Hava Durumu

#Elvan Işık Gezmiş

giresunsonhaber - Elvan Işık Gezmiş haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Elvan Işık Gezmiş haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

ŞENYÜREK, SEKÜ’DE MADEN GİRİŞİMİNE KARŞI KÖYLÜNÜN YANINDA Haber

ŞENYÜREK, SEKÜ’DE MADEN GİRİŞİMİNE KARŞI KÖYLÜNÜN YANINDA

ŞENYÜREK, SEKÜ’DE MADEN GİRİŞİMİNE KARŞI KÖYLÜNÜN YANINDA CHP Giresun İl Başkanı Dr. Gökhan Şenyürek, Tirebolu’nun Sekü köyünde maden arama girişimine karşı nöbet tutan yurttaşlarla buluştu. Şenyürek, köy halkıyla birlikte sahaya giderek dayanışma mesajı verdi. Ziyaret, 24 Şubat 2026 tarihli yürütmeyi durdurma kararının ardından bölgede yeniden yükselen gerilim günlerinde gerçekleşti; davanın yeni duruşması 24 Nisan 2026’da görülecek. CHP Giresun İl Başkanı Dr. Gökhan Şenyürek, Sekü köyünde maden tartışmasının büyüdüğü günlerde parti heyetiyle birlikte köy halkının yanında yer aldı. Şenyürek’e Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, Giresun Belediye Başkanı Fuat Köse, Görele Belediye Başkanvekili Aysel Uzun, il yöneticileri, il genel meclisi üyeleri ve ilçe örgütleri eşlik etti. CHP’nin il örgütü düzeyinde Sekü hattına doğrudan sahip çıktığı mesajı verildi. Sekü’de son günlerde yeniden yükselen gerilim, maden şirketine ait sondaj aracının köy hattına girmek istemesiyle büyüdü. Bölge halkı araca geçit vermedi. Köylüler mahkemenin yürütmeyi durdurma kararını hatırlatarak sahadaki yeni girişime karşı çıktılar. Başkan Köse ise, vatandaşların görüş ve taleplerini dinleyerek, sürecin yakından takip edileceğini söyledi. ‘’HALKIMIZIN YANINDAYIZ” Maden aranmak istenen mevkiye kadar giderek burada bir açıklama yapan Başkan Köse vatandaşların haklı taleplerinin yanında olduklarını vurgulayarak: “Bu topraklar hepimizin. Vatandaşlarımızın yaşam alanlarını tehdit edecek hiçbir girişime sessiz kalmamız mümkün değil. Halkımızın yanında olmaya devam edeceğiz” dedi. Köse açıklamasına şöyle devam etti: “Her köşesi, taşı toprağı altın olan memleketimizde Tirebolu’muzun Sekü Köyü’ndeyiz. Bir siyasi imza atmak için değil, halkın duyarlılığının yanında olmak için buradayız. Gerçekten uzak bir mesafe köye, köy halkı ise çok duyarlı ve bu konuda yüksek hassasiyet gösteriyor. Biz de Sekü Köyü halkının hassasiyetlerine ortak olmak için buraya geldik. Madenler ülkemizin çok önemli gelir kaynaklarındandır. Bizler madenlere karşı değiliz. Madenler ülkemizin çıkarları ve ekonomisinin yükseltilmesi için mutlaka kullanılmalıdır. Fakat vahşi madencilik ve hukuka aykırı bütün olasılıkları vatandaşımızın istemediği gibi bizler de istemiyoruz. Burada hassasiyetimiz şudur. Madenler ülkemizin çok kıymetli emtialarıdır ama, bu bölgelerin taşı toprağı altın. İnsanlarımızın sesine kulak vermek şarttır. Hukuka uygun ve vatandaşımızın görüşünü alarak yapılacak çalışmalar uygun olacaktır. Ancak vatandaş rahatsızdır. Bizlerde bu rahatsızlığı dile getirmek üzere buradayız” Mahkeme, Tirebolu-Görele hattındaki projeyle ilgili 24 Şubat 2026 tarihinde yürütmeyi durdurma kararı verdi. Dosyanın ilk duruşması 31 Mart’ta yapıldı. Dava 24 Nisan 2026 tarihine bırakıldı. Sekü’deki tartışma da bu yargı sürecinin gölgesinde sürüyor. Şenyürek’in Sekü ziyareti, CHP’nin Giresun’daki maden başlığında sahaya indiği en net çıkışlardan biri oldu. İl başkanlığı düzeyinde verilen bu fotoğraf, köylünün nöbetine açık siyasi destek anlamı taşıdı. Sekü’deki dava 24 Nisan’da yeniden mahkeme gündemine gelecek.

ELVAN IŞIK GEZMİŞ: MADENE VERECEK KÖYÜMÜZ YOK Haber

ELVAN IŞIK GEZMİŞ: MADENE VERECEK KÖYÜMÜZ YOK

ELVAN IŞIK GEZMİŞ: MADENE VERECEK KÖYÜMÜZ YOK CHP Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, Tirebolu’nun Sekü köyünde maden arama girişimine karşı nöbet tutan yurttaşlarla bir araya geldi. Gezmiş, köylülerin suyu, havayı ve toprağı savunduğunu belirterek “Bu haklı mücadelenin sonuna kadar yanındayız” dedi. Sekü dosyasında yürütmeyi durdurma kararı bulunuyor; davanın bir sonraki duruşması 24 Nisan 2026’da görülecek. CHP Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, Tirebolu’nun Sekü köyünde maden arama faaliyetlerine karşı direnen köylülerle buluştu. Gece saatlerinde köyde yapılan ziyarette CHP Tirebolu İlçe Başkanı Kemal Devrim Bayrak ve parti örgütü de yer aldı. Gezmiş, “Suyumuza, havamıza, toprağımıza dokunma” çağrısını öne çıkararak Sekü halkının yaşam alanını savunduğunu söyledi. Gezmiş, açıklamasında köylülerin soğuk ve yağmur altında toprağını terk etmediğini vurguladı. Sekü’de gençlerin, yaşlıların ve ailelerin bir arada aynı talebi dile getirdiğini belirten Gezmiş, “Köyümüze, toprağımıza, suyumuza sahip çıkıyoruz diyen yurttaşlarımız yalnız değildir. Cumhuriyet Halk Partisi örgütü olarak bu mücadelenin dün olduğu gibi bugün de yarın da yanında olacağız. Madene verecek köyümüz yok” ifadelerini kullandı. Sekü köyündeki gerilim, yalnızca bir siyasi ziyaretin değil, haftalardır büyüyen çevre ve hukuk mücadelesinin yeni halkası oldu. Giresun İdare Mahkemesi aynı projedeki “ÇED Olumlu” kararının yürütmesini 24 Şubat’ta durdurdu. Dosyanın ilk duruşması 31 Mart’ta görüldü ve dava 24 Nisan 2026 tarihine bırakıldı. Buna karşın son günlerde proje sahasına yeniden sondaj makinesi çıkarılmak istendi. Bölge halkı, çevre savunucuları ve hukukçular makinenin önünü keserek girişime izin vermedi. Sekü ve Karlıbel hattında yaşanan bu tablo, maden şirketinin sahaya dönme girişimi ile köylülerin su kaynaklarını, tarım alanlarını ve yaşam çevresini koruma iradesini yeniden karşı karşıya getirdi. Gezmiş’in Sekü’den verdiği mesaj bu nedenle yalnızca dayanışma açıklaması değil, aynı zamanda süren davaya ve köylülerin sahadaki direnişine siyasi destek beyanı niteliği taşıdı. CHP heyeti, Tirebolu’da yaşam alanlarına dönük madencilik baskısına karşı geri adım atılmayacağını ilan etti. Sekü’de verilen mesaj nettir: Köylü toprağını bırakmıyor, mücadele büyüyor.

