Hava Durumu

#Enflasyon

giresunsonhaber - Enflasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Enflasyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

FINDIKTA FİYAT YARIŞI Haber

FINDIKTA FİYAT YARIŞI

FINDIKTA FİYAT YARIŞI FINDIKTA RAKAM YARIŞI DEĞİL, AÇIK MALİYET VE DÜNYA ARZI HESABI GEREKİYOR Yeni Parti Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş’in 350 lira, İYİ Parti’nin Giresun kalite için 320, Levant kalite için 310 lira ve Giresun Ziraat Odasının en az 300 lira olarak açıkladığı fiyat önerileri arasındaki fark, fındık tartışmasının ortak ve denetlenebilir bir maliyet hesabına dayanması gerektiğini gösterdi. Türkiye’nin 704 bin 941 tonluk 2026 rekoltesi esas alınarak üreticiyi koruyacak gerçekçi fiyat; maliyet, enflasyon, refah payı, bölgesel üretim farkı, dünya üretimi, ihracat, Güney Yarım Küre’den gelen ürün ve TMO’nun alım hedefi birlikte değerlendirilerek açıklanmalı. Toprak Mahsulleri Ofisinin 2026 yılı fındık alım fiyatı beklenirken siyasi partiler ve üretici kuruluşlarından farklı rakamlar geliyor. Açıklanan fiyatların 300 liradan başlayarak 350 liraya kadar çıkması, tartışmayı üreticinin gerçek maliyetinden uzaklaştırıp siyasi bir rakam yarışına dönüştürme riski taşıyor. Yeni Parti Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, TMO’nun taban alım fiyatını en az 350 lira olarak açıklamasını, fiyatın enflasyona göre güncellenmesini ve Giresun kalite fındığa en az yüzde 10 kalite farkı verilmesini istedi. İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Enver Yılmaz ise Samsun Milletvekili Erhan Usta ve partisinin yöneticileriyle düzenlediği basın toplantısında, fındığın kilogram maliyetinin 240–260 lira arasında olduğunu belirterek peşin ödeme şartıyla Giresun kalite fındığa 320, Levant kaliteye 310 lira önerdi. Giresun Ziraat Odası Başkanı Nurittin Karan da dışarıdan işçilik kullanılması durumunda bir kilogram fındığın maliyetini 230 lira olarak açıkladı. Karan, bu maliyete yüzde 30 refah payı eklenmesi gerektiğini belirterek TMO fiyatının 300 liranın altında olmamasını istedi. 300, 320 VE 350 LİRA: FARK HANGİ HESAPTAN ÇIKIYOR? Üç ayrı açıklamadaki fiyat farkının anlaşılabilmesi için yalnızca sonuç rakamlarının değil, bu rakamlara ulaşılırken kullanılan hesapların da yayımlanması gerekiyor. Giresun Ziraat Odasının açıkladığı 230 liralık maliyete yüzde 30 refah payı eklendiğinde kilogram başına 299 liralık fiyat ortaya çıkıyor. Bu hesap, odanın en az 300 liralık önerisiyle örtüşüyor. İYİ Parti’nin açıkladığı 240–260 liralık maliyet bandında ise 310–320 liralık fiyat, esas alınan maliyete göre yaklaşık yüzde 19 ile yüzde 33 arasında değişen bir pay taşıyor. Ancak Giresun ve Levant kalite için maliyetlerin ayrı ayrı gösterilmesi, kalite farkının hangi ölçüyle hesaplandığının açıklanması gerekiyor. Gezmiş’in önerdiği 350 liranın da üretim maliyeti, enflasyon, refah payı ve Giresun kalite farkı bakımından ayrıntılı bir hesap tablosuyla desteklenmesi, önerinin ekonomik karşılığını güçlendirecektir. Fiyat açıklayan her siyasi parti, milletvekili ve meslek kuruluşu; hangi ilde, hangi rakımda, kaç kilogram dekar verimi ve hangi işçilik modeli üzerinden hesap yaptığını ortaya koymalı. Aksi hâlde birbirinden farklı rakamlar, üreticinin beklentisini yükselten ancak uygulanabilirlik zemini gösterilmeyen siyasi açıklamalar olarak kalır. MALİYET SADECE İŞÇİLİK VE GÜBREDEN OLUŞMUYOR Gerçekçi bir kilogram maliyetinde gübre, ilaç, akaryakıt, bahçe bakımı, ot biçme, budama, toplama, taşıma, patoz, çuval, kurutma, depolama ve finansman giderleri ayrı ayrı gösterilmeli. Aile işçiliğinin ücretsiz kabul edilmesi maliyeti yapay biçimde düşürür. Üreticinin ve ailesinin bahçede çalıştığı süre, dışarıdan işçi tutulmasa bile emek maliyeti olarak hesaplanmalı. Arazi sahibinin bahçesi için harcadığı zaman ve iş gücü yok sayılamaz. Doğu Karadeniz’in dik ve parçalı arazileri, düşük dekar verimi ve yüksek toplama maliyeti de Samsun, Sakarya ve Düzce’deki üretim şartlarıyla aynı değerlendirilmemeli. Giresun kalite fındık için önerilen fiyat farkı, yalnızca ürün niteliği üzerinden değil, bölgenin yüksek üretim maliyeti üzerinden de hesaplanmalı. Maliyet hesabına enflasyon ve makul refah payı eklendikten sonra üreticinin köyünde kalmasını, bahçesine bakmasını ve gelecek yıl yeniden üretmesini sağlayacak gelir düzeyi belirlenmeli. Fındık fiyatı yalnızca bir yıllık ürün bedeli olarak değil, Karadeniz’in kırsal nüfusunu ve sosyoekonomik yapısını koruyan bir politika aracı olarak ele alınmalı. SİYASİLER ÖNCE VERİYE, SONRA FİYATA BAKMALI Fındık fiyatı açıklayan siyasiler önce gerçekçi bir hesap ortaya koymalı. Türkiye’nin 704 bin 941 tonluk rekoltesi, dünya üretimi, Güney Yarım Küre’den gelen ürün, iç tüketim, ihracat beklentisi ve TMO’nun piyasadan çekmeyi planladığı miktar birlikte değerlendirilerek gerçek arz tablosu çıkarılmalı. Bunun ardından üretim maliyeti kalem kalem hesaplanmalı. Valilik tarafından belirlenen günlük fındık toplama ücreti tek başına işçilik maliyeti olarak kabul edilemez. Budama, gübreleme, ilaçlama, ot biçme, bahçe temizliği, toplama, taşıma, patoz, kurutma ve depolama süreçlerinde kullanılan toplam iş gücü ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Üreticinin, eşinin ve çocuklarının bahçede karşılıksız çalıştığı varsayımıyla maliyet düşürülemez. Ev halkının emeği de dışarıdan alınan işçilik gibi parasal karşılığı bulunan bir üretim gideridir. Üretici ailesinin emeğini yok sayan hesap, gerçek maliyeti değil, yalnızca üreticinin cebinden çıkan nakit harcamayı gösterir. Siyasi partiler ve milletvekilleri; rekolteyi, dünya arzını, ihracatı, bölgesel verim farkını, gerçek işçilik giderini, diğer üretim maliyetlerini, enflasyonu, refah payını ve TMO’nun alım hedefini aynı tabloda göstermeden