Hava Durumu

#Eşitlik

giresunsonhaber - Eşitlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Eşitlik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

YAĞLIDERE BELEDİYE BAŞKANI YAŞAR İBAŞ’TAN TRAFİK CEZASI TEPKİSİ Haber

YAĞLIDERE BELEDİYE BAŞKANI YAŞAR İBAŞ’TAN TRAFİK CEZASI TEPKİSİ

YAĞLIDERE BELEDİYE BAŞKANI YAŞAR İBAŞ’TAN TRAFİK CEZASI TEPKİSİ Yağlıdere Belediye Başkanı Yaşar İbaş, ilçede ve Yağlıdere-Alucra güzergâhında yapılan trafik ve asayiş uygulamalarına sosyal medya hesabından tepki gösterdi. İbaş, denetimlerin Yağlıdere hattında yoğunlaştığını savunurken, açıklama denetimlerde eşitlik ve trafik kurallarına uyum sorumluluğu başlıklarını birlikte gündeme taşıdı. Yağlıdere Belediye Başkanı Yaşar İbaş, Giresun’da trafik ve asayiş uygulamalarının ilçeler arasında dengeli yürütülmediğini belirterek sosyal medya hesabından açıklama yaptı. İbaş, Yağlıdere’den Alucra yönüne uzanan güzergahta sık sık denetim yapıldığını, bu durumun vatandaşta rahatsızlık oluşturduğunu ve özellikle yayla yollarını kullanan Yağlıderelilerin uygulamalardan olumsuz etkilendiğini ifade etti. İbaş’ın açıklaması, bir yandan trafik ve asayiş denetimlerinde ilçe bazlı yoğunluk iddiasını gündeme taşırken, diğer yandan yüksek tutarlı cezaların vatandaş üzerindeki ekonomik etkisi ve trafik güvenliğinin kamu yararı boyutunu tartışmaya açtı. “ARTIK BIÇAK KEMİĞE DAYANDI” İbaş, sosyal medya hesabındaki açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Yıllarca Devletimize olan sevgimizden, saygımızdan hep sustuk, sineye çektik, vardır bir bildikleri dedik ama artık bıçak kemiğe dayandı. Bu Giresun’da Yağlıdere’den başka çevirme, asayiş uygulaması yapılacak başka ilçe yok mu? Turizm ile adı geçen ilçelerde ve yayla yollarında hiçbir uygulama yokken, bizim Yağlıdere’den Alucra’ya her 10 km’de bir saat başı uygulama var, artık insanlara nefes alıyorsun, kaşın üstünde gözün var diye ceza kesiliyor, asgari ücret 28 bin ama gencecik çocuklara peynir ekmek gibi 100 bin 200 bin ceza, yazıktır, günahtır. Artık Yağlıdereliler kendi yaylalarına değil illallah ettikleri için başka ilçelerin yaylalarına gider oldular. Adaletse her yere herkese adalet, o zaman amenna... Köydeyse, yayla yollarına, köy ve yayla elektriğine gelirken bize yok, ceza uygulamasına gelirken hay maşallah bize hamuduyla... Alınan, gönül koyan olacaktır, yanlışıyla doğrusuyla, siyasi bedeli şahsen ödenmek üzere, benim görevim Yağlıderelilerin hakkını savunmaktır.” DENETİMLERDE EŞİTLİK VE ŞEFFAFLIK TALEBİ Başkan İbaş’ın açıklamasındaki ilk eleştiri, trafik ve asayiş uygulamalarının Yağlıdere-Alucra hattında yoğunlaştığı iddiasına dayanıyor. İbaş, Giresun’un farklı turizm bölgeleri, yayla yolları ve ilçe güzergâhlarında aynı yoğunlukta denetim yapılmadığını savunarak uygulamaların tüm ilçelere dengeli biçimde yayılması gerektiğini dile getirdi. Bu çıkış, yalnızca ceza tutarlarına yönelik bir tepki olarak değil; kamu hizmetinin ilçeler arasında dengeli yürütülmesi, denetimlerin vatandaş nezdinde adil algılanması ve uygulama politikasının şeffaf biçimde açıklanması yönünde kurumsal bir eleştiri olarak öne çıktı. Trafik ve asayiş denetimlerinin amacı kamu düzenini, yol güvenliğini ve can güvenliğini sağlamak olmalıdır. Ancak denetimlerin belirli bir ilçe veya güzergâhta yoğunlaştığı algısı güçlenirse, vatandaşta uygulamaların güvenlik amacıyla değil, cezalandırma baskısıyla yürütüldüğü düşüncesi oluşabilir. YÜKSEK CEZALAR SOSYAL VE EKONOMİK YÜK OLUŞTURUYOR İbaş, açıklamasında yüksek tutarlı trafik cezalarının özellikle genç sürücüler ve aileler üzerinde oluşturduğu ekonomik yüke dikkat çekti. Asgari ücretle geçinen hanelerde 100 bin lirayı, 200 bin lirayı bulan cezalar yalnızca bireysel yaptırım olarak kalmıyor; aile bütçesini, çalışma hayatını ve sosyal yaşamı da doğrudan etkiliyor. Trafik cezalarının caydırıcı olması kamu güvenliği açısından önem taşır. Buna karşılık ceza uygulamalarında ölçülülük, ihlalin niteliği, tekrar durumu, sürücü davranışı ve kamu