Hava Durumu

#Çocuk Sağlığı

giresunsonhaber - Çocuk Sağlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Çocuk Sağlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Soğuk hava değil, kapalı alanlar hasta ediyor Haber

Soğuk hava değil, kapalı alanlar hasta ediyor

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Çiğdem Kurt, sonbaharda artan solunum yolu enfeksiyonlarına karşı; el hijyeni, ortam havalandırması, sağlıklı beslenme, uyku, düzenli aşı takvimi ve hasta çocukların evde dinlendirilmesi gibi 6 temel önlemin önemini vurguladı. İSTANBUL (İGFA) - Sonbaharla birlikte sadece havalar değil, çocukların günlük yaşamı da değişiyor. Kapalı ve kalabalık ortamlarda geçirilen sürenin artması ile ortak kullanılan alanlar, özellikle solunum yolu enfeksiyonlarının daha kolay yayılmasına zemin hazırlıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Çiğdem Kurt, bu dönemde çocuklarda burun akıntısı, burun tıkanıklığı, öksürük, boğaz ağrısı, ateş, halsizlik ve iştahsızlık gibi yakınmaları daha sık görüldüğüne dikkati çekerk, "Influenza, RSV ve diğer solunum yolu virüsleri benzer belirtilerle başlayabiliyor; özellikle küçük çocuklarda hastalığın seyri yaşa ve eşlik eden risk faktörlerine göre değişebiliyor” diyerek çocukları enfeksiyonlardan korumanın yollarına ilişkin önerilerde bulundu. Dr. Kurt, el hijyenini alışkanlığa dönüştürmenin önemine vurgu yaptı. En temel önlemlerden birinin, ‘doğru zamanda, doğru el hijyeni’ sağlamak olduğunu vurgulayan Dr. Çiğdem Kurt, "Çocuklara özellikle eve geldiklerinde, yemeklerden önce, tuvaletten sonra ve burunlarını silme, öksürme, hapşırma durumunda ellerini yıkama alışkanlığı kazandırılmalıdır. Sabun ve suyla yaklaşık 20 saniye el yıkamak yeterlidir. Su ve sabunun bulunmadığı, bazı zorunlu durumlarda en az yüzde 60 alkol içeren el antiseptikleri kullanılabilir ancak küçük çocuklarda yetişkin gözetiminde kullanılmalıdır" dedi. KAPALI ALANLARI DÜZENLİ HAVALANDIRMAK Enfeksiyonlardan korunmada, özellikle sınıfların ve evlerin uygun aralıklarla havalandırılması, mümkün olduğunda açık havada zaman geçirilmesi çok önemli olduğunu belirten Dr. Kurt, "Soğuk hava çocuğu ‘hasta eden’ unsur değildir. Aksine, sonbahar ve kış aylarında insanların daha fazla kapalı alanlarda ve birbirleriyle yakın zaman geçirmesi bulaşmayı kolaylaştırır. Çocuğun ateşi, kusma, ishal gibi bulaştırıcılığı artırabilecek belirtileri varsa ya da genel durumu giderek kötüleşiyorsa evde dinlendirilmesi hem kendi iyileşmesi hem de diğer çocukların korunması açısından oldukça önemlidir" diye konuştu. BESLENME, UYKU VE FİZİKSEL AKTİVİTESİNE DİKKAT ETMEK Bu arada enfeksiyon mevsimi başladığında ailelerin en çok “Bağışıklığını güçlendirmek için ne verebilirim?” sorusunu yönelttiklerini belirten Dr. Kurt, şunları kaydetti: “Çocuğun yaşına uygun ve dengeli beslenmesi, yeterli uyuması, düzenli fiziksel aktivite yapması ve günlük yaşamında açık havaya yer verilmesi genel sağlığın temelidir. Eksiklik saptanmadan gelişigüzel vitamin ve mineral takviyesi kullanmak yerine çocuğun beslenme düzeninin ve bireysel gereksinimlerinin değerlendirilmesi doğru yaklaşımdır. Burada hedef ‘hiç hastalanmayan çocuk’ yaratmak değil, hastalıklarla baş edebilecek sağlıklı bir çocukluk zemini oluşturmaktır.”

