Hava Durumu

#Ekonomi

giresunsonhaber - Ekonomi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ekonomi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

FORMULA 1 TÜRKİYE’YE GERİ DÖNÜYOR...  Haber

FORMULA 1 TÜRKİYE’YE GERİ DÖNÜYOR... 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin yeniden Formula 1 takviminde yer alacağını müjdeledi. Formula 1 Türkiye Grand Prix, 2027-2031 yılları arasında İstanbul'da gerçekleştirilecek. İSTANBUL (İGFA) - Türkiye, motor sporlarının zirvesi olarak kabul edilen Formula 1'e yeniden ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Dolmabahçe Çalışma Ofisi'nde düzenlenen Formula 1 Türkiye GP tanıtım programı kapsamında bu heyecan verici sürecin ayrıntılarını kamuoyuyla paylaştı. Formula 1 Türkiye Grand Prix’sinin 2027 yılı itibarıyla tekrar takvime ekleneceğini duyuran Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin geçmişte imza attığı başarılı organizasyonlara değinerek, Formula 1’in yeniden ülkeye kazandırılmasının kritik bir gelişme olduğunu belirtti. Türkiye’nin güçlü organizasyon yeteneği, modern altyapısı ve uluslararası güvenilirliğinin bu kararda belirleyici olduğunu ifade etti. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Formula 1 Türkiye GP (#TurkishGP #F1) Tanıtım Programı'nda konuştu: pic.twitter.com/pU1nmHiioZ — T.C. İletişim Başkanlığı (@iletisim) April 24, 2026 Yarışların, İstanbul'daki İstanbul Park pistinde yapılacağını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle 8. virajıyla dünyaca tanınan pistin yeniden yarış tutkunlarıyla buluşacağını belirtti. İstanbul Park’ın 2027-2031 yılları arasında toplam 5 sezon boyunca Formula 1 yarışlarına ev sahipliği yapması öngörülüyor. Formula 1’in yeniden Türkiye’ye dönmesiyle birlikte, İstanbul’un tarihi atmosferinin uluslararası spor heyecanıyla yeniden buluşması, organizasyonun ise turizm ve ekonomi üzerinde önemli etkiler yaratması bekleniyor.