güvenliğine yönelik risk birlikte değerlendirilmelidir. Denetim politikası, vatandaşın günlük yaşamını zorlaştıran bir baskı aracına dönüşmeden, yol güvenliğini güçlendiren bir kamu hizmeti olarak yürütülmelidir. TRAFİK KURALLARINA UYUM ÇAĞRISI DA BEKLENİRDİ İbaş’ın açıklamasında ikinci tartışma başlığı, trafik kurallarına uyum sorumluluğu üzerinden şekillendi. Denetimlerin yoğunluğu ve ceza tutarları eleştirilirken, genç sürücüler başta olmak üzere tüm vatandaşların trafik kurallarına uymaya davet edilmesi de aynı metin içinde yer alması beklenen kamusal bir sorumluluk olarak öne çıktı. Hız yapmak, hatalı sollama yapmak, alkollü ya da ehliyetsiz araç kullanmak, emniyet kemeri takmamak, motosiklette kask kullanmamak ve tehlikeli sürüş davranışlarında bulunmak yalnızca idari para cezasıyla sınırlı ihlaller değildir. Bu davranışlar sürücünün, yolcuların ve aynı yolu kullanan diğer vatandaşların hayatını doğrudan tehlikeye atar. Özellikle genç sürücülerin hız ve sürüş kurallarına uymaması, sadece kendi can güvenliklerini değil; ailelerin, çocukların, yayla yoluna çıkan sürücülerin ve yol çevresindeki insanların güvenliğini de riske sokar. Bu nedenle trafik cezalarına yönelik eleştiri, kuralsız sürüşü haklı gösteren bir dile dönüşmemelidir. KAMU GÖREVİ SORUMLULUK ÇAĞRISINI DA GEREKTİRİR Yerel yöneticilerin denetimlerde eşitlik, ölçülülük ve şeffaflık istemesi demokratik temsil görevinin parçasıdır. Belediye başkanlarının vatandaşın yaşadığı ekonomik yükü, uygulama yoğunluğunu ve ilçeler arası denge sorununu gündeme taşıması doğal bir kamu görevidir. Bununla birlikte kamu görevi yürüten kişilerin, ceza uygulamalarını eleştirirken trafik kurallarına uyum çağrısını da açık biçimde yapması beklenir. Çünkü trafik denetimleri yalnızca ceza politikası değil, can güvenliği meselesidir. Vatandaşın hakkını savunan bir açıklamanın, aynı zamanda sürücüleri hızdan, tehlikeli sürüşten ve kural ihlallerinden uzak durmaya çağırması, tartışmayı daha güçlü ve dengeli bir zemine taşır. İLÇE BAZLI VERİLER AÇIKLANMALI Giresun’da 2026 yılına ilişkin ilçe bazlı trafik cezası sayıları, ceza tutarları, ihlal türleri ve uygulama noktaları kamuoyuyla paylaşılmadığı sürece Yağlıdere’de dile getirilen denetim yoğunluğu iddiası eksik bilgiyle tartışılacaktır. Yağlıdere’nin il nüfusu içindeki payı, ilçedeki araç yoğunluğu, yayla sezonunda artan trafik hareketliliği, uygulama noktalarının sayısı, kesilen cezaların toplam tutarı ve ihlal türleri birlikte değerlendirilmeden sağlıklı bir sonuca varılamaz. İl genelinde hangi ilçede kaç denetim yapıldığı, kaç sürücüye ceza kesildiği, toplam ceza miktarının ne olduğu ve cezaların hangi ihlallerde yoğunlaştığı açıklanırsa, Yağlıdere’deki tepkinin dayandığı zemin somut biçimde değerlendirilebilir. Bu açıklık hem vatandaşın denetime güvenini artırır hem de kamu kurumlarının uygulama politikasını daha anlaşılır hale getirir. DENETİM ADALETİ VE CAN GÜVENLİĞİ AYNI ZEMİNDE ELE ALINMALI Yağlıdere Belediye Başkanı Yaşar İbaş’ın açıklaması, ilçede trafik ve asayiş uygulamalarına ilişkin biriken rahatsızlığı görünür hale getirdi. Bu rahatsızlık yalnızca ceza kesilmesine karşı bir tepki olarak değil; denetimlerin hangi ölçütlerle, hangi yoğunlukta ve hangi ilçelerde uygulandığına ilişkin şeffaflık talebi olarak da değerlendirilmelidir. Yağlıdere-Alucra hattı ve yayla yolları özellikle yaz aylarında yoğun kullanılan güzergâhlar arasında yer alıyor. Bu yollarda denetim yapılması kamu güvenliği açısından gereklidir. Ancak denetimlerin adil, ölçülü, açıklanabilir ve tüm ilçeler arasında dengeli biçimde yürütülmesi, vatandaşın devlete ve kamu uygulamalarına duyduğu güven açısından önem taşır. Trafik güvenliği ile denetim adaleti birbirinin karşısına konulmadan ele alınmalıdır. Kurallara uymayan sürücülere yönelik yaptırım uygulanmalı; bununla birlikte uygulamaların ilçeler arasında dengesizlik algısı oluşturmayacak biçimde planlanması, Giresun genelinde trafik denetimlerine duyulan güveni güçlendirecektir.