ELVAN IŞIK GEZMİŞ İDDİALARA YANIT VERDİ Haber

ELVAN IŞIK GEZMİŞ İDDİALARA YANIT VERDİ

ELVAN IŞIK GEZMİŞ İDDİALARA YANIT VERDİ CHP Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, Görele’de 8 Şubat’ta yaşanan olay ve Elif Tuana Torun’un hayatını kaybetmesinin ardından kamuoyunda gündeme gelen iddialara ilişkin açıklama yaptı. Gezmiş, aileye “şikâyetten vazgeçin” yönünde herhangi bir telkinde bulunmadığını söyledi. CHP Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, kamuoyunda tartışma yaratan süreçle ilgili sessizliğini bozdu. Gezmiş, yaptığı açıklamada hem devam eden yargı sürecine saygı duyduğu hem de acılı ailenin yaşadığı kaybın daha fazla tartışma konusu yapılmaması için bugüne kadar ayrıntılı değerlendirmede bulunmadığını belirtti. Gezmiş, son günlerde şahsıyla ilgili ortaya atılan iddialar üzerine kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla açıklama yapma gereği duyduğunu ifade etti. Açıklamasında, amacının aileyle herhangi bir tartışmanın parçası olmak değil, yanlış bilgileri düzeltmek ve Elif Tuana Torun’un hatırasına saygısını yinelemek olduğunu vurguladı. GÖRELE’YE ACİL ÇAĞRI ÜZERİNE GİTTİĞİNİ SÖYLEDİ Elvan Işık Gezmiş, 8 Şubat gecesi Görele Belediye Başkanı Hasbi Dede’den acil bir konu olduğu bilgisiyle telefon aldığını ve bunun üzerine Görele’ye gittiğini açıkladı. O gece daha sonra kamuoyuna yansıyan yazışmalar ve teknik detaylar hakkında bilgi sahibi olmadığını belirten Gezmiş, yaşananları anlamaya çalıştıklarını kaydetti. AİLEYE TELKİN İDDİASINI REDDETTİ Gezmiş, olayın ayrıntıları netleşmeden önce önceliklerinin mağdur aileye insani destek vermek olduğunu söyledi. Bu kapsamda yapılan ziyaretin kalabalık bir ortamda ve çok sayıda kişinin huzurunda gerçekleştiğini ifade eden Gezmiş, ziyaret sırasında ya da sonrasında aileye veya aile fertlerinden herhangi birine “şikâyetinden vazgeçmesi” yönünde bir söz söylemediğini ve telkinde bulunmadığını açıkladı. Merhume Elif Tuana Torun’un babasıyla ne ziyaret sırasında ne de sonrasında herhangi bir karşılaşmasının olmadığını da dile getiren Gezmiş, bu yöndeki iddiaları da reddetti. “SÜRECİN TAKİPÇİSİ OLACAĞIM” Elif Tuana Torun’un hayatını kaybetmesinin kendilerini derinden sarstığını belirten Gezmiş, olay sırasında resmî yurt dışı görevinde bulunduğunu, buna rağmen Giresun Valisi ve Emniyet Müdürü ile iletişim halinde kalarak süreci yakından izlediğini kaydetti. Gezmiş, açıklamasının sonunda hem 8 Şubat’ta yaşanan olayın hem de sonrasında meydana gelen ölümün tüm yönleriyle aydınlatılması gerektiğini belirterek sürecin takipçisi olacağını söyledi. Açıklamada, Elif Tuana Torun’un hatırasına saygı gösterilmesi ve ailesinin acısının incitilmemesi çağrısı da yer aldı.

