Hava Durumu

#Ekonomi

giresunsonhaber - Ekonomi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ekonomi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

TAŞGÖZ: “TÜRKİYE KAYYUM DÜZENİYLE YÖNETİLEMEZ” Haber

TAŞGÖZ: “TÜRKİYE KAYYUM DÜZENİYLE YÖNETİLEMEZ”

TAŞGÖZ: “TÜRKİYE KAYYUM DÜZENİYLE YÖNETİLEMEZ” İYİ Parti Giresun İl Başkanı İnan Taşgöz, haftalık değerlendirmesinde ekonomi, hukuk, tarım ve devlet yönetimi üzerinden iktidara sert eleştiriler yöneltti. Taşgöz, Türkiye’nin yalnızca ekonomik krizle değil, hukuk ve yönetim kriziyle de karşı karşıya olduğunu belirterek, “Hukukun olmadığı yerde ekonomi olmaz. Türkiye kayyum düzeniyle yönetilemez” dedi. “DEVLET CİDDİYETİ AŞINDIRILIYOR” İYİ Parti Giresun İl Başkanı İnan Taşgöz, Türkiye’de derinleşen ekonomik kriz, hukuk tartışmaları ve devlet kurumlarında yaşanan güven kaybına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Taşgöz, vatandaşın alım gücünün her geçen gün düştüğünü, devlet kurumlarının da yönetim anlayışı nedeniyle zayıflatıldığını savundu. Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorunun yalnızca enflasyonla açıklanamayacağını belirten Taşgöz, “Bugün vatandaşın cebindeki para erirken, devletin temel kurumları da aşındırılıyor. Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorun yalnızca enflasyon değildir; asıl sorun devlet ciddiyetinin kaybolmasıdır” ifadelerini kullandı. “ANADOLU ÜRETEMEZ HALE GETİRİLDİ” Tarım politikalarını da eleştiren Taşgöz, çiftçinin son yılların en ağır ekonomik baskısıyla karşı karşıya kaldığını söyledi. Köylerin boşaldığını, üreticinin toprağından koptuğunu ve Türkiye’nin birçok temel üründe dışa bağımlı hale geldiğini belirten Taşgöz, tarımdaki gerilemenin yalnızca ekonomik değil, milli güvenlik boyutu da taşıdığını ifade etti. Taşgöz, “Anadolu boşalıyor. Köyler boşalıyor. Üretici toprağından kopuyor. Bir zamanlar kendi kendine yeten Türkiye bugün birçok temel üründe dışa bağımlı hale getirildi. Çiftçi üretmek istiyor ama kazanamıyor. Kazanamayan üretici toprağını terk ediyor. Bu yalnızca ekonomik değil, milli güvenlik sorunudur” dedi. “TARIMDAKİ ÇÖKÜŞ SOFRAYA ZAM OLARAK YANSIYOR” İnan Taşgöz, tarımda yaşanan üretim kaybının doğrudan pazar ve market fiyatlarına yansıdığını söyledi. Üreticinin maliyetler altında ezildiğini, tüketicinin ise yüksek fiyatlarla karşı karşıya kaldığını belirten Taşgöz, yanlış tarım politikalarının hem üreticiyi hem de vatandaşı aynı anda mağdur ettiğini dile getirdi. Taşgöz, üretim ekonomisinin güçlendirilmediği bir ülkede hayat pahalılığıyla kalıcı mücadele edilemeyeceğini vurguladı. “HUKUKUN OLMADIĞI YERDE EKONOMİ OLMAZ” Taşgöz, açıklamasında hukuk sistemine ilişkin eleştirilerine de geniş yer verdi. Yatırım, kalkınma ve ekonomik güvenin temel şartının hukuk devleti olduğunu belirten Taşgöz, mülkiyet hakkı, bağımsız yargı ve öngörülebilir yönetim anlayışı olmadan ekonomik istikrar sağlanamayacağını söyledi. Taşgöz, “Hukukun üstünlüğü zedelenirse ekonomi de çöker. İnsanlar yarın neyle karşılaşacağını bilmiyorsa yatırım yapmaz. Mülkiyet hakkının tartışıldığı, şirketlere kayyum atamanın sıradanlaştığı bir ülkede güven ortamı oluşmaz” ifadelerini kullandı. “TÜRKİYE GÜÇLÜ KURUMLARA VE BAĞIMSIZ YARGIYA İHTİYAÇ DUYUYOR” İYİ Parti Giresun İl Başkanı Taşgöz, Türkiye’nin yeniden güçlü kurumlara, bağımsız yargıya ve liyakat esaslı devlet yönetimine dönmesi gerektiğini belirtti. Kayyum uygulamaları üzerinden iktidarı eleştiren Taşgöz, devlet yönetiminde keyfiliğin değil, hukuk ve kurumsal aklın esas alınması gerektiğini söyledi. Taşgöz, hukuk güvenliğinin zedelendiği bir ortamda hem vatandaşın hem yatırımcının geleceğe güvenle bakamayacağını ifade etti. “MİLLET GEÇİM DERDİNDE, İKTİDAR GÜNDEM DEĞİŞTİRİYOR” Taşgöz, iktidarın toplumun gerçek sorunlarından uzaklaştığını savundu. Emeklinin ay sonunu getiremediğini, gençlerin gelecek planlarını yurt dışında kurduğunu, esnafın kepenk kapatma noktasına geldiğini belirten Taşgöz, iktidarın çözüm üretmek yerine gündem değiştirme siyaseti izlediğini söyledi. Taşgöz, “Vatandaş geçim derdinde. Emekli ay sonunu getiremiyor. Gençler gelecek planlarını başka ülkelerde kuruyor. Esnaf kepenk kapatıyor. Buna rağmen iktidar milletin sorunlarına çözüm üretmek yerine gündem değiştirme siyaseti yürütüyor” dedi. “CUMHURİYETİN AYARLARINA DÖNÜLMELİ” Açıklamasının sonunda Cumhuriyet’in temel ilkelerine dönüş çağrısı yapan Taşgöz, Türkiye’nin çıkış yolunun hukuk, liyakat ve üretim ekonomisinden geçtiğini belirtti. Taşgöz, ülkenin yeni krizlere değil, yeni bir milli kalkınma hamlesine ihtiyaç duyduğunu ifade etti. “Türkiye’nin ihtiyacı saray siyaseti değil devlet ciddiyetidir. Türkiye’nin ihtiyacı kutuplaşma değil milli birliktir” diyen Taşgöz, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında hukuku, üretimi ve liyakati esas alan bir devlet düzeninin yeniden kurulması gerektiğini söyledi. “MİLLETİN İRADESİ YENİDEN DEVLET YÖNETİMİNDE HÂKİM OLMALI” İnan Taşgöz, Türk milletinin tarih boyunca büyük zorlukları aşmayı başardığını belirterek, yönetimde millet iradesinin esas alınması gerektiğini vurguladı. Taşgöz, sözlerini “Türk milleti tarih boyunca her zorluğu aşmıştır. Yeter ki milletin iradesi yeniden devlet yönetiminde hâkim olsun” ifadeleriyle tamamladı.

