Hava Durumu

#Diyet

giresunsonhaber - Diyet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Diyet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Köpeklerin beslenme alışkanlığını değiştirmek, insanlarınkine göre daha büyük etki oluşturabilir Haber

Köpeklerin beslenme alışkanlığını değiştirmek, insanlarınkine göre daha büyük etki oluşturabilir

Et, yumurta ve süt ürünleri açısından zengin beslenme şekilleri önemli çevresel maliyetler doğurmaktadır. Ancak yeni bir çalışma, birçok durumda köpeğinizi daha sürdürülebilir bir diyete geçirmenin, gezegen ve çiftlik hayvanları üzerinde kendi diyetinizi değiştirmekten daha büyük bir etkiye sahip olabileceğini ortaya koymuştur. ACCESS Newswire / LONDRA, BİRLEŞİK KRALLIK (İGFA) - Veteriner Profesör Andrew Knight tarafından Animals dergisinde yayımlanan araştırma, ortalama bir köpeğin beslenmesi dahilinde yılda yaklaşık 13 çiftlik kara hayvanı tükettiğini, buna karşılık ortalama bir insan için bu sayının dokuz olduğunu ve aradaki farkın yaklaşık yüzde 40 olduğunu ortaya koydu. Bu fark büyük ölçüde, tipik bir köpeğin diyet enerjisinin daha büyük bir kısmının (yüzde 34) hayvansal kaynaklı içeriklerden gelmesinden kaynaklanmaktadır; bu oran insanlarda yaklaşık yüzde 19'dur. Bu rakamlar küresel ortalamaları temsil etmekte ve ülkeye göre değişmektedir. Amerika Birleşik Devletleri gibi yüksek gelirli ülkelerde tüketim genel olarak daha yüksektir. Burada ortalama bir insan yılda 24 çiftlik kara hayvanı tüketirken, bir köpek için bu sayı 20'dir; yani fark yaklaşık yüzde 20 ile daha azdır. Bu nedenle geleneksel et bazlı evcil hayvan mamalarının önemli çevresel ve hayvan refahı etkileri vardır. Ancak bitkilere, mikrobiyal proteine ve kültür etine dayalı alternatifler giderek daha yaygın hale gelmektedir. Tamamen bitki bazlı veya vegan evcil hayvan mamaları artık birçok ülkede çevrimiçi perakendecilerden kolayca satın alınabilmektedir. 2026'nın başlarında,14 çalışma ve bir sistematik inceleme, bu tür diyetlerle beslenen köpekler veya kediler için iyi sağlık sonuçları bildirmiştir. Ancak, evcil hayvan diyetleri sorumlu üreticiler tarafından üretilmeli ve gerekli tüm besin maddelerinin dahil edildiğinden emin olmak için tam olarak takviye edilmelidir. Potansiyel faydalar büyüktür. Tüm evcil köpekler besinsel olarak sağlam vegan diyetlere geçseydi, her yıl altı milyar kara hayvanı kesimden kurtarılabilirdi. Sera gazı tasarrufu Birleşik Krallık'ın yıllık emisyonlarının 1,5 katı olurdu ve korunan gıda enerjisi 450 milyon insanı, yani Avrupa Birliği nüfusunu besleyebilirdi. Bu hesaplamalar 2018 verilerine dayanmaktadır ve köpek popülasyonlarının insan popülasyonlarından daha hızlı artmasıyla potansiyel faydalar bugün daha da büyüktür. Binlerce evcil hayvan bakıcısından gelen anket yanıtlarını analiz ettikten sonra Knight, en az 150 milyon köpek ve kedinin gerçekçi bir şekilde besinsel olarak sağlam vegan diyetlere geçirilebileceğini tahmin etti. Ancak analiz hane başına yalnızca bir köpek veya kedi varsaydığından, gerçek sayıların muhtemelen birkaç kat daha yüksek olduğunu belirtti. Çalışma, faydaları en üst düzeye çıkarmak için sorunları ölçek, ihmal ve çözülebilirlik temelinde önceliklendiren bir felsefe olan "etkili diğerkâmlık" (effective altruism) ilkelerini kullanarak sürdürülebilir evcil hayvan diyetlerini değerlendirdi. Çalışma, sürdürülebilir evcil hayvan diyetlerinin oldukça ihmal edildiğini, dünya çapında evcil hayvan maması şirketleri dışında sadece iki tam zamanlı araştırmacının bulunduğunu ve çiftlik hayvanları savunuculuğu hareketinin yıllık bütçesinin yüzde birinden azının buna ayrıldığını ortaya koydu. Knight, bitki bazlı evcil hayvan diyetlerinin çiftlik hayvanı kullanımını azaltmak, gıda güvenliğini iyileştirmek ve iklim ve biyolojik çeşitlilik zorluklarını ele almak için güçlü ancak gözden kaçırılan bir yolu temsil ettiği sonucuna vardı. Hayvan ve çevre savunucularını, daha sürdürülebilir diyetlere yönelik yalnızca insan odaklı bir yaklaşımın ötesine bakmaya çağırdı. Knight, "Hayvan savunuculuğu hareketinin kendi evcil hayvanlarının diyetlerini büyük ölçüde göz ardı etmesi ironik" dedi. Prof. Andrew Knight a.knight@griffith.edu.au KAYNAK: Sustainable Pet Food Foundation ( Sürdürülebilir Evcil Hayvan Gıdası Vakfı )