fiyat yarışına girmemeli. Açıklanan fiyatın hangi maliyet hesabına dayandığı, üreticiye ne kadar gelir bıraktığı, TMO’nun bu fiyattan kaç ton ürün alacağı ve fiyatın ihracatçı ile sanayici açısından nasıl karşılanacağı açıkça ortaya konulmalı. TÜRKİYE’NİN 2026 REKOLTESİ 704 BİN 941 TON Tarım ve Orman Bakanlığı koordinasyonunda, il tarım müdürlükleri bünyesinde oluşturulan rekolte tespit komisyonlarının çalışması sonucunda Türkiye’nin 2026 yılı tahmini kabuklu fındık rekoltesi 704 bin 941 ton olarak belirlendi. Fiyat ve arz hesaplarında bu rakam esas alınmalı. Rekoltenin yüzde 50 randıman üzerinden yaklaşık iç fındık karşılığı 352 bin 471 ton olarak hesaplanıyor. Türkiye 2025 takvim yılında 238 bin 704 ton iç fındık ihraç etti. Bunun yaklaşık kabuklu karşılığı 477 bin 408 ton. Buna göre 2026 rekoltesinin iç fındık karşılığı, 2025 takvim yılı ihracatının yaklaşık 113 bin 767 ton üzerinde bulunuyor. Gösterge Kabuklu fındık İç fındık karşılığı Türkiye 2026 rekoltesi 704.941 ton 352.471 ton Türkiye’nin 2025 ihracatı 477.408 ton 238.704 ton Aradaki fark 227.533 ton 113.767 ton Ancak bu farkın tamamı arz fazlası olarak değerlendirilemez. İç tüketim, çerezlik, randıman farklılıkları, işleme kayıpları, kalite sorunları ve sezon içinde oluşabilecek stok ihtiyacı da toplam rekolteden karşılanacak. İHRACATTAKİ GERİLEME HEM RİSK HEM TOPARLANMA ALANI 2025-2026 ihracat sezonunun ilk 10 ayında Türkiye 169 bin 480 ton iç fındık ihraç etti. Önceki sezonun aynı döneminde bu miktar 276 bin 374 tondu. İhracat miktarı bir önceki sezonun aynı dönemine göre yaklaşık 106 bin 894 ton azaldı. Bu gerileme yeni sezon için önemli bir risk oluştururken aynı zamanda ihracatın yeniden yükselmesi hâlinde kullanılabilecek bir pazar alanı bulunduğunu da gösteriyor. İhracat önceki sezon seviyesine dönerse 704 bin 941 tonluk rekoltenin önemli bölümü pazarlanabilir. Dış satışlar düşük kalırsa iç piyasada arz baskısı oluşabilir ve TMO’nun alım kapasitesi fiyat açısından daha belirleyici hâle gelir. Türkiye’nin ihracatı yalnızca tonaj üzerinden değil, ihraç edilen ürünün ortalama fiyatı, işlenmiş ürün payı, döviz geliri ve kilogram başına katma değeri üzerinden de değerlendirilmelidir. DÜNYA FINDIK ÜRETİMİNDE ARTIŞ BEKLENİYOR Türkiye’de fındık fiyatı yalnızca ülke içindeki rekolte üzerinden belirlenemez. ABD, Şili, İtalya, Çin, Azerbaycan, Gürcistan, İspanya ve diğer üretici ülkelerin rekoltesindeki değişiklikler, küresel alıcıların satın alma seçeneklerini doğrudan etkiliyor. Türkiye için 704 bin 941 tonluk Bakanlık koordinasyonlu rekolte esas alınarak uluslararası ülke tahminleriyle birlikte yapılan hesaplama, dünya kabuklu fındık üretiminin yaklaşık 1 milyon 327 bin ton düzeyine ulaşabileceğini gösteriyor. Bu rakam, farklı ülkeler için açıklanan tahminlerin Türkiye’nin 704 bin 941 tonluk rekoltesiyle birleştirilmesi sonucunda elde edilen analitik bir göstergedir; resmî bir dünya rekolte açıklaması değildir. Önceki sezon için açıklanan yaklaşık 1 milyon 80 bin tonluk dünya üretimiyle karşılaştırıldığında küresel üretimde yaklaşık 247 bin tonluk, başka bir ifadeyle yüzde 22,8 oranında artış ortaya çıkıyor. Dünya üretimindeki bu artış, alıcıların ürün bulmasını kolaylaştırabilir ve uluslararası fiyatlar üzerindeki yukarı yönlü baskıyı azaltabilir. Ancak dünya piyasasına sunulacak gerçek miktar; randıman, kalite, zararlı etkisi, ihracata uygun ürün oranı ve ülkelerin stok politikalarına göre değişecek. TÜRKİYE DIŞINDAKİ ÜRETİCİLERİN DURUMU 2026-2027 sezonuna ilişkin uluslararası tahminlerde Türkiye dışındaki başlıca üretici ülkeler için şu rakamlar yer alıyor: Ülke Üretim tahmini Önceki sezona göre değişim ABD 123.500 ton %12,3 artış Şili 120.000 ton %0,6 azalış Çin 100.000 ton %13,6 artış İtalya 90.000 ton %38,5 artış Azerbaycan 65.000 ton %8,3 artış Gürcistan 45.000 ton Değişim beklenmiyor İran 22.600 ton %5,8 azalış İspanya 10.530 ton %40,4 artış Fransa 9.500 ton %5,6 artış Türkiye dışındaki bu dokuz üretici ülkenin toplam tahmini üretimi yaklaşık 586 bin 630 tona ulaşıyor. Küresel alıcıların tamamı aynı kalite ve özellikte ürün sunmasa da bu ülkeler Türkiye’ye alternatif kaynak oluşturuyor. ABD, Çin, İtalya, Azerbaycan, İspanya ve Fransa’da üretim artışı beklenmesi, Türkiye’nin dünya pazarındaki fiyat ve satış politikasını daha dikkatli oluşturmasını gerektiriyor. Türkiye üretimde açık ara liderliğini koruyor. Ancak bu üstünlüğün devamı yalnızca yüksek tonaja değil; kaliteye, izlenebilirliğe, zamanında teslimata, istikrarlı fiyat politikasına ve üreticinin bahçede kalmasına bağlı. GÜNEY YARIM KÜRE 2026 ÜRÜNÜNÜ PAZARA SUNDU Türkiye, ABD, İtalya, Gürcistan ve Azerbaycan’da 2026 ürünü henüz hasat aşamasına gelirken Güney Yarım Küre’de üretim takvimi farklı işliyor. Güney Yarım Küre’nin en önemli fındık üreticisi Şili, 2026 mahsulünü yılın ilk aylarında topladı ve Türkiye yeni sezona başlamadan uluslararası pazara sundu. Şili’nin 2026 yılı üretimi yaklaşık 120 bin ton olarak tahmin ediliyor. Bu miktar önceki sezona göre artış değil, yaklaşık yüzde 0,6 oranında sınırlı bir gerilemeye işaret ediyor. Bununla birlikte Şili’nin üretim kapasitesi uzun vadede hızlı biçimde büyüyor. Şili Tarım Bakanlığına bağlı ODEPA verilerine göre ülkedeki fındık bahçelerinin alanı 2020’de 24 bin 430 hektarken 2025’te 49 bin 264 hektara ulaştı. Beş yılda fındık alanı yaklaşık iki katına çıktı. Yıllık ortalama büyüme oranı yüzde 15,1 olarak hesaplandı. Yeni bahçelerin verime yatmasıyla Şili’nin gelecek yıllarda üretimini artırma potansiyeli bulunuyor. Şili’nin 2026 üretimi geçen sezona göre belirgin biçimde artmamış olsa da 120 bin tonluk ürününü Türkiye’den önce pazara sunması önemli. Dünya sanayicisi ve büyük alıcılar, Türkiye’nin yeni mahsulü piyasaya çıkmadan Şili’den ürün temin