Hava Durumu

#Dijitalleşme

giresunsonhaber - Dijitalleşme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dijitalleşme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİNDE YENİLİKÇİ YAKLAŞIMLAR MASAYA YATIRILDI Haber

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİNDE YENİLİKÇİ YAKLAŞIMLAR MASAYA YATIRILDI

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİNDE YENİLİKÇİ YAKLAŞIMLAR MASAYA YATIRILDI “İşyerlerinde Güvenlik Kültürünü Geliştiren Yenilikçi Eğitimler ve Uygulamalar” ana temasıyla düzenlenen IX. Türkiye’de İş Sağlığı ve Güvenliği Alanında Yaşanılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri Sempozyumu, Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbni Sina Konferans Salonu’nda düzenlenen sempozyum; akademisyenleri, kamu ve özel sektör temsilcilerini, iş güvenliği uzmanlarını ve sektör profesyonellerini bir araya getirdi. Etkinlikte iş kazalarının önlenmesi, güvenlik kültürünün kurumsallaştırılması, psikososyal riskler, dijitalleşme ile madencilik ve inşaat sektörlerinde iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları gibi birçok başlık ele alındı. “İş kazaları önlenebilir” Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Arif Aktuğ Ertekin, iş sağlığı ve güvenliğinin Türkiye’nin en önemli toplumsal meselelerinden biri olduğuna dikkat çekti. Teknolojik gelişmelere rağmen iş kazalarındaki can kayıplarının sürdüğünü vurgulayan Ertekin, 2024 yılında 700 binden fazla iş kazası yaşandığını, ölümlerin önemli bir kısmının çocuk ve göçmen işçilerden oluştuğunu belirtti. “Bu kadar teknolojik gelişmeye rağmen hâlâ iş kazaları nedeniyle insanlarımızı kaybediyoruz. Bunların tamamı önlenebilir ölümler” diyen Ertekin, güvenlik kültürünün toplumun tüm kesimleri tarafından sahiplenilmesi gerektiğini ifade etti. ERKEN UYARI SİSTEMLERİ VURGUSU İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Rüştü Uçan ise sempozyumun dokuzuncusunu gerçekleştirdiklerini hatırlatarak, ilk etkinliğin Soma faciasının ardından düzenlendiğini söyledi. Akademik üretimin sahaya yansımasının önemine değinen Uçan, yayımlanan e-kitapların yüz binlerce kez indirildiğini aktardı. Deprem ve doğalgaz risklerine de değinen Uçan, erken uyarı sistemlerinin hayati önem taşıdığını belirterek, “Deprem için 15–30 saniyelik erken uyarı mümkündür. Bu sistemlerin konutlarda da acilen uygulanması gerekir” dedi. Doğalgaz dedektörleri ve otomatik gaz kesme sistemlerinin zorunlu hale getirilmesi çağrısında bulundu. “GÜVENLİK KÜLTÜRÜ NESİLLERLE GELİŞECEK” Sempozyum Yürütücüsü ve İSG Bölüm Başkan Yardımcısı Sertaç Temur, bu yılki ana temanın “güvenlik kültürü” olarak belirlendiğini ifade etti. Güvenliğin, insanın temel ihtiyaçlarıyla doğrudan ilişkili olduğunu vurgulayan Temur, iş sağlığı ve güvenliği alanının ikinci ve üçüncü nesillerde çok daha ileri bir noktaya taşınacağına inandığını söyledi. MEZUNLAR VE SEKTÖR BULUŞTU Sempozyum kapsamında Üsküdar Üniversitesi İSG Bölümü’nün 2017 yılı ilk mezunları da bir araya geldi. Türk Hava Yolları’nda görev yapan A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı Dr. Ahmet Ebrar Sakallı ile akademisyenler, mesleki ve akademik deneyimlerini katılımcılarla paylaştı. Üç oturum halinde gerçekleştirilen sempozyumda; deprem erken uyarı sistemleri, gaz algılama teknolojileri, dijital İSG uygulamaları, psikososyal riskler ve madencilikte sürdürülebilir güvenlik kültürü gibi başlıklarda sunumlar yapıldı. Etkinlik, değerlendirmelerin ardından kapanış konuşmasıyla sona erdi.