HAMZA BÖLÜK: YALNIZCA FİYAT DEĞİL, PAZAR PAYI DA KAYBEDİLİYOR Haber

HAMZA BÖLÜK: YALNIZCA FİYAT DEĞİL, PAZAR PAYI DA KAYBEDİLİYOR

HAMZA BÖLÜK: FINDIKTA YALNIZCA FİYAT DEĞİL, PAZAR PAYI DA KAYBEDİLİYOR Giresun Ticaret Borsası Başkanı Hamza Bölük, Altaş TV’de yayımlanan Karadeniz Ekonomi programında gazeteci Murat Gürsoy’un sorularını yanıtladı. Bölük, bu sezon fındıkta rekolte düşüşünün fiyatı hızla yukarı taşıdığını, ancak aynı dönemde Türkiye’nin ihracatta sert daralma yaşadığını söyledi; Şili başta olmak üzere yeni üretici ülkelerin büyümesinin Türk fındığı için doğrudan rekabet baskısı oluşturduğunu vurguladı. Giresun Ticaret Borsası Başkanı Hamza Bölük, programın başında fındık camiasının önemli isimlerinden eski Ulusal Fındık Konseyi Başkanı Sebahattin Aslantürk’ü andı. Bölük, Aslantürk’ün üretici, ticaret ve sektör üzerine yoğun çalışan bir isim olduğunu söyledi; yerine kolay doldurulamayacak bir kayıp yaşandığını ifade etti. “BU SEZON ÖZEL VE ZOR BİR SEZON OLDU” Hamza Bölük, 2025-2026 sezonunu “özel bir sezon” olarak tanımladı. Rekolte düşünce fiyatın doğal olarak yükseldiğini, ancak bu kez artışın çok kısa sürede ve çok sert yaşandığını belirten Bölük, hasat başladıktan 15 gün sonra fındığın yüzde 100 prim yaptığını, bu tabloyu yönetmenin de çok zor hale geldiğini söyledi. Bölük, ticaret grubu açısından da sezonun son derece zor geçtiğini anlattı. Programda Murat Gürsoy, sezonun TMO’nun 200 liralık fiyat açıklamasıyla başladığını, eylül ayında fiyatların zirve gördüğünü ve kimi piyasalarda 350 liraya kadar yükseldiğini, ardından da sert düşüş yaşandığını hatırlattı. Bölük, bu çerçevede yaşananları rekolte daralması, ani fiyat yükselişi ve ihracat kaybı ekseninde değerlendirdi. İHRACATTA YÜZDE 45 DARALMA VURGUSU Bölük, dünya genelinde bu yıl fındık tüketiminde yüzde 25’lik daralma beklendiğini, ancak Türkiye’nin bunun da ötesinde kayıp yaşadığını söyledi. Kendi değerlendirmesine göre Türkiye’nin ihracatı geçen yıla göre yüzde 45 düştü. Bölük, bu farkın yalnızca tüketim azalmasıyla açıklanamayacağını, ani fiyat yükselişi nedeniyle alıcı firmaların Türkiye dışındaki üretici ülkelere yöneldiğini ifade etti. Bölük, Eylül-Aralık döneminde beklenen ihracat düzeyine ulaşılamadığını, sezonun ilk dört ayında 100 bin ton bandının görülemediğini, devrin yaklaşık 65-68 bin ton seviyesinde kaldığını söyledi. “Bir ürünün azlığı fiyatını artırabilir ama satamazsanız az olması da bir şey ifade etmez” diyen Bölük, bu sezonun tam da bunu gösterdiğini belirtti. “DÜNYA TÜRKİYE DIŞINDA YENİ FINDIK ALANLARI KURDU” Hamza Bölük, Türkiye’nin onlarca yıl boyunca dünya fındık pazarını büyüttüğünü, Türk ihracatçısının fındığı 130 ülkeye taşıdığını ve dünya pazarında güçlü bir alan oluşturduğunu söyledi. Ancak aynı süreçte büyük alıcıların ve küresel şirketlerin Türkiye’ye bağımlılığı azaltmak için başka ülkelerde üretim alanları geliştirdiğini anlattı. Bölük, 1980’lerden sonra 14 ülkede fındık dikiminin denendiğini, bunların 7’sinde üretimin başarıya ulaştığını ifade etti. Bölük’ün programdaki değerlendirmesine göre Gürcistan ve Azerbaycan’da üretim 50-60 bin ton seviyelerine ulaştı. Balkanlarda yeni üretim denemeleri sürüyor. Şili’de ise 2008’de 2 bin ton olan üretim 2014’te 8 bin tona, geçen yıl ise 125 bin tona çıktı. Bölük, bu büyümenin Türkiye’nin dünya üretimindeki ağırlığını aşağı çektiğini, Türkiye’nin payının yüzde 60’ın altına indiğini ve mevcut yapının sürmesi halinde 5-10 yıl içinde yüzde 50’lere gerileyebileceğini söyledi. ŞİLİ DOSYASI: “GÖRÜNTÜLERİ YERİNDE GÖRDÜK” Programın ana başlıklarından biri Giresun Ticaret Borsası yönetiminin Şili ziyareti oldu. Bölük, ziyaretin UR-GE projesi kapsamında yapıldığını, programın ticaret ataşeliği ve büyükelçilik koordinasyonuyla yürütüldüğünü söyledi. Amaçlarının, Türkiye dışındaki üretici ülkelerde ne tür planlama yapıldığını, nasıl yatırım geliştirildiğini ve rekabetin nereye gittiğini yerinde görmek olduğunu belirtti. Bölük, Şili’de fındık üretimine ilişkin görüntülerin sahadan alındığını, burada üretim tesisleri, yeni dikim alanları ve fidan üretim merkezlerini gördüklerini anlattı. Programda dile getirdiği bilgiye göre Şili’de geçen yıl 125 bin ton fındık üretildi, bu yıl ise yaklaşık 107 bin tonluk üretim bekleniyor. Hasadın şubat, mart ve nisan aylarına yayıldığını; üretimin üç periyot halinde yapıldığını söyledi. BÜYÜK ÖLÇEKLİ, SULAMALI, MAKİNELEŞMİŞ TARIM MODELİ Hamza Bölük, Şili’de gördüğü tabloyu Türkiye’deki küçük üretici yapısından tamamen farklı bir model olarak anlattı. Şili’de üretimin büyük şirketler eliyle yapıldığını, 1000 dönümün altında üretim yapan neredeyse bulunmadığını, sulama altyapısının güçlü olduğunu ve makineleşmenin çok ileri düzeye ulaştığını söyledi. Bölük, Ant Dağları’ndan taşınan suyla geniş sulama sistemleri kurulduğunu, bilimsel veriye dayalı