Hava Durumu

#Çevre Sağlığı

giresunsonhaber - Çevre Sağlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Çevre Sağlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

KARAVAN SORUNU: KONTROLSÜZ KONAKLAMA ÇEVRE VE TOPLUM SAĞLIĞI RİSKİ Haber

KARAVAN SORUNU: KONTROLSÜZ KONAKLAMA ÇEVRE VE TOPLUM SAĞLIĞI RİSKİ

KARAVAN SORUNU: ŞEHİR İÇİNDE KONTROLSÜZ KONAKLAMA ÇEVRE VE TOPLUM SAĞLIĞI RİSKİ Giresun şehir içinde kalan Erikliman sahil hattında karavanların uzun süreli beklemesi; çevre kirliliği, atık su, tuvalet, kanalizasyon, hijyen, kötü koku, görüntü kirliliği ve kamu alanının kullanımı açısından yeni bir yerel yönetim sorunu olarak öne çıkıyor. Dünyadaki uygulamalar, karavan turizmini yasaklamak yerine bu faaliyeti şehir içinden çıkaran, altyapısı tamamlanmış, denetimli ve kayıtlı karavan park alanlarına yönlendiren bir modeli esas alıyor. Giresun’un Erikliman bölgesinde sahil hattına ve yol kenarına çekilen karavanlar, kent yaşamı içinde giderek daha görünür hale gelen bir çevre sağlığı sorununu gündeme taşıyor. Bölgenin şehir içinde, deniz kıyısında ve yoğun kullanılan ulaşım hattı üzerinde bulunması; karavanların yalnızca park düzeniyle değil, halk sağlığı, çevre hijyeni, kıyı kullanımı ve atık yönetimiyle birlikte değerlendirilmesini zorunlu kılıyor. Karavanların uzun süreli şekilde altyapısız alanlarda beklemesi, özellikle gri su, siyah su, kimyasal tuvalet atıkları, evsel çöp, kötü koku, haşere oluşumu ve zemine yayılan kirleticiler bakımından risk oluşturuyor. Dünya Sağlık Örgütü, atık su, dışkı ve gri suyun güvenli yönetimini bulaşıcı hastalıkların önlenmesi ve halk sağlığının korunması bakımından temel başlıklar arasında ele alıyor. Bu yaklaşım, karavanların şehir içindeki kontrolsüz konaklamasının basit bir görüntü veya park sorunu olmadığını; doğrudan çevre sağlığı ve toplum sağlığı meselesi olduğunu ortaya koyuyor. ŞEHİR İÇİNDE ALTYAPISIZ KARAVAN KONAKLAMASI RİSK ÜRETİYOR Erikliman gibi şehir içinde kalan sahil bölgelerinde karavanların uzun süreli beklemesi, ilk bakışta turizm veya konaklama özgürlüğü gibi görülebilir. Ancak altyapısı bulunmayan noktalarda oluşan tablo farklıdır. Karavanlar, kendi içinde geçici yaşam alanı oluşturduğu için su kullanımı, tuvalet ihtiyacı, atık su üretimi, çöp birikimi ve çevreye temas eden evsel atıklar üretir. Bu atıkların kanalizasyon bağlantısı, özel boşaltım noktası, kimyasal tuvalet bertaraf sistemi ve düzenli temizlik altyapısı olmadan yönetilmesi mümkün değildir. ABD Çevre Koruma Ajansı, karavan, tekne ve mobil yaşam alanı kullanıcıları için yayımladığı atık su rehberinde bu araçlardan kaynaklanan atık suyun güvenli şekilde bertaraf edilmesi gerektiğini vurguluyor. Bu yaklaşım, karavanların altyapısız şehir içi alanlarda uzun süreli bekletilmesinin çevre ve halk sağlığı bakımından kabul edilebilir bir model olmadığını gösteriyor. Karavan kaynaklı risk yalnızca görünür çöpten ibaret değildir. Tuvalet atıkları, kimyasal içerikler, deterjanlı gri su, yemek artıkları, yağlı atıklar ve kontrolsüz boşaltımlar; toprak, yağmur suyu kanalları, deniz kıyısı ve yeraltı suyu üzerinde kirletici baskı oluşturabilir. Sahil hattında bu risk daha da büyür. Çünkü kıyı alanları hem ekolojik açıdan hassas hem de kamusal kullanım bakımından ortak alan niteliği taşır. ERİKLİMAN’DA SORUN PARK SORUNUNU AŞMIŞ DURUMDA Erikliman’da karavanların bulunduğu alan, şehir dışı bir kamp bölgesi değil; Giresun’un şehir içi ulaşım aksı, sahil bandı ve kamusal görünürlüğü yüksek bölgelerinden biridir. Bu nedenle burada oluşan karavan yoğunluğu, çevrede yaşayan yurttaşların günlük yaşamını, sahil kullanımını, temizlik düzenini ve kent estetiğini doğrudan etkiliyor. Karavanların uzun süre aynı bölgede beklemesiyle birlikte kamu alanı fiilen özel konaklama alanına dönüşmektedir. Şehir içinde kıyı hattının daralması, yol kenarı ve yeşil alanların uzun süreli işgal edilmesi, görüntü kirliliği, çöp birikimi, tuvalet ve atık su ihtimali, bölgenin halk sağlığı açısından denetlenmesini zorunlu hale getiriyor. Bu tablo karşısında mesele “karavanlar burada dursun mu, durmasın mı?” sorusuna indirgenemez. Esas değerlendirme; şehir içinde, altyapısız, kontrolsüz ve denetimsiz karavan konaklamasının çevre sağlığı bakımından uygun olup olmadığıdır. Bilimsel çevre sağlığı yaklaşımı, bu tür alanlarda atık üretimi varsa mutlaka toplama, arıtma, bertaraf, temizlik, kayıt ve denetim sisteminin kurulmasını gerektirir. DÜNYA NE YAPIYOR? Dünyadaki uygulamalar, karavan turizmini tümden yasaklayan değil; onu kurallı, altyapılı ve denetlenebilir alanlara taşıyan bir anlayışla şekilleniyor. Avrupa Birliği’nin kentsel atık su politikasında insan sağlığı ve çevrenin arıtılmamış atık sudan korunması temel hedef olarak tanımlanıyor. 