“MARKAM GİRESUN” MARKA ZİRVESİ 2025 TİREBOLU’DA DÜZENLENDİ Haber

“MARKAM GİRESUN” MARKA ZİRVESİ 2025 TİREBOLU’DA DÜZENLENDİ

“MARKAM GİRESUN” MARKA ZİRVESİ 2025 TİREBOLU’DA DÜZENLENDİ Giresun’un yerel değerlerini markaya dönüştürme hedefiyle düzenlenen “Markam Giresun” Marka Zirvesi 2025, 18 Aralık Perşembe günü Giresun Üniversitesi Tirebolu İletişim Fakültesi ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Zirvede, yerel markaların markalaşma, dijitalleşme ve sürdürülebilir büyüme süreçleri tüm yönleriyle ele alındı. Giresun Ticaret ve Sanayi Odası iş birliğiyle; Tirebolu İletişim Fakültesi öğrencileri Buse Okçu, Nergis Melek Akar ve Busegül Mürteza tarafından, Etkinlik Yönetimi ve Organizasyon dersi kapsamında Anıl Uğur Oğuzcan danışmanlığında organize edilen zirve, Prof. Dr. Taner Karahasanoğlu Konferans Salonu’nda yapıldı. İlçe protokolü, akademisyenler ve çok sayıda öğrencinin katıldığı programın açılış konuşmalarını, Rektör Yardımcısı Güven Özdem ile Tirebolu İletişim Fakültesi Dekanı Mustafa Yağbasan gerçekleştirdi. Prof. Dr. Özdem, üniversite–sektör iş birliğinin şehirlerin ekonomik ve kültürel gelişiminde kritik rol oynadığını vurgularken; Prof. Dr. Yağbasan, organizasyonda emeği geçen öğrencilere teşekkür ederek bu tür etkinliklerin uygulamalı eğitim açısından önemine dikkat çekti. Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölüm Başkanı Murat Güreşçi, zirvenin amacını özetleyen konuşmasında, “Bir şehir markalarıyla hatırlanır, bir marka ise hikâyesiyle yaşar. Üniversiteler bu hikâyeleri kayıt altına aldığı sürece anlam kazanır” ifadelerini kullandı. Zirvede söz alan sektör temsilcileri, deneyimlerini öğrenciler ve katılımcılarla paylaştı. Marko Medya Reklam ve Tanıtım Hizmetleri Kurucusu Yunus Türk, “Yerel Markaların Konumlandırılması ve Dijital Dünyadaki Yolculuğu” başlıklı sunumunda güven olgusunun ticari hayattaki belirleyici rolüne dikkat çekti. Türk’e plaketi, Prof. Dr. Güven Özdem tarafından takdim edildi. Erimez Kardağ Doğal Kaynak Suyu Sorumlu Müdürü Enes Eser, markanın gelişim sürecini anlatarak yerel değerlerin doğru bir iletişim diliyle ulusal ve uluslararası pazarlara taşınabileceğini vurguladı. Eser’e plaketini Tirebolu Belediye Başkan Yardımcısı Atilla Aydın sundu. AFTA Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Yusuf Tozlu, “Sıfırdan Marka Olmak: Bir Marketten Ekosisteme” başlıklı konuşmasında itibar yönetimi ve müşteriyle empati kurmanın markalaşmadaki önemini anlattı. Tozlu’ya plaketi, Giresun Ticaret ve Sanayi Odası Genel Sekreteri Şükrü Cebeci verdi. Öğleden sonraki oturumda Doğal Dükkan Yönetim Kurulu Başkanı Şevket Alaaeddinoğlu, yöresel ürünlerde güven ve marka sadakati üzerine değerlendirmelerde bulundu. Alaaeddinoğlu’na plaketi, Giresun Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Üyesi Yunus Türk tarafından takdim edildi. Gaffaro Fındık Yönetim Kurulu Başkanı Halil Ak, Giresun fındığının küresel pazardaki konumuna dikkat çekerek algı yönetiminin markalar için stratejik bir zorunluluk olduğunu ifade etti. Ak’a plaketi Serpil Karlıdağ tarafından sunuldu. Zirvede ayrıca 92 yıllık geçmişe sahip Yavuzkan Hazel Fındık adına konuşan Elif Karataş, firmanın sürdürülebilirlik, insan hakları ve sosyal sorumluluk projelerine ilişkin bilgiler paylaştı. Etkinliğin son konuşmacısı Altun Gıda kurucusu Halil İbrahim Paltun oldu. “Yerel Üründen Ulusal Markaya” başlıklı sunumun ardından Paltun’a plaketi, etkinlik koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Anıl Uğur Oğuzcan tarafından verildi. “Markam Giresun” Marka Zirvesi 2025, Giresun’un marka potansiyelini görünür kılan, genç iletişimciler ile sektör temsilcilerini aynı zeminde buluşturan verimli bir organizasyon olarak sona erdi.