tarım uygulandığını belirtti. Bölük, burada şirketlerin kârlı ürüne geçtiğini, kâr düştüğünde ise ürünü söküp başka üretime yöneldiğini söyledi. Şili’de önce yaban mersini, ardından kiraz, son dönemde ise fındığın öne çıktığını aktaran Bölük, Türkiye’de ise bahçenin aile mirası olması nedeniyle üreticinin toprağı kolay terk edemediğini vurguladı. ŞİLİ’DE FİDAN ATAĞI, TÜRKİYE İÇİN YENİ RİSK Bölük, Şili’de hızlı bir dikim alanı genişlemesi gördüklerini söyledi. Doku kültürüyle fidan üreten tesislerin bulunduğunu, yıllık 1,5 ila 2 milyon fidan üretildiğini, 2026 ve 2027 için üretimin büyük ölçüde dolu olduğunu anlattı. Bölük, oradaki aktörlerin kendi ifadelerine dayanarak, Şili’nin 5 yıl içinde 150 bin tona, 10 yıl içinde ise 200 bin tonun üzerine çıkabileceğini söyledi. Bu tabloyu “abartı değil, gerçek bir rekabet baskısı” olarak değerlendiren Bölük, özellikle Şili’yi ciddi rakip olarak gördüğünü belirtti. Amerika’nın da rakip olduğunu, ancak kendi iç tüketim gücü nedeniyle Şili kadar baskı oluşturmadığını söyledi. Yine programda anlattığına göre Amerika’da dikili alan 45 bin hektar seviyesinde ve bunun 80 bin hektara kadar çıkma potansiyeli bulunuyor. Bölük, Amerika’nın bu yıl ilk kez Avrupa’ya iç fındık sattığını da dile getirdi. MALİYET FARKI DOĞU KARADENİZ’İ ZORLUYOR Programın en dikkat çeken bölümlerinden biri maliyet hesabı oldu. Bölük, Şili’de üretim maliyetinin 1,60 dolar seviyesinde olduğunu, Amerika için de daha düşük rakamların konuşulduğunu, Doğu Karadeniz’de ise maliyetin 3 doların üzerinde seyrettiğini söyledi. Bu farkın Türkiye’nin rekabet gücünü zayıflattığını belirten Bölük, özellikle Ordu-Giresun hattında maliyet baskısının daha belirgin olduğunu ifade etti. Bölük, Şili’de gezdikleri bir firmada 6 bin dönüm alanda üretim yapıldığını, burada 2 bin ton fındık üretildiğinin ve maliyetin 1,60 dolar seviyesinde olduğunun aktarıldığını anlattı. Bu tabloyu Türkiye’deki parçalı arazi yapısı ve yüksek işçilik maliyetiyle kıyaslayan Bölük, “Bizim tarımımızla Şili tarımı arasında bağ kuramadım” dedi. ÇÖZÜM: YENİ PAZAR, KATMA DEĞER VE DOĞRUDAN DESTEK Hamza Bölük, çözüm için önce yeni tüketim alanları bulunması gerektiğini söyledi. Türkiye’nin küresel alıcılara bağımlılığını azaltması gerektiğini belirten Bölük, Hindistan, Pakistan, Afrika ve Brezilya gibi büyük nüfuslu pazarlara yönelmenin önemine dikkat çekti. Katma değerli ürün satışının artırılması gerektiğini de vurgulayan Bölük, fındığın yalnızca ham ürün olarak değil, daha kârlı ürün zinciriyle ihraç edilmesini savundu. Bölük, üretim tarafında ise fiyat desteklerinden çok üretim desteklerinin öne çıkarılması gerektiğini söyledi. Kendi önerisini açık biçimde dile getiren Bölük, dünya üretim maliyeti ile Doğu Karadeniz’deki maliyet arasındaki farkın doğrudan gelir desteğiyle kapatılmasını savundu. Böylece Ordu, Giresun ve kısmen Trabzon’daki üreticinin dünya ile aynı maliyet seviyesinde rekabet edebileceğini ifade etti. “GENÇ NÜFUS KÂRLI TARIMA DÖNER” Programda genç nüfusun tarımdan uzaklaşması da gündeme geldi. Bölük, bunun temel nedeninin kârsızlık olduğunu söyledi. “Bir şey kârlıysa herkes yapar” diyen Bölük, devlet desteği ve verimlilik artışı sağlanırsa genç nüfusun da yeniden üretime dönebileceğini belirtti. Bunun için budama, bahçe yenileme ve verimlilik odaklı yeniden yapılanmanın şart olduğunu kaydetti. LİSANSLI DEPO VE SPOT BORSA ÇAĞRISI Hamza Bölük, fındıkta fiyat oluşumunun söylentiyle değil, şeffaf piyasa düzeniyle belirlenmesi gerektiğini de söyledi. Ticaret borsalarının tescil görevi yaptığını, ihracatçı birliklerinin de kaydı tuttuğunu belirten Bölük, mevcut yapının söylenti ve sosyal medya etkisini kırmaya yetmediğini anlattı. Çözüm olarak lisanslı depo ağının yaygınlaştırılmasını ve kapısında spot borsa işleyen bir sistem kurulmasını önerdi. Bölük’ün tarif ettiği modele göre üretici fındığını lisanslı depoya getirecek, analiz yapılacak, ürün niteliği anlık görülecek ve alıcılar fiyat teklifini açık biçimde verecek. Bölük, 150 bin tonluk lisanslı depo kapasitesinin Türkiye için önemli bir rahatlama sağlayacağını, emanet fındığın bu sistem içinde işlem görmesi halinde fiyat oluşumunun da daha şeffaf hale geleceğini savundu. “BİR DÖNEM DAHA ADAY OLMAYI DÜŞÜNÜYORUM” Programın sonunda Murat Gürsoy, Hamza Bölük’e yeni dönemde aday olup olmayacağını da sordu. Bölük, iki dönemdir başkanlık yaptığını belirtti ve arkadaşlarının ısrarıyla bir dönem daha aday olmayı düşündüğünü söyledi. Bölük, kapanış bölümünde üreticilere “vazgeçmesinler, üretsinler” çağrısı yaptı. Üretimin en kıymetli iş olduğunu belirten Bölük, fındığın doğru yönetilmemesi halinde stok baskısının yeni sezona da taşınacağını, buna karşılık üretimden kopulmaması gerektiğini söyledi. Kaynak: Altaş TV. Murat Gürsoy- Karadeniz Ekonomi https://www.youtube.com/watch?v=606zlt7YDyA