1 Ocak 2025’te yürürlüğe giren güncellenmiş Kentsel Atık Su Arıtma Direktifi de insan sağlığını, nehirleri, gölleri, yeraltı sularını ve kıyıları zararlı deşarjlardan korumayı amaçlıyor. Yeni Zelanda modeli, şehir içi ve doğal alanlarda gelişigüzel kampçılığı sınırlayan önemli örneklerden biridir. Ülkede “freedom camping” uygulaması kurallara bağlanmış, kamp yapanların insan atığı dahil atıklarından sorumlu olduğu açıkça belirtilmiş, bazı alanlar yalnızca kendi kendine yeterli araçlara açılmış ve kurallara uymayanlara para cezası sistemi getirilmiştir. 2023’te yapılan düzenlemeyle kendi kendine yeterli araçlar için zorunlu standartlar güçlendirilmiş; geçiş sürecinin 7 Haziran 2026’da tamamlanacağı açıklanmıştır. Yeni Zelanda’daki yerel uygulama örneklerinde, kendi kendine yeterli kabul edilecek araçlarda sabit tuvalet, su sistemi ve havalandırma gibi koşullar aranması, çevresel etkilerin azaltılması ve belediyelerin kampçılığı daha etkili yönetmesi bakımından önemli görülmektedir. Bu model, Giresun gibi kıyı kentlerinde karavanların tamamen başıboş bırakılmaması gerektiğini gösteren güçlü bir örnektir. ABD’de karavan, tekne ve mobil yaşam alanları için güvenli atık su bertarafı ayrı bir çevre sağlığı başlığı olarak ele alınmaktadır. EPA’nın rehberleri, bu tür araçlardan kaynaklanan atıkların rastgele çevreye bırakılmaması, uygun septik veya atık su sistemleriyle yönetilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. BİLİMSEL ÇEVRE SAĞLIĞI AÇISINDAN TEMEL RİSKLER Karavanların şehir içinde altyapısız alanlarda uzun süre beklemesi, çevre sağlığı bakımından birden fazla risk üretir. Birinci risk, atık su ve tuvalet atığıdır. Karavanlarda oluşan siyah su, insan dışkısı ve idrar kaynaklı mikrobiyolojik risk taşır. Bu atıkların uygun şekilde toplanmaması; bakteri, virüs, parazit ve kötü koku açısından halk sağlığı tehdidi oluşturabilir. Gri su ise duş, lavabo, mutfak ve temizlik sularından kaynaklanır; deterjan, yağ, organik madde ve mikroorganizma içerebilir. Dünya Sağlık Örgütü’nün atık su, dışkı ve gri suya ilişkin güvenli kullanım rehberleri, bu alanın doğrudan hastalık önleme ve risk yönetimiyle bağlantılı olduğunu ortaya koymaktadır. İkinci risk, kıyı ve deniz kirliliğidir. Erikliman sahil hattı denizle temas eden bir bölgedir. Yağmurla taşınan kirleticiler, zemine bırakılan atıklar veya kontrolsüz boşaltımlar kıyı ekosistemini etkileyebilir. Avrupa Birliği’nin atık su düzenlemelerinde kıyıların, yeraltı sularının, göllerin ve nehirlerin zararlı deşarjlardan korunmasının özellikle vurgulanması, sahil kentlerinde bu konunun neden daha hassas ele alınması gerektiğini göstermektedir. Üçüncü risk, haşere ve kötü koku oluşumudur. Evsel çöp, yemek artığı, açıkta bırakılan atık ve düzensiz temizlik; sinek, böcek, kemirgen ve kötü koku sorununu büyütebilir. Şehir içindeki karavan yoğunluğu, çevrede yaşayanların yaşam kalitesini doğrudan etkiler. Dördüncü risk, kamu alanının özel kullanım alanına dönüşmesidir. Sahil şeridi, park alanı, yol kenarı ve yeşil alanlar herkesin ortak kullanımına açık kamusal alanlardır. Karavanların uzun süreli beklemesi, bu alanların bir grup kullanıcı tarafından fiilen konaklama alanı gibi kullanılmasına yol açar. Bu durum hem kent estetiğini hem de yurttaşların sahil erişimini zayıflatır. Beşinci risk, yangın, güvenlik ve acil müdahale sorunudur. Karavanlarda tüp, elektrik bağlantısı, ısıtıcı, pişirme ekipmanı ve yanıcı malzemeler bulunabilir. Altyapısız, görevlisiz ve denetimsiz alanlarda bu riskler büyür. Resmi karavan parklarında aydınlatma, yangın tedbiri, kamera, görevli personel ve acil müdahale imkânı bulunmasının nedeni budur. KARAVAN TURİZMİ ŞEHİR İÇİNDEN ÇIKARILMALI, ALTYAPILI ALANA TAŞINMALI Giresun’da karavan turizmi desteklenecekse bu destek, Erikliman gibi şehir içi sahil bölgelerinin kontrolsüz konaklama alanına dönüşmesine izin verilerek yapılamaz. Karavan turizmi, ancak altyapısı tamamlanmış, çevre sağlığı kurallarına uygun, kayıtlı ve denetimli alanlarla sürdürülebilir hale getirilebilir. Birinci önerimiz, Erikliman ve benzeri şehir içi sahil bölgelerinde uzun süreli karavan konaklamasının yasaklanmasıdır. Bu alanlarda kısa süreli park düzenlemesi yapılabilir; ancak geceleme, kamp kurma, masa-sandalye açma, çamaşır asma, atık bırakma, tuvalet ve gri su boşaltımı kesin şekilde engellenmelidir. İkinci önerimiz, Giresun’da şehir dışına yakın, yerleşim alanlarını rahatsız etmeyecek, ulaşımı kolay ve çevresel etkisi yönetilebilir resmi karavan park alanı kurulmasıdır. Bu alan turizme hizmet etmeli; ancak çevre ve toplum sağlığı kurallarını merkeze almalıdır. Üçüncü önerimiz, resmi karavan parkında kanalizasyon bağlantısı veya lisanslı atık su toplama sistemi kurulmasıdır. Karavanlardan çıkan siyah su ve gri su, özel boşaltım noktalarından alınmalı; çevreye, toprağa, yağmur suyu kanallarına veya denize karışmasına izin verilmemelidir. Dördüncü önerimiz, kimyasal tuvalet bertaraf ünitesinin zorunlu hale getirilmesidir. Karavan kullanıcıları tuvalet atıklarını yalnızca bu noktaya boşaltmalı; gelişigüzel boşaltım ağır idari yaptırıma bağlanmalıdır. İngiltere