İNSAN EMEĞİNDEN DİJİTAL ZEKÂ ÇAĞINA KONFERANSI Haber

İNSAN EMEĞİNDEN DİJİTAL ZEKÂ ÇAĞINA KONFERANSI

YAPAY ZEKÂNIN YÜKSELİŞİ: İNSAN EMEĞİNDEN DİJİTAL ZEKÂ ÇAĞINA KONFERANSI GERÇEKLEŞTİRİLDİ Giresun Üniversitesi Veri Bilimi ve Yapay Zekâ Öğrenci Topluluğu tarafından düzenlenen “Yapay Zekânın Yükselişi: İnsan Emeğinden Dijital Zekâ Çağına” başlıklı konferans, 17 Aralık Çarşamba günü Şehit Ömer Halisdemir Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Hüseyin Şahin, yapay zekânın günümüz dünyasında yalnızca teknolojik bir yenilik değil; ekonomik, toplumsal ve stratejik bir zorunluluk hâline geldiğini vurguladı. Dijitalleşme, büyük veri ve yapay zekânın küresel rekabetin temel unsurları olduğunu belirten Prof. Dr. Şahin, Türkiye’nin güçlü insan kaynağı, akademik altyapısı ve genç nüfusu ile bu dönüşüm sürecinde önemli bir potansiyele sahip olduğunu ifade etti. Üniversitelerin ve gençlerin bu süreçte aktif rol almasının büyük önem taşıdığına dikkat çekti. Konferansa konuşmacı olarak katılan Türkiye Düşüne Platformu Başkanı Taşkın Koçak, yapay zekânın tarihsel gelişim sürecinden başlayarak günümüzde ulaştığı noktayı kapsamlı bir sunumla ele aldı. Koçak, yapay zekânın iş gücü ve meslekler üzerindeki mevcut ve gelecekteki etkilerine değinerek, dönüşen meslekler, yeni ortaya çıkan kariyer alanları ve yetkinlik gereksinimleri hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yapay zekânın sunduğu fırsatların yanı sıra etik, güvenlik ve istihdam boyutundaki risklerine de dikkat çeken Koçak, özellikle bu alanda kariyer planlayan öğrencilere yönelik yol gösterici öneriler paylaştı. Öğrencilerin teknik bilgi kadar analitik düşünme, problem çözme ve sürekli öğrenme becerilerini geliştirmelerinin önemine vurgu yaptı. Öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği etkinliğe; Rektörümüz Prof. Dr. Yılmaz Can, Rektör Yardımcılarımız Prof. Dr. Güven Özdem, Prof. Dr. Hüseyin Şahin ve Prof. Dr. Emel Uzunoğlu, Rektör Danışmanlarımız Prof. Dr. Eren Baş ve Doç. Dr. Seda Nur Atasoy, Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Atila Gürhan Çelik, İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muharrem Akoğlu, Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Günay Kaya ve Genel Sekreter Vekili Hüseyin Özdemir katıldı. Konferans, öğrencilerden gelen soruların cevaplanmasının ardından konuşmacıya teşekkür belgesi ve hediye takdimi ile sona erdi.

