağını duyurmalı; gecikme varsa bunun nedenini açıklamalıdır. Sonuç temmuz ayı sonuna kadar paylaşılmayacaksa, gecikmenin gerekçesi ve yeni açıklama takvimi üreticiye açık biçimde bildirilmelidir. BAKANLIK SADECE TÜRKİYE TOPLAMINI AÇIKLAMAMALI Açıklanacak rekolte rakamı yalnızca Türkiye toplamından ibaret kalmamalı. Giresun, Ordu, Trabzon, Samsun, Düzce ve diğer üretici illerin tahminleri ayrı ayrı yayımlanmalı. Her il için üretim alanı, örnek bahçe sayısı, rakım kuşakları, ortalama çotanak sayısı, sağlam dane oranı, hastalık ve zararlı etkisi ile önceki yıla göre değişim de açıklanmalıdır. İl bazlı ayrıntılı tablo, hem üreticinin açıklanan rakamı değerlendirmesini sağlar hem de rekoltenin fiyat baskısı oluşturmak amacıyla kullanıldığı yönündeki tartışmaları azaltır. Fındık üreticisinin ihtiyacı, kaynağı ve yöntemi belirsiz yeni bir rakam değil; il bazında denetlenebilen, hesaplama yöntemi açıklanan ve zamanında yayımlanan resmî veridir. Saha çalışması için verilen süre doldu. Tarım ve Orman Bakanlığının artık rakamı, yöntemi ve açıklama tarihini ortaya koyması gerekiyor.

DÜNYA FINDIKTA TAKVİM, TONAJ VE KALİTE REKABETİ: Haber

DÜNYA FINDIKTA TAKVİM, TONAJ VE KALİTE REKABETİ:

