Hava Durumu

#Cop31

giresunsonhaber - Cop31 haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Cop31 haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye Su Fakiri Olma Riskiyle Karşı Karşıya! Haber

Türkiye Su Fakiri Olma Riskiyle Karşı Karşıya!

COP31’e ev sahipliği yapma hazırlıkları süren Türkiye’de, iklim krizi konusu yeniden gündemdeki yerini aldı. Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, iklim değişikliğinin artık bir gelecek projeksiyonu değil, güncel bir sorun olduğunu belirterek, “2050’li yıllarda su fakiri ülkeler kategorisine girebiliriz” uyarısında bulundu. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferanslarının 31’incisi olan COP31, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek. Dünya liderlerinin, bilim insanlarının, uzmanların ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin bir araya geleceği zirvede, iklim kriziyle mücadele yöntemleri ve sürdürülebilir bir gelecek için ortak çözüm yolları tartışılacak. Üsküdar Üniversitesi Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, 5-11 Haziran Çevre Koruma Haftası vesilesiyle iklim krizi ve Türkiye’nin COP31 ev sahipliği sürecini değerlendirdi. İklim krizi geleceğin değil bugünün en büyük sorunu Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, iklim krizinin artık geleceğe dair bir risk değil, bugünün en kritik problemlerinden biri olduğunu ifade ederek, “İklim değişikliğinden etkilenen alanlar arasında tarımdan gıda güvenliğine, su kaynaklarından toplum sağlığına ve ekonomiye kadar pek çok farklı sektör bulunuyor. Kuraklığın tarımda verimliliği düşürdüğünü biliyoruz. Bunun yanı sıra, iklim değişikliğinin etkisiyle birçok tarımsal üründe hastalıkların daha sık görüldüğü ve direncin azaldığı gözlemleniyor. Ayrıca, üretim sonucu elde edilen ürünlerin besin değerlerinin olumsuz etkilendiği pek çok bilimsel çalışma ile kanıtlandı. Son olarak, bölgesel iklim koşullarının değişmesi nedeniyle bazı ürünler gelecekte mevcut bölgelerinde yetiştirilemeyebilir. Tüm bu durumlar gıda güvenliğini doğrudan tehdit etmekte ve bizi gelecekteki olumsuz senaryolar hakkında uyarmaktadır.” dedi. Su krizi halk sağlığını ve ekonomiyi tehdit ediyor Su kaynaklarının iklim değişikliğinden en yoğun etkilenen doğal varlıklardan biri olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Bugün pek çok bölgede su kaynakları, iklim değişikliğinin su döngüsünü bozması nedeniyle risk altındadır. Su kaynaklarının miktar ve kalitesindeki bozulmalar, hijyen koşullarını kötüleştirerek halk sağlığını küresel çapta riske atmaktadır. Bununla birlikte kuraklık, pek çok salgın hastalığın yayılma hızını artırmaktadır. Tarımsal üretimden gıda güvenliğine, su kaynaklarından halk sağlığına kadar sözü edilen tüm etkilerin beraberinde getirdiği ekonomik faktörler de vardır. Günümüzde birçok ülkenin, iklim değişikliğiyle mücadele ve etkilenen sektörleri desteklemek amacıyla her yıl büyük fonlar ayırdığı bilinmektedir.” diye konuştu. Türkiye’nin de yer aldığı Akdeniz Havzası en kırılgan bölgelerden biri Ülkemizin, iklim değişikliğinden en ağır etkilenen alanlardan biri olan Akdeniz Havzası’nda yer aldığına değinen Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Bilimsel raporlarda Akdeniz Havzası