Hava Durumu

#Çevre Koruma

giresunsonhaber - Çevre Koruma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Çevre Koruma haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

GİRESUN ÇÖP SORUNUNDA ÇÖZÜM İÇİN SAHADA Haber

GİRESUN ÇÖP SORUNUNDA ÇÖZÜM İÇİN SAHADA

GİRESUN ÇÖP SORUNUNDA ÇÖZÜM İÇİN SAHADA İSTAÇ MODELİ YERİNDE İNCELENDİ VALİ MUSTAFA KOÇ BAŞKANLIĞINDA GİRKASİÇ-BİR ÜYESİ BELEDİYE BAŞKANLARI, İSTANBUL’DA GÜNLÜK 3 BİN TON ATIK İŞLEME KAPASİTESİNE SAHİP İSTAÇ ATIK YAKMA VE ENERJİ ÜRETİM TESİSİNİ İNCELEDİ. GİRESUN’A BENZER BİR TESİS KAZANDIRILMASI AMACIYLA GERÇEKLEŞTİRİLEN ZİYARETTE; TEKNOLOJİ, ENERJİ ÜRETİMİ, EMİSYON KONTROLÜ VE SÜRDÜRÜLEBİLİR ATIK YÖNETİMİ UYGULAMALARI YERİNDE DEĞERLENDİRİLDİ. Giresun’un uzun yıllardır gündeminde bulunan katı atık sorununa kalıcı ve sürdürülebilir çözüm arayışında önemli bir teknik inceleme gerçekleştirildi. Giresun İli Katı Sıvı Atık ve İçmesuları Birliğine (GİRKASİÇ-BİR) üye belediye başkanları, Giresun Valisi Mustafa Koç’un başkanlığında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki İSTAÇ’ın Atık Yakma ve Enerji Üretim Tesisi’nde incelemelerde bulundu. Giresun’a benzer bir tesis kazandırılması amacıyla gerçekleştirilen ziyarette heyete, İBB Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı Prof. Dr. Ayşen Erdinçler tarafından teknik sunum yapıldı. İncelemelere İSTAÇ Genel Müdürü Fatih Uğur ile ilgili birim müdürleri de eşlik etti. Heyet; evsel atıkların modern yöntemlerle bertaraf edilmesini, atıkların kontrollü biçimde yakılarak enerjiye dönüştürülmesini, baca gazı arıtma ve emisyon izleme sistemlerini, yakma sonrasında ortaya çıkan proses artıklarının yönetimini ve İstanbul’da uygulanan entegre atık yönetimi modelini yerinde inceleme imkânı buldu. Çavuşlu Katı Atık Bertaraf Tesisi çevresinde yaşanan son gelişmelerin ardından Giresun’un uzun vadeli atık politikasının yeniden ele alınmaya başlanması açısından ziyaret dikkat çekici bir adım oldu. Vali Koç’un belediye başkanlarını aynı teknik incelemede bir araya getirmesi ve çalışan bir tesisin işletme modelinin yerinde değerlendirilmesi, sorunun kalıcı çözümüne yönelik ortak iradenin güçlenmesi bakımından olumlu karşılandı. İstanbul’daki incelemenin ardından Giresun için nasıl bir kapasite ve teknoloji seçileceği henüz belirlenmiş değil. Ancak ziyaret, yıllardır tartışılan katı atık sorununun yalnız geçici depolama çözümleri üzerinden değil; geri kazanım, enerji üretimi, çevresel kontrol ve sürdürülebilir işletme modeli birlikte değerlendirilerek ele alınması yönünde somut bir başlangıç olarak görülüyor. İNCELENEN TESİS GÜNDE 3 BİN TON ATIK İŞLEYEBİLİYOR Heyetin ziyaret ettiği İSTAÇ Atık Yakma ve Enerji Üretim Tesisi, İstanbul’un entegre atık yönetimi altyapısının en önemli bileşenlerinden biri. İSTAÇ’ın resmî verilerine göre 2021 yılı sonunda işletmeye alınan tesis günde 3 bin ton, yılda yaklaşık 1 milyon ton evsel atık işleme kapasitesine ve 85 MW kurulu elektrik gücüne sahip. Tesis İstanbul’daki günlük evsel atığın yaklaşık yüzde 15’ini işleyebiliyor. 2024 yılı faaliyet verilerine göre tesiste yaklaşık 1 milyon ton atık işlenirken 599 bin 701 MWh elektrik üretildi. İstanbul modeli bu yönüyle yalnız çöplerin ortadan kaldırıldığı bir bertaraf tesisi değil; atığın kontrollü termal işlemden geçirilerek enerjiye dönüştürüldüğü büyük ölçekli bir endüstriyel tesis niteliğinde. Buradan sonra Giresun açısından belirleyici olacak konu, İstanbul’daki teknolojinin birebir kopyalanması değil; Giresun’un atık miktarı, atık karakteri, coğrafyası, taşıma ağı ve belediyelerin ekonomik kapasitesine uygun ölçeğin belirlenmesi olacak. ÜÇ AYRI YAKMA HATTI BULUNUYOR İstanbul’daki tesis birbirinden bağımsız üç yakma hattından