Hava Durumu

#Devlet

giresunsonhaber - Devlet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Devlet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

KİM VERDİ SİZE ÜRETİCİNİN ALIN TERİNİN KARŞILIĞINI BELİRLEME YETKİSİNİ? Haber

KİM VERDİ SİZE ÜRETİCİNİN ALIN TERİNİN KARŞILIĞINI BELİRLEME YETKİSİNİ?

KİM VERDİ SİZE ÜRETİCİNİN ALIN TERİNİN KARŞILIĞINI BELİRLEME YETKİSİNİ? ÜRETİCİNİN YAŞAM KALİTESİNİ BELİRLEME YETKİSİNİ KİM VERDİ? TMO’NUN 255 TL’YE ALDIĞI FINDIĞIN BULUNDUĞU PİYASADA ÜRETİCİDEN 185 TL’YE FINDIK NASIL ALINIYOR? TMO, 2026 ürünü Giresun kalite fındığın kilogramına 255 TL, Levant kaliteye 250 TL fiyat açıklamış ve alıma başlamış durumda. Buna karşılık 17 Eylül 2026’da Karadeniz’in bazı üretim merkezlerinde piyasa fiyatları 185 TL seviyelerine kadar iniyor. Elbette kalite, randıman ve bölgesel farklılıklar hesaba katılmalı. Ancak kilogramda 60–70 liraya ulaşabilen bu uçurum karşısında artık yalnızca “serbest piyasa” denilip geçilebilir mi? Üreticiden alım yapan tüccarlar gerçekten birbirleriyle rekabet ediyor mu, yoksa fiyat rekabetini ortadan kaldıran doğrudan ya da dolaylı bir koordinasyon mu var? Rekabet Kurulu’nun geçmişte fındık alıcıları arasında bilgi değişimini soruşturmuş ve Düzce’de ihlal tespit etmiş olması nedeniyle bu soru bugün çok daha ciddi biçimde cevap bekliyor. (Tarım ve Orman Bakanlığı) TMO’nun 6 Ağustos 2026’da açıkladığı resmî fiyat ortada: Giresun kalite fındık 255 TL/kg. Levant kalite 250 TL/kg. Üstelik yüzde 50 randımanın üzerindeki ürün için ilave randıman bedeli de ödeniyor. TMO alımları 24 Ağustos’ta başladı. (Tarım ve Orman Bakanlığı) Peki aynı ülkenin, aynı sezonun, aynı tarım ürününde üreticinin karşısına neden 175, 180, 185, 190 liralık fiyatlar çıkıyor? 17 Eylül 2026 tarihli piyasa verilerinde Samsun merkezde tombul fındığın 185 TL, Levant kalitenin 180 TL; Ordu’da bazı kalite gruplarının yaklaşık 185 TL seviyelerinde olduğu bildiriliyor. Giresun’da fiyat daha yüksek olmakla birlikte yine TMO’nun resmî fiyatının altında seyrediyor. (Haberlisin) Burada kalite ve randıman farklarını yok sayarak “TMO’daki 255 liralık ürünün aynısı her yerde 185 liraya alınıyor” demek doğru olmaz. Ama bu teknik ayrıntı büyük soruyu ortadan kaldırmıyor: TMO’nun 250–255 TL’lik müdahale fiyatı varken Karadeniz’in geniş bir bölümünde piyasanın bunun onlarca lira altında oluşmasının ekonomik sebebi nedir? KİM VERDİ SİZE BU YETKİYİ? Fındığın fiyatı yalnızca bir ürünün fiyatı değildir. O fiyat; üreticinin çocuğunun eğitim masrafıdır, evine götüreceği ekmektir, gelecek yıl bahçesine yapacağı gübredir, işçinin ücretidir, kredi borcudur, elektrik faturasıdır, bir ailenin bir yıllık yaşam standardıdır. Kilogram başına üreticinin cebinden eksilen 10 lira, 20 lira, 50 lira yalnızca ticari bir rakam değildir. Ton başına on binlerce liradır. Binlerce üretici düşünüldüğünde milyarlarca liraya ulaşabilecek bir gelir transferinden söz ediyoruz. O nedenle üreticinin sorması gereken soru : Benim ürünümün gerçek değerini kim belirliyor? Devletin kurumu mu? Gerçekten rekabet eden serbest piyasa mı? Yoksa birkaç büyük alıcının etrafında şekillenen satın alma sistemi mi? SERBEST PİYASA DEDİĞİNİZ ŞEY GERÇEKTEN SERBEST Mİ? Serbest piyasa demek, üreticinin karşısına çıkan bütün alıcıların aynı veya birbirine çok yakın rakamları yazması değildir. Serbest piyasa, alıcıların da birbirleriyle rekabet etmesi demektir. Bir tüccar 185 TL veriyorsa, yanındaki tüccarın daha fazla mal toplayabilmek için 190 TL vermesi gerekir. Başka biri 195 TL vermelidir. Talep yükseldiğinde fiyat yukarı gitmelidir. Üreticinin malı için alıcılar yarışmalıdır. Ama bunun yerine; bir ilçede 185, yan ilçede 185, başka bir alım noktasında yine aynı rakam, ertesi sabah herkesin fiyatı aynı anda değişiyorsa... O zaman kamu otoritesinin şu soruyu sorması gerekir: Bu fiyatlar gerçekten birbirinden bağımsız ticari kararlarla mı belirleniyor? ÇÜNKÜ FINDIKTA BU ŞÜPHE DAHA ÖNCE DE DEVLETİN ÖNÜNE GELDİ Bu soru hayalî