DERELİ’DE MADEN GERİLİMİ Haber

DERELİ’DE MADEN GERİLİMİ

DERELİ’DE MADEN GERİLİMİ Dereli Doğa ve Yaşam Derneği Sözcüsü İbrahim Türk, bugün yaptığı açıklamada Meşeliyatak, Eğri Ambar, Yıldız, Yeşiltepe köyleri ile Bahçeli ve Sütlüce mahallelerinin zirve hattında başlatılan sondaj çalışmalarına sert tepki gösterdi. Resmî kayıtlarda tartışmalı saha, Gencer Maden İşletmeleri A.Ş. adına yürüyen IV. Grup çinko-bakır projesi olarak yer alıyor. Dosyada “ÇED Gerekli Değildir” kararı, süren dava ve su kaynakları üzerindeki olası etkiler tartışmanın merkezinde bulunuyor. Dereli’de maden gerilimi, Dereli Doğa ve Yaşam Derneği Sözcüsü İbrahim Türk’ün bugün yaptığı sert açıklamayla yeniden yükseldi. Türk, Meşeliyatak, Eğri Ambar, Yıldız, Yeşiltepe köyleri ile Bahçeli ve Sütlüce mahallelerinin üst kesimlerinde başlatılan maden sondaj çalışmalarının daha ilk aşamada doğada gözle görülür tahribat yarattığını söyledi. Bölgedeki müdahalenin yalnızca bir sondaj faaliyeti olarak görülemeyeceğini vurgulayan Türk, su kaynaklarının, orman dokusunun, tarımsal üretim alanlarının ve yaşam alanlarının tehdit altında bulunduğunu savundu. Açıklamasında Giresun milletvekillerine doğrudan seslenen Türk, “Şirketin mi, halkın mı yanındasınız?” sözleriyle sert tepki gösterdi; seçim dönemlerinde sahada görünen siyasetçilerin bugün Dereli’de yükselen itiraza sessiz kalmaması gerektiğini belirtti. Türk, özel mülkiyete müdahale iddiaları, yerleşim alanlarına yakınlık, su havzaları üzerindeki risk ve çevre hakkı başlıklarında yetkilileri uyardı; 31 Mart Salı günü görüleceğini belirttiği dava öncesinde yargının bölge halkının sesine kulak vermesi çağrısı yaptı. RESMÎ DOSYADA HANGİ MADEN VAR? Tartışmanın merkezindeki saha, kamu kayıtlarında belirsiz bir “arama alanı” olarak değil, çinko-bakır dosyası olarak görünüyor. TBMM’ye sunulan 16 Mayıs 2025 tarihli yazılı soru önergesinde proje, Gencer Maden İşletmeleri A.Ş.’ye ait 183.085 metrekarelik alanda IV. Grup Çinko-Bakır Yeraltı Madeni olarak tanımlandı. Giresun İli 2024 Çevre Durum Raporu kamuya açık durumda; yerel basına yansıyan rapor özetinde aynı Dereli kaydı “Jeoloji Haritalama” başlığı altında 18,3 hektarlık ÇED alanı, cevher için kırma-eleme sonrası satış ve sahada zenginleştirme tesisi kurulmayacağı notlarıyla aktarıldı. İZİN ZİNCİRİ NEYİ GÖSTERİYOR? Dosyanın çevre süreci, Gencer Maden’in 13 Aralık 2021’de Giresun Valiliğine yaptığı başvuruyla başladı. TBMM’ye verilen 2022 tarihli resmî cevapta, Dereli Kaymakamlığı, Dereli Belediye Başkanlığı, DSİ 22. Bölge Müdürlüğü, Orman Bölge Müdürlüğü, AFAD, İl Özel İdaresi, İl Tarım ve Orman, İl Sağlık ve ilgili diğer kurumların görüşlerinin istendiği belirtildi. Aynı cevap, “ÇED Gerekli Değildir” kararının projenin başlaması için gerekli tek koşul olmadığını açıkça vurguladı. MAPEG’in resmî SSS sayfasında da, IV. Grup madenlerde detay arama döneminin dört yıl olduğu ve işletme izni düzenlenmeden üretim ile satış faaliyeti yapılamayacağı yazıyor. TBMM’ye verilen 2025 tarihli resmî cevapta ise Giresun Valiliğinin 19 Ekim 2022 tarihli ve E-2022178 sayılı “ÇED Gerekli Değildir” kararı anıldı; aynı belgede, kararın iptali istemiyle açılan davanın Giresun İdare Mahkemesinde 2025/123 esas numarasıyla sürdüğü ve proje çevresindeki su kaynaklarına olası etkileri değerlendirmek üzere hidrojeolojik rapor hazırlandığı belirtildi. VEKİLLER DOSYADA NE YAPTI? Elvan Işık Gezmiş: CHP Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, Dereli dosyasını en görünür biçimde Meclis gündemine taşıyan isim oldu. Gezmiş, 28 Kasım 2024’te Genel Kurul’da yaptığı konuşmada Giresun’un yüzde 85’inin maden arama sahası olarak ruhsatlandırıldığını söyledi; Dereli’de Yeşiltepe, Meşeliyatak, Eğrianbar, Yıldız köyleri ile Bahçeli ve Sütlüce mahallelerini tek tek anarak bölgedeki maden baskısını kürsüden gündeme taşıdı. Ardından 26 Aralık 2024’te Giresun ilindeki madencilik faaliyetlerine ilişkin yazılı soru önergesi verdi. Dereli’deki Gencer Maden dosyası da 16 Mayıs 2025 tarihli ayrı bir yazılı soru önergesiyle doğrudan TBMM kayıtlarına geçti. Ertuğrul Gazi Konal: MHP Giresun Milletvekili Ertuğrul Gazi Konal, Dereli’deki madencilik tartışmasına kamuoyuna açık tepki veren isimler arasında yer aldı. 4 Şubat 2025 tarihli haber kaydına göre Konal, Dereli ilçesinde halka, doğaya ve su kaynaklarına rağmen faaliyete geçirilmek istenen madencilik çalışmalarına karşı olduğunu açıkladı. Nazım Elmas: AK Parti Giresun Milletvekili Nazım Elmas, TBMM kayıtlarında Dijital Mecralar Komisyonu Başkanı olarak yer alıyor. Erişilebilen açık kamu kayıtlarında, Dereli’deki Gencer Maden çinko-bakır dosyasına doğrudan bağlanan, Meclis tutanağına veya yazılı soru önergesine yansımış ayrı bir girişim bu taramada belirginleşmedi. Ali Temür: AK Parti Giresun Milletvekili Ali Temür, TBMM resmî sayfasında Türkiye-Afganistan Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı ve KİT Komisyonu üyesi olarak yer alıyor. Erişilebilen açık kamu kayıtlarında, Dereli’deki Gencer Maden dosyasına özel, doğrudan ve ayrı bir Meclis müdahalesi ya da kamuoyuna açık ayrıntılı çıkışı bu taramada belirginleşmedi. BİLİMSEL RİSKLER HANGİ BAŞLIKLARDA TOPLANIYOR? Çinko-bakır gibi sülfürlü cevherlerle ilişkili projelerde en ağır ve en hassas başlık sudur. Bu tür sahalarda cevherin ya da sülfürlü kayaçların hava ve suyla teması, uzun vadede asidik drenaj riskini gündeme getirir. Bu süreçte oluşan asidik yapı, kayaç içindeki metalleri çözerek akışa katabilir. Sonuçta bakır, çinko ve benzeri metaller yüzey sularına, dere yataklarına ve yeraltı su sistemlerine taşınabilir. Bu risk yalnızca maden işletmesinin kendisiyle sınırlı değildir; sondaj alanları, yol yarmaları, açık kaya yüzeyleri, kazı malzemesi ve uygun yönetilmeyen atık alanları da benzer bir kimyasal sürecin başlangıç noktası haline gelebilir. EPA, asit maden drenajında ortaya çıkan akışkanların yüksek toksisite taşıyabildiğini; USGS ise pyrit gibi sülfürlü minerallerin hava ve suyla tepkimeye girerek sülfürik asit oluşturduğunu ve bunun metalleri yüzey ve yeraltı suyuna taşıyabildiğini belirtiyor. Su başlığının ikinci boyutu miktar ve akış rejimidir. Madencilik faaliyetleri, özellikle eğimli arazilerde yapılan kazılar ve drenaj müdahaleleriyle birlikte doğal su dolaşımını değiştirebilir. Yüzeydeki küçük dere yatakları, kaynak suları, çeşmeler ve yeraltı beslenme hatları bu süreçten etkilenebilir. Yeraltı su seviyesinde düşüş, bazı kaynakların debisinde azalma, suyun doğal akış yönünde değişim ya da mevsimsel rejimde bozulma ihtimali bu yüzden dikkate alınmak zorundadır. IFC’nin madencilik rehberi, su kullanımı, yüzey ve yeraltı suyu azalması ile fırtına suyu akışının düzenli izleme ve yönetim gerektirdiğini açıkça vurguluyor. İkinci büyük risk, eğimli ve ormanlık arazide açılan yolların doğurduğu sediment, erozyon ve heyelan yüküdür. Maden sahasına ulaşmak için açılan her yeni yol, yalnızca bir ulaşım hattı değil; aynı zamanda toprağın doğal dengesine yapılmış doğrudan bir müdahaledir. Yol açımı sırasında bitki örtüsünün kaldırılması, şevlerin kesilmesi, toprağın gevşetilmesi ve drenaj rejiminin değiştirilmesi, yoğun yağış alan bölgelerde sediment taşınımını hızlandırır. Bunun sonucu olarak dere yataklarına daha fazla ince malzeme taşınır, su bulanıklığı artar, ekosistem baskı altına girer ve aşağı kotlardaki tarım alanları ile su alma noktaları etkilenebilir. EPA, ormanlık alanlarda yol yapımı ve yol kullanımını, orman arazilerindeki yayılı kirliliğin başlıca kaynağı olarak tanımlıyor ve toplam sedimentin çok büyük bölümünün bu yolla taşınabildiğini belirtiyor. Orman dokusuna müdahale de başlı başına ayrı bir bilimsel risk alanıdır. Ağaç örtüsü yalnızca görsel bir doğal varlık değildir; toprağı tutan, yüzey akışını dengeleyen, suyu filtreleyen ve mikroiklimi koruyan temel bir ekolojik