Çocuklarda Belirtisi Ateş Olan 3 Hastalık Haber

Çocuklarda Belirtisi Ateş Olan 3 Hastalık

Mevsim geçişlerine bağlı hava değişimleri, çocukların sağlık durumunu farklı şekillerde etkileyerek çeşitli hastalıklara yol açabiliyor. Özellikle sıcak ve soğuk dengesinin hızla değiştiği sonbahar ayları, solunum yolu enfeksiyonlarının yayılması için uygun bir ortam oluşturuyor. Sıcaklık ve nem oranlarındaki dalgalanmalar, okul çağındaki çocukların virüs taşıma riskini artırarak mevsimsel rahatsızlıkların çoğalmasına neden oluyor. Bu süreçte ateş, hastalığın erken habercisi olarak gerekli önlemlerin alınmasına yardımcı oluyor. Ebeveynlerin, tıbbi müdahalenin ne zaman gerekli olduğu konusundaki belirtileri dikkatle takip etmesi büyük önem taşıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Ufuk Ertural, sonbahar döneminde çocuklarda sıkça görülen hastalıklar hakkında değerli bilgiler paylaştı. Çocuklar daha hassas Bağışıklık sistemleri henüz gelişim sürecinde olan çocuklar; okul, kreş ve oyun parkları gibi alanlarda akranlarıyla yoğun temas kurdukları için enfeksiyonlara karşı yetişkinlerden daha savunmasız durumdadırlar. Mevsimsel virüslerle sık karşılaşmak bu yaş grubu için olağan bir durumdur. Ancak yaygın hastalıklar hakkında bilgi sahibi olmak, belirtileri doğru analiz etmek ve ne zaman bir uzmana başvurulacağını bilmek anne ve babaların temel sorumlulukları arasındadır. Kronik rahatsızlığı olanlar dikkat etmeli Okulların açılmasıyla birlikte kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması ve havaların soğuması; çocuklarda solunum yolu, mide ve boğaz enfeksiyonlarının görülme sıklığını artırıyor. Bazı enfeksiyonlar hafif seyrederek destekleyici bakımlarla kolayca atlatılabilirken; bebeklerin, kronik hastalığı bulunanların ve kalıcı semptom gösteren çocukların hastane ortamında gözlemlenmesi gerekmektedir. Ateş, bağışıklık sisteminin verdiği bir tepkidir Birçok ebeveyn ancak çocuklarında ateş yükseldiğinde harekete geçmektedir. Oysa ateş tek başına bir hastalık değil, bağışıklık sisteminin enfeksiyona karşı geliştirdiği doğal bir savunma mekanizmasıdır. Çocuklarda oldukça sık rastlanan bir semptom olan ateşin birçok farklı sebebi olabilir. Ancak küçük çocuklarda bir türlü düşmeyen ateşin, ciddi bir durumun habercisi olabileceği unutulmamalıdır. Çocuklarda ateşin yaygın nedenleri şunlardır: Viral solunum yolu enfeksiyonları, Grip ve benzeri rahatsızlıklar, Mide enfeksiyonları, Diğer bakteriyel veya viral kaynaklı enfeksiyonlar 1. Soğuk algınlığı (nezle) ve viral solunum yolu enfeksiyonları Çocukluk döneminin en yaygın rahatsızlıkları arasında yer alan solunum yolu enfeksiyonları; damlacık yoluyla, kirli yüzeylerle veya yakın temasla bulaşmaktadır. Dinlenme, yeterli sıvı alımı ve destekleyici tedavilerle hastalık ilerlemeden kontrol altına alınabilir. En belirgin belirtileri şunlardır: Burun akıntısı, hapşırma, öksürük, hafif ateş, halsizlik, boğaz ağrısı ve iştah kaybı Semptomlarını net şekilde ifade edemeyen küçük çocukların, anne ve babaları tarafından çok daha yakından izlenmesi gerekmektedir. 2. Grip ve grip benzeri hastalıklar Grip virüslerinin yol açtığı solunum yolu enfeksiyonları, özellikle küçük çocuklarda ve ek sağlık sorunları bulunanlarda yüksek komplikasyon riski taşır. Tablo ağırlaşabileceği gibi beklenmedik sağlık sorunları da gelişebilir. Genellikle şu belirtiler görülür: Yüksek ateş, titreme, kas ağrıları, öksürük, boğaz ağrısı, bitkinlik ve iştahsızlık Düzenli aşılama, bu riskli komplikasyonların azaltılmasında etkili bir rol oynar. 3. Mide enfeksiyonları ve gastroenterit Mevsimsel geçişler mide enfeksiyonlarının artışını da beraberinde getirir. Gastroenterit durumunda çocuklarda kusma, ishal, karın ağrısı, iştah kaybı ve ateş görülebilir. Bu süreçteki en büyük risk, kusma ve ishal nedeniyle meydana gelen aşırı sıvı kaybıdır (dehidratasyon). Vücudun ciddi oranda sıvı kaybetmesi durumunda acil tıbbi müdahale şarttır. Doktora ne zaman başvurulmalı? Gün boyu dalgalanan veya düşmeyen ateş varsa, çocuk her zamankinden daha hareketsizse, sıvı alımını reddediyorsa, nefes almakta zorlanıyorsa veya yüksek ateş düşürülemiyorsa vakit kaybetmeden bir hekime başvurulmalıdır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sonbaharda çocuklar için vitamin uyarısı Haber