oluşuyor. Teknoloji sağlayıcısı Hitachi Zosen Inova’nın teknik verilerine göre tesisin nominal kapasitesi yılda 1 milyon ton ve atığın tasarım alt ısıl değer aralığı 6–9 MJ/kg. Her hatta hava soğutmalı, ileri-geri hareketli ızgara sistemi bulunuyor. Bir hattın termal kapasitesi 87 MWth. Izgarada yakılan atığın enerjisi kazan sisteminde buhara dönüştürülüyor. (hz-inova.com) Kazan sistemi beş geçişli olarak tasarlanmış durumda. Teknik projede her hat için canlı buhar debisi 111,9 ton/saat, basınç 72 bar, sıcaklık ise 426 derece olarak veriliyor. Buhar daha sonra yoğuşmalı-buhar türbini üzerinden elektrik üretiminde değerlendiriliyor. Tedarikçinin teknik tasarım verisinde türbinin elektrik çıkışı tam yükte yaklaşık 77 MWe, İSTAÇ’ın işletme için açıkladığı toplam kurulu güç ise 85 MW seviyesinde. (hz-inova.com) Bu veriler, atık yakmanın yalnızca “çöpü fırına atıp yakmak” biçiminde basit bir işlem olmadığını; atığın enerji değerinden buhar çevrimine kadar çok sayıda mühendislik parametresi gerektirdiğini gösteriyor. BACA GAZI ÇOK KADEMELİ SİSTEMDEN GEÇİYOR İstanbul tesisinin en önemli teknik bölümlerinden biri baca gazı arıtma sistemi. Teknik projede SNCR sistemi, kuru sorpsiyon reaktörü ve torbalı filtre birlikte kullanılıyor. Her yakma hattındaki baca gazı akışının standart şartlarda yaklaşık 173 bin 720 metreküp/saat olduğu belirtiliyor. (hz-inova.com) İSTAÇ ayrıca emisyonların Sürekli Emisyon Ölçüm Sistemi ile kesintisiz takip edildiğini ve kayıt altına alındığını bildiriyor. (İSTAÇ) Dolayısıyla Giresun’da benzer bir termal sistem gündeme gelecekse yatırım yalnız fırın ve türbin maliyetinden oluşmayacak. Baca gazı arıtımı, sürekli ölçüm sistemi, kimyasal sarf malzemeleri, filtreler, yüksek sıcaklık ekipmanlarının bakımı ve çevresel izleme de işletmenin ayrılmaz parçaları olacak. KÜL DE YÖNETİLİYOR Yakma işleminden sonra atık tamamen ortadan kalkmıyor. Geride taban külü ve diğer proses artıkları kalıyor. İSTAÇ bu nedenle 2023 yılında Taban Külü Geri Kazanım Tesisini işletmeye aldı. Şirketin sürdürülebilirlik raporunda yaklaşık 1 milyon ton atığın yakılması sonucunda yaklaşık 170 bin ton taban külü oluştuğu ve bu materyal içerisinden yaklaşık 3 bin 500 ton değerli metalin geri kazanıldığı belirtiliyor. (İSTAÇ) Bu yönüyle İstanbul modeli yalnız yakma ve elektrik üretiminden değil, yakma sonrasında oluşan malzemelerin yönetiminden de oluşuyor. İSTAÇ’IN SİSTEMİ SADECE YAKMA TESİSİ DEĞİL Giresun açısından İstanbul ziyaretinden çıkarılabilecek en önemli sonuçlardan biri de bu. İSTAÇ’ın atık yönetim modeli yalnızca yakma tesisine dayanmıyor. İstanbul’da düzenli depolama alanlarından çıkan depo gazından elektrik üretiliyor, organik atıklar biyometanizasyon tesislerinde değerlendiriliyor, geri kazanım tesisleri ve atık transfer merkezleri işletiliyor; bunların yanında termal bertaraf gerçekleştiriliyor. (İSTAÇ) Örneğin İSTAÇ’ın 2024 Faaliyet Raporunda Kemerburgaz Biyometanizasyon Tesisi’nin aynı yıl kaynağında ayrı toplanmış 15 bin 774 ton organik atığı işlediği ve biyogazdan elektrik üretildiği belirtiliyor. (İSTAÇ) Dolayısıyla İstanbul’da heyetin incelediği sistemden Giresun’a aktarılabilecek esas deneyim yalnızca “çöp yakmak” değil, farklı atık türlerini farklı yöntemlerle değerlendiren entegre atık yönetimi yaklaşımı olabilir. GİRESUN’UN GÜNLÜK ATIĞI 400 TON BANDINDA Giresun açısından yapılacak fizibilitenin çıkış noktası ise kentin kendi ölçeği olmak zorunda. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının 2024 Giresun İl Çevre Durum Raporuna göre GİRKASİÇ-BİR kapsamındaki belediyelerin günlük atık miktarı yaz döneminde 404,29 ton, kış döneminde 370,60 ton. Alucra, Çamoluk ve Şebinkarahisar da hesaba katıldığında Giresun il genelinde günlük atık miktarı yazın 437,68 ton, kışın ise 401,21 ton seviyesinde. Bu rakamlar, İstanbul’da ziyaret edilen 3 bin ton/gün kapasiteli tesis ile Giresun arasındaki ölçek farkını açıkça ortaya koyuyor. Ancak bu durum yakma teknolojisinin Giresun açısından otomatik olarak elenmesi anlamına gelmiyor. Tam tersine İstanbul ziyareti; Giresun’a uygun kapasitenin, teknoloji kombinasyonunun ve ekonomik modelin ayrıca hesaplanması gerektiğini gösteriyor. GİRESUN ÇÖPÜNÜN YÜZDE 60’A YAKINI ORGANİK Teknoloji seçiminde yalnız tonaj değil, çöpün içeriği de belirleyici. Giresun Üniversitesi ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi araştırmacıları tarafından 2022 yılında yayımlanan hakemli çalışmada, Giresun’daki kentsel katı atık kompozisyonunun yaklaşık yüzde 60’ının organik atıklardan oluştuğu belirtiliyor. Araştırmada Giresun’un belediye atıklarında geri dönüşüm potansiyeli yüzde 30,05 olarak hesaplanırken, çalışma dönemindeki fiilî geri dönüşüm oranı yüzde 2,04 olarak verilmişti. Araştırmacılar yüksek organik içerik nedeniyle özellikle kompostlaştırma ve biyometanizasyon seçeneklerinin entegre atık yönetiminde değerlendirilmesini öneriyor. (DergiPark) Aynı çalışmada yanabilir fraksiyonun önemli düzeyde olmasına karşın Giresun atığının yüksek nem ve düşük ısıl değerinin doğrudan termal işlemleri güçleştirebileceğine dikkat çekiliyor. (DergiPark) Bu bilimsel veri yakma seçeneğine karşı bir sonuç değil; Giresun’da kurulacak sistem için önce güncel atık karakterizasyonunun yapılmasının gerekliliğini ortaya koyuyor. İSTANBUL ZİYARETİ FİZİBİLİTE İÇİN ÖNEMLİ BİR BAŞLANGIÇ Vali Mustafa Koç’un belediye başkanlarını aynı masa etrafında toplayarak çalışan tesisleri yerinde inceleme yoluna gitmesi, yıllardır ertelenen katı atık meselesinde çözüm arayışının somutlaşması bakımından olumlu bir gelişme. Bundan sonraki aşamada Giresun’un yaz-kış güncel atık miktarının, neminin, alt ısıl değerinin, organik içeriğinin, geri kazanılabilir fraksiyonunun, kül ve klor oranlarının ortaya çıkarılması; ilçe bazlı taşıma mesafeleri ve transfer istasyonlarının planlanması gerekiyor. Bunun yanında yatırım bedeli kadar 20–25 yıllık işletme maliyeti, ton başına bertaraf ücreti, enerji geliri, baca gazı arıtma giderleri, kül yönetimi, bakım ve personel ihtiyacı da aynı fizibilite içinde hesaplanmalı. Çünkü Giresun’un ihtiyacı İstanbul’daki tesisi aynen kopyalamaktan çok, İstanbul’da edinilen işletme tecrübesinden yararlanarak Giresun ölçeğine uygun bir model geliştirmek. HEDEF ÇÖPÜ YALNIZ BERTARAF ETMEK DEĞİL, DEĞERE DÖNÜŞTÜRMEK Çavuşlu’da yaşanan süreç, Giresun’un atık yönetimini yeniden düşünmesi için önemli bir fırsata da dönüşebilir. Kaynakta ayrı toplama, geri dönüşüm, organik atıkların biyolojik yöntemlerle değerlendirilmesi, enerji geri kazanımı ve yalnız geriye kalan atığın düzenli depolanması birlikte ele alınabilirse Giresun uzun yıllardır devam eden çöp tartışmasını kalıcı bir sisteme dönüştürebilir. İstanbul’da yapılan teknik ziyaret bu açıdan değerli. Vali Mustafa Koç ve belediye başkanlarının ortak hareket ederek farklı modelleri yerinde incelemesi, Giresun’un çözüm arayışında kurumlar arası iş birliği açısından da olumlu bir tablo ortaya koyuyor. Şimdi beklenti, yapılan incelemelerin bilimsel ve ekonomik fizibiliteyle desteklenmesi ve Giresun’un kendi şartlarına uygun modelin belirlenmesi. İstanbul’daki tesisin teknolojisi önemli bir örnek. Ancak asıl başarı, Giresun’un atığına, coğrafyasına ve belediyelerinin ekonomik gücüne uygun sistemi kurabilmek olacak. Yıllardır konuşulan çöp sorununun bu kez kapsamlı bir çalışma, ortak irade ve doğru teknoloji seçimiyle kalıcı bir sonuca ulaşması umut ediliyor.