edebiliyor. Bu nedenle Türkiye’de taban fiyat belirlenirken yalnızca ağustos ayında bahçeden çıkacak yerli fındık değil, Şili’nin yılın ilk yarısında dünya pazarına sunduğu ürünün miktarı, satış fiyatı ve alıcıların elindeki stok da analiz edilmeli. ALICILARIN ALTERNATİFİ ARTIYOR ABD’nin 123 bin 500, Şili’nin 120 bin, Çin’in 100 bin ve İtalya’nın 90 bin tonluk üretim tahminleri birlikte değerlendirildiğinde yalnızca bu dört ülkenin toplam üretimi 433 bin 500 tona ulaşıyor. Azerbaycan, Gürcistan, İspanya ve Fransa da hesaba katıldığında Türkiye dışındaki arz genişliyor. Türkiye hâlâ dünya fındık üretiminin en büyük bölümünü karşılıyor ancak uluslararası alıcıların alternatif tedarik kaynakları artıyor. Bu durum üretici fiyatını düşürmek için gerekçe yapılmamalı. Türkiye’nin rekabet gücü üreticiyi maliyetinin altında ürün satmaya zorlayarak korunamaz. Kalite, verimlilik, kahverengi kokarca ve diğer zararlılarla mücadele, işlenmiş ürün ihracatı, marka değeri ve pazar çeşitliliği artırılmalı. Üreticinin maliyeti ile dünya piyasasının ödeme kapasitesi arasındaki fark, üreticinin gelirinden kesilerek kapatılmamalı. TMO’NUN KAÇ TON FINDIK ALACAĞI ÖNCEDEN AÇIKLANMALI Yeni sezonda fiyatın yönünü yalnızca açıklanacak taban fiyat değil, TMO’nun piyasadan ne kadar fındık almayı planladığı da belirleyecek. TMO’nun alım hedefi bilinmeden açıklanan fiyatın piyasayı ne ölçüde destekleyeceği hesaplanamaz. TMO’nun 100 bin ton alım yapmasıyla 200 bin ton alım yapması, serbest piyasadaki kısa vadeli arz bakımından aynı sonucu doğurmaz. Türkiye’nin 704 bin 941 tonluk rekoltesi esas alındığında, TMO’nun 100 bin ton ürün alması hâlinde yaklaşık 604 bin 941 ton; 200 bin ton alması hâlinde ise yaklaşık 504 bin 941 tonluk ürün özel piyasa, iç tüketim ve ihracat kanallarında kalır. Türkiye rekoltesi TMO alım hedefi Diğer kanallarda kalabilecek miktar 704.941 ton 100.000 ton 604.941 ton 704.941 ton 200.000 ton 504.941 ton Alım hedefindeki 100 bin tonluk fark, toplam rekoltenin yaklaşık yüzde 14,2’sine karşılık geliyor. Bu büyüklük, hasat döneminde piyasaya gelecek ürün miktarını ve üreticinin pazarlık gücünü doğrudan etkileyebilir. Bu hesap, TMO’nun aldığı ürünü aynı sezon içinde yeniden satışa çıkarmadığı varsayımına dayanıyor. Kurum ürünü piyasadan aldıktan kısa süre sonra yeniden satarsa alımın arz üzerindeki düzenleyici etkisi zayıflar. Bu nedenle yalnızca alım hedefi değil, alınan fındığın ne kadar süre stokta tutulacağı ve hangi koşullarda satışa çıkarılacağı da önceden açıklanmalı. TMO’nun yüksek bir fiyat açıklayıp sınırlı miktarda ürün alması üreticiyi yeterince korumayabilir. Alım kotası düşük tutulur, randevu sistemi yavaş işler veya ürün bedelleri gecikirse üretici yeniden tüccara yönelmek zorunda kalabilir. Bu durumda açıklanan fiyat, piyasanın tamamını yönlendiren taban fiyat olmaktan çıkar. TMO FİYATLA BİRLİKTE ALIM PROGRAMINI DA YAYIMLAMALI TMO yalnızca kilogram başına alım fiyatını duyurmamalı. Kurum, her sezon öncesinde uygulanabilir ve denetlenebilir bir alım programı yayımlamalı. Bu programda şu bilgiler yer almalı: Sezon boyunca alınması planlanan toplam fındık miktarı, Giresun, Ordu, Trabzon, Samsun ve Batı Karadeniz için ayrılan alım kapasitesi, Giresun, Levant ve Sivri kaliteye göre hedeflenen alım miktarları, İl ve ilçelerde açılacak alım noktaları, Alım noktalarının günlük ve haftalık kapasitesi, Üretici başına uygulanacak teslimat sınırı, Randevu takvimi ve ürün kabul kriterleri, Ürün bedellerinin kesin ödeme süresi, Alınan ürünün ne kadar süre stokta tutulacağı, Sezon içinde yapılabilecek satışların takvimi ve yöntemi. TMO’nun 100 bin ton mu, 200 bin ton mu yoksa daha yüksek miktarda mı fındık alacağını üretici hasattan önce bilmeli. Çünkü alım hedefindeki her 100 bin tonluk fark, piyasaya kısa dönemde girecek ürün miktarını ve üreticinin pazarlık gücünü doğrudan etkiler. ÜRETİCİNİN SÜRDÜREBİLECEĞİ, ALICININ KARŞILAYABİLECEĞİ FİYAT Fındık fiyatı yalnızca üreticinin maliyetine veya yalnızca alıcının ödeme isteğine göre belirlenemez. Sağlıklı bir fiyat için üretim maliyeti, aile emeği, enflasyon, refah payı, bölgesel kalite farkı, 704 bin 941 tonluk Türkiye rekoltesi, dünya üretimi, ihracat fiyatı, döviz kuru, sanayicinin işleme maliyeti ve TMO’nun alım kapasitesi aynı model içinde değerlendirilmelidir. Üreticinin maliyetinin altında kalan fiyat bahçe bakımını azaltır, kırsaldan göçü hızlandırır ve gelecek yıllardaki üretimi tehlikeye atar. Dünya piyasasından tamamen kopan ve hesaplanabilir ticari karşılığı gösterilmeyen fiyat ise ihracatın gerilemesine, alıcının başka ülkelere yönelmesine ve ürünün iç piyasada birikmesine yol açabilir. Bu nedenle açıklanacak fiyatın hesabı kamuoyuna açık olmalı. Üreticinin üretimi sürdürebileceği, ailesinin emeğinin karşılığını alabileceği ve makul bir refah payına ulaşabileceği fiyatla; ihracatçı ve sanayicinin dünya pazarında alım yapıp rekabet edebileceği fiyat arasında sürdürülebilir bir denge kurulmalı. Bu dengeyi sağlamak için üreticinin gelirinden vazgeçmesi istenmemeli. Devlet; alan bazlı destek, kalite primi, bölgesel üretim desteği, uygun finansman, ihracat teşviki, lisanslı depoculuk ve güçlü TMO alımıyla maliyet ile piyasa fiyatı arasındaki baskıyı azaltmalı. Üretici yalnızca açıklanan fiyatı değil, TMO’nun o fiyattan kaç ton ürün alacağını da bilmek zorundadır. Alıcı da sezon boyunca uygulanacak alım, stok ve satış politikasını öngörebilmelidir. Fındık politikası popüler rakam açıklamalarıyla değil, denetlenebilir veri ve sürdürülebilir üretim hesabıyla kurulabilir. Doğru fiyat; yalnızca o gün en yüksek söylenen rakam değil, üreticinin emeğini karşılayan, üretimin devamını sağlayan, alıcının dünya pazarında karşılık bulabildiği ve uygulanabilir bir alım programıyla desteklenen fiyattır.