Prof. Dr. Semerci: Türkiye’deki çocukların yüzde 76’sı ekonomiden endişeli Haber

Prof. Dr. Semerci: Türkiye’deki çocukların yüzde 76’sı ekonomiden endişeli

Nilüfer Belediyesi ve Tarih Vakfı tarafından Bursa'da düzenlenen etkinlikte konuşan İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci, Türkiye'deki çocukların yaşadığı kaygılar üzerine araştırma verilerini sundu. Semerci, çocukların %76'sının ekonomik zorluklardan dolayı endişeli olduğunu ifade etti. BURSA (İGFA) - Nilüfer Belediyesi ve Tarih Vakfı işbirliğinde gerçekleştirilen “Tarih Buluşmaları” etkinliği, 20 Kasım Çocuk Hakları Günü vesilesiyle bir toplantı düzenledi. Nazım Hikmet Kültürevi'nin ev sahipliği yaptığı etkinlikte, İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci, “Çoklu Krizler Çağı’nda Çocuğun İyi Olma Halini Düşünmek” başlığıyla bir sunum yaptı. ​Şanlıurfa ve İstanbul’da yürüttükleri araştırmanın sonuçlarını katılımcılara aktaran Semerci, bugünün çocuklarının önceki nesillere nazaran daha fazla kaygı ve baskı altında olduğuna işaret etti. “Bizim çocukluğumuz ile şimdiki çocuk olma hali aynı değil” şeklinde konuşan Semerci, dijitalleşme, küresel krizler, çocukların yetiştiği çevre ve aile yapısı gibi unsurların bugünün çocuklarını farklı bir gerçekliğe yönlendirdiğini belirtti. Çocukların artık geleceğe dair endişeli olduğunu ifade eden Semerci, “Çocuk olmanın belki de en temel özelliği bu endişeleri daha az hissetmektir. Düşünmemektir, özgürce hayal kurabilmektir. Bunları kaybediyoruz” dedi. Savaş raporlarına göre, çocukların %76'sı ekonomik durumdan dolayı endişeli, %72'si ailelerinden birine bir şey olmasından korkuyor ve %64'ü gelecek planlarının gerçekleşmeyeceğinden dolayı kaygılı. ÇOCUK İŞÇİLİĞİ AYDINLATILMALI Çocuk işçi ölümleriyle yüzleşmek zorunda olduğumuzu hatırlatan Semerci, meselenin acil bir şekilde ele alınması gerektiğini ifade etti. Çocuk işçiliğinin Türkiye'nin çözmesi gereken önemli bir sorun olduğunu vurgulayan Semerci, “Büyük bir sorunlar yumağından bahsediyoruz ve bu sorunları tek başımıza çözemeyiz. Her ebeveyn kendi çocuğunu çalışan bir çocuk olarak hayal etmiyor. Bu gerçekle yüzleşmemiz gerekiyor” dedi. ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ SINAV BASKISI VE ETKİSİ Eğitim sisteminin çocuklar üzerindeki sınav baskısını artırdığını ve bunun yaşam kalitelerini ciddi şekilde düşürdüğünü belirten Semerci, araştırmanın bu konunun da altını çizdiğini ifade etti. Semerci, sistemin artık sadece sınav odaklı hale geldiğini, sınavlarda başarısız olanların sistem dışında kaldığını ve bunun da kimseyi ilgilendirmediğini söyledi. Bu sınav odaklı baskı nedeniyle çocukların sanat ve spor etkinliklerinden uzaklaştıklarını belirten Semerci, her şeyin ikinci plana atılmasının, sevdikleri bir şeyden vazgeçmek anlamına geldiğine dikkat çekti. Sorunların ancak işbirliği ile çözülebileceğini söyleyen Semerci, eğitimin her çocuğun kendi yetenekleri doğrultusunda gelişmesine olanak tanıması ve sadece akademik başarıyla sınırlı kalmaması gerektiğini vurguladı. Dijitalleşmenin çocuklar için bir sosyalleşme alanı sunduğunu belirten Semerci, buradaki riskleri en aza indirmek için çaba gösterilmesi gerektiğini işaret etti. Semerci, ebeveynlerin de dijital okuryazarlık becerilerini güçlendirmesi gerektiğini söyledi.