Sonbaharda çocuklar için vitamin uyarısı

Bağışıklık için bilinçsiz takviye kullanımına karşı uyaran uzmanlar, doğru beslenme ve doktor kontrolünün önemine dikkat çekti. İSTANBUL (İGFA) - Sonbaharda ani hava değişimleri, sağanak yağış, fırtına ve sıcaklık dalgalanmaları çocuklarda hastalık riskini artırırken, okulların açılmasıyla birlikte kapalı ve kalabalık ortamlarda geçirilen sürenin de enfeksiyonları kolaylaştırdığı belirtiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Miraç Ergen, çocuklarda vitamin eksikliğinin yaygın olduğuna dikkat çekerek, takviyelerin mutlaka doktor önerisiyle ve doğru dozda kullanılması gerektiğini vurguladı. Ergen, gelişigüzel kullanılan vitaminlerin özellikle karaciğer başta olmak üzere sağlığa zarar verebileceğini söyledi. “ÖNCE KAN TETKİKİ, SONRA TEDAVİ” Dr. Ergen, vitamin eksikliğinin yalnızca büyümeyi olumsuz etkilemediğini, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu üzerinden okul başarısını da düşürebildiğini belirtti. Ailelere, internetten ya da çevreden duyulan ürünler yerine önce çocuk hekimine başvurmaları ve eksikliklerin kan tahliliyle belirlenmesi çağrısında bulundu. 4 ÖNEMLİ ÖNERİ Dr. Ergen, çocuklarda vitamin ve mineral eksikliğine karşı şu önerileri sıraladı: 1. Besin çeşitliliğine özen gösterin Çocukların ihtiyaç duyduğu vitamin ve minerallerin büyük kısmının dengeli beslenmeyle alınabileceğini belirten Ergen; yumurta, et, tavuk, balık, süt ürünleri, kuru baklagiller, sebze ve meyvelerin sofrada düzenli yer alması gerektiğini söyledi. 2. D vitamini değerlerini kontrol ettirin Türkiye’de çocukların önemli bir kısmında D vitamini eksikliği görüldüğünü belirten Ergen, D vitamininin yalnızca besinlerden karşılanmasının zor olduğunu ifade etti. Bebeklik ve çocukluk döneminde D vitamini kullanımının doktor önerisiyle yapılması gerektiğini, gereksiz yüksek doz kullanımının ise risk oluşturduğunu aktardı. 3. Demirden zengin besinleri ihmal etmeyin Çocukluk çağında sık görülen demir eksikliğinin, halsizlik, solukluk, çabuk yorulma ve iştahsızlığa yol açabildiğini söyleyen Ergen, kırmızı et, yumurta ve kuru baklagillerin düzenli tüketilmesini önerdi. Demir içeren öğünlerin C vitaminiyle birlikte verilmesinin emilimi artırabileceğini de belirtti. 4. Haftada iki gün balık tüketin Dr. Ergen, çocukların haftada iki gün balık tüketmesinin beyin, göz gelişimi ve bağışıklık sistemi açısından önemli olduğunu vurguladı. Somon, sardalya ve hamsi gibi düşük cıvalı balıkların tercih edilebileceğini söyleyen Ergen, balık tüketilemediği durumlarda balık yağı desteğinin ancak doktorla değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Uzmanlar, özellikle sonbahar aylarında bağışıklığı güçlendirmek için rastgele takviye kullanımından kaçınılması, doğru beslenme ve düzenli çocuk hekimi kontrolünün önceliklendirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Okul kantinlerinde sağlıklı seçenekler cazip hale getirilmeli! Haber

Okul kantinlerinde sağlıklı seçenekler cazip hale getirilmeli!