CHP’NİN 23 NİSAN BİLDİRİSİ GİRESUN’DA OKUNDU: “MİLLİ EGEMENLİK VESAYET ALTINDA” Haber

CHP’NİN 23 NİSAN BİLDİRİSİ GİRESUN’DA OKUNDU: “MİLLİ EGEMENLİK VESAYET ALTINDA”

CHP’NİN 23 NİSAN BİLDİRİSİ GİRESUN’DA OKUNDU: “MİLLİ EGEMENLİK VESAYET ALTINDA” Cumhuriyet Halk Partisi’nin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında hazırladığı ortak basın açıklaması, Giresun’da İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde kamuoyuna açıklandı. CHP Giresun İl Örgütü’nün düzenlediği açıklamada milli egemenlik, seçilmiş iradeye müdahale, çocukların yaşam hakkı, okul güvenliği ve eğitim politikaları başlıkları öne çıktı. CHP’nin merkez metninde ayrıca çocuklar için 23 maddelik manifesto da ilan edildi. BİLDİRİ İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ ÖNÜNDE OKUNDU CHP’nin 23 Nisan bildirisi, Giresun Valiliği binasında bulunan İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde okundu. Açıklamaya partililer ile yurttaşlar katıldı. Metinde 23 Nisan 1920’nin, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunun ilan edildiği tarih olduğu vurgulandı. CHP, 23 Nisan’ın yalnızca bir bayram değil, milli iradenin ve halkın kendi kaderini tayin hakkının sembolü olduğunu kayda geçirdi. MİLLİ EGEMENLİK VE SEÇİLMİŞ İRADE BAŞLIĞI Açıklamada, “23 Nisan 2026 Türkiye’sinde ‘Milli Egemenlik’ kavramı, iktidarın eliyle ağır bir vesayet altına alınmış durumdadır” ifadesi kullanıldı. Metinde ayrıca cumhurbaşkanı adayı, seçilmiş belediye başkanları ve parti yöneticilerine yönelik yargı süreçleri ele alındı; “Seçilmiş iradeye yapılan müdahale, halkın kararına saldırıdır” denildi. Açıklamada, demokrasinin yalnızca sandığın kurulmasıyla sınırlı olmadığı, sandıktan çıkan iradenin korunmasının da demokratik düzenin parçası olduğu vurgulandı. ÇOCUKLARIN YAŞAM HAKKI VE OKUL GÜVENLİĞİ GÜNDEMDE CHP’nin metninde çocukların yaşam koşulları ve güvenliği de geniş yer tuttu. Açıklamada, son bir yılda 1.538 çocuğun dışsal yaralanma ve zehirlenme nedeniyle hayatını kaybettiği, 2025 yılında en az 94 çocuğun çalışırken yaşamını yitirdiği, son 10 yılda çocuk işçi ölümlerinin 836’ya ulaştığı belirtildi. Metinde okullarda yaşanan şiddet olayları da sıralandı; 14 Nisan’da Şanlıurfa’daki saldırıda 16 kişinin yaralandığı, 15 Nisan’da Kahramanmaraş’taki saldırıda 1 öğretmen ile 9 öğrencinin hayatını kaybettiği ve 13 öğrencinin yaralandığı, 18 Nisan’da Diyarbakır’da paratoner eksikliği nedeniyle 2 çocuğun öldüğü, 1 çocuğun ağır yaralandığı ifade edildi. CHP, Eylül 2023’ten bu yana okullarda 47 şiddet ve saldırı olayı yaşandığını, bu süreçte okul güvenliği ve teknik eleman eksikliği nedeniyle 23 kişinin, MESEM’lerde ise 18 çocuğun hayatını kaybettiğini açıkladı. 23 MADDELİK ÇOCUK MANİFESTOSU AÇIKLANDI CHP, 23 Nisan metniyle birlikte “Çocuklar İçin Sağlıklı, Mutlu, Güvenli ve Özgür Gelecek Manifestosu”nu da kamuoyuna duyurdu. Resmî teşkilat sayfasında yayımlanan metinde 23 talep şu şekilde sıralandı: Devletin eğitim sorumluluğunun dernek, vakıf, cemaat, tarikat, STK, siyasi yapı ve benzeri üçüncü taraflara devredilmemesi; eğitimin laik, bilimsel ve çağdaş esaslarla yürütülmesi. Okullara silah girişinin engellenmesi ve okullara çocuk pedagojisi eğitimi almış 65 bin kadrolu güvenlik görevlisi atanması. Hiçbir çocuğun sağlık hizmetinden mahrum kalmaması için okullara 75 bin kadrolu okul sağlığı hemşiresi atanması. Tüm kademelerde temiz içme suyu ve bir öğün okul yemeğinin ücretsiz sağlanması. Yoksulluk, ihmal, şiddet ve suça sürüklenme riskine karşı erken müdahaleyi esas alan okul-aile-toplum iş birliğine dayalı okul sosyal hizmet programı kurulması. Akran zorbalığı, bağımlılık ve şiddetle mücadelede bilimsel, sürekli ve izlenebilir önleyici programların tüm okullarda uygulanması. Şiddeti besleyen medya içerikleri, cezasızlık algısı ve bireysel silahlanmaya karşı kapsamlı sosyal politika ve sosyal hizmet eylem planı hazırlanması. Yeterli sayıda rehber öğretmen atanması ve öğrencilerin duygusal, sosyal ve bilişsel gelişimini izleyen güçlü bir psikososyal destek sistemi kurulması; Rehberlik Araştırma Merkezlerinin ruh sağlığı meslek elemanlarıyla güçlendirilmesi. Okul yöneticileri ile öğretmenlerin mesleki saygınlığının yeniden tesis edilmesi; yetki ve sorumluluklarının güçlendirilmesi; adil ve etkili disiplin mekanizmalarının yeniden kurulması. Okul-aile birliklerinin yalnızca para toplama aracı olmaktan çıkarılıp okul-aile-toplum iş birliğini güçlendiren etkin mekanizmalara dönüştürülmesi. Aileleri destekleyen ve sağlıklı ebeveynlik becerilerini güçlendiren bilimsel temelli programların yaygınlaştırılması. Okulların ihtiyaçlarını velilerden bağış toplayarak değil, öğrenci sayısına göre düzenli gönderilecek okul bütçeleriyle karşılaması. Okullar ve bölgeler arasındaki altyapı ve donanım eşitsizliklerinin giderilmesi; her çocuğun nitelikli eğitim için gerekli imkânlara erişmesinin sağlanması. Okulların yalnızca ders yapılan beton binalar değil; sosyal, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetlerle zenginleşen, güvenli, yeşil, erişilebilir ve çocuk dostu “mutlu ve yaşayan okullar” haline getirilmesi. Okul öncesi eğitimin her çocuk için en az bir yıl ücretsiz ve zorunlu kamusal hak haline getirilmesi. Okul dışında kalan çocukların örgün eğitime devamını sağlayacak etkin izleme ve takip sistemlerinin kurulması. Yoksul çocuklara barınma ve burs desteği verilmesi, köy okullarının yeniden açılması. Mesleki ve teknik eğitimin çocuk işçiliğine ve emek sömürüsüne izin vermeyecek biçimde düzenlenmesi; çocukların iş gören değil iş öğrenen bireyler olarak nitelikli eğitim almasının sağlanması. Ölçme ve değerlendirme sisteminin çocukları yarıştıran ve eleyen yapıdan çıkarılıp çok boyutlu ve adil hale getirilmesi. Eğitimde dijitalleşmenin eşitsizlik yaratmaması; tüm çocukların teknolojiye güvenli, eşit ve nitelikli erişiminin sağlanması ve dijital okuryazarlığın güçlendirilmesi. Tüm okulların depreme dayanıklı hale getirilmesi, afetlere hazırlık eğitimlerinin zorunlu kılınması ve her okulda uygulanabilir acil durum planlarının hayata geçirilmesi. Ücretli öğretmenliğin kaldırılması ve tüm sınıfların kadrolu öğretmenlerle buluşturulması. Cumhuriyet’in temel değerlerine bağlı, fikri hür, vicdanı hür ve irfanı hür nesiller yetiştirilmesi; çocukların ve gençlerin bilgiyle birlikte etik değerler, kültür, sanat, spor, sürdürülebilirlik ve eşitlik anlayışıyla donatılması. “ÇOCUKLARI KORUMAK DEVLETİN ASLİ GÖREVİDİR” Manifestonun sonunda “Çocukları korumak bir tercih değil, devletin asli görevidir” ifadesi yer aldı. CHP, güvenli, nitelikli, bilimsel, laik, kamusal, parasız, eşit, kapsayıcı ve özgür bir eğitim sisteminin vaat değil hak olduğunu vurguladı. Metin, çocukların sağlıklı büyümesi, kendini güvende hissetmesi, eşit olanaklara sahip olması ve nitelikli eğitimle geleceğe hazırlanması hedefiyle tamamlandı. Açıklama “Yaşasın Cumhuriyet” vurgusuyla sona erdi.