kalkandır. Bu örtü zayıfladığında hem toprak kaybı artar hem de suyun havza içindeki davranışı değişir. Arıcılık, hayvancılık ve küçük ölçekli kırsal üretim de bu değişimden dolaylı ya da doğrudan etkilenebilir. EPA, akarsu kenarı bitki örtüsünün kaldırılmasının su kalitesi ve sucul yaşam üzerinde olumsuz sonuçlar yaratabildiğini belirtiyor. Bir başka önemli başlık toz, gürültü ve titreşimdir. Sondaj, kazı, yol yapımı, araç hareketliliği ve malzeme taşınması; özellikle yakın yerleşim alanlarında hava kalitesi ve yaşam konforu üzerinde doğrudan baskı yaratabilir. Kuru dönemlerde yol kaynaklı toz, tarım alanlarına, bitki örtüsüne, su yüzeylerine ve yerleşim alanlarına taşınabilir. Gürültü ve titreşim ise yalnızca insan yaşamını değil, kırsal üretimi ve yaban hayatını da etkileyebilir. IFC madencilik rehberi ile Dünya Bankası çevre-sağlık-güvenlik çerçevesi, bu başlıkların düzenli ölçüm ve yönetim gerektirdiğini açıkça ortaya koyuyor. Faaliyet ilerlediği takdirde atık yönetimi başlığı da daha kritik hale gelir. Sondaj çamurları, kazı artıkları, pasa malzemesi, yağ ve yakıt kalıntıları, uygunsuz depolama veya sızdırmazlık eksikliği halinde toprağa ve suya karışabilir. Özellikle yağışlı bölgelerde yüzey akışı bu tür kirleticileri çok daha hızlı biçimde yayabilir. Bu yüzden yalnızca cevherin çıkarılması değil, çalışma sırasında ortaya çıkan her türlü yan malzemenin nasıl depolandığı, nasıl taşındığı ve nasıl bertaraf edildiği de bilimsel denetimin konusu olmalıdır. EPA ve USGS kaynakları, asidik ve metal yüklü drenajın içme suyu, sucul yaşam ve toprak üzerinde birleşik etkiler yaratabildiğini vurguluyor. SAĞLIK VE EKOLOJİK ETKİLER Bakır ve çinko gibi metallerin çevreye kontrolsüz biçimde taşınması halinde risk yalnızca su kalitesiyle sınırlı kalmaz; insan sağlığı, tarımsal üretim ve ekosistem üzerinde de baskı oluşabilir. Bu noktada sağlık etkilerini “kesin gerçekleşmiş sonuç” gibi değil, maruziyet halinde görülebilecek riskler olarak kurmak gerekir. Bakır için sindirim sistemi, karaciğer, böbrek ve nörolojik sistem hassas hedefler arasında sayılırken; çinko için özellikle yoğun duman ve partikül maruziyetinde solunum yolu etkileri ile kısa süreli zehirlenme tabloları öne çıkıyor. ATSDR’nin güncel bakır toksikoloji özeti, gastrointestinal sistem, karaciğer, böbrek ve nörolojik sistemi hassas hedefler arasında sayıyor. Bakır maruziyetinde özellikle sindirim sistemi yakınmaları dikkat çekebilir. Bulantı, kusma, karın ağrısı ve ishal gibi belirtiler akut tabloda görülebilen başlıca yakınmalar arasında yer alır. Daha yüksek ya da daha uzun süreli maruziyetlerde karaciğer ve böbrek etkileri de önem kazanır. Ağır olgularda karaciğer etkilenmesine bağlı sarılık gibi klinik bulgular değerlendirme konusu olabilir. Bu nedenle “sarılık” ifadesi, doğrudan olmuş bir sonuç gibi değil, yüksek düzey metal maruziyetinde görülebilecek ağır bulgular arasında kullanılmalıdır. Çinko tarafında ise özellikle duman ve ince partikül maruziyeti önemlidir. Yoğun çinko oksit dumanına akut maruziyet, “metal dumanı ateşi” olarak bilinen tabloya yol açabilir. Bu tabloda baş ağrısı, kas ağrısı, halsizlik, kırgınlık, öksürük, boğaz irritasyonu ve ateş benzeri yakınmalar görülebilir. Bu nedenle kısa süreli zehirlenme belirtileri örneklenirken baş ağrısı, kas ağrısı, halsizlik ve solunum yolu irritasyonu gibi bulgular görülebilir. Solunum sistemi bakımından dilin daha da dikkatli kurulması gerekir. “KOAH yapar” demek fazla kesin ve doğrudan bir hüküm olur. Daha doğru ifade, metal partikülü, asidik aerosol, toz ve kimyasal irritan maruziyetinin mevcut solunum hastalıklarını ağırlaştırabileceği, hassas kişilerde nefes darlığı, öksürük, bronş irritasyonu ve akciğer stresini artırabileceği yönündedir. NIOSH’un sülfürik asit rehberi, sülfürik asidin göz, deri, burun, boğaz ve solunum yolu için aşındırıcı olduğunu; ciddi maruziyetlerde bronşit, akciğer ödemi ve amfizem benzeri ağır solunum etkileriyle ilişkili olabileceğini belirtiyor. Çevresel etkiler tarafında ise bakır ve çinko yükü hava, su ve toprak kalitesi üzerinde zincirleme baskı yaratabilir. Asidik drenaj oluştuğunda metal çözünmesi artar; bu metaller dere yataklarına, yüzey sularına, yeraltı sularına ve zamanla toprağa taşınabilir. Sonuçta sucul yaşam zarar görebilir, tarım toprağında kirlenme riski oluşabilir ve ekosistem bütünlüğü zedelenebilir. USGS, mine drainage ile kirlenmiş içme suyu, sucul bitki ve hayvanların büyüme-üreme döngüsünde bozulma ve altyapı üzerinde aşındırıcı etki risklerini açıkça sıralıyor. “Yeşil görünüm” ya da su renginde değişim gibi ifadeler de dikkatli kullanılmalıdır. Metal yüklü akışlarda zaman zaman yeşilimsi, mavimsi ya da pas tonlarında renk değişimleri görülebilir; ancak bu tür görsel değişimler tek başına kirliliğin kesin kanıtı sayılmaz. USGS, mine drainage süreçlerinde kırmızı, turuncu ya da sarı çökeltilerin oluşabildiğini; renk değişiminin kimyasal süreçlerle bağlantılı olabileceğini, ancak teknik değerlendirmenin analizle yapılması gerektiğini gösteriyor. Bu nedenle en doğru form, “renk değişimi kirlilik göstergesi olabilir, kesin tespit analizle yapılır” cümlesi olacaktır. Bu dosyada “sülfürik asit yağmurları” ifadesi yerine “sülfürlü kayaçların su ve oksijenle teması sonucu gelişebilen asidik drenaj ve metal taşınımı” demek daha doğrudur. Çünkü Dereli dosyasında eldeki bilimsel çerçeve, klasik atmosferik asit yağışından çok, madenle ilişkili asidik su ve metal çözünmesi mekanizmasına işaret ediyor. SONUÇ VE BİLİMSEL ÖNERİLER Dereli dosyasında bundan sonraki aşama, açıklamaların ötesine geçen, ölçülebilir ve denetlenebilir bir teknik inceleme süreci olmalıdır. Proje Tanıtım Dosyası, hidrojeolojik rapor, kurum görüşleri, ruhsat bilgileri ve varsa işletme izni kamuoyuna tam olarak açılmalıdır. Dosyada güven zemini ancak belge şeffaflığıyla kurulabilir. Bağımsız hidrojeolojik izleme programı kurulmalıdır. Dere, kaynak, çeşme, içme suyu hattı ve olası özel su alma noktalarında mevsimsel veri toplanmalı; su seviyesi, debi, pH, iletkenlik, askıda katı madde ve metal parametreleri düzenli yayımlanmalıdır. IFC rehberi, madencilik öncesi temel verinin ve düzenli örneklemenin kritik olduğunu gösteriyor. Asit maden drenajı ve metal liçi potansiyeli laboratuvar düzeyinde test edilmelidir. Cevher, yan kayaç, yol yarması ve sondaj atıkları için asit üretme potansiyeli ile metal çözünmesi analiz edilmeden “risk yoktur” denilemez. Yol açımı ve şev müdahaleleri için ayrı bir erozyon-sediment planı hazırlanmalıdır. Sediment havuzları, kontrollü drenaj, şev koruma ve yüzey stabilizasyonu zorunlu hale getirilmelidir; çünkü en erken çevresel yük çoğu zaman doğrudan cevherden değil, yoldan gelir. Toz, gürültü ve titreşim için saha bazlı anlık kontrol sistemi kurulmalıdır. Yol sulama, hız düşürme, malzeme taşıma noktalarında bastırma önlemleri ve hassas yerleşim yakınlarında düzenli ölçüm yapılmalıdır. IFC rehberi, bu başlıkların sürekli izlenmesini öneriyor. Ekolojik etki envanteri hazırlanmalıdır. Orman dokusu, arıcılık alanları, mera kullanımı, yaban hayatı geçişleri ve hassas habitatlar bağımsız uzmanlarca haritalanmalıdır. Tartışma yalnızca cevher değeriyle değil, kaybedilebilecek ekolojik ve kırsal üretim değeriyle birlikte değerlendirilmelidir. Kapatma ve faaliyet sonrası izleme planı daha bugünden hazırlanmalıdır. Risk esaslı kapatma senaryosu, şev güvenliği, su kalitesi ve olası kirletici salımı bakımından proje başlangıcında tanımlanmalıdır. Milletvekilleri, ilgili kurumlar, meslek odaları ve köy temsilcilerinden oluşan teknik ortak masa kurulmalıdır. Bu masa, siyasal polemik için değil; su verisi, izin zinciri, mülkiyet sınırı ve çevresel ölçümlerin düzenli paylaşımı için çalışmalıdır. Dosyada gerilimi düşürecek olan şey slogan değil, bağımsız doğrulama ve açık veridir.