en hassas bölgelerden biri olarak tanımlanmaktadır. Bu durum özellikle son yıllarda su kaynaklarının azalması, yağış rejimlerindeki değişimler, geniş alanları kapsayan orman yangınları, güney ve iç kesimlerdeki şiddetli kuraklık ve özellikle Karadeniz kıyılarında sıklaşan sel felaketleriyle kendini göstermektedir. Bu belirtiler, ülkemizin hem kuraklık hem de doğal afetler açısından ne kadar büyük riskler taşıdığını kanıtlamaktadır.” şeklinde konuştu. Küresel ısınma iklim sistemini nasıl değiştiriyor? Küresel Isınma ve İklim Değişikliği kavramlarının birbirine bağlı olduğunu belirten Adiller, şunları anlattı: “Bugün karbon emisyonları olarak sıkça duyduğumuz kavram, aslında atmosferde bulunan ve ısınmaya yol açan gazların miktarını ifade eder. Sanayi devrimi ve artan nüfusla beraber miktarı artan bu gazlar, havanın daha sıcak kalmasına neden olmakta ve bu da küresel sıcaklık ortalamalarının yükselmesiyle sonuçlanmaktadır. Bu olguya Küresel Isınma diyoruz. Sıcaklık artışı; buharlaşma, rüzgar, nem ve yağış gibi diğer hava olaylarını da değiştirmektedir. Örneğin, ısınmayla birlikte yeryüzünden buharlaşan su miktarı artıyor. Aynı zamanda havanın nem tutma kapasitesi de yükseliyor. Yani hem su havaya geçiyor hem de sıcaklık nedeniyle bu suyun yağış olarak geri dönmesi gecikiyor. Sonuç olarak yağışlar arasındaki süre uzayıp kuraklık şiddetlenirken, yağmur yağdığında ise atmosferde biriken yoğun nem nedeniyle anlık ve çok şiddetli yağışlar meydana geliyor. İklim sistemindeki tüm bu değişimlere İklim Değişikliği adını veriyoruz. Maalesef bu durum deniz seviyelerinin yükselmesine, yağış rejimlerinin bozulmasına, okyanusların asitlenmesine ve fırtına, hortum, sel gibi ekstrem hava olaylarının artmasına yol açıyor.” Türkiye’nin COP 31’e ev sahipliği yapması neden önemli? Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapmasının, tüm dünyanın dikkatini ülkemize çekeceği noktasına vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Türkiye’nin böyle bir organizasyonda dönem başkanlığını üstlenmesi, bu alandaki faaliyetlerini küresel ölçekte duyurması ve iklim politikalarında karar verici bir aktör olduğunu kanıtlaması adına büyük bir fırsattır. Günümüzde iklim değişikliği sadece çevresel bir konu değildir; birçok ülke ve kurum ekonomi politikalarını ve yatırımlarını bu kriterlere göre belirlemektedir. Bu nedenle bu tür zirveler finans ve iş dünyası için kritik öneme sahiptir. Oluşacak bu ortam, yerli teknolojilerin ve girişimcilerin dünya sahnesine çıkması için eşsiz bir şans olacaktır.” dedi. COP31, Türkiye için sadece bir etkinlik değil Bunun yanı sıra, Birleşmiş Milletler tarafından da kabul edilen “Sıfır Atık” Projesi’nin bu platformda tüm dünyaya uygulanabilir bir model olarak sunulabileceğini ifade eden Adiller, “COP31, Türkiye için yalnızca bir etkinlik değil; 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi yolunda kendini gösterdiği, küresel yatırımları çektiği ve iklim krizine çözüm üreten bir öncü olduğunu kanıtladığı tarihi bir fırsattır.” ifadesini kullandı. COP31’de Türkiye’nin vitrini; Sıfır Atık ve dirençli şehirler Zirvede Türkiye’nin odak noktasının markalaşan Sıfır Atık Projesi olması gerektiğini kaydeden Adiller, “2017’de başlatılan ve küresel