Kurban Derilerini Ekonomiye Kazandıralım Çağrısı Haber

Kurban Derilerini Ekonomiye Kazandıralım Çağrısı

Kurban Bayramı yaklaşırken, Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Halil Gündoğdu, kurbanlık hayvan derilerinin ekonomiye kazandırılması için önemli bir çağrıda bulundu. Ege İhracatçı Birlikleri'nde bir basın toplantısı gerçekleştiren Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Halil Gündoğdu, bayram dönemindeki hatalı kesim ve muhafaza işlemleri sebebiyle yüz binlerce derinin ziyan olduğunu ifade ederek, hammaddenin deri sektörünün sürdürülebilir üretim zinciri için taşıdığı kritik öneme vurgu yaptı. 10 milyon çift ayakkabı ve 3 milyon çanta üretilebilecek deri israf oluyor Son yıllarda Kurban Bayramı süresince yanlış deri yüzme işlemleri ve tuzlama eksikliği nedeniyle yaklaşık 500 bin büyükbaş hayvan derisinin heba edildiğine dikkat çeken Gündoğdu; “Kaybedilen bu derilerle yaklaşık 10 milyon çift ayakkabı ile 3 milyon kadın çantası imal edilebilirdi. Ayrıca jelatin ve kolajen sanayisinde de ciddi hammadde kayıpları yaşanıyor. Deri sektörü için ayrıca hayvan kesimi yapılmıyor; gıda amacıyla tüketilen hayvanların yan ürünleri sürdürülebilir bir yaklaşımla ekonomiye dahil ediliyor. Bu yönüyle sektörümüz, güçlü bir döngüsel ekonomi örneği sergiliyor” dedi. Kurban derilerinin korunması için alınması gereken önlemleri detaylandıran Gündoğdu şöyle devam etti; “Kurban derilerinin toplanması konusunda yerel yönetimler ve STK’lar aktif hale getirilmeli. Kurbanlık hayvan satıcılarının koyun başına 2 kilogram, büyükbaş hayvan başına ise 6 kilogram kaba tuzu alıcılara teslim etmesi zorunlu kılınmalı. Kesimi yapacak kasaplar için bilgilendirme notları hazırlanması büyük önem taşıyor. Deri yüzme teknikleri, bağırsak temizliği, tuzlama ve saklama koşullarında standart uygulamalar yaygınlaşmalı. Bu noktalara dikkat edildiğinde kurban derileri ekonomiye yeniden kazandırılır.” EDMİB sahaya iniyor 2026-30 döneminde Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği'nin, sektörün ihracat kapasitesini yükseltmek adına fuar ve ticaret heyeti organizasyonlarına hız kesmeden devam edeceğini belirten Halil Gündoğdu, Deri ve Deri Mamulleri Sektör Kurulu ile koordineli şekilde geniş kapsamlı bir yol haritası hazırladıklarını bildirdi. Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin uzun süredir Türkiye Milli Katılım Organizasyonu'nu yürüttüğü Expo Riva Schuh & Garda Bags Fuarı’na 13-16 Haziran 2026 tarihlerinde 35 firma ile katılım için hazırlıkları tamamladıklarını ifade eden Gündoğdu; “Yunanistan Atina Sektörel Ticaret Heyeti’nin ikincisini 21-24 Eylül 2026 tarihlerinde gerçekleştireceğiz. 2025 yılındaki ilk Atina heyetimiz 17 firmanın katılımıyla başarıyla tamamlanmıştı. 2026 yılında ise Kanada/Montreal ve ABD/New York sektör ticaret heyetlerine EDMİB üyesi firmalarımız katılacak” şeklinde konuştu. Gündoğdu, MIPEL Saraciye Fuarı’na 2027 yılının şubat ayında üçüncü kez milli katılım organizasyonu düzenleneceğini, Ocak 2027’de ise İzmir Leather & More Deri Konfeksiyon Fuarı’nın sektör paydaşlarını bir araya getireceğini duyurdu. İhracatın tabana yayılması hedefleniyor Bölgeden yapılan deri ve deri mamulleri ihracatının yüzde 65’inin 350 aktif firma arasından yalnızca 31 firma tarafından gerçekleştirildiğine değinen Gündoğdu, sektörün kalıcı büyümesi için ihracatın daha geniş bir tabana yayılmasının şart olduğunu vurguladı. Bu hedef doğrultusunda saha çalışmalarına başladıklarını kaydeden Gündoğdu, öncelikle deri ve kürk konfeksiyon firmalarının ziyaret edildiğini belirtti. Gelecek dönemde tüm alt sektörlerde ve EDMİB’in faaliyet gösterdiği illerde üye firmalarla düzenli istişare toplantıları yapılacağını ifade eden Gündoğdu, firmalardan gelecek taleplerle şekillenecek fuar, heyet, eğitim ve kümelenme projelerinin ihracata ciddi katkı sunacağını belirtti. Deri OSB sektöre sürdürülebilirlik altyapısı kazandıracak İzmir’de hayata geçirilmesi planlanan Deri ve Deri Mamulleri Organize Sanayi Bölgesi’nin sektör için stratejik bir vizyon projesi olduğunu dile getiren Halil Gündoğdu, projenin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı hedefleriyle uyumlu olarak ilerlediğini söyledi. Modern organize sanayi bölgesinin istihdam olanaklarını artıracağını, nitelikli ara eleman sürekliliğine katkı sağlayacağını ve sürdürülebilirlik altyapısını güçlendireceğini belirten Gündoğdu, projenin İzmir’in çevreci üretim imajına da önemli değer katacağını vurguladı. Finansmana erişim ve döviz dönüşüm desteği çağrısı Deri ve deri mamulleri sektörünün yüksek katma değer üreten stratejik alanlardan biri olduğuna işaret eden Gündoğdu, özellikle deri ve kürk konfeksiyon kaleminde birim ihracat değerinin Türkiye ortalamasının yaklaşık 130 katına çıktığını ifade etti. Kaliteli girdi ihtiyacı, uzun üretim süreçleri ve küresel moda trendlerine hızlı uyum gerekliliğinin işletme sermayesi ihtiyacını artırdığını kaydeden Gündoğdu, sektörün küresel rekabette var olabilmesi için finansman kanallarının açık kalmasının hayati olduğunu belirtti. Gündoğdu, ihracatçıların üzerindeki finansal yükün hafifletilmesi amacıyla Merkez Bankası döviz dönüşüm desteği prim oranının yüzde 10 seviyesine çıkarılması ve uygulamanın yıllık olarak uzatılması gerektiğini sözlerine ekledi. Onay: “Türkiye, dünya devlerinin en tedarik alternatifi haline geldi” 2026 yılı itibarıyla Körfez bölgesi odaklı tedarik zincirindeki aksamalar ve artan küresel lojistik maliyetler sonucunda, coğrafi yakınlığı ve esnek üretim modeliyle Türkiye’nin dünya devleri için yeniden en güçlü alternatif olduğu bilgisini paylaşan Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Erhan Onay, bu potansiyelin ihracat rekoruna dönüşmesi için özellikle ayakkabı yan sanayisindeki maliyet baskılarının azaltılması gerektiğine vurgu yaptı. “Taban, ökçe, toka ve özel kimyasallar gibi temel yan sanayi girdileri üzerindeki ek korumacı vergiler ve katı gümrük barajları, nihai ürünün dünya piyasalarındaki rekabet gücünü olumsuz etkilemektedir” diyen Onay; “Türkiye'nin bu fırsatı değerlendirmek adına acilen yerli üretimi yetersiz olan yan sanayi girdilerindeki gümrük duvarlarını esnetmesi, üreticinin hammaddeye dünya fiyatlarıyla ulaşmasını sağlaması ve ihracatçıyı döviz kuru baskısından kurtaracak dinamik teşvikleri devreye alması gerekir. Maliyet yapısındaki bu kamu iyileştirmeleri hızla yapılmazsa, siparişlerin daha düşük maliyetli ülkelere kayması kaçınılmaz olacaktır” şeklinde konuştu. Bozkurt; “Katma değerli ürün ihracatında Türkiye ortalamasını ikiye katladık” Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Nagihan Bozkurt, Ege Bölgesi’nin deri ve deri mamulleri ihracatının yüzde 65’inin Avrupa Birliği pazarına yapıldığını ve kilogram başı ihracat değerinde öncü olduklarını belirterek, ayakkabı grubunda Ege Bölgesi’nin 24,77 dolarlık kilogram başı ihraç fiyatıyla Türkiye ortalamasını ikiye katladığını vurguladı. Ayakkabı ihraç fiyatındaki bu seviyeyi, bölgenin kaliteli ve katma değerli üretim kapasitesinin bir kanıtı olarak gören Bozkurt sözlerini şöyle tamamladı; “Bu nedenle, rotamızı alım gücü yüksek olan müreffeh pazarlara daha güçlü çevirmek istiyoruz. Mevcut pazarlarımızı korurken küresel dalgalanmalardan etkilenmemek için İskandinav ülkeleri, ABD ve Kanada gibi pazarlarda çeşitliliğe gitmek bir zorunluluktur. Bu coğrafyalardaki etkinliklere Ege'den aktif katılım sağlamayı hedefliyoruz. Prestijli fuarları takip ederek ve ticaret heyetleri düzenleyerek bağlarımızı güçlendirmeyi, lokomotif sektörümüz olan ayakkabıdaki ihracat başarısını çok daha yukarı taşımayı amaçlıyoruz.” Gürkan: “Çalışmalarımızın odağına sürdürülebilirliği alıyoruz” Türkiye’nin, dünyanın sürdürülebilirlik politikalarıyla kendi küresel geçiş süreçlerini karşılaştırarak gerçekçi adımlar atması gerektiğini belirten Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Denetim Kurulu Üyesi Gizem Dönmez Gürkan, ihracatçıların küresel ticarette güçlü konumlanmaları için adil, şeffaf ve geleceğe karşı sorumlu iş modelleri geliştirmek adına tüm çalışmalarının merkezine sürdürülebilirliği koyduklarını aktardı. Derinin çevreyi kirlettiği yönündeki düşüncenin sektöre karşı bir önyargı olduğunu ifade eden Gürkan; “Bugün hem tüketiciler hem de büyük markalar sürdürülebilir ürünleri tercih ediyor. Bu talepleri karşılayıp yeni pazar fırsatları yaratmak için sürdürülebilir olmak zorundayız. Sektörümüzde Leather Working Group sertifikalarına sahip birçok başarılı firmamız var. Teknolojik altyapımız ve insan kaynağımızla yeşil dönüşümü gerçekleştirebileceğimize inanıyoruz. Yurt dışı fuarlarda sosyal uygunluk sertifikalarının şart koşulduğu günümüzde, firmalarımızın kurumsal ve çevresel dönüşümü hızlandırması geleceğimize ışık tutacaktır. Bu dönemde de üye firmalarımızın farkındalığını artıracak adımlar atmayı planlıyoruz” diyerek sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

