Hava Durumu

#Çalışma Koşulları

giresunsonhaber - Çalışma Koşulları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Çalışma Koşulları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

SAĞLIK-SEN GİRESUN’DA OGÜN ELİOĞLU YENİDEN BAŞKAN Haber

SAĞLIK-SEN GİRESUN’DA OGÜN ELİOĞLU YENİDEN BAŞKAN

SAĞLIK-SEN GİRESUN’DA OGÜN ELİOĞLU YENİDEN BAŞKAN Sağlık-Sen Giresun Şubesi 6. Olağan Genel Kurulu’nda mevcut başkan Ogün Elioğlu yeniden başkanlığa seçilerek güven tazeledi. Genel kurula AK Parti Giresun Milletvekilleri Prof. Dr. Nazım Elmas ve Ali Temür, İl Başkan Vekili Emrullah Çakırmelioğlu ve teşkilat mensupları da katıldı. Sağlık-Sen Giresun Şubesi 6. Olağan Genel Kurulu, Giresun’da gerçekleştirildi. Sendika üyeleri, delegeler, sağlık camiası temsilcileri ve davetlilerin katıldığı genel kurulda mevcut Şube Başkanı Ogün Elioğlu, yeniden başkan seçildi. Genel kurul programında AK Parti Giresun Milletvekilleri Prof. Dr. Nazım Elmas ve Ali Temür, AK Parti İl Başkan Vekili Emrullah Çakırmelioğlu ile teşkilat mensupları da yer aldı. Programda sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının sendikal temsili, çalışma koşulları, örgütlü mücadelenin önemi ve yeni dönem hedefleri öne çıktı. ELİOĞLU GÜVEN TAZELEDİ Tek listeyle gidilen genel kurulda delegelerin desteğini alan Ogün Elioğlu, Sağlık-Sen Giresun Şubesi’nde yeni dönem için yeniden yetki aldı. Elioğlu’nun yeniden başkan seçilmesi, salondaki katılımcılar tarafından tebrik edildi. Genel kurulda, sağlık çalışanlarının hak ve kazanımlarının korunması, sendikal dayanışmanın güçlendirilmesi ve sahada karşılaşılan sorunların çözümüne yönelik çalışmaların yeni dönemde de sürdürüleceği vurgulandı. SAĞLIK ÇALIŞANLARININ TALEPLERİ ÖNE ÇIKTI Kongrede sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının çalışma hayatında karşılaştığı sorunlar, özlük hakları, kurum içi temsil, çalışma şartları ve sendikal mücadelenin önemi değerlendirildi. Sağlık-Sen Giresun Şubesi’nin yeni dönemde de üyelerinin taleplerini ilgili kurumlara taşımaya ve çalışanların haklarını savunmaya devam edeceği belirtildi. Genel kurulda birlik ve dayanışma mesajları verilirken, sendikal örgütlenmenin sağlık camiası açısından taşıdığı önem de öne çıkarıldı. YENİ DÖNEM BAŞLADI Sağlık-Sen Giresun Şubesi’nde Ogün Elioğlu başkanlığındaki yeni dönem genel kurulun ardından resmen başladı. Program, tebriklerin kabulü ve hatıra fotoğrafı çekimiyle tamamlandı. Genel kurulun Sağlık-Sen üyeleri, sağlık camiası ve Giresun için hayırlı olması temenni edildi.

FERRERO FINDIK VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK AKADEMİSİNDEN FINDIK ZİRVESİ Haber