TBMM’DE FINDIK ALARMI: ÜRETİCİ KİLODA 110 LİRA KAYBETTİ Haber

TBMM’DE FINDIK ALARMI: ÜRETİCİ KİLODA 110 LİRA KAYBETTİ

TBMM’DE FINDIK ALARMI: ÜRETİCİ KİLODA 110 LİRA KAYBETTİ CHP Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde fındıkta yaşanan sert fiyat düşüşünü gündeme taşıdı. 350 liraya kadar çıkan fındık fiyatının 240 liraya gerilediğini vurgulayan Gezmiş, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin taban fiyatı en az 300 lira olarak güncellemesini istedi. TBMM’DE GİRESUN FINDIĞI İÇİN ACİL ÇAĞRI Karadeniz’in ve Giresun’un temel geçim kaynaklarından biri olan fındıkta yaşanan fiyat kaybı Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşındı. CHP Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, Meclis’te yaptığı konuşmada fındık üreticisinin ağır kayıp yaşadığını söyledi. Gezmiş, kısa süre önce 350 liraya kadar yükselen fındık fiyatının 5 Şubat 2026 itibarıyla 240 liraya düştüğünü belirtti. Bu düşüşle birlikte üreticinin kilogram başına 110 lira kayba uğradığını ifade eden Gezmiş, piyasadaki dengesizliğin üreticiyi doğrudan vurduğunu dile getirdi. “ÜRETİCİ YABANCI SERMAYEYE VE ARACILARA TESLİM EDİLEMEZ” Fındık piyasasında yaşanan dalgalanmanın kabul edilemez olduğunu söyleyen Gezmiş, üreticinin yabancı sermaye ve aracıların insafına bırakılamayacağını vurguladı. Hasat öncesi yapılan satışların piyasayı bozduğunu belirten Gezmiş, devletin piyasaya daha güçlü müdahale etmesi gerektiğini savundu. TMO’YA TABAN FİYAT ÇAĞRISI Toprak Mahsulleri Ofisi’ne açık çağrı yapan Gezmiş, fındıkta taban fiyatın en az 300 lira olarak yeniden belirlenmesini istedi. Üreticinin korunmasının zorunlu olduğunu ifade eden Gezmiş, fındığın yalnızca bir tarım ürünü olmadığını, bölgenin ekonomik ve sosyal yaşamı açısından stratejik değer taşıdığını söyledi. “FINDIK EMEKTİR, ALIN TERİDİR” Konuşmasında fındığın Karadeniz insanı için taşıdığı anlamı da hatırlatan Gezmiş, “Fındık emektir, yerli sermayedir, alın teridir” mesajı verdi. Fındığın hak ettiği değeri bulması gerektiğini belirten Gezmiş, üreticinin daha fazla kayıp yaşamaması için acil önlem alınmasını istedi.

TEPEKÖY DERNEĞİ’NİN 7. İFTARINDA BİRLİK TABLOSU Haber

TEPEKÖY DERNEĞİ’NİN 7. İFTARINDA BİRLİK TABLOSU

TEPEKÖY DERNEĞİ’NİN 7. İFTARINDA BİRLİK TABLOSU Dereli ilçesine bağlı Tepeköy köyü adına faaliyet yürüten Tepeköy Kalkındırma ve Yardımlaşma Derneği’nin geleneksel hale getirdiği iftar programı bu yıl 7’nci kez yoğun katılımla gerçekleştirildi. Ramazan ayının manevi ikliminde düzenlenen buluşma, köy halkını, dernek üyelerini, çevre köylerden gelen konukları ve çok sayıda davetliyi aynı sofrada bir araya getirdi. İftar programında birlik, beraberlik ve dayanışma vurgusu öne çıktı. Aynı sofrada buluşan davetliler, Ramazan’ın paylaşma kültürünü ve kardeşlik ruhunu birlikte yaşadı. Program, Tepeköy’ün sosyal dayanışma geleneğini güçlendiren buluşmalardan biri olarak dikkat çekti. Geceye, Giresun Belediye Başkanı Fuat Köse, Giresun milletvekilleri Nazım Elmas ve Elvan Işık Gezmiş ile AK Parti Giresun İl Başkan Yardımcısı Cumhur Karahasan başta olmak üzere çok sayıda davetli katıldı. Siyasi ve yerel temsilcilerin de yer aldığı program, köy derneklerinin toplumsal bağları canlı tutan rolünü bir kez daha ortaya koydu. Programda konuşan Tepeköy Kalkındırma ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Kesim Kırkaya, Ramazan ayının paylaşma ve dayanışma duygusunu büyüten özel bir zaman dilimi olduğuna dikkat çekti. Kırkaya, Tepeköy’ün yalnızca bir yerleşim yeri değil, ortak hatıralar etrafında birleşen büyük bir aile olduğunu vurguladı. Kırkaya, aynı sofrada buluşmanın ve aynı duaya birlikte “amin” demenin kendileri için büyük anlam taşıdığını belirterek, köy halkı, dernek üyeleri, muhtarlar, komşu köylerin dernek başkanları ve dostlarla bir arada olmanın bu birlik ruhunun en güçlü göstergesi olduğunu söyledi. Katılımcılara teşekkür eden Kırkaya, Ramazan Bayramı öncesinde iyi dileklerini de paylaştı. Tepeköy Derneği’nin 7’ncisini düzenlediği iftar programı, yemek sonrası gerçekleştirilen çay sohbetiyle sona erdi. Gecenin sonunda ortaya çıkan tablo, Tepeköy’de geleneksel dayanışma kültürünün canlılığını koruduğunu bir kez daha gösterdi.