ve benzeri ülkelerde kimyasal tuvalet atıklarının depolanması ve işlenmesi çevre izinleriyle ilişkilendirilmekte, bu atıklar sıradan evsel çöp gibi görülmemektedir. Beşinci önerimiz, karavan park alanlarında temiz su, elektrik, WC, duş, lavabo, çöp toplama, geri dönüşüm, aydınlatma, kamera, yangın tedbiri ve görevli personel zorunluluğudur. Altyapısı olmayan hiçbir alan karavan konaklamasına açılmamalıdır. Altıncı önerimiz, plaka ve kullanıcı kaydı sistemidir. Resmi alana giren her karavanın plakası, giriş-çıkış saati ve kullanıcı bilgisi kayıt altına alınmalıdır. Bu kayıt hem güvenlik hem temizlik hem de çevre denetimi açısından gereklidir. Yedinci önerimiz, süre sınırıdır. Karavan parkları kalıcı yerleşim alanına dönüşmemelidir. Karavanların aynı noktada haftalarca veya aylarca kalmasına izin verilmemeli; günlük, haftalık ve sezonluk kullanım sınırı açık şekilde belirlenmelidir. Sekizinci önerimiz, Erikliman’da düzenli zabıta, çevre koruma ve sağlık denetimi yapılmasıdır. Denetim yalnızca araç parkına değil; çöp, atık su, kötü koku, çevreye zarar, kamu alanı işgali ve hijyen başlıklarına göre yapılmalıdır. Dokuzuncu önerimiz, sahil hattında uyarı levhaları ve açık yasak alan haritası oluşturulmasıdır. Karavanların nerede durabileceği, nerede konaklayamayacağı, hangi fiillerin yasak olduğu ve yaptırımlar açık biçimde ilan edilmelidir. Onuncu önerimiz, karavan turizminin Giresun için plansız değil, yönetilebilir bir turizm başlığı olarak ele alınmasıdır. Karavan kullanıcıları kente ekonomik katkı sağlayabilir; ancak bu katkı şehir içi sahil alanlarının çevre ve hijyen yükü altına sokulmasıyla değil, doğru yerde kurulmuş resmi alanlarla sağlanmalıdır. YEREL YÖNETİMİN ATMASI GEREKEN ADIMLAR Giresun Belediyesi, ilgili kamu kurumları ve çevre sağlığı birimleri Erikliman’daki tabloyu yerinde incelemeli, bölgeyi yalnızca trafik veya park düzeni açısından değil; çevre sağlığı açısından da değerlendirmelidir. İlk aşamada Erikliman ve şehir içi sahil hattı için karavan konaklamasına ilişkin açık bir karar alınmalıdır. Bu kararda; uzun süreli bekleme, geceleme, atık bırakma, tuvalet boşaltımı, gri su boşaltımı, kamp ekipmanı açma ve kamu alanını işgal etme fiilleri net biçimde tanımlanmalıdır. İkinci aşamada resmi karavan parkı için alternatif alan belirlenmelidir. Bu alan şehir merkezinin içinde olmamalı; ancak ulaşımı mümkün, güvenliği sağlanabilir, kanalizasyon veya atık su sistemi kurulabilir, çevreye etkisi kontrol edilebilir bir noktada planlanmalıdır. Üçüncü aşamada denetim takvimi oluşturulmalıdır. Zabıta, temizlik işleri, çevre koruma, sağlık ve güvenlik birimleri ortak çalışma yapmalı; yalnızca şikâyet geldikçe değil, düzenli periyotlarla kontrol sağlamalıdır. Dördüncü aşamada yaptırım uygulanmalıdır. Uyarı levhaları ve süre tanındıktan sonra, kurallara uymayan karavanlara idari işlem yapılmalı; tekrar eden ihlallerde çekme ve men kararı uygulanmalıdır. KARAVAN TURİZMİNE KARŞI DEĞİL, KONTROLSÜZLÜĞE KARŞI BİR DÜZENLEME GEREKİYOR Giresun’un doğal güzellikleri, sahil hattı ve Karadeniz turizmi açısından karavan kullanıcıları için cazip olduğu açıktır. Ancak turizm, çevre sağlığı kurallarının yerine geçemez. Kentin sahil alanları, tuvalet ve atık su altyapısı olmayan mobil konaklama noktalarına dönüştürülemez. Dünyadaki örnekler, karavan turizminin ancak kurallı olduğunda sürdürülebilir hale geldiğini gösteriyor. Yeni Zelanda’da kendi kendine yeterli araç standardı, Avrupa Birliği’nde atık suyun insan sağlığı ve çevre üzerindeki etkilerine karşı güçlendirilen düzenlemeler, ABD’de mobil yaşam alanları için güvenli atık su bertaraf rehberleri aynı noktada birleşiyor: Atık üreten hiçbir konaklama faaliyeti denetimsiz ve altyapısız bırakılamaz. Erikliman’da yapılması gereken, karavanları görmezden gelmek değil; şehir içi sahil hattında kontrolsüz konaklamayı bitiren, karavanları resmi ve altyapılı alanlara taşıyan, halk sağlığını ve çevreyi koruyan kalıcı bir düzen kurmaktır. Erikliman’daki karavan yoğunluğu, Giresun’da kent yönetimi, çevre sağlığı ve kıyı kullanımı açısından acil düzenleme gerektiren bir başlıktır. Şehir içinde, sahil hattında ve altyapısız bölgelerde karavanların uzun süreli beklemesi; temizlik, tuvalet, kanalizasyon, atık su, kötü koku, haşere, görüntü kirliliği ve kamu alanı işgali risklerini birlikte büyütmektedir. Giresun için en doğru model; şehir içi sahil alanlarında kontrolsüz karavan konaklamasını sonlandırmak, resmi karavan park alanı oluşturmak, bu alanı kanalizasyon, atık su, kimyasal tuvalet, çöp toplama, temiz su, elektrik, WC, duş, güvenlik ve denetim altyapısıyla donatmak, kurallara uymayanlara yaptırım uygulamaktır. Karavan turizmi plansız bırakıldığında çevre sorunu üretir; doğru yerde, doğru altyapıyla ve sıkı denetimle yönetildiğinde ise kente zarar vermeden turizm değerine dönüşebilir. Erikliman gibi şehir içinde kalan kıyı bölgeleri ise bu iş için uygun değildir.