KARAN’DAN İKTİDAR MİLLETVEKİLLERİNE FINDIK FİYATI TEPKİSİ: “ÜRETİCİNİN EMEĞİNE SAHİP ÇIKIN” Haber

KARAN’DAN İKTİDAR MİLLETVEKİLLERİNE FINDIK FİYATI TEPKİSİ: “ÜRETİCİNİN EMEĞİNE SAHİP ÇIKIN”

KARAN’DAN İKTİDAR MİLLETVEKİLLERİNE FINDIK FİYATI TEPKİSİ: “ÜRETİCİNİN EMEĞİNE SAHİP ÇIKIN” Giresun Ziraat Odası Başkanı Nurittin Karan, yeni sezon öncesinde fındık fiyatını 4,5–5 dolar bandında telaffuz eden iktidar milletvekillerine tepki gösterdi. Bu açıklamaların piyasayı yönlendirmeye dönük olduğunu savunan Karan, maliyetin 200 liranın üzerine çıktığını belirterek fiyatın üretim maliyeti ve refah payı esas alınarak belirlenmesini istedi. Giresun Ziraat Odası Başkanı Nurittin Karan, hasat öncesinde yeniden alevlenen fındık fiyatı ve rekolte tartışmalarına ilişkin açıklamalarda bulundu. İktidara mensup bazı bölge milletvekillerinin fiyat konusunda yaptığı değerlendirmeleri “manipülasyon niteliğinde” olarak nitelendiren Karan, bu söylemleri şaşkınlıkla izlediklerini söyledi. Karan, milletvekillerini geçmiş yılların rakamları üzerinden değerlendirme yapmak yerine günün üretim maliyetlerine ve ekonomik şartlarına bakmaya çağırdı. KAYNAK VE HAMARAT’IN AÇIKLAMALARINA TEPKİ AK Parti Ordu Milletvekilleri İbrahim Ufuk Kaynak ile Mustafa Hamarat’ın fındık fiyatına ilişkin sözlerini eleştiren Karan, söz konusu değerlendirmelerin üreticilerin tepki gösterdiği mevcut fiyat seviyelerini savunur nitelikte olduğunu ileri sürdü. Yüksek girdi maliyetleri, ekonomik koşullar ve Türk lirasının enflasyon karşısındaki değer kaybı ortadayken fındık fiyatının 4,5–5 dolar bandında konuşulmasını “akıl dışı” olarak değerlendiren Karan, 2002–2026 dönemindeki enflasyon verilerinin doğru analiz edilmesi gerektiğini vurguladı. “MALİYETİN ALTINDAKİ FİYAT ÜRETİMİ SEKTEYE UĞRATIR” Popülist söylemlerin üreticiye zarar verdiğini savunan Karan, bu durumdan yalnızca üretici üzerinden gelir sağlayan kesimlerin yararlandığını söyledi. Üreticinin, maliyetin üzerine refah payı eklenerek belirlenecek bir taban fiyat beklediğini hatırlatan Karan; milletvekillerinin dile getirdiği rakamın kabul edilemez olduğunu ve üretim maliyetinin altında kaldığını belirtti. Böyle bir fiyat politikasının üreticiyi fındıktan koparacağını, sürdürülebilir üretimi de sekteye uğratacağını ifade etti. Karan, iktidar milletvekillerine şu sözlerle seslendi: “Maliyeti 200 TL’nin üzerinde olan bir ürüne reva görülen bu fiyatı kabul etmiyoruz. Fındık üreticisinin oyuyla seçilen sayın bölge milletvekillerine sesleniyoruz: Üreticinin yanında olun, emeğine sahip çıkın. Hasada sayılı günler kala, fındık bahçelerini şenlendirecek bir taban fiyat için mesai harcayın; tekelcilere ve fındık ağababalarına alan açmayın.” “810 BİN TONLUK HAYALİ REKOLTE DİKKATE ALINMAMALI” Türkiye’nin 2026 yılı tahmini fındık rekoltesini belirlemeye yönelik çalışmalarda sona gelindiğini bildiren Karan, bazı kesimlerin aylar öncesinden açıkladığı 810 bin tonluk tahminin dikkate alınmaması gerektiğini söyledi. Bu rakamı “masa başında belirlenmiş hayali rekolte” olarak nitelendiren Karan, yasak olmasına rağmen sezon öncesinde bu tür açıklamaların yapıldığını savundu. RESMÎ REKOLTE İÇİN BAKANLIĞI İŞARET ETTİ Piyasa açısından Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından açıklanacak resmî rekoltenin esas alınması gerektiğini belirten Karan, sezon öncesinde piyasayı yönlendirmek amacıyla gerçek dışı rekolte açıklayanlara yaptırım uygulanması çağrısında bulundu.

İYİ PARTİLİ TAŞGÖZ’DEN: “BELEDİYEYİ BU HALE DÜŞÜREN SİZSİNİZ” Haber

İYİ PARTİLİ TAŞGÖZ’DEN: “BELEDİYEYİ BU HALE DÜŞÜREN SİZSİNİZ”

İYİ PARTİLİ TAŞGÖZ’DEN AK PARTİ’YE BELEDİYE TEPKİSİ: “BELEDİYEYİ BU HALE DÜŞÜREN SİZSİNİZ” İYİ Parti Giresun İl Başkanı İnan Taşgöz, Giresun Belediyesi’nde yaşanan maaş ödeme sıkıntıları üzerinden CHP’li yerel yönetimi eleştiren AK Parti yöneticilerine sert tepki gösterdi. Taşgöz, belediyelerin içinde bulunduğu mali tablonun merkezi iktidarın ekonomi politikalarından bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirterek, “Ülkenin ekonomisini yöneten sizsiniz, belediyelerin gelirlerini eriten düzeni kuran sizsiniz. Sonra dönüp belediyeye ‘Neden maaş ödeyemiyorsun?’ diye soruyorsunuz” dedi. İYİ Parti Giresun İl Başkanı İnan Taşgöz, kentteki siyasi tartışmalara ilişkin yaptığı değerlendirmede AK Parti’nin belediye üzerinden yürüttüğü eleştirilerin büyük ekonomik sorunları örtme ve hedef değiştirme çabası olduğunu savundu. Taşgöz, AK Parti Giresun İl Başkanlığı ile merkez ilçe yöneticilerinin Giresun Belediyesi’nde maaşların zamanında ödenmemesini sürekli gündeme taşıdığını belirterek, ülke genelindeki ekonomik tabloya dikkat çekti. “BU NE PEHRİZ, BU NE GALDİRİK TURŞUSU” AK Parti yöneticilerinin belediyeye yönelik açıklamalarını eleştiren Taşgöz, şunları söyledi: “Emeklinin maaşı açlık sınırının altında kalmışken, asgari ücretlinin cebindeki para daha ayın ortasını görmeden tükenirken, belediyenin maaş ödemelerinde yaşadığı sıkıntıyı siyasi malzeme yapmak büyük bir çelişkidir. Bu ne pehriz, bu ne galdirik turşusu!” Belediyelerin ekonomik sıkıntılarının ülkedeki yüksek enflasyon, artan maliyetler, ağır borç yükü ve merkezi yönetimin politikalarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu savunan Taşgöz, sorumluluğun yalnızca yerel yönetime yüklenemeyeceğini söyledi. “ÜLKENİN EKONOMİSİNİ YÖNETEN SİZSİNİZ” Taşgöz, açıklamasında AK Parti’ye şu sözlerle seslendi: “Ülkenin ekonomisini yöneten sizsiniz. Vergileri belirleyen sizsiniz. Enflasyonu düşüremeyen sizsiniz. Emekliyi yoksulluğa mahkûm eden sizsiniz. Belediyelerin gelirlerini eriten ekonomik düzeni kuran da sizsiniz. Sonra dönüp belediyeye, ‘Neden maaşı zamanında ödeyemiyorsun?’ diye soruyorsunuz.” Giresun Belediyesi’nin içinde bulunduğu mali tablonun yalnızca belediye yönetiminin kararlarıyla açıklanamayacağını ifade eden Taşgöz, merkezi yönetimin uyguladığı ekonomi politikalarının bütün kamu kurumlarını ve yerel yönetimleri zor durumda bıraktığını ileri sürdü. “BU, CAMBAZA BAK SİYASETİDİR” AK Parti’nin kendi ekonomi politikalarının sonuçlarını tartışmak yerine belediyeyi hedef aldığını öne süren Taşgöz, şu ifadeleri kullandı: “Bu durum tam anlamıyla cambaza bak siyasetidir. Kendi yarattıkları büyük problemleri, çözemedikleri ekonomik faciaları ve halkın sırtına yükledikleri ağır faturayı bir kenara bırakıp başkalarının gözündeki saman çöpünü göstermeye çalışıyorlar.” Taşgöz, vatandaşların geçim sıkıntısı, işsizlik, yüksek enflasyon ve düşük gelir nedeniyle büyük bir ekonomik baskı altında bulunduğunu belirterek, siyasi tartışmaların bu sorunların önüne geçirilmemesi gerektiğini söyledi. “SARILMA SİYASETİYLE EKONOMİK SORUNLAR ÇÖZÜLMEZ” AK Parti Giresun Merkez İlçe Başkanlığına getirilen Hüseyin Alkan’a da yeni görevinin hayırlı olmasını dileyen Taşgöz, iktidar temsilcilerinin vatandaş ziyaretleri üzerinden yürüttüğü siyaseti eleştirdi. Taşgöz, şu değerlendirmede bulundu: “Bugün şu kadar vatandaşımıza sarıldık, yüzlerce kişi bizi ziyaret etti denilebilir. Ancak sarılmakla pazardaki fiyatlar düşmez, emeklinin maaşı artmaz, işsiz gençler iş bulmaz, esnafın borcu bitmez. Vatandaş artık fotoğraf değil, çözüm bekliyor.” Ekonomik şartların ağırlaştığı bir dönemde iktidar temsilcilerinin toplumun karşısına çıkmasının cesaret gerektirdiğini ifade eden Taşgöz, insanların tepki göstermeye dahi gücünün kalmadığını savundu. “HALKIN DERDİNİ SÖYLEMEYE DEVAM EDECEĞİZ” CHP’nin kendi içindeki tartışmalarının AK Parti iktidarının ekonomik ve siyasi sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını belirten Taşgöz, açıklamasını şöyle tamamladı: “CHP’nin mevcut sorunları ortadadır. Ancak bu sorunlar, AK Parti’nin yıllardır sürdürdüğü kötü yönetimi, ekonomik başarısızlığı ve halkı yoksullaştıran politikaları ortadan kaldırmaz. Ülkeyi yöneten bellidir, ekonominin sorumlusu bellidir. Biz halkımızın sesi olmaya, Giresun’un yüreğinde biriken öfkeyi ve itirazı dile getirmeye devam edeceğiz.”