GİRESUN’DA SIFIR ATIK BİLİNCİ OKULLARDA BÜYÜYOR Haber

GİRESUN’DA SIFIR ATIK BİLİNCİ OKULLARDA BÜYÜYOR

GİRESUN’DA SIFIR ATIK BİLİNCİ OKULLARDA BÜYÜYOR Giresun Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğü, çevre bilincini küçük yaşlardan itibaren yaygınlaştırmak amacıyla okullarda yürüttüğü çalışmalara devam ediyor. Abacıbükü İlkokulu öğrencilerinin topladığı atık piller, belediye ekipleri tarafından teslim alınarak geri kazanım ve bertaraf sürecine dahil edildi. Giresun Belediyesi, çevrenin korunması ve sıfır atık kültürünün kent genelinde yaygınlaştırılması amacıyla yürüttüğü eğitim, farkındalık ve atık toplama çalışmalarını sürdürüyor. Belediye bünyesinde faaliyet gösteren İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğü, özellikle okullarda gerçekleştirdiği etkinliklerle öğrencilerin çevreye duyarlı bireyler olarak yetişmesine katkı sunuyor. Çalışmalar kapsamında hem geri dönüşüm bilincinin artırılması hem de atıkların doğaya zarar vermeden uygun sistemlere kazandırılması hedefleniyor. Abacıbükü İlkokulu Öğrencilerinden Örnek Davranış Çevre farkındalığı çalışmaları kapsamında Abacıbükü İlkokulu öğrencileri, evlerinde biriktirdikleri atık pilleri okul aracılığıyla topladı. Öğrenciler tarafından bir araya getirilen atık piller, Giresun Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğü personelleri tarafından teslim alındı. Toplanan pillerin, çevre mevzuatına uygun şekilde geri kazanım ve bertaraf süreçlerine dahil edileceği bildirildi. Atık Piller Doğa İçin Büyük Tehdit Müdürlük yetkilileri, kontrolsüz şekilde doğaya bırakılan atık pillerin içerdiği ağır metaller nedeniyle toprak ve su kaynakları açısından ciddi risk oluşturduğuna dikkat çekti. Yetkililer, çevre bilincinin özellikle çocuk yaşlarda kazandırılmasının sürdürülebilir bir gelecek için büyük önem taşıdığını belirterek, okullarda yürütülen çalışmaların yalnızca bugüne değil, gelecek nesillere de yatırım niteliği taşıdığını vurguladı. Belediye Eğitim Kurumlarıyla İş Birliğini Sürdürecek Giresun Belediyesi’nin, çevre koruma çalışmalarını eğitim kurumlarıyla iş birliği içinde sürdürmeye devam edeceği ifade edildi. Belediye, sıfır atık bilincinin toplumun tüm kesimlerine yayılması, geri dönüşüm kültürünün güçlendirilmesi ve gelecek nesillere daha temiz, sağlıklı ve yaşanabilir bir çevre bırakılması amacıyla çalışmalarını kararlılıkla sürdürecek.

Türkiye Su Fakiri Olma Riskiyle Karşı Karşıya! Haber

Türkiye Su Fakiri Olma Riskiyle Karşı Karşıya!