Okul kantinlerinde satılacak gıdalara ilişkin güncellenen kriterleri değerlendiren Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, çocuklukta kazanılan beslenme alışkanlıklarının yetişkinlik ve yaşlılık dönemlerini de etkilediğini söyledi. İSTANBUL (İGFA) - Üsküdar Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, okul kantinlerinde satılacak gıdalara ilişkin güncellenen kriterleri, çocuklara sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırılması ve kantin ürünlerine ekonomik erişim konularını değerlendirdi. “Beslenme davranışı yetişkinlikte birdenbire oluşmuyor” Okul kantinlerine yönelik düzenlemelerin çocukların bugünkü sağlığının yanı sıra gelecekteki beslenme alışkanlıkları açısından da önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Müge Arslan, “Beslenme davranışı yetişkinlikte birdenbire oluşan bir davranış değildir. Porsiyon kontrolü, besin tercihleri ve hangi besinlerin günlük yaşamda öncelikli hale getirileceği çocukluk ve ergenlik döneminde şekillenir. Beslenme davranışı bu süreçte oluşur.” dedi. Çocukluk döneminde atılan adımların yaşamın ilerleyen yıllarına da yansıdığını vurgulayan Prof. Dr. Arslan, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının erken yaşlarda desteklenmesi gerektiğini kaydetti. Çocuklukta kazanılan alışkanlıklar gelecekteki sağlığı da etkiliyor Çocukluk çağı obezitesine dikkat çeken Prof. Dr. Müge Arslan, okul ortamında sağlıklı besin seçeneklerinin sunulmasının uzun vadeli bir koruyucu sağlık yaklaşımı olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Prof. Dr. Arslan, “Çocukluk çağında atılan bu adım hem çocuk sağlığı açısından hem de ileride yetişkinlik ve yaşlılık süreçlerinde sağlıksız beslenmeye paralel oluşabilecek, başta obezite olmak üzere kardiyovasküler hastalıklar, diyabet ve hipertansiyon gibi pek çok sağlık sorununa karşı koruyucu bir uygulamadır. Bu nedenle çok yönlü değerlendirilmesi gerekir.” dedi. Amaç, sağlıklı besin tercihine yönelik farkındalık kazandırma Sağlıklı tercihlerin gerekçelerinin anlatılmasının önemine işaret eden Prof. Dr. Müge Arslan, “Aslında uygulamadaki amaç yasak değil, çocuğun sağlıklı besin tercihine yönelebilme farkındalığını artırmak. Bu çok önemli.” diye konuştu. Gıdaların değerlendirilmesinde içeriklerinin önem taşıdığını ifade eden Prof. Dr. Arslan; şeker, tuz ve doymuş yağ miktarları ile lif, protein ve meyve içeriğinin dikkate alınması gereken unsurlar arasında yer aldığını söyledi. Sağlıklı seçenekler çocuklar için cazip hale getirilmeli Kantinlerde sunulan alternatiflerin çocukların severek tercih edebileceği biçimde hazırlanması gerektiğini belirten Prof. Dr. Müge Arslan, alışılmış ürünlerin içerik ve hazırlanma yöntemlerinin değiştirilebileceğini anlattı. Prof. Dr. Arslan, şu önerilerde bulundu: “Çocuklara verilen besinlerin daha albenili, cazip hale getirilmesi lazım. Yine tost ya da poğaça olabilir ama bunların sağlıklı yöntemlerle yapılması gerekiyor. Beyaz un yerine tam tahıllı un kullanılabilir. İçerisine koyulan yağ açısından da katı yağlar yerine zeytinyağı ile yapılan ürünler tercih edilebilir.” Hamburger gibi çocukların ilgi gösterdiği ürünlerde de ekmek seçiminin ve pişirme yönteminin gözden geçirilebileceğini dile getiren Prof. Dr. Arslan, sağlıklı alternatifler oluşturulurken çocukların tercih ve beklentilerinin de dikkate alınması gerektiğini ifade etti. Gazlı içecekler yerine ayran ve kefir sunulabilir İçecek seçeneklerinin de sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırılmasında önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Müge Arslan, “Kolalı, gazlı içecekler yerine ayran ve kefir olabilir.” dedi. Yiyeceklerin hazırlanmasında kullanılan yöntemlerin değiştirilmesiyle de alternatifler oluşturulabileceğini belirten Prof. Dr. Arslan, şöyle devam etti: “Derin yağda kızartma yerine baharatlandırılarak fırınlanmış patates sunulabilir. Köfteleri, hamburger köftesini yağda kızartmak yerine yine fırınlayarak sunum yapılabilir. Bunlar çocuklar için daha sağlıklı seçenekler oluyor.” “Gıdaya eşit erişimin sağlanması çok önemli” Kantin fiyatlarını da değerlendiren Prof. Dr. Müge Arslan, sağlıklı ürünlerin sunulmasının yanında çocukların bu ürünleri satın alabilmesinin de önem taşıdığını vurguladı. Prof. Dr. Arslan, “Özellikle çocukların erişebileceği ürünlerin biraz daha düşük fiyatlı olmasını tercih ederim. Çünkü gıdaya eşit erişimin sağlanması çok önemli.” ifadelerini kullandı. Ailelerin ekonomik koşullarının farklı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Arslan, evde sağlıklı besin hazırlama ve çocuğa sunma imkânlarının sınırlı kaldığı durumlarda okulun bu açığı kapatması gerektiğini söyledi. Kantin fiyatlarında çocukların erişimi gözetilmeli Prof. Dr. Müge Arslan, her ailenin kantinde satılan ürünleri karşılayamayabileceğini belirterek, “Besine eşit erişimin sağlanması gerekiyor, bu çok önemli. Besinlerin her çocuk için eşit erişimi sağlayacak ücretlerde olması lazım. Enflasyon yükseliyor olabilir ama okullarda fiyat uygulaması açısından farklı bir yaklaşım düşünülmeli.” şeklinde sözlerini tamamladı.

Bir kız çocuğu babanın ömrünü uzatabilir mi? Haber

Bir kız çocuğu babanın ömrünü uzatabilir mi?