ADD BULANCAK ŞUBESİ’NDE DURSUN KÖSE YENİDEN BAŞKAN Haber

ADD BULANCAK ŞUBESİ’NDE DURSUN KÖSE YENİDEN BAŞKAN

ADD BULANCAK ŞUBESİ’NDE DURSUN KÖSE YENİDEN BAŞKAN Atatürkçü Düşünce Derneği Bulancak Şubesi Olağan Genel Kurulu’nda mevcut başkan Dursun Köse yeniden göreve getirildi. Genel kurulda yeni yönetim, denetleme kurulu, disiplin kurulu ve genel merkez delegeleri de belirlendi. Atatürkçü Düşünce Derneği Bulancak Şubesi Olağan Genel Kurulu yapıldı. Divan Başkanlığını ADD Genel Saymanı Ecz. Basri Gürsoy üstlendi. Katip üyeliklerini Leyla Kara ile Ahmet Karademir yaptı. Genel kurulda mevcut başkan Dursun Köse yeniden göreve getirildi. Yeni yönetim kurulunda Bahattin Bekteş, Aşkı Pekdemir, Talat Demir, Tülay Köse, Nurten Karadeniz, Mikay Kızıltaş, Teyfik Cihanker, Erhan Gürsoy, Naim Kibar, Ufuk Gürsoy, Ahmet Karakılıç, Ali Kemal Terzi ve Ali Konya yer aldı. Denetleme kurulunda Nurettin Zeren, Ceyhan Beyaz, Osman Kırbaş, Serdar Uzundere, Hüseyin Tomak ve Ömür Mutlu görev aldı. Disiplin kurulu ise Ahmet Emecen, Cahit Karakılıç, Yusuf Gedik, Muammer Şenol, Temel Göktepe ve Mehmet Güleryüz’den oluştu. Genel kurulda Metin Beyaz, Doğan Eylem Mutlu ve Alptekin Kılıç da genel merkez delegesi olarak seçildi. Toplantıya Bulancak Belediye Başkan Yardımcısı Reşat Nuri Özdemir, ADD Giresun Şube Başkanı Özcan Özgürbüz, yönetim kurulu üyesi Orhan Hocaoğlu, ADD Tirebolu Şube Başkanı Bahri Köksal, ADD Tirebolu Üst Kurul Delegesi Hüseyin Olgun, Bulancak Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Fatih Çağlayan, Bulancak Şoförler Odası Başkanı Muammer Yetkin, 18. Dönem Giresun Milletvekili Mustafa Çakır ve DSP önceki dönem Giresun İl Başkanı Ali Okusal da katıldı. Genel kurulda konuşan ADD Bulancak Şube Başkanı Dursun Köse, “ Bir genel kurulumuzda daha sizlerle birarada olmaktan mutluluk duyduk.Değerli konuklar, ADD ailesi olarak bu zamana kadar olduğu gibi bundan sonrada bilimin ışığını savunacağız.Atatürk' ün bize bahşettiği Laik ve Demokratik Cumhuriyete sahip çıkacağız.Üreten, paylaşan ve adil bir Türkiye için mücadele edeceğiz.En önemlisi de emperyalizme karşı tam bağımsızlık ilkesinden asla taviz vermeyeceğiz.” dedi. ADD Genel Saymanı Basri Gürsoy da konuşmasında Türkiye’de adalet, hukuk, ekonomi ve Cumhuriyetin temel değerleri üzerinden sert mesajlar verdi. Gürsoy, “ Ülkemizde bu gün haksızlığa uğrayan, baskı gören, susturulmak istenen insanlar topluluğu vardır.Bir ülkede adalet yoksa orada huzur olmaz, güven olmaz, gelecek olmaz.Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi yaşadığımız ekonomik tablo ortadadır.Açlık ve sefalet ne yazık ki geniş kitlelerin gerçeği haline gelmiştir.Emekliler geçinememekte, gençler umutlarını yurt dışında aramaktadır.Üretici ayakta durmakta zorlanmaktadır. Yaşanan tüm bu olumsuzluklar uygulanan yanlış politikaların sonucudur.” ifadelerini kullandı. Gürsoy, Cumhuriyetin temel değerlerine yönelik tehditlere de dikkat çekerek şunları söyledi: “Değerli Atatürk ve Cumhuriyet sevdalısı arkadaşlar, Cumhuriyetimizin temel değerlerine yönelik saldırılar giderek artmakta, laiklik hedef alınmaktadır. Tarikat ve cemaat yapılanmaları devletin içine kadar sızdırılmakta, pervasızca açık açık şeriat çağrıları yapılmaktadır.Diğer yandan Cumhuriyetin kazanımları küçümsenmekte, hatta yok sayılmaktadır. Şunu açıkça ifade ediyorum; Cumhuriyet kaybedilirse geriye çağdaş bir Türkiye değil, karanlığa sürüklenen, hukukun ve özgürlüklerin yok edildiği bir yapı kalır. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk bu tehlikeye yıllar önce görmüş ve bizlere şu yolu göstermiştir, tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür.”