PARİS’TE 8 MART BULUŞMASI: Haber

PARİS’TE 8 MART BULUŞMASI:

PARİS’TE 8 MART BULUŞMASI: CHP PARİS BİRLİĞİ’NDEN DAYANIŞMA VE ÖRGÜTLENME MESAJI CHP Paris Birliği’nin 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla Fransa’nın başkenti Paris’te düzenlediği etkinlikte, kadın hakları, eşitlik, dayanışma ve yurtdışı örgütlenmesi vurgusu öne çıktı. Programa CHP Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş ile CHP Gaziantep Şehitkamil İlçe Başkanı Hurşit Yıldırım da katıldı. Etkinlikte yeni üyelere rozet takılırken, parti çalışmaları içinde emek veren isimlere plaket takdim edildi. Cumhuriyet Halk Partisi’nin resmi yurtdışı yapılanmaları arasında yer alan CHP Paris Birliği, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında Paris’te özel bir program düzenledi. Kadın emeği, eşit yurttaşlık, özgürlük ve demokratik dayanışma başlıklarının öne çıktığı buluşma, aynı zamanda partinin yurtdışındaki örgütlenme çalışmalarına da güçlü bir mesaj verdi. Etkinlikte konuşmaların odağında kadınların toplumsal yaşam içindeki yeri, eşitlik mücadelesi ve dayanışmanın önemi yer aldı. Programa katılan CHP Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş ile CHP Gaziantep Şehitkamil İlçe Başkanı Hurşit Yıldırım, 8 Mart’ın yalnızca bir anma günü değil, kadın hakları mücadelesinin tarihsel ve siyasal anlamını hatırlatan önemli bir gün olduğuna dikkat çekti. Programda partinin yeni üyelerine rozetleri takıldı, uzun süredir emek veren partililere ise plaket verildi. Böylece etkinlik, yalnızca 8 Mart kapsamında gerçekleştirilen sembolik bir buluşma olmanın ötesine geçerek, CHP’nin Avrupa’daki örgütsel bağlarını güçlendiren bir organizasyon niteliği kazandı. Etkinliğe CHP Paris Birliği Başkanı Nazım Ergin, CHP Paris Birliği Kadın Kolu Başkanı Emel Koçaslan ve Paris Birliği 91. Bölge Sorumlusu Ramazan Özlü başta olmak üzere çok sayıda partili ve davetli katıldı. Program boyunca birlik, beraberlik ve ortak mücadele mesajları öne çıktı. Paris’teki 8 Mart buluşması, CHP’nin yurtdışındaki yapılanmasının yalnızca seçim dönemleriyle sınırlı olmadığını, kadın hakları, dayanışma ve örgütlü siyaset başlıklarında da aktif bir zemin oluşturmaya çalıştığını bir kez daha ortaya koydu. Etkinlik, diaspora içinde parti aidiyetini güçlendiren ve ortak mücadele fikrini canlı tutan önemli bir buluşma olarak kayda geçti.

GEZMİŞ: “SEFER SAYILARI ARTMALI, GİRESUN’UN ULAŞIM HAKKI GÜÇLENDİRİLMELİ” Haber

GEZMİŞ: “SEFER SAYILARI ARTMALI, GİRESUN’UN ULAŞIM HAKKI GÜÇLENDİRİLMELİ”

ORDU-GİRESUN HAVALİMANI GÜNDEMDE CHP’Lİ MİLLETVEKİLİ ELVAN IŞIK GEZMİŞ: “SEFER SAYILARI ARTMALI, GİRESUN’UN ULAŞIM HAKKI GÜÇLENDİRİLMELİ” Karadeniz Bölgesi’nin önemli ulaşım yatırımlarından biri olan Ordu-Giresun Havalimanı, son dönemde uçuş sayıları ve destinasyon eksikliği tartışmalarıyla yeniden siyasi gündeme taşındı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, havalimanındaki sefer sayılarının yetersiz olduğunu belirterek, bölge halkının ulaşım hakkının güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. “Havalimanımız Komşu Şehirlerin Gölgesinde Kalıyor” Milletvekili Gezmiş yaptığı açıklamada, Ordu-Giresun Havalimanı’nın potansiyeline rağmen yeterince kullanılmadığını ifade ederek, Giresun ve Ordu halkının kendi havalimanını daha aktif kullanabilmesi için yeni düzenlemelerin yapılması gerektiğini vurguladı. Gezmiş açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Ordu-Giresun Havalimanımız komşu şehirlerin gölgesinde kalıyor. Hemşehrilerimiz kendi havaalanımızdan seyahat edebilmelidir. Sefer sayıları yetersiz, destinasyonlar eksiktir.” GURBETÇİ YOĞUNLUĞU VURGUSU Bölgedeki gurbetçi nüfusuna dikkat çeken CHP’li milletvekili, özellikle Avrupa’da yaşayan Karadenizli vatandaşların memleketlerine ulaşımını kolaylaştıracak doğrudan uçuşların artırılması gerektiğini dile getirdi. Gezmiş, Almanya başta olmak üzere gurbetçilerin yoğun olarak yaşadığı ülkelere direkt uçuş sayılarının artırılmasının hem bölge ekonomisine hem de turizme katkı sağlayacağını belirtti. Yeni Destinasyon Talebi Milletvekili Gezmiş, Ordu-Giresun Havalimanı’ndan talep gören bazı hatlara doğrudan uçuşların başlatılması gerektiğini belirterek şu önerileri sıraladı: Antalya’ya direkt uçuşlar Çukurova Havalimanı bağlantıları Öğrencilerin yoğun bulunduğu Kuzey Kıbrıs’a düzenli seferler Gezmiş, özellikle yaz sezonu öncesinde bu adımların atılmasının önemine dikkat çekerek, “Giresunlu hemşehrilerimizin ulaşım hakkı ihmal edilmemeli” dedi. YAZ UÇUŞ PROGRAMI TARTIŞMA YARATTI Ordu-Giresun Havalimanı ile ilgili tartışmaların artmasında 2026 yaz uçuş programı da etkili oldu. Bölgedeki iş dünyası temsilcileri ve bazı sivil toplum kuruluşları, yaz sezonunda Antalya ve İzmir gibi yoğun talep gören destinasyonlara yeterli uçuş planlanmamasını eleştirdi. Uzmanlar, bu durumun özellikle turizm ve gurbetçi trafiği açısından bölge için önemli bir eksiklik oluşturduğunu belirtiyor. KARADENİZ’DE YATIRIM DENGESİ TARTIŞMASI Öte yandan Karadeniz Bölgesi’nde planlanan yeni havalimanı yatırımları da tartışmayı büyüttü. Özellikle Trabzon’a ikinci havalimanı yapılması planı, bölgede yatırım dengesi konusunda yeni değerlendirmeleri beraberinde getirdi. Bazı çevreler, yeni yatırımlar yerine mevcut havalimanlarının uçuş ağının genişletilmesi ve altyapısının güçlendirilmesi gerektiğini savunuyor. AVRUPA’NIN DENİZ ÜZERİNE KURULU İLK HAVALİMANI 2015 yılında hizmete giren Ordu-Giresun Havalimanı, deniz üzerine inşa edilen Avrupa’daki ilk havalimanı olma özelliğini taşıyor. Yıllık yaklaşık 3 milyon yolcu kapasitesine sahip olan havalimanı, Karadeniz’de ulaşım altyapısının güçlenmesi açısından stratejik bir yatırım olarak değerlendiriliyor. Resmî verilere göre havalimanı açıldığı günden bu yana 8 milyondan fazla yolcuya hizmet verdi. Ancak bölge halkı, potansiyeline rağmen uçuş sayısının sınırlı olmasının havalimanının etkin kullanımını engellediğini ifade ediyor. BÖLGE HALKI YENİ SEFERLER BEKLİYOR Sivil toplum kuruluşları ve yerel iş dünyası temsilcileri, yaz sezonu öncesinde uçuş ağının genişletilmesi ve yeni destinasyonların eklenmesi halinde Ordu-Giresun Havalimanı’nın hem bölge ekonomisine hem de turizme önemli katkı sağlayacağını belirtiyor. CHP’li Milletvekili Elvan Işık Gezmiş’in açıklamasıyla birlikte havalimanındaki uçuş planlaması ve yeni hat talepleri, önümüzdeki günlerde siyasi ve kamuoyu gündeminde daha fazla tartışılacağa benziyor.