Her kız çocuğu için babanın yaşam süresi ortalama 74 hafta uzuyor. İSTANBUL (İGFA) - Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nil Sarıçiçek, 2006 yılında yayımlanan dikkat çekici bir araştırmada, Polonya’daki bir kırsal popülasyonda kız çocuklarının sayısı ile babaların yaşam süresi arasında pozitif bir ilişki bulunduğunu belirtti. Araştırmacılar, her kız çocuğu için babanın yaşam süresinin ortalama 74 hafta daha uzun olduğunu bildirdi. Annelerde ise hem kız hem erkek çocuk sayısındaki artış yaşam süresiyle ters yönde ilişkiliydi. Bu sonuç elbette “Kız çocuğu babasının ömrünü uzatır” demek için yeterli değil. Nitekim daha sonraki, çok daha büyük nüfus çalışmalarında bu ilişkinin aynı şekilde doğrulanmadığını görüyoruz. PEKİ O ZAMAN NEDEN BU ARAŞTIRMAYI KONUŞUYORUZ? Çocuklarımız yalnızca kendi geleceklerini mi şekillendiriyor, yoksa ailelerinin ve hatta gelecek nesillerin sağlıklarını da etkiliyor olabilir mi? Fonksiyonel tıp uygulaması yapan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nil Sarıçiçek; Uzun ve sağlıklı yaşamın temellerinin çocuklukta atıldığını ve pek çok farklı parametrenin bunda etken olduğunu belirtiyor. Uyku… Beslenme… Fiziksel aktivite… Bağırsak mikrobiyotası… Metabolik sağlık… Stres yanıtı… Duygusal regülasyon… Sosyal ilişkiler… Çevresel maruziyetler… Hatta bazı araştırmalar, ebeveynlerin yaşam süresi ile çocukların ileri yaşlara ulaşma olasılığı arasında kuşaklar arası bir ilişki olduğunu ve psikolojik dayanıklılığın da nesiller boyunca aktarılabilen özelliklerden biri olabileceğini düşündürüyor. Yani çocuğun geleceği yalnızca genetik bir miras değil. Bir yaşam mirası. Peki kız çocukları neden babalarla ilişkilendiriliyor? Kız çocuklarının erişkinlikte ebeveynleriyle daha fazla duygusal ve kişilerarası destek ilişkisi kurabileceğini öne süren araştırmalar var. Çin ve Tayvan’da yapılan çalışmalarda, erkek çocukların geleneksel olarak yaşlı ebeveynlere daha fazla destek vermesi beklenmesine rağmen bu durumun ebeveyn mortalitesinde belirgin bir koruyucu etki yaratmadığı; bazı bağlamlarda kız çocuklarının duygusal ve kişilerarası desteklerinin daha faydalı olabileceği tartışılmıştır. BİR BAŞKA ÇARPICI BULGU: ERKEK ÇOCUK VE MATERNAL SAĞLIK 2017 yılında Norveç’te yüz binlerce anne ve baba üzerinde yapılan büyük bir kayıt çalışmasında, erkek çocuk sayısındaki artışın annelerde özellikle kardiyovasküler mortalite ile ilişkili olduğu bildirildi. Aynı çalışmada babalarda çocukların cinsiyeti ile kardiyovasküler mortalite arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Dr. Nil Sarıçiçek bu verilerin “erkek çocuk annesinin ömrünü kısaltır” gibi basit bir sonuç çıkarmak için değil; çocuk cinsiyeti, gebelik, maternal fizyoloji ve uzun dönem sağlık arasındaki karmaşık ilişkiyi araştırmaya devam etmemiz gerektiğini gösterdiğini belirtti.