TEK SAĞLIKTA ALARM: TÜRKİYE İÇİN KRİTİK EŞİK Haber

TEK SAĞLIKTA ALARM: TÜRKİYE İÇİN KRİTİK EŞİK

TEK SAĞLIKTA ALARM: TÜRKİYE İÇİN KRİTİK EŞİK FAO, “Tek Sağlık” yaklaşımında küresel yatırım açığının büyüdüğünü ortaya koydu. Veteriner Halk Sağlığı Derneği Başkanı Azmi YÜKSEL, Türkiye’nin biyolojik risklerin kavşağında bulunduğunu söyledi ve uyardı: “Önlemek, tedavi etmekten 11 kat daha ucuz. Türkiye için bu bir tercih değil, ulusal güvenlik meselesidir.” ÖZEL HABER – Pandemiler, antimikrobiyal direnç ve iklim şokları aynı küresel tehdidin parçaları haline geldi. FAO, 30 Mart 2026 tarihli raporunda insan, hayvan ve çevre sağlığını tek çerçevede ele alan “Tek Sağlık” yaklaşımının artık ertelenemeyecek bir yatırım alanına dönüştüğünü ortaya koydu. Veteriner Halk Sağlığı Derneği (VHSD) Başkanı Azmi YÜKSEL, bu tablonun Türkiye açısından yalnızca sağlık başlığıyla sınırlı olmadığını, doğrudan ekonomi, gıda güvenliği ve ulusal dayanıklılık meselesi olduğunu vurguladı. 3 MİLYAR DOLARLIK YATIRIM, 37 MİLYAR DOLARLIK KORUMA VHSD Başkanı Azmi YÜKSEL, FAO raporunda yer alan verilerin çarpıcı bir ekonomik gerçeği ortaya koyduğunu belirtti: “Tek Sağlık yaklaşımlarına yıllık 3 milyar dolar yatırım yapılması, salgınların önlenmesiyle küresel ekonomide 37 milyar dolar tasarruf sağlayabilir. Bu, %1100’lük bir getiri demektir. Reaktif yani kriz kapıya dayandıktan sonra müdahale etmek yerine, koruyucu hekimliği ve veteriner halk sağlığını önceleyen bir model, Türkiye ekonomisinin sırtındaki tedavi yükünü de hafifletecektir.” Bu tablo, geç müdahalenin maliyetini bir kez daha açığa çıkardı. Salgın kapıya dayandıktan sonra yapılan harcamalar hem kamu bütçelerini büyütüyor hem de sağlık sistemleri, üretim zinciri ve gıda arzı üzerinde ağır baskı oluşturuyor. Koruyucu sistemlere yapılacak erken yatırım ise çok daha düşük maliyetle çok daha büyük kaybı önlüyor. TÜRKİYE, BİYOLOJİK RİSKLERİN TAM ORTASINDA Azmi YÜKSEL, Türkiye’nin coğrafi konumu nedeniyle biyolojik tehditlere karşı daha kırılgan bir hatta bulunduğunu söyledi. İklim değişikliği, hayvan hareketliliği, göç yolları ve ekolojik kırılmaların aynı anda yeni riskler ürettiğini belirten YÜKSEL, şu uyarılarda bulundu: “İklim değişikliği sadece bir çevre sorunu değildir; bir hastalık çarpanıdır. Değişen yağış rejimleri ve sıcaklık artışları, vektörle bulaşan hastalıkların ekolojisini değiştiriyor. Yaban hayatı ile evcil hayvan etkileşiminin artması, yeni zoonotik (hayvandan insana geçen) hastalıklar için ciddi bir risk alanıdır. Türkiye, göç yolları ve sınır ötesi hayvan hareketliliği nedeniyle 'Tek Sağlık' kalkanını en güçlü tutması gereken ülkelerin başında gelmektedir.” Uzmanlara göre bu başlık, yalnızca veterinerlik ya da halk sağlığı sınırlarında değerlendirilemez. Hayvan hastalıklarından gıda arzına, çevresel bozulmadan insan sağlığına kadar uzanan zincir, tek merkezden ve entegre bir sistemle yönetilmediği sürece kırılganlık artıyor. TÜRKİYE İÇİN 4 MADDELİK ACİL EYLEM ÇAĞRISI Azmi YÜKSEL, Türkiye’nin bu küresel darboğazdan çıkması için dört başlıkta acil adım atılması gerektiğini söyledi. Kurumsal Entegrasyon: “Tarım ve Orman Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı arasındaki iş birliği kâğıt üzerinde kalmamalı; 'Tek Sağlık' bütçesiyle yönetilen ortak sürveyans ve veri paylaşım sistemleri kurulmalıdır.”Aile İşletmeciliği ve Gıda Güvenliği: “Türkiye hayvancılığının temel direği olan aile işletmeleri, biyogüvenlik standartları açısından desteklenmelidir. Güvenilir gıda arzı, ahırdaki hayvan sağlığından başlar.”Antimikrobiyal Dirençle Mücadele: “Geleceğin 'sessiz pandemisi' olan antibiyotik direncine karşı, hayvancılıkta bilinçsiz ilaç kullanımı durdurulmalıdır. Bu, sadece hayvanları değil, tıp dünyasının geleceğini korumaktır.”Sektörler Arası İş Gücü: “Veteriner hekimler, tabipler ve çevre uzmanları aynı masa etrafında, ortak bir yönetim şemasıyla çalışmalıdır.” Bu dört madde, yalnızca teknik öneri değil; sahada uygulanabilir bir ulusal savunma hattı olarak öne çıkıyor. Kurumlar arası parçalı yapı sürdükçe, Türkiye’nin salgınlar, dirençli enfeksiyonlar ve gıda güvenliği krizleri karşısında savunma gücü zayıflıyor. LYON ZİRVESİ, ANKARA İÇİN YOL HARİTASI OLABİLİR 7 Nisan 2026’da Fransa’nın Lyon kentinde düzenlenecek olan Tek Sağlık Zirvesi, bu alandaki küresel yönelim açısından kritik bir eşik olarak görülüyor. Finansman modelleri, yönetişim reformları ve saha uygulamaları bu zirvede yeniden tartışmaya açılacak. Azmi YÜKSEL, zirvenin Türkiye açısından da dikkatle izlenmesi gerektiğini belirterek sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “Lyon’da konuşulacak olan finansman modelleri ve yönetim reformları, Türkiye’nin hayvancılık ve sağlık vizyonu için bir yol haritasıdır. Hükümetler artık 'sessiz kahramanlar' olan veteriner hekimlerin saha gücüne yatırım yapmalıdır. Unutmayalım; önlem almak manşetlere çıkmaz ama milyonlarca hayatı kurtarır.”