FORMULA 1 TÜRKİYE’YE GERİ DÖNÜYOR...  Haber

FORMULA 1 TÜRKİYE’YE GERİ DÖNÜYOR... 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin yeniden Formula 1 takviminde yer alacağını müjdeledi. Formula 1 Türkiye Grand Prix, 2027-2031 yılları arasında İstanbul'da gerçekleştirilecek. İSTANBUL (İGFA) - Türkiye, motor sporlarının zirvesi olarak kabul edilen Formula 1'e yeniden ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Dolmabahçe Çalışma Ofisi'nde düzenlenen Formula 1 Türkiye GP tanıtım programı kapsamında bu heyecan verici sürecin ayrıntılarını kamuoyuyla paylaştı. Formula 1 Türkiye Grand Prix’sinin 2027 yılı itibarıyla tekrar takvime ekleneceğini duyuran Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin geçmişte imza attığı başarılı organizasyonlara değinerek, Formula 1’in yeniden ülkeye kazandırılmasının kritik bir gelişme olduğunu belirtti. Türkiye’nin güçlü organizasyon yeteneği, modern altyapısı ve uluslararası güvenilirliğinin bu kararda belirleyici olduğunu ifade etti. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Formula 1 Türkiye GP (#TurkishGP #F1) Tanıtım Programı'nda konuştu: pic.twitter.com/pU1nmHiioZ — T.C. İletişim Başkanlığı (@iletisim) April 24, 2026 Yarışların, İstanbul'daki İstanbul Park pistinde yapılacağını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle 8. virajıyla dünyaca tanınan pistin yeniden yarış tutkunlarıyla buluşacağını belirtti. İstanbul Park’ın 2027-2031 yılları arasında toplam 5 sezon boyunca Formula 1 yarışlarına ev sahipliği yapması öngörülüyor. Formula 1’in yeniden Türkiye’ye dönmesiyle birlikte, İstanbul’un tarihi atmosferinin uluslararası spor heyecanıyla yeniden buluşması, organizasyonun ise turizm ve ekonomi üzerinde önemli etkiler yaratması bekleniyor.