FERRERO FINDIK VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK AKADEMİSİNDEN FINDIK ZİRVESİ

FINDIKTA YENİ DÖNEM MASAYA YATIRILDI Ferrero Fındık ve Sürdürülebilirlik Akademisi iş birliğiyle düzenlenen Sürdürülebilir Fındık Zirvesi, 2 Haziran 2026’da Fairmont Quasar İstanbul’da gerçekleştirildi. 09.00-14.00 saatleri arasındaki programda iyi tarım uygulamaları, üreticinin sahadaki deneyimi, sosyal sürdürülebilirlik, çalışma yaşamı, çocuk işçiliği riski ve fındığın geleceğini belirleyecek yeni standartlar masaya yatırıldı. SEKTÖRÜN AKTÖRLERİ İSTANBUL’DA BULUŞTU Türkiye’nin fındıkta küresel konumunu korumak ve üretim zincirini daha sürdürülebilir hale getirmek amacıyla düzenlenen Sürdürülebilir Fındık Zirvesi, 2 Haziran 2026 Salı günü Fairmont Quasar İstanbul’da yapıldı. Ferrero Fındık ve Sürdürülebilirlik Akademisi iş birliğiyle hazırlanan zirve, saat 09.00’da kayıt ve kahvaltı programıyla başladı. Gün boyunca fındıkta üretim, sosyal uygunluk, işçilik koşulları, üretici deneyimi ve sürdürülebilirlik başlıkları ele alındı. Zirve programında Ferrero Fındık Genel Müdürü Bamsı Akın, Sürdürülebilirlik Akademisi Yönetim Kurulu Başkanı Murat Sungur Bursa, Bloomberg HT Tarım ve Gıda Editörü İrfan Donat, Tarım ve Orman Bakanlığı Bitki Sağlığı ve Karantina Daire Başkanı Yalçın Ocak, Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden Prof. Dr. Celal Tuncer, Sürdürülebilirlik Akademisi Ülke Direktörü Semra Sevinç, Nasıl Bir Ekonomi Gazetesi Genel Koordinatörü Vahap Munyar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Çalışma Genel Müdür Yardımcısı Suat Dede, ILO Türkiye Ofisi Direktörü Yasser Ahmed Hassan, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı Genel Müdürü Sait Tosyalı ve fındık üreticileri yer aldı. PROGRAM AÇILIŞ KONUŞMALARIYLA BAŞLADI Sürdürülebilir Fındık Zirvesi’nde ilk açılış konuşmasını saat 09.45’te Ferrero Fındık Genel Müdürü Bamsı Akın yaptı. Program, saat 10.15’te Sürdürülebilirlik Akademisi Yönetim Kurulu Başkanı Murat Sungur Bursa’nın açılış konuşmasıyla devam etti. Açılış bölümünde fındıkta sürdürülebilir üretim, tedarik zinciri, üreticiyle kurulan saha ilişkisi ve Türkiye’nin küresel fındık pazarındaki konumu öne çıktı. Zirvenin ana çerçevesi, yalnızca üretim miktarı ve ihracat rakamlarıyla sınırlı kalmadı. Fındığın hangi koşullarda üretildiği, üreticinin sahada ne yaşadığı, mevsimlik işçilik düzeni, çocukların korunması, iyi tarım uygulamaları ve uluslararası standartlar programın temel gündemi oldu. İYİ TARIM UYGULAMALARI ELE ALINDI Saat 10.30’da başlayan “İyi Tarım Uygulamaları” oturumu, Bloomberg HT Tarım ve Gıda Editörü İrfan Donat moderatörlüğünde gerçekleştirildi. Oturumda Tarım ve Orman Bakanlığı Bitki Sağlığı ve Karantina Daire Başkanı Yalçın Ocak, Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü temsilcileri ile Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden Prof. Dr. Celal Tuncer yer aldı. Bu bölümde fındık üretiminde verimlilik, bitki sağlığı, doğru tarım teknikleri, hastalık ve zararlılarla mücadele, bahçe yönetimi ve sürdürülebilir üretim başlıkları değerlendirildi. Fındıkta sürdürülebilirlik artık yalnızca çevre duyarlılığıyla sınırlı bir kavram değil. Bahçede verimi artıran, kaliteyi koruyan, üreticinin maliyet baskısını azaltan ve ihracat pazarlarında güven sağlayan bütünlüklü bir üretim modeli olarak öne çıkıyor. ÜRETİCİNİN SAHADAKİ DENEYİMİ MASAYA TAŞINDI Programın 11.20 bölümünde “Üreticinin Gözünden” başlıklı oturum yapıldı. Oturumu Sürdürülebilirlik Akademisi Ülke Direktörü Semra Sevinç yönetti. Oturumda fındık üreticileri sahadaki deneyimlerini aktardı. Bu bölüm, zirvenin en kritik başlıklarından biri oldu. Çünkü fındıkta sürdürülebilirlik, yalnızca şirketlerin, kamu kurumlarının veya uluslararası kuruluşların belirlediği standartlarla sahada karşılık bulamaz. Üretici yeni modele dahil edilmediği sürece iyi tarım, izlenebilirlik ve sosyal uygunluk başlıkları kağıt üzerinde kalır. Üreticinin