İMAR DOSYASI MASADA, GİRESUN EKONOMİSİ NEFESİNİ TUTTU Haber

İMAR DOSYASI MASADA, GİRESUN EKONOMİSİ NEFESİNİ TUTTU

Giresun Belediyesi, revizyon ilave imar planı dosyasını 26 Mart 2026 Perşembe günü saat 10.00’da olağanüstü gündemle meclise taşıyor. Belediye kayıtlarında 9 Ocak 2026’daki plan onayı, 16 Ocak 2026’daki ilan süreci, 4 Mart 2026 gündem ve karar özetlerinde yeniden açılan “kazanılmış haklar” ve “teknik hatalar” başlıkları ile 23 Mart 2026 tarihli toplantı çağrısı birlikte okunduğunda, dosyanın ilk onayla kapanmadığı açık biçimde görülüyor. İMAR DOSYASI MASADA, GİRESUN EKONOMİSİ NEFESİNİ TUTTU Giresun’daki revizyon ilave imar planı artık yalnız pafta ve plan notu tartışmasının ötesine geçmiş durumda... Dosya, mülkiyet beklentisini, yatırım güvenini, küçük esnaf dengesini ve belediyenin yönetim kapasitesini aynı anda sınayan ekonomik ve idari bir eşik haline geldi. Belediye meclisinin 9 Ocak 2026 tarih ve 19 sayılı kararıyla onaylanan planın 16 Ocak’ta ilan edilmesine rağmen, mart ayında aynı dosyada eski plandan gelen hakların korunup korunamayacağı ve teknik hataların düzeltilip düzeltilemeyeceği başlıklarının yeniden meclis kayıtlarına girmesi, tartışmanın kapanmadığını gösterdi. 26 Mart toplantısı da bu nedenle sıradan bir gündem değil, doğrudan kriz yönetimi sınavı niteliği taşıyor. ONAY ÇIKTI, DOSYA KAPANMADI Belediye, 1/5000 ölçekli ilave ve revizyon nazım imar planı ile 1/1000 ölçekli ilave ve revizyon uygulama imar planının 9 Ocak 2026 tarihli meclis kararıyla onaylandığını 16 Ocak 2026 tarihli ilan metninde yayımladı. Ancak 4 Mart 2026 tarihli gündem ve karar özeti, dosyanın sahada ve uygulamada kapanmadığını ortaya koydu; meclis kayıtlarında eski plandan gelen kazanılmış hakların korunup korunamayacağı ve teknik hataların düzeltilip düzeltilemeyeceği başlıkları açıkça yer aldı. 23 Mart 2026’da yayımlanan yeni çağrı ise aynı dosyanın 26 Mart’ta yeniden meclis önüne geleceğini duyurdu. Bu tablo, planın hukuken onaylanmış olsa bile fiilen tartışmalı kaldığını gösteriyor. İmar planlarında asıl kırılma çoğu zaman çizimin kendisinde değil, yeni kuralların sahada nasıl uygulanacağında yaşanır. Giresun dosyasında da gerilim tam bu noktada düğümlendi. “Kazanılmış hak” başlığının yeniden açılması, meseleye yalnız şehircilik tekniği olarak bakılamayacağını gösteriyor. Çünkü hangi ruhsatın korunacağı, hangi proje safhasının yeni rejim içinde nasıl değerlendirileceği ve hangi plan notlarının düzeltileceği netleşmedikçe, piyasa da mülk sahibi de belediyenin kendi uygulama birimleri de aynı belirsizlik içinde kalıyor. NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ? KÜÇÜK İŞLETME KENTİ, BÜYÜK BELİRSİZLİK DOKA’nın Giresun il profiline göre kentte 60 bin 128 zorunlu sigortalı 10 bin 804 işyerinde çalışıyor; işyerlerinin yüzde 89,60’ı 1 ila 9 çalışanlı küçük işletmelerden oluşuyor. Böyle bir yapıda imar planı kaynaklı belirsizlik yalnız büyük yatırımcıyı değil, yapı malzemecisini, nakliyeciyi, taşeronu, küçük müteahhidi ve mahalle esnafını birlikte etkiler. Giresun gibi küçük işletme ağırlıklı kentlerde güven kaybı daha hızlı fiyatlanır; çünkü piyasanın darbe emme kapasitesi sınırlıdır. Ulusal veriler de baskının arttığını gösteriyor. TÜİK, Ocak 2026’da inşaat maliyet endeksinin yıllık yüzde 25,38, aylık yüzde 9,87 arttığını açıkladı. Aynı veri akışı içinde inşaat üretim endeksinde yıllık yüzde 8 artış yer aldı. Başka bir deyişle sektör zaten pahalı bir zeminde üretmeye çalışıyor. Giresun’daki plan belirsizliği bu tabloya eklendiğinde, maliyet baskısı ile karar belirsizliği üst üste biniyor. Bu nedenle dosya yalnız belediye tartışması değil, doğrudan piyasa güveni başlığına dönüşüyor. Talep tarafı da sınırsız değil. TÜİK verilerinde Giresun’da 2025 yılı boyunca 9 bin 564 konut satışı görünüyor. Bu rakam, ilin emlak ve inşaat piyasasının büyükşehir ölçeğinde çok derin bir yapıya sahip olmadığını ortaya koyuyor. Piyasa derinliği sınırlıysa, idari belirsizlik daha sert hissedilir; karar ertelenir, satış yavaşlar, finansman iştahı düşer. Giresun’daki imar düğümünün ekonomi cephesinde büyümesinin bir nedeni de bu dar piyasa tabanıdır. KATILIMCILIK VAADİ, SAHADA GERİLİM Giresun Belediyesi’nin 2025-2029 Stratejik Planı’nda iç ve dış paydaş anketi yapıldığı, planın katılımcı ve hesap verebilir bir anlayışla hazırlandığı belirtiliyor. Belediyenin iç kontrol dokümanında da temel değerler arasında şeffaflık, hesap verebilirlik ve katılımcılık açık biçimde yazılıyor. Buna karşılık birkaç hafta içinde aynı plan dosyasının “teknik hata” ve “kazanılmış hak” başlıklarıyla yeniden meclise dönmesi, kurumsal hedef ile uygulama pratiği arasında belirgin bir boşluk oluştuğunu düşündürüyor. Bu nedenle dosyanın siyasi faturası teknik komisyonlarla sınırlı kalmıyor. Teknik olarak savunulabilir görülen bir plan bile yeterince anlatılmamış, müzakere edilmemiş ve itirazlara açık, ölçülebilir cevaplar üretilmelidir. İTİRAZ SAYISI TARTIŞMASI AYRI, İTİRAZ YOĞUNLUĞU GERÇEK Kamuoyunda en çok konuşulan başlıklardan biri itiraz sayısı oldu. Yerel haber akışında 1.114 itirazdan söz edildi. Ancak bu sayı belediyenin yayımladığı imzalı nihai toplam cetvel olarak değil, haber ve siyasi açıklama düzeyinde dolaşıma girdi. Bu nedenle en sağlam ifade, Giresun’da olağan dışı yoğunlukta itiraz atmosferi oluştuğudur. Sayının kesinliği ayrıca resmi kayıtla sabitlenmelidir; fakat itiraz yoğunluğunun dosyayı ekonomik ve siyasi baskı alanına çevirdiği artık açıktır. ÇIKIŞ YOLU DAYATMA DEĞİL, GEÇİŞ REJİMİ Giresun’un önündeki yol “ya plan aynen uygulanır ya da şehir tamamen durur” ikilemi değildir. Belediyenin 26 Mart toplantısından revizyonu savunma cümleleriyle çıkması, gerilimi düşürmeye yetmeyebilir. Asıl ihtiyaç, itirazların başlık başlık ayrıldığı, teknik hata görülen alanların netleştirildiği, eski plandan doğan hakların objektif geçiş hükümleriyle yazıldığı ve gerekiyorsa etaplı düzeltme modelinin işletildiği açık bir geçiş rejimidir. Ama aynı toplantı yalnız sertleşen savunma çizgisi üretirse, bugün imar başlığında görülen gerilim yarın yatırım güveni, ruhsat davranışı ve küçük esnaf tahsilatı üzerinden daha ağır ekonomik sonuçlar doğurabilir.