bilinirliği artan bu proje, hem döngüsel ekonomi hem de emisyonların azaltılması açısından iklim değişikliği süreçleriyle tam uyumludur. Türkiye’nin vizyonunu anlatmak adına önemli bir örnek teşkil eder. Ayrıca Hatay’ın yeniden inşa süreciyle gündeme gelen Dirençli Şehirler kavramı ve kentlerin iklim krizine uyumlu hale getirilmesi kritik maddeler olacaktır. Yeşil enerji, sanayide karbonsuzlaşma, iklim finansmanı ve teknolojik altyapılar da ülkemize olumlu geri dönüşler sağlayacak ana gündem maddeleridir.” şeklinde görüşlerini belirtti. Ülkelerin COP toplantılarına gösterdikleri ilgi prestij konusu COP süreçlerinin bağlayıcılık noktasında tartışılsa da ülkelerin takındığı tavrın küresel etkiler yarattığını belirten Adiller, “İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi veya Paris Anlaşması’nın caydırıcı yaptırımları olmasa da, iklim değişikliği konusu yatırımcılar ve finans kuruluşları tarafından yakından izlenmektedir. Bu yüzden ülkelerin COP toplantılarına verdiği önem, yerel mevzuat ve politikalarda bu sürece ne kadar yer verdikleri, o ülkeye prestij kazandırmakta ve yatırım yapılabilirlik göstergesi olarak kabul edilmektedir.” dedi. Türkiye su stresi yaşayan ülkeler arasında İklim değişikliğinin hem kuraklığı artırıp hem de şiddetli yağışlara yol açarak su kaynaklarını etkilediğini anlatan Adiller, şunları kaydetti: “Şiddetli yağışlar, toprağın suyu emme oranını düşürerek yeraltı sularını beslememekte, aksine sel ve taşkınları tetiklemektedir. Oysa düzenli yağışlar toprağı ve dereleri beslemesi gereken ana unsurdur. Devlet Su İşleri (DSİ) verilerine göre, ülkemizde kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı 2000 yılında 1 652 m3 iken, 2009’da 1 544 m3’e, 2020’de ise 1 346 m3’e gerilemiştir. Bu rakamlar bizi ‘Su Stresi Yaşayan’ ülkeler sınıfına sokmaktadır. Bu düşüş hızı devam ederse, 2050’li yıllarda su fakiri olma sınırı olan 1000 m3’ün altına düşebiliriz. Bu tablo tek başına korkutucuyken, uydu görüntüleri birçok gölümüzün son 40 yılda ciddi su kaybettiğini ve bazılarının kuruma riskiyle karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Burada tek neden iklim değişikliği değil, yanlış tarımsal uygulamaların da süreci hızlandırdığını vurgulamalıyım.” İklim değişikliği konusunda yol ayrımına ulaşmak üzereyiz Bugün iklim değişikliği konusunda kritik bir yol ayrımında olduğumuza dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Radikal adımlar atarak durumu değiştirmek ve adaptasyon sağlamak için henüz geç değil. Ancak eylemsiz geçen her yıl riski artırıyor. 10 yıl etkileri görmek için kısa bir süre olabilir ama önlem almadan geçecek 30-50 yıllık bir süreç; su ve gıda kıtlığı, ağır ekolojik kayıplar, ekosistemlerin yok olması, yoğun iç göçler ve ciddi altyapı sorunları ile karşı karşıya kalmamıza neden olabilir.” diye konuştu. İnsanların iklim değişikliğiyle mücadeleye olan inançlarının azaldığını gösteren anketlere değinen Adiller, “Pek çok kişi ülkelerin görevlerini yerine getirmediğini düşünüyor ve haklılar. Keşke bazı ülkeler siyasi ve ekonomik çıkarları için savaşlara ayırdıkları kaynakları yaşamı korumaya ayırsalardı, böylece dünyanın sürdürülebilirliğine katkı sağlayabilirdik.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