sahadaki temel sorunları açık: artan maliyetler, işçilik giderleri, yaşlanan bahçeler, iklim kaynaklı verim kaybı, kahverengi kokarca başta olmak üzere zararlılar, genç nüfusun tarımdan uzaklaşması ve piyasa belirsizliği. Bu nedenle zirvede üretici deneyiminin ayrı bir başlık olarak ele alınması, fındığın geleceğine ilişkin tartışmanın sahadaki gerçeklerle bağını güçlendirdi. İYİ SOSYAL UYGULAMALAR ZİRVENİN ANA BAŞLIKLARINDAN BİRİ OLDU Zirvede saat 12.25’te “İyi Sosyal Uygulamalar” oturumu gerçekleştirildi. Oturumun moderatörlüğünü Nasıl Bir Ekonomi Gazetesi Genel Koordinatörü Vahap Munyar yaptı. Oturumda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Çalışma Genel Müdür Yardımcısı Suat Dede, ILO Türkiye Ofisi Direktörü Yasser Ahmed Hassan ve Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı Genel Müdürü Sait Tosyalı yer aldı. Bu bölümde mevsimlik tarım işçiliği, çalışma koşulları, çocukların korunması, eğitim, sosyal uygunluk ve uluslararası çalışma standartları öne çıktı. Fındıkta sosyal sürdürülebilirlik artık doğrudan ihracatın ve tedarik zincirinin parçası haline geliyor. Küresel alıcılar yalnızca ürünün kalitesine değil, üretim sürecindeki çalışma koşullarına, çocuk işçiliği riskine, işçi sağlığına, kayıt dışılığa ve sosyal denetim mekanizmalarına da bakıyor. ZİRVE NEDEN ÖNEMLİ? Türkiye’de fındık yıllardır büyük ölçüde fiyat, rekolte ve alım politikaları üzerinden tartışılıyor. Ancak son yıllarda tablo değişti. Küresel gıda şirketleri, ihracat pazarları ve uluslararası standartlar artık yalnızca ürün miktarını değil; üretimin nasıl yapıldığını, işçilik koşullarını, çevresel etkiyi, izlenebilirliği ve sosyal uygunluk kriterlerini de dikkate alıyor. Sürdürülebilir Fındık Zirvesi bu nedenle sıradan bir sektör toplantısı olarak görülemez. Zirve, Karadeniz’deki fındık üretim modelinin önümüzdeki yıllarda hangi kurallarla şekilleneceğini tartışmaya açtı. Toplantının temel amacı, Türkiye’nin fındıktaki küresel üstünlüğünü korumak için üretimden ihracata kadar tüm zincirin daha kontrollü, daha izlenebilir ve daha sürdürülebilir hale getirilmesiydi. AMAÇ: TÜRK FINDIĞINI GELECEĞE TAŞIYACAK MODELİ KURMAK Zirvenin merkezinde üç temel başlık yer aldı: verimli üretim, sosyal sorumluluk ve uluslararası güvenilirlik. İyi tarım uygulamalarıyla bahçelerde verim ve kaliteyi artırmak, iklim değişikliğinin üretim üzerindeki baskısına karşı yeni yöntemler geliştirmek, kahverengi kokarca başta olmak üzere zararlılarla daha etkili mücadele etmek ve üreticinin bilgiye erişimini güçlendirmek toplantının tarımsal boyutunu oluşturdu. Sosyal boyutta ise mevsimlik tarım işçilerinin çalışma koşulları, çocuk işçiliği riski, işçi sağlığı ve güvenliği, eğitim faaliyetleri ve gönüllülük projeleri öne çıktı. Bu başlıklar, fındığın artık sadece bir tarım ürünü değil, uluslararası tedarik zincirlerinde denetlenen bir sosyal uygunluk alanı haline geldiğini gösterdi. FERRERO’NUN DEĞERLİ TARIM PROGRAMI SAHA AYAĞINI OLUŞTURUYOR Ferrero’nun 2012’den bu yana yürüttüğü Değerli Tarım programı, sürdürülebilir fındık tartışmasının sahadaki en görünür ayaklarından biri olarak öne çıkıyor. Program; iyi tarım uygulamaları, iyi sosyal uygulamalar ve izlenebilirlik başlıklarında üreticiyle temas kuruyor. Sakarya, Düzce, Samsun, Zonguldak, Ordu, Giresun ve Trabzon’da üreticilere yönelik yürütülen saha çalışmaları, fındık üretiminde daha izlenebilir ve sorumlu bir yapı oluşturmayı hedefliyor. Ancak bu tür programların sahadaki karşılığı, üreticinin sürece nasıl dahil edildiğine bağlı. Üretici açısından temel mesele, sürdürülebilirlik modelinin gelirini, verimini ve pazarlık gücünü artıran bir yapıya mı dönüşeceği, yoksa küresel alıcıların yeni standartlarını üreticinin sırtına ek yük olarak mı taşıyacağıdır. 