DÜNYA FINDIKTA TAKVİM, TONAJ VE KALİTE REKABETİ: Dünya fındık piyasasında rekabet artık yalnızca kimin daha fazla ürettiğiyle değil, hasat zamanı, ürünün pazara giriş takvimi, kabuklu-iç fındık dengesi, sanayi bağlantısı, mekanizasyon, kurutma standardı, stok yönetimi, alıcı davranışı, coğrafi kimlik ve kalite farkı ile belirleniyor. Türkiye dünya fındık üretiminde ana belirleyici ülke konumunu korurken, Şili Güney Yarımküre avantajıyla yılın ilk yarısında pazara giriyor; İtalya fındığı gastronomi, çikolata ve coğrafi işaret üzerinden markalaştırıyor; ABD/Oregon mekanize üretim ve standart tedarik modeliyle büyüyor; Azerbaycan ve Gürcistan ise Karadeniz-Kafkas hattında Avrupa pazarına yakın alternatif kaynaklar olarak öne çıkıyor. Bu tablo, Giresun kalite fındığının dünya piyasasında yalnızca Türkiye’nin toplam üretim miktarı içinde değerlendirilecek bir ürün olmadığını; arazi yapısı, emek yoğun üretim, düşük verim koşulları, aroma değeri, kalite farkı ve coğrafi kimliğiyle ayrı bir fiyat ve marka politikasına ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. DÜNYA FINDIKTA ANA ÜRETİM TABLOSU Dünya fındık üretimi son yıllarda 1 milyon ton kabuklu ürün eşiğinin üzerinde seyrediyor. Uluslararası sektör verilerine göre 2023/24 sezonunda dünya fındık üretimi yaklaşık 1,12 milyon ton kabuklu, 523 bin ton iç fındık karşılığı düzeyinde gerçekleşti. 2024/25 sezonu için küresel üretim tahmini yaklaşık 1,29 milyon ton kabuklu ürün seviyesine çıktı. Türkiye, dünya üretiminde açık ara ilk sırada yer alıyor. Türkiye’nin ardından İtalya, ABD, Şili, Azerbaycan ve Gürcistan geliyor. Ancak her ülkenin piyasaya etkisi aynı şekilde oluşmuyor. Türkiye toplam üretim ve ihracat gücüyle fiyatın ana yönünü belirlerken, Şili hasat takvimiyle, İtalya marka ve gastronomi değeriyle, ABD/Oregon mekanize üretim ve standart sanayi tedarikiyle, Azerbaycan ve Gürcistan ise yakın dönem alternatif arz kapasiteleriyle piyasada yer tutuyor. Küresel fındık ticaretinde tonaj hâlâ önemini koruyor; ancak alıcılar artık yalnızca miktara bakmıyor. Ürünün hangi ayda pazara girdiği, iç randımanı, kalibresi, nem oranı, kurutma standardı, işlenebilirliği, izlenebilirliği, aflatoksin riski, lojistik güvenliği ve sanayiye uygunluğu fiyat davranışını doğrudan etkiliyor. HASAT VE PİYASAYA GİRİŞ SIRASINA GÖRE DÜNYA FINDIK TABLOSU Sıra Ülke / bölge Yaklaşık üretim / ticari hacim Hasat dönemi Piyasaya giriş dönemi Giresun’a etkisi 1 Şili 2025 için yaklaşık 80 bin ton kabuklu ürün beklentisi Şubat-mayıs / çoğu bölgede mart-mayıs Nisan-haziran Türkiye sezonu öncesi ara dönem tedarik sağlar; alıcıların stok ve fiyat riskini azaltır 2 Türkiye / Giresun Türkiye’de normal yıllarda 600-700 bin ton bandı; 2025 için farklı kaynaklarda 450-550 bin ton aralığı Ağustos Ağustos-eylül Dünya fiyatının ana yönünü belirler; Giresun kalite, aroma ve coğrafi değer üzerinden ayrışmalıdır 3 Azerbaycan Üretimde yükselen Kafkas hattı; 2024’te yaklaşık 20 bin ton ihracat Ağustos-eylül Eylül-ekim Türkiye ile yakın takvimde standart ürün rekabetini artırır 4 Gürcistan Orta ölçekli üretici; 2024/25 döneminde yaklaşık 18 bin ton ihracat Ağustos-eylül Eylül-ekim Avrupa pazarında alternatif kaynak olarak görünürlüğünü artırır 5 İtalya / Piemonte-Lazio-Campania-Sicilya 2023’te yaklaşık 100 bin ton bandı; 2024/25’te düşüş, 2025/26’da toparlanma beklentisi Ağustos-ekim Eylül-kasım Marka, gastronomi, coğrafi işaret ve sanayi modeli Giresun için önemli örnek oluşturur 6 ABD / Oregon 2024’te yaklaşık 96-97 bin ton; 2025 için yaklaşık 116 bin ton beklentisi Eylül-ekim Ekim-kasım Mekanizasyon, yeni çeşitler ve standart ürünle sanayi tedarikinde rekabet yaratır 7 Diğer üreticiler Çin, İran, Fransa, Sırbistan, Polonya ve Balkan ülkelerinde sınırlı hacimler Bölgeye göre değişiyor Yerel ve sınırlı ihracat Büyük fiyatı tek başına belirlemez; kaynak çeşitliliğini artırır ŞİLİ: GÜNEY YARIMKÜRE TAKVİMİYLE YILIN İLK TİCARİ ARZI Dünya fındık takviminde ilk büyük farklılık Şili’de ortaya çıkıyor. Güney Yarımküre’de yer alan Şili’de Avrupa fındığı, Türkiye, İtalya, ABD, Azerbaycan ve Gürcistan gibi Kuzey Yarımküre üreticilerinden aylar önce hasat ediliyor. Ürün şubat ayından itibaren bazı bölgelerde olgunlaşma sürecine giriyor; ticari hasat çoğu bölgede mart-mayıs dönemine yayılıyor ve ürün yılın ilk yarısında piyasaya iniyor. Bu zamanlama, Şili’ye üretim miktarından bağımsız önemli bir ticari konum kazandırıyor. Kuzey Yarımküre’de yeni sezon ürününün henüz bahçede olduğu, önceki sezon stoklarının azaldığı ve sanayi alıcılarının yeni sezon öncesi pozisyon aldığı dönemde Şili ürünü piyasaya giriyor. Çikolata, krema, ezme, kuruyemiş ve gıda sanayisi yıl boyunca hammadde kullandığı için Şili fındığı, özellikle Türkiye sezonu başlamadan önce ara dönem tedarik kaynağı olarak değerlendiriliyor. Şili’nin fındıkta yükselişi yalnızca takvim farkıyla sınırlı değil. Ülkede üretim daha geniş bahçeler, modern dikim sistemleri, mekanizasyona uygun alanlar, kurutma altyapısı ve işleme tesisleriyle birlikte büyüyor. Osorno gibi bölgelerde açılan yeni işleme tesisleri, ürünün kabul, temizleme, yıkama, kurutma, kalibrasyon, kırma, seçme ve ihracata hazırlık süreçlerini tek zincir içinde topluyor. Şili’nin Giresun’a etkisi aynı hasat ayında doğrudan rekabet oluşturması değil, büyük alıcıların Türkiye sezonu başlamadan önce stok ve fiyat riskini yönetebilmesidir. Sanayi alıcıları Şili’den ürün alarak yeni sezon öncesi hammadde açığını kapatabiliyor, Türkiye’de rekolte belirsizliği oluştuğunda alternatif tedarik kanalı yaratabiliyor. Bu durum, Giresun kalite fındığının Türkiye toplam üretiminin içinde kaybolmadan, aroma ve coğrafi kalite değeriyle ayrı bir ürün olarak anlatılmasını daha önemli hale getiriyor. TÜRKİYE VE GİRESUN: AĞUSTOS HASADIYLA DÜNYA FİYATININ ANA EŞİĞİ Türkiye, dünya fındık piyasasında ana üretici ülke konumunu koruyor. Normal yıllarda 600-700 bin ton bandında seyreden Türkiye üretimi, rekolte tahminleri, don, kuraklık, kahverengi kokarca zararı, randıman, kalibre, iç fındık dengesi, ihracatçı talebi ve üretici satış davranışıyla dünya fiyatının ana yönünü belirliyor. Giresun’da fındık doğal mevsiminde ağustos ayında hasat ediliyor. Sahil kesiminde ürün daha erken olgunlaşırken, orta ve yüksek kesimlerde hasat rakıma bağlı olarak ilerleyen tarihlere kayıyor. Bu kademeli takvim, Giresun fındığının iklim, rakım ve arazi karakterinin doğrudan sonucudur. Giresun kalite fındığının temel farkı tonaj büyüklüğünden çok ürün niteliğidir. Giresun’da fındık yamaçlarda, eğimli ve parçalı arazilerde, büyük ölçüde insan emeğiyle ve daha yüksek işçilik maliyetiyle üretiliyor. Dekar başına verimin düz ve mekanize alanlara göre daha düşük olması, üretim maliyetini artırıyor; buna karşılık ürün aroma, lezzet, incelik ve kalite değeri bakımından ayrı bir yere sahip oluyor. Türkiye toplam üretimi dünya fiyatını belirleyen ana unsur olsa da, Giresun kalite fındığı bu toplamın içinde ortalama ürün gibi değerlendirildiğinde bölgenin özel değeri fiyat politikasına yeterince yansımıyor. Giresun kalite fındığı, yamaçta ve yüksek emekle üretilen; düşük verim koşullarına rağmen aroma ve kalite değeri yüksek olan özel bir ürün yetiştirilen coğrafi üretim alanının ürünü olarak konumlandırılmalıdır. AZERBAYCAN: TÜRKİYE İLE AYNI DÖNEMDE PAZARA GİREN KAFKAS ÜRETİCİSİ Azerbaycan, Karadeniz-Kafkas hattında fındık üretimini ve ihracatını artıran ülkeler arasında yer alıyor. Ülkede hasat ağırlıklı olarak ağustos-eylül döneminde yapılıyor. Ürün eylül-ekim aylarından itibaren ihracat kanallarında daha görünür hale geliyor. Azerbaycan’ın üretim hacmi Türkiye ile karşılaştırıldığında sınırlı olsa da, takvim yakınlığı nedeniyle standart iç fındık segmentinde alternatif kaynak etkisi oluşturuyor. Uluslararası alıcılar Türkiye sezonuyla aynı dönemde Azerbaycan ürününü de tedarik seçenekleri arasına alabiliyor. Bu durum Giresun açısından doğrudan kalite rekabetinden çok fiyat segmenti baskısı oluşturuyor. Azerbaycan ürünü özellikle standart ürün pazarında alıcıya alternatif sunduğunda, Giresun kalite fındığının aynı fiyat bandına sıkışmaması daha kritik hale geliyor. Giresun’un burada öne çıkaracağı başlık düşük fiyat değil; kalite, aroma, coğrafi köken, izlenebilirlik ve ürün standardıdır. GÜRCİSTAN: AVRUPA PAZARINA YAKIN ALTERNATİF KAYNAK Gürcistan, fındıkta Avrupa pazarına yakınlığı ve ihracat kabiliyetiyle öne çıkan ülkelerden biridir. Ülkede hasat ağustos-eylül döneminde yapılıyor ve ürün aynı dönemde ihracat kanallarına girmeye başlıyor. Gürcistan’ın üretim hacmi Türkiye’ye göre sınırlı olsa da, ihracat pazarı açısından etkisi önemlidir. Avrupa Birliği pazarına yakınlık, ihracat kanalları ve kalite iyileştirme çalışmaları Gürcistan’ı tamamlayıcı tedarikçi haline getiriyor. İtalya, Almanya ve diğer Avrupa pazarlarına yönelen Gürcistan fındığı, büyük alıcıların kaynak çeşitlendirme politikasında yer buluyor. Giresun açısından Gürcistan’ın yükselişi, yakın coğrafyada üretilen alternatif fındığın Avrupa pazarında daha fazla görünmesi anlamına geliyor. Bu durum, Giresun fındığının “Türkiye menşeli ürün” başlığı altında genelleştirilmeden, “Giresun kalite” adıyla daha güçlü tanıtılmasını gerekli kılıyor. İTALYA: ALBA, PİEMONTE, LAZIO VE CAMPANIA’DA FINDIK MARKAYA DÖNÜŞÜYOR İtalya, dünya fındık piyasasında geleneksel kalite ülkelerinden biridir. Üretim Piemonte, Lazio, Campania ve Sicilya gibi farklı bölgelere yayılıyor. Alba ve Piemonte hattı özellikle Tonda Gentile çeşidi, çikolata sanayisi, pastacılık, gastronomi, coğrafi işaret ve bölgesel marka gücüyle öne çıkıyor. İtalya’da hasat bölge ve çeşide göre ağustos-ekim dönemine yayılıyor. Piemonte’de hasat çoğunlukla ağustos sonu-eylül başı döneminde, fındıkların doğal olarak yere düşmesiyle başlıyor. Lazio, Viterbo, Campania, Giffoni ve Sicilya gibi bölgelerde takvim çeşide, iklim koşullarına ve bahçe yapısına göre değişiyor. İtalya’nın temel farkı, fındığı yalnızca kabuklu veya iç ürün olarak değerlendirmemesidir. Alba ve Piemonte hattı, fındığı çikolata, krema, pasta, tatlı, gastronomi turizmi ve coğrafi işaretle birlikte pazarlıyor. Bu yapı, ürünün fiyatını yalnızca tonajla değil, kültürel ve sanayi değeriyle de destekliyor. Giresun için İtalya modeli önemli bir ders içeriyor. Giresun kalite fındığı aroma bakımından güçlü bir ürün olmasına rağmen, bu değer yeterince işlenmiş ürün, yerel çikolata, pastacılık, paketli ürün, kavurma standardı, coğrafi işaretli marka ve gastronomi bağlantısıyla desteklenmediğinde fiyat avantajına dönüşmekte zorlanıyor. Alba’nın yaptığı, kaliteli ürünü bölge adıyla ve sanayiyle birlikte satmaktır; Giresun’un da kalite fındığını kendi coğrafi adıyla daha güçlü ticari dile taşıması gerekiyor. ABD / OREGON: MEKANİZE ÜRETİM VE STANDART SANAYİ TEDARİKİ ABD fındık üretiminin merkezi Oregon’dur. Willamette Vadisi’nde yoğunlaşan üretim; geniş bahçeler, düzenli plantasyon yapısı, yeni çeşitler, mekanizasyon, kurutma ve işleme standardı üzerinden gelişiyor. Oregon’da hasat genel olarak eylül-ekim döneminde yapılıyor ve ürün ekim-kasım aylarında piyasada daha görünür hale geliyor. ABD/Oregon’un dünya piyasasındaki etkisi, geleneksel kalite hikâyesinden çok sanayiye güvenilir ve standart ürün sunabilmesidir. Mekanize hasat, kurutma ve işleme altyapısı; büyük alıcılar açısından öngörülebilir kalite, düzenli tedarik ve daha planlı lojistik anlamına geliyor. 