Apartmanlar Komşuluk Bağlarını Kopardı Haber

Apartmanlar Komşuluk Bağlarını Kopardı

Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, modern şehir yaşamıyla birlikte apartmanlar ve yüksek binalarda yaşayanların sayısının artmasının, anonimleşme ve sosyal izolasyon gibi olguların komşuluk ilişkilerini yüzeyselleştirdiğini dile getirerek, “İnsanlar artık komşularını tanımamakta ve karşılıklı iletişimde bulunmamaktadır. Türkiye genelinde yapılan bir araştırma, Türk halkının yüzde 63,3'ünün komşuluk ilişkilerinin geçmişteki kadar güçlü olmadığını, yüzde 31,2'sinin ise tamamen sona erdiğini düşündüğünü ortaya koymuştur.” dedi. Metropollerde dahi sıcak ve dayanışmacı komşuluk ilişkilerinin devam ettiğini belirten Prof. Dr. Süleymanlı, “Özellikle mahalle kültürünün hakim olduğu alanlarda yahut küçük apartmanlarda, insanlar arasında güven ilişkisi ve yardımlaşma hala önem arz etmektedir.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Süleymanlı, komşuluk ilişkilerinin toplumsal dayanışmanın temelini oluşturduğunu belirterek, “Günümüzde artan sosyal yalnızlık koşullarında, komşuluk ilişkileri yalnızlıkla mücadelede önemli bir araç olabilir.” şeklinde konuştu. Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Profesör Süleymanlı, 17 Kasım Dünya Komşular Günü vesilesiyle komşuluk kavramını sosyolojik açıdan ve modern şehir yaşamının bu ilişkiler üzerindeki tesirini değerlendirdi. Komşuluk, sosyolojik açıdan daha yakın Komşuluk, insanların yaşadıkları çevrede geliştirdikleri sosyal ilişkileri ifade eder diyen Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Bu ilişkiler duygusal destek, yardımlaşma, güven ve karşılıklı sorumluluk gibi unsurlardan neşet eder. Komşuluk, yalnızca fiziksel bir yakınlığı değil, aynı zamanda sosyal, kültürel ve psikolojik bağların oluşturduğu bir yapıyı simgelemektedir. İnsanlar, benzer hayat tarzları, değerler ve ihtiyaçlar çerçevesinde bir araya gelirler ve bu, komşuluk ilişkilerini şekillendirir.” diye belirtti. Geleneksel toplumlarda komşuluğun önemi büyüktü Geleneksel toplumlarda komşuluk güçlü sosyal bağlar oluştururdu ve toplumun yapısal bağlarını kuvvetlendirirdi diyen Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “İnsanlar, komşularıyla sürekli etkileşimde bulunur, birbirleriyle yardımlaşır ve güvenlik konusunda destek olurdu. Bu ilişkiler aynı zamanda psikolojik destek sağlamakta ve aidiyet hissi açısından büyük öneme sahipti. Bu tür bağlar toplumsal uyumun sağlanmasında kritik bir rol oynardı.” dedi. Şehirlerde komşuluk bağları zayıfladı Modern şehirleşme süreciyle beraber, apartmanlar ve yüksek binalarda yaşayanların sayısının artışının, anonimleşme ve sosyal izolasyon gibi süreçlerin komşuluk ilişkilerinin sığlaşmasına neden olduğunu ifade eden Profesör Süleymanlı, şunları söyledi: “İnsanlar artık komşularını tanımamakta ve karşılıklı etkileşimde bulunmamakta. 