Hava Durumu

#Egzersiz

giresunsonhaber - Egzersiz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Egzersiz haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

GİRESUN’DA OBEZİTEYLE MÜCADELEDE YENİ ADIM Haber

GİRESUN’DA OBEZİTEYLE MÜCADELEDE YENİ ADIM

GİRESUN’DA OBEZİTEYLE MÜCADELEDE YENİ ADIM Obezite Polikliniği Hizmete Açıldı Giresun Üniversitesi Giresun Eğitim ve Araştırma Hastanesi, çağımızın en önemli sağlık sorunları arasında yer alan obeziteyle mücadele kapsamında önemli bir adım attı. Hastane bünyesindeki Aile Hekimliği Kliniği içerisinde Obezite Polikliniği hizmete açıldı. Uzmanlar, obezitenin yalnızca kilo artışıyla sınırlı bir sorun olmadığını; diyabet, hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları, eklem rahatsızlıkları, polikistik over sendromu, infertilite, uyku apnesi ve bazı kanser türleri başta olmak üzere birçok kronik hastalığın gelişiminde ciddi bir risk faktörü oluşturduğuna dikkat çekiyor. KAPSAMLI VE KİŞİYE ÖZEL TAKİP Yeni açılan Obezite Polikliniği’nde, alanında uzman hekimler ve diyetisyenlerden oluşan ekip tarafından bütüncül bir sağlık hizmeti sunuluyor. Poliklinikte; Genel sağlık değerlendirmesi ve kronik hastalıkların takibi, Kişiye özel beslenme ve egzersiz programlarının oluşturulması, Yaşam tarzı değişikliği danışmanlığı, Profesyonel tartı sistemiyle ayrıntılı vücut analizleri gerçekleştiriliyor. “OBEZİTEYLE MÜCADELEDE MULTİDİSİPLİNER YAKLAŞIM ŞART” Aile Hekimliği Uzmanı Neslişah Gürel Köksal, obezitenin etkin şekilde kontrol altına alınabilmesi için bireyin yaşam tarzının bütüncül olarak ele alınması gerektiğini vurgulayarak, Obezite Polikliniği’nin bu anlayışla hizmet vereceğini ifade etti. Yetkililer, polikliniğin hem koruyucu hekimlik hem de uzun vadeli sağlık takibi açısından önemli bir boşluğu dolduracağını belirtti.