2024’te yaklaşık 96-97 bin ton düzeyinde gerçekleşen ABD/Oregon üretiminin 2025 için 116 bin ton seviyesine çıkabileceğine ilişkin beklentiler, bölgenin tedarik kapasitesini büyüttüğünü gösteriyor. Giresun’un Oregon ile aynı zeminde rekabet etmesi mümkün değildir. Çünkü Giresun’un arazi yapısı eğimli, parçalı ve emek yoğundur. Oregon’un güçlü olduğu alan mekanizasyon ve standart sanayi tedarikidir. Giresun’un güçlü olduğu alan ise aroma, coğrafi kalite ve emek yoğun üretim değeridir. Bu fark doğru anlatılmadığında Giresun kalite fındığı, mekanize standart ürünle aynı ortalama fiyat mantığı içinde değerlendirilebilir. DİĞER ÜRETİCİLER: KÜÇÜK HACİMLER, BÜYÜYEN KAYNAK ÇEŞİTLİLİĞİ Çin, İran, Fransa, Sırbistan, Polonya ve bazı Balkan ülkeleri dünya fındık üretiminde sınırlı hacimlerle yer alıyor. Bu ülkeler tek başına küresel fiyatı belirleyecek büyüklükte değildir; ancak büyük üretici ülkelerde arz sorunu yaşandığında alıcıların kaynak çeşitlendirme arayışında daha fazla gündeme gelebiliyor. Bu küçük ve orta ölçekli üreticilerin varlığı, fındık ticaretinde tek kaynağa bağımlılığın azaldığını gösteriyor. Büyük sanayi alıcıları artık farklı ülkelerden, farklı takvimlerde ve farklı kalite seviyelerinde ürün temin ederek risk dağıtıyor. Giresun açısından bu gelişme, kalite ürünün daha güçlü tanıtılmasını zorunlu kılıyor. Çünkü küresel alıcı için seçenek arttıkça, yalnızca “Türkiye fındığı” demek yeterli olmuyor. “Giresun kalite” adının aroma, coğrafi köken, üretim zorluğu, işçilik maliyeti ve kalite standardıyla birlikte anlatılması gerekiyor. HASAT TAKVİMİ FİYATI NASIL DEĞİŞTİRİYOR? Fındık piyasasında hasat takvimi, fiyat psikolojisini doğrudan etkiliyor. Şili’nin yılın ilk yarısında pazara girmesi, Türkiye sezonu öncesinde alıcıya ara dönem ürün sağlıyor. Bu durum, sanayi alıcılarının stok yönetimini kolaylaştırıyor ve Türkiye sezonu başlamadan önce piyasa beklentilerini şekillendiriyor. Ağustos ayında Türkiye, Giresun, Azerbaycan ve Gürcistan devreye giriyor. Bu dönem dünya fındık fiyatı açısından ana eşiktir. Türkiye’de rekoltenin yüksek veya düşük olması, ürün kalitesi, randıman, ihracatçı talebi, üretici satış davranışı ve sanayi alıcılarının stok durumu fiyatın yönünü belirliyor. Eylül-kasım döneminde İtalya ve ABD/Oregon ürünleri daha güçlü şekilde piyasaya giriyor. İtalya marka ve kalite bağlantısıyla; Oregon ise mekanize, standart ve sanayiye uygun ürünle alıcıların tedarik planlarında yer alıyor. Bu takvim, Giresun’un yalnızca Türkiye içindeki üretici bölgelerle değil, farklı ülkelerin farklı avantajlarıyla da aynı piyasada karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Şili takvimle, İtalya marka ile, Oregon mekanizasyonla, Azerbaycan ve Gürcistan alternatif tedarikle öne çıkıyor. Giresun’un bu tablo içindeki gücü, kaliteyi fiyatlandıran ayrı bir ticari model kurulduğunda daha görünür hale geliyor. KABUKLU-İÇ FINDIK DENGESİ NEDEN ÖNEMLİ? Dünya fındık piyasasında üretim rakamları çoğu zaman kabuklu tonaj üzerinden açıklanıyor; ancak sanayi alıcısı için asıl belirleyici olan iç fındık miktarı, randıman, kalibre, sağlam iç oranı ve işlenebilirliktir. Aynı kabuklu tonaj, farklı ülkelerde farklı iç fındık karşılığı verebilir. Bu nedenle yalnızca toplam üretim rakamı fiyatı açıklamak için yeterli değildir. Türkiye’de rekolte yüksek görünse bile randıman düşük, kalibre küçük veya kalite sorunlu olduğunda sanayinin kullanabileceği ürün miktarı azalabilir. Şili, Oregon ve İtalya gibi bölgelerde kurutma, kalibrasyon ve işleme standardının güçlenmesi, ürünün sanayi için daha öngörülebilir hale gelmesini sağlar. Giresun kalite fındığı açısından bu başlık daha da önemlidir. Ürünün aroma ve kalite üstünlüğü, doğru kurutma, düşük nem, iyi muhafaza, yüksek randıman ve izlenebilirlik ile desteklendiğinde fiyat politikası daha sağlam kurulabilir. Giresun fındığının değerini yalnızca kabuklu tonajla değil, iç kalite ve kullanım değeriyle anlatmak gerekir. SANAYİ ALICILARI İÇİN FINDIK ARTIK YILLIK STOK YÖNETİMİ ÜRÜNÜ Fındık, büyük çikolata ve gıda sanayisi için yalnızca sezonluk alınan bir tarım ürünü değil, yıl boyunca yönetilen stratejik hammaddedir. Sanayi alıcıları fiyat dalgalanması, rekolte riski, hastalık, don, kuraklık, kalite sorunu ve lojistik aksama riskine karşı farklı ülkelerden ürün alarak tedarik güvenliği sağlamaya çalışıyor. Bu yapı, Şili’nin önemini artırıyor. Şili ürünü Türkiye sezonundan önce piyasaya girdiği için alıcıya ara dönem esneklik sağlıyor. Oregon, mekanize ve standart üretimle sanayi tedarikinde güven veriyor. İtalya, kalite ve marka değeriyle yüksek katma değerli ürün segmentinde yer tutuyor. Azerbaycan ve Gürcistan ise yakın coğrafyada alternatif kaynak oluşturuyor. Giresun’un bu zincirde güçlü kalabilmesi için ürününü yalnızca hammadde olarak değil, kalite değeri yüksek stratejik ürün olarak konumlandırması gerekiyor. Aksi halde Giresun fındığı, küresel alıcıların ortalama maliyet hesabı içinde değerlendirilen bir kaleme dönüşebilir. MEKANİZASYON FARKI MALİYET VE FİYATTA AYRIŞMA YARATIYOR Dünya fındık üretiminde mekanizasyon farkı, üretim maliyetini doğrudan etkiliyor. Şili ve Oregon gibi geniş, düzenli ve makine kullanımına daha uygun bahçelerde hasat ve hasat sonrası işlemler daha planlı yürütülebiliyor. Bu durum işçilik maliyetini azaltıyor, ürünün daha hızlı toplanmasını sağlıyor ve sanayiye düzenli ürün akışını kolaylaştırıyor. Giresun’da ise eğimli ve parçalı arazi yapısı nedeniyle mekanizasyon sınırlı kalıyor. Üretim büyük ölçüde insan emeğine dayanıyor. Bu yapı maliyet dezavantajı oluştursa da, Giresun kalite fındığının emek yoğun üretim karakteri doğru anlatıldığında ürünün coğrafi ve kalite değerini güçlendiren bir unsur haline gelebilir. Bu nedenle Giresun fındığı, düz ve mekanize alanlarda üretilen ortalama ürünle aynı maliyet mantığı içinde değerlendirilmemelidir. Fiyat politikasında verim farkı, arazi eğimi, işçilik yükü, kalite değeri ve aroma üstünlüğü birlikte dikkate alınmalıdır. GİRESUN’U ETKİLEYEN ANA RİSK: KALİTE ÜRÜNÜN ORTALAMA FİYATA SIKIŞMASI Giresun kalite fındığının en önemli riski, dünya piyasasında ortalama ürün gibi fiyatlanmasıdır. Giresun fındığı; yamaçta, eğimli arazide, parçalı bahçelerde, yoğun insan emeğiyle ve daha yüksek maliyetle üretiliyor. Dekar başına verim birçok düz ve mekanize üretim alanına göre daha düşük olmasına rağmen ürünün aroma ve lezzet değeri yüksek. Bu tablo, Giresun kalite fındığı için ayrı fiyat politikasını zorunlu hale getiriyor. Giresun fındığını Şili’nin takvim avantajıyla, Oregon’un mekanize üretimiyle, Azerbaycan ve Gürcistan’ın standart ihracat ürünüyle aynı ortalama fiyat mantığına sıkıştırmak, ürünün gerçek değerini zayıflatır. Giresun’un üretim yapısı yüksek maliyetli, fakat kalite değeri güçlüdür. Bu nedenle Giresun kalite fındığı için fiyat politikası yalnızca tonaj ve arz-talep hesabıyla değil, coğrafi işaret, aroma değeri, üretim zorluğu, işçilik maliyeti, düşük verim, kalite standardı ve marka potansiyeli üzerinden kurulmalıdır. GİRESUN İÇİN TİCARİ YOL HARİTASI Şili yılın ilk yarısında pazara giriyor, İtalya kaliteyi markaya dönüştürüyor, Oregon mekanize üretimle sanayiye standart ürün sunuyor, Azerbaycan ve Gürcistan alternatif tedarik kanallarını güçlendiriyor. Giresun’un elindeki en güçlü değer ise aroma, coğrafi kimlik, emek yoğun üretim ve kalite farkıdır. Bu değer için daha güçlü bir ticari yol haritası gerekiyor. Giresun kalite fındığı; coğrafi işaret, izlenebilirlik, ayrı kalite standardı, doğru kurutma, düşük nem, yüksek randıman, kavurma standardı, paketli ürün, yerel çikolata ve pastacılık bağlantısı, ihracat tanıtımı ve üretici gelirini koruyan fiyat modeliyle desteklenmelidir. Giresun kalite fındığı yalnızca kabuklu ürün veya iç fındık olarak pazara sunulduğunda, küresel alıcının ortalama maliyet hesabına sıkışıyor. Ürün; işlenmiş, markalaşmış, coğrafi kimliği korunmuş, kalite değeri belgelenmiş ve gastronomiyle ilişkilendirilmiş bir yapıya taşındığında ise dünya piyasasında ayrı bir segment oluşturabilir. DÜNYA FINDIKTA YENİ DÖNEM: MİKTAR, TAKVİM, KALİTE VE MARKA BİRLİKTE BELİRLEYİCİ Dünya fındık piyasasında yeni dönem; üretim miktarı, hasat takvimi, piyasaya giriş zamanı, kabuklu-iç fındık dengesi, sanayi bağlantısı, kalite standardı, mekanizasyon, kurutma disiplini, stok yönetimi ve marka değerinin birlikte belirleyici olduğu bir döneme girdi. Şili erken takvimle, Türkiye ana üretim gücüyle, İtalya marka ve gastronomiyle, Oregon mekanizasyonla, Azerbaycan ve Gürcistan alternatif tedarikle piyasada yer tutuyor. Giresun bu tabloda sıradan bir üretim bölgesi değil, Giresun kalite fındığı yamaçta ve yüksek emekle üretilen; düşük verim koşullarına rağmen aroma ve kalite değeri yüksek olan özel bir ürün yetiştirilen coğrafi üretim alanıdır. Bu ürünün dünya piyasasında hak ettiği yeri alması, ortalama fiyat mantığından ayrılması, kendi adıyla, kendi standardıyla, kendi marka değeriyle ve üreticinin emeğini karşılayan bir ticari modelle pazarlanmasıyla mümkündür.