ORDU’DA TARİHİ GÜN: ŞEHİR HASTANESİ HASTA KABULÜNE BAŞLADI Haber

ORDU’DA TARİHİ GÜN: ŞEHİR HASTANESİ HASTA KABULÜNE BAŞLADI

ORDU’DA TARİHİ GÜN: ŞEHİR HASTANESİ HASTA KABULÜNE BAŞLADI 1.200 YATAKLI DEV SAĞLIK YATIRIMINDA İLK HASTALAR KAYIT YAPTIRDI Ordu’nun uzun yıllardır beklediği Şehir Hastanesi 19 Eylül 2026 Cumartesi günü hasta kabulüne başladı. 1.200 yatak kapasitesi, 40 ameliyathane, yüzlerce yoğun bakım ve poliklinik alanı, onkoloji, kemoterapi, kadın-doğum, çocuk, tüp bebek ve ileri tedavi birimleriyle hizmet verecek hastanenin 2026 Kamu Yatırım Programı’ndaki toplam proje tutarı 23 milyar lirayı aşıyor. Mart 2021’de başlayan fiilî yapım süreci yaklaşık 5,5 yılın ardından sağlık hizmetine dönüştü. Ordu Üniversitesi Cumhuriyet Yerleşkesi içerisinde inşa edilen Ordu Şehir Hastanesinde 19 Eylül sabahı ilk hasta kayıtlarının açılmasıyla kent sağlık hizmetlerinde yeni bir dönem başladı. İlk gün Ordu Valisi Muammer Erol, Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler ve Ordu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Orhan Baş hastanede kayıt yaptırıp kan verdi. Üç isim Ordu Şehir Hastanesinin ilk hastaları arasında yer aldı. İlk muayeneleri ise Ordu Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Aygün tarafından gerçekleştirildi. İl Sağlık Müdürü Dr. Emrah Çelenk de hastanenin kapasitesi, sağlık birimleri ve kademeli hizmete geçiş programı hakkında bilgi verdi. PROJEDEN HASTA KABULÜNE UZANAN YOL Ordu Şehir Hastanesinin proje hazırlıkları 2017 yılına kadar uzanıyor. Fiilî inşaat süreci ise Mart 2021’de başladı. Yaklaşık beş buçuk yıl süren yapım, donanım, altyapı ve hizmete geçiş çalışmalarının ardından hastane 19 Eylül 2026 tarihinde ilk hastalarını kabul etti. Böylece proje hazırlığından hizmete girişe kadar yaklaşık dokuz yıllık, fiilî inşaattan hasta kabulüne kadar ise yaklaşık 5 yıl 6 aylık süreç tamamlanmış oldu. 1.200 YATAKLA HİZMETE BAŞLADI Ordu Şehir Hastanesi başlangıçtaki proje kapasitesinin üzerine çıkarılarak 1.200 yataklı büyük bir sağlık kompleksine dönüştürüldü. Ordu Büyükşehir Belediyesi ve sağlık yetkililerinin açıkladığı son verilere göre hastanede; 1.200 yatak, 40 ameliyathane, 13 doğum salonu, 2 suda doğum ünitesi ve 55 kemoterapi ünitesi bulunuyor. Ordu Valiliğinin Ağustos ayında yayımladığı bilgilendirmede ise hastanenin 281 yoğun bakım yatağı, 386 poliklinik, tüp bebek merkezi, helikopter pisti, kreş ve yaklaşık 2 bin araçlık kapalı otoparka sahip olduğu açıklandı. İl Sağlık Müdürü Emrah Çelenk’in 17 Eylül’de verdiği son bilgilerde ise 280 yoğun bakım yatağı ve 263 poliklinik odası rakamları paylaşıldı. Açıklamalardaki farklılığın poliklinik ile poliklinik odasının farklı tanımlanmasından kaynaklanabileceği değerlendiriliyor; nihai aktif kapasitenin kademeli geçiş tamamlandıkça netleşmesi bekleniyor. İLERİ SAĞLIK HİZMETLERİ AYNI KAMPÜSTE TOPLANACAK Hastane yalnızca yatak kapasitesiyle değil, farklı uzmanlık alanlarını aynı sağlık kompleksinde bir araya getirmesiyle de dikkat çekiyor. Komplekste onkoloji ve kemoterapi, hemodiyaliz, fizik tedavi ve rehabilitasyon, kadın hastalıkları ve doğum, çocuk sağlığı ve hastalıkları, çocuk cerrahisi, çocuk psikiyatrisi, palyatif bakım ve tüp bebek hizmetleri gibi çok sayıda bölümün hizmet vermesi planlanıyor. Yüksek yoğun bakım ve ameliyathane kapasitesiyle birlikte hastanenin ileri tetkik ve tedavi gerektiren vakalarda Ordu dışına yapılan bazı sevklerin azaltılmasına katkı sağlaması hedefleniyor. 23 MİLYAR LİRAYI AŞAN DEV SAĞLIK YATIRIMI Ordu Şehir Hastanesi, yatırım büyüklüğü açısından da Ordu’nun en büyük kamu projeleri arasında bulunuyor. 2026 Kamu Yatırım Programı verilerine dayanan yayımlanmış rakamlara göre hastanenin toplam proje tutarı 23 milyar 46 milyon 700 bin TL olarak kayda geçti. 2025 yılı sonuna kadar proje için 19 milyar 913 milyon 700 bin TL kaynak kullanıldığı, 2026 yılı programında ise hastanenin tamamlanması için 3 milyar 133 milyon TL ödenek ayrıldığı bildirildi. Bu tutar tek bir yapım ihalesinin bedelini değil, Kamu Yatırım Programında yer alan hastanenin toplam proje büyüklüğünü ifade ediyor. 