ÇAKIRMELİKOĞLU’NDAN İŞ DÜNYASI İÇİN DESTEK ÇAĞRISI Haber

ÇAKIRMELİKOĞLU’NDAN İŞ DÜNYASI İÇİN DESTEK ÇAĞRISI

ÇAKIRMELİKOĞLU’NDAN İŞ DÜNYASI İÇİN DESTEK ÇAĞRISI Giresun Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hasan Çakırmelikoğlu, mevcut ekonomik tabloda özel sektörün hareket alanının daraldığını belirterek vergi desteği, kredi erişimi ve ihracatçı lehine kur düzenlemesi çağrısında bulundu. Çakırmelikoğlu, özellikle KOBİ’lerin finansmana erişimindeki sıkışmanın yeniden ele alınmasını istedi. Giresun Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Çakırmelikoğlu, özel sektörün manevra alanının genişletilmesi gerektiğini söyledi. Mevcut ekonomik koşullarda iş dünyasının daha fazla destek ve daha esnek uygulamalara ihtiyaç duyduğunu belirten Çakırmelikoğlu, ekonomi yönetiminin özellikle vergi temelli teşvik başlıklarını öne çıkarması gerektiğini ifade etti. İş dünyasının beklentilerini sıralayan Çakırmelikoğlu, üretim ve ticaretin sürdürülebilirliği açısından finansman maliyetlerinin kritik başlıklardan biri haline geldiğine dikkat çekti. Bankaların kredi maliyetlerini yeniden gözden geçirmesi gerektiğini vurgulayan Çakırmelikoğlu, KOBİ’lere yönelik kredi kısıtlamalarının da piyasanın gerçekleri doğrultusunda yeniden değerlendirilmesini istedi. Giresun iş dünyasının en önemli taleplerinden birinin finansman erişiminin kolaylaştırılması olduğunu belirten Çakırmelikoğlu, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin mevcut şartlarda daha kırılgan hale geldiğini kaydetti. Bu nedenle kredi kanallarının açılmasının ve maliyet baskısının hafifletilmesinin reel sektör açısından belirleyici olacağını dile getirdi. Çakırmelikoğlu açıklamasında ihracat başlığına da ayrı parantez açtı. İhracatın güçlendirilmesi için kur politikasında rekabeti artıracak adımların yılın ikinci çeyreğinden itibaren devreye alınmasının büyük önem taşıdığını ifade eden Çakırmelikoğlu, bu alanda yapılacak düzenlemelerin üretim, satış ve dış pazar kapasitesi üzerinde doğrudan etkili olacağını söyledi. Giresun Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı’nın açıklaması, iş dünyasının yalnızca finansman değil, aynı zamanda vergi yükü, kredi erişimi ve dış ticaret rekabeti başlıklarında da yeni bir destek paketi beklentisi içinde olduğunu ortaya koydu. Reel sektör temsilcileri, ekonomik dengenin korunması için özel sektörün önünü açacak yeni adımların gecikmeden atılmasını istiyor.