değildir. Rekabet Kurulu, fındık sektöründe alıcıların fiyat davranışlarını geçmişte bizzat soruşturdu. Düzce’de fındık alım-satımı yapan teşebbüsler hakkında yürütülen soruşturma, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi kapsamında gerçekleştirildi. Kurulun 15 Ağustos 2024 tarihli kararında sekiz teşebbüsle ilgili süreç uzlaşmayla sonuçlandı. Dosyanın temel konusu, fındık alım ve satımı yapan teşebbüslerin rekabete aykırı biçimde hareket edip etmedikleriydi. (Rekabet Kurumu) Daha sonra Giresun, Samsun ve Trabzon dahil başka üretim bölgelerinde de fındık alıcılarının fiyat ve iletişim ilişkileri Rekabet Kurumu’nun incelemelerine konu oldu. Samsun dosyasının resmî konusu dahi son derece açıktı: “Fındık alımı ve satımı ile iştigal eden teşebbüslerin aralarında anlaşarak fındık alım fiyatlarını belirlemek suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal ettikleri iddiası.” (Rekabet Kurumu) Demek ki devletin ilgili kurumu da şunu kabul ediyor: Fındık alıcılarının üreticiden alış fiyatını birlikte belirlemesi ihtimali, rekabet hukukunun doğrudan konusudur. ÖYLEYSE 2026 SEZONU NEDEN YENİDEN MERCEK ALTINA ALINMASIN? Bugün yapılması gereken herhangi bir tüccarı peşinen suçlu ilan etmek değildir. Tam tersine. Gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Rekabet Kurumu Karadeniz’de aynı anda yerinde inceleme yapmalıdır. Giresun'a bakmalıdır. Ordu'ya bakmalıdır. Samsun'a bakmalıdır. Trabzon'a bakmalıdır. Düzce'ye, Sakarya'ya ve diğer üretim merkezlerine bakmalıdır. Manavların günlük fiyatlarını karşılaştırmalıdır. Telefon ve elektronik yazışmalar incelenmelidir. Fiyat listelerinin hangi saatlerde kimlerden geldiğine bakılmalıdır. Hangi manavın hangi büyük alıcıya fındık topladığı belirlenmelidir. Üreticiden alış fiyatını manavın kendisinin mi belirlediği, yoksa üst alıcı tarafından mı fiyat verildiği ortaya çıkarılmalıdır. MANAV KENDİ FİYATINI BELİRLEYEBİLİYOR MU? Asıl cevaplanması gereken sorulardan biri budur. Bir manav bugün üreticiye: “Ben bu fındığa 10 lira fazla veriyorum.” diyebiliyor mu? Yoksa daha yüksek fiyat verdiği anda malı teslim ettiği büyük alıcıdan zarar mı ediyor? Bir büyük firma onlarca manava sabah: “Bugünün alım fiyatı budur.” diyorsa bunun hukuki ve ekonomik yapısı nedir? Manav gerçekten bağımsız tüccar mı? Yoksa büyük alıcı adına çalışan fiilî bir satın alma noktası mı? Bağımsız ise neden kendi fiyatını belirleyemiyor? Bağımsız değilse üretici bunu biliyor mu? FİYAT LİSTESİNİ KİM HAZIRLIYOR? Karadeniz'de üreticinin karşısına çıkan fiyatların oluşum zinciri açıklanmalıdır. Büyük ihracatçı fiyat mı gönderiyor? Kırıcı mı belirliyor? Manav mı belirliyor? Ticaret borsası mı referans oluyor? Birbirlerinin fiyatları WhatsApp gruplarından mı takip ediliyor? Gelecek gün uygulanacak fiyatlar önceden konuşuluyor mu? Bunların hiçbirini dışarıdan bakarak kesin olarak söyleyemeyiz. Ama devlet araştırabilir. Rekabet Kurumu araştırabilir. Ve araştırmalıdır. DEVLET YOK MU? İşte meselenin en kritik noktası burasıdır. Devlet yalnızca TMO üzerinden fiyat açıklayıp kenara çekilemez. Çünkü TMO'nun kuruluş ve müdahale mantığının önemli nedenlerinden biri zaten üreticinin pazarlama ve finansman kaynaklı sorunlarını azaltmaktır. Bakanlığın 2026 fiyat açıklamasında da bu amaç açık biçimde ifade edilmiştir. (Tarım ve Orman Bakanlığı) O halde şu sorunun cevabı gerekir: Devlet 255 TL fiyat açıklıyorsa bu fiyat piyasada neden karşılık bulmuyor? TMO yeterince ürün alabiliyor mu? Üretici randevuya ulaşabiliyor mu? Alım noktaları yeterli mi? Ödeme süresi üreticiyi tüccara yöneltiyor mu? Üretici borçları nedeniyle fındığını hemen satmak zorunda mı? Tüccarın nakit gücü TMO'nun müdahale gücünün önüne mi geçiyor? Ve en önemlisi: Alıcılar arasında gerçek fiyat rekabeti var mı? 255 TL VARSA 185 TL NASIL VAR? Bu sorunun cevabı yalnızca: “Serbest piyasa.” olamaz. Çünkü serbest piyasa bir sihirli kelime değildir. Fiyat düşüyorsa bunun ekonomik gerekçesi ortaya konulmalıdır. Arz