TAŞGÖZ: “TÜRKİYE KAYYUM DÜZENİYLE YÖNETİLEMEZ” Haber

TAŞGÖZ: “TÜRKİYE KAYYUM DÜZENİYLE YÖNETİLEMEZ”

TAŞGÖZ: “TÜRKİYE KAYYUM DÜZENİYLE YÖNETİLEMEZ” İYİ Parti Giresun İl Başkanı İnan Taşgöz, haftalık değerlendirmesinde ekonomi, hukuk, tarım ve devlet yönetimi üzerinden iktidara sert eleştiriler yöneltti. Taşgöz, Türkiye’nin yalnızca ekonomik krizle değil, hukuk ve yönetim kriziyle de karşı karşıya olduğunu belirterek, “Hukukun olmadığı yerde ekonomi olmaz. Türkiye kayyum düzeniyle yönetilemez” dedi. “DEVLET CİDDİYETİ AŞINDIRILIYOR” İYİ Parti Giresun İl Başkanı İnan Taşgöz, Türkiye’de derinleşen ekonomik kriz, hukuk tartışmaları ve devlet kurumlarında yaşanan güven kaybına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Taşgöz, vatandaşın alım gücünün her geçen gün düştüğünü, devlet kurumlarının da yönetim anlayışı nedeniyle zayıflatıldığını savundu. Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorunun yalnızca enflasyonla açıklanamayacağını belirten Taşgöz, “Bugün vatandaşın cebindeki para erirken, devletin temel kurumları da aşındırılıyor. Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorun yalnızca enflasyon değildir; asıl sorun devlet ciddiyetinin kaybolmasıdır” ifadelerini kullandı. “ANADOLU ÜRETEMEZ HALE GETİRİLDİ” Tarım politikalarını da eleştiren Taşgöz, çiftçinin son yılların en ağır ekonomik baskısıyla karşı karşıya kaldığını söyledi. Köylerin boşaldığını, üreticinin toprağından koptuğunu ve Türkiye’nin birçok temel üründe dışa bağımlı hale geldiğini belirten Taşgöz, tarımdaki gerilemenin yalnızca ekonomik değil, milli güvenlik boyutu da taşıdığını ifade etti. Taşgöz, “Anadolu boşalıyor. Köyler boşalıyor. Üretici toprağından kopuyor. Bir zamanlar kendi kendine yeten Türkiye bugün birçok temel üründe dışa bağımlı hale getirildi. Çiftçi üretmek istiyor ama kazanamıyor. Kazanamayan üretici toprağını terk ediyor. Bu yalnızca ekonomik değil, milli güvenlik sorunudur” dedi. “TARIMDAKİ ÇÖKÜŞ SOFRAYA ZAM OLARAK YANSIYOR” İnan Taşgöz, tarımda yaşanan üretim kaybının doğrudan pazar ve market fiyatlarına yansıdığını söyledi. Üreticinin maliyetler altında ezildiğini, tüketicinin ise yüksek fiyatlarla karşı karşıya kaldığını belirten Taşgöz, yanlış tarım politikalarının hem üreticiyi hem de vatandaşı aynı anda mağdur ettiğini dile getirdi. Taşgöz, üretim ekonomisinin güçlendirilmediği bir ülkede hayat pahalılığıyla kalıcı mücadele edilemeyeceğini vurguladı. “HUKUKUN OLMADIĞI YERDE EKONOMİ OLMAZ” Taşgöz, açıklamasında hukuk sistemine ilişkin eleştirilerine de geniş yer verdi. Yatırım, kalkınma ve ekonomik güvenin temel şartının hukuk devleti olduğunu belirten Taşgöz, mülkiyet hakkı, bağımsız yargı ve öngörülebilir yönetim anlayışı olmadan ekonomik istikrar sağlanamayacağını söyledi. Taşgöz, “Hukukun üstünlüğü zedelenirse ekonomi de çöker. İnsanlar yarın neyle karşılaşacağını bilmiyorsa yatırım yapmaz. Mülkiyet hakkının tartışıldığı, şirketlere kayyum atamanın sıradanlaştığı bir ülkede güven ortamı oluşmaz” ifadelerini kullandı. “TÜRKİYE GÜÇLÜ KURUMLARA VE BAĞIMSIZ YARGIYA İHTİYAÇ DUYUYOR” İYİ Parti Giresun İl Başkanı Taşgöz, Türkiye’nin yeniden güçlü kurumlara, bağımsız yargıya ve liyakat esaslı devlet yönetimine dönmesi gerektiğini belirtti. Kayyum uygulamaları üzerinden iktidarı eleştiren Taşgöz, devlet yönetiminde keyfiliğin değil, hukuk ve kurumsal aklın esas alınması gerektiğini söyledi. Taşgöz, hukuk güvenliğinin zedelendiği bir ortamda hem vatandaşın hem yatırımcının geleceğe güvenle bakamayacağını ifade etti. “MİLLET GEÇİM DERDİNDE, İKTİDAR GÜNDEM DEĞİŞTİRİYOR” Taşgöz, iktidarın toplumun gerçek sorunlarından uzaklaştığını savundu. Emeklinin ay sonunu getiremediğini, gençlerin gelecek planlarını yurt dışında kurduğunu, esnafın kepenk kapatma noktasına geldiğini belirten Taşgöz, iktidarın çözüm üretmek yerine gündem değiştirme siyaseti izlediğini söyledi. Taşgöz, “Vatandaş geçim derdinde. Emekli ay sonunu getiremiyor. Gençler gelecek planlarını başka ülkelerde kuruyor. Esnaf kepenk kapatıyor. Buna rağmen iktidar milletin sorunlarına çözüm üretmek yerine gündem değiştirme siyaseti yürütüyor” dedi. “CUMHURİYETİN AYARLARINA DÖNÜLMELİ” Açıklamasının sonunda Cumhuriyet’in temel ilkelerine dönüş çağrısı yapan Taşgöz, Türkiye’nin çıkış yolunun hukuk, liyakat ve üretim ekonomisinden geçtiğini belirtti. Taşgöz, ülkenin yeni krizlere değil, yeni bir milli kalkınma hamlesine ihtiyaç duyduğunu ifade etti. “Türkiye’nin ihtiyacı saray siyaseti değil devlet ciddiyetidir. Türkiye’nin ihtiyacı kutuplaşma değil milli birliktir” diyen Taşgöz, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında hukuku, üretimi ve liyakati esas alan bir devlet düzeninin yeniden kurulması gerektiğini söyledi. “MİLLETİN İRADESİ YENİDEN DEVLET YÖNETİMİNDE HÂKİM OLMALI” İnan Taşgöz, Türk milletinin tarih boyunca büyük zorlukları aşmayı başardığını belirterek, yönetimde millet iradesinin esas alınması gerektiğini vurguladı. Taşgöz, sözlerini “Türk milleti tarih boyunca her zorluğu aşmıştır. Yeter ki milletin iradesi yeniden devlet yönetiminde hâkim olsun” ifadeleriyle tamamladı.