COP31’e ev sahipliği yapma hazırlıkları süren Türkiye’de, iklim krizi konusu yeniden gündemdeki yerini aldı. Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, iklim değişikliğinin artık bir gelecek projeksiyonu değil, güncel bir sorun olduğunu belirterek, “2050’li yıllarda su fakiri ülkeler kategorisine girebiliriz” uyarısında bulundu. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferanslarının 31’incisi olan COP31, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek. Dünya liderlerinin, bilim insanlarının, uzmanların ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin bir araya geleceği zirvede, iklim kriziyle mücadele yöntemleri ve sürdürülebilir bir gelecek için ortak çözüm yolları tartışılacak. Üsküdar Üniversitesi Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, 5-11 Haziran Çevre Koruma Haftası vesilesiyle iklim krizi ve Türkiye’nin COP31 ev sahipliği sürecini değerlendirdi. İklim krizi geleceğin değil bugünün en büyük sorunu Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, iklim krizinin artık geleceğe dair bir risk değil, bugünün en kritik problemlerinden biri olduğunu ifade ederek, “İklim değişikliğinden etkilenen alanlar arasında tarımdan gıda güvenliğine, su kaynaklarından toplum sağlığına ve ekonomiye kadar pek çok farklı sektör bulunuyor. Kuraklığın tarımda verimliliği düşürdüğünü biliyoruz. Bunun yanı sıra, iklim değişikliğinin etkisiyle birçok tarımsal üründe hastalıkların daha sık görüldüğü ve direncin azaldığı gözlemleniyor. Ayrıca, üretim sonucu elde edilen ürünlerin besin değerlerinin olumsuz etkilendiği pek çok bilimsel çalışma ile kanıtlandı. Son olarak, bölgesel iklim koşullarının değişmesi nedeniyle bazı ürünler gelecekte mevcut bölgelerinde yetiştirilemeyebilir. Tüm bu durumlar gıda güvenliğini doğrudan tehdit etmekte ve bizi gelecekteki olumsuz senaryolar hakkında uyarmaktadır.” dedi. Su krizi halk sağlığını ve ekonomiyi tehdit ediyor Su kaynaklarının iklim değişikliğinden en yoğun etkilenen doğal varlıklardan biri olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Bugün pek çok bölgede su kaynakları, iklim değişikliğinin su döngüsünü bozması nedeniyle risk altındadır. Su kaynaklarının miktar ve kalitesindeki bozulmalar, hijyen koşullarını kötüleştirerek halk sağlığını küresel çapta riske atmaktadır. Bununla birlikte kuraklık, pek çok salgın hastalığın yayılma hızını artırmaktadır. Tarımsal üretimden gıda güvenliğine, su kaynaklarından halk sağlığına kadar sözü edilen tüm etkilerin beraberinde getirdiği ekonomik faktörler de vardır. Günümüzde birçok ülkenin, iklim değişikliğiyle mücadele ve etkilenen sektörleri desteklemek amacıyla her yıl büyük fonlar ayırdığı bilinmektedir.” diye konuştu. Türkiye’nin de yer aldığı Akdeniz Havzası en kırılgan bölgelerden biri Ülkemizin, iklim değişikliğinden en ağır etkilenen alanlardan biri olan Akdeniz Havzası’nda yer aldığına değinen Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Bilimsel raporlarda Akdeniz Havzası en hassas bölgelerden biri olarak tanımlanmaktadır. Bu durum özellikle son yıllarda su kaynaklarının azalması, yağış rejimlerindeki değişimler, geniş alanları kapsayan orman yangınları, güney ve iç kesimlerdeki şiddetli kuraklık ve özellikle Karadeniz kıyılarında sıklaşan sel felaketleriyle kendini göstermektedir. Bu belirtiler, ülkemizin hem kuraklık hem de doğal afetler açısından ne kadar büyük riskler taşıdığını kanıtlamaktadır.” şeklinde konuştu. Küresel ısınma iklim sistemini nasıl değiştiriyor? Küresel Isınma ve İklim Değişikliği kavramlarının birbirine bağlı olduğunu belirten Adiller, şunları anlattı: “Bugün karbon emisyonları olarak sıkça duyduğumuz kavram, aslında atmosferde bulunan ve ısınmaya yol açan gazların miktarını ifade eder. Sanayi devrimi ve artan nüfusla beraber miktarı artan bu gazlar, havanın daha sıcak kalmasına neden olmakta ve bu da küresel sıcaklık ortalamalarının yükselmesiyle sonuçlanmaktadır. Bu olguya Küresel Isınma diyoruz. Sıcaklık artışı; buharlaşma, rüzgar, nem ve yağış gibi diğer hava olaylarını da değiştirmektedir. Örneğin, ısınmayla birlikte yeryüzünden buharlaşan su miktarı artıyor. Aynı zamanda havanın nem tutma kapasitesi de yükseliyor. Yani hem su havaya geçiyor hem de sıcaklık nedeniyle bu suyun yağış olarak geri dönmesi gecikiyor. Sonuç olarak yağışlar arasındaki süre uzayıp kuraklık şiddetlenirken, yağmur yağdığında ise atmosferde biriken yoğun nem nedeniyle anlık ve çok şiddetli yağışlar meydana geliyor. İklim sistemindeki tüm bu değişimlere İklim Değişikliği adını veriyoruz. Maalesef bu durum deniz seviyelerinin yükselmesine, yağış rejimlerinin bozulmasına, okyanusların asitlenmesine ve fırtına, hortum, sel gibi ekstrem hava olaylarının artmasına yol açıyor.” Türkiye’nin COP 31’e ev sahipliği yapması neden önemli? Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapmasının, tüm dünyanın dikkatini ülkemize çekeceği noktasına vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Türkiye’nin böyle bir organizasyonda dönem başkanlığını üstlenmesi, bu alandaki faaliyetlerini küresel ölçekte duyurması ve iklim politikalarında karar verici bir aktör olduğunu kanıtlaması adına büyük bir fırsattır. Günümüzde iklim değişikliği sadece çevresel bir konu değildir; birçok ülke ve kurum ekonomi politikalarını ve yatırımlarını bu kriterlere göre belirlemektedir. Bu nedenle bu tür zirveler finans ve iş dünyası için kritik öneme sahiptir. Oluşacak bu ortam, yerli teknolojilerin ve girişimcilerin dünya sahnesine çıkması için eşsiz bir şans olacaktır.” dedi. COP31, Türkiye için sadece bir etkinlik değil Bunun yanı sıra, Birleşmiş Milletler tarafından da kabul edilen “Sıfır Atık” Projesi’nin bu platformda tüm dünyaya uygulanabilir bir model olarak sunulabileceğini ifade eden Adiller, “COP31, Türkiye için yalnızca bir etkinlik değil; 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi yolunda kendini gösterdiği, küresel yatırımları çektiği ve iklim krizine çözüm üreten bir öncü olduğunu kanıtladığı tarihi bir fırsattır.” ifadesini kullandı. COP31’de Türkiye’nin vitrini; Sıfır Atık ve dirençli şehirler Zirvede Türkiye’nin odak noktasının markalaşan Sıfır Atık Projesi olması gerektiğini kaydeden Adiller, “2017’de başlatılan ve küresel bilinirliği artan bu proje, hem döngüsel ekonomi hem de emisyonların azaltılması açısından iklim değişikliği süreçleriyle tam uyumludur. Türkiye’nin vizyonunu anlatmak adına önemli bir örnek teşkil eder. Ayrıca Hatay’ın yeniden inşa süreciyle gündeme gelen Dirençli Şehirler kavramı ve kentlerin iklim krizine uyumlu hale getirilmesi kritik maddeler olacaktır. Yeşil enerji, sanayide karbonsuzlaşma, iklim finansmanı ve teknolojik altyapılar da ülkemize olumlu geri dönüşler sağlayacak ana gündem maddeleridir.” şeklinde görüşlerini belirtti. Ülkelerin COP toplantılarına gösterdikleri ilgi prestij konusu COP süreçlerinin bağlayıcılık noktasında tartışılsa da ülkelerin takındığı tavrın küresel etkiler yarattığını belirten Adiller, “İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi veya Paris Anlaşması’nın caydırıcı yaptırımları olmasa da, iklim değişikliği konusu yatırımcılar ve finans kuruluşları tarafından yakından izlenmektedir. Bu yüzden ülkelerin COP toplantılarına verdiği önem, yerel mevzuat ve politikalarda bu sürece ne kadar yer verdikleri, o ülkeye prestij kazandırmakta ve yatırım yapılabilirlik göstergesi olarak kabul edilmektedir.” dedi. Türkiye su stresi yaşayan ülkeler arasında İklim değişikliğinin hem kuraklığı artırıp hem de şiddetli yağışlara yol açarak su kaynaklarını etkilediğini anlatan Adiller, şunları kaydetti: “Şiddetli yağışlar, toprağın suyu emme oranını düşürerek yeraltı sularını beslememekte, aksine sel ve taşkınları tetiklemektedir. Oysa düzenli yağışlar toprağı ve dereleri beslemesi gereken ana unsurdur. Devlet Su İşleri (DSİ) verilerine göre, ülkemizde kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı 2000 yılında 1 652 m3 iken, 2009’da 1 544 m3’e, 2020’de ise 1 346 m3’e gerilemiştir. Bu rakamlar bizi ‘Su Stresi Yaşayan’ ülkeler sınıfına sokmaktadır. Bu düşüş hızı devam ederse, 2050’li yıllarda su fakiri olma sınırı olan 1000 m3’ün altına düşebiliriz. Bu tablo tek başına korkutucuyken, uydu görüntüleri birçok gölümüzün son 40 yılda ciddi su kaybettiğini ve bazılarının kuruma riskiyle karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Burada tek neden iklim değişikliği değil, yanlış tarımsal uygulamaların da süreci hızlandırdığını vurgulamalıyım.” İklim değişikliği konusunda yol ayrımına ulaşmak üzereyiz Bugün iklim değişikliği konusunda kritik bir yol ayrımında olduğumuza dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Radikal adımlar atarak durumu değiştirmek ve adaptasyon sağlamak için henüz geç değil. Ancak eylemsiz geçen her yıl riski artırıyor. 10 yıl etkileri görmek için kısa bir süre olabilir ama önlem almadan geçecek 30-50 yıllık bir süreç; su ve gıda kıtlığı, ağır ekolojik kayıplar, ekosistemlerin yok olması, yoğun iç göçler ve ciddi altyapı sorunları ile karşı karşıya kalmamıza neden olabilir.” diye konuştu. İnsanların iklim değişikliğiyle mücadeleye olan inançlarının azaldığını gösteren anketlere değinen Adiller, “Pek çok kişi ülkelerin görevlerini yerine getirmediğini düşünüyor ve haklılar. Keşke bazı ülkeler siyasi ve ekonomik çıkarları için savaşlara ayırdıkları kaynakları yaşamı korumaya ayırsalardı, böylece dünyanın sürdürülebilirliğine katkı sağlayabilirdik.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İSTANBUL’DA VAHŞİ MADENCİLİK PANELİ: “İNSANLARDA KANSER VE KRONİK HASTALIK RİSKİ YÜKSEK” Haber