308 DÖNÜMLÜK DEV SAĞLIK KAMPÜSÜ Ordu Üniversitesi Cumhuriyet Yerleşkesiyle aynı bölgede bulunan sağlık kompleksi yaklaşık 308 dönümlük alan üzerinde yükseliyor. Hastane binasının yüz binlerce metrekarelik kapalı alanıyla yalnızca tedavi hizmeti veren klasik bir hastaneden çok, sağlık hizmetleri, tıp eğitimi ve bilimsel çalışmaların birlikte yürütülmesi hedeflenen büyük bir sağlık kampüsü şeklinde planlandığı belirtiliyor. GÜLER: “SADECE ORDU’YA DEĞİL BÖLGEYE DE HİZMET EDECEK” Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler, hastanenin hizmete başladığı gün kayıt yaptırıp tansiyon ölçümü ve kan tahlili yaptırdı. Güler, yaptığı açıklamada hastanenin Ordu için önemli bir yatırım olduğunu belirterek tesisin yalnızca kente değil çevre illere de hizmet vermesinin hedeflendiğini söyledi. Başkan Güler, hastanenin 1.200 yatak kapasitesine sahip olduğunu, ihtiyaç halinde 1.500 yatağa kadar çıkabilecek şekilde planlandığını belirterek tesisin sağlık hizmetinin yanında bilimsel çalışmalar açısından da önemli olacağını ifade etti. Güler şunları söyledi: “Ordu hakikaten harikulade bir yatırıma kavuştu. Sadece tam teşekküllü bir hastane değil, aynı zamanda bir bilim yuvası.” Güler ayrıca hastanenin ulaşım, otopark ve çevre düzenlemeleriyle birlikte hizmete girmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sağlık Bakanlığı ve projede emeği geçenlere teşekkür etti. VALİ EROL: “ŞEHRİMİZİN ÖZLEMLE BEKLEDİĞİ HASTANE” Ordu Valisi Muammer Erol da 19 Eylül’ün Ordu açısından iki yönlü önem taşıdığına dikkat çekti. 19 Eylül’ün aynı zamanda Mustafa Kemal Atatürk’ün Ordu’ya gelişinin yıl dönümü olduğunu belirten Erol, kentin uzun süredir beklediği hastanenin aynı tarihte hizmet vermeye başlamasını anlamlı bulduğunu söyledi. Vali Erol, hastanenin resmî açılış töreninin daha sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Sağlık Bakanı’nın katılımıyla yapılmasının planlandığını açıkladı. Kesin tören tarihi henüz duyurulmadı. Erol ayrıca bugüne kadar Ordu’da sağlık hizmetlerini sürdüren sağlık çalışanlarına teşekkür ederek yeni hastanenin çalışanlar ve vatandaşlar için hayırlı olması dileğinde bulundu. REKTÖR BAŞ: ÜNİVERSİTEYLE ENTEGRE ÇALIŞACAK Ordu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Orhan Baş ise hastanenin Ordu Üniversitesi kampüsüyle bütünleşik yapısına dikkat çekti. Baş, Tıp Fakültesi ve Diş Hekimliği Fakültesinin hastaneyle ortak çalışmasının hem sağlık hizmetlerinin niteliğine hem de eğitim ve bilimsel araştırmalara katkı sağlayacağını söyledi. Rektör Baş, kampüs ile şehir hastanesinin bütünleşik yapısını Türkiye açısından önemli bir model olarak değerlendirdi. Bu değerlendirme Rektör Baş’ın kendi açıklaması olarak kamuoyuna yansıdı. BÜTÜN BİRİMLER KADEMELİ OLARAK DEVREYE GİRECEK 19 Eylül’de hasta kabulünün başlamasıyla birlikte hastanedeki bütün bölümlerin aynı gün devreye alınması yerine kademeli geçiş modeli uygulanıyor. İl Sağlık Müdürü Dr. Emrah Çelenk’in açıkladığı programa göre 21 Eylül’de Fizik Tedavi, Fizyoterapi, Hemodiyaliz, Kemoterapi ve Onkoloji poliklinikleri yeni hastanede hizmet vermeye başlayacak. 26 Eylül’de Çocuk Acil, Kadın Doğum Acil ve Palyatif Servis, 28 Eylül’de ise Kadın Hastalıkları ve Doğum, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Çocuk Cerrahisi ile Çocuk Psikiyatrisi poliklinikleri devreye alınacak. Sağlık Müdürlüğü, özellikle geçiş döneminde vatandaşların acil başvurular ve taşınan birimler konusunda kurumun resmî açıklamalarını takip etmelerini istedi. RAKAMLARLA ORDU ŞEHİR HASTANESİ Başlık Kapasite / Bilgi Yatak kapasitesi 1.200 Potansiyel kapasite 1.500 yatağa kadar Ameliyathane 40 Yoğun bakım Yaklaşık 280–281 yatak Doğum salonu 13 Suda doğum ünitesi 2 Kemoterapi ünitesi 55 Poliklinik Valilik açıklamasında 386 Tüp bebek merkezi Var Helikopter pisti Var Kreş Var Kapalı otopark Yaklaşık 2.000 araç Arazi Yaklaşık 308 dönüm Fiilî yapım süresi Yaklaşık 5,5 yıl Hasta kabulü 19 Eylül 2026 2026 programındaki toplam proje tutarı 23 milyar 46,7 milyon TL Kapasite verileri Ordu Valiliği, Ordu Büyükşehir Belediyesi ve İl Sağlık Müdürlüğünün farklı tarihlerde yayımladığı açıklamalardan derlenmiştir. ORDU’DA SAĞLIKTA YENİ BİR DÖNEM Ordu Şehir Hastanesinin faaliyete geçmesiyle kentte yıllardır sürdürülen büyük sağlık yatırımı artık vatandaşların doğrudan hizmet aldığı bir tesise dönüştü. 1.200 yatak kapasitesi, yüksek yoğun bakım ve ameliyathane gücü, onkoloji ve kemoterapi hizmetleri, kadın-doğum ve çocuk birimleri, tüp bebek merkezi ve üniversiteyle bütünleşik yapısıyla hastanenin Ordu’nun yanı sıra çevre illere de hizmet verecek bölgesel bir sağlık merkezi olması hedefleniyor. Mart 2021’de başlayan inşaat sürecinin ardından 19 Eylül 2026’da ilk hastalarını kabul eden Ordu Şehir Hastanesinin Ordu’ya, bölge halkına ve sağlık çalışanlarına hayırlı olması dileğiyle…