2025’TE TEPKİ GELDİ, ZİRVE İPTAL EDİLDİ Sürdürülebilir Fındık Zirvesi, geçmiş yıllarda da tartışmaların odağında yer aldı. 2025’te İstanbul Four Seasons Bosphorus Hotel’de yapılacağı duyurulan zirve, program tarihinden önce Ferrero’ya yönelen eleştirilerle gündeme geldi. Ordu Ticaret ve Sanayi Odası eski başkanı ve sanayici Ömer Aydın, Ferrero’ya hitaben yayımladığı açık mektupta şirketin fındık sektöründeki uygulamalarını sert sözlerle eleştirdi. Aydın, Ferrero’nun iyi tarım söylemini üretici lehine gerçek bir model olarak görmediğini belirtti; üreticinin ayrıştırılmaması gerektiğini savundu. Tepkilerin ardından 2025’te yapılması planlanan Sürdürülebilir Fındık Zirvesi iptal edildi. İptale ilişkin şirket tarafından kamuoyuna açık bir gerekçe paylaşılmadı. Yerel basında, kararın Ferrero’ya yönelen eleştirilerin ardından geldiği bilgisi öne çıktı. Bu süreç, sürdürülebilirlik başlığının yalnızca teknik bir tarım politikası olmadığını gösterdi. Ferrero’nun Türkiye fındık piyasasındaki ağırlığı, rekabet tartışmaları ve üreticiyle kurduğu ilişki, zirvenin daha geniş bir ekonomik zeminde değerlendirilmesine yol açtı. FINDIKTA İHRACAT VERİLERİ UYARI VERİYOR Türkiye fındıkta küresel liderliğini sürdürüyor. Ancak ihracat verileri sektörün güçlü bir dönüşüm baskısı altında olduğunu gösteriyor. Karadeniz İhracatçı Birlikleri verilerine göre Türkiye, 2025 yılında 119 ülkeye 238 bin 704 ton iç fındık ihraç etti ve 2 milyar 255 milyon dolar döviz geliri elde etti. Ancak 2025 yılı ihracatı, 2024’e göre miktar bazında 84 bin 540 ton, değer bazında ise 380,5 milyon dolar geriledi. Bu tablo, fındıkta yalnızca fiyat tartışmasıyla ilerlemenin yeterli olmadığını gösteriyor. Üretim kalitesi, verimlilik, izlenebilirlik, pazar güveni ve sürdürülebilirlik başlıkları ihracatın geleceği açısından belirleyici hale geliyor. GİRESUN İÇİN KRİTİK BAŞLIK: KALİTEYİ KORUYARAK REKABETTE KALMAK Giresun fındığı, aroması ve kalite algısıyla Türkiye fındık piyasasında ayrı bir yere sahip. Ancak kalite avantajı tek başına yeterli değil. Giresun’un küçük ölçekli üretici yapısı, eğimli arazileri, yaşlanan bahçeleri ve yüksek işçilik maliyetleri sürdürülebilirlik tartışmasının merkezinde yer alıyor. Bu nedenle Giresun açısından zirvenin mesajı net: kalite korunacaksa bahçe yönetimi güçlendirilmeli, üretici teknik bilgiyle desteklenmeli, zararlılarla mücadele ortak akılla yürütülmeli ve sosyal standartlara uyum sahada uygulanabilir hale getirilmelidir. Aksi halde Giresun fındığı kalite avantajına rağmen üretim maliyeti, verim düşüklüğü ve ihracat zincirindeki yeni standartlar karşısında zorlanabilir. YENİ DÖNEMİN KURALLARI SAHADA BELİRLENECEK Sürdürülebilirlik tartışması artık fındığın yan başlığı değil, doğrudan geleceğini belirleyecek ana gündemlerden biridir. İyi tarım uygulamaları, izlenebilirlik, çocuk işçiliğiyle mücadele, sosyal uygunluk, iklim risklerine uyum, kahverengi kokarca ile mücadele ve verimlilik artışı aynı bütünün parçaları haline geldi. Türkiye’nin fındıktaki liderliği güçlü bir geçmişe dayanıyor. Ancak bu liderliğin devamı, eski üretim alışkanlıklarının korunmasına değil, bahçeden ihracata kadar bütün zincirin yenilenmesine bağlı olacak. Üreticinin kafasındaki soru ise; Sürdürülebilirlik modeli üreticiyi güçlendiren bir yapıya mı dönüşecek, yoksa küresel alıcıların yeni standartlarını üreticinin sırtına yeni bir yük olarak mı taşıyacak? Fındıkta yeni dönemin kaderi, bu soruya sahada verilecek cevapla belirlenecek. KAYNAKÇA İstanbul İhracatçı Birlikleri: Sürdürülebilir Fındık Zirvesi afişi ve program akışı. Ferrero Hazelnut Company: Ferrero Değerli Tarım programı ve sürdürülebilir fındık tedariki bilgileri. Ferrero Türkiye: Sürdürülebilir fındık tedariki, sosyal uygunluk, çalışma koşulları ve çocuk işçiliği riski başlıkları. Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü:Kahverengi kokarca ve fındık zararlılarına ilişkin teknik kayıtlar. Karadeniz İhracatçı Birlikleri: 2025 yılı fındık ve mamulleri ihracat verileri. Anadolu Ajansı: 2025 fındık ihracat verilerinin ulusal haber ajansı teyidi. Dünya Gazetesi: 2025 fındık ihracat gelirine ilişkin ekonomi basını teyidi.