HALKLARIN İKLİM ZİRVESİ KARADENİZ’DE MADEN DİRENİŞLERİ Haber

HALKLARIN İKLİM ZİRVESİ KARADENİZ’DE MADEN DİRENİŞLERİ

HALKLARIN İKLİM ZİRVESİ KARADENİZ’DE MADEN DİRENİŞLERİYLE BULUŞUYOR Halkların İklim Zirvesi Karadeniz Buluşmaları, 10 Mayıs 2026’da Giresun’da maden projelerine karşı direnen yurttaşlarla bir araya geliyor. Programda Perşembe Yaylası-Çobantepe hattındaki sondaj karşıtı nöbet, Çatalağaç Deresi’ndeki kirlilik iddiası ve Tirebolu Sekü köyünde süren Alagöz Maden direnişi yer alıyor. Giresun’da çevre mücadelesi üç başlıkta birleşti Giresun, 10 Mayıs 2026 Pazar günü Halkların İklim Zirvesi Karadeniz Buluşmaları’na ev sahipliği yapıyor. Buluşma, Karadeniz’de maden projelerine karşı gelişen yerel direnişleri aynı programda buluşturuyor. Programın ilk durağında Perşembe Yaylası’nda Çobantepe bölgesi merkezli maden sondaj çalışmalarına karşı nöbet tutan yöre halkıyla dayanışma ziyareti yer alıyor. Ordu’nun Korgan ilçesindeki Terzili ve Beypınarı mahallelerini kapsayan maden projesi, Aybastı Perşembe Yaylası’na yakınlığı ve su kaynakları üzerindeki etkisi nedeniyle bölgede tepki topluyor. Bölge halkı, sondaj çalışmalarının başlamasının ardından nöbet başlattı; iş makineleri sahada yol açma çalışmalarını sürdürürken yurttaşların alana erişimi jandarma tarafından engellendi. Çatalağaç Deresi için inceleme çağrısı Buluşmanın ikinci başlığı, Çatalağaç köyünde maden atık havuzunda yaşandığı belirtilen patlama ve dereye çamur karışması iddiası oldu. Etkinlik afişinde olay tarihi 5 Mayıs 2026 olarak duyuruldu. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Giresun’da Alagöz Madencilik Şirketi’ne ait madendeki atık suyun Çatalağaç Deresi’ne deşarj edildiğini tespit etti. Bakanlık, kirliliğe neden olan yeraltı galerisi bölümünü gerekli tedbirler alınıncaya kadar kapattı ve işletmeye ihlalin tekrarı nedeniyle üç kat artırımlı 2 milyon 517 bin lira idari para cezası uyguladı. Sekü köyünde sondaj karşıtı nöbet sürüyor Programın üçüncü durağı, Giresun’un Tirebolu ilçesine bağlı Sekü köyü oldu. Köylüler, Alagöz Maden’in sondaj çalışmalarına karşı başlattıkları nöbetle faaliyetlerin durdurulmasını istiyor. Sekü köyündeki direniş nisan ayında 16. gününe ulaştı. Köylüler geceyi nöbet ateşi başında geçirdi ve “toprağımızı, suyumuzu vermeyeceğiz” diyerek maden faaliyetlerine karşı çıktı. Kadınlar, gençler ve köy sakinleri, sondaj çalışmalarının yaşam alanlarını tehdit ettiğini belirterek şirketin köyden ayrılmasını istedi. Halkların İklim Zirvesi yerel direnişleri ortak zeminde topluyor Halkların İklim Zirvesi, COP31 sürecinin ötesinde iklim adaleti, yaşam alanlarının korunması ve ekolojik yıkıma karşı ortak mücadele başlıklarıyla örgütleniyor. İstanbul buluşmasında 90’dan fazla katılımcıyla Halkların İklim Zirvesi İstanbul Meclisi kuruldu; süreç, 14-18 Kasım’da Antalya’da düzenlenecek Halkların İklim Zirvesi’ne doğru yerel buluşmalarla büyütülüyor. Giresun buluşması, Karadeniz’de maden projelerine karşı gelişen çevre mücadelelerini iklim adaleti gündemiyle birleştiriyor. Program, Perşembe Yaylası’ndan Çatalağaç Deresi’ne, Sekü köyünden bölgesel dayanışma hattına uzanan çevre itirazını görünür kılıyor.