Her 5 çocuktan birini etkiliyor Haber

Her 5 çocuktan birini etkiliyor

BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ufuk Sevgican, çocukların rahat nefes alabilmesinin sadece bir konfor değil; kaliteli uyku, sağlıklı gelişim ve başarılı bir okul hayatı için temel bir gereklilik olduğuna dikkat çekti. Burun akıntısı, tıkanıklık, kaşıntı ve hapşırıkla kendini gösteren alerjik rinit hastalığının zamanında tedavi edilmemesi durumunda; orta kulak sorunları, sinüzit ve uyku bozuklukları gibi problemlerin ortaya çıkabileceğini belirten Sevgican, uyku düzeninin bozulmasının okul başarısını ve yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini kaydetti. BURSA (İGFA) - Uzman Dr. Ufuk Sevgican, dünyadaki her beş çocuktan birini etkileyen “Alerjik rinit” hastalığı hakkında önemli bilgiler verdi. Çocuklarda bir türlü geçmeyen burun şikayetlerinin çoğunlukla “zamanla geçer” denilerek ihmal edildiğini ifade eden Uzm. Dr. Ufuk Sevgican, haftalarca süren burun akıntısının, sık hapşırma nöbetlerinin basit bir soğuk algınlığından çok daha fazlasına işaret edebileceği konusunda uyardı. Polenler, ev tozu akarları, hayvan tüyleri, küf mantarları, hava kirliliği ve ani iklim değişikliklerinin riniti tetikleyen temel nedenler olduğunu dile getiren BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ufuk Sevgican şöyle konuştu: "Özellikle şeffaf ve sulu burun akıntısı, sık hapşırık nöbetleri, burun ve genizde hissedilen kaşıntılar dikkat çekicidir. Bu çocuklar genellikle burunları tıkalı olduğu için ağızdan nefes alırlar; bu da horlama, kalitesiz uyku ve sık uyanmalara neden olabilir. Gözlerde sulanma, kızarıklık ve akıntı da tabloya eşlik edebilir. En kritik durumlardan biri ise genellikle ateşsiz seyretmesidir." Tedavi edilmeyen alerjik rinitin yalnızca burunla sınırlı kalmadığını, uzun süreli şikayetlerin orta kulak sorunları, sinüzit ve uyku bozukluklarına zemin hazırlayabildiğini söyleyen Uzman Dr. Ufuk Sevgican, belirtilerin önlenmesinde ilk adımın tetikleyicilerden korunmak olduğunu belirtti ve açıklamasını şu sözlerle tamamladı: "Mevsimsel alerjik riniti olan çocuklar, polenlerin yoğun olduğu saatlerde özellikle sabahları dışarıda uzun süre kalmamalı, eve geldiklerinde ise ellerini, yüzlerini yıkayıp kıyafetlerini değiştirmelidir. Ev tozu akarlarına maruziyeti azaltmak, rutubetli ortamlardan ve sigara dumanından uzak durmak büyük önem taşır. Gerektiğinde uzman kontrolünde düşük doz kortizon içeren burun spreyleri, deniz suyu uygulamaları ve antihistaminikler kullanılabilir. Unutulmamalıdır ki çocuklarda rahat nefes almak sadece bir konfor değil; kaliteli uyku, sağlıklı büyüme ve başarılı bir okul yaşamı için temel bir zorunluluktur. Erken tanı ve doğru tedaviyle rinit kontrol altına alınabilir ve çocukların yaşam kalitesi belirgin şekilde artırılabilir."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.