BAŞKAN KÖSE: “HALK SAĞLIĞINI KORUMAK İÇİN SAHADAYIZ” Haber

BAŞKAN KÖSE: “HALK SAĞLIĞINI KORUMAK İÇİN SAHADAYIZ”

BAŞKAN KÖSE: “HALK SAĞLIĞINI KORUMAK İÇİN SAHADAYIZ” Giresun Belediye Başkanı Fuat Köse, Veteriner İşleri Müdürlüğü’nü ziyaret ederek yaz dönemi ilaçlama programını yerinde değerlendirdi. Belediye ekipleri, sivrisinek, karasinek ve zararlı haşerelere karşı şehir genelinde periyodik mücadeleyi artıracak. Giresun Belediyesi, yaz aylarında halk sağlığını doğrudan etkileyen sivrisinek, karasinek ve zararlı haşerelere karşı ilaçlama çalışmalarını yoğunlaştırdı. Belediye Başkanı Fuat Köse, Veteriner İşleri Müdürlüğü’nü ziyaret ederek yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldı, yaz dönemi mücadele programını personelle birlikte değerlendirdi. Ziyarete Belediye Başkan Yardımcısı Özer Pazarlı da katıldı. Başkan Köse, müdürlük personeliyle bir araya gelerek sahadaki uygulamalar, mahalle programları, ekip planlaması ve yaz aylarında artış gösteren vektörlerle mücadele süreci hakkında değerlendirmelerde bulundu. İLAÇLAMA PROGRAMI TÜM MAHALLELERİ KAPSAYACAK Giresun Belediyesi, yaz sezonu boyunca tüm mahalleleri kapsayacak şekilde ilaçlama çalışması yürütecek. Ekipler, sivrisinek ve karasinek başta olmak üzere halk sağlığını tehdit eden zararlı haşerelere karşı belirlenen program dahilinde sahada görev yapacak. Başkan Fuat Köse, çalışmaların yalnızca dönemsel bir uygulama olarak görülmediğini, halk sağlığını korumaya dönük sürekli bir belediye hizmeti olarak planlandığını belirtti. Köse, vatandaşların daha sağlıklı ve konforlu bir yaz dönemi geçirmesi için gerekli tedbirlerin alındığını ifade etti. “EKİPLERİMİZ 7 GÜN 24 SAAT SAHADA OLACAK” Başkan Köse, ilaçlama faaliyetlerinin yaz boyunca aralıksız süreceğini vurgulayarak şu açıklamayı yaptı: “Vatandaşlarımızın sağlığını korumak ve yaşam kalitesini artırmak adına ekiplerimiz 7 gün 24 saat sahada görev yapacak. İlaçlama faaliyetlerimizi aralıksız sürdürecek, halk sağlığını ilgilendiren konularda çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz.” ÇALIŞMALAR MEVZUAT ÇERÇEVESİNDE YÜRÜTÜLÜYOR Belediyelerin çevre sağlığı, temizlik, toplum sağlığını koruyucu hizmetler ve yerel düzeyde yaşam kalitesini artırmaya dönük görevleri, 5393 sayılı Belediye Kanunu kapsamında yürütülen temel yerel hizmetler arasında yer alıyor. Halk sağlığı alanında zararlılarla mücadelede kullanılan biyosidal ürünler ise ilgili yönetmelik hükümleri doğrultusunda izin, uygulama, personel, denetim ve çalışma usullerine bağlı olarak kullanılıyor. Bu çerçevede Giresun Belediyesi’nin ilaçlama programı, hem halk sağlığını koruma sorumluluğu hem de biyosidal ürünlerin kontrollü ve mevzuata uygun kullanımı açısından önem taşıyor. Çalışmaların mahalle bazlı planlanması, uygulamaların düzenli yapılması ve ekiplerin sahada sürekli denetim halinde olması, yaz döneminde oluşabilecek sağlık risklerinin azaltılmasını hedefliyor. PERSONELE TEŞEKKÜR ETTİ Veteriner İşleri Müdürlüğü’nün çalışmaları hakkında yetkililerden bilgi alan Başkan Köse, sahada görev yapan personele özverili çalışmalarından dolayı teşekkür etti. Köse, yaz dönemi boyunca ilaçlama programının aksatılmadan sürdürüleceğini belirterek ekiplerin halk sağlığını korumaya yönelik görevlerini kararlılıkla yerine getireceğini söyledi.