KÖMÜR, FOSİL YAKITLAR VE NÜKLEER TARTIŞMASI BÜYÜYOR Haber

KÖMÜR, FOSİL YAKITLAR VE NÜKLEER TARTIŞMASI BÜYÜYOR

COP31 ÖNCESİ İKLİM GÜNDEMİ SERTLEŞTİ: KÖMÜR, FOSİL YAKITLAR VE NÜKLEER TARTIŞMASI BÜYÜYOR İklim Ağı’nın Türkiye’ye COP31 öncesi yaptığı “kömürü zirvede bırak” çağrısı, Alpu Termik Santralı kararında çıkan yeni hukuk zaferi, nükleer enerjiye yönelik eleştiriler ve iklim risklerine dair küresel hazırlıksızlık uyarısı, iklim gündemini yeniden sertleştirdi. Yeşil dönüşüm tartışmaları artık yalnızca çevre değil, doğrudan enerji, tarım ve kalkınma politikalarının merkezine yerleşmiş durumda. Türkiye ve dünyada iklim politikalarına ilişkin tartışmalar, son günlerde peş peşe gelen açıklamalar, yargı kararları ve bilimsel uyarılarla yeniden hız kazandı. Özellikle Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği ve başkanlığı sürecine ilişkin yapılan değerlendirmeler, ülkenin iklim politikasında nasıl bir yol haritası izleyeceği sorusunu daha görünür hale getirdi. İklim alanında çalışan 16 sivil toplum kuruluşundan oluşan İklim Ağı, düzenlediği basın toplantısında Türkiye’nin COP31 sürecinde yalnızca teknik bir ev sahibi değil, aynı zamanda güçlü bir siyasi yön belirleyici olması gerektiğini vurguladı. Ağ temsilcileri, Türkiye’nin iklim zirvesine liderlik edecekse bunu önce kendi enerji politikalarında göstermesi gerektiğini belirterek, emisyon azaltımının en kritik adımının adil enerji geçişi çerçevesinde kömürden çıkış iradesi olduğunu ifade etti. İklim Ağı’na göre Türkiye’nin COP31’de üstleneceği rol, yalnızca diplomatik bir organizasyon başarısıyla sınırlı kalmamalı. Katılımcı ve demokratik iklim yönetişimi, iklim adaleti, fosil yakıtlardan çıkışta net siyasi irade ve süreçte şeffaflık ile hesap verebilirlik ilkeleri, Türkiye’nin bu dönemde ortaya koyması beklenen temel başlıklar arasında gösterildi. 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31’in, bu yönüyle yalnızca bir zirve değil, fosil yakıtlardan uzaklaşma konusunda somut yol haritalarının tartışılacağı kritik bir dönüm noktası olması bekleniyor. Türkiye’nin başkanlık ve ev sahipliği rolünü üstleneceği, Avustralya’nın ise müzakereleri yöneteceği bu modelin COP tarihinde ilk kez uygulanacak olması da zirveye ayrı bir önem kazandırıyor. İklim gündemindeki bir diğer dikkat çekici gelişme ise Eskişehir’deki Alpu Termik Santralı projesine ilişkin yargı sürecinde yaşandı. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin açtığı davada Bursa Bölge İdare Mahkemesi, verimli tarım arazilerinin enerji üretim alanı olarak kullanılmasına izin veren işlemleri iptal etti. Karar, yalnızca bir enerji yatırımı tartışması olarak değil, tarım alanlarının korunması ve kamu yararı açısından da önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirildi. Öte yandan Türkiye’nin nükleer enerji hedefleri de yeniden tartışma konusu oldu. Elektrik üretiminde nükleerin payını artırmayı planlayan Türkiye, 2050’ye kadar 20 GW nükleer kapasite hedefliyor. Ancak nükleer politika uzmanı Dr. M. V. Ramana, nükleer enerjinin yüksek maliyetler ve uzun inşaat süreleri nedeniyle iklim krizine gerçekçi bir çözüm sunmadığını savundu. Ramana, özellikle son yıllarda öne çıkarılan Küçük Modüler Reaktörler için dile getirilen daha ucuz, daha hızlı ve daha güvenli olacağı yönündeki iddiaların somut verilerle desteklenmediğini belirtti. Bilim dünyasından gelen son uyarılar da tabloyu ağırlaştırdı. Nature dergisinde yayımlanan bir çalışmada uzmanlar, dünya genelinde iklim değişikliğinin doğuracağı riskleri yetkili ve güncel biçimde ortaya koyan, uluslararası düzeyde koordine edilmiş zorunlu bir küresel risk değerlendirmesinin hâlâ bulunmadığına dikkat çekti. Araştırmacılar, bu eksikliğin hükümetlerin tehdidin gerçek boyutunu küçümsemesine, kaynakları yanlış önceliklendirmesine ve yetersiz önleyici politikalar geliştirmesine yol açabileceği uyarısında bulundu. Tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, iklim krizinin artık yalnızca çevresel bir başlık olmadığı bir kez daha ortaya çıkıyor. Enerji yatırımlarından tarım arazilerine, uluslararası diplomasiden yerel hukuk mücadelelerine kadar uzanan bu geniş alanda, Türkiye’nin COP31 öncesi vereceği mesajların hem içeride hem dışarıda dikkatle izleneceği görülüyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.