mı fazla? Rekolte mi beklentinin üzerinde? İhracat talebi mi düştü? Stok mu çok yüksek? Avrupa sanayisi alımı mı azalttı? Yoksa alıcı tarafındaki yoğunlaşma ve pazarlık gücü mü fiyatı aşağı çekiyor? Bütün bunlar rakamlarla açıklanmalıdır. Aksi takdirde “serbest piyasa” sözü, hiçbir şeyi açıklamayan bir bahaneye dönüşür. ALİVRE SATIŞLAR AÇIKLANMALI Sektörün bir başka tartışması da sezon öncesi yapılan alivre satışlardır. Alivre satış kendi başına suç değildir. İhracatçı gelecekte teslim edeceği ürünü önceden satabilir. Ancak ihracatçı Avrupa’ya örneğin belirli bir dolar fiyatından büyük miktarda mal bağladıysa hasat başladığında kendi kârlılığı açısından mümkün olan en düşük maliyetle fındık toplamak isteyecektir. Bu da ticari açıdan anlaşılabilir. Ama burada kırmızı çizgi bellidir: O düşük maliyet, rakip alıcılar arasında anlaşarak üretici fiyatını aşağı çekmek suretiyle sağlanamaz. Bu nedenle 2026 ürünü için yapılan sezon öncesi ihracat ve alivre sözleşmeleri konusunda sektörün daha şeffaf olması gerekir. Kaç ton satıldı? Hangi tarihte satıldı? Hangi fiyatlardan satıldı? Hangi teslim vadeleri verildi? Bugünkü iç piyasa fiyatı ile bu sözleşmeler arasında nasıl bir ekonomik ilişki var? FİSKOBİRLİK'E DE AYNI SORU Üreticinin kurduğu bir birlik olan FİSKOBİRLİK bakımından da mesele yalnızca “kaç liradan alıyor?” sorusu değildir. TMO üreticinin ürününe 250–255 TL bandında fiyat biçerken üretici birliği neden bunun belirgin biçimde altında kalıyor? Eğer FİSKOBİRLİK fındığı işleyebiliyor, mamul ürün üretebiliyor, katma değer yaratabiliyorsa bu katma değerin ne kadarı üreticiye dönüyor? 2026 ürünü için ön satış yapıldı mı? Alivre satış yapıldı mı? Yapıldıysa hangi miktarda ve hangi fiyatla? Yapılmadıysa üretici alım fiyatı hangi maliyet hesabıyla oluşturuldu? Üreticinin kurduğu birliğin bunları üreticiye açıklaması olağanüstü bir talep değildir. Tam tersine kurumsal şeffaflığın gereğidir. ÜRETİCİNİN SIRTINDAN FİYAT BELİRLEME DÖNEMİ BİTMELİ Kimse tüccar zarar etsin demiyor. Kimse ihracatçı kâr etmesin demiyor. Kimse sanayici kazanmasın demiyor. Ama aynı soru üretici için de sorulmalıdır: Üretici neden kazanmasın? Fındığı yetiştirirken riski üretici taşıyor. Donu üretici yaşıyor. Kuraklığı üretici yaşıyor. Kokarcayla üretici mücadele ediyor. Gübreyi, ilacı, işçiyi, patozu üretici ödüyor. Bir yıl boyunca bahçenin yükünü üretici taşıyor. Hasat günü geldiğinde ise fiyat üzerinde en az söz sahibi olan yine üretici oluyorsa burada sistemin yeniden sorgulanması gerekir. DEVLETİN GÖREVİ FİYATI TÜCCAR ADINA BELİRLEMEK DEĞİL, REKABETİ KORUMAKTIR Buradan “devlet bütün özel alım fiyatlarını belirlesin” sonucu çıkmaz. Ama devletin çok açık bir görevi vardır: Piyasanın gerçekten rekabetçi çalışmasını sağlamak. 4054 sayılı Kanun bunun için vardır. Rekabet Kurumu bunun için vardır. TMO üretici için piyasa alternatifi yaratmak amacıyla vardır. Ticaret borsaları şeffaf piyasa için vardır. Tarım Bakanlığı üretim politikasını yönetmek için vardır. Öyleyse bu kurumlar birlikte şu soruya cevap vermelidir: TMO'NUN 255 TL'YE ALIM YAPTIĞI BİR SEZONDA KARADENİZ'İN BAZI NOKTALARINDA FINDIK NEDEN 185 TL? Kalite mi? Randıman mı? Arz fazlalığı mı? Finansman baskısı mı? Stok politikası mı? İhracat sözleşmeleri mi? Alıcı gücü mü? Yoksa alıcılar arasında araştırılması gereken bir koordinasyon mu? Hangisiyse ortaya çıkarın. Çünkü bugün tartışılan yalnızca fındığın kilogram fiyatı değildir. Üreticinin alın terinin karşılığını kimin belirlediği tartışılıyor. Üreticinin bir yıllık emeğinin kaç para edeceğine kimin karar verdiği tartışılıyor. Üreticinin yaşam kalitesini birkaç alıcının piyasa gücünün belirleyip belirlemediği tartışılıyor. Ve artık Karadeniz üreticisinin sormaya hakkı vardır: KİM VERDİ SİZE BU YETKİYİ?DEVLET YOK MU?YASA YOK MU? Varsa, uygulanmasını istiyoruz. Suçlu ilan edilmesini değil; araştırılmasını istiyoruz. Söylentiyi değil; belgeyi istiyoruz. “Serbest piyasa” cümlesini değil; gerçek rekabeti istiyoruz.