GÖRELE’DE VAHŞİ MADENCİLİĞE KARŞI GÜÇLÜ TEPKİ Haber

GÖRELE’DE VAHŞİ MADENCİLİĞE KARŞI GÜÇLÜ TEPKİ

GÖRELE’DE VAHŞİ MADENCİLİĞE KARŞI GÜÇLÜ TEPKİ Görele Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen “Vahşi Madenciliğe Hayır Mitingi” geniş katılımla gerçekleştirildi. Yağmura rağmen meydanı dolduran vatandaşlar, Giresun coğrafyasının yüzde 85’inin maden sahası ilan edilmesine tepki gösterdi. Görele’de çevre ve yaşam alanlarını tehdit eden madencilik faaliyetlerine karşı güçlü bir toplumsal tepki yükseldi. Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen “Vahşi Madenciliğe Hayır Mitingi”ne yüzlerce vatandaş, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşları, dernek başkanları, akademisyenler, il genel meclisi üyeleri, muhtarlar ve çevre aktivistleri katıldı. Yağmurlu havaya rağmen meydanı dolduran vatandaşlar, Giresun’un su kaynaklarını, tarım alanlarını, ormanlarını ve yaşam alanlarını tehdit eden madencilik faaliyetlerinin durdurulmasını istedi. Miting alanında çok sayıda STK pankartlarla, vatandaşlar ise dövizlerle destek verdi. “TOPRAĞIMIZIN ÜSTÜ ALTINDAN DAHA DEĞERLİDİR” Mitingde konuşan Görele Belediye Başkan Vekili Aysel Civil Uzun, madencilik meselesinin siyaset üstü bir yaşam hakkı sorunu olduğunu vurguladı. Uzun, bölge halkının madene değil, doğayı ve insan sağlığını tehdit eden çıkarma yöntemlerine karşı çıktığını belirterek, “Biz madene değil, madenin çıkarılış şekline karşıyız. Yöre halkı olarak vahşi madenciliğe karşı dik durmak zorundayız. Bizim toprağımızın üstü altından çok daha değerlidir. Topraklarımız şehitlerimizin kanlarıyla sulanmıştır. Havamıza, suyumuza, toprağımıza dokunmayın diyoruz” ifadelerini kullandı. Aysel Civil Uzun, mitinge destek veren tüm katılımcılara teşekkür etti. AKADEMİSYENLERDEN MADENCİLİK UYARISI Mitingde Giresun Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Birsen Şengül Oksal, Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Ömer Dalman ve Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Fehmi Çalık da konuşma yaptı. Akademisyenler, Giresun coğrafyasının büyük bölümünü kapsayan madencilik faaliyetlerinin kalkınma değil, uzun vadeli çevresel yıkım anlamına geldiğini belirtti. Konuşmalarda, maden sahalarının su kaynaklarını kullanılamaz hale getirdiği, tarım alanlarına ve derelere zehirli atık karıştığı, orman varlığının yok edildiği ve bu tahribatın yüzyıllarca sürebileceği vurgulandı. Siyanür havuzlarının taşıdığı riske de dikkat çeken akademisyenler, bu tür havuzların sızdırmazlık sorunu yaşanmasa bile yüzlerce yıl kontrol altında tutulması gerektiğini belirtti. Bölgedeki bazı işletmelerde taşma ve patlama iddialarının ciddi endişe yarattığı ifade edildi. “FINDIK, ÇAY, ARICILIK VE HAYVANCILIK TEHDİT ALTINDA” Mitingde yapılan konuşmalarda Karadeniz’in kırılgan ekolojik yapısının madencilik faaliyetleriyle daha büyük risk altına girdiği vurgulandı. Katılımcılar, vahşi madenciliğin yalnızca çevreyi değil, bölge halkının geçim kaynaklarını da tehdit ettiğini dile getirdi. Fındık, çay, arıcılık ve hayvancılığın madencilik baskısı altında zarar görebileceği belirtildi. Konuşmacılar, heyelan riskinin de artacağına dikkat çekerek, Karadeniz’in dağlık ve yağışlı yapısında yapılacak kontrolsüz maden çalışmalarının yeni afetlere zemin hazırlayabileceğini söyledi. STK’LARDAN VE AKTİVİSTLERDEN ORTAK ÇAĞRI Mitingde Görele İl Genel Meclisi Üyesi Semih Aydın, Tirebolu İl Genel Meclisi Üyesi Ömer Cebeci, Tüketicileri Koruma Derneği Genel Başkanı Aziz Koçal, Çanakçı Deresi Özgür Aksın Platformu Başkanı Harun Şahin, Giresun Doğa ve Çevre Derneği Başkanı Erkan Türüdü ile Görele, Çanakçı ve Doğankentli çevre aktivistleri de söz aldı. Konuşmalarda vahşi madenciliğin insan hayatını, su kaynaklarını, tarım alanlarını, dereleri ve ormanları doğrudan tehdit ettiği vurgulandı. Katılımcılar, “Vahşi madenciliğe son verilmezse çocuklarımıza yeşil vadiler değil, zehirli su kaynakları ve ağır metallerle kirlenmiş topraklar kalacak. Buna izin vermeyeceğiz. Korkmadan, yılmadan mücadele edeceğiz” mesajı verdi. CEBECİ’DEN FAHRİ HEMŞEHRİLİK TEPKİSİ Tirebolu İl Genel Meclisi Üyesi Ömer Cebeci’nin konuşması miting alanında dikkat çekti. Cebeci, Alagöz Holding’in sahibi Cantürk Alagöz’e fahri hemşehrilik verilmesi yönündeki açıklamalara tepki göstererek, “Bu milletin vicdanına rağmen böyle bir karar alırsanız, Harşit Vadisi halkı sizi siyasi tarihin karanlığına gönderecektir” dedi. Cebeci’nin sözleri meydanda alkışlarla karşılandı. SİYASİ PARTİLER, DERNEKLER VE VATANDAŞLAR MEYDANDA BULUŞTU Mitinge İYİ Parti Giresun İl Başkanı İnan Taşgöz, CHP Görele İlçe Başkanı Mustafa Günay, İYİ Parti Görele İlçe Başkanı Hakan Resüloğlu, Zafer Partisi Görele İlçe Başkanı Emrullah Ekiz, 24. Dönem Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu, Görele Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin Çakıcı, İstanbul Bayrampaşa Giresunlular Derneği Başkanı Tülay Tahmaz, İstanbul Kartal Giresunlular Derneği Başkanı Cengiz Demirkaya, İstanbul Arnavutköy Giresunlular Derneği Başkanı Ahmet Karasakal, İstanbul Bahçelievler Giresunlular Derneği Başkanı Yalçın İsmail Çam, Tüm Üretici Köylü Sendikası Giresun İl Temsilcisi Orhan Kara, Dereli Doğa ve Yaşam Derneği Başkanı İbrahim Türk, Birleşik Emekliler Sendikası Bulancak Şube Başkanı İbrahim Arslan, CHP önceki dönem Giresun İl Başkanı Fikri Bilge, muhtarlar, çeşitli meslek gruplarından temsilciler ve çok sayıda vatandaş katıldı. Coşkulu geçen miting, yerel sanatçıların kemençe eşliğinde çaldığı horon havalarıyla sona erdi. Meydanda verilen ortak mesaj ise netti: Giresun’un toprağı, suyu, deresi, ormanı ve geleceği vahşi madenciliğe teslim edilmeyecek. Fotoğraflar: Namık Baltaoğlu