Kedi ve Köpeklere Verilen Yiyecekler Sağlıklarını Riske Atabilir Haber

Kedi ve Köpeklere Verilen Yiyecekler Sağlıklarını Riske Atabilir

Royal Canin, yılbaşı döneminde değişen rutinler ve kontrolsüz beslenmenin kedi ve köpeklerin sağlığı üzerindeki risklerine dikkat çekerek, dengeli beslenme, güvenli bir yaşam alanı oluşturma ve düzenli veteriner hekim kontrollerinin önemini vurguluyor. Yeni yıl, yalnızca insanlar için değil, kedi ve köpekler için de sağlıklı alışkanlıklar edinmek adına önemli bir başlangıç fırsatı sunuyor. Ancak yılbaşı döneminde değişen günlük rutinler ve “yalvarma davranışına” dayanamayıp sofradan verilen yiyecekler, hayvanların sağlığını ciddi şekilde tehdit edebiliyor. Royal Canin, kedi ve köpeklerin yaşam kalitesini korumak için üç temel başlığa dikkat çekiyor: dengeli beslenme, güvenli bir çevre ve düzenli veteriner hekim kontrolleri. Yılbaşı Sofraları Kedi ve Köpekler İçin Risk Taşıyor Yılbaşı döneminde kedi ve köpeklerde gıda kaynaklı zehirlenmeler, sindirim sistemi rahatsızlıkları ve yabancı cisim yutma vakaları görülebiliyor. Hayvanlar için özel olarak üretilmemiş yiyeceklerin verilmesi; kısa vadede zehirlenmelere, uzun vadede ise kilo artışı ve obezite riskine yol açabiliyor. Özellikle yağlı, baharatlı ve şekerli gıdalar ile ani diyet değişiklikleri; kusma, ishal ve pankreatit gibi sindirim sistemi sorunlarının başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Bunun yanı sıra yılbaşı süsleri, ambalaj ipleri ve küçük oyuncak parçaları da kedi ve köpekler için ciddi bir risk oluşturuyor. Bu tür nesnelerin yutulması, sindirim sistemi problemlerine ve bağırsak tıkanıklıklarına neden olabiliyor. Uzmanlar, bu tür eşyaların kedi ve köpeklerin erişemeyeceği alanlarda bulundurulmasını öneriyor. Yeni Yıl Kararları Onlar İçin de Geçerli Kedi ve köpekleriniz için alacağınız yeni yıl kararları, onların günlük rutinlerini daha sağlıklı hâle getirmek için önemli bir fırsat sunuyor. Uzmanlara göre uzun ve kaliteli bir yaşam için; yaşa ve özel ihtiyaçlara uygun dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve veteriner hekim kontrollerinin aksatılmaması büyük önem taşıyor. Bu üç temel alışkanlık, hem hastalıkların önlenmesine hem de hayvanların genel iyilik hâlinin korunmasına katkı sağlıyor. Royal Canin Avrasya Bilimsel İletişim ve İlişkiler Yöneticisi Veteriner Hekim Murat Altunyuva konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu: “Yalvarma davranışlarına dayanamayıp kedi ve köpeklere verilen, masum gibi görünen yiyecekler ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Royal Canin olarak hayvanların dengeli ve ihtiyaçlarına uygun şekilde beslenmesini önemsiyoruz. İnsanlara özgü; şekerli, yağlı veya baharatlı gıdalar hayvanların metabolizmasıyla uyumlu olmadığı için mide-bağırsak rahatsızlıklarına, kilo dengesizliklerine ve daha ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Bu nedenle beslenme programlarının her dönemde veteriner hekim önerileri doğrultusunda planlanması, su tüketiminin sürekli desteklendiği bir yaşam alanı oluşturulması ve yaşa uygun yaş–kuru mama kombinasyonlarıyla dengeli beslenmenin sürdürülmesi büyük önem taşıyor.”

Hamilelikte şeker hastalığına dikkat! Haber

Hamilelikte şeker hastalığına dikkat!

14 Kasım Dünya Diyabet Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Nuray Kuzukıran, hamilelikte ortaya çıkan şeker hastalığının (gestasyonel diyabet) hem anne hem de bebeğin sağlığı üzerinde ciddi etkiler bıraktığını vurguladı. BURSA (İGFA) - Op. Dr. Kuzukıran, diyabetin erken teşhis ve uygun bir süreçle kontrol altına alınabileceğini belirtirerek, "Gebelik süreci annenin metabolizması için bir sınav niteliğindedir. Şeker seviyesinin kontrol edilmesi, hem doğum süreci hem de anne ve bebek sağlığı açısından büyük önem taşımaktadır" dedi. HİSSEDİLMEYEN TEHLİKE: GESTASYONEL DİYABET Op. Dr. Nuray Kuzukıran, hamilelikte beliren ya da mevcut durumu kötüleşen diyabetin genellikle belirti vermediğini, dolayısıyla 24–28. haftalarda yapılacak şeker tarama testlerinin ihmal edilmemesi gerektiğine işaret etti. "Tarama yapılmadığında veya kontrol sağlanmadığında erken doğum, büyük bebek doğurma, doğumda çeşitli komplikasyonlar ve gebelik zehirlenmesi gibi kritik sorunlarla karşılaşılabilmektedir. Ayrıca, gebelikte diyabet sorunu yaşamış kadınların ilerleyen yıllarda Tip 2 diyabet riski de ciddi biçimde artış göstermektedir" diye konuştu Dr. Kuzukıran. Risk Faktörlerini Gözden Kaçırmamak Gerekir Gestasyonel diyabete yakalanma riskinin, ailesel diyabet öyküsü bulunan, önceki hamileliğinde şeker problemi yaşamış, kilolu olan ya da polikistik over sendromu (PCOS) tanısı almış kadınlarda daha yüksek olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Nuray Kuzukıran, "Risk faktörleri hakkında bilgi sahibi olmak önem arz etmektedir. Anne adaylarının ilk muayene sırasında bu konuda doktorlarına bilgi aktarmaları gerekir. Erken belirlenen risk, alınacak önlemleri hızla hayata geçirmek açısından fayda sağlar" dedi. KORUNMA YOLLARI BULUNABİLİR Gestasyonel diyabetin tamamen önlenemese de riskinin ciddi şekilde azaltılabileceğini ifade eden Op. Dr. Kuzukıran, önerilerini şöyle sıraladı: "Sağlıklı ve dengeli bir diyet uygulamak, düzenli egzersiz yapmak, hamilelik öncesinde ideal kiloya ulaşmak, şeker tarama testlerinin zamanında yapılması, doğum sonrası kontrolleri aksatmadan sürdürmek kritik önem taşır. Gebelik süreci, anne adayına yaşam tarzını değiştirmesi için benzersiz bir fırsat sunar. Bu dönemde atılacak doğru adımlar, doğumu olumlu etkilediği gibi gelecekte diyabet gelişimini de engeller." UZUN DÖNEMLİ ETKİLERİ Op. Dr. Nuray Kuzukıran, gebelikte kontrolsüz şeker seviyelerinin sadece kısa vadeli değil, uzun vadeli sonuçları da beraberinde getirdiğini ifade ederek, "Eğer anne adayında gestasyonel diyabet gelişmişse, ilerleyen süreçte Tip 2 diyabet riski artış gösteriyor. Ayrıca, anne karnında yüksek şeker seviyelerine maruz kalmış bebeklerin ilerleyen zaman dilimlerinde kilo problemi ve metabolik rahatsızlıklarla karşılaşma ihtimali yüksek. Gebelik sürecinde gerçekleştirilen şeker kontrolü, adeta nesiller boyu sürecek bir sorun zincirini kırmak adına fırsat sunmaktadır" dedi.