SOLAKOĞLU: “EKMEDEN ÖNCE FİYATI BİLECEĞİZ" Haber

SOLAKOĞLU: “EKMEDEN ÖNCE FİYATI BİLECEĞİZ"

SOLAKOĞLU: “EKMEDEN ÖNCE FİYATI, TALEBİ VE VADEYİ GÖREBİLDİĞİMİZ BİR SİSTEM KURMALIYIZ” Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi çalışmaları kapsamında Giresun’a gelen CHP Tarım ve Orman Politikaları Kurulu Başkanı Sencer Solakoğlu, tarımda temel sorunun maliyetler değil, üreticinin ekim kararını sağlıklı bilgi olmadan vermek zorunda kalması olduğunu söyledi. Solakoğlu, çözüm olarak ticaret borsaları üzerinden fiyat, talep ve vade bilgisinin ekim öncesinde görülebildiği, üretici ile sanayiciyi hasat öncesinde buluşturan bir yapı önerdi. Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi çalışmaları kapsamında 27 Şubat 2026 Cuma günü Giresun’a gelen Sencer Solakoğlu ve beraberindeki heyet, Cumhuriyet Halk Partisi Giresun İl Başkanlığı’nda parti örgütüyle bir araya geldi. Toplantıya CHP Giresun İl Başkanı Gökhan Şenyürek, CHP Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, Espiye Belediye Başkanı Erol Karadere, ilçe başkanları, belediye başkanları, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve partililer katıldı. Toplantıda konuşan İl Başkanı Gökhan Şenyürek, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi ile birlikte partide yeni bir sürece girildiğini belirterek, parti programına uygun hükümet programı çalışmalarının bu yapı bünyesinde oluşturulan kurullar üzerinden yürütüldüğünü söyledi. SAHADA ÜÇ AYAKLI PROGRAM Solakoğlu ve beraberindeki heyet, il başkanlığındaki toplantının ardından Giresun’un tarımsal yapısını ve fındık piyasasını yerinde değerlendirmek amacıyla saha temaslarını sürdürdü. Program kapsamında ilk olarak Giresun Ticaret Borsası’nda düzenlenen toplantıya katılan heyet, burada fındıkta fiyat oluşumu, pazarlama kanalları ve üretici-tüccar ilişkilerinde yaşanan yapısal sorunlar üzerine değerlendirmelerde bulundu. Saha programının devamında üretici örgütleri ve meslek odalarıyla yapılan görüşmelerde, planlı üretim, piyasa şeffaflığı ve üreticinin korunmasına yönelik başlıklar ele alındı. Heyet, Giresun’da yapılan bu temaslardan elde edilen tespitlerin, CHP’nin tarım politikalarına ve Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi bünyesinde yürütülen politika çalışmalarına doğrudan katkı sunacağını ifade etti. “İLK 100 GÜNDE YOL HARİTASI NETLEŞECEK” Sencer Solakoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara gelmesi halinde tarım ve gıda politikalarında izlenecek yolun belirsiz olmadığını vurguladı. Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi bünyesinde yürütülen çalışmalar kapsamında, ilk 100 günde atılacak adımların açık ve net biçimde kamuoyuyla paylaşılacağını belirten Solakoğlu, “Ne yapacağımız da nasıl yapacağımız da hazır. Bunu şeffaf biçimde ortaya koyacağız” dedi. Bu sürecin temel başlıklarının; planlı üretim, garantili alım modeli ve tarımda kurumsal yapının yeniden işler hale getirilmesi olacağını ifade eden Solakoğlu, üreticinin belirsizlikle üretim yapmak zorunda bırakılmayacağı bir sistem hedeflediklerini söyledi. Tarımda yaşanan sorunların kötü niyetten çok yönetim zaaflarından kaynaklandığını dile getiren Solakoğlu, mevcut tabloyu şu sözlerle değerlendirdi: “Bu bir hırsızlık meselesi değil; basiretsizlik meselesidir. Türkiye’nin üretimi, tarımı ve kamu kaynakları ehil olmayan ellere teslim edilmiş durumda. Biz bu tabloyu tersine çevireceğiz; eksiden alıp artıya geçireceğiz.” Solakoğlu, tarım ve gıdanın siyaset üstü bir alan olduğuna dikkat çekerek, üreticinin emeğini koruyan, kaliteyi esas alan, öngörülebilir ve kamucu bir tarım düzenini yeniden kurmayı hedeflediklerini söyledi. “SORUN NE EKTİĞİMİZ DEĞİL, EKERKEN BİLMEMEMİZ” Programın en kapsamlı bölümü, Giresun Ziraat Odaları Birliği Giresun Şubesi’nde düzenlenen üretici buluşması oldu. Solakoğlu, burada yaptığı konuşmada üreticinin sahada yaşadığı sorunları kendi çiftçilik deneyiminden örneklerle anlattı. Tarımda yaşanan sorunların temelinde üreticinin özgür olması değil, üretim kararını yeterli bilgi olmadan vermek zorunda kalması bulunduğunu söyleyen Solakoğlu, “Ben bir çiftçiyim. Şubat ayı bitiyor, Nisan’da ekime başlayacağım ama ne ekeceğimi bilmiyorum. Bursa’nın en büyük çiftçisi bunu bilmiyorsa, köydeki üreticinin halini düşünün” dedi. PLANSIZLIK HEM ÇİFTÇİYİ HEM SOFRAYI VURUYOR Plansız üretimin hem üreticiyi hem de tüketiciyi mağdur ettiğini vurgulayan Solakoğlu, karpuz örneği üzerinden tabloyu şöyle anlattı: “Geçen yıl karpuz tarlada kaldı. Ben karpuz ektiğim için domates ve biber ekilmedi. Arz düştü, siz pahalı yediniz; biz çiftçiler zarar ettik. Gıda enflasyonu dediğimiz şey tam olarak bu.” “Sorun girdi maliyetleri değil, plansız üretim” Mazot ve gübre gibi girdilerin ucuzlatılmasının tek başına çözüm olmadığını vurgulayan Solakoğlu, “Eğer ürün tarlada çöpe gidecekse yaptığınız sübvansiyon da çöpe gider. Olmayan domatesin fiyatını düşüremezsiniz. Sorun yüksek girdi fiyatları değil, sorun plansız üretimdir” diye konuştu. Mazot ve gübre gibi girdilerin ucuzlatılmasının tek başına çözüm olmayacağını vurgulayan Solakoğlu, “Eğer ürün tarlada çöpe gidecekse, verdiğiniz destek de çöpe gider. Sorun girdi maliyetleri değil, plansız üretimdir” ifadelerini kullandı. TİCARET BORSALARI ÜZERİNDEN ŞEFFAF BİLGİ VE ÜRETİCİ-SANAYİCİ BULUŞMASI Solakoğlu, tarımda yaşanan bu döngünün yasaklarla ya da “ne ekileceğini söyleyen” bir modelle çözülemeyeceğini vurguladı. Çözüm olarak önerdiği yapının, ticaret borsaları üzerinden işleyecek şeffaf bir sistem olduğunu belirtti. Bu sistemde üretici, sezon başlamadan önce ticaret borsasına giderek; hangi ürünün, hangi kalite sınıfında, hangi fiyata, hangi vadeyle alıcı bulduğunu görebilecek. Solakoğlu’na göre bu yapı yalnızca bilgi sunan bir