ŞİLİ FINDIKTA DÜNYA STANDARTLARINI YAKALADI Haber

ŞİLİ FINDIKTA DÜNYA STANDARTLARINI YAKALADI

ŞİLİ FINDIKTA DÜNYA STANDARTLARINI YAKALADI Şili’de fındık üretimi, mekanizasyon, verimlilik ve teknik tarım uygulamalarıyla uluslararası ölçekte dikkat çeken bir seviyeye ulaştı. Nuffield Tarım Bursu kapsamında farklı ülkelerde üretim sistemlerini inceleyen ziraat mühendisi ve fındık üreticisi Ignacio López, Şili’nin son 30 yılda kurduğu fındık endüstrisinin dünya standartlarında olduğunu vurguladı. FINDIKTA KÜRESEL DENEYİM ŞİLİ’NİN SEVİYESİNİ ORTAYA KOYDU Şili fındık sektörü, uluslararası tarım çevrelerinde daha güçlü biçimde görünür hale geliyor. Ziraat mühendisi ve fındık üreticisi Ignacio López’in Nuffield Tarım Bursu kapsamında yürüttüğü uluslararası saha incelemeleri, Şili’nin fındık üretiminde ulaştığı teknik seviyeyi yeniden gündeme taşıdı. López; Yeni Zelanda, Avustralya, İtalya, Kanada, Hindistan, İspanya ve İskoçya gibi ülkelerde farklı tarım modellerini yerinde inceledi. Küçük ölçekli aile işletmelerinden büyük tarımsal üretim alanlarına, süt çiftliklerinden meyve bahçelerine, paketleme tesislerinden tarım sanayisine kadar geniş bir yelpazede gözlem yaptı. Bu deneyim, fındık üretiminde Şili’nin özellikle mekanizasyon, verim, profesyonel bahçe yönetimi ve teknik gelişme başlıklarında güçlü bir noktaya geldiğini gösterdi. “KİMSEYE İMRENECEK BİR SEVİYEDE DEĞİLİZ” Ignacio López, fındık özelinde yaptığı değerlendirmede Şili üreticilerinin son 30 yılda önemli bir endüstri kurduğunu belirtti. Şili’de otomasyonun artması, danışmanlık şirketlerinin yürüttüğü Ar-Ge çalışmaları ve profesyonel tarım yönetimi, fındık bahçelerinde yüksek verim ve kalite standardını beraberinde getirdi. López’in değerlendirmesi, Şili fındıkçılığının yalnızca büyüyen bir üretim alanı olmadığını; aynı zamanda dünyadaki farklı üretim merkezleriyle karşılaştırılabilecek teknik bir kapasiteye ulaştığını ortaya koyuyor. Avustralya ve Yeni Zelanda’daki fındık bahçelerinin çoğunlukla küçük ölçekli ve yan ürün niteliğinde yürütüldüğünü aktaran López, Şili’de ise daha profesyonel, daha ölçekli ve daha organize bir yapı oluştuğunu vurguladı. İTALYA, AVUSTRALYA VE YENİ ZELANDA DENEYİMLERİ López’in fındık alanındaki en dikkat çekici ziyaretlerinden biri İtalya’da gerçekleşti. FACMA fabrikası ve sahalarında yapılan incelemelerde, fındıkta makineleşme ve operasyonel profesyonellik öne çıktı. Avustralya ve Yeni Zelanda’daki üreticiler ise entegre zararlı yönetimi, örtü bitkileri, yabancı ot kontrolünde koyun otlatma ve yüksek düzeyde mekanizasyon uygulamalarıyla dikkat çekti. Ancak bu ülkelerde fındık bahçelerinin küçük ölçekli olması, sektörün büyümesini sınırlayan başlıklardan biri olarak öne çıktı. López, özellikle büyük alıcıların eksikliğinin bazı ülkelerde fındık sektörünün gelişimini yavaşlattığını değerlendirdi. Bu tablo, Şili’nin üretim yapısı, alım kanalları ve teknik kapasitesiyle daha güçlü bir konum elde ettiğini gösteriyor. FINDIKTA KALİTE TOPRAKTAN BAŞLIYOR Şili’nin fındıkta yakaladığı seviyenin korunması için sürdürülebilirlik başlığı kritik önem taşıyor. López, yüksek kaliteli fındık üretiminin temelinde canlı toprak, doğru gübreleme, etkili sulama yönetimi ve güçlü bitki sağlığı takibinin bulunduğunu vurguladı. Fındıkta yalnızca verim artışı değil, üretimin uzun vadeli sürdürülebilirliği de belirleyici hale geliyor. Toprak mikrobiyotasının korunması, mikroorganizma yönünden zengin canlı toprak yapısının desteklenmesi ve bitkinin yalnızca gübreyle değil, bütüncül toprak yönetimiyle beslenmesi gerekiyor. Bu yaklaşım, modern fındık üretiminde artık klasik tarım uygulamalarının ötesine geçilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. ZARARLI VE HASTALIK TAKİBİ KALİTEYİ BELİRLİYOR Fındık üretiminde kaliteyi etkileyen en önemli başlıklardan biri zararlı ve hastalık yönetimi. López, tahtakurusu, kınkanatlı böcekler, Xanthomonas ve çeşitli mantar hastalıklarının sahada kaliteyi doğrudan etkileyen riskler arasında yer aldığını belirtti. Bu nedenle ilaçlamanın ezbere ve takvime bağlı yapılması yerine, bahçenin gerçek durumuna dayalı izleme sistemiyle yürütülmesi gerekiyor. Programlı ilaçlama anlayışı, zararlı yoğunluğu ve hastalık baskısı doğru ölçülmeden uygulandığında hem maliyeti artırıyor hem de sürdürülebilir üretim hedefini zayıflatıyor. Fındıkta gelecek, yalnızca daha fazla üretimle değil; daha doğru gözlem, daha etkili takip ve daha bilinçli müdahaleyle şekillenecek. HASAT SONRASI SÜREÇ FINDIKTA DEĞERİ KORUYOR Kaliteli fındık üretimi bahçede bitmiyor. Hasat sonrası süreç, ürünün gerçek değerini koruyan en kritik aşamalardan biri olarak öne çıkıyor. López, fındığın mümkün olan en kısa sürede toplanması, ihtiyaç halinde doğru şekilde kurutulması ve teslimata kadar uygun koşullarda saklanması gerektiğini vurguladı. Hasat sonrası ihmal edilen her aşama, bahçede elde edilen kaliteyi zayıflatabiliyor. Bu nedenle Şili fındık sektörünün ulaştığı standart, yalnızca bahçe yönetimiyle değil; hasat, kurutma, depolama ve pazara teslim zincirinin bütününde korunuyor. ŞİLİ FINDIKTA BÜYÜYEN BİR REFERANS HALİNE GELİYOR Şili’nin fındık üretimindeki yükselişi, küresel tarımda yeni bir referans alanı oluşturuyor. Ülke, teknik bilgi, mekanizasyon, bahçe yönetimi ve Ar-Ge kapasitesiyle dünya fındık pazarında daha güçlü bir yer edinmeye başladı. Nuffield deneyimi, Şili fındıkçılığının güçlü yanlarını ortaya koyarken, sektörün önündeki temel gelişim alanını da netleştirdi: sürdürülebilirlik. Toprak sağlığı, su yönetimi, zararlı takibi, bitki besleme, hasat sonrası kalite ve kaynakların verimli kullanımı, Şili fındık sektörünün gelecek dönem performansını belirleyecek ana başlıklar olacak. Şili, fındıkta yalnızca üretim alanını büyüten bir ülke değil; aynı zamanda modern, profesyonel ve dünya standartlarında üretim modeli kuran bir sektör örneği haline geliyor. https://planetnuts.cl/una-experiencia-internacional-junto-a-nuffield-que-reafirma-el-potencial-y-nivel-de-la-industria-avellanera-chilena/?fbclid=IwY2xjawSGSjFleHRuA2FlbQIxMQBzcnRjBmFwcF9pZBAyMjIwMzkxNzg4MjAwODkyAAEeBsaAXNMkXMIgqKm7CGAom2QIPkJCoT6DDxmfsLfiOf1hDRcyM5pIfWkMlcs_aem_uuQ5wQVjPjlG5tJeeGM0FQ