TKP’DEN SOMA KATLİAMI’NIN 12. YILINDA DEVLETLEŞTİRME ÇAĞRISI Haber

TKP’DEN SOMA KATLİAMI’NIN 12. YILINDA DEVLETLEŞTİRME ÇAĞRISI

TKP’DEN SOMA KATLİAMI’NIN 12. YILINDA DEVLETLEŞTİRME ÇAĞRISI Türkiye Komünist Partisi, 301 madencinin yaşamını yitirdiği Soma Katliamı’nın 12. yılı dolayısıyla yayımladığı açıklamada, madenlerde iş güvenliği, çalışma hakkı ve kamusal denetim vurgusu yaptı. TKP, “Madencilerin yaşam hakkı ve ekmekleri için madenler derhal ve bedelsiz olarak devletleştirilmelidir” çağrısında bulundu. TKP, SOMA’NIN 12. YILINDA AÇIKLAMA YAPTI Türkiye Komünist Partisi, Soma’da 301 madencinin yaşamını yitirdiği maden faciasının 12. yılı dolayısıyla yazılı açıklama yayımladı. Açıklamada, Soma’daki facianın özel bir şirket tarafından işletilen maden sahasında meydana geldiği hatırlatılarak, madencilerin çalışma koşulları ve iş güvenliği sorunları gündeme taşındı. TKP, açıklamasında madenlerin özel şirketler eliyle işletilmesine karşı çıkarak, madencilerin yaşam hakkının korunması için devletleştirme çağrısı yaptı. “MADENCİLERİN YAŞAM HAKKI İÇİN MADENLER DEVLETLEŞTİRİLSİN” TKP açıklamasında, Soma’da hayatını kaybeden madenciler anılırken, maden işçilerinin güvenli çalışma koşullarına kavuşması gerektiği vurgulandı. Açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Ülkemiz de halkımız da satılık değil! Madencilerin yaşam hakkı için madenler devletleştirilsin!” “301 MADEN İŞÇİSİ BU KATLİAMDA YAŞAMINI YİTİRDİ” TKP, Soma’daki maden faciasının Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. tarafından işletilen Eynez Sahası Karanlıkdere mevkiindeki maden sahasında yaşandığını belirtti. Açıklamada, facianın yaşandığı döneme ilişkin şu bilgiler paylaşıldı: “Soma’da 301 maden işçisinin yaşamını yitirdiği katliamın üzerinden 12 sene geçti. Soma Kömür İşletmeleri A.Ş isimli özel bir şirket tarafından işletilen Eynez Sahası Karanlıkdere mevkiindeki maden sahasında yaşandı katliam. 2014 yılında yaklaşık 3 bin maden işçisi çalışıyordu madende ve 301 maden işçisi bu katliamda yaşamını yitirdi.” ÖZEL MADEN İŞLETMELERİNE ELEŞTİRİ TKP, açıklamasında özel şirketler tarafından işletilen madenlerde yaşanan iş cinayetlerine dikkat çekti. Partinin açıklamasında, Soma’nın özelleştirilen maden sahalarındaki sorunların ağır sonuçlarından biri olduğu savunuldu. Açıklamada şu ifadeler kullanıldı: “Özelleştirilen benzer yüzlerce maden ve maden sahasından biri, özel bir şirketin zenginliğine zenginlik katmak için aldığı ve işlettiği bir madende yaşandı bu katliam. Türkiye’de her yıl onlarca maden işçisi özel şirket ve holdinglerin işlettiği madenlerde yaşanan iş cinayetlerinde hayatını kaybetmeye devam ediyor. Madenciler ölüyor.” “MADENCİLER ÖLÜMLE SEFALET KOŞULLARI ARASINDA BİR HAYATA BOYUN EĞSİN İSTİYORLAR” TKP, açıklamasında maden işçilerinin yalnızca iş kazalarıyla değil, ağır çalışma koşulları, işsizlik riski ve sosyal hak kayıplarıyla da karşı karşıya kaldığını belirtti. Açıklamada şu değerlendirme yer aldı: “Maden katliamlarında, iş cinayetlerinde ölmeyen madenciler ise sağlık ve güvenlik tedbirlerinin asla yeterli düzeyde alınmadığı ağır koşullarda çalışmaya devam ediyor. Hem de her an işsiz kalma riskiyle, sosyal haklarını ve insanca bir geliri asla elde edememe pahasına. Üstüne verilmeyen haklar... Patronlar, özel maden şirketleri böyle devam etsin istiyorlar. Madenciler ölümle sefalet koşulları arasında gidip gelen bir hayata boyun eğsin istiyorlar.” “SOMA KATLİAMININ SORUMLUSU PİYASA DÜZENİDİR” TKP, Soma faciasının nedenlerine ilişkin değerlendirmesinde piyasa düzenini ve holdingleri hedef aldı. Açıklamada, madenlerin kamusal çıkar yerine özel kâr amacıyla işletilmesinin madencilerin yaşamını tehlikeye attığı savunuldu. Partinin açıklamasında şu ifadeler yer aldı: “Soma katliamının sorumlusu piyasa düzenidir. Piyasa düzeninin semirttiği holdingler, onların kural tanımayan arsızlıkları ülkenin madenlerini yağmalamakta, işçilerin ekmeğine el koymakta, hayatına kastetmektedir. Bir avuç asalak Türkiye’nin üstüne çökmüş, yedikçe yemekte, halka ait olana el koymakta, ülkemizin tüm kaynaklarını, halkın alın terini, işçilerin yaşamlarını yiyip bitirmektedirler.” MADENCİLER İÇİN GÜVENLİ ÇALIŞMA KOŞULLARI VURGUSU TKP, açıklamasında iş cinayetlerinin son bulduğu, madencilerin ölmediği bir ülke istediklerini belirtti. Partinin çözüm çağrısında güvenli çalışma koşulları, çalışma hakkının güvenceye alınması ve madenlerde holdinglerin etkinliğine son verilmesi öne çıktı. Açıklamada şu talepler sıralandı: “İş cinayetlerinin son bulduğu, madencilerin ölmediği bir ülke istiyoruz. Madenlerde insanca ve güvenli çalışma koşulları sağlanmalı, madencilerin çalışma hakkı güvence altına alınmalıdır. Madenlerde holdinglerin sömürü ve yağması son bulmalıdır! Madencilerin yaşam hakkı ve ekmekleri için madenler derhal ve bedelsiz olarak devletleştirilmelidir!” TKP’DEN KAMPANYA ÇAĞRISI TKP, Soma Katliamı’nın 12. yılında yaptığı açıklamada madenlerin devletleştirilmesi talebini yeniden gündeme taşıdı. Parti, madencilerin yaşam hakkı, çalışma güvencesi ve insanca çalışma koşulları için maden işletmelerinde kamusal mülkiyet ve denetim çağrısı yaptı. Açıklamada, madenlerde özel şirketlerin kâr odaklı işletme anlayışının işçilerin yaşamı ve güvenliği üzerinde ağır sonuçlar doğurduğu savunuldu. TKP, “madenlerde holdinglerin sömürü ve yağması son bulmalıdır” diyerek devletleştirme talebini yineledi.