GİRESUN BELEDİYESİ, KADIN DOSTU KENTLER PROGRAMINDA Haber

GİRESUN BELEDİYESİ, KADIN DOSTU KENTLER PROGRAMINDA

GİRESUN BELEDİYESİ, KADIN DOSTU KENTLER PROGRAMINDA 25 BELEDİYEYLE ORTAK MASADA Giresun Belediyesi, Kadın Dostu Kentler Programı’nın 3. fazı kapsamında Ankara’da düzenlenen çalıştayda yer aldı. Program, kadınların kent yaşamında eşit, güvenli ve engelsiz biçimde var olmasını hedefliyor. Giresun Belediyesi, Kadın Dostu Kentler Programı’nın 3. fazında Türkiye’nin 7 bölgesinden seçilen 25 belediye arasında çalışmalarını sürdürüyor. Ankara’da düzenlenen iki günlük çalıştayda, kadın-erkek eşitliğinin yerel yönetim politikalarına daha güçlü biçimde yerleştirilmesi, belediyelerde eşitlik odaklı kurumsal yapıların güçlendirilmesi ve kent hizmetlerinin bu anlayışla yeniden şekillendirilmesi masaya yatırıldı. Giresun Belediyesi’ni çalıştayda Sosyal Hizmetler Müdürü Gizem Kılıç temsil etti. Çalışmaya, Türkiye Belediyeler Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Şengül Altan Arslan, UNFPA Türkiye Temsilcisi Mariam Khan ile programa dahil olan 25 belediyenin daire başkanları ve temsilcileri katıldı. Çalıştayda, programa katılan belediyeler kadın dostu uygulamalara ilişkin deneyimlerini birbirleriyle paylaştı. Yerel yönetimlerde son dönemde atılan adımlar değerlendirildi, uygulama örnekleri ele alındı ve belediyelerin önümüzdeki dönemde izleyeceği yol haritası üzerinde duruldu. EŞİTLİK VİZYONU KURUMLAŞIYOR Toplantının ana başlıkları arasında belediyelerde Yerel Eşitlik Birimlerinin kurulması ve güçlendirilmesi, Yerel Eşitlik Eylem Planlarının hazırlanması ve uygulanması ile kadın-erkek eşitliğini esas alan stratejik yaklaşımın yerel yönetim mekanizmalarına yerleştirilmesi öne çıktı. Türkiye Belediyeler Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Şengül Altan Arslan, kadın dostu kent anlayışının yalnızca sosyal projelerle sınırlı bir başlık olmadığını, belediyelerin bütçe, politika ve hizmet süreçlerinin tamamına eşitlik perspektifi yerleştiren stratejik bir yaklaşım olduğunu vurguladı. Arslan, bu anlayışın kalıcı hale gelmesi için belediyelerde daire başkanlığı düzeyinde sahiplenme ve kurumsal entegrasyon gerektiğini ifade etti. UNFPA Türkiye Temsilcisi Mariam Khan da programın bugüne kadar önemli kazanımlar ürettiğini belirterek, katılımcılık ile kadın-erkek eşitliğinin belediyelerin tüm çalışmalarına entegre edilmesinin kritik önem taşıdığını söyledi. Khan, yerelde ortaya çıkan ihtiyaçların planlara ve hizmetlere daha etkin biçimde yansıtılmasının kadın dostu kent hedefi açısından belirleyici olduğuna dikkat çekti. 25 BELEDİYE AYNI HEDEF İÇİN ÇALIŞIYOR Kadın Dostu Kentler Programı kapsamında bugüne kadar 15 Yerel Eşitlik Birimi ve 17 Eşitlik Komisyonu kuruldu. Programda yer alan 11 belediye ise Yerel Eşitlik Eylem Planlarını uygulamaya başladı. Belediyeler, Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlükleri bünyesinde kurdukları danışma merkezleriyle de kadın-erkek eşitliğine yönelik hizmet kapasitesini artırdı. 2026 yılı boyunca sürecek eğitimler, mentorluk desteği ve uygulama kılavuzlarıyla, programa dahil olan 25 belediyenin tamamında Yerel Eşitlik Eylem Planlarının hazırlanması ve uygulamaya alınması hedefleniyor. KASIM 2027’YE KADAR DEVAM EDECEK Kadın Dostu Kentler Programı, Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı koordinasyonunda yürütülüyor. Program, Avrupa Birliği’nin finansal desteğiyle, UNFPA Türkiye ve Türkiye Belediyeler Birliği ortaklığında uygulanıyor. Türkiye’nin 7 bölgesinden 25 kent belediyesi, yerel düzeyde kadın-erkek eşitliğinin güçlendirilmesi amacıyla Kasım 2027’ye kadar ortak çalışmalarını sürdürecek. Giresun Belediyesi’nin bu süreçte yer alması, kentte eşitlik temelli yerel yönetim anlayışının güçlendirilmesi açısından önemli bir adım olarak öne çıkıyor.