HAMZA BÖLÜK: YALNIZCA FİYAT DEĞİL, PAZAR PAYI DA KAYBEDİLİYOR Haber

HAMZA BÖLÜK: YALNIZCA FİYAT DEĞİL, PAZAR PAYI DA KAYBEDİLİYOR

HAMZA BÖLÜK: FINDIKTA YALNIZCA FİYAT DEĞİL, PAZAR PAYI DA KAYBEDİLİYOR Giresun Ticaret Borsası Başkanı Hamza Bölük, Altaş TV’de yayımlanan Karadeniz Ekonomi programında gazeteci Murat Gürsoy’un sorularını yanıtladı. Bölük, bu sezon fındıkta rekolte düşüşünün fiyatı hızla yukarı taşıdığını, ancak aynı dönemde Türkiye’nin ihracatta sert daralma yaşadığını söyledi; Şili başta olmak üzere yeni üretici ülkelerin büyümesinin Türk fındığı için doğrudan rekabet baskısı oluşturduğunu vurguladı. Giresun Ticaret Borsası Başkanı Hamza Bölük, programın başında fındık camiasının önemli isimlerinden eski Ulusal Fındık Konseyi Başkanı Sebahattin Aslantürk’ü andı. Bölük, Aslantürk’ün üretici, ticaret ve sektör üzerine yoğun çalışan bir isim olduğunu söyledi; yerine kolay doldurulamayacak bir kayıp yaşandığını ifade etti. “BU SEZON ÖZEL VE ZOR BİR SEZON OLDU” Hamza Bölük, 2025-2026 sezonunu “özel bir sezon” olarak tanımladı. Rekolte düşünce fiyatın doğal olarak yükseldiğini, ancak bu kez artışın çok kısa sürede ve çok sert yaşandığını belirten Bölük, hasat başladıktan 15 gün sonra fındığın yüzde 100 prim yaptığını, bu tabloyu yönetmenin de çok zor hale geldiğini söyledi. Bölük, ticaret grubu açısından da sezonun son derece zor geçtiğini anlattı. Programda Murat Gürsoy, sezonun TMO’nun 200 liralık fiyat açıklamasıyla başladığını, eylül ayında fiyatların zirve gördüğünü ve kimi piyasalarda 350 liraya kadar yükseldiğini, ardından da sert düşüş yaşandığını hatırlattı. Bölük, bu çerçevede yaşananları rekolte daralması, ani fiyat yükselişi ve ihracat kaybı ekseninde değerlendirdi. İHRACATTA YÜZDE 45 DARALMA VURGUSU Bölük, dünya genelinde bu yıl fındık tüketiminde yüzde 25’lik daralma beklendiğini, ancak Türkiye’nin bunun da ötesinde kayıp yaşadığını söyledi. Kendi değerlendirmesine göre Türkiye’nin ihracatı geçen yıla göre yüzde 45 düştü. Bölük, bu farkın yalnızca tüketim azalmasıyla açıklanamayacağını, ani fiyat yükselişi nedeniyle alıcı firmaların Türkiye dışındaki üretici ülkelere yöneldiğini ifade etti. Bölük, Eylül-Aralık döneminde beklenen ihracat düzeyine ulaşılamadığını, sezonun ilk dört ayında 100 bin ton bandının görülemediğini, devrin yaklaşık 65-68 bin ton seviyesinde kaldığını söyledi. “Bir ürünün azlığı fiyatını artırabilir ama satamazsanız az olması da bir şey ifade etmez” diyen Bölük, bu sezonun tam da bunu gösterdiğini belirtti. “DÜNYA TÜRKİYE DIŞINDA YENİ FINDIK ALANLARI KURDU” Hamza Bölük, Türkiye’nin onlarca yıl boyunca dünya fındık pazarını büyüttüğünü, Türk ihracatçısının fındığı 130 ülkeye taşıdığını ve dünya pazarında güçlü bir alan oluşturduğunu söyledi. Ancak aynı süreçte büyük alıcıların ve küresel şirketlerin Türkiye’ye bağımlılığı azaltmak için başka ülkelerde üretim alanları geliştirdiğini anlattı. Bölük, 1980’lerden sonra 14 ülkede fındık dikiminin denendiğini, bunların 7’sinde üretimin başarıya ulaştığını ifade etti. Bölük’ün programdaki değerlendirmesine göre Gürcistan ve Azerbaycan’da üretim 50-60 bin ton seviyelerine ulaştı. Balkanlarda yeni üretim denemeleri sürüyor. Şili’de ise 2008’de 2 bin ton olan üretim 2014’te 8 bin tona, geçen yıl ise 125 bin tona çıktı. Bölük, bu büyümenin Türkiye’nin dünya üretimindeki ağırlığını aşağı çektiğini, Türkiye’nin payının yüzde 60’ın altına indiğini ve mevcut yapının sürmesi halinde 5-10 yıl içinde yüzde 50’lere gerileyebileceğini söyledi. ŞİLİ DOSYASI: “GÖRÜNTÜLERİ YERİNDE GÖRDÜK” Programın ana başlıklarından biri Giresun Ticaret Borsası yönetiminin Şili ziyareti oldu. Bölük, ziyaretin UR-GE projesi kapsamında yapıldığını, programın ticaret ataşeliği ve büyükelçilik koordinasyonuyla yürütüldüğünü söyledi. Amaçlarının, Türkiye dışındaki üretici ülkelerde ne tür planlama yapıldığını, nasıl yatırım geliştirildiğini ve rekabetin nereye gittiğini yerinde görmek olduğunu belirtti. Bölük, Şili’de fındık üretimine ilişkin görüntülerin sahadan alındığını, burada üretim tesisleri, yeni dikim alanları ve fidan üretim merkezlerini gördüklerini anlattı. Programda dile getirdiği bilgiye göre Şili’de geçen yıl 125 bin ton fındık üretildi, bu yıl ise yaklaşık 107 bin tonluk üretim bekleniyor. Hasadın şubat, mart ve nisan aylarına yayıldığını; üretimin üç periyot halinde yapıldığını söyledi. BÜYÜK ÖLÇEKLİ, SULAMALI, MAKİNELEŞMİŞ TARIM MODELİ Hamza Bölük, Şili’de gördüğü tabloyu Türkiye’deki küçük üretici yapısından tamamen farklı bir model olarak anlattı. Şili’de üretimin büyük şirketler eliyle yapıldığını, 1000 dönümün altında üretim yapan neredeyse bulunmadığını, sulama altyapısının güçlü olduğunu ve makineleşmenin çok ileri düzeye ulaştığını söyledi. Bölük, Ant Dağları’ndan taşınan suyla geniş sulama sistemleri kurulduğunu, bilimsel veriye dayalı