KORNA, GÜRÜLTÜ VE TRAFİK SIKIŞIKLIĞI TEPKİSİ Haber

KORNA, GÜRÜLTÜ VE TRAFİK SIKIŞIKLIĞI TEPKİSİ

KORNA, GÜRÜLTÜ VE TRAFİK SIKIŞIKLIĞI TEPKİSİ Giresun’un Hacısiyam Mahallesi Fatih Caddesi’nde artan araç yoğunluğu, yüksek sesli müzik, havalı korna ve gereksiz korna kullanımı mahalle sakinleri ile cadde esnafını rahatsız ediyor. Mahallede trafik akışının yeniden planlanması, bazı yolların tek yöne çevrilmesi, kaldırımların yayalara bırakılması ve gürültüye karşı kamera destekli denetim yapılması isteniyor. FATİH CADDESİ’NDE TRAFİK GÜNLÜK YAŞAMI ZORLUYOR Giresun merkez Hacısiyam Mahallesi Fatih Caddesi, dolmuş hattı araçları, cadde üzerindeki esnaf hareketliliği, alışveriş yoğunluğu ve her yöne açık bağlantı yolları nedeniyle gün içinde sık sık trafik baskısı yaşıyor. Araçların dar ve yoğun noktalarda karşı karşıya gelmesiyle trafik akışı yavaşlıyor, bazı bölümlerde sürücüler uzun süre beklemek zorunda kalıyor. Bu sıkışıklık sırasında dakikalarca çalınan kornalar, havalı korna kullanımı ve yüksek sesli müzik mahallede ciddi bir gürültü sorununa dönüşüyor. Mahalle sakinleri, sorunun yalnızca trafik sıkışıklığıyla sınırlı kalmadığını, cadde üzerindeki gürültünün evlerde, iş yerlerinde ve yaya hareketliliğinde günlük yaşam kalitesini düşürdüğünü belirtiyor. TEK YÖN, ALTERNATİF GÜZERGÂH VE YAYA DÜZENİ TALEBİ Bölge sakinleri, Fatih Caddesi ve bağlantı yollarında trafik akışının yeniden ele alınmasını istiyor. Sıkışıklık yaşanan noktalarda çift yönlü geçişlerin trafiği daha da zorlaştırdığı belirtilirken, bazı sokakların tek yöne çevrilmesi ve araç yoğunluğunun alternatif güzergâhlara dağıtılması talep ediliyor. Mahalle içindeki yoğun yollarda gereksiz korna kullanımının yasaklanması, korna denetimlerinin artırılması, yaya geçitlerinin belirgin hale getirilmesi ve kaldırımların araç işgalinden arındırılarak tamamen yayalara bırakılması isteniyor. Bu düzenlemelerin yalnızca araç trafiğini rahatlatmayacağı, aynı zamanda yayaların güvenliğini artıracağı ve mahalledeki gürültü baskısını azaltacağı değerlendiriliyor. DÜNYA KENTLERİ GÜRÜLTÜYÜ TRAFİK SORUNU OLARAK ELE ALIYOR Trafik kaynaklı gürültü, dünya kentlerinde artık yalnızca rahatsızlık başlığıyla değil, halk sağlığı ve kent yönetimi sorunu olarak ele alınıyor. Dünya Sağlık Örgütü, çevresel gürültünün insan sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekerek özellikle karayolu, demiryolu, hava yolu ve eğlence kaynaklı gürültüye karşı yerel yönetimlerin önlem almasını öneriyor. Avrupa Çevre Ajansı’nın çevresel gürültü raporları, karayolu trafiğinden kaynaklanan uzun süreli gürültünün Avrupa’da milyonlarca kişiyi etkilediğini, uyku bozukluğu, stres, kalp-damar hastalıkları ve yaşam kalitesi kaybı gibi sonuçlarla ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Bilimsel çalışmalar da kent içi gürültünün yalnızca motor sesinden oluşmadığını, korna, ani hızlanma, yoğun araç akışı ve yol geometrisinin toplam gürültü düzeyini artırdığını gösteriyor. Bu nedenle çözüm yalnızca ceza uygulamasına değil, trafik akışının düzenlenmesine, araç hızının kontrol edilmesine, yaya alanlarının korunmasına ve gürültü kaynaklarının ölçülmesine dayanıyor. NEW YORK, PARİS VE LONDRA’DA GÜRÜLTÜ KAMERASI ÖRNEKLERİ New York’ta araç gürültüsünü azaltmak için mikrofon ve kamera sistemleriyle çalışan gürültü kamerası uygulaması devreye alındı. Sistem, belirlenen sınırları aşan araçları tespit ederek plaka ve ses kaydı üzerinden denetim yapılmasına imkân sağlıyor. İngiltere’de Ulaştırma Bakanlığı, aşırı gürültülü araçların yol kenarına yerleştirilen mikrofon ve kameralarla otomatik tespit edilmesine yönelik denemeler yürüttü. Bu sistemlerde amaç, özellikle egzoz, motor ve yüksek ses üreten araç kaynaklı gürültünün somut veriyle belirlenmesi oldu. Paris’te de araç gürültüsünü ölçen ses radarı uygulamaları gündeme alındı. Bu sistemler, kentin yoğun bölgelerinde gürültü sınırını aşan araçların belirlenmesi ve denetlenmesi için kullanılıyor. Dünya örnekleri, Hacısiyam Mahallesi gibi yoğun yerleşim ve ticaret alanlarında yaşanan sorunun yalnızca yerel bir şikâyet olmadığını, kent yönetimlerinin trafik, çevre sağlığı ve yaşam kalitesi başlıklarında birlikte çözüm üretmesi gereken bir alan olduğunu gösteriyor. TÜRKİYE’DE DE MEVZUAT ZEMİNİ VAR Türkiye’de gereksiz korna kullanımı, trafik güvenliğini tehlikeye düşüren ve çevreyi rahatsız eden davranışlar kapsamında değerlendiriliyor. Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Trafik Yönetmeliği, sürücülerin trafikte çevreyi rahatsız edecek şekilde hareket etmemesi ve araç donanımlarının mevzuata uygun olması gerektiğini düzenliyor. Bu nedenle Hacısiyam Mahallesi’nde dile getirilen korna, havalı korna, yüksek sesli müzik ve trafik sıkışıklığı şikâyetleri yalnızca mahalle rahatsızlığı olarak değil, trafik düzeni, çevre sağlığı ve kamu huzuru başlıklarında ele alınması gereken bir sorun olarak öne çıkıyor. KAMERA DESTEKLİ DENETİM BEKLENTİSİ Mahalle sakinleri, Fatih Caddesi başta olmak üzere kent merkezinde benzer yoğunluk yaşanan cadde ve sokaklarda kamera destekli denetim yapılmasını istiyor. Yüksek sesle müzik yayını yapan araçlar, havalı korna kullanan sürücüler, gereksiz korna çalanlar, yere çöp atanlar ve çevreyi kirleten kişilere yönelik daha görünür bir denetim sistemi bekleniyor. Gürültü kameraları, akıllı trafik kameraları, plaka tanıma sistemleri ve belediye-zabıta-emniyet koordinasyonuyla yürütülecek denetimler, hem caydırıcılığı artırabilir hem de yoğun cadde ve sokaklarda veri temelli trafik düzenlemesinin önünü açabilir. KENT MERKEZİNDE YAŞAM KALİTESİ İÇİN KALICI DÜZENLEME ÇAĞRISI Hacısiyam Mahallesi Fatih Caddesi’nde yaşanan trafik ve gürültü sorunu, Giresun kent merkezindeki ulaşım planlamasının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Dar sokaklarda çift yönlü araç akışının sürdürülmesi, kaldırımların yayalar yerine araçlar tarafından kullanılması, dolmuş ve özel araç yoğunluğunun aynı noktalarda birikmesi mahalle yaşamını zorlaştırıyor. Mahalle sakinleri, trafik akışını rahatlatacak, yayaları koruyacak, korna ve yüksek sesli müzik kullanımını sınırlandıracak, çevre kirliliğini kamera destekli denetimle takip edecek kalıcı bir düzenleme bekliyor. Giresun’da kent merkezindeki yoğun cadde ve mahallelerde trafik yalnızca araç geçişi olarak değil, yaya güvenliği, esnaf faaliyeti, mahalle huzuru ve çevre sağlığıyla birlikte planlanmak zorunda. Hacısiyam Mahallesi’nden yükselen tepki, bu ihtiyacın ertelenmeden ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.