CHP’Lİ EJDEROĞLU: KADINLARIN YEREL SİYASETTEKİ HAKKI CUMHURİYET DEVRİMİDİR Haber

CHP’Lİ EJDEROĞLU: KADINLARIN YEREL SİYASETTEKİ HAKKI CUMHURİYET DEVRİMİDİR

CHP’Lİ EJDEROĞLU: KADINLARIN YEREL SİYASETTEKİ HAKKI CUMHURİYET DEVRİMİDİR CHP Giresun İl Kadın Kolları Başkanı Ayşegül Ejderoğlu, 3 Nisan 1930 tarihli Belediye Kanunu’nun 96. yılı dolayısıyla yaptığı açıklamada, kadınların yerel siyasette seçme ve seçilme hakkının Cumhuriyet’in en büyük kazanımlarından biri olduğunu vurguladı; kayyum uygulamalarına, kadın temsilinin hedef alınmasına ve halk iradesine müdahaleye tepki gösterdi. CHP Giresun İl Kadın Kolları Başkanı Ayşegül Ejderoğlu, 3 Nisan 1930 tarihli Belediye Kanunu’nun kabulünün ve kadınların yerel siyasette seçme ve seçilme hakkı kazanmasının 96. yıl dönümünde yayımladığı açıklamada, bu düzenlemenin Türkiye Cumhuriyeti’nin kadın-erkek eşitliği yolundaki en köklü devrimlerinden biri olduğunu söyledi. Ejderoğlu, Belediye Kanunu’nun yalnızca yerel yönetim yapısını değiştirmediğini, aynı zamanda Türk kadınının siyasal yaşama doğrudan katılımının da önünü açtığını belirtti. Açıklamada, Artvin Kılıçkaya’da seçilen ilk kadın belediye başkanı Sadiye Hanım ile ilk kadın muhtar Gül Esin de anıldı. Kadınların siyasette kazandığı hakların bugün de korunması gereken temel Cumhuriyet değerleri arasında yer aldığını ifade eden Ejderoğlu, gerici anlayışların ve kadınları siyaset dışına iten politikaların bu kazanımları hedef aldığını savundu. KAYYUM TEPKİSİ: BELEDİYELER HALKINDIR Ejderoğlu, açıklamasında kayyum uygulamalarını da sert sözlerle eleştirdi. Belediyelerin halk iradesiyle yönetilmesi gerektiğini vurgulayan Ejderoğlu, kadın belediye başkanlarının hedef alınmasına ve yerel yönetimlerin atanmış isimlerle şekillendirilmek istenmesine karşı çıktıklarını söyledi. “Belediyeler, sarayların değil, halkındır” vurgusunu öne çıkaran açıklamada, yerel yönetimlerin doğrudan halkın temsil alanı olduğu ve bu anlayıştan geri adım atılmayacağı mesajı verildi. CHP’li belediyelerin sosyal belediyecilik uygulamalarını da sıralayan Ejderoğlu, son iki yılda 801 kreş, 77 öğrenci yurdu, 172 Kent Lokantası ile 173 Halk Market, Halk Mandıra ve Halk Ekmek noktasının hizmete alındığını belirtti. Bu hizmetlerin, halkın sosyal ihtiyaçlarına doğrudan yanıt verdiği ifade edildi. “EŞİTLİKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ” Ejderoğlu, Cumhuriyet kadınlarının hem halk için çalışmayı hem de eşitlik mücadelesini sürdüreceğini belirterek, kadınların siyasetin asli unsuru olduğunu söyledi. Açıklamada, tam demokrasinin ancak kadınların eşit temsiliyle mümkün olacağı görüşü de dile getirildi. CHP Kadın Kolları’nın ortak basın açıklamasını Giresun’da kamuoyuyla paylaşan Ayşegül Ejderoğlu, kadınların yerel yönetimlerde ve karar alma mekanizmalarında eşit, güçlü ve kalıcı biçimde var olması için mücadeleyi sürdüreceklerini kaydetti.