tarım uygulandığını belirtti. Bölük, burada şirketlerin kârlı ürüne geçtiğini, kâr düştüğünde ise ürünü söküp başka üretime yöneldiğini söyledi. Şili’de önce yaban mersini, ardından kiraz, son dönemde ise fındığın öne çıktığını aktaran Bölük, Türkiye’de ise bahçenin aile mirası olması nedeniyle üreticinin toprağı kolay terk edemediğini vurguladı. ŞİLİ’DE FİDAN ATAĞI, TÜRKİYE İÇİN YENİ RİSK Bölük, Şili’de hızlı bir dikim alanı genişlemesi gördüklerini söyledi. Doku kültürüyle fidan üreten tesislerin bulunduğunu, yıllık 1,5 ila 2 milyon fidan üretildiğini, 2026 ve 2027 için üretimin büyük ölçüde dolu olduğunu anlattı. Bölük, oradaki aktörlerin kendi ifadelerine dayanarak, Şili’nin 5 yıl içinde 150 bin tona, 10 yıl içinde ise 200 bin tonun üzerine çıkabileceğini söyledi. Bu tabloyu “abartı değil, gerçek bir rekabet baskısı” olarak değerlendiren Bölük, özellikle Şili’yi ciddi rakip olarak gördüğünü belirtti. Amerika’nın da rakip olduğunu, ancak kendi iç tüketim gücü nedeniyle Şili kadar baskı oluşturmadığını söyledi. Yine programda anlattığına göre Amerika’da dikili alan 45 bin hektar seviyesinde ve bunun 80 bin hektara kadar çıkma potansiyeli bulunuyor. Bölük, Amerika’nın bu yıl ilk kez Avrupa’ya iç fındık sattığını da dile getirdi. MALİYET FARKI DOĞU KARADENİZ’İ ZORLUYOR Programın en dikkat çeken bölümlerinden biri maliyet hesabı oldu. Bölük, Şili’de üretim maliyetinin 1,60 dolar seviyesinde olduğunu, Amerika için de daha düşük rakamların konuşulduğunu, Doğu Karadeniz’de ise maliyetin 3 doların üzerinde seyrettiğini söyledi. Bu farkın Türkiye’nin rekabet gücünü zayıflattığını belirten Bölük, özellikle Ordu-Giresun hattında maliyet baskısının daha belirgin olduğunu ifade etti. Bölük, Şili’de gezdikleri bir firmada 6 bin dönüm alanda üretim yapıldığını, burada 2 bin ton fındık üretildiğinin ve maliyetin 1,60 dolar seviyesinde olduğunun aktarıldığını anlattı. Bu tabloyu Türkiye’deki parçalı arazi yapısı ve yüksek işçilik maliyetiyle kıyaslayan Bölük, “Bizim tarımımızla Şili tarımı arasında bağ kuramadım” dedi. ÇÖZÜM: YENİ PAZAR, KATMA DEĞER VE DOĞRUDAN DESTEK Hamza Bölük, çözüm için önce yeni tüketim alanları bulunması gerektiğini söyledi. Türkiye’nin küresel alıcılara bağımlılığını azaltması gerektiğini belirten Bölük, Hindistan, Pakistan, Afrika ve Brezilya gibi büyük nüfuslu pazarlara yönelmenin önemine dikkat çekti. Katma değerli ürün satışının artırılması gerektiğini de vurgulayan Bölük, fındığın yalnızca ham ürün olarak değil, daha kârlı ürün zinciriyle ihraç edilmesini savundu. Bölük, üretim tarafında ise fiyat desteklerinden çok üretim desteklerinin öne çıkarılması gerektiğini söyledi. Kendi önerisini açık biçimde dile getiren Bölük, dünya üretim maliyeti ile Doğu Karadeniz’deki maliyet arasındaki farkın doğrudan gelir desteğiyle kapatılmasını savundu. Böylece Ordu, Giresun ve kısmen Trabzon’daki üreticinin dünya ile aynı maliyet seviyesinde rekabet edebileceğini ifade etti. “GENÇ NÜFUS KÂRLI TARIMA DÖNER” Programda genç nüfusun tarımdan uzaklaşması da gündeme geldi. Bölük, bunun temel nedeninin kârsızlık olduğunu söyledi. “Bir şey kârlıysa herkes yapar” diyen Bölük, devlet desteği ve verimlilik artışı sağlanırsa genç nüfusun da yeniden üretime dönebileceğini belirtti. Bunun için budama, bahçe yenileme ve verimlilik odaklı yeniden yapılanmanın şart olduğunu kaydetti. LİSANSLI DEPO VE SPOT BORSA ÇAĞRISI Hamza Bölük, fındıkta fiyat oluşumunun söylentiyle değil, şeffaf piyasa düzeniyle belirlenmesi gerektiğini de söyledi. Ticaret borsalarının tescil görevi yaptığını, ihracatçı birliklerinin de kaydı tuttuğunu belirten Bölük, mevcut yapının söylenti ve sosyal medya etkisini kırmaya yetmediğini anlattı. Çözüm olarak lisanslı depo ağının yaygınlaştırılmasını ve kapısında spot borsa işleyen bir sistem kurulmasını önerdi. Bölük’ün tarif ettiği modele göre üretici fındığını lisanslı depoya getirecek, analiz yapılacak, ürün niteliği anlık görülecek ve alıcılar fiyat teklifini açık biçimde verecek. Bölük, 150 bin tonluk lisanslı depo kapasitesinin Türkiye için önemli bir rahatlama sağlayacağını, emanet fındığın bu sistem içinde işlem görmesi halinde fiyat oluşumunun da daha şeffaf hale geleceğini savundu. “BİR DÖNEM DAHA ADAY OLMAYI DÜŞÜNÜYORUM” Programın sonunda Murat Gürsoy, Hamza Bölük’e yeni dönemde aday olup olmayacağını da sordu. Bölük, iki dönemdir başkanlık yaptığını belirtti ve arkadaşlarının ısrarıyla bir dönem daha aday olmayı düşündüğünü söyledi. Bölük, kapanış bölümünde üreticilere “vazgeçmesinler, üretsinler” çağrısı yaptı. Üretimin en kıymetli iş olduğunu belirten Bölük, fındığın doğru yönetilmemesi halinde stok baskısının yeni sezona da taşınacağını, buna karşılık üretimden kopulmaması gerektiğini söyledi. Kaynak: Altaş TV. Murat Gürsoy- Karadeniz Ekonomi https://www.youtube.com/watch?v=606zlt7YDyA