2024 yılında Areda Survey'in Türkiye genelinde gerçekleştirdiği geniş kapsamlı bir araştırma, Türk halkının yüzde 63,3'ünün komşuluk ilişkilerinin geçmişteki kadar güçlü olmadığını, yüzde 31,2'sinin ise bu ilişkilerin tamamen sona erdiğini düşündüğünü ortaya koymuştur." AVM kültürü esnaf komşuluğunu da etkiledi Çarşı ve esnaf komşuluklarında benzer bir dönüşüm yaşanmıştır. Eskiden mahalle ve çarşı esnafı arasında sıkı sosyal bağlar gelişir, alışveriş ve dayanışma ilişkileri güçlenirdi. Ancak günümüzde iş ortamlarının anonimleşmesi, alışveriş merkezlerinin (AVM) yaygınlaşması ve müşteri ilişkilerinin işlevselleşmesi sonucu, esnaf komşulukları daha yüzeysel ve çıkar odaklı hale gelmiştir.” dedi. Şehirleşme ve bireyselleşme, komşuluğu dönüştürdü Profesör Süleymanlı, şehirleşme ve bireyselleşmenin komşuluk ilişkilerinde belirgin bir değişim yarattığını söyleyerek, “Şehirleşme insanları birbirinden fiziksel anlamda uzaklaştırmış, yüksek katlı binalarda yaşayanlar arasında komşuluk bağları zayıflamıştır. Ayrıca, bireyselleşme eğilimleri kişisel alan ve mahremiyeti artırmış, komşularla etkileşim isteği azalmıştır. Bu süreçte, komşular arasındaki gürültü gibi sorunlar, ilişkileri olumsuz etkileyerek bireylerin birbirinden uzaklaşmasına neden olmaktadır. Zaman içinde bu yaklaşımlar komşuları izole bir yaşam tarzına iter ve sosyal bağların giderek zayıflamasına yol açar. Yalnızlık ve güven kaybı, sadece Batı toplumlarıyla sınırlı kalmayıp, evrensel bir mesele haline gelmiştir.” diye ifade etti. Artık sadece gerekli oldukça komşularla iletişime geçiliyor Apartman ve site yaşamı fiziksel yakınlık sağlasa da sosyal etkileşimi azaltmaktadır diyen Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “İnsanlar daha çok kendi özel alanlarına çekilmekte ve yalnızca ihtiyaç duyduklarında komşularıyla iletişim kurmaktadır. Bu da geleneksel komşuluk bağlarının zayıflamasına neden oldu. Eskiden mahallelerde yaygın olan samimi ilişkiler ve yardımlaşma, apartman yaşamında daha yüzeysel hale geldi. Site yaşamının ortak alanları (park, otopark, sosyal tesisler) insanların bir araya gelmesini amaçlasa da bu alanlarda dahi ilişkiler yüzeysel kaldı. Dijitalleşme süreci, komşulukları daha bağımsız ve geçici hale getirdi; geleneksel sıcak ilişkiler yerini sanal ve mesafeli bağlara bıraktı.” şeklinde belirtti. Komşular arası dayanışma zayıfladı Geleneksel “komşu komşunun külüne muhtaçtır” ifadesinin, komşuluk ilişkilerinin ne kadar önemli ve yakın olduğunu vurguladığını belirten Prof. Dr. Süleymanlı, “İnsanlar zor zamanlarında birbirlerine maddi veya manevi yardım ederdi ve bu anlayış sosyal dayanışmanın ve güvenin temelini oluştururdu. Ancak modern çağda bu kavrayış zayıflamıştır. Büyük şehirlerde, bireyselleşme ve kişisel alanın önem kazanmasıyla, komşular arasında dayanışma ruhu daha nadir görülüyor. Komşuluk ilişkileri sadece ihtiyaç anlarında şekillenirken, karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma duygusu giderek azalmıştır.” dedi. Yüksek gelirli bölgelerde komşuluk ilişkileri bazen sosyal statüyle de ilişkili hale gelmektedir diyen Prof. Dr. Süleymanlı, “Yüksek gelir gruplarının yerleşim alanlarında, komşular arası ilişkiler daha yüzeysel ve rekabetçi olabiliyor. Bu