GİRESUN’DA KADIN EMEĞİ SAHADA: SÜPÜRGEDE EŞİTLİK TARTIŞMASI Haber

GİRESUN’DA KADIN EMEĞİ SAHADA: SÜPÜRGEDE EŞİTLİK TARTIŞMASI

GİRESUN’DA KADIN EMEĞİ SAHADA: SÜPÜRGEDE EŞİTLİK TARTIŞMASI Giresun’da belediye bünyesinde sokak temizliğinde çalışan kadın işçiler üzerinden büyüyen tartışma, tek bir soruya dayanıyor: Bu tablo fırsat eşitliğinin sonucu mu, yoksa görev dağılımında görünmeyen bir adaletsizliğin işareti mi? Eldeki veriler, kesin hüküm için yetersiz; ancak mevzuat ve uluslararası literatür, hangi soruların sorulması gerektiğini açık biçimde ortaya koyuyor. Giresun’da sokaklarda süpürge ve kürekle çalışan kadın belediye işçileri, yalnızca günlük temizlik hizmetinin parçası değil; çalışma yaşamında eşitlik, liyakat ve görev dağılımı tartışmasının da merkezinde duruyor. Bu kadınların eğitim düzeyleri, önceki iş tecrübeleri, mesleki yeterlilikleri ve belediye içinde başka birimlerde değerlendirilmelerinin mümkün olup olmadığı şu aşamada kamuya açık verilerle net biçimde bilinmiyor. Aynı şekilde, eğitim ve beceri profili benzer başka çalışanların daha hafif ya da kapalı alan görevlerde istihdam edilip edilmediği de bilinmiyor. Tam da bu nedenle mesele, peşin hükümle değil; belgeli araştırmayla ele alınmak zorunda. Türkiye’de hukuki çerçeve açık. Anayasa’nın 10. maddesi kadınlar ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğunu düzenliyor. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 5. maddesi, iş ilişkisinde dil, ırk, cinsiyet ve benzeri nedenlerle ayrım yapılamayacağını hükme bağlıyor. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ise işverene, çalışanların sağlık ve güvenliğini sağlama, riskleri önleme, eğitim verme ve uygun koruyucu tedbirleri alma yükümlülüğü yüklüyor. Başka bir ifadeyle, kadınların belediye temizlik işinde çalışması tek başına hukuka aykırı değil; hukuka aykırılık, eşit fırsatın bozulduğu, terfi yollarının kapandığı, sağlık ve güvenliğin ihmal edildiği noktada başlıyor. Uluslararası çalışma normları da aynı çizgiyi destekliyor. ILO’nun 111 sayılı Ayrımcılık (İş ve Meslek) Sözleşmesi, istihdam ve meslekte eşit fırsat ve eşit muamelenin güvence altına alınmasını esas alıyor. Aynı sözleşme, yalnızca işin doğasından kaynaklanan zorunlu niteliklerin ayrımcılık sayılmayacağını belirtiyor. Bu da şu anlama geliyor: Bir çalışanın saha işinde bulunması, işin gereklerinden doğuyorsa sorun başka; fakat aynı nitelikteki personel arasında cinsiyet, bağlantı, kayırma ya da kurumsal tercih nedeniyle dengesiz dağılım oluşuyorsa, orada eşitlik tartışması doğrudan başlıyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın atık yönetimi ve toplumsal cinsiyet üzerine yayımladığı çalışmalar, atık sektörünün sanıldığı gibi “nötr” olmadığını, kadınların sektör içinde çoğu zaman alt basamak, düşük gelirli ve daha görünmez işlerde yoğunlaştığını ortaya koyuyor. UNEP’in değerlendirmelerine göre toplumsal cinsiyet rolleri ve yerleşik kalıplar, kadınların karar verici ve daha yüksek ücretli pozisyonlara erişimini sınırlayabiliyor. Bu nedenle kadınların temizlik ve atık işlerinde bulunması, otomatik olarak eşitlik göstergesi kabul edilmiyor; asıl ölçü, kadınların sadece en zor ve en alt kademelerde mi yoğunlaştığı sorusunda düğümleniyor. Bilimsel literatür, bu iş kolunun aynı zamanda ciddi bir iş sağlığı ve güvenliği alanı olduğunu gösteriyor. 2023 tarihli küresel sistematik derleme, sanitasyon ve atık işçilerinin çok sayıda mesleki tehlikeye maruz kaldığını; kas-iskelet sistemi sorunları, solunum yolu etkilenmeleri, yaralanmalar ve çeşitli iş kazalarının bu alanda öne çıktığını ortaya koydu. Daha önce yayımlanan sistematik incelemeler de atık ve geri dönüşüm sektöründe çalışanların biyolojik, kimyasal, fiziksel ve ergonomik risklerle karşı karşıya olduğunu vurguladı. Bu nedenle tartışma yalnızca “kadın bu işi yapar mı” tartışması değil; “bu iş nasıl, hangi ekipmanla, hangi eğitimle ve hangi korumayla yaptırılıyor” sorusudur. Burada düğümlenen diğer bir konu: Bu kadınların eğitimleri ve geçmiş deneyimleri, belediye içinde daha farklı bir görevde değerlendirilmelerine uygun muydu? Bu sorunun bugün itibarıyla yanıtı bilinmiyor. Belediyede çağrı merkezi, evrak, veri giriş, çevre farkındalık çalışmaları, geri dönüşüm koordinasyonu, saha planlama, denetim destek, sosyal hizmet veya başka idari operasyonlarda görev alabilecek nitelikte olup olmadıkları açıklanmış değil. Aynı biçimde, benzer eğitim ya da kıdemdeki başka personelin daha hafif işlerde görev yapıp yapmadığı da kamuoyuna yansımış değil. “Torpili olmadığı için sokakta çöp topluyorlar” cümlesini, bugünkü bilgi düzeyiyle söylemek imkansız. Ancak şu şekilde sorabiliriz: Belediyede görev dağılımı, liyakat ve şeffaf ölçütlere göre mi yapılıyor; yoksa benzer nitelikteki personel arasında görünmeyen bir ayrışma mı var? Araştırmanın bundan sonraki ayağında bakılması gereken başlıklar da nettir: Bu çalışanların kadro unvanları, eğitim durumları, hizmet süreleri, görev tanımları, işe alım ilanları, kurum içi yer değiştirme uygulamaları, benzer nitelikteki erkek ve kadın çalışanların birim dağılımı ve varsa terfi geçmişleri. Bu belgeler görülmeden “adaletsizlik var” demek de, “her şey eşit yürütülüyor” demek de erken olur. Ancak ulusal mevzuat ve uluslararası literatür birlikte okunduğunda, belediyelerin yalnızca kadın istihdamı yaratmakla değil, o istihdamı adil, güvenli ve yükselmeye açık biçimde örgütlemekle yükümlü olduğu çok açık. Soru artık sadece sokaktaki süpürge değildir. Asıl soru, belediye içinde eşitliğin gerçekten bütün koridorlarda işleyip işlemediğidir. Kaynaklar: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası md. 10. 4857 sayılı İş Kanunu md. 5 ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu resmi mevzuat metinleri. ILO Convention No. 111 ve ILO eşitlik/ayrımcılık belgeleri. UNEP “Gender and Waste Management” ve ilişkili raporlar. Atık ve sanitasyon işçilerinde mesleki risklere ilişkin sistematik derlemeler.