İSTANBUL’DA VAHŞİ MADENCİLİK PANELİ: “İNSANLARDA KANSER VE KRONİK HASTALIK RİSKİ YÜKSEK”

İSTANBUL’DA VAHŞİ MADENCİLİK PANELİ: “İNSANLARDA KANSER VE KRONİK HASTALIK RİSKİ YÜKSEK” İstanbul’da düzenlenen panel, Doğu Karadeniz’de vahşi madenciliğin su kaynakları, tarım alanları, ormanlar, halk sağlığı ve yaşam alanları üzerinde oluşturduğu riskleri gündeme taşıdı. Panelde, doğa katliamına bugün “dur” denilmezse gelecekte geri dönüşün olmayacağı vurgulandı. DOĞU KARADENİZ’DEKİ MADEN RİSKİ İSTANBUL’DA TARTIŞILDI Görele ve Çanakçı Çevre Koruma Platformu ile Giresun’dan bazı çevreci sivil toplum kuruluşları, İstanbul’da “Halkımız Doğu Karadeniz’de Vahşi Madenciliğe Neden Karşı Çıkıyor?” temalı panel düzenledi. İstanbul Esenler Prof. Dr. Adem Baştürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen panelin moderatörlüğünü Dr. Adil Emecan yaptı. Panele İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ahmet Öztürk, Giresun Üniversitesi’nden Prof. Dr. Birsen Oksal ve Prof. Dr. Hakan Bektaş, Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nden Prof. Dr. Fehmi Çalık ile Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ömer Dalman konuşmacı olarak katıldı. “DOĞA KATLİAMINA ‘DUR’ DENİLMEZSE GERİ DÖNÜŞ YOK” Panelde vahşi madenciliğin Doğu Karadeniz’in doğal yapısı, su havzaları, tarım üretimi ve yerleşim alanları üzerindeki etkileri bilimsel veriler ışığında ele alındı. Konuşmacılar, madencilik faaliyetlerinin yalnızca ekonomik başlıklarla açıklanamayacağını, bölgenin yaşam hakkını ve gelecek güvenliğini doğrudan ilgilendirdiğini belirtti. Panelde şu vurgu yapıldı: " DOĞA KATLİAMINA 'DUR' DENİLMEZSE GERİ DÖNÜŞ YOK" Konuşmacılar, bölgedeki maden faaliyetlerine ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: "Bu coğrafyada yapılan madencilik 'kalkınma' değil, kontrollü bir yıkımdır.'Maden şirketleri istihdam sağlıyor, ekonomiye katkı yapıyor' gibi söylemler acı gerçekleri örtmeye yetmiyor." DERELER, İÇME SULARI VE TARIM ALANLARI İÇİN TEHLİKE UYARISI Panelde, açılan maden sahalarının dereleri, içme suyu kaynaklarını, tarım arazilerini ve ormanlık alanları tehdit ettiği ifade edildi. Siyanür ve ağır metallerin toprağa karışması halinde etkilerin yıllarca değil, nesiller boyunca sürebileceği vurgulandı. Konuşmacılar şu açıklamayı yaptı: "Açılan maden sahalarıyla birlikte dereler zehir akıyor, bulanıyor, içme suları risk altına giriyor. Siyanür ve zehirli ağır metaller toprağa karışıyor, bunun etkisi yıllarca değil, nesiller boyu sürecek.Sadece bu da değil, heyelan riski katlanarak artıyor ve Karadeniz’in zaten hassas olan yapısı daha da kırılgan hale geliyor. Bölgemizde fındık, çay, arıcılık ve hayvancılık bitme noktasına geliyor. Ormanlar kesiliyor, topraklara, derelere maden zehiri akıtılıyor, dolayısıyla önü alınamaz büyük bir tahribat meydana geliyor. 'Bir siyanür havuzu hiç sızdırmaz bile olsa 500 yıl muhafaza edilmesi gerekiyor ki doğaya zararı enaza indirgensin' dersek durumun vahameti daha net anlaşılır.Tüm bu yaşananlar İnsanlarda kanser ve kronik hastalık riskini ciddi şekilde yükseltiyor. Şimdi açıkça şunu sormak gerekiyor, maden şirketlerinin birkaç yıllık geliri ve devlete verilen yüzde 3-4 oranında katkı için yüzyılların doğasını, suyunu, toprağını feda etmek akıl işi midir? Şu da bir gerçek; bu mesele artık sadece çevrecilerin hassasiyeti değildir, bu mesele çocuklarımızın geleceği, içeceği su, yiyeceği gıda, yaşayacağı toprak meselesidir. Bir de şu var, bu projeler yapılırken çoğu zaman bölge halkının fikri bile sorulmuyor. Kararlar masada alınıyor, bedel köyde, derede, bahçede, tarlada ödeniyor. Biz şunu söylüyoruz; bu topraklar sahipsiz değildir. Bu dereler, bu ormanlar, bu yaşam alanları birkaç şirketin insafına bırakılacak kadar değersiz değildir. Bu panelde ortaya koyduğumuz bilimsel gerçekler gayet nettir; yaşanan doğa katliamına eğer bugün 'dur' denilmezse gelecekte kesinlikle geri dönüş olmayacaktır.Yakın zamanda panelde yapılan tüm konuşmaları video serisi halinde paylaşacağız. Herkes izlesin ve ürkütücü gerçeği görsün. Çünkü bu mücadele sadece Giresun'un değil; Doğu Karadeniz halkının, hatta bu ülkede nefes alan herkesin meselesidir." “İNSANLARDA KANSER VE KRONİK HASTALIK RİSKİ YÜKSEK” Panelde insan sağlığına yönelik riskler de öne çıktı. Konuşmacılar, suya, toprağa ve tarımsal üretime karışabilecek kirleticilerin bölgede yaşayan yurttaşlar açısından ciddi sağlık tehdidi oluşturduğunu belirtti. Panelde şu uyarı yapıldı: " İNSANLARDA KANSER VE KRONİK HASTALIK RİSKİ YÜKSEK" GİRESUN’UN YÜZDE 85’İ İÇİN MADEN SAHASI UYARISI Konuşmacılar, Giresun’daki maden rezervlerinin orta ve düşük düzeyde olduğunu, bu nedenle yeraltı katmanında dağınık halde bulunduğunu ifade etti. Bu yapının, maden çalışmalarını geniş alanlara yayma riski taşıdığı belirtildi. Panel şu vurguyla tamamlandı: " Giresun'da çıkarılacak madenler orta ve düşük düzeyde, bu nedenle yeraltı katmanında çok dağınık durumda. İlimizin yüzde 85'nin maden sahası ilan edilmesinin sebebi budur.Bu da, çalışmaların çok geniş bir alanda, yani tarım arazilerinde ve su havzalarında da yapılacağını gösteriyor." PANELİ SİYASETÇİLER, AKADEMİSYENLER VE STK TEMSİLCİLERİ TAKİP ETTİ Paneli Beyoğlu Belediye Başkanı Sefer Karaahmetoğlu, Görele Belediye Başkan Vekili Aysel Civil Uzun, 27. Dönem CHP İstanbul Milletvekili Emine Gülizar Emecan, bazı siyasetçiler, kurum, kuruluş ve STK yöneticileri, akademisyenler, iş insanları ile çeşitli meslek gruplarından çok sayıda katılımcı takip etti.