Yatırımcılar Yılın İlk Yarısında Güvenli Liman Arayışına Yöneldi Haber

Yatırımcılar Yılın İlk Yarısında Güvenli Liman Arayışına Yöneldi

2026'nın ilk yarısında jeopolitik riskler ve merkez bankalarına yönelik beklentiler yatırım kararlarında etkili oldu. İran kaynaklı gerilimlerle güvenli liman talebi artarken altın fiyatları yükseldi, ancak bu kazançların bir kısmı daha sonra geri verildi. SAFEbit CEO'su Emrah Aktaş, Fed'in yeni Başkanı Kevin Warsh liderliğinde izlenecek para politikasının yılın ikinci yarısında piyasaların yönünü belirleyeceğini söyledi. 2026 yılının ilk beş ayı, küresel finans piyasalarında belirsizliklerin ve risk algısının belirgin şekilde yükseldiği bir dönem olarak geride kaldı. Yılın başından itibaren küresel ekonomide büyüme görünümüne ilişkin soru işaretleri devam ederken, özellikle Orta Doğu'da yaşanan gelişmeler ve İran eksenli jeopolitik gerilimler piyasalarda yön belirleyici unsurlar arasında yer aldı. Bölgedeki tansiyonun zaman zaman yükselmesi, enerji arzına yönelik endişeleri artırırken petrol fiyatlarında dalgalanmalara neden oldu. Bu durum, enflasyon beklentilerinin yeniden gündeme gelmesine ve yatırımcıların risk iştahında azalmaya yol açtı. Jeopolitik gelişmelerin yanı sıra ABD Merkez Bankası'nda yaşanan yönetim değişimi ve Fed'in yeni dönemde izleyeceği politika da küresel piyasalarda yakından takip edildi. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan SAFEbit CEO'su Emrah Aktaş, yatırımcıların yılın ilk yarısında güvenlik ve likiditeyi ön planda tuttuğunu belirtti. “2026'nın ilk yarısına baktığımızda piyasalarda fiyatlamaları yönlendiren en önemli unsurun jeopolitik gelişmeler olduğunu görüyoruz. Özellikle İran çevresinde yaşanan gerilimler, enerji fiyatlarından altına, hisse senetlerinden kripto paralara kadar hemen her varlık sınıfında etkisini hissettirdi. Belirsizliğin arttığı dönemlerde yatırımcıların ilk tercihi yine güvenli limanlar oldu ve altın bu süreçte güçlü bir performans sergiledi. Savaşın etkisiyle tarihi seviyelere yaklaşan altın fiyatlarında daha sonra kâr satışları ve risklerin kısmen azalmasına bağlı olarak geri çekilmeler gördük. Böylece yılbaşından bu yana elde edilen getirinin önemli bir bölümü silinmiş oldu. Bunun temel nedeni yalnızca jeopolitik riskler değil. Aynı zamanda küresel ekonomide büyümeye ilişkin soru işaretleri ve merkez bankalarının gelecekte nasıl bir politika izleyeceğine yönelik beklentiler de yatırımcıları koruma amaçlı pozisyon almaya yöneltti.” Piyasalar Kevin Warsh döneminin ilk sinyallerini izliyor Yılın ilk yarısında yatırımcıların yakından takip ettiği başlıklardan birinin de ABD Merkez Bankası'ndaki yönetim değişimi olduğunu ifade eden Aktaş, para politikalarına ilişkin beklentilerin piyasalarda yön tayin etmeye devam ettiğini söyledi. “Fed'de Kevin Warsh döneminin başlamasıyla birlikte piyasalar yeni dönemde para politikasının nasıl şekilleneceğini anlamaya çalışıyor. Küresel sermaye akışlarının yönünü belirleyen en önemli faktörlerden biri hâlâ ABD faiz politikası. Warsh'ın enflasyonla mücadele konusunda kararlı olmakla birlikte ekonomik büyümeyi destekleyen bir yaklaşım benimseyip benimsemeyeceği yatırımcılar tarafından dikkatle izleniyor. Çünkü Fed'in atacağı her adım yalnızca hisse senedi piyasalarını değil, emtia ve kripto para piyasalarını da doğrudan etkiliyor. Özellikle faiz indirimlerine yönelik beklentilerin güçlenmesi ve daha güvercin bir para politikası görünümünün oluşması durumunda riskli varlıklara yönelik talebin yeniden artabileceğini düşünüyoruz.” Yılın ikinci yarısında risk iştahı yeniden yükselebilir Hazira ayıyla birlikte yılın ilk yarısının son ayına girildiğini hatırlatan Aktaş, önümüzdeki dönemde piyasalarda dalgalı görünümün sürebileceğini belirtti. “Yılın ikinci yarısına yaklaşırken yatırımcıların dikkatle izlemesi gereken üç temel başlık bulunuyor. Bunlar jeopolitik gelişmeler, Fed'in para politikası ve küresel ekonomik büyüme verileri olacak. Özellikle Orta Doğu'daki gelişmelerin seyri, enerji piyasaları üzerinden tüm finansal varlıkları etkileme potansiyeline sahip. Kripto para piyasaları açısından baktığımızda ise uzun vadeli hikâyenin güçlü kalmaya devam ettiğini düşünüyoruz. Eğer yılın geri kalanında jeopolitik tansiyonun düşmesi ve daha kalıcı bir barış ortamının oluşması mümkün olursa, küresel piyasalarda risk iştahı yeniden güçlenebilir. Buna ek olarak Fed Başkanı Kevin Warsh'ın daha güvercin bir para politikası yaklaşımı benimsemesi halinde, Bitcoin başta olmak üzere dijital varlıkların bu ortamdan olumlu etkilenebileceğini düşünüyoruz. Ancak kısa vadede küresel belirsizliklerin oluşturduğu volatilite yatırımcıları zaman zaman zorlamaya devam edebilir. Sonuç olarak, 2026'nın ilk yarısı yatırımcıların risk yönetimine her zamankinden daha fazla önem verdiği bir dönem olarak kayıtlara geçti. Yılın ikinci yarısında da piyasaların yönünü büyük ölçüde jeopolitik gelişmeler ve merkez bankalarının atacağı adımlar belirleyecek gibi görünüyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ŞENYÜREK: “YOKSULLUK DERİNLEŞİYOR, İKTİDAR GERÇEK GÜNDEMİ PERDELİYOR” Haber