AVRUPA FINDIĞINDA DÜZENSİZ SULAMA VE HASATTA YAĞIŞ RİSKİ VERİMİ TEHDİT EDİYOR Haber

AVRUPA FINDIĞINDA DÜZENSİZ SULAMA VE HASATTA YAĞIŞ RİSKİ VERİMİ TEHDİT EDİYOR

AVRUPA FINDIĞINDA DÜZENSİZ SULAMA VE HASATTA YAĞIŞ RİSKİ VERİMİ TEHDİT EDİYOR Redagrícola / RedGold’un Avrupa fındığına ilişkin içeriği, modern fındık üretiminde iki kritik başlığı öne çıkardı: Hasat döneminde yağışa hazırlık ve sulama sistemlerinde homojenlik. Irrifer yöneticisi ve akademisyen Dr. Iván Vidal, damla sulama yapılan bazı bahçelerde uniformitenin yüzde 50-60 seviyelerine kadar düştüğünü belirterek, bu tablonun aynı bahçede hem aşırı hem de yetersiz su ve gübre alan bitkiler oluşturduğunu vurguladı. REDAGRÍCOLA / REDGOLD AVRUPA FINDIĞINDA KRİTİK BAŞLIKLARI GÜNDEME TAŞIDI Redagrícola / RedGold, Avrupa fındığında üretim yönetimine ilişkin içeriğini şu başlıkla duyurdu: “RedGold: la información del avellano europeo en imágenes” İçerikte Avrupa fındığında sulama, fertirigasyon, hasat döneminde yağış riski, makine planlaması ve kurutucu altyapısı birlikte ele alındı. RedGold’un bölüm girişinde şu sorular öne çıkarıldı: “¿Cómo lograr un fertiriego parejo? ¿Cómo enfrentan las lluvias en cosecha en la zona centro norte del Avellano?” Bu iki soru, Avrupa fındığı üretiminde sezon başarısını belirleyen temel sorunları işaret ediyor. Bir tarafta gübreli suyun bahçeye eşit dağıtılması, diğer tarafta hasat döneminde yağışa karşı hazırlıklı olunması gerekiyor. Her iki başlık da doğrudan verim, kalite, ürün kaybı ve üretici maliyetiyle bağlantılı. HASATTA YAĞIŞ RİSKİ ORGANİZASYON EKSİKLİĞİNİ GÖRÜNÜR HALE GETİRİYOR Videoda, Avrupa fındığı üretiminde merkez-kuzey bölgelerde hasat dönemindeki yağışların üreticiyi zorladığı belirtildi. Değerlendirmede üreticilerin her zaman organizasyon, makine parkı ve kurutucu altyapısı bakımından yeterince hazırlıklı olmadığı ifade edildi: “Generalmente no están muy bien preparados del punto de vista de organización, de maquinaria y secadores, por lo tanto, claro, este tipo de eventos climáticos como las lluvias perjudica.” Bu değerlendirme, hasat döneminde yağışın yalnızca meteorolojik bir risk olmadığını gösteriyor. Sorun, yağmurun kendisi kadar üreticinin bu yağmura karşı ne kadar hazırlıklı olduğuyla da bağlantılı. Makine yetersizliği, kurutucu kapasitesinin düşük olması ve hasat organizasyonunun zayıf kurulması, yağışın etkisini büyütüyor. Yağmurla birlikte hasat zemini ağırlaşıyor, ürünün yerde kalma süresi uzuyor, nem riski artıyor ve hasat sonrası kurutma ihtiyacı daha kritik hale geliyor. Üretici bu sürece hazırlıksız yakalandığında ürün kalitesi ve ticari değer baskı altına giriyor. SICAKLIK DÜŞÜNCE YAPRAK DÖKÜMÜ BAŞLIYOR, HASAT ZORLAŞIYOR Videoda yalnızca yağış değil, sıcaklık düşüşünün bitki üzerindeki etkisi de vurgulandı. Sıcaklıklar düşmeye başladığında bitki bu sinyali alıyor ve yaprak dökümü başlıyor: “Una vez que empiezan a bajar las temperaturas, ya la planta toma esa señal y las hojas comienzan a caer.” Yaprakların yere düşmesi, hasat sürecini doğrudan zorlaştırıyor. Nemli zemin üzerinde yaprak birikmesi, ürünün toplanmasını güçleştiriyor ve hasat operasyonunu daha karmaşık hale getiriyor. Videoda bu durum şöyle ifade edildi: “Ya se te vuelve un poco más compleja la cosecha con hojas en el suelo y con humedad.” Bu nedenle Avrupa fındığında hasat başarısı yalnızca ürünün olgunlaşmasına bağlı değil. Hasat zamanı, hava koşulları, yaprak dökümü, makine kapasitesi ve kurutma altyapısı birlikte planlanmak zorunda. MAKİNE KAPASİTESİ DOĞRU HESAPLANMALI RedGold içeriğinde üreticinin hasat döneminde ihtiyaç duyduğu makine kapasitesini doğru belirlemesi gerektiği vurgulandı: “Hoy en día tú tienes que verificar muy bien la cantidad de maquinaria que necesitas para poder cosechar lo más rápido posible.” Bu ifade, hasat döneminde hızın kaliteyi koruyan temel unsurlardan biri olduğunu gösteriyor. Yağış riski bulunan bölgelerde ürünün tarlada ya da bahçede uzun süre beklemesi, nem, kirlenme, yaprakla karışma ve kurutma yükünün artması gibi sorunları büyütüyor. Makine planlaması bu nedenle yalnızca operasyonel bir hesap değildir. Doğru makine kapasitesi, ürün kaybını azaltan, hasat süresini kısaltan ve kaliteyi koruyan stratejik bir üretim kararıdır. YAZ STRESİ YAPRAK DÖKÜMÜNÜ VE HASADI ETKİLİYOR Videoda, yaprağın bitki üzerinde mümkün olduğunca uzun süre kalmasının önemine de dikkat çekildi. Bunun için yaz döneminden gelen streslerin önlenmesi gerektiği belirtildi: “Tratar de que esta hoja permanezca lo más tiempo posible en la planta y que no se nos caiga y eso evitar obviamente los estrés que vienen del verano.” Bu değerlendirme, sulama ve bitki stresinin yalnızca yaz aylarındaki gelişimle sınırlı olmadığını ortaya koyuyor. Yaz boyunca su stresi yaşayan, beslenme dengesi bozulan veya fizyolojik baskı altında kalan bitkilerde hasat dönemine girilirken yaprak dökümü daha önemli bir sorun haline gelebilir. Bu nedenle fındıkta sulama, fertirigasyon ve stres yönetimi doğrudan hasat kalitesiyle bağlantılıdır. Üretici yaz aylarında bahçeyi dengeli yönetemezse, bunun etkisi hasat döneminde yaprak dökümü, nem ve operasyon güçlüğü olarak karşısına çıkar. YETİŞKİN BAHÇELERDE IŞIKLANMA VE DOĞAL KURUMA ÖNE ÇIKIYOR RedGold içeriğinde yetişkin bahçelerde ışıklanmanın artırılması da önemli bir uygulama olarak değerlendirildi: “Una de las prácticas también en huertos adultos es tratar de iluminar lo mayor posible, para que esa fruta también en el suelo logre ventilación y un secado también natural.” Yetişkin fındık bahçelerinde taç yapısının yoğunlaşması, bahçe içinde ışık ve hava dolaşımını azaltabiliyor. Bu durum özellikle yağışlı ve nemli dönemlerde hasat edilen ürün için risk oluşturuyor. Bahçede daha iyi ışıklanma ve hava akımı, yere düşen ürünün havalanmasına ve doğal kuruma sürecine destek veriyor. Bu başlık, budama ve bahçe içi açıklığın hasat sonrası kaliteyle de ilişkili olduğunu gösteriyor. Fındıkta bahçe yönetimi yalnızca dal, sürgün ve verim hesabı üzerinden değil, hasat zemini, ürün kuruması ve nem yönetimi üzerinden de düşünülmelidir. KURUTUCU TEMİZLİĞİ VE HASAT SONRASI ALTYAPI ARTIK ZORUNLULUK Videoda kurutucuların temizliği ve hasat sonrası altyapı hazırlığının özellikle vurgulandığı bölüm dikkat çekti: “Muy importante también la organización en lo que es la limpieza de los secadores.” Maule ve Ñuble bölgelerinde üreticilerin hasat sonrası kurutucu yatırımlarına yeterince alışık olmadığı, ancak bu yatırımın artık bir ihtiyaç haline geldiği belirtildi: “La región Maule y Ñuble principalmente no están muy acostumbradas a la implementación de postcosecha con inversión en los secadores, que hoy en día una realidad y una necesidad.” Bu ifade, iklim koşullarının değiştiği ve yağış riskinin arttığı üretim alanlarında kurutucu altyapısının ertelenemez hale geldiğini gösteriyor. Ürün bahçeden alındıktan sonra kurutma sürecinin iyi yönetilememesi, hasatta gösterilen emeğin değerini düşürebilir. Kurutucuların temizliği, kapasitesi ve kullanıma hazır olması; özellikle nemli hasat koşullarında ürün kalitesi için belirleyici hale gelir. Hasat sonrası süreç, üretim zincirinin ayrı bir bölümü değil, sezon başarısının doğrudan parçasıdır. DAMLA SULAMADA EN BÜYÜK RİSK: SİSTEMİN HOMOJEN ÇALIŞMAMASI RedGold içeriğinde ikinci kritik başlık fertirigasyon ve sulama homojenliği oldu. Dr. Iván Vidal, damla sulama yapılan bahçelerde ciddi dengesizliklerle karşılaştıklarını belirtti: “Hemos encontrado situaciones bien extremas en el sentido de que huertos con riego por goteo se hacen mucho esfuerzo en dosificar los fertilizantes, en aplicar como corresponde estos fertilizantes y dejando muchas