AZMİ YÜKSEL: GÜVENLİ GIDA İÇİN TEK SAĞLIK YAKLAŞIMI ZORUNLU Haber

AZMİ YÜKSEL: GÜVENLİ GIDA İÇİN TEK SAĞLIK YAKLAŞIMI ZORUNLU

AZMİ YÜKSEL: GÜVENLİ GIDA İÇİN TEK SAĞLIK YAKLAŞIMI ZORUNLU Veteriner Halk Sağlığı Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Vet. Hekim Azmi YÜKSEL, Dünya Gıda Güvenliği Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, gıda güvenliğinin yalnızca üretim ya da hijyen başlığıyla ele alınamayacağını belirterek insan, hayvan ve çevre sağlığını birlikte değerlendiren Tek Sağlık yaklaşımının zorunlu hale geldiğini vurguladı. Yüksel, Türkiye’de gıda kaynaklı hastalıkların gerçek yükünü ortaya koyacak düzenli, şeffaf ve bütüncül veri sisteminin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. “GÜVENSİZ GIDA KÜRESEL BİR HALK SAĞLIĞI SORUNUDUR” Veteriner Halk Sağlığı Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Vet. Hekim Azmi YÜKSEL, Dünya Gıda Güvenliği Günü kapsamında yaptığı değerlendirmede, güvenli gıdaya erişimin doğrudan insan yaşamını, çocuk sağlığını, hayvan sağlığını ve çevresel sürdürülebilirliği ilgilendirdiğini söyledi. Yüksel, Dünya Sağlık Örgütü’nün 4 Haziran 2026 tarihli güncel verilerinin gıda güvenliği alanındaki riskin boyutunu açık biçimde ortaya koyduğunu belirterek, “Her yıl yaklaşık 866 milyon insan güvensiz gıdalar nedeniyle hastalanıyor, 1,5 milyon insan yaşamını kaybediyor. Bu tablo, gıda güvenliğinin yalnızca bireysel dikkatle ya da mutfak hijyeniyle açıklanamayacak kadar büyük bir halk sağlığı meselesi olduğunu gösteriyor” dedi. Güvensiz gıdanın toplumun tüm kesimlerini etkilediğini ancak çocukların bu riskten çok daha ağır biçimde etkilendiğini vurgulayan Yüksel, “Beş yaş altı çocuklar dünya nüfusunun yalnızca yüzde 9’unu oluşturmasına rağmen gıda kaynaklı hastalık yükünün yaklaşık üçte birini taşıyor. Bu yaş grubunun yetişkinlere göre yaklaşık üç kat daha yüksek risk altında olması, konunun aynı zamanda çocuk sağlığı ve gelecek kuşaklar açısından da ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor” ifadelerini kullandı. “KİMYASAL KİRLETİCİLER KALICI HASARLARA YOL AÇABİLİR” Yüksel, gıda kaynaklı risklerin yalnızca mikroorganizmalarla sınırlı olmadığını belirtti. Bakteri, virüs ve parazitlerin milyonlarca ishal vakasına yol açtığını aktaran Yüksel, kimyasal kirleticilerin de halk sağlığı üzerinde ciddi etkiler oluşturduğunu kaydetti. Yüksel, “Kurşun, arsenik ve metilcıva gibi kimyasal kirleticiler gıda kaynaklı ölümlerde önemli paya sahiptir. Bu kirleticiler özellikle çocuklarda kalıcı nörolojik hasarlara neden olabilmektedir. Bu nedenle gıda güvenliği denildiğinde yalnızca görünen bozulma, hijyen eksikliği ya da tüketici alışkanlıkları değil; üretimden çevresel kirliliğe kadar uzanan bütün risk zinciri değerlendirilmelidir” değerlendirmesinde bulundu. Gıda kaynaklı hastalıkların ekonomik yükünün de büyüdüğünü belirten Yüksel, küresel ekonomik yükün 2021 yılında 647 milyar ABD dolarına ulaştığının tahmin edildiğini hatırlattı. “TÜRKİYE’DE GIDA KAYNAKLI HASTALIK YÜKÜ DAHA ŞEFFAF ÖLÇÜLMELİ” Türkiye açısından en önemli başlıklardan birinin veri eksikliği olduğunu ifade eden Yüksel, gıda kaynaklı hastalıkların ulusal yükünü ortaya koyacak düzenli ve şeffaf sürveyans sisteminin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Yüksel, “Küresel veriler gıda güvenliği alanında ağır bir halk sağlığı yükünü ortaya koyarken Türkiye açısından temel bir soru hâlâ yeterince net değildir: Her yıl kaç kişi gıda kaynaklı hastalık nedeniyle hastalanmakta veya yaşamını kaybetmektedir? Bu soruya düzenli, şeffaf ve bütüncül verilerle yanıt veremediğimiz sürece politika geliştirme kapasitemiz de sınırlı kalır” dedi. Risk yönetiminin bilimsel veriye dayanması gerektiğini vurgulayan Yüksel, “Riskin ölçülemediği bir alanda etkin politika geliştirmek, kaynakları doğru yönlendirmek ve önceliklendirme yapmak mümkün değildir. Ölçülemeyen risk yönetilemez. Türkiye’nin gıda güvenliği alanında daha fazla veri üreten, daha şeffaf ve Tek Sağlık temelli bir yönetişim modeline ihtiyacı vardır” ifadelerini kullandı. “GIDA GÜVENLİĞİ TARLADAN SOFRAYA BÜTÜN ZİNCİRİN KONUSUDUR” Dünya Gıda Güvenliği Günü’nün bu yılki temasının “Yükten Çözüme: Her Yerde Güvenli Gıda” olarak belirlendiğini hatırlatan Yüksel, çözümün Tek Sağlık yaklaşımında olduğunu söyledi. Yüksel, gıda güvenliğinin yalnızca son tüketim aşamasında denetlenecek bir alan olmadığını belirterek, “Gıda güvenliği tarladan sofraya uzanan zincirin her aşamasını ilgilendirir. Üretim, hayvan sağlığı, bitkisel üretim, su ve toprak kalitesi, çevresel kirlilik, taşıma, işleme, depolama, satış ve tüketim birlikte ele alınmadığında güvenli gıda sistemi kurulamaz. Parçalı yaklaşımlar yerine bütüncül bir sistem anlayışına ihtiyaç vardır” dedi. Zoonotik hastalıklar, antimikrobiyal direnç, pestisit kalıntıları, ağır metaller ve çevresel kirlilik gibi risklerin gıda zinciri üzerinden doğrudan insan sağlığını etkilediğini vurgulayan Yüksel, bu risklerin çok sektörlü iş birliğiyle yönetilebileceğini belirtti. “VETERİNER HEKİMLER GIDA GÜVENLİĞİ ZİNCİRİNİN KRİTİK BİLEŞENİDİR” Vet. Hekim Azmi YÜKSEL, güvenli gıda üretiminde veteriner hekimlerin rolünün hayati önemde olduğunu belirtti. Hayvan sağlığı korunmadan güvenli gıda üretiminin mümkün olmayacağını vurgulayan Yüksel, sürü sağlığı yönetimi, biyogüvenlik uygulamaları, kesim öncesi ve sonrası kontroller ile zoonozların önlenmesinin halk sağlığı açısından temel başlıklar olduğunu ifade etti. Yüksel, “Veteriner hekimler gıda güvenliği zincirinin kritik bir bileşenidir. Sağlıklı hayvan yetiştiriciliği, sürü sağlığı yönetimi, kesim öncesi ve sonrası kontroller, zoonozların önlenmesi ve biyogüvenlik uygulamaları olmadan güvenli gıda üretimi mümkün değildir. Bu alan yalnızca hayvan sağlığı hizmeti değil, doğrudan insan sağlığını koruyan bir halk sağlığı hizmetidir” diye konuştu. Bitkisel üretimin de aynı bütüncül yaklaşım içinde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Yüksel, “Pestisitlerin doğru kullanımı, kalıntı kontrolü, su ve toprak kalitesinin korunması güvenli gıda sisteminin ayrılmaz parçalarıdır. Riskleri üretim aşamasında önlemek, halk sağlığı açısından en etkili yaklaşımdır” dedi. “TEK SAĞLIK BİLİMSEL BİR ÇERÇEVEDEN ÖTE POLİTİKA MODELİDİR” İklim değişikliği, küresel ticaret ve antimikrobiyal direnç gibi faktörlerin gıda güvenliği risklerini daha karmaşık hale getirdiğini ifade eden Yüksel, güvenli gıda meselesinin tek bir kurumun ya da sektörün sorumluluğuna bırakılamayacağını belirtti. Yüksel, “Gıda güvenliği yalnızca tarım sektörünün ya da sağlık sektörünün konusu değildir. İklim değişikliği, küresel ticaret, çevresel kirlilik ve antimikrobiyal direnç gibi faktörler riskleri daha karmaşık hale getiriyor. Bu nedenle Tek Sağlık yaklaşımı yalnızca bilimsel bir çerçeve değil, aynı zamanda etkili bir politika modelidir” ifadelerini kullandı. Türkiye’de gıda güvenliği sisteminin bilimsel veriye, şeffaf yönetişime ve kurumlar arası iş birliğine dayanması gerektiğini vurgulayan Yüksel, “İnsan sağlığı, hayvan sağlığı ve çevre sağlığı birbirinden ayrı düşünülemez. Hayvan sağlığı korunmadan insan sağlığı korunamaz. Çevre korunmadan güvenli gıda üretilemez. Güvenli gıda olmadan sağlıklı bir gelecek mümkün değildir” dedi. “BİLİMSEL VERİYE DAYALI GIDA GÜVENLİĞİ SİSTEMİ ARTIK ZORUNLUDUR” Veteriner Halk Sağlığı Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Vet. Hekim Azmi YÜKSEL, Türkiye’nin gıda güvenliği alanında daha güçlü veri altyapısına, şeffaf yönetişime, etkin denetime ve Tek Sağlık temelli politika modeline ihtiyacı olduğunu belirtti. Yüksel, “Ülkemizde bilimsel veriye, şeffaf yönetişime ve Tek Sağlık yaklaşımına dayalı bir gıda güvenliği sistemi artık zorunluluktur. Güvenli gıda, yalnızca bugünün halk sağlığı meselesi değil; sağlıklı toplum, sürdürülebilir çevre ve güvenli gelecek meselesidir” değerlendirmesinde bulundu. Veteriner Halk Sağlığı Derneği, Dünya Gıda Güvenliği Günü dolayısıyla yaptığı çağrıda, gıda güvenliğinin üretimden tüketime kadar tüm aşamalarda bütüncül biçimde ele alınması, risklerin bilimsel verilerle izlenmesi ve insan, hayvan ve çevre sağlığını birlikte değerlendiren Tek Sağlık yaklaşımının kamu politikalarının merkezine yerleştirilmesi gerektiğini vurguladı.