BASIN MESLEK ÖRGÜTLERİNDEN 3 MAYIS ÇAĞRISI: GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR Haber

BASIN MESLEK ÖRGÜTLERİNDEN 3 MAYIS ÇAĞRISI: GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR

BASIN MESLEK ÖRGÜTLERİNDEN 3 MAYIS ÇAĞRISI: GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR Yedi basın meslek örgütü, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde gazetecilerin cezaevinden çıkarılması, gazetecilik faaliyetlerini suç sayan uygulamaların sonlandırılması ve basın özgürlüğünü sınırlayan yasal düzenlemelerin kaldırılması çağrısı yaptı. Avrupa Gazeteciler Birliği Türkiye Temsilciliği, DİSK Basın-İş Sendikası, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği, Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti, KESK Haber-Sen ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü dolayısıyla ortak açıklama yaptı. Ortak açıklama, 3 Mayıs 2026’da Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin resmi internet sitesinde “Özgür Basın olmadan Demokrasi olmaz” başlığıyla yayımlandı. bianet, açıklamayı aynı gün saat 13.00’te “Gazetecilik suç değildir, cezaevinde gazeteci olmaz” başlığıyla haberleştirdi. T24 ise açıklamayı saat 14.56’da “Gazetecilerin özgür olmadığı ülkede toplum da özgür değildir” başlığıyla okurlarına aktardı. AÇIKLAMAYI DİREN YURTSEVER OKUDU Basın meslek örgütleri, Ankara Mülkiyeliler Birliği’nde bir araya geldi. Ortak açıklamayı gazeteci ve DİSK Basın-İş Disiplin Kurulu Üyesi Diren Yurtsever okudu. Meslek örgütleri, Türkiye’nin basın ve ifade özgürlüğü alanında ağır bir tabloyla karşı karşıya olduğunu belirtti. Açıklamada, “Basın özgürlüğü endeksinde dört basamak daha gerileyen ülkemiz 180 ülke içerisinde 163’üncü sıraya inmiştir” ifadeleri kullanıldı. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye 180 ülke arasında 163’üncü sırada yer aldı. RSF, Türkiye’de “dezenformasyon”, “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “devlet kurumlarını aşağılama” suçlamalarının gazeteciliği baskılamak ve medya çalışanlarını hapsetmek için kullanıldığını bildirdi. “3 MAYIS DERİN BİR KRİZİN SEMBOLÜNE DÖNÜŞTÜ” Basın meslek örgütleri, 3 Mayıs’ın Türkiye’de basın özgürlüğü açısından krizin görünür hale geldiği bir gün olduğunu vurguladı. Açıklamada şu ifadeler yer aldı: “3 Mayıs, basın özgürlüğü açısından derin bir krizin sembolüne dönüşmüş durumdadır. Gazetecilik faaliyetleri giderek daha fazla kriminalize edilmekte; haber yapmak, gerçekleri açığa çıkarmak ve kamuoyunu bilgilendirmek suç unsuru gibi gösterilmektedir.” Meslek örgütleri, cezaevlerinde tutulan gazetecilerin basın üzerindeki baskının en somut göstergelerinden biri olduğunu belirtti. “HALKIN HABER ALMA HAKKINA MÜDAHALE” Ortak açıklamada, gazetecilerin yaptıkları haberler, yazılar, sosyal medya paylaşımları ve kamuoyunu bilgilendirme faaliyetleri nedeniyle tutuklu ya da hükümlü olarak cezaevlerinde bulunduğu ifade edildi. Açıklamada şu cümleler öne çıktı: “Aylarca, hatta yıllarca süren tutukluluklar; iddianamesiz dosyalar; gizli tanık beyanlarına dayanan yargılamalar ve mesleki faaliyetlerin ‘suç’ kapsamına alınması, hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.” “Cezaevindeki gazeteciler yalnızca özgürlüklerinden değil, mesleklerini icra etme haklarından da mahrum bırakılmaktadır. Bu durum, doğrudan halkın haber alma hakkına müdahale anlamı taşımaktadır.” “GAZETECİLER SUSTURULDUĞUNDA TOPLUM GERÇEKLERDEN KOPARILIR” Basın meslek örgütleri, gazetecilerin cezaevinde tutulmasının yalnızca gazetecilere yönelik bir hak ihlali olmadığını, toplumun haber alma hakkını da hedef aldığını bildirdi. Açıklamada, “Gazetecilerin cezaevinde olması, toplumun gerçeklerden koparılması anlamına gelir” ifadeleri kullanıldı. Meslek örgütleri, gazetecilerin susturulmasının işçi direnişlerinin, emekçilerin hak arayışlarının, kadınların, gençlerin ve ezilenlerin sesinin görünmez hale gelmesine yol açtığını belirtti. GAZETECİLER İŞSİZLİK, GÜVENCESİZLİK VE BASKI ALTINDA Ortak açıklamada, Türkiye’de fikir işçilerinin ekonomik ve siyasal kuşatma altında olduğu vurgulandı. Meslek örgütleri, medya sahipliğinin tekelleşmesi, kamu kaynaklarının iktidara yakın medya organlarına aktarılması ve bağımsız gazeteciliğin sistematik biçimde zayıflatılmasının oto-sansürü yaygınlaştırdığını belirtti. Açıklamada, “Gazeteciler işsizlik, güvencesizlik ve baskı üçgeninde mesleklerini sürdürmeye zorlanmaktadır” ifadeleri yer aldı. Genç gazetecilerin meslekten uzaklaşmasının temel nedenleri arasında anti-demokratik uygulamalar ve güvencesiz çalışma koşulları gösterildi. DÖRT TEMEL TALEP AÇIKLANDI Basın meslek örgütleri, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde dört temel talep sıraladı: “Cezaevlerinde tutulan tüm gazeteciler derhal serbest bırakılmalıdır.” “Gazetecilik faaliyetlerini suç sayan tüm uygulamalara son verilmelidir.” “Basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan yasal düzenlemeler kaldırılmalıdır.” “Gazeteciler için güvenceli çalışma koşulları sağlanmalı, sendikal hakların önündeki engeller kaldırılmalıdır.” “ÖZGÜR BASIN OLMADAN DEMOKRASİ OLMAZ” Meslek örgütleri, açıklamayı basın özgürlüğünün demokrasi için vazgeçilmez olduğu vurgusuyla tamamladı. Açıklamada şu ifadeler kullanıldı: “Gazetecilik suç değildir. Cezaevinde gazeteci olmaz. Gerçeğin peşinde koşmak, halkın haber alma hakkını savunmak suç değil, kamusal bir sorumluluktur.” “Özgür basın olmadan demokrasi olmaz. Gazetecilerin özgür olmadığı bir ülkede, toplum da özgür değildir.” Basın meslek örgütleri, cezaevindeki gazetecilerle dayanışma içinde olduklarını bildirdi ve gerçeği savunmaktan vazgeçmeyen gazetecileri selamladı. AÇIKLAMADA İMZASI BULUNAN MESLEK ÖRGÜTLERİ Ortak açıklamada Avrupa Gazeteciler Birliği Türkiye Temsilciliği, DİSK Basın-İş Sendikası, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği, Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti, KESK Haber-Sen ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği’nin imzası yer aldı.

DOĞU KARADENİZ YEREL MEDYASI TRABZON’DA BULUŞTU Haber

DOĞU KARADENİZ YEREL MEDYASI TRABZON’DA BULUŞTU

DOĞU KARADENİZ YEREL MEDYASI TRABZON’DA BULUŞTU CHP İletişim’in Trabzon’da düzenlediği Doğu Karadeniz Yerel Medya Buluşması tamamlandı. Dokuz ilden gazetecileri bir araya getiren programda yerel basının ekonomik daralması, basın özgürlüğü, mesleki güvencesizlik ve dijital dönüşüm başlıkları gün boyu tartışıldı. Açılışta Burhanettin Bulut, Ahmet Kaya, Mustafa Bak ve Sibel Suiçmez konuştu; panel ve söyleşilerde sahadan gelen sorunlar masaya yatırıldı. TRABZON — Doğu Karadeniz Yerel Medya Buluşması, 24 Nisan’da Trabzon Ortahisar Belediyesi Orhan Karakullukçu Çok Amaçlı Salonu’nda yapıldı. Trabzon, Artvin, Rize, Bayburt, Gümüşhane, Giresun, Ordu, Tokat ve Samsun’dan yerel medya temsilcilerinin katıldığı program, açılış konuşmaları, “Yerelde Gazetecilik” paneli ve öğleden sonraki söyleşi oturumlarıyla tamamlandı. CHP İletişim Doğu Karadeniz Yerel Medya Buluşması, Medya ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut öncülüğünde Trabzon Ortahisar Belediyesi’nde gerçekleşti. Programa Giresun’dan il yöneticileri Serdar Bayramoğlu, Ömür Yüksel, Ali Han Bektaş ile basın emekçileri Ufuk Kekül, Nur Kılıç, Hasan Seyis, Mehmet Yaşar ve Hilal Karaibrahim katıldı. Giresun heyetinin katılımı ve katkısı, toplantının bölgesel niteliğine ayrı bir derinlik kattı. AÇILIŞTA YEREL MEDYANIN KRİZ BAŞLIKLARI ÖNE ÇIKTI Programın açılışında CHP Trabzon İl Başkanı Mustafa Bak, Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya, CHP Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez ve CHP Medya ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut söz aldı. Toplantıya ayrıca CHP İstanbul Milletvekili Yüksel Mansur Kılınç, CHP Samsun Milletvekili Murat Çan, çevre illerden parti temsilcileri ve çok sayıda gazeteci katıldı. MUSTAFA BAK: YEREL BASIN EN ZORLU DÖNEMLERDEN BİRİNİ YAŞIYOR CHP Trabzon İl Başkanı Mustafa Bak, yerel basının ulusal medyanın ötesinde bir anlam taşıdığını, sokağın sorununu görünür kıldığını ve yerel yöneticileri denetlenebilir tuttuğunu söyledi. Bak, artan baskı, dağıtım ve personel maliyetleri karşısında reklam gelirlerinin eridiğini, birçok gazetenin kapanma noktasına sürüklendiğini belirtti. Düşük ücret, güvencesiz çalışma ve ağır iş yükünün mesleğin geleceğini tehdit ettiğini vurgulayan Bak, yerel basına verilecek desteğin lütuf değil zorunluluk olduğunu dile getirdi. AHMET KAYA: ÖZGÜR BASIN ŞEFFAF YÖNETİMİN GÜVENCESİDİR Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya, Trabzon basınının Türk basın tarihinde köklü ve onurlu bir gelenek taşıdığını söyledi. Kaya, basın kuruluşlarının siyasi ve ekonomik baskı altında varoluş mücadelesi verdiğini, bu baskının halkın doğru bilgiye ulaşma hakkını da zedelediğini ifade etti. Kaya, sadece yaptıklarını alkışlayan bir basın istemediklerini belirterek, eleştiren, denetleyen ve halkın talebini doğrudan yönetime taşıyan özgür basının demokratik yerel yönetim için temel güvence olduğunu vurguladı. SUİÇMEZ: YEREL MEDYA KENTİN HAFIZASI, VİCDANI VE SESİDİR CHP Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez, yerel medyanın yalnızca haber aktaran bir mecra olmadığını, kentin hafızasını, vicdanını ve sesini taşıdığını söyledi. Suiçmez, artan maliyetler, azalan reklam gelirleri, kamu ilanlarının adil dağılmaması, düşük ücret ve sosyal güvenceden yoksun çalışma koşullarının yerel basını ağır bir baskı altına soktuğunu belirtti. Dijital dönüşüm için gerekli eğitim ve desteğin sağlanmaması halinde yerel medyanın daha da kırılgan hale geleceğini vurgulayan Suiçmez, medya için desteğin tercih değil zorunluluk olduğunu ifade etti. BULUT: BASIN ÖZGÜR DEĞİLSE DEMOKRASİDEN SÖZ EDİLEMEZ CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, yerel medyanın ekonomik sorunlarının yanında çok daha ağır bir özgürlük sorunu yaşadığını söyledi. Bulut, gazetecilerin mesleklerini yapamaz hale getirildiğini, otosansürün birçok yerde kurumsal biçimde büyüdüğünü ve Türkiye’de gazeteciliğin giderek bir cesaret mesleğine dönüştüğünü ifade etti. Basın özgürlüğü zayıfladığında sağlıklı siyasetten ve demokrasiden söz edilemeyeceğini belirten Bulut, farklı bölgelerde yapılan toplantılardan çıkacak verilerin bir araya getirilerek daha kapsamlı bir medya çerçevesi oluşturulacağını açıkladı. PANELDE SAHADAKİ GAZETECİLİK MASAYA YATIRILDI Açılışın ardından CHP İstanbul Milletvekili Yüksel Mansur Kılınç moderatörlüğünde “Yerelde Gazetecilik” paneli yapıldı. Panelde Trabzon Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı Aydın Gelleci, Çağdaş Gazeteciler Derneği Doğu Karadeniz Şube Başkanı Gençağa Karafazlı, TV52 Genel Yayın Müdürü Fatih Özdemir ve gazeteci Nur Kılıç söz aldı. Öğleden sonraki bölümde ise Burhanettin Bulut moderatörlüğünde Kıvanç El yazılı basını, Gülşah İnce görsel basını, Ahmet Hilmi Hacaloğlu ise dijital gazeteciliği değerlendirdi. KILINÇ İLETİŞİM KÖPRÜSÜ, GELLECİ EKONOMİK BAĞIMSIZLIK, KARAFAZLI BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ DEDİ Yüksel Mansur Kılınç, buluşmanın medya sektörünün sorunlarını doğrudan sahadan dinlemek ve kalıcı bir iletişim köprüsü kurmak için düzenlendiğini söyledi. Aydın Gelleci, gelirler düştükçe medya bağımsızlığının da zedelendiğini, dijital dönüşüm sancıları ile nitelikli personel eksikliğinin yerel basını daralttığını anlattı. Gençağa Karafazlı ise yerel medyanın ekonomik, politik ve hukuki kuşatma altında olduğunu belirterek yerel medya yoksa demokrasinin de olmayacağını söyledi. ORTAK GÜNDEM: EKONOMİK DARALMA, GÜVENCESİZLİK, DİJİTAL DÖNÜŞÜM Toplantı boyunca artan maliyetler, azalan reklam gelirleri, kamu ilanlarının dağıtımındaki sorunlar, düşük ücret, güvencesiz çalışma, basın özgürlüğü üzerindeki baskılar ve dijital dönüşümün yarattığı yeni yükler ortak başlıklar olarak öne çıktı. Yerel medya temsilcileri, bölgesel basının ayakta kalmasının yalnızca mesleki değil, demokratik kamusal hayat açısından da kritik önemde olduğu görüşünde birleşti. TRABZON PROGRAMI GÜN BOYU SÜRDÜ VE TAMAMLANDI Trabzon’daki buluşma, açılış konuşmalarının ardından panel ve söyleşi oturumlarıyla gün boyu devam etti. Program, yerel medya temsilcilerinin sorunlarını doğrudan aktardığı, siyaset ve basın çevrelerinin aynı başlıklar etrafında buluştuğu bölgesel bir medya toplantısı olarak tamamlandı. Trabzon buluşması, yerel basının taleplerini görünür kılan ve çözüm başlıklarını ortaklaştıran bir toplantı olarak kayda geçti.

GAZETECİLER KOCAELİ’NDE BULUŞTU Haber

GAZETECİLER KOCAELİ’NDE BULUŞTU

GAZETECİLER KOCAELİ’NDE BULUŞTU Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu’nun 30. Başkanlar Kurulu Toplantısı, 17-19 Nisan tarihleri arasında Kocaeli’nde yapılıyor. Toplantıya Giresun Gazeteciler Derneği Başkanı Bekir Bayram da katıldı. Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu’nun 30. Başkanlar Kurulu Toplantısı Kocaeli’nde başladı. Üç gün sürecek programa Türkiye’nin dört bir yanından cemiyet başkanları, basın meslek örgütü temsilcileri ve gazeteciler katıldı. Kocaeli, Türkiye’nin en büyük yerel medya meslek yapılanmalarından biri olan Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu’nun başkanlar kurulu toplantısına ev sahipliği yapıyor. Toplantıda TGK yönetim kurulu üyeleri, federasyon başkanları ve ellinin üzerinde ilden gazeteciler