veces de lado este factor que es la uniformidad del sistema de riego.” Bu değerlendirme, üreticilerin gübre dozlamasına büyük emek verdiğini ancak gübreli suyun bahçeye eşit ulaşıp ulaşmadığını çoğu zaman ikinci plana bıraktığını gösteriyor. Oysa fertirigasyonda başarı yalnızca doğru gübre miktarını belirlemekle sağlanmaz. Belirlenen gübrenin her bitkiye dengeli ulaşması gerekir. Damla sulama sistemi kurulu olan bir bahçede bile homojenlik otomatik olarak sağlanmaz. Basınç farkları, damlatıcı tıkanmaları, tuz birikimi, biyolojik oluşumlar, filtre bakımının aksaması ve hat planlamasındaki sorunlar, aynı sistem içinde farklı bitkilerin farklı miktarda su ve gübre almasına neden olabilir. YÜZDE 50-60 UNİFORMİTE BAHÇEDE BÜYÜK DENGESİZLİK DEMEK Dr. Vidal, bazı bahçelerde sulama uniformitesinin yüzde 50-60 seviyelerine kadar düştüğünü ifade etti: “Hemos encontrado situaciones de 50 60% de uniformidad.” Bu oran, üretici açısından ciddi bir uyarıdır. Uniformitenin bu seviyelere düşmesi, aynı bahçede bitkilerin su ve gübreye eşit erişemediğini gösterir. Vidal bu durumu şöyle açıkladı: “Significa que hay plantas sobrefertilizadas y hay plantas que están recibiendo una fertilización insuficiente.” Bu tablo, bahçede bazı bitkilerin aşırı gübrelendiği, bazı bitkilerin ise yetersiz gübre aldığı anlamına gelir. Aynı zamanda su dağılımı da bozulur: “Van a haber plantas que están recibiendo más aguas que otras. Otras pueden estar con problemas de déficit de agua y otras con un problema de exceso de agua.” Aynı bahçede bazı bitkilerin fazla su alması, bazılarının ise su eksikliği yaşaması, üretim dengesini bozar. Bu durum yalnızca bitki görünümünü değil; sürgün gelişimini, meyve tutumunu, dane dolumunu, kaliteyi ve verim potansiyelini doğrudan etkiler. FERTİRİGASYONDA ASIL MESELE DOĞRU DAĞILIM Fındık bahçelerinde üretici gübreyi doğru seçebilir, doğru dozda hazırlayabilir ve doğru zamanda uygulayabilir. Ancak sulama sistemi homojen çalışmıyorsa bu doğru planlama bahçenin tamamına aynı şekilde yansımaz. Fertirigasyonda gübre suyla birlikte taşındığı için sulamadaki her dengesizlik gübrelemede de dengesizlik yaratır. Daha fazla su alan bitkiler daha fazla gübre alırken, daha az su alan bitkiler yetersiz beslenir. Bu durum bahçede gelişim farkını büyütür. Bu nedenle sulama uniformitesi, yalnızca sulama mühendisliğiyle ilgili teknik bir konu değildir. Aynı zamanda besleme yönetiminin, verim planlamasının ve kalite standardının temelidir. ÜRETİCİ ÖNCE SİSTEMİN UNİFORMİTE KATSAYISINI BİLMELİ Vidal, üreticilere ilk uyarısını sulama sisteminin uniformite katsayısını ölçmeleri yönünde yaptı: “Los productores se preocupen en primer lugar de conocer el coeficiente de uniformidad de su sistema de riego.” Bu ölçüm yapılmadan sistemin gerçekten dengeli çalışıp çalışmadığını anlamak mümkün değildir. Bahçenin genel görünümü üreticiyi yanıltabilir. Bir bölümde güçlü gelişim görülürken başka bir bölümde gizli su stresi yaşanabilir. Uniformite katsayısı, sulama sisteminin bahçeye suyu ne kadar eşit dağıttığını gösterir. Bu değer bilinmeden yapılan sulama ve fertirigasyon planı eksik kalır. Üretici önce sistemin mevcut performansını bilmeli, ardından bakım ve düzeltme planını buna göre kurmalıdır. BAKIM YILDA BİR KEZLE SINIRLI KALMAMALI RedGold içeriğinde sistem bakımının da düzenli yapılması gerektiği vurgulandı. Vidal, bakımın en az yılda bir kez yapılması gerektiğini, sorunlu sistemlerde ise iki veya üç ayda bir kontrol yapılmasının önem taşıdığını belirtti: “Por lo menos anualmente o cada dos o tres meses hagan dependiendo de los problemas que tenga.” Bu ifade, sulama sistemlerinin sezon boyunca performans kaybedebileceğini gösteriyor. Damlatıcılar tıkanabilir, filtreler kirlenebilir, basınç dengesi bozulabilir, hatlarda tuz birikimi veya biyolojik büyüme oluşabilir. Düzensizliğin nedeni belirlenmeden yapılan müdahaleler kalıcı çözüm üretmez. Bu nedenle üretici, önce sorunun kaynağını tespit etmeli, ardından düzeltici ve önleyici uygulamaları devreye almalıdır. TUZ, BİYOLOJİK BÜYÜME VE TIKANMA SİSTEMİ BOZUYOR Videoda sulama sistemindeki desuniformitenin nedenleri arasında tuzlar ve biyolojik büyüme özellikle belirtildi: “A qué se deben la desuniformidad, que pueden ser sales, crecimiento biológico.” Tuz birikimi ve biyolojik oluşumlar damlatıcıların debisini düşürebilir. Bu durum bazı bitkilere daha az su ve gübre ulaşmasına neden olur. Sistem dışarıdan çalışıyor gibi görünse bile damlatıcı seviyesinde ciddi performans kaybı oluşabilir. Bu nedenle filtre temizliği, hat yıkama, damlatıcı kontrolü, basınç ölçümü ve su kalitesi takibi düzenli yapılmalıdır. Bakımı ihmal edilen sistemlerde üretici, fark etmeden bahçesinin bir bölümünü eksik sulayabilir. TÜRKİYE İÇİN DE DOĞRUDAN UYARI NİTELİĞİ TAŞIYOR RedGold’un Avrupa fındığı üzerinden gündeme taşıdığı başlıklar Türkiye için de önem taşıyor. Türkiye’de fındık üretimi uzun yıllar büyük ölçüde doğal yağışa dayalı yürütüldü. Ancak düzensiz yağış, yaz sıcaklıkları, kurak dönemler ve hasat dönemindeki nem riski, sulama ve hasat sonrası yönetimi daha kritik hale getiriyor. Karadeniz’de geleneksel bahçelerde sulama her bölgede yaygın olmasa da yeni kurulan bahçeler, verim hedefi yüksek üretim alanları ve kuraklık baskısı yaşayan bölgeler için su yönetimi artık daha ciddi biçimde ele alınmalıdır. Türkiye açısından çıkarılacak temel ders açıktır: Bahçeye su vermek tek başına yeterli değildir. Suyun ve gübrenin bitkilere eşit ulaşıp ulaşmadığı ölçülmelidir. Hasat döneminde ise yağış, makine kapasitesi, yaprak dökümü, zemin nemi ve kurutma altyapısı birlikte planlanmalıdır. ÜRETİCİ İÇİN KRİTİK KONTROL BAŞLIKLARI Avrupa fındığında ve fındık bahçelerinde üreticinin sulama, fertirigasyon ve hasat yönetiminde şu başlıklara odaklanması gerekir: Sulama sisteminin uniformite katsayısı ölçülmeli. Damlatıcı debileri farklı noktalarda kontrol edilmeli. Hat başı ve hat sonu basınç değerleri karşılaştırılmalı. Filtreler düzenli temizlenmeli. Sulama hatları sezon içinde yıkanmalı. Tuz birikimi ve biyolojik oluşum riski takip edilmeli. Sorunlu sistemlerde bakım iki veya üç ayda bir yapılmalı. Gübre dozlaması kadar gübreli suyun dağılımı da kontrol edilmeli. Hasat döneminde makine kapasitesi önceden planlanmalı. Kurutucular hasat başlamadan temizlenmeli ve hazır hale getirilmeli. Yetişkin bahçelerde ışıklanma ve hava dolaşımı artırılmalı. Yaz stresi azaltılarak yaprak dökümü ve hasat zorluğu sınırlandırılmalı. MODERN FINDIK ÜRETİMİNDE ÖLÇÜM, BAKIM VE ORGANİZASYON ZORUNLU HALE GELDİ Redagrícola / RedGold’un içeriği, Avrupa fındığında üretim başarısının artık yalnızca bahçenin varlığına, sulama sisteminin kurulmasına veya gübre uygulamasına bağlı olmadığını gösteriyor. Modern fındık üretiminde ölçüm, bakım ve organizasyon belirleyici hale geldi. Hasat döneminde yağışa hazırlıksız yakalanan, yeterli makine kapasitesi bulunmayan, kurutucularını hazır tutmayan, sulama sisteminin uniformitesini ölçmeyen ve fertirigasyonda dağılımı kontrol etmeyen üretici, sezon sonunda verim ve kalite kaybı riskiyle karşı karşıya kalır. Dr. Iván Vidal’ın uyarısı, üreticiler için net bir teknik mesaj içeriyor. Sulama sistemi homojen çalışmıyorsa, doğru gübreleme de doğru sonuç vermez. Bahçede bazı bitkiler fazla su ve gübre alırken bazıları eksik kalıyorsa, üretici aynı parselde farklı gelişim düzeyleriyle karşılaşır. Fındıkta yüksek ve istikrarlı verim, yalnızca daha fazla girdi kullanmakla sağlanmaz. Asıl başarı, suyun, gübrenin, hasat ekipmanının ve hasat sonrası altyapının doğru zamanda, doğru ölçümle ve dengeli şekilde yönetilmesine bağlıdır. Kaynak: https://www.facebook.com/revistaredagricola