SAĞLIK EKİPLERİ BU KEZ DOĞA İÇİN SAHADAYDI Haber

SAĞLIK EKİPLERİ BU KEZ DOĞA İÇİN SAHADAYDI

SAĞLIK EKİPLERİ BU KEZ DOĞA İÇİN SAHADAYDI Giresun İl Ambulans Servisi Başhekimliği, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde Kulakkaya Yaylası’nda çevre temizliği yaptı. Sağlık yöneticileri ve acil sağlık hizmetleri ekipleri, doğaya bırakılan atıkları toplayarak temiz çevre ve sağlıklı yaşam mesajı verdi. KULAKKAYA’DA ÇEVRE NÖBETİ Giresun’da sağlık ekipleri, 5 Haziran Dünya Çevre Günü kapsamında bu kez insan sağlığı kadar çevre sağlığı için de sahaya indi. Giresun İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı İl Ambulans Servisi Başhekimliği tarafından Kulakkaya Yaylası’nda çöp toplama etkinliği düzenlendi. Etkinliğe Sağlık Hizmetleri Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Emre Şengün, İl Ambulans Servisi Başhekimi Dr. Mesut Özdemir ve acil sağlık hizmetleri ekipleri katıldı. SAĞLIKÇILARDAN DOĞAYA SAHİP ÇIKMA MESAJI Yayla bölgesinde çevreye bırakılan atıkları toplayan sağlık çalışanları, Dünya Çevre Günü’nde çevre kirliliğine karşı farkındalık oluşturdu. Doğal alanların korunması, atıkların gelişigüzel bırakılmaması ve çevre bilincinin güçlendirilmesi etkinliğin temel mesajı oldu. Giresun’un önemli doğal güzellikleri arasında yer alan Kulakkaya Yaylası, özellikle yaz aylarında yoğun ziyaretçi ağırlıyor. Bu yoğunluk, beraberinde çevre temizliği ve atık yönetimi konusunda daha dikkatli olunması gerektiğini de gösteriyor. Plastik, cam, ambalaj ve evsel atıkların doğaya bırakılması yalnızca görüntü kirliliği oluşturmuyor; toprağı, su kaynaklarını, canlı yaşamını ve bölgenin turizm değerini de tehdit ediyor. TEMİZ ÇEVRE, SAĞLIKLI GELECEK Çevre sağlığı, toplum sağlığının ayrılmaz bir parçası olarak öne çıkıyor. Kirlenen hava, su ve toprak; insan sağlığını doğrudan etkileyen sonuçlar doğuruyor. Bu nedenle çevreyi korumaya yönelik her adım, aynı zamanda sağlıklı yaşamı koruma mücadelesinin de bir parçası haline geliyor. Sağlık ekiplerinin Kulakkaya Yaylası’nda yaptığı çalışma, çevre temizliğinin yalnızca belediyelerin ya da kamu kurumlarının görevi olmadığını, her vatandaşın ortak sorumluluğu olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Giresun’da Dünya Çevre Günü dolayısıyla yapılan etkinlik, doğaya bırakılan her atığın geleceğe bırakılan bir yük olduğunu hatırlatırken, temiz çevre için toplumsal duyarlılığın güçlendirilmesi gerektiğini gösterdi.

“KURBAN ETİ DOĞRU YÖNETİLMEZSE HALK SAĞLIĞI RİSKİNE DÖNÜŞEBİLİR” Haber

“KURBAN ETİ DOĞRU YÖNETİLMEZSE HALK SAĞLIĞI RİSKİNE DÖNÜŞEBİLİR”

“KURBAN ETİ DOĞRU YÖNETİLMEZSE HALK SAĞLIĞI RİSKİNE DÖNÜŞEBİLİR” Veteriner Halk Sağlığı Derneği Başkanı Veteriner Hekim Azmi YÜKSEL, Kurban Bayramı’nda etin kesimden sofraya kadar doğru yönetilmesi gerektiğini belirterek, “Güvenli gıda yalnızca sofraya gelen ürün değil; kesimden taşımaya, saklamadan pişirmeye kadar bütün sürecin doğru yönetilmesidir” dedi. “YENİ KESİLMİŞ ET HEMEN TÜKETİLMEMELİ” Kurban Bayramı’nda artan et tüketimiyle birlikte hijyen, saklama ve pişirme koşulları halk sağlığı açısından daha kritik hâle geliyor. Veteriner Halk Sağlığı Derneği Başkanı Veteriner Hekim Azmi YÜKSEL, özellikle bayramın ilk günü yeni kesilmiş etin hemen tüketilmemesi gerektiğini vurguladı. YÜKSEL, kesim sonrası dinlendirilmemiş etin sindirimi zorlaştırabileceğini ve uygun olmayan koşullarda bekletildiğinde mikroorganizmalar için riskli bir ortam oluşturabileceğini belirtti. “Toplumda hâlâ ‘kesilir kesilmez mangal’ anlayışı oldukça yaygın. Oysa veteriner halk sağlığı açısından doğru yaklaşım, etin belirli süre dinlendirilmesi ve uygun sıcaklıkta muhafaza edilmesidir.” “ETLER ÜST ÜSTE YIĞILMAMALI, KISA SÜREDE SOĞUTULMALI” Kurban etinin büyük parçalar hâlinde üst üste yığılmasının bozulma riskini artırdığını kaydeden YÜKSEL, sıcak havalarda etin iç kısmının uzun süre sıcak kalabildiğine dikkat çekti. YÜKSEL, etlerin mümkünse küçük parçalara ayrılması, temiz kaplarda muhafaza edilmesi ve kısa sürede buzdolabına kaldırılması gerektiğini ifade etti. “Etin poşet içinde havasız şekilde uzun süre bekletilmesi doğru değildir. Bu durum koku oluşumuna ve bakteri çoğalmasına zemin hazırlayabilir. Taşıma ve saklamada temiz, gıdaya uygun kaplar tercih edilmelidir.” “ÇİĞ ETLE HAZIR GIDALAR TEMAS ETMEMELİ” Bayram dönemlerinde en sık yapılan hatalardan birinin çiğ et ile tüketime hazır gıdaların aynı ortamda temas etmesi olduğunu belirten YÜKSEL, çapraz bulaşma riskine karşı uyarıda bulundu. Çiğ et için kullanılan bıçak, kesme tahtası ve kapların iyi temizlenmeden başka gıdalarda kullanılmaması gerektiğini söyleyen YÜKSEL, çocuklar, yaşlılar, hamileler ve kronik hastalığı bulunan bireylerin gıda kaynaklı enfeksiyonlardan daha fazla etkilenebileceğini bildirdi. “Çapraz bulaşma, bayram dönemlerinde gözden kaçan en önemli risklerden biridir. Çiğ etle temas eden ekipmanlar temizlenmeden başka gıdalarda kullanılmamalıdır.” “ETİN DIŞININ PİŞMİŞ GÖRÜNMESİ YETERLİ DEĞİL” Veteriner Hekim Azmi YÜKSEL, etin pişirme aşamasının da halk sağlığı açısından hayati önem taşıdığını vurguladı. YÜKSEL, etin yalnızca dışının pişmiş görünmesinin yeterli olmadığını, iç kısmın da uygun sıcaklığa ulaşması gerektiğini belirtti. Özellikle kıyma ve parçalanmış et ürünlerinde yetersiz pişirmenin ciddi sağlık riskleri oluşturabileceğini ifade etti. “KONTROLSÜZ KESİMLER ÇEVRE VE HALK SAĞLIĞI RİSKİDİR” Kurban kesimlerinin mümkün olduğunca resmi ve denetimli alanlarda yapılması gerektiğini belirten YÜKSEL, sokak aralarında ve uygun olmayan alanlarda yapılan kontrolsüz kesimlerin yalnızca görüntü kirliliği oluşturmadığını, aynı zamanda çevre sağlığı ve bulaşıcı hastalık riski taşıdığını söyledi. YÜKSEL, kan, iç organlar ve diğer hayvansal atıkların gelişigüzel çevreye bırakılmasının kötü koku, sinek, kemirgen ve çevresel kirlenmeye neden olabileceğini kaydetti. “Atıkların doğru bertaraf edilmesi toplum sağlığının bir parçasıdır. Kurban Bayramı aynı zamanda çok büyük bir gıda güvenliği sürecidir.” “SOFRALARDAKİ ET BOL OLDUĞU KADAR GÜVENLİ DE OLMALI” Kurban Bayramı’nın paylaşma ve dayanışma yönünün yanında ciddi bir gıda güvenliği süreci olduğunu belirten YÜKSEL, vatandaşların göstereceği küçük dikkatlerin binlerce kişinin sağlığını doğrudan etkileyebileceğini ifade etti. YÜKSEL, güvenli gıdanın yalnızca sofraya gelen ürünle sınırlı olmadığını, üretimden kesime, taşımadan saklamaya ve pişirmeye kadar bütün aşamaların doğru yönetilmesiyle mümkün olduğunu vurguladı. “Bayramın gerçekten bayram olabilmesi için sofralarımızdaki etin yalnızca bol değil, aynı zamanda güvenli olması gerekir. Sağlıklı bir bayram için etin kesimden sofraya kadar her aşaması dikkatle yönetilmelidir.”