SU PLANI ÇIKTI, GİRESUN’DA MADEN ALARMI BÜYÜDÜ Haber

SU PLANI ÇIKTI, GİRESUN’DA MADEN ALARMI BÜYÜDÜ

SU PLANI ÇIKTI, GİRESUN’DA MADEN ALARMI BÜYÜDÜ RESMÎ GAZETE’DE SU PLANI, GİRESUN’DA YAŞAM ALANI TARTIŞMASI 14 Mart 2026 tarihli ve 33196 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 11063 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile “Ulusal Su Planı (2026-2035)” yürürlüğe girdi. Kâğıt üzerinde su yönetimini düzenleyen karar, Giresun’da ise çok daha sert bir karşılık buldu. Çünkü kentte su başlığı artık tek başına su başlığı değil; maden ruhsatları, orman kaybı, tarımsal üretim, kırsal yaşam ve anayasal çevre hakkı aynı dosyada birleşmiş durumda. Kararın metni doğrudan Giresun’a özgü yeni bir maden ruhsatı ilan etmiyor. Yayımlanan düzenleme, ulusal ölçekte su kaynaklarının korunması, verimli kullanılması, su kalitesinin iyileştirilmesi, kuraklık yönetimi, atık su altyapısının güçlendirilmesi ve tahsis planlaması gibi başlıkları içeren bir çerçeve metin niteliği taşıyor. Buna rağmen Giresun’da kararın yankısı teknik metnin sınırlarını aştı. Bunun nedeni, ilin uzun süredir maden ruhsat baskısı, su havzaları üzerindeki risk, orman alanlarının parçalanması ve üretim alanlarının daralması tartışmalarıyla yaşamaya devam etmesi. Kentte büyüyen tepkinin zemini yeni değil. Giresun Son Haber’in 11 Şubat 2026 tarihli “Aksu Vadisi için alarm” başlıklı haberinde, Dereli Doğa ve Yaşam Derneği Sözcüsü İbrahim Türk, Aksu Vadisi’ndeki madencilik faaliyetlerinin su kaynaklarını etkilediğini, tarım ve hayvancılık açısından tehlike oluşturduğunu belirterek denetim ve su analizi çağrısı yapmıştı. Şubat ayında yerel basına yansıyan bu uyarı, 14 Mart’taki Resmî Gazete kararının ardından bu kez daha geniş bir tartışmanın içine taşındı. Giresun’daki asıl gerilim, su planı metninin sahadaki ruhsat gerçeğiyle çakıştığı noktada ortaya çıkıyor. Son iki yılda yerel ve ulusal basına yansıyan MAPEG dayanaklı haberlerde, Giresun yüzölçümünün yaklaşık yüzde 85’inin maden ruhsat alanları kapsamında bulunduğu, bu alanların arama, işletme ve ihale safhasındaki ruhsatlarla il geneline yayıldığı aktarıldı. Aynı haberlerde 16 ilçenin önemli bölümünde IV. Grup maden ruhsatlarının yoğunlaştığı, bazı ilçelerde ruhsatlılık oranının yüzde 90’ın üzerine çıktığı vurgulandı. Bu tablo, Giresun’da su yönetimi kararının neden yalnızca bürokratik bir düzenleme olarak okunmadığını açık biçimde gösteriyor. Sorun tam da burada düğümleniyor: Bir ilde su havzaları ile maden sahaları aynı coğrafyada üst üste biniyorsa, “su yönetimi” başlığı soyut bir plan olmaktan çıkıyor. Giresun’da su, yalnızca musluktan akan su anlamına gelmiyor; fındık bahçesinin verimi, hayvancılığın devamı, arıcılığın geleceği, meranın sürekliliği, dere yatağının sağlığı ve kırsal yaşamın ayakta kalması anlamına geliyor. Bu nedenle kentte çevre itirazı ile üretim kaygısı birbirinden ayrılmıyor; suya dönük her risk, aynı anda ekonomi, sosyal yapı ve göç baskısı tartışmasına dönüşüyor. Giresun’daki itirazın bir başka sert başlığı orman ve üst havza müdahaleleri. Çünkü maden faaliyeti yalnızca kazı yapılan noktadan ibaret görülmüyor; sahaya ulaşım için açılan yollar, geçici şantiye alanları, lojistik hatlar ve yardımcı tesisler de aynı zincirin parçası olarak değerlendiriliyor. Eğimin yüksek olduğu, yağış rejiminin güçlü olduğu ve yüzey suyu sistemlerinin hassaslaştığı Giresun coğrafyasında bu müdahalelerin su bulanıklığı, sediment taşınımı, toprak kaybı ve havza bütünlüğünde bozulma yaratabileceği yönündeki kaygı büyüyor. Yerel basına yansıyan Aksu Vadisi haberlerinde de suyun balçığa döndüğü, üreticinin su ve toprak kalitesi konusunda alarm verdiği görülüyor. Bu dosyanın hukuki dayanağı da net. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 56. maddesi, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunu açıkça düzenliyor; çevreyi geliştirmeyi, çevre sağlığını korumayı ve çevre kirlenmesini önlemeyi devletin ve vatandaşların ödevi olarak tanımlıyor. Giresun’da yükselen tepki bu nedenle yalnızca siyasal bir karşı çıkış değil; suyu, toprağı, ormanı ve yaşam alanlarını etkilediği düşünülen uygulamalara karşı anayasal hak zemininde yükselen bir itiraz olarak şekilleniyor. Bilimsel ve teknik açıdan bakıldığında da itirazın omurgası boş değil. Su havzaları üzerindeki yoğun baskı, özellikle madencilik, yol açma ve yüzey bozunumu içeren faaliyetlerde bulanıklık artışı, askıda katı madde yükü, yüzey akış rejiminde değişim ve kaynak beslenmesinde bozulma riski yaratabiliyor. Giresun gibi kırsal üretimin su kalitesine doğrudan bağlı olduğu bir coğrafyada bu risk yalnızca ekolojik bir mesele olarak kalmıyor; verim düşüşü, kalite kaybı, kırsal gelir daralması ve uzun vadede yerleşim alanlarının zayıflaması anlamına da geliyor. Bu yüzden kentteki itiraz, sadece “doğa savunusu” değil; aynı zamanda üretim, geçim ve yerinde yaşam savunusu olarak okunuyor. Dosyanın sertleştiği yer de tam olarak burası. Giresun’da “neden itiraz edilmeli” sorusunun yanıtı çevresel duyarlılık cümleleriyle sınırlı değil. İtiraz edilmeyen her baskının önce suyu zayıflatacağı, ardından üretimi gerileteceği, sonra kırsal yaşamı çözeceği düşüncesi öne çıkıyor. Suyun kalitesi bozulursa fındık etkilenir; mera baskılanırsa hayvancılık daralır; orman parçalanırsa toprak tutunma gücü azalır; dere sistemi bozulursa yalnızca doğa değil, köyün geleceği de yara alır. Giresun’daki bugünkü alarm, bu zincirleme etki korkusundan besleniyor. Bir başka önemli nokta da şu: 11063 sayılı kararın kendisi, doğrudan “Giresun’un yüzde 85’i maden sahası ilan edildi” diyen bir metin değil. Ancak Giresun’da zaten yıllardır biriken ruhsat, su, orman ve üretim baskısı nedeniyle bu karar, teknik metnin ötesinde yeni bir eşik olarak algılandı. Kentte tartışılan şey yalnızca kararın satırları değil; o satırların, mevcut ruhsat haritası ve saha uygulamalarıyla birleştiğinde neye dönüşeceği sorusu. Bu yüzden karar Resmî Gazete’de yayımlandığı gün, Giresun’da mesele bir su planı değil, bir yaşam alanı dosyası olarak okundu. DERNEĞİN İTİRAZI Dereli Doğa ve Yaşam Derneği Sözcüsü İbrahim Türk adına yapılan açıklamada itiraz başlıkları şöyle sıralandı: İstisnasız tüm ilçelerde maden faaliyeti: “Giresun’un %85’i maden sahası ilan edilmiştir. Bu yıkım sadece birkaç köyle sınırlı değildir; bugün Giresun’un tüm ilçelerinde ya bir maden işletmesi ya da bir arama ruhsatı bulunmaktadır. Bu, ilimizin her karış toprağının maden şirketlerinin insafına bırakılması demektir!” Su kaynaklarında kuşatma: “Dereli hattındaki Eğrianbar, Meşeliyatak, Yeşiltepe, Yıldız, Sütlüce ve Bahçeli bölgelerinde olduğu gibi, diğer ilçelerimizde de su kaynaklarının tamamı maden sahalarının içinde kalmıştır.” Üretim ve kırsal ekonomi vurgusu: “Devletimize asıl büyük ve sürekli katkıyı sağlayan geçici maden projeleri değil; fındık tarımı, hayvancılık ve arıcılıktır. Köylünün alın teri, maden şirketinin kârından çok daha büyüktür. Suyumuzu feda etmek, milli ekonomiyi yok etmektir!” Su kullanım önceliği itirazı: “Yeni kararname ile su ‘stratejik kaynak’ sayılarak kullanım önceliği Giresunlu üreticiden alınıp maden projelerine devredilmektedir.” Orman ve doğa kıyımı iddiası: “Tüm ilçelerimizde maden yolları açmak uğruna, halkımızın özenle yetiştirdiği ormanlar fiilen kesilmektedir.” Açıklamanın Aksu Vadisi bölümünde şu ifadelere yer verildi: “Halkımız ekranlardaki savaşı izlerken, yayla yolu güzergahlarımızda orman kesimleri ve maden sondajları fiilen başlatılmıştır. Bu çalışmalar başta Aksu Çayı olmak üzere tüm su havzalarımızı %100 oranında zehirleme potansiyeli taşımaktadır. Televizyonlarda 'modern yönetim' altyazılarıyla sunulan bu plan; Giresun halkı için susuzluk ve yok edilen doğa demektir!” Kültürel miras ve çevre hakkına ilişkin bölümde ise şu vurgu yapıldı: “Tüm ilçelerimizdeki tarihi yapılarımız ve ormanlarımız maden baskısı altında yok edilmektedir. Anayasa’nın 56. maddesi uyarınca 'sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkımızı' savunuyoruz. Giresun’un %85’ini maden sahasına hapseden, suyumuzu ve bin yıllık mirasımızı savaş gündeminin arkasına sığınılarak feda eden bu anlayışa karşı tüm ilçelerimizle birlikte hukuki takibimizi sürdürceğiz!”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.