FINDIKTA SERT ÇIKIŞ: “KOTASIZ VE PEŞİN ALMAK MECBURİYETİNDE” Haber

FINDIKTA SERT ÇIKIŞ: “KOTASIZ VE PEŞİN ALMAK MECBURİYETİNDE”

DERVİŞOĞLU’NDAN FINDIKTA SERT ÇIKIŞ: “KOTASIZ VE PEŞİN ALMAK MECBURİYETİNDE” İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, fındıkta açıklanan TMO fiyatı ile serbest piyasada oluşan fiyat arasındaki farkı eleştirerek devletin üreticinin fındığını 250-255 liradan, kota koymadan ve ödemeyi vadeye yaymadan alması gerektiğini söyledi. İYİ Parti’nin resmî hesabından yeniden yayımlanan videoda Dervişoğlu, TMO’nun 2026 ürünü için Giresun kalite fındıkta 255, levant kalitede 250 lira açıklamasının ardından serbest piyasadaki fiyatların kısa sürede 170 liraya, bazı alımlarda ise 160 liraya kadar gerilediğini söyledi. Dervişoğlu, devletin açıkladığı fiyatın piyasada karşılık bulmadığını savundu. Dervişoğlu’nun eleştirilerinin bir diğer adresi FİSKOBİRLİK oldu. Devlet 250-255 liralık fiyat açıklarken başka bir kurumun bunun altında fiyat açıklamasının tüccarın alım fiyatını daha da aşağı çektiğini savunan Dervişoğlu, Rekabet Kurumu’nun bu noktadaki işlevini de sorguladı. Fındığın stratejik bir ürün olduğunu belirterek devletin açıkladığı fiyatın arkasında durmasını istedi. Dervişoğlu, çözüm önerisini ise kotasız alım ve peşin ödeme olarak ortaya koydu. Devletin fiyat belirlemesi halinde üreticinin ürününün tamamını bu rakamdan alması gerektiğini savunan Dervişoğlu, “Devlet devletse ve fındığın fiyatını 250-255 lira olarak belirliyorsa; o fındığı kota koymadan 255 liraya, 250 liraya almak mecburiyetindedir” dedi. Alım yapılmamasını ise “vatandaşa ihanet” sözleriyle eleştirdi. KAYNAK: İYİ Parti / Müsavat Dervişoğlu https://x.com/iyiparti/status/2098443724334211289/video/1