KANSERDEN KORUNMADA “TEK SAĞLIK” GERÇEĞİ: VETERİNER HEKİMLİK KRİTİK ROLDE Haber

KANSERDEN KORUNMADA “TEK SAĞLIK” GERÇEĞİ: VETERİNER HEKİMLİK KRİTİK ROLDE

KANSERDEN KORUNMADA “TEK SAĞLIK” GERÇEĞİ: VETERİNER HEKİMLİK KRİTİK ROLDE Dünya Kanser Günü kapsamında yapılan açıklamada, kanserin yalnızca bireysel bir hastalık olmadığı; çevre, gıda zinciri ve enfeksiyonlarla bağlantılı önlenebilir bir halk sağlığı sorunu olduğu vurgulandı. Veteriner hekimliğin bu mücadelede kilit konumda olduğu belirtildi. 4 Şubat Dünya Kanser Günü ve Kanser Haftası dolayısıyla yapılan değerlendirmelerde, kanserin yalnızca bireysel yaşam tarzlarıyla açıklanamayacak kadar karmaşık ve çok boyutlu bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çekildi. Uzmanlara göre kanser; çevresel etkenler, enfeksiyöz riskler ve üretim süreçleriyle doğrudan bağlantılı, önemli ölçüde önlenebilir bir hastalık yükü oluşturuyor. Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı tarafından ortaya konan bilimsel veriler; kanser vakalarının kayda değer bir bölümünün hava kirliliği, gıda zincirindeki fiziksel, biyolojik ve kimyasal riskler ile zoonotik ve gıda kaynaklı enfeksiyonlar gibi kontrol edilebilir faktörlerle ilişkili olduğunu gösteriyor. Buna karşın kanserle mücadele politikalarının birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de ağırlıklı olarak tedavi odaklı yürütüldüğü, önleme ve risk azaltma boyutunun geri planda kaldığı ifade ediliyor. İNSAN SAĞLIĞI TEK BAŞINA ELE ALINAMAZ Veteriner Halk Sağlığı Derneği (VHSD) Yönetim Kurulu Başkanı Vet. Hekim Azmi Yüksel, kanserden korunmanın insan sağlığını hayvan, bitki ve çevre sağlığından bağımsız ele alan yaklaşımlarla mümkün olamayacağını belirterek, çözümün “Tek Sağlık” yaklaşımında yattığını söyledi. Tek Sağlık yaklaşımı; insan, hayvan ve çevre sağlığının birbirine bağlı olduğunu kabul eden bilimsel bir çerçeve olarak tanımlanıyor. Bu modele göre güvenli gıda üretimi, zoonotik enfeksiyonların önlenmesi, çevresel kirleticilerin izlenmesi ve kimyasal maruziyetlerin kontrolü, kanser riskini doğrudan etkileyen başlıca alanlar arasında yer alıyor. Bu alanların tamamı ise veteriner hekimliğin uzmanlık ve sorumluluk alanına giriyor. GIDA ZİNCİRİNDEN ÇEVRESEL KİRLİLİĞE UZANAN SORUMLULUK Yüksel, veteriner hekimlerin üretimden tüketime kadar gıda zincirinin tüm aşamalarında görev aldığını belirterek, zoonotik patojenlerin kontrolü, veteriner ilaç ve pestisit kalıntılarının denetimi, mikotoksinlerin ve çevresel kirleticilerin izlenmesinde kritik rol üstlendiklerini vurguladı. Bu görevlerin yalnızca hayvan sağlığını değil, toplumun uzun vadeli kanser riskini de doğrudan belirlediğini ifade etti. Bu alanlarda yaşanan yapısal zafiyetlerin yıllar içinde biriken ve çoğu zaman fark edilmeden büyüyen halk sağlığı sorunlarına yol açtığını belirten Yüksel, kanser riskinin büyük ölçüde üretim ve çevre politikalarıyla da ilişkili olduğuna dikkat çekti. KURUMSAL PARÇALANMIŞLIK RİSK YÖNETİMİNİ ZAYIFLATIYOR Açıklamada, Türkiye’de veteriner halk sağlığını ve Tek Sağlık yaklaşımını esas alan bağımsız, güçlü ve yetkili bir veteriner otoritesinin bulunmamasının önemli bir yapısal eksiklik olduğuna işaret edildi. Gıda güvenliği, çevre sağlığı ve zoonotik hastalıklarla mücadelede kurumsal parçalanmışlık, eşgüdüm eksikliği ve yetki karmaşasının bilimsel gerekliliklerle bağdaşmadığı belirtildi. 2025 yılında gerçekleştirilen Tarım ve Orman Şûrası Sonuç Bildirgesi’nde yer alan “Ulusal Tek Sağlık Koordinasyon Kurulu”nun oluşturulması yönündeki kararın bu ihtiyacın resmî düzeyde de kabul edildiğini gösterdiği ifade edilirken, söz konusu yapının henüz hayata geçirilmemiş olmasının önemli bir gecikme olduğu kaydedildi. “KANSER KADER DEĞİLDİR” VHSD Başkanı Yüksel, kanserin kader olmadığını vurgulayarak, Tek Sağlık yaklaşımını ve veteriner hekimliği dışlayan politikaların kanseri toplum için kaçınılmaz bir yüke dönüştürdüğünü belirtti. Kanserden korunmanın; insan, hayvan ve çevre sağlığını birlikte ele alan, veteriner hekimliği bu sürecin ayrılmaz bir parçası olarak gören bilim temelli ve kamucu politikalarla mümkün olabileceğini ifade etti. Dünya Kanser Günü ve Kanser Haftası’nın, bu bütüncül yaklaşımı hatırlatmak ve karar vericileri sorumluluk almaya davet etmek açısından önemli bir fırsat olduğu belirtilirken, Tek Sağlık yaklaşımının kurumsal olarak hayata geçirilmesi ve bağımsız bir veteriner otoritesinin oluşturulmasının ertelenemez bir gereklilik olduğu vurgulandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.