PARİS’TE 8 MART BULUŞMASI: Haber

PARİS’TE 8 MART BULUŞMASI:

PARİS’TE 8 MART BULUŞMASI: CHP PARİS BİRLİĞİ’NDEN DAYANIŞMA VE ÖRGÜTLENME MESAJI CHP Paris Birliği’nin 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla Fransa’nın başkenti Paris’te düzenlediği etkinlikte, kadın hakları, eşitlik, dayanışma ve yurtdışı örgütlenmesi vurgusu öne çıktı. Programa CHP Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş ile CHP Gaziantep Şehitkamil İlçe Başkanı Hurşit Yıldırım da katıldı. Etkinlikte yeni üyelere rozet takılırken, parti çalışmaları içinde emek veren isimlere plaket takdim edildi. Cumhuriyet Halk Partisi’nin resmi yurtdışı yapılanmaları arasında yer alan CHP Paris Birliği, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında Paris’te özel bir program düzenledi. Kadın emeği, eşit yurttaşlık, özgürlük ve demokratik dayanışma başlıklarının öne çıktığı buluşma, aynı zamanda partinin yurtdışındaki örgütlenme çalışmalarına da güçlü bir mesaj verdi. Etkinlikte konuşmaların odağında kadınların toplumsal yaşam içindeki yeri, eşitlik mücadelesi ve dayanışmanın önemi yer aldı. Programa katılan CHP Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş ile CHP Gaziantep Şehitkamil İlçe Başkanı Hurşit Yıldırım, 8 Mart’ın yalnızca bir anma günü değil, kadın hakları mücadelesinin tarihsel ve siyasal anlamını hatırlatan önemli bir gün olduğuna dikkat çekti. Programda partinin yeni üyelerine rozetleri takıldı, uzun süredir emek veren partililere ise plaket verildi. Böylece etkinlik, yalnızca 8 Mart kapsamında gerçekleştirilen sembolik bir buluşma olmanın ötesine geçerek, CHP’nin Avrupa’daki örgütsel bağlarını güçlendiren bir organizasyon niteliği kazandı. Etkinliğe CHP Paris Birliği Başkanı Nazım Ergin, CHP Paris Birliği Kadın Kolu Başkanı Emel Koçaslan ve Paris Birliği 91. Bölge Sorumlusu Ramazan Özlü başta olmak üzere çok sayıda partili ve davetli katıldı. Program boyunca birlik, beraberlik ve ortak mücadele mesajları öne çıktı. Paris’teki 8 Mart buluşması, CHP’nin yurtdışındaki yapılanmasının yalnızca seçim dönemleriyle sınırlı olmadığını, kadın hakları, dayanışma ve örgütlü siyaset başlıklarında da aktif bir zemin oluşturmaya çalıştığını bir kez daha ortaya koydu. Etkinlik, diaspora içinde parti aidiyetini güçlendiren ve ortak mücadele fikrini canlı tutan önemli bir buluşma olarak kayda geçti.

CHP KADIN KOLLARI’NDAN 8 MART’TA GÜÇLÜ MESAJ: “ÇARE EŞİTLİKTEDİR” Haber

CHP KADIN KOLLARI’NDAN 8 MART’TA GÜÇLÜ MESAJ: “ÇARE EŞİTLİKTEDİR”

CHP KADIN KOLLARI’NDAN 8 MART’TA GÜÇLÜ MESAJ: “ÇARE EŞİTLİKTEDİR” Cumhuriyet Halk Partisi Kadın Kolları Genel Başkanlığı, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla yayımladığı açıklamada; kadınlara yönelik şiddet, yoksulluk, güvencesizlik, eşitsiz ücret, bakım yükü ve cezasızlık politikalarına sert tepki gösterdi. Açıklamada, kadınların yaşam hakkı ve özgürlüğü için mücadeleden geri adım atılmayacağı vurgulandı. Cumhuriyet Halk Partisi Kadın Kolları Genel Başkanlığı’nın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla yaptığı basın açıklaması, kadın hakları, toplumsal eşitlik ve sosyal adalet başlıklarında dikkat çeken mesajlar içerdi. Açıklamada, kadınların yalnızca fiziksel şiddetle değil; aynı zamanda yoksulluk, güvencesizlik, ekonomik bağımlılık ve görünmeyen emek sömürüsüyle de mücadele ettiği ifade edildi. Açıklamada, kadınların yaşam hakkının sistematik biçimde tehdit altında olduğu belirtilerek, şüpheli kadın ölümlerinin karanlıkta bırakıldığı ve faillerin cezasızlıkla ödüllendirildiği yönünde güçlü bir eleştiri dile getirildi. Şiddeti önlemekle yükümlü mekanizmaların işletilmemesi ve kadınların kazanılmış haklarına yönelik saldırıların tesadüf olmadığı savunuldu. CHP Kadın Kolları, kadınları eve kapatmaya çalışan anlayışa karşı özgür ve eşit yaşam mücadelesinin süreceğini vurgularken, kadın düşmanı politikalara boyun eğilmeyeceğini açık biçimde ortaya koydu. KADINLAR HEM EVDE HEM İŞTE EŞİTSİZLİKLE KARŞI KARŞIYA Basın açıklamasında kadınların omzundaki görünmeyen bakım yüküne de özel vurgu yapıldı. Çocuk, yaşlı ve engelli bakımının kamusal bir sorumluluk olması gerekirken hâlâ kadınların “doğal görevi” gibi görüldüğü ifade edildi. Kadınların hem ev içinde ücretsiz emek verdiği hem de iş yaşamında ayrımcılık, düşük ücret ve güvencesiz çalışma koşullarıyla karşılaştığı kaydedildi. Açıklamada, kadının ekonomik bağımsızlığı olmadan gerçek özgürlükten söz edilemeyeceği belirtilerek eşit işe eşit ücret talebi güçlü biçimde yinelendi. Aynı işi yapan kadınların daha düşük ücret aldığı, terfilerde geri planda bırakıldığı ve güvencesiz çalışmaya zorlandığı savunuldu. “ATATÜRK’ÜN AÇTIĞI YOLDA MÜCADELE SÜRECEK” Metinde Cumhuriyet değerlerine ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kadınlara kazandırdığı haklara da özel yer verildi. Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının birçok Avrupa ülkesinden önce tanındığı hatırlatılırken, Atatürk’ün kadınları toplumsal yaşamın asli unsuru olarak gören yaklaşımının bugün de yol gösterici olduğu vurgulandı. CHP Kadın Kolları, Genel Başkan Özgür Özel’in liderliğinde kadınları sadece aile içinde değil, hayatın her alanında güçlendiren bir Türkiye mücadelesi verdiklerini belirtti. Yerel yönetimlerin açtığı kreşlerin de kadınların istihdama katılımı açısından önemli bir güvence olduğu ifade edildi. “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN VAZGEÇMİYORUZ” Açıklamanın en dikkat çeken bölümlerinden birini ise kadın haklarına ilişkin temel talepler oluşturdu. İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçilmeyeceği vurgulanırken, 6284 sayılı Kanun’un etkin ve eksiksiz uygulanması gerektiği belirtildi. Eşit işe eşit ücret, kamusal bakım politikaları ve kadın yoksulluğuna karşı daha güçlü sosyal destek mekanizmaları talep edildi. Kadınların özgür olmadığı bir toplumda demokrasinin yalnızca bir kelime olarak kalacağı vurgulanan açıklamada, eşitlik ve adalet mücadelesinin korkmadan, yılmadan ve omuz omuza sürdürüleceği ifade edildi. CHP Kadın Kolları açıklamasında, 8 Mart’ın yalnızca bir anma günü değil, eşitliğe giden yolda bir isyan ve yeniden inşa günü olduğu vurgulandı. New York’ta hak mücadelesi verirken yaşamını yitiren 129 kadın da anılarak, bugünün kadın mücadelesinin tarihsel bir direnişin devamı olduğu ifade edildi. Açıklama, kadın dayanışması ve örgütlü mücadele çağrısıyla sona erdi: “Son sözümüz net ve bakidir. Çare eşitliktedir. Çare Cumhuriyet değerlerimizde, kurtuluş mücadelemizdedir.”