ALİ TEMÜR: 26,5 MİLYON LİRALIK İKİ KÖPRÜDE ÇALIŞMA SÜRÜYOR Haber

ALİ TEMÜR: 26,5 MİLYON LİRALIK İKİ KÖPRÜDE ÇALIŞMA SÜRÜYOR

ALİ TEMÜR: 26,5 MİLYON LİRALIK İKİ KÖPRÜDE ÇALIŞMA SÜRÜYOR AK Parti Giresun Milletvekili Ali Temür, Merkez Çaldağ-Melikli hattındaki araç köprüsü ile Darıbükü hattındaki çelik yaya köprüsünde yapımın sürdüğünü açıkladı. Temür, Melikli araç köprüsünün yaklaşık 20 milyon lira, Darıbükü çelik yaya köprüsünün ise yaklaşık 6,5 milyon lira maliyetle ilerlediğini bildirdi. Böylece sahada yürüyen iki köprünün toplam tutarı 26,5 milyon liraya çıktı. Giresun merkezde iki ayrı köprü hattında inşaat devam ediyor. Temür, Çaldağ Köyü ile Melikli Köyü arasındaki ulaşımı taşıyacak araç köprüsünün “Giresun Merkez Batlama Vadisi Islahı 3. Kısım” işi içinde sürdüğünü söyledi. Temür’ün paylaştığı bilgiye göre bu köprü 10 metre genişliğinde ve 17,5 metre açıklığında inşa ediliyor. Darıbükü hattındaki çelik yaya köprüsü de ayrı bir DSİ işi içinde yükseliyor. Temür, 33 metre açıklığa sahip köprünün tamamlanmasıyla Darıbükü Camii ile mezarlık arasındaki yaya geçişinin kurulacağını, Alınca ve Orhaniye hattındaki vatandaşların dere geçişinin de kolaylaşacağını belirtti. Temür, iki köprünün de DSİ Genel Müdürlüğü koordinasyonunda tamamlanacağını söyledi. Melikli ve Darıbükü köprülerinde İşin sahibi, Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı, merkezi yönetim bütçesine tabi özel bütçeli yatırımcı kuruluş olan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü. Sahadaki uygulamayı DSİ 22. Bölge Müdürlüğü yürütüyor. MELİKLİ KÖPRÜSÜ HANGİ İHALE PAKETİNDE Melikli araç köprüsü, “Giresun-Merkez Batlama Vadisi Islahı 3. Kısım” taşkın kontrol işi içinde yer alıyor. Kamu ihale kayıtlarına yansıyan sözleşme bedeli 28 milyon 765 bin 798 lira, yaklaşık maliyet ise 41 milyon 399 bin 434 lira 10 kuruş. Aynı paket; 1 tersip bendi, 5 bin 389 metre kargir duvar, 617 metre tahkimat, 11 menfez, 23 yaya köprüsü ve 13 araç köprüsünü kapsıyor. Melikli köprüsü, Temür’ün bugün açıkladığı 20 milyon liralık saha maliyetiyle bu büyük DSİ paketinin içindeki kalemlerden biri olarak öne çıkıyor. DARIBÜKÜ KÖPRÜSÜ HANGİ PARA PAKETİNDEN Darıbükü çelik yaya köprüsü ise “Giresun İli Taşkın Sonrası Dere Geçiş Yapıları Yapımı 2. Kısım” işi içinde bulunuyor. Bu paketin yaklaşık maliyeti 199 milyon 999 bin 961 lira, sözleşme bedeli 171 milyon 779 bin 148 lira olarak kayda geçti. İş kapsamında 11 araç köprüsü, 12 yaya köprüsü ve 6 menfez yapılıyor. Sözleşme 9 Şubat 2024’te imzalandı, iş 13 Şubat 2024’te başladı ve hedef bitiş tarihi 12 Şubat 2026 olarak açıklandı. Temür’ün dile getirdiği 6,5 milyon liralık rakam, bu büyük ihale paketinin içindeki Darıbükü köprüsüne ait proje maliyetini işaret ediyor. DEVLETTEN NE KADAR KAYNAK ÇIKIYOR? Kamuya açık kayıtlarda Melikli ve Darıbükü köprüleri için ayrı ayrı yıllık ödenek satırı görünmüyor; görünen ana parasal çerçeve, DSİ’nin merkezi bütçe içindeki yatırım yapısı ile bu iki köprünün bağlı olduğu ihale paketleri. Giresun Valiliğinin yayımladığı 2026 ili yatırım programı tablosunda DSİ adına Şaplıca Barajı ve Sulaması, Alucra Sulaması, Giresun İli Tersip Bentleri, Giresun Keşap Dereleri Taşkın Kontrolü ve Giresun İçmesuyu projeleri için 2026 yatırım tutarları yer alıyor; Melikli ve Darıbükü köprüleri ise burada müstakil satır olarak görünmüyor. Bu nedenle erişilebilen resmi belgeler üzerinden okunabilen kamu finansmanı, köprü bazlı tekil ödenekten çok DSİ’nin genel yatırım bütçesi ve yukarıdaki iki ihale paketinin sözleşme büyüklüğü üzerinden şekilleniyor.

TAŞGÖZ’DEN SERT ÇIKIŞ: “HAYSİYET, HÜRRİYET VE İSTİKLAL DAVASINDAYIZ” Haber

TAŞGÖZ’DEN SERT ÇIKIŞ: “HAYSİYET, HÜRRİYET VE İSTİKLAL DAVASINDAYIZ”