“SEKÜ’DEKİ DİRENİŞ ATEŞİ KARADENİZ’İN VİCDANIDIR” Haber

“SEKÜ’DEKİ DİRENİŞ ATEŞİ KARADENİZ’İN VİCDANIDIR”

“FINDIK BAHÇELERİNİ MADENLERE PARSELLETMEYECEĞİZ” CHP Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Karadeniz’de artan madencilik faaliyetlerine ve fındık üreticisinin yaşadığı ekonomik krize sert sözlerle tepki gösterdi. Tirebolu Sekü’de 41 gündür sürdürülen çevre nöbetini Meclis kürsüsüne taşıyan Gezmiş, “Sekü’de yükselen mücadele yalnızca bir köyün değil, tüm Karadeniz’in vicdanıdır” dedi. Cumhuriyet Halk Partisi Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, TBMM Genel Kurulu’nda Giresun’un Tirebolu ilçesine bağlı Sekü Köyü’nde sürdürülen maden karşıtı direnişi ve fındık üreticisinin yaşadığı ekonomik çıkmazı gündeme taşıdı. Gezmiş, Karadeniz’in fındık bahçelerinin, derelerinin, ormanlarının ve yaşam alanlarının maden ruhsatlarıyla tehdit edildiğini belirterek iktidarın çevre ve tarım politikalarına tepki gösterdi. Gezmiş, Meclis kürsüsünden yaptığı konuşmada, “Haritalarda renkli bloklara çevirdiğiniz o yerler; bizim fındık bahçelerimiz, derelerimiz, ormanlarımız ve yaşam alanlarımızdır” sözleriyle maden ruhsatlarına karşı çıktı. “SEKÜ’DE YANAN ATEŞ KARADENİZ’İN VİCDANIDIR” Tirebolu’nun Sekü Köyü’nde 41 gündür devam eden maden nöbetini TBMM gündemine taşıyan Gezmiş, bölgede gençlerin, köylülerin ve bilim insanlarının doğayı, suyu ve toprağı korumak için nöbet tuttuğunu söyledi. Gezmiş, “İnsanlar, ‘Suyumuz zehirlenmesin, ormanlarımız yok olmasın’ diyerek gece gündüz yaşam alanlarını savunuyor. Sekü’de yükselen mücadele yalnızca bir köyün değil, tüm Karadeniz’in vicdanıdır” ifadelerini kullandı. Sekü’deki maden karşıtı mücadele, nisan ayından bu yana Giresun kamuoyunun gündeminde yer alıyor. Bölge halkı, maden arama girişimlerine karşı çadır kurarak nöbet başlatırken, CHP’li Gezmiş de daha önce köylülerle bir araya gelerek direnişe destek vermişti. Yerel ve ulusal basında yer alan haberlerde Sekü’deki mücadelenin su, toprak, orman ve fındık üretimi ekseninde sürdüğü aktarılmıştı. “RUHSAT HARİTALARINDAKİ RENKLİ BLOKLAR YAŞAM ALANLARIMIZDIR” Gezmiş, Giresun’da maden ruhsatlarının yalnızca belirli bölgeleri değil, kentin tarımsal üretimini ve doğal varlıklarını da tehdit ettiğini vurguladı. Karadeniz coğrafyasının masa başında çizilen ruhsat haritalarıyla parçalandığını ifade eden Gezmiş, fındık bahçelerinin ve derelerin maden sahalarına dönüştürülmesine izin vermeyeceklerini belirtti. Gezmiş, “Ankara’da masa başında dağıtılan ruhsatlarla köylerimizi, yaylalarımızı, derelerimizi ve fındık bahçelerimizi yok sayamazsınız. Bizim yaşam alanlarımız sizin ruhsat haritalarınızda parsellenecek alanlar değildir” dedi. Milletvekili Gezmiş’in daha önceki açıklamalarında da Giresun’un geniş bir bölümünün maden sahası tehdidi altında olduğuna dikkat çekilmiş, “Fındığın başkentinde madene geçit yok” mesajı öne çıkmıştı. “AKP İKTİDARINDA 386 BİN MADEN RUHSATI DAĞITILDI” Madencilik politikalarına ilişkin rakamlarla iktidara yüklenen Gezmiş, Cumhuriyet’in ilk 80 yılında verilen maden ruhsatı sayısının 1.186 olduğunu, AKP iktidarı döneminde ise yaklaşık 386 bin ruhsat dağıtıldığını söyledi. Gezmiş, bu tabloyu çevre politikası değil, doğayı ve tarımı baskılayan bir tercih olarak nitelendirdi. “Cumhuriyet’in ilk 80 yılında 1.186 maden ruhsatı verilirken, AKP iktidarı boyunca yaklaşık 386 bin ruhsat dağıtıldı. Bu rakamlar, ülkenin toprağına ve suyuna nasıl bakıldığını açıkça gösteriyor” diye konuştu. Çatalağaç’ta yaşanan çevre kirliliğine de dikkat çeken Gezmiş, “Daha geçen hafta Çatalağaç’ta dereler zehirlendi. Biz bu ülkeye onurlu bir gelecek bırakmak istiyoruz; siz ise ekolojik bir yıkım bırakıyorsunuz” sözleriyle tepki gösterdi. “FINDIK BU ÜLKENİN MİLLİ SERVETİDİR” Gezmiş, konuşmasında fındık üreticisinin yaşadığı ekonomik krizi de gündeme taşıdı. Fındık fiyatının 200 lira seviyesine sıkıştırıldığını belirten Gezmiş, üreticinin artan maliyetler karşısında bahçesine girmekte zorlandığını söyledi. Gezmiş, “Üretici bahçeye girmeye çekiniyor. Gübre mi alsın, geçimini mi sağlasın? Fındık bu ülkenin milli servetidir. Karadeniz’i üretimden koparıp madenciliğe mahkûm etmek isteyen anlayışı kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı. Fındık üreticisinin yalnızca fiyat baskısıyla değil, aynı zamanda madencilik tehdidiyle de karşı karşıya bırakıldığını belirten Gezmiş, “Fındık bahçelerini madenlere parselletmeyeceğiz” mesajı verdi. “NİYETİNİZ ÜRETİCİYİ TOPRAĞINDAN KOPARMAK MI?” Gezmiş, düşük fındık fiyatları ile maden ruhsatlarının aynı bölgede yarattığı baskıya dikkat çekerek iktidara “Bu bir sürgün politikası mı?” sözleriyle seslendi. “Karadenizliyi toprağından koparıp madenlere alan mı açıyorsunuz?” diyen Gezmiş, üreticinin ekonomik olarak zayıflatılmasının bölgedeki tarımsal üretimi de tehdit ettiğini vurguladı. Gezmiş, “Bir yandan üreticiyi maliyetlerin altında ezdiriyorsunuz, diğer yandan fındık bahçelerinin çevresini maden ruhsatlarıyla kuşatıyorsunuz. Niyetiniz üreticiyi toprağından koparmak mı?” sözleriyle iktidarın politikalarına tepki gösterdi. “ÜRETİCİMİZ DE TOPRAKLARIMIZ DA SAHİPSİZ DEĞİLDİR” Konuşmasının sonunda Karadeniz halkının doğasına, suyuna, toprağına ve üretimine sahip çıkmaya devam edeceğini belirten Gezmiş, çevre mücadelesinin büyüyerek süreceğini ifade etti. Gezmiş, “Üreticimiz de topraklarımız da sahipsiz değildir. Biz çocuklarımıza talan edilmiş bir memleket değil; doğasıyla, suyuyla, toprağıyla yaşayan onurlu bir gelecek bırakmak istiyoruz” dedi. Sekü’deki çevre nöbetini Karadeniz’in ortak vicdanı olarak nitelendiren Gezmiş, “Selam olsun Sekü’de ateş başında doğasını, suyunu ve toprağını koruyan cesur yürekli dostlarıma” sözleriyle konuşmasını tamamladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.