durum, komşuluğun geleneksel ‘yardımlaşma’ ve ‘paylaşma’ anlayışından uzaklaşıp, ‘toplumsal görünürlük’ ve ‘sosyal statü’ üzerinden betimlenmesine yol açmıştır.” şeklinde konuştu. Komşuluk ilişkilerini sürdürenler hala bulunmakta Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, metropollerde bile sıcak ve dayanışmacı komşuluk ilişkilerini koruyanların hala var olduğunu belirterek, “Özellikle mahalle kültürünün kuvvetli olduğu yerlerde yahut küçük apartmanlarda, bireyler arasında güven ve yardımlaşma hala önem arz etmektedir.” dedi. Çat kapı misafirlik anlayışı artık yok Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, modern hayatta mahremiyetin artan değerinin komşuluk ilişkilerine yansıdığını ifade ederek, “İnsanlar, özel hayatlarına saygı gösterilmesini beklemekte ve bu sebeple komşularıyla daha az etkileşimde bulunmayı tercih etmektedir. Mahremiyetin artan öneminden dolayı, komşuluk mesafeleri genişlemiş ve insanlar arasında daha çekingen, yüzeysel ilişkiler gelişmiştir. Çat kapı misafir olma kültürü neredeyse tamamen ortadan kalkmıştır. Eskiden komşular birbirlerine rahatlıkla misafir olabilirken, günümüzde izinsiz ziyaretler ekseriyetle hoş karşılanmaktadır.” dedi. WhatsApp komşu grupları istenmeyen gerginliklere de yol açabiliyor Dijital çağ, komşuluk kavramını sanal ortama taşıdı diyen Prof. Dr. Süleymanlı, “WhatsApp grupları, sosyal medya ve çevrim içi platformlar, komşuların yalnızca bilgi paylaşımı yapmalarını değil, güvenlik ya da acil durumlarda çözüm üretmelerine de olanak tanıyor. Bu sayede, fiziksel olarak bir araya gelmeden de iletişim kurulabiliyor. Ancak, tüm bu kolaylıklara rağmen geleneksel ilişkilerin samimiyetini ve sıcaklığını dijital komşuluklar yansıtmıyor. Bu dönüşüm, komşuluk ilişkilerinin daha yüzeysel olmasına ve dayanışmanın azalmasına neden oluyor. Ayrıca dijital platformlardaki etkileşimler bazen yanlış anlaşılmalara ya da gerginliklere sebep olabiliyor. Bir bilgi paylaşımı veya yorum, komşular arasında istenmeyen gerginlikleri tetikleyebiliyor.” ifadesinde bulundu. Yalnız yaşayan yaşlılar ve çocuklu aileler için komşuluk hala önemli bir değer Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, komşuluk ilişkilerinin toplumsal dayanışmanın temeli olan önemli bir sosyal olgu olduğunu belirterek, “Ancak modern toplumun dinamikleri, şehirleşme, bireyselleşme ve dijitalleşme gibi faktörler bu bağları zayıflatmış, yerini daha izole bir yaşam tarzına bırakmıştır. Komşuluk ilişkilerinin yeniden güçlenmesi için yüz yüze iletişimin teşviki büyük önem taşır. Sosyal izolasyonun arttığı bu zamanda, komşuluk ilişkileri yalnızlıkla mücadelede önemli bir araç olabilir. Basit bir selamlaşma bile bu ilişkileri güçlendirebilir. Özellikle yalnız yaşayan yaşlılar ile çocuklu aileler için komşular arası sıcak bir selam hayatidir. Bu bağlamda, Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın ‘Komşuluk ilişkisi toplumu ayakta tutar’ sözü, yalnızlık ve güvensizlik gibi toplumsal sorunların önüne geçmede daha da anlam kazanmaktadır.” şeklinde sözlerini tamamladı.