İYİ PARTİ GİRESUN İL BAŞKANI TAŞGÖZ’DEN SERT ÇIKIŞ: “HAYSİYET, HÜRRİYET VE İSTİKLAL DAVASINDAYIZ” İYİ Parti Giresun İl Başkanı İnan Taşgöz, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun 25 Şubat 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Toplantısı’nda dile getirdiği değerlendirmeleri esas alarak, ülke genelinde yaşanan ağır sorunları Giresun kamuoyuna taşıdı. Taşgöz, Türkiye’nin ekonomik çöküş, güvenlik krizi ve milli haysiyet kaybıyla karşı karşıya olduğunu belirterek iktidarı sert sözlerle eleştirdi. Ekonomik Kriz: “Vatandaşımız ölmeyecek kadar doyuruluyor” Ekonomik tabloya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Taşgöz, vatandaşın her geçen gün daha fazla yoksullaştığını vurguladı. Açıklamasında, “Ülkemiz bir yanda açlıkla, diğer yanda korkuyla sınanıyor. Vatandaşımız ölmeyecek kadar doyuruluyor, isyan etmeyecek kadar sindiriliyor. Giresun’da da çiftçimiz,köylümüz,emeklimiz,işçimiz,esnafımız, girdi maliyetleri,enerji giderleri,üretim fiyatları altında eziliyor, kepenk indiriyor, gençlerimiz işsizlikle boğuşuyor. Bu bilinçli bir şantaj siyasetidir; ‘Biz olmazsak hiçbir şey bulamazsın’ diyorlar. İYİ Parti olarak buna geçit vermeyeceğiz. Orta direği ,emekliyi,işçiyi,ev gençlerini ayağa kaldırmak, tekelleri kırmak, üretimi güçlendirerek fiyatları düşürmek önceliğimizdir” ifadelerini kullandı. Güvenlik ve Terör Eleştirisi: “Devlet terörle müzakere etmez” Taşgöz, “Terörsüz Türkiye” söylemi altında yürütüldüğünü ifade ettiği süreçlere de sert tepki gösterdi. Genel Başkan Dervişoğlu’nun sözlerini Giresun kamuoyuna taşıyan Taşgöz şunları söyledi: “Katilbaşı ve diğer teröristler gerçekten aramızda mı dolaşacak? İmralı’daki bebek katilinin ‘statüsü’ diye bir şey yoktur; orası Türk bayrağının dalgalandığı bir cezaevidir. Giresun’un ve memleketin dört bir yanında evlatlarımız vatan nöbetinde şehit olurken, terör örgütü elebaşına dokunulmazlık ve entegrasyon mekanizması mı aranacak? Bu, milli haysiyete,milli mücadeleye, kuvva-cı akla ihanettir. Devlet terörle müzakere etmez, devletimiz güçlüdür teröriste hükmeder. Bizim davamız haysiyet, hürriyet ve istiklal davasıdır. Tam bağımsız,emperyalist prangalardan arınmış Türkiye cumhuriyeti davasıdır.” “Bu bir yağma ve talan düzenidir” İktidarın yönetim anlayışını da hedef alan Taşgöz, devlet kurumlarının zayıflatıldığını savundu. “İktidar, vatandaşın korunma ve güvenlik hakkını gasp ederek, muhalifleri linç ettirerek, ibret için sindirerek yönetiyor. Memleketimizin dört bir yanında,kamu kaynakları birkaç yüz imtiyazlıya peşkeş çekiliyor, adalet mülakat odalarında dağıtılıyor. Bu yağma ve talan düzenidir.” İYİ Parti’nin yaklaşımını da ortaya koyan Taşgöz, “İYİ Parti olarak devleti millete yük olmaktan çıkaracağız, yolsuzluğa, yoksulluğa ,yağma düzenine tolerans göstermeyeceğiz, milletimizin emekleri ile oluşan vergilerini güvenli şehirler,huzurlu aileler,mutlu sofralar için harcayacağız” dedi. Taşgöz, CHP’ye de çağrıda bulunarak, “Şantaj altında boyun eğmeyin, Cumhuriyet’i saltanat rejimine teslim etmeyin.” ifadelerini kullandı. Gençler ve Gelecek Vurgusu Gençlerin baskı ve vizyonsuzlukla karşı karşıya bırakıldığını savunan Taşgöz, “Gençlerimiz vizyonsuzlukla, yasaklarla dünyadan koparılıyor.Baskı ile mobing ile engelleniyor, hayatın gerçeklerinden uzaklaştırılıyor,. Eğitim öğretimde sistematik olarak geriletiliyor,Giresunlu gençlerimiz girişimci ruhunu kaybediyor. Biz tam hürriyet, engelsiz girişimcilik ve dünya pazarında tüm emsalleri ile rekabet eden bir gelecek vaat ediyoruz” diyerek emeklilere yönelik politikaların da değiştirileceğini vurguladı. Beş Maddelik Taahhüt İnan Taşgöz, Genel Başkan Müsavat Dervişoğlu’nun millet adına verdiği beş sözü Giresun’da da sahiplendiklerini belirterek şu maddeleri sıraladı: Milletin sırtındaki yükü kaldırmak, orta direği ayağa kaldırmak. Gençlere hürriyet ve dünya açmak. İsrafı, yolsuzluğu bitirmek, devleti millete yaklaştırmak. Emekliye hakaret değil hak vermek, adil istihdam sağlamak. Milletin vergilerini çarçur etmemek, Anadolu’yu kalkındırmak. Taşgöz, açıklamasını, “Bu mukaddes vatanda büyük ve müreffeh Türkiye’yi birlikte kuracağız. Giresun’dan başlayarak haysiyet davasını kazanacağız. Ne idiysek o kalacağız” sözleriyle tamamladı.