ŞENYÜREK: “YOKSULLUK DERİNLEŞİYOR, İKTİDAR GERÇEK GÜNDEMİ PERDELİYOR”

ŞENYÜREK: “YOKSULLUK DERİNLEŞİYOR, İKTİDAR GERÇEK GÜNDEMİ PERDELİYOR” CHP Giresun İl Başkanı Gökhan Şenyürek, Mayıs ayı enflasyon rakamlarının ardından yaptığı açıklamada iktidarın ekonomi politikalarını sert sözlerle eleştirdi. Şenyürek, vatandaşın sofrasındaki küçülmenin, pazardaki fiyatların, marketteki etiketlerin ve mutfaktaki geçim sıkıntısının resmi rakamların çok ötesinde bir yoksullaşmayı ortaya koyduğunu söyledi. “PEMBE TABLONUN HALKIN GERÇEK HAYATIYLA İLGİSİ YOK” Cumhuriyet Halk Partisi Giresun İl Başkanı Gökhan Şenyürek, TÜİK’in Mayıs ayı enflasyon verilerinin ardından yaptığı değerlendirmede, iktidarın ekonomide çizdiği tablonun halkın günlük yaşamındaki ağır tabloyu gizleyemediğini belirtti. Şenyürek, “Bugün açıklanan Mayıs ayı enflasyon rakamları, iktidarın ekonomide çizdiği pembe tablonun halkın gerçek hayatıyla hiçbir ilgisi olmadığını bir kez daha ortaya koymuştur. TÜİK’e göre dahi yıllık enflasyon yüzde 32’nin üzerindedir. Yılın ilk beş ayında ortaya çıkan tablo, vatandaşın alım gücünün her geçen gün biraz daha eridiğini, sofrasının biraz daha küçüldüğünü açıkça göstermektedir” dedi. “TÜRKİYE’DE EN TEMEL MESELE GEÇİM MESELESİDİR” Şenyürek, Türkiye’de vatandaşın öncelikli gündeminin geçim sıkıntısı olduğunu vurgulayarak emekliden asgari ücretliye, memurdan esnafa, üreticiden gençlere kadar geniş kesimlerin ekonomik baskı altında yaşadığını ifade etti. Şenyürek, “Türkiye’de artık en temel mesele geçim meselesidir. Emekli ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyor, asgari ücretli çocuğunun masrafını nasıl karşılayacağını hesaplıyor, memur kirasını ödemekte zorlanıyor, esnaf siftah yapmadan kepenk kapattığı günleri çoğaltıyor, üretici mazotun, gübrenin, ilacın maliyeti altında eziliyor. Ancak iktidar, halkın bu gerçek gündeminin konuşulmaması için her gün başka bir tartışma başlığı açıyor” ifadelerini kullandı. “RAKAMLARLA OYNAYARAK YOKSULLUĞU ÖRTEMEZSİNİZ” İktidarın ekonomik krizi gündem değiştirerek perdelemeye çalıştığını söyleyen Şenyürek, hayat pahalığının artık her hanede doğrudan hissedildiğini belirtti. Şenyürek, “Ekonomiyi yönetemeyenler, gündemi yöneterek gerçeği saklayabileceklerini zannediyor. Rakamlarla oynayarak, hedefleri değiştirerek, krizi cümlelerin arkasına saklayarak bu milletin yaşadığı yoksulluğu örtemezsiniz. Pazara çıkan emekli, markete giden anne, çocuğuna harçlık vermekte zorlanan baba, fındık bahçesinde emeğinin karşılığını alamayan üretici, gerçeği zaten her gün yaşayarak görüyor” dedi. “GİRESUN’DA DA TABLO FARKLI DEĞİL” Şenyürek, ekonomik krizin Giresun’da da üreticiyi, emekliyi, esnafı ve gençleri doğrudan etkilediğini dile getirdi. Fındık üreticisinin maliyetler karşısında nefes almakta zorlandığını, emeklinin maaşıyla geçinemediğini, esnafın giderlerinin gelirini aştığını ve gençlerin işsizlik kaygısıyla karşı karşıya kaldığını söyledi. Şenyürek, “Giresun’da da tablo farklı değildir. Fındık üreticisi artan maliyetler karşısında nefes alamaz hale gelmiştir. Emeklimiz maaşıyla geçinememektedir. Esnafımızın giderleri gelirini aşmıştır. Gençlerimiz işsizlik ve gelecek kaygısıyla karşı karşıyadır. Bir yanda sürekli artan fiyatlar, diğer yanda yerinde sayan gelirler vardır. Bunun adı ekonomik istikrar değil, açıkça halkın yoksullaştırılmasıdır” diye konuştu. “VATANDAŞIN GERÇEK ENFLASYONU MUTFAKTA, KİRADA VE FATURADA ORTAYA ÇIKIYOR” Resmi enflasyon rakamları ile vatandaşın günlük yaşamda karşılaştığı fiyatlar arasındaki farkın büyüdüğünü belirten Şenyürek, maaş artışlarının resmi veriler üzerinden belirlendiğini, ancak vatandaşın gerçek hayatın fiyatlarıyla mücadele ettiğini vurguladı. Şenyürek, “Bugün çarşıda, pazarda, markette yaşanan hayat pahalığı, açıklanan resmi rakamların çok daha ötesindedir. Vatandaşın gerçek enflasyonu; mutfakta kaynayan tencerede, kira kontratında, elektrik ve doğalgaz faturasında, çocuğunun okul masrafında, üreticinin bahçesine girmeden önce yaptığı maliyet hesabında ortaya çıkmaktadır. TÜİK’in rakamlarıyla maaş zammı belirlenirken, vatandaş gerçek hayatın fiyatlarıyla yaşam mücadelesi vermektedir” açıklamasını yaptı. “ENFLASYONUN BEDELİNİ EMEKLİ, İŞÇİ, MEMUR, ÇİFTÇİ VE ESNAF ÖDÜYOR” Şenyürek, iktidarın ekonomi politikalarının toplumun geniş kesimleri için hayatta kalma mücadelesine dönüştüğünü söyledi. Enflasyonun yükünün emekliye, işçiye, memura, çiftçiye, esnafa ve gençlere yüklendiğini belirtti. Şenyürek, “İktidarın ekonomi politikası, vatandaş için artık açık bir hayatta kalma mücadelesine dönüşmüştür. Enflasyonun bedelini saray çevreleri de ranttan beslenenler de ödemiyor. Bu bedeli emekli ödüyor, işçi ödüyor, memur ödüyor, çiftçi ödüyor, esnaf ödüyor, gençler ödüyor” dedi. “HALKIN GÜNDEMİNİ YAPAY TARTIŞMALARLA ÖRTEMEZLER” Şenyürek, iktidarın en büyük çabasının vatandaşın sofrasındaki yangının konuşulmasını engellemek olduğunu ifade ederek gerçek gündemin mutfak, pazar, kira, fatura ve işsizlik olduğunu söyledi. Şenyürek, “Bugün iktidarın en büyük çabası, vatandaşın sofrasındaki yangının konuşulmamasıdır. Çünkü biliyorlar ki bu ülkede gündem mutfaktır, pazardır, kiradır, faturadır, işsizliktir. Halkın gündemi bellidir; bu gündemin üstünü ne yapay tartışmalarla ne de hamasetle örtebilirler” ifadelerini kullandı. “SORUN KAYNAK YOKLUĞU DEĞİL, ADALETSİZ YÖNETİM ANLAYIŞIDIR” CHP Giresun İl Başkanı Gökhan Şenyürek, Türkiye’nin kaynak sorunu yaşamadığını, temel meselenin adaletsiz yönetim anlayışı olduğunu savundu. Üretenin, emek verenin ve alın teriyle yaşayanların korunmadığı bir düzende krizden çıkışın mümkün olmadığını belirtti. Şenyürek, “Cumhuriyet Halk Partisi olarak bir kez daha söylüyoruz; bu ülkenin kaynakları vardır. Sorun kaynak yokluğu değil, adaletsiz yönetim anlayışıdır. Sorun, üretenin değil rantçının; emekçinin değil ayrıcalıklı çevrelerin korunduğu bu düzendir. Üretenin, emek verenin, alın teriyle yaşayanın hakkını koruyan bir ekonomik düzen kurulmadan bu krizden çıkış mümkün değildir” dedi. “TÜRKİYE’NİN İHTİYACI HALKÇI BİR İKTİDARDIR” Şenyürek, vatandaşın sofrasını küçülten, emeğin değerini düşüren, üreticiyi toprağından koparan ve gençleri umutsuzluğa sürükleyen mevcut ekonomik düzenin Türkiye’ye artık bir çözüm sunamayacağını söyledi. Şenyürek açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Vatandaşın sofrasını küçülten, emeğin değerini düşüren, üreticiyi toprağından koparan, gençleri umutsuzluğa sürükleyen bu düzenin artık ülkeye verebileceği hiçbir şey kalmamıştır. Türkiye’nin ihtiyacı; halkın yaşadığı geçim sıkıntısını görmezden gelen, gerçek gündemi perdelemeye çalışan bir anlayış değil; emeği önceleyen, üretimi destekleyen, gelir adaletini sağlayan sosyal adaletçi ve halkçı bir iktidardır. Halkın sofrasındaki yangını söndürecek olan da Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu üretimden yana ekonomi anlayışıdır.”