Türkiye ve Yakın Çevresinde İklim ve Çevresel Faktörlerin Hareketlilik Üzerindeki Olası Etkileri” raporu yayınlandı Haber

Türkiye ve Yakın Çevresinde İklim ve Çevresel Faktörlerin Hareketlilik Üzerindeki Olası Etkileri” raporu yayınlandı

Türkiye Bilişim Vakfı tarafından yürütülen “Be Node Research” projesinin tanıtım etkinliği, 21 Ekim'de başarıyla gerçekleştirildi. Schneider Electric'in katkılarıyla, Türkiye Bilişim Vakfı tarafından Be Node Research çatısı altında yayımlanan yeni çalışma, iklim değişikliğinin Türkiye ve çevresindeki insan hareketliliği üzerindeki çok yönlü etkilerini ortaya koyuyor. Çalışma, yükselen sıcaklıklar, su sıkıntısı ve tarımsal verim azalması gibi çevresel baskıların, iç göçü tetiklediğini, aynı zamanda kırsal ve kentsel bölgelerde yeni kırılganlıklara neden olduğunu vurguluyor. Prof. Dr. Levent Kurnaz ve Prof. Dr. Tuba Bircan tarafından hazırlanan rapor, IPCC Altıncı Değerlendirme Raporu (AR6) senaryolarını, ulusal istatistikleri ve sosyal araştırma sonuçlarını birleştirerek, Türkiye'nin gelecekteki demografik ve sosyal dinamiklerini anlamak için stratejik bir yol haritası sağlıyor. Çalışma, iklimsel baskıların, şehirlerdeki nüfus hareketliliğini artırarak altyapı üzerinde yeni baskılar yarattığını ve yaşlılar ile engelliler gibi gruplar için 'zorunlu hareketsizlik' adı verilen yeni bir sosyal risk alanı oluşturduğunu ifade ediyor. Schneider Electric Türkiye ve Orta Asya Bölge Başkanı İsmail Yamangil, bu konuda şunları belirtti: “Bu kıymetli rapor, iklim değişikliğinin toplumsal etkilerinin ne denli derin bir şekilde birbirine bağlı olduğunu gösteriyor. Schneider Electric olarak, bu tür bilimsel çalışmaların sadece bugünü kavramakla kalmayıp, geleceğe yönelik stratejik adımlar atmanın da kritik öneme sahip olduğunu düşünüyoruz.” Raporda ele alınan iklimsel hareketlilik, özellikle büyük metropollerde artan göçle birlikte altyapı sistemlerinin zorlanması, kaynakların kullanımı ve göç eden toplulukların erişim sorunları gibi kapsamlı bir tabloyu gözler önüne seriyor. Bu bağlamda, Türkiye'nin iklim değişikliğinin ortaya çıkardığı zorluklar karşısında daha dayanıklı ve hazırlıklı hale gelmesine katkıda bulunmak bizler için büyük bir sorumluluk. Uzun süredir odak noktasında kaynakların etkin kullanımı, döngüsel ekonomi ve dijitalleşme yer alan iş modelimiz sayesinde çözüm ve hizmetler sunabileceğimize inanıyoruz. Türkiye'nin geleceğine ışık tutan bu değerli çalışmanın bir parçası olmaktan dolayı mutluyuz." Rapor, Türkiye’nin iklim değişikliğiyle başa çıkmak adına aktif bir rol alması, tüm paydaşlarla birlikte ortak akıl yürütmesi ve senaryo temelli planlama araçlarını benimsemesine yönelik bir çağrı yapıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.