ADD BULANCAK ŞUBESİ’NDE DURSUN KÖSE YENİDEN BAŞKAN Haber

ADD BULANCAK ŞUBESİ’NDE DURSUN KÖSE YENİDEN BAŞKAN

ADD BULANCAK ŞUBESİ’NDE DURSUN KÖSE YENİDEN BAŞKAN Atatürkçü Düşünce Derneği Bulancak Şubesi Olağan Genel Kurulu’nda mevcut başkan Dursun Köse yeniden göreve getirildi. Genel kurulda yeni yönetim, denetleme kurulu, disiplin kurulu ve genel merkez delegeleri de belirlendi. Atatürkçü Düşünce Derneği Bulancak Şubesi Olağan Genel Kurulu yapıldı. Divan Başkanlığını ADD Genel Saymanı Ecz. Basri Gürsoy üstlendi. Katip üyeliklerini Leyla Kara ile Ahmet Karademir yaptı. Genel kurulda mevcut başkan Dursun Köse yeniden göreve getirildi. Yeni yönetim kurulunda Bahattin Bekteş, Aşkı Pekdemir, Talat Demir, Tülay Köse, Nurten Karadeniz, Mikay Kızıltaş, Teyfik Cihanker, Erhan Gürsoy, Naim Kibar, Ufuk Gürsoy, Ahmet Karakılıç, Ali Kemal Terzi ve Ali Konya yer aldı. Denetleme kurulunda Nurettin Zeren, Ceyhan Beyaz, Osman Kırbaş, Serdar Uzundere, Hüseyin Tomak ve Ömür Mutlu görev aldı. Disiplin kurulu ise Ahmet Emecen, Cahit Karakılıç, Yusuf Gedik, Muammer Şenol, Temel Göktepe ve Mehmet Güleryüz’den oluştu. Genel kurulda Metin Beyaz, Doğan Eylem Mutlu ve Alptekin Kılıç da genel merkez delegesi olarak seçildi. Toplantıya Bulancak Belediye Başkan Yardımcısı Reşat Nuri Özdemir, ADD Giresun Şube Başkanı Özcan Özgürbüz, yönetim kurulu üyesi Orhan Hocaoğlu, ADD Tirebolu Şube Başkanı Bahri Köksal, ADD Tirebolu Üst Kurul Delegesi Hüseyin Olgun, Bulancak Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Fatih Çağlayan, Bulancak Şoförler Odası Başkanı Muammer Yetkin, 18. Dönem Giresun Milletvekili Mustafa Çakır ve DSP önceki dönem Giresun İl Başkanı Ali Okusal da katıldı. Genel kurulda konuşan ADD Bulancak Şube Başkanı Dursun Köse, “ Bir genel kurulumuzda daha sizlerle birarada olmaktan mutluluk duyduk.Değerli konuklar, ADD ailesi olarak bu zamana kadar olduğu gibi bundan sonrada bilimin ışığını savunacağız.Atatürk' ün bize bahşettiği Laik ve Demokratik Cumhuriyete sahip çıkacağız.Üreten, paylaşan ve adil bir Türkiye için mücadele edeceğiz.En önemlisi de emperyalizme karşı tam bağımsızlık ilkesinden asla taviz vermeyeceğiz.” dedi. ADD Genel Saymanı Basri Gürsoy da konuşmasında Türkiye’de adalet, hukuk, ekonomi ve Cumhuriyetin temel değerleri üzerinden sert mesajlar verdi. Gürsoy, “ Ülkemizde bu gün haksızlığa uğrayan, baskı gören, susturulmak istenen insanlar topluluğu vardır.Bir ülkede adalet yoksa orada huzur olmaz, güven olmaz, gelecek olmaz.Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi yaşadığımız ekonomik tablo ortadadır.Açlık ve sefalet ne yazık ki geniş kitlelerin gerçeği haline gelmiştir.Emekliler geçinememekte, gençler umutlarını yurt dışında aramaktadır.Üretici ayakta durmakta zorlanmaktadır. Yaşanan tüm bu olumsuzluklar uygulanan yanlış politikaların sonucudur.” ifadelerini kullandı. Gürsoy, Cumhuriyetin temel değerlerine yönelik tehditlere de dikkat çekerek şunları söyledi: “Değerli Atatürk ve Cumhuriyet sevdalısı arkadaşlar, Cumhuriyetimizin temel değerlerine yönelik saldırılar giderek artmakta, laiklik hedef alınmaktadır. Tarikat ve cemaat yapılanmaları devletin içine kadar sızdırılmakta, pervasızca açık açık şeriat çağrıları yapılmaktadır.Diğer yandan Cumhuriyetin kazanımları küçümsenmekte, hatta yok sayılmaktadır. Şunu açıkça ifade ediyorum; Cumhuriyet kaybedilirse geriye çağdaş bir Türkiye değil, karanlığa sürüklenen, hukukun ve özgürlüklerin yok edildiği bir yapı kalır. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk bu tehlikeye yıllar önce görmüş ve bizlere şu yolu göstermiştir, tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür.”