CHP'li başkanlar Hatay’da depremzedelerle buluştu Haber

CHP'li başkanlar Hatay’da depremzedelerle buluştu

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, 6 Şubat depreminin yıldönümünde Hatay'daydı; depremzedelerle bir araya gelerek sorunlarını dinledi ve çözüm önerilerini dile getirdi. HATAY (İGFA) - CHP lideri Özgür Özel ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Hatay'da depremin etkilerini yaşayan vatandaşlarla buluştu. Narlıca Deprem Şehitliği'ni ziyaret eden heyet, burada 6 Şubat’taki depremlerde yaşamını yitiren 4 bin yurttaşı anarak karanfiller bıraktı. Daha sonra Defne Çekmece 25 Temmuz Geçici Konaklama Merkezi'nde incelemelerde bulunan yetkililer, burada yaşayan yurttaşların sıkıntılarını dinledi. Başkan Tugay, depremzedelerin her daim yanında olmaya ve onlara çözümler sunmaya devam edileceğini belirtti. Heyet ayrıca, Hatay’da rezerv alan ilan edilen bölgelerdeki hak sahiplerinin yaşadığı zorlukları görüşmek için düzenlenen bir toplantıya katıldı. CHP Genel Başkanı Özel, rezerv alan politikalarının birçok yurttaşı mağdur ettiğine dikkat çekerek, “Devlet, sorun yaratmak için değil, vatandaşın hakkını savunmak için vardır. Kamu yararı gözetilirken kimsenin hakkına zarar verilmemelidir” şeklinde konuştu. Özgür Özel, arazilerin zorla alındığı ve evlerin hak sahiplerine küçük bir şekilde verildiği projelere yapılan itirazların geçerliliğinin yüksek olduğunu vurgulayarak, tarafların anlaşarak çözüm bulmasını önerdi. "İtirazların dinleneceği, adil bir komisyon kurulmalı. Uzun ve sancılı mahkeme süreçleri yerine daha yapıcı çözümler geliştirilmeli" dedi. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, özel bir yayında yaptığı konuşmada, Hatay'da hâlâ 120 ila 130 bin yurttaşın konteynerlerde yaşadığını belirtti. Tugay, "Konteyner kentlerdeki yurttaşların kaygılarını yakından izledik. Henüz kalıcı çözümler sağlanmamışken kimsenin bu yerlerden çıkarılmaması gerekiyor," dedi. Tugay, yaşanan mağduriyetleri şu sözlerle dile getirdi: "Bazı yurttaşlarımızın evleri yıkıldı, bazıları ise bodrum katlar veya altyapısı eksik konutlarda yaşamak zorunda. Konteyner kentlerden zorla tahliyeler yaşanmamalı. İnsanlara uygun barınma seçenekleri sağlanmalı ve bu süreçte aceleci davranılmamalı." Program çerçevesinde Genel Başkan Özgür Özel, afet sürecine katkı sağlayan herkese teşekkür ederek, siyasetin ötesine geçip dayanışmanın önemine vurgu yaptı. Başkan Tugay ise İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin bölgeye desteğine devam edeceğinin altını çizdi.

Dervişoğlu: İmralı süreci Cumhuriyet’in temel anlayışını zedeliyor Haber

Dervişoğlu: İmralı süreci Cumhuriyet’in temel anlayışını zedeliyor

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada İmralı sürecine tepki gösterdi, Kürt vatandaşlar ile PKK arasında devlet aracılığıyla kurulan ilişkilerin Cumhuriyet’in temel ilkelerini zedelediğini söyledi. ANKARA (İGFA) - İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda gündeme dair önemli değerlendirmelerde bulundu. TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından İmralı Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’na gönderilen heyete dikkat çeken Dervişoğlu, sürecin Cumhuriyet’in Kürtler ile PKK arasında kurduğu “kalın duvarları” zayıflattığını savundu. Dervişoğlu, “İmralı süreci ve Abdullah Öcalan’ın doğrudan muhatap alınması, Kürtleri Öcalan’ın vesayeti altına almanın yolunu açmıştır. Şimdi ise devlet aklı, Kürtler ile PKK’yı ayırmaya çalışmak yerine Öcalan’ı Kürtlerin ulusal lideri yapma anlayışına doğru kaymıştır” ifadelerini kullandı. #İhanetinZamanAşımıYok pic.twitter.com/xyjXfdZnzP — Müsavat Dervişoğlu (@MDervisogluTR) November 26, 2025 Cumhuriyetin, vatandaşların devletle aracısız ve pazarlıksız ilişki kurabilmesi anlamına geldiğine dikkat çeken Dervişoğlu, sürecin devam etmesi hâlinde devlet ile vatandaş arasındaki doğrudan ilişkinin zarar göreceğini belirterek, farklı kimlik gruplarının liderleri üzerinden iktidar ile pazarlık yapmayı hak görebileceğini öne sürdü. “Kürt vatandaşlarımızla ilişki kurmak için ne Öcalan’a, ne de PKK’ya ihtiyaç vardır" diyen İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, sürecin devamının Cumhuriyet’e ve Anayasa’ya açık bir saldırı olduğunu, savcılarımızın dikkate alması gereken bir suç niteliği taşıdığını ifade etti.