sistem değil; üretici ile sanayiciyi hasat öncesinde aynı zeminde buluşturan bir mekanizma olacak. Ticaret borsaları üzerinden sanayici ve tüccarların alım talepleri ile üreticinin üretim taahhütleri bir araya getirilecek. Bu sayede üretici, ürününü kime satacağını ve hangi koşullarla satacağını önceden görebilecek; sanayici ise hasat yapılmadan önce fiyatı, kaliteyi ve tedarik miktarını bilerek bütçe ve üretim planlaması yapabilecek. Solakoğlu, bu bilgiyi gören üreticinin yine tamamen özgür olacağını vurgulayarak, isterse fiyat ve talep bilgisine göre ekim yapacağını, isterse kendi tercihini kullanacağını ifade etti. Önemli olanın, üreticinin artık kararını körlemesine değil, borsa üzerinden oluşan somut veriye bakarak vermesi olduğunu söyledi. GARANTİLİ ALIM MODELİ: ZORUNLU DEĞİL, GÖNÜLLÜ Solakoğlu, bu yapıyı “garantili alım modeli” olarak tanımladı. Sistemin kimse için zorunlu olmayacağını özellikle vurguladı. Üreticinin bu modele girmek zorunda kalmayacağını, ancak sistem doğru kurulduğunda üreticinin zaten gönüllü olarak dahil olacağını söyledi. Model kapsamında, üretici taahhütleri ile sanayici ve tüccar taleplerinin ticaret borsaları üzerinden bir araya geleceğini belirten Solakoğlu, böylece her iki tarafın da hasattan önce fiyat, miktar ve vade açısından öngörü sahibi olacağını ifade etti. Solakoğlu, ticaret borsalarında yapılan bu garantili alım sözleşmelerinin, üreticinin finansmana erişiminde de belirleyici olacağını dile getirdi. Buna göre; üretici, ticaret borsasında yaptığı bu kontratla Ziraat Bankası’na gittiğinde, ayrıca ipotek, taşınmaz ya da kefalet gibi başka bir teminata gerek kalmadan krediye ulaşabilecek. Böylece üretici, şahsi varlıklarını değil, yaptığı üretimi ve satış sözleşmesini teminat göstererek finansmana erişmiş olacak. FINDIKTA BÖLGESEL FARK VE KAYIP ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK Solakoğlu, fındıkta Çarşamba Ovası ile Giresun’un üretim koşullarının aynı olmadığını; arazi yapısı, makineleşme ve verim açısından ciddi farklar bulunduğunu söyledi. Buna rağmen aynı fiyatlama ve destekleme anlayışının sürdüğünü belirterek, bu durumun Giresunlu üreticiyi dezavantajlı hale getirdiğini ifade etti. FİSKOBİRLİK’in geçmişte üreticiye fiyat ve alım koşulları açısından öngörü sağladığını hatırlatan Solakoğlu, bu yapının işlevsizleştirilmesiyle piyasada ciddi bir boşluk oluştuğunu söyledi. TMO’nun bu boşluğu dolduracak kapasiteye sahip olmadığını belirten Solakoğlu, tarımda liyakat ve uzmanlık sorunu yaşandığını dile getirdi. FİSKOBİRLİK’in üretici için işlevsiz hale gelmesinin ardından piyasada ciddi bir boşluk oluştuğunu savunan Solakoğlu, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) bu boşluğu dolduracak bir kurumsal kapasiteye sahip olmadığını ifade etti. Tarım politikalarında uzmanlık ve liyakat sorunu yaşandığını dile getiren Solakoğlu, “Tarımı bilen kadrolarla, istişareye dayalı bir yapı kurulmadığı sürece bu sorunlar devam eder. Ürün bazlı, günü kurtarmaya dönük desteklerle gıda enflasyonunu düşürmek mümkün değildir” değerlendirmesinde bulundu. HAMMADDEYLE DEĞİL, KATMA DEĞERLE AYAKTA KALINIR Solakoğlu, konuşmasında kooperatifçilik ve markalaşmaya da değindi. Hammadde satarak üreticinin zengin olamayacağını vurgulayan Solakoğlu, küçük ve orta ölçekli kooperatiflerin yalnızca hammadde satan yapılar olmaktan çıkıp nihai ürün üreten bir yapıya kavuşması gerektiğini söyledi. Giresun fındığının geçmişte güçlü bir bilinirliğe sahip olduğunu hatırlatan Solakoğlu, bu deneyimin önemli bir birikim olduğunu ifade etti. Bu noktada, Giresun fındığının geçmişte “Aganigi Naganigi” markasıyla bir markalaşma süreci yaşadığını belirten Solakoğlu, o dönemde yakalanan bilinirliğin ve farkın zamanla kaybedildiğini söyledi. Solakoğlu, bu sürecin bir başarısızlık değil, yarım kalmış bir deneyim olarak görülmesi gerektiğini vurgulayarak, “Bir markalaşma yapıldı, sonra her şey kaybedildi. Bizim yapmamız gereken, o dönemde kazanılan farkı, bilinirliği ve güveni yeniden kazanmaktır” ifadelerini kullandı. Solakoğlu, hedefin üreticinin katma değerden pay aldığı sürdürülebilir bir yapı kurmak olduğunu dile getirdi. DANIŞMANLIK SAHAYA İNECEK Solakoğlu, tarımda verimlilik artışının yalnızca desteklerle değil, bilginin doğrudan sahaya inmesiyle mümkün olacağını vurguladı. Bu kapsamda, her bölgede üreticinin telefonla doğrudan ulaşabileceği, bölgenin ürün desenine ve üretim koşullarına hâkim ziraat mühendisleri ve veteriner hekimlerin görev yapacağını söyledi. Bu uzmanların, görev yaptıkları bölgelerde yalnızca masa başından değil; sahada, üreticinin tarlasına ve işletmesine kadar ulaşan bir danışmanlık anlayışıyla çalışacağını belirten Solakoğlu, ihtiyaç duyulması halinde üreticinin talebi üzerine tarlaya gelerek yerinde değerlendirme yapabileceklerini ifade etti. Solakoğlu, bu personelin görev yaptıkları bölgenin ürünlerine göre ihtisaslaşmış ve ilave eğitimlerden geçmiş olacağını, böylece her ürün için genel değil, bölgeye özgü ve uygulamaya dönük bilgi sunulacağını dile getirdi. Üreticinin karşılaştığı bir sorunun sahada çözülememesi halinde, danışmanların bu soruyu daha üst teknik birimlere taşıyarak çözüm üretebileceğini de ekledi. Bu danışmanlık hizmetinin üretici için tamamen ücretsiz olacağını vurgulayan Solakoğlu, amacın üreticiyi masraf altına sokmak değil; doğru bilgiyle buluşturarak verimi ve kaliteyi artırmak olduğunu söyledi. “ÇÖZÜM SİSTEM” Konuşmasının sonunda Solakoğlu, tarımda tek bir mutlak doğru olmadığını ancak en az zarar veren ve uzun vadede en akılcı yolun seçilmesi gerektiğini vurguladı. “Sorun destek değil; sorun, üreticinin ekim kararını bilgi olmadan vermesi. Çözüm ise sistemdir” diyerek konuşmasını tamamladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.