Zayıflık Takıntısı Hayatı Tehdit Ediyor! Haber

Zayıflık Takıntısı Hayatı Tehdit Ediyor!

Günümüzde zayıflık idealinin giderek yaygınlaştığını belirten uzmanlar, kilo verme davranışının bazı bireylerde tehlikeli bir takıntıya dönüşebildiğini söylüyor. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, Anoreksiya Nervoza’nın estetik bir tercih değil, erken müdahale edilmezse hayati risk taşıyan ciddi bir psikiyatrik hastalık olduğu konusunda detaylı açıklamalarda bulundu. Takıntılı kilo verme davranışına sahip kişiler vakit kaybetmeden bir psikiyatri uzmanına başvurmalı! Günümüzde herkesin ‘daha zayıf olmalıyım’ düşüncesine sahip olduğunu dile getiren Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Her mahallede, her sokakta, küçük şehirlerde bile spor salonları var.” dedi. Buraya gidenlerin zayıflamak için gittiğini, ‘spor yapayım kalori kaybedeyim’ düşüncesinde olduklarını kaydeden Prof. Dr. Erkmen, “Böyle bir durumda olan birisi varsa, çok fazla vakit geçirmeden bir psikiyatri uzmanına başvurmaları uygun olur. Basit işlerde bile başlangıçta işi bitirmek çok daha kolayken zaman geçtikçe daha zor olur. Atalarımız söylemiş; ağaç yaşken eğilir. Bir fidanı herkes eğebilir, büyük ağaç olduğu zaman kimse eğemez. Bunun için çok vakit kaybetmemek önemli. Aklınıza gelen her türlü tıbbi olayda vakit kaybetmemek, bir an evvel doktora başvurmak gerekir.” uyarısında bulundu. Anoreksik zayıflık, beyindeki aksamalardan kaynaklanan ciddi bir psikiyatrik hastalık! Anoreksiyanın genellikle huzursuz aile ortamında büyüyen kişilerde daha fazla göründüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Anoreksiyaya sahip kişilerin kendilerini güzel bulmalarının temelinde psikiyatrik sorunlar olabilir.” dedi. Bazı kadınların kalçalarını ve göğüslerini yok ederek kadınlık yönlerini reddetmeye çalıştıklarını, bazılarının da ‘ne kadar zayıf o kadar iyi’ algısını ön plana taşıdıklarını belirten Prof. Dr. Erkmen, “Sonuç olarak bu beyindeki bir takım aksamalardan ortaya çıkan bir zayıflamadır. Basitçe, bir insanın diyet yapıp kilo vermesinden çok daha ileri bir şeydir. Her kilo verdiğinde anoreksik olduğunu zannetmemek demektir. Hatta bazen aşırı kusmaya bağlı olarak bir sebeple diş hekimine giderse, diş hekimleri dişlerinin arka kısımlarının aşınmış olduğunu fark ederler. Kusarken çıkarılan asit dişleri tahrip eder ve bir süre sonra dişler dökülmeye başlar. Kesinlikle bir güzellik ortaya çıkmaz. Aksine olabildiğince çirkin bir tablo ortaya çıkar. İyi beslenemedikleri için saçlar dökülebilir.” şeklinde konuştu. 