TEK SAĞLIKTA ALARM: TÜRKİYE İÇİN KRİTİK EŞİK Haber

TEK SAĞLIKTA ALARM: TÜRKİYE İÇİN KRİTİK EŞİK

TEK SAĞLIKTA ALARM: TÜRKİYE İÇİN KRİTİK EŞİK FAO, “Tek Sağlık” yaklaşımında küresel yatırım açığının büyüdüğünü ortaya koydu. Veteriner Halk Sağlığı Derneği Başkanı Azmi YÜKSEL, Türkiye’nin biyolojik risklerin kavşağında bulunduğunu söyledi ve uyardı: “Önlemek, tedavi etmekten 11 kat daha ucuz. Türkiye için bu bir tercih değil, ulusal güvenlik meselesidir.” ÖZEL HABER – Pandemiler, antimikrobiyal direnç ve iklim şokları aynı küresel tehdidin parçaları haline geldi. FAO, 30 Mart 2026 tarihli raporunda insan, hayvan ve çevre sağlığını tek çerçevede ele alan “Tek Sağlık” yaklaşımının artık ertelenemeyecek bir yatırım alanına dönüştüğünü ortaya koydu. Veteriner Halk Sağlığı Derneği (VHSD) Başkanı Azmi YÜKSEL, bu tablonun Türkiye açısından yalnızca sağlık başlığıyla sınırlı olmadığını, doğrudan ekonomi, gıda güvenliği ve ulusal dayanıklılık meselesi olduğunu vurguladı. 3 MİLYAR DOLARLIK YATIRIM, 37 MİLYAR DOLARLIK KORUMA VHSD Başkanı Azmi YÜKSEL, FAO raporunda yer alan verilerin çarpıcı bir ekonomik gerçeği ortaya koyduğunu belirtti: “Tek Sağlık yaklaşımlarına yıllık 3 milyar dolar yatırım yapılması, salgınların önlenmesiyle küresel ekonomide 37 milyar dolar tasarruf sağlayabilir. Bu, %1100’lük bir getiri demektir. Reaktif yani kriz kapıya dayandıktan sonra müdahale etmek yerine, koruyucu hekimliği ve veteriner halk sağlığını önceleyen bir model, Türkiye ekonomisinin sırtındaki tedavi yükünü de hafifletecektir.” Bu tablo, geç müdahalenin maliyetini bir kez daha açığa çıkardı. Salgın kapıya dayandıktan sonra yapılan harcamalar hem kamu bütçelerini büyütüyor hem de sağlık sistemleri, üretim zinciri ve gıda arzı üzerinde ağır baskı oluşturuyor. Koruyucu sistemlere yapılacak erken yatırım ise çok daha düşük maliyetle çok daha büyük kaybı önlüyor. TÜRKİYE, BİYOLOJİK RİSKLERİN TAM ORTASINDA Azmi YÜKSEL, Türkiye’nin coğrafi konumu nedeniyle biyolojik tehditlere karşı daha kırılgan bir hatta bulunduğunu söyledi. İklim değişikliği, hayvan hareketliliği, göç yolları ve ekolojik kırılmaların aynı anda yeni riskler ürettiğini belirten YÜKSEL, şu uyarılarda bulundu: “İklim değişikliği sadece bir çevre sorunu değildir; bir hastalık çarpanıdır. Değişen yağış rejimleri ve sıcaklık artışları, vektörle bulaşan hastalıkların ekolojisini değiştiriyor. Yaban hayatı ile evcil hayvan etkileşiminin artması, yeni zoonotik (hayvandan insana geçen) hastalıklar için ciddi bir risk alanıdır. Türkiye, göç yolları ve sınır ötesi hayvan hareketliliği nedeniyle 'Tek Sağlık' kalkanını en güçlü tutması gereken ülkelerin başında gelmektedir.” Uzmanlara göre bu başlık, yalnızca veterinerlik ya da halk sağlığı sınırlarında değerlendirilemez. Hayvan hastalıklarından gıda arzına, çevresel bozulmadan insan sağlığına kadar uzanan zincir, tek merkezden ve entegre bir sistemle yönetilmediği sürece kırılganlık artıyor. TÜRKİYE İÇİN 4 MADDELİK ACİL EYLEM ÇAĞRISI Azmi YÜKSEL, Türkiye’nin bu küresel darboğazdan çıkması için dört başlıkta acil adım atılması gerektiğini söyledi. Kurumsal Entegrasyon: “Tarım ve Orman Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı arasındaki iş birliği kâğıt üzerinde kalmamalı; 'Tek Sağlık' bütçesiyle yönetilen ortak sürveyans ve veri paylaşım sistemleri kurulmalıdır.”Aile İşletmeciliği ve Gıda Güvenliği: “Türkiye hayvancılığının temel direği olan aile işletmeleri, biyogüvenlik standartları açısından desteklenmelidir. Güvenilir gıda arzı, ahırdaki hayvan sağlığından başlar.”Antimikrobiyal Dirençle Mücadele: “Geleceğin 'sessiz pandemisi' olan antibiyotik direncine karşı, hayvancılıkta bilinçsiz ilaç kullanımı durdurulmalıdır. Bu, sadece hayvanları değil, tıp dünyasının geleceğini korumaktır.”Sektörler Arası İş Gücü: “Veteriner hekimler, tabipler ve çevre uzmanları aynı masa etrafında, ortak bir yönetim şemasıyla çalışmalıdır.” Bu dört madde, yalnızca teknik öneri değil; sahada uygulanabilir bir ulusal savunma hattı olarak öne çıkıyor. Kurumlar arası parçalı yapı sürdükçe, Türkiye’nin salgınlar, dirençli enfeksiyonlar ve gıda güvenliği krizleri karşısında savunma gücü zayıflıyor. LYON ZİRVESİ, ANKARA İÇİN YOL HARİTASI OLABİLİR 7 Nisan 2026’da Fransa’nın Lyon kentinde düzenlenecek olan Tek Sağlık Zirvesi, bu alandaki küresel yönelim açısından kritik bir eşik olarak görülüyor. Finansman modelleri, yönetişim reformları ve saha uygulamaları bu zirvede yeniden tartışmaya açılacak. Azmi YÜKSEL, zirvenin Türkiye açısından da dikkatle izlenmesi gerektiğini belirterek sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “Lyon’da konuşulacak olan finansman modelleri ve yönetim reformları, Türkiye’nin hayvancılık ve sağlık vizyonu için bir yol haritasıdır. Hükümetler artık 'sessiz kahramanlar' olan veteriner hekimlerin saha gücüne yatırım yapmalıdır. Unutmayalım; önlem almak manşetlere çıkmaz ama milyonlarca hayatı kurtarır.”