Yemek atıkları mamaya dönüşüyor Haber

Yemek atıkları mamaya dönüşüyor

Sakarya Büyükşehir Belediyesi, sokak hayvanları sorununa kalıcı bir çözüm sunacak Doğal Yaşam Kampüsü projesi tamamlanmak üzere iken, aynı zamanda sokak hayvanlarının beslenme ihtiyaçlarını güvence altına almak amacıyla Mama Üretim Tesisi'ni faaliyete geçirdi. SAKARYA (İGFA) - Sakarya Büyükşehir Belediyesi, bakımevinde bulunan sokak hayvanlarının beslenme gereksinimlerini karşılamak ve sürdürülebilir bir mama üretim zinciri oluşturmak için Mama Üretim Tesisi'ni devreye soktu. Bu adım sayesinde Büyükşehir, bakımevindeki sokak hayvanlarının beslenme ihtiyacını yeni Doğal Yaşam Kampüsü içerisinde yemek atıklarından üretilen mamalarla karşılıyor. Tüm test aşamaları tamamlanan tesiste, modern üretim cihazları ve ileri teknoloji işleme yöntemleri kullanılarak sağlıklı, katkısız ve yüksek proteinli mamalar üretiliyor. Fabrikalardan özel ekipler tarafından toplanan yemek artıkları, çeşitli işlemlerden geçirilerek yüksek kaliteli mamalara dönüştürülüyor. Tesis, kullanılabilir gıda atıklarını değerlendirerek hem çevreye katkı sağlıyor hem de kampüsteki canlıların beslenmesini güvence altına alıyor. Bu sürecin sonunda gıda israfı önlenirken, üretim tamamen çevre dostu bir yaklaşımla gerçekleştiriliyor. DOĞAL YAŞAM KAMPÜSÜ Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığı Veteriner Hizmetleri Şube Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada, "Çok yakın bir zamanda hizmete açacağımız 87 dönümlük Doğal Yaşam Kampüsü'nde ağırlayacağımız dostlarımız için tüm hazırlıklarımız sürüyor. Mama Üretim Tesisi ile hem patili dostlarımızın besin ihtiyacını karşılıyor hem de doğaya katkı sağlıyoruz" denildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.