30 kilonun altı hastane yatışı gerektiren ciddi bir durum! Anoreksiya Nervoza’da zayıflama hızının başlangıçta yavaş olduğuna ve giderek arttığına değinen Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, bunun nedeninin de hiçbir şekilde gıda almayıp, aldıklarında da kusarak çıkarma, ishalle çıkarma veya aşırı spor yapma gibi eylemler olduğunu söyledi. “Bu hastaların çok ilginç olan tarafı da her türlü gıdanın ne kadar kalori vereceği hakkında çok ciddi bilgileri vardır.” diyen Erkmen, sözlerine şöyle devam etti: “Onlar bir ekmek, bir tabak et kaç kalori bilirler. Dolayısıyla da ona dikkat ederek yemek yemeye başlarlar. Başlangıçta diyet gibi görünebilir ama ne yazık ki sonu çok tatsız bir şekilde gelir. İşin kötü olan tarafı da herkes bunun kötü bir zayıflık olduğunu fark eder. Hastalar ise ‘daha şişmanım biraz daha kilo vermem gerekiyor’ gibi kendilerinin daha şişman olduğunu iddia ediyor olabilirler. Ancak ne yazık ki iş kötüye gidiyor manasına gelir. Özellikle 30 kilonun altına düşerse ciddi tehlike vardır. Hastaneye yatırmak gerekir. Belki zorla besleme metotları uygulanabilir.” Tedavide başarıyı sağlamak için kişinin hastalığı kabul etmesi gerekir! Tedavi süresi ve başarı oranının hastadan hastaya değişiklik gösterdiğini aktaran Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Çok kötü hastalığa tutulmuş bir insan ameliyat olur, bir bakarsın bir şey olmadan güzel bir şekilde yaşar ya da çok basit bir hastalıktan dolayı da ölebilir.” dedi. Anoreksiyada da benzer bir durum söz konusu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Erkmen sözlerini şöyle tamamladı: “Dereceleri vardır. Mantıklı miktarda zayıfladıktan sonra ‘bu işin tadı kaçtı ben burada durayım’ diyenler de var, sonuna kadar gidenler de var. Otuz kilonun altına düşmüş, çocuk ağırlığında neredeyse ama hala yemek yememeye, kusmaya veya başka şeyler yapmaya çalışabilir. Yaşamı kısaltan bir hastalıktır. Belli bir tanıyı geçtikten sonra bir ölüm olmasa bile vücut her türlü hastalığa açık hale gelir. Başka türlü bir hastalığa tutulabilir. Tedavide başarıyı sağlamak içinse kişinin hastalığı kabul etmesi ve tedavi için erken başvurması gerekir. 1-2 senedir devam eden bir şey halinde gelinirse ve hasta iyi uyum sağlarsa tedaviye iyileşir. Ancak eğer ilaçlarını kullanmaz ve kilo vermek için aynı davranışlarına devam ederse bu iş kötüye doğru gider ne yazık ki.”