İMAR DOSYASI MASADA, GİRESUN EKONOMİSİ NEFESİNİ TUTTU Haber

İMAR DOSYASI MASADA, GİRESUN EKONOMİSİ NEFESİNİ TUTTU

Giresun Belediyesi, revizyon ilave imar planı dosyasını 26 Mart 2026 Perşembe günü saat 10.00’da olağanüstü gündemle meclise taşıyor. Belediye kayıtlarında 9 Ocak 2026’daki plan onayı, 16 Ocak 2026’daki ilan süreci, 4 Mart 2026 gündem ve karar özetlerinde yeniden açılan “kazanılmış haklar” ve “teknik hatalar” başlıkları ile 23 Mart 2026 tarihli toplantı çağrısı birlikte okunduğunda, dosyanın ilk onayla kapanmadığı açık biçimde görülüyor. İMAR DOSYASI MASADA, GİRESUN EKONOMİSİ NEFESİNİ TUTTU Giresun’daki revizyon ilave imar planı artık yalnız pafta ve plan notu tartışmasının ötesine geçmiş durumda... Dosya, mülkiyet beklentisini, yatırım güvenini, küçük esnaf dengesini ve belediyenin yönetim kapasitesini aynı anda sınayan ekonomik ve idari bir eşik haline geldi. Belediye meclisinin 9 Ocak 2026 tarih ve 19 sayılı kararıyla onaylanan planın 16 Ocak’ta ilan edilmesine rağmen, mart ayında aynı dosyada eski plandan gelen hakların korunup korunamayacağı ve teknik hataların düzeltilip düzeltilemeyeceği başlıklarının yeniden meclis kayıtlarına girmesi, tartışmanın kapanmadığını gösterdi. 26 Mart toplantısı da bu nedenle sıradan bir gündem değil, doğrudan kriz yönetimi sınavı niteliği taşıyor. ONAY ÇIKTI, DOSYA KAPANMADI Belediye, 1/5000 ölçekli ilave ve revizyon nazım imar planı ile 1/1000 ölçekli ilave ve revizyon uygulama imar planının 9 Ocak 2026 tarihli meclis kararıyla onaylandığını 16 Ocak 2026 tarihli ilan metninde yayımladı. Ancak 4 Mart 2026 tarihli gündem ve karar özeti, dosyanın sahada ve uygulamada kapanmadığını ortaya koydu; meclis kayıtlarında eski plandan gelen kazanılmış hakların korunup korunamayacağı ve teknik hataların düzeltilip düzeltilemeyeceği başlıkları açıkça yer aldı. 23 Mart 2026’da yayımlanan yeni çağrı ise aynı dosyanın 26 Mart’ta yeniden meclis önüne geleceğini duyurdu. Bu tablo, planın hukuken onaylanmış olsa bile fiilen tartışmalı kaldığını gösteriyor. İmar planlarında asıl kırılma çoğu zaman çizimin kendisinde değil, yeni kuralların sahada nasıl uygulanacağında yaşanır. Giresun dosyasında da gerilim tam bu noktada düğümlendi. “Kazanılmış hak” başlığının yeniden açılması, meseleye yalnız şehircilik tekniği olarak bakılamayacağını gösteriyor. Çünkü hangi ruhsatın korunacağı, hangi proje safhasının yeni rejim içinde nasıl değerlendirileceği ve hangi plan notlarının düzeltileceği netleşmedikçe, piyasa da mülk sahibi de belediyenin kendi uygulama birimleri de aynı belirsizlik içinde kalıyor. NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ? KÜÇÜK İŞLETME KENTİ, BÜYÜK BELİRSİZLİK DOKA’nın Giresun il profiline göre kentte 60 bin 128 zorunlu sigortalı 10 bin 804 işyerinde çalışıyor; işyerlerinin yüzde 89,60’ı 1 ila 9 çalışanlı küçük işletmelerden oluşuyor. Böyle bir yapıda imar planı kaynaklı belirsizlik yalnız büyük yatırımcıyı değil, yapı malzemecisini, nakliyeciyi, taşeronu, küçük müteahhidi ve mahalle esnafını birlikte etkiler. Giresun gibi küçük işletme ağırlıklı kentlerde güven kaybı daha hızlı fiyatlanır; çünkü piyasanın darbe emme kapasitesi sınırlıdır. Ulusal veriler de baskının arttığını gösteriyor. TÜİK, Ocak 2026’da inşaat maliyet endeksinin yıllık yüzde 25,38, aylık yüzde 9,87 arttığını açıkladı. Aynı veri akışı içinde inşaat üretim endeksinde yıllık yüzde 8 artış yer aldı. Başka bir deyişle sektör zaten pahalı bir zeminde üretmeye çalışıyor. Giresun’daki plan belirsizliği bu tabloya eklendiğinde, maliyet baskısı ile karar belirsizliği üst üste biniyor. Bu nedenle dosya yalnız belediye tartışması değil, doğrudan piyasa güveni başlığına dönüşüyor. Talep tarafı da sınırsız değil. TÜİK verilerinde Giresun’da 2025 yılı boyunca 9 bin 564 konut satışı görünüyor. Bu rakam, ilin emlak ve inşaat piyasasının büyükşehir ölçeğinde çok derin bir yapıya sahip olmadığını ortaya koyuyor. Piyasa derinliği sınırlıysa, idari belirsizlik daha sert hissedilir; karar ertelenir, satış yavaşlar, finansman iştahı düşer. Giresun’daki imar düğümünün ekonomi cephesinde büyümesinin bir nedeni de bu dar piyasa tabanıdır. KATILIMCILIK VAADİ, SAHADA GERİLİM Giresun Belediyesi’nin 2025-2029 Stratejik Planı’nda iç ve dış paydaş anketi yapıldığı, planın katılımcı ve hesap verebilir bir anlayışla hazırlandığı belirtiliyor. Belediyenin iç kontrol dokümanında da temel değerler arasında şeffaflık, hesap verebilirlik ve katılımcılık açık biçimde yazılıyor. Buna karşılık birkaç hafta içinde aynı plan dosyasının “teknik hata” ve “kazanılmış hak” başlıklarıyla yeniden meclise dönmesi, kurumsal hedef ile uygulama pratiği arasında belirgin bir boşluk oluştuğunu düşündürüyor. Bu nedenle dosyanın siyasi faturası teknik komisyonlarla sınırlı kalmıyor. Teknik olarak savunulabilir görülen bir plan bile yeterince anlatılmamış, müzakere edilmemiş ve itirazlara açık, ölçülebilir cevaplar üretilmelidir. İTİRAZ SAYISI TARTIŞMASI AYRI, İTİRAZ YOĞUNLUĞU GERÇEK Kamuoyunda en çok konuşulan başlıklardan biri itiraz sayısı oldu. Yerel haber akışında 1.114 itirazdan söz edildi. Ancak bu sayı belediyenin yayımladığı imzalı nihai toplam cetvel olarak değil, haber ve siyasi açıklama düzeyinde dolaşıma girdi. Bu nedenle en sağlam ifade, Giresun’da olağan dışı yoğunlukta itiraz atmosferi oluştuğudur. Sayının kesinliği ayrıca resmi kayıtla sabitlenmelidir; fakat itiraz yoğunluğunun dosyayı ekonomik ve siyasi baskı alanına çevirdiği artık açıktır. ÇIKIŞ YOLU DAYATMA DEĞİL, GEÇİŞ REJİMİ Giresun’un önündeki yol “ya plan aynen uygulanır ya da şehir tamamen durur” ikilemi değildir. Belediyenin 26 Mart toplantısından revizyonu savunma cümleleriyle çıkması, gerilimi düşürmeye yetmeyebilir. Asıl ihtiyaç, itirazların başlık başlık ayrıldığı, teknik hata görülen alanların netleştirildiği, eski plandan doğan hakların objektif geçiş hükümleriyle yazıldığı ve gerekiyorsa etaplı düzeltme modelinin işletildiği açık bir geçiş rejimidir. Ama aynı toplantı yalnız sertleşen savunma çizgisi üretirse, bugün imar başlığında görülen gerilim yarın yatırım güveni, ruhsat davranışı ve küçük esnaf tahsilatı üzerinden daha ağır ekonomik sonuçlar doğurabilir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.