Dervişoğlu: Milletin yanına gidin, caninin yanına değil Haber

Dervişoğlu: Milletin yanına gidin, caninin yanına değil

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Abdullah Öcalan tartışmalarını eleştirerek, iktidara “Milletin sorunlarına odaklanın” çağrısında bulundu. Dervişoğlu, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin bu konudaki çıkışına da "Sadece senin adın Devlet. Sen devlet değilsin!" dedi. ANKARA (İGFA) - İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, TBMM’de düzenlenen grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Dervişoğlu, terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan’a verilen herhangi bir payın, onun “bebek katili” sıfatını ortadan kaldırmayacağını söyledi ve bu tartışmaların tarih tarafından çöpe atılacağını vurguladı. Öcalan ve teröristlerin affedilmesinin konuşulmasını eleştiren Dervişoğlu, bu durumu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün geçmişte getirdiği düzenlemelerle bağdaştırmanın “akıl halatlarını koparmak” olduğunu ifade etti. İktidarın konuyu millete şeffaf şekilde anlatması gerektiğini belirten Dervişoğlu, “Çıkın söyleyin, çekinmeyin. Tüm bu soytarılığı millete anlatın” dedi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin İmralı’ya gitme açıklamalarına da tepki gösteren Dervişoğlu, “Bir eve uğrayın, mutfakta tencere kaynıyor mu bakın. Millet size ihanet etmeniz için oy vermedi. İcra dairelerindeki dosya sayısı 25 milyona dayandı, 42 milyon vatandaş bankalara borçlu” diyerek ekonomik sorunlara dikkat çekti. İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, 10 yıl önce 50 milyar lira olan Türkiye’nin faiz ödemelerinin 2026 bütçesinde 2 trilyon 742 milyar liraya çıkacağını belirterek, “Sözde faize karşılar ama milletin sırtına bindirdikleri faiz 55 kat arttı. Bu yük emekçinin, emeklinin ve gençlerin hakkından çalıyor. Eğer millet için iyi bir şey yapmak istiyorsanız, mağrurların peşine takılmak yerine Türk milletinin yanına gidin” çağrısında bulundu. https://twitter.com/iyiparti/status/1991046527318700217 "SADECE ADIN DEVLET, SEN DEVLET DEĞİLSİN!" İsteyenin Adalet Bakanı'ndan izin alıp istediği cezaevine ziyarete gidebileceğini, buna mani olunmadığını kaydeden Dervişoğlu, "Ama 'bak, işte devleti ayağına getiriyorum' diyerek böyle bir suça Meclis'i alet edemez. Unutma, senin sadece adın Devlet, sen devlet değilsin" diyerek konuşmasını şöyle sürdürdü: "Utandım o salonda alkışlamış olmaktan, orada İmralı'ya gitmeyi bile alkışladılar ya. Bu inat niyedir? Öcalan canisiyle devleti eşitlemeyi istemek, onu devletle muhatap kılmaya çalışmak hangi murada hizmettir. 'Kurucu önder' diyerek, hangi oyunun kaçıncı perdesi açılmak istenmektedir. Bu devlet senin malın mıdır, bu millet senin kölen midir Sayın Devlet Bahçeli? 'Kendi imkanlarımla İmralı'ya giderim' demek, hükümete ve komisyona 'aba altından sopa göstermek', bir irade beyanı olmanın ötesinde, aslında bir çürüme itirafıdır. Eğer bu süreç gerçekten planlı bir kimlik inşasının parçasıysa, hedef yalnızca Öcalan'ın konumunu değiştirmek değil, Türkiye'nin ulusal kimlik tanımını, birlik anlayışını ve hatta devletin ideolojik omurgasını yeniden tanımlamaktır. Hükümet bu oyuna gelmemelidir. Komisyona dahil partiler bu tuzağa düşmemelidir. Bu orta oyunu artık mutlaka ama mutlaka son bulmalıdır. Tam bir yıldır anlatıyorum. Türkiye'nin her yerine gidip sahneye konmak istenen senaryonun ipuçlarını veriyorum. Üç kuruşluk seçim galibiyetini temin etmek için bu ülkenin geleceğini ateşe atan her kim varsa bütün ömrüm boyunca siyaseten mücadele edeceğimin bilinmesini istiyorum. Sayın Bahçeli nereye isterse oraya gitsin. İster İmralı'ya, isterse Kandil'e… Dedim ya salın gitsin. Milletin gideceği istikamet bellidir ve hiç kimse bunu değiştiremeyecektir. Vatan bölünmeyecek, millet parçalanmayacak, Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.