Hamilelikte şeker hastalığına dikkat! Haber

Hamilelikte şeker hastalığına dikkat!

14 Kasım Dünya Diyabet Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Nuray Kuzukıran, hamilelikte ortaya çıkan şeker hastalığının (gestasyonel diyabet) hem anne hem de bebeğin sağlığı üzerinde ciddi etkiler bıraktığını vurguladı. BURSA (İGFA) - Op. Dr. Kuzukıran, diyabetin erken teşhis ve uygun bir süreçle kontrol altına alınabileceğini belirtirerek, "Gebelik süreci annenin metabolizması için bir sınav niteliğindedir. Şeker seviyesinin kontrol edilmesi, hem doğum süreci hem de anne ve bebek sağlığı açısından büyük önem taşımaktadır" dedi. HİSSEDİLMEYEN TEHLİKE: GESTASYONEL DİYABET Op. Dr. Nuray Kuzukıran, hamilelikte beliren ya da mevcut durumu kötüleşen diyabetin genellikle belirti vermediğini, dolayısıyla 24–28. haftalarda yapılacak şeker tarama testlerinin ihmal edilmemesi gerektiğine işaret etti. "Tarama yapılmadığında veya kontrol sağlanmadığında erken doğum, büyük bebek doğurma, doğumda çeşitli komplikasyonlar ve gebelik zehirlenmesi gibi kritik sorunlarla karşılaşılabilmektedir. Ayrıca, gebelikte diyabet sorunu yaşamış kadınların ilerleyen yıllarda Tip 2 diyabet riski de ciddi biçimde artış göstermektedir" diye konuştu Dr. Kuzukıran. Risk Faktörlerini Gözden Kaçırmamak Gerekir Gestasyonel diyabete yakalanma riskinin, ailesel diyabet öyküsü bulunan, önceki hamileliğinde şeker problemi yaşamış, kilolu olan ya da polikistik over sendromu (PCOS) tanısı almış kadınlarda daha yüksek olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Nuray Kuzukıran, "Risk faktörleri hakkında bilgi sahibi olmak önem arz etmektedir. Anne adaylarının ilk muayene sırasında bu konuda doktorlarına bilgi aktarmaları gerekir. Erken belirlenen risk, alınacak önlemleri hızla hayata geçirmek açısından fayda sağlar" dedi. KORUNMA YOLLARI BULUNABİLİR Gestasyonel diyabetin tamamen önlenemese de riskinin ciddi şekilde azaltılabileceğini ifade eden Op. Dr. Kuzukıran, önerilerini şöyle sıraladı: "Sağlıklı ve dengeli bir diyet uygulamak, düzenli egzersiz yapmak, hamilelik öncesinde ideal kiloya ulaşmak, şeker tarama testlerinin zamanında yapılması, doğum sonrası kontrolleri aksatmadan sürdürmek kritik önem taşır. Gebelik süreci, anne adayına yaşam tarzını değiştirmesi için benzersiz bir fırsat sunar. Bu dönemde atılacak doğru adımlar, doğumu olumlu etkilediği gibi gelecekte diyabet gelişimini de engeller." UZUN DÖNEMLİ ETKİLERİ Op. Dr. Nuray Kuzukıran, gebelikte kontrolsüz şeker seviyelerinin sadece kısa vadeli değil, uzun vadeli sonuçları da beraberinde getirdiğini ifade ederek, "Eğer anne adayında gestasyonel diyabet gelişmişse, ilerleyen süreçte Tip 2 diyabet riski artış gösteriyor. Ayrıca, anne karnında yüksek şeker seviyelerine maruz kalmış bebeklerin ilerleyen zaman dilimlerinde kilo problemi ve metabolik rahatsızlıklarla karşılaşma ihtimali yüksek. Gebelik sürecinde gerçekleştirilen şeker kontrolü, adeta nesiller boyu sürecek bir sorun zincirini kırmak adına fırsat sunmaktadır" dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.