BM’DEN İRAN SAVAŞI UYARISI: KÜRESEL AÇLIK 363 MİLYONA TIRMANABİLİR Haber

BM’DEN İRAN SAVAŞI UYARISI: KÜRESEL AÇLIK 363 MİLYONA TIRMANABİLİR

BM’DEN İRAN SAVAŞI UYARISI: KÜRESEL AÇLIK 363 MİLYONA TIRMANABİLİR Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı, İran’daki savaş ve Orta Doğu’daki tırmanmanın yıl ortasına kadar sürmesi halinde yaklaşık 45 milyon kişinin daha akut gıda güvensizliğine itilebileceğini açıkladı. Böylece dünyada şiddetli açlıkla karşı karşıya kalan insan sayısının 363 milyona yükselerek son yılların en ağır tablosuna ulaşabileceği bildirildi. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’nın 17 Mart 2026 tarihli analizine göre, çatışmanın yıl ortasına kadar sona ermemesi ve petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerinde kalması halinde, hâlihazırda gıda güvensizliği yaşayan 318 milyon kişiye yaklaşık 45 milyon kişi daha eklenecek. WFP, bu tablonun 2022’de Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında görülen 349 milyonluk düzeyi de aşabilecek yeni bir küresel gıda şokuna işaret ettiğini duyurdu. Kurumun değerlendirmesinde, krizin merkezinde yalnızca savaş alanı değil, enerji ve lojistik koridorları da yer aldı. WFP, Hürmüz Boğazı’ndaki fiili deniz taşımacılığı durma noktasına gelirken, Kızıldeniz hattındaki risklerin de arttığını; bunun enerji, yakıt ve gübre maliyetlerini yukarı çekerek açlığı Orta Doğu’nun çok ötesine taşıdığını bildirdi. Kuruma göre özellikle gıda ve yakıt ithalatına bağımlı Afrika ve Asya ülkeleri en ağır darbeyi alma riskiyle karşı karşıya. WFP Genel Müdür Yardımcısı ve Baş Operasyon Sorumlusu Carl Skau da tabloyu “küresel şok dalgası” sözleriyle özetledi. Skau, çatışmanın sürmesi halinde zaten bir sonraki öğününü karşılamakta zorlanan ailelerin en sert darbeyi yiyeceğini vurgularken, insani yardım hatlarında da ciddi kırılma yaşandığını söyledi. Cenevre’de yapılan açıklamalara göre kurumun sevkiyat maliyetleri savaşın başlamasından bu yana yüzde 18 arttı; daha pahalı yakıt ve uzayan güzergâhlar nedeniyle yardım operasyonlarının maliyeti hızla yükseldi. WFP’nin bölgesel projeksiyonları da alarmın boyutunu ortaya koydu. Buna göre Batı ve Orta Afrika’da akut gıda güvensizliği yaşayan insan sayısında yüzde 21, Doğu ve Güney Afrika’da yüzde 17,7, Asya’da ise yüzde 24 artış bekleniyor. Kurum, Sudan’ın buğday ithalatına yüksek bağımlılığı nedeniyle fiyat artışlarından doğrudan etkileneceğini, Somali’de ise bazı temel ürünlerin fiyatlarının savaşın başlamasından bu yana en az yüzde 20 yükseldiğini belirtti. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü de ayrı değerlendirmesinde, savaşın küresel enerji, gübre ve tarım-gıda sistemleri üzerinde sert baskı oluşturduğunu bildirdi. FAO’nun Mart 2026 tarihli raporuna göre, Hürmüz Boğazı’ndaki aksama petrol, gaz ve gübre ticaretini doğrudan etkiliyor; artan enerji maliyetleriyle birlikte gübre arzındaki daralma, mahsul veriminde düşüş ve gıda fiyatlarında yeni dalgalanma riskini büyütüyor. Aynı raporda, kriz sürerse 2026’nın ilk yarısında küresel gübre fiyatlarının ortalama yüzde 15 ila 20 daha yüksek seyredebileceği uyarısı yapıldı. Reuters’ın 20 Mart tarihli analizinde de Körfez hattının küresel gübre tedarikindeki kritik rolüne dikkat çekildi. Habere göre Hürmüz Boğazı, dünya çapında ticareti yapılan gübrenin yaklaşık yüzde 30’unun geçtiği ana koridorlardan biri. Bank of America verilerine dayandırılan değerlendirmede üre fiyatlarının şimdiden yüzde 30 ila 40 arttığı, savaşın birkaç hafta daha sürmesi halinde başta tahıllar olmak üzere temel emtia arzında daralma yaşanabileceği aktarıldı. FAO Başekonomisti Máximo Torero da bu durumun ekim dönemini, yem arzını ve dolayısıyla et-süt fiyatlarını etkileyeceği uyarısında bulundu. Uzmanlara göre en kırılgan halka, dışarıdan gıda, yakıt ve gübre alan düşük gelirli ülkeler olacak. Gelişmekte olan birçok ekonomide gıda ve yakıtın enflasyon sepetindeki payı yüzde 30 ile 50 arasında değişirken, bu oran gelişmiş ekonomilerde çok daha düşük seyrediyor. Bu nedenle enerji kaynaklı her yeni sarsıntı, ithalata bağımlı ülkelerde doğrudan mutfak enflasyonuna, ardından da daha derin bir yoksulluk ve açlık dalgasına dönüşme potansiyeli taşıyor. Birleşmiş Milletler cephesinden verilen ortak mesaj ise net: çatışma uzadıkça yalnızca cephe hattı değil, dünyanın en kırılgan sofraları da vuruluyor. WFP, yeterli finansman sağlanmaması halinde mevcut insani yardım kapasitesinin daha da daralacağını ve açlık riski altındaki ülkelerde tablonun felakete dönüşebileceğini bildirdi. Kaynaklar: BM Dünya Gıda Programı (WFP), BM Cenevre Ofisi, FAO, Reuters.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.