8 MART’TA GÜÇLÜ MESAJ: “YAŞASIN KADINLARIN MÜCADELESİ” Haber

8 MART’TA GÜÇLÜ MESAJ: “YAŞASIN KADINLARIN MÜCADELESİ”

8 MART’TA GÜÇLÜ MESAJ: “YAŞASIN KADINLARIN MÜCADELESİ” 29 Ekim Kadınları Derneği Bulancak temsilcileri Fatma Özlem Sıbıç, Ayşegül Erdoğan, Yıldız Demirel, Hikmet Cindemir ve Nurcan Şahin adına yapılan açıklamada, 8 Mart’ın kadınların eşitlik, özgürlük ve adalet taleplerini yükselttiği bir mücadele günü olduğu vurgulandı. Açıklamada, kadına yönelik şiddetin en ağır insan hakkı ihlallerinden biri olduğu belirtildi. Bulancak’ta 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla yapılan basın açıklamasında, kadın hakları mücadelesinin tarihsel köklerine dikkat çekilirken, bugün de eşitlik, özgürlük, adalet ve laiklik taleplerinin güçlü biçimde savunulduğu mesajı verildi. 29 Ekim Kadınları Derneği Bulancak temsilcileri Fatma Özlem Sıbıç, Ayşegül Erdoğan, Yıldız Demirel, Hikmet Cindemir ve Nurcan Şahin adına yapılan açıklamada, kadınların tarih boyunca ağır bedeller ödeyerek kazandığı hakların korunmasının ve daha ileriye taşınmasının toplumsal bir sorumluluk olduğu ifade edildi. Açıklamada, kadın mücadelesinin simge dönüm noktalarından biri olarak 1857 yılında New York’ta eşit işe eşit ücret talebiyle direnen 129 kadın işçinin yaşamını yitirmesi hatırlatıldı. Bu olayın, dünya kadın hareketinin hafızasında önemli bir yer tuttuğu belirtilirken, kadınların hak arayışının yalnızca geçmişin değil, bugünün de temel mücadele alanlarından biri olduğu vurgulandı. Metinde, Alman sosyalist kadın hakları savunucusu Clara Zetkin’in 1910 yılında 8 Mart’ı Uluslararası Kadınlar Günü fikri olarak gündeme taşıdığı anımsatıldı. Bu tarihsel sürecin, yıllar sonra Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmesiyle uluslararası düzeyde resmiyet kazandığına işaret edildi. Açıklamada, Cumhuriyet’le birlikte kadınların çok önemli haklar elde ettiği, bu kazanımların kadınların kararlı mücadelesiyle daha ileri yasal güvencelere kavuştuğu kaydedildi. Kadına yönelik şiddetin en ağır insan hakkı ihlallerinden biri olduğu belirtilen metinde, bu sorunun toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin açık bir sonucu olduğu ifade edildi. “8 Mart; eşitlik, özgürlük ve adalet taleplerimizi dünyanın dört bir yanındaki kadınlarla omuz omuza, sınırları aşan bir dayanışmayla ve kararlılıkla haykırdığımız mücadele günüdür.” Açıklamada ayrıca, kadınların özgür ve eşit bireyler olarak var olabilmesinin temel güvencelerinden birinin laiklik olduğu vurgulandı. Laikliğin savunulmasının, kadın haklarının savunulmasının ayrılmaz bir parçası olduğu ifade edilerek, kadın mücadelesinin yalnızca sosyal değil, aynı zamanda demokratik ve hukuksal bir zeminde ele alınması gerektiğinin altı çizildi. Atatürk’ün kadınların toplumsal yaşam ve vatan savunmasındaki yerine verdiği öneme de yer verilen açıklamada, “Yeryüzünde her şey kadının eseridir” sözü hatırlatıldı. Bu vurgu ile kadınların tarihsel ve toplumsal rolüne dikkat çekildi. Basın açıklaması, “Yaşasın 8 Mart” ve “Yaşasın kadınların mücadelesi” sözleriyle sona erdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.