Uzun Yaşam Genetik mi, Seçim mi? Haber

Uzun Yaşam Genetik mi, Seçim mi?

Kimileri 100 yaşına dek sağlıklı bir yaşam sürebilirken, bazıları genç yaşlarda ciddi sağlık problemleriyle karşılaşabiliyor. Peki, uzun yaşamın sırrı nerede gizli? Genetik mi, yoksa yaşam tarzı mı daha etkili? "İnsan ömrünün yaklaşık %25-40'ı genetikle belirlenirken, geri kalan ise yaşam tarzı, çevresel faktörler ve tesadüflerle şekilleniyor" diyen Acıbadem Life Longevity’den İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, genetiğin yaşlanma üzerindeki etkilerini ve epigenetikle birlikte sağlıklı yaşam alışkanlıklarının bu süreci nasıl değiştirdiğini anlattı. Genetik, Piyanonun Tuşlarıysa; Epigenetik, O Tuşlara Basan Piyanisttir Kimler uzun yaşar? Uzun yaşam, aileden miras alınan bir özellik mi yoksa daha fazlası mı? Bilimsel çalışmaların son yıllarda en fazla yoğunlaştığı konuların başında uzun ve sağlıklı yaşam geliyor. Yapılan araştırmalara göre, insan ömrünün yaklaşık yüzde 25 ila 40’ının genetik faktörlere bağlı olduğu belirlenmiş durumda. Peki kalan yüzde 60’lık kısımda etkili olan nedir? Acıbadem Bodrum Hastanesi’nde bulunan Acıbadem Life Longevity’de görev yapan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, bu yüzde 60’lık kısmın çevresel faktörlerle, yaşam tarzı seçimleriyle ve rastlantıların etkisiyle şekillendiğini söylüyor ve "İyi bir genetik altyapıya sahipseniz bu büyük bir avantajdır; fakat bu şansı en iyi şekilde değerlendirmek için epigenetik etkileri anlamak gereklidir. Genetik, piyanonun tuşları gibidir ve o tuşlara hangi sıra ve nasıl basılacağını belirleyen epigenetik mekanizmalardır. Besinler, toksinler, gazlar, radyasyon, egzersiz, uyku, stres ve enfeksiyonlar gibi çevresel faktörler bütününü işaret eden ekspozom, bu "piyanist"in notalarını oluşturur. DNA üzerindeki belirli bölgelerde gerçekleşen metilasyon veya histon modifikasyonu gibi epigenetik düzenlemeler, genlerin aktif mi pasif mi olacağını belirler." dedi. UZUN YAŞAM “OLAĞANÜSTÜ GENLER”E BAĞLI! YA SİZDE YOKSA? Guinness rekorlarına göre dünyanın en uzun süre yaşayan insanı olarak bilinen ve 122 yaşında hayatını kaybeden Jeanne Louise Calment örneğinden bahseden Acıbadem Life Longevity İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, “Bu kişi 117 yaşına kadar sigara içiyordu. Alkol ve çikolataya da bir hayli düşkündü. Bazı bireyler olağanüstü genetik profile sahip olabilir” diye konuştu. Uzun ömürlü aileler üzerinde yapılan incelemelerde yaşlanmaya karşı koruyucu genetik profillerin, sağlıklı metabolizma ve düşük hastalık riskiyle öne çıktığını belirten Uzm.Dr. Halil Ertürk, “Bu özellikler, uzun ve sağlıklı yaşamın aile içerisinde genetik olarak aktarılabildiğini gösteriyor. Uzun ömürlü ailelerin üyeleri, daha düşük kan şekeri, insülin ve trigliserid seviyeleriyle daha sağlıklı bir metabolik profile sahip. Bu özellikler, yaşlanmaya bağlı hastalıkların gecikmesini ve daha uzun sağlıklı yaşam süresini destekliyor. Bu ailelerde Alzheimer, diyabet, kalp yetmezliği gibi yaşa bağlı hastalıkların daha az görüldüğü belirtiliyor. Ayrıca, kanser gibi hastalıklara karşıda daha dirençli oldukları ve hastalık sonrası daha dayanıklı oldukları gözlemleniyor. Bu ailelerde, sağlıklı yaşam süresini uzatan, bir kısmı büyük oranda doğrulanmış, bir kısmı kısmen doğrulanmış bazı genler öne çıkıyor” dedi. İŞTE UZUN YAŞAM GENLERİ APOE2: Bu varyant, Alzheimer ve kalp hastalığı riskini azaltıyor. FOXO3a: Hücrelerin strese karşı dayanıklılığını artıran ve DNA onarımını destekleyen bir "hücre bekçisi" olarak işlev görür. CETP ve APOC3: Bu genlerin belirli varyantları, iyi kolesterol (HDL) seviyelerini artırıp trigliseritleri düşürerek kardiyovasküler sağlığı korur. IGF-1R ve d3GHR: Büyüme sinyallerini düzenleyen bu genlerin düşük aktiviteli varyantları, metabolizmanın yavaşlamasına ve yaşam süresine katkıda bulunur. Sirt6: Yaşlanma karşıtı bir "Sirtuin" geni olan Sirt6, DNA hasarlarını onararak genomun sağlıklı kalmasını sağlar. NE ZAMAN YAŞLANACAĞINIZI SAĞLIK YÖNETİMİNİZ BELİRLİYOR! Genetik yatkınlığın kronolojik yaştan farklı olan biyolojik yaşı doğrudan etkilediğini belirten Uzm. Dr. Halil Ertürk, “Özellikle DNA onarımı ve genom stabilitesi ile ilişkili genler, yaşlanma hızımızda kritik rol oynar. Yaşlandıkça, genetik etkiler çevresel faktörlerle daha fazla etkileşime girer. Özellikle uyku kalitesi ve beslenme gibi faktörler, genetik riskin yüksek olduğu kişilerde bile yaşlanma hızını yavaşlatabilir. Genetik yatkınlık yaşlanma sürecini şekillendiriyor olsa da, sağlıklı yaşam tarzı seçimleri genetik riskleri yönetmenin, uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmenin en etkili yoludur” dedi. 8 HAFTADA 4,6 YIL GENÇLEŞMEK MÜMKÜN MÜ? Yaşam tarzına odaklanan yalnızca 8 haftalık bir müdahale programı kapsamında, DNA metilasyon saati kullanılarak ölçülen biyolojik yaşın ortalama 4,6 yıl geriye çekilebildiğinin gösterildiğini belirten Uzm. Dr. Halil Ertürk, “Bu da genetik kodumuzu değiştiremesek bile, genlerin nasıl işlev göreceğini etkileyen epigenetik düzenlemeleri yönetebileceğimizi ortaya koyuyor. Sağlıklı beslenme, egzersiz, kaliteli uyku, stres yönetimi gibi alışkanlıklar, genetik riskiniz ne olursa olsun yaşam süresini uzatabilir ve yaşam kalitesini artırabilir” diye konuştu. Genetik müdahalelerin gelecekte yaşlanma sürecini yavaşlatmak hatta tersine çevirmek için önemli bir araç haline gelebileceğine dikkat çeken Acıbadem Life İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, “Bu fikir artık bilim kurgu olmaktan çıktı. Bugün laboratuvar ortamında deneysel olarak uygulanabilen genetik tedaviler, yaşlanmanın kök sebeplerini hedef alarak biyolojik yaşı geri çekme potansiyeline sahip” dedi. YAŞLANMAYI GECİKTİRMEYİ HEDEFLEYEN GENLER Telomeraz: Hücre bölünmesiyle kısalan telomerleri (kromozom uçları) uzatarak hücresel yaşlanmayı yavaşlatır. Özellikle kök hücre ve bağışıklık sistemi hücrelerindeki yaşlanmanın tersine çevrilmesi tüm vücutta gençleşme etkisini oluşturur. Follistatin: Kas büyümesini engelleyen Myostatin proteinini bloke ederek yaşa bağlı kas kaybını (sarkopeni) önler. Klotho: Özellikle beyin sağlığını korur ve Alzheimer ile ilişkili Amiloid-β plaklarını azaltmaya yardımcı olabilir. PGC-1a: Hücrelerimizin enerji merkezi olan mitokondrilerin fonksiyonunu iyileştirerek yaşlanmaya bağlı enerji kaybını hedefler.

Uzmanından kemik erimesi uyarısı: Sırt ağrısı ilk belirti olabilir Haber

Uzmanından kemik erimesi uyarısı: Sırt ağrısı ilk belirti olabilir

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mahmut Nafiz Akman, kemik erimesinin (osteoporoz) sıklıkla sırt bölgesinde belirgin kemik ağrısıyla kendini gösterdiğini, ancak bazı hastalarda sinsi ilerleyerek belirti vermeden ciddi sorunlara yol açabileceğini belirtti. İSTANBUL (İGFA) - Kemik erimesinde en sık ve erken karşılaşılan yakınmanın daha çok sırt bölgesinde ortaya çıkan belirgin kemik ağrısı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Mahmut Nafiz Akman, bazı hastalarda ise hiçbir belirti vermeyerek sinsice ilerleyebildiğini kaydetti. Menopoz sonrası kadınlar ve ileri yaştaki erkeklerin risk grubunda olduğunu vurgulayan Akman, erken teşhis ve düzenli kemik mineral yoğunluğu ölçümünün önemine dikkat çekti. KİMLER RİSK ALTINDA? Prof. Dr. Akman, kemik yapımı ile yıkımı arasındaki dengenin bozulması ve düşük kemik kütlesinin osteoporoza yol açtığını ifade ederek, risk faktörlerini; menopoz sonrası kadınlar ve erken/cerrahi menopoz, ileri yaş ve kadın cinsiyet, genetik yatkınlık, yetersiz D vitamini ve kalsiyum alımı, aşırı alkol, sigara ve kafein tüketimi, hareketsiz yaşam ve az güneş ışığına maruz kalma, kortizon gibi ilaçların uzun süreli kullanımı, endokrinolojik bozukluklar, bağırsak emilim sorunları, romatizmal hastalıklar, kronik böbrek ve karaciğer hastalıkları olarak sıraladı. Akman, osteoporozun genellikle sinsi ilerlediğini, en sık ve erken belirtinin sırt bölgesinde yaygın kemik ağrısı olduğunu belirterek, hastalığın ilerlemesiyle boy kısalması ve sırtta kamburlaşma görüldüğü, kırıklar oluştuğunda ani, şiddetli ağrı ortaya çıktığını söyledi. Tedavi yöntemleri hakkında bilgiler de aylaşan Prof. Dr. Mahmut Nafiz Akman, “Son yıllarda çöken omura çimento enjeksiyonu ile hızlı rahatlama sağlanıyor. Ayrıca korse, ağrı kesiciler, cerrahi yöntemler ve ilaç tedavileri uygulanıyor.” dedi. Prof. Dr. Akman, osteoporozun yol açtığı kırıkların ve yaşam kalitesindeki düşüşün önüne geçmek için şu önerilerde bulundu: Kalsiyum ve D vitamini açısından zengin beslenme, Düzenli egzersiz ve postür koruyucu çalışmalar, Günde 20-40 dakika tempolu yürüyüş, Denge bozuklukları için özel tedavi, Evde düşmeye neden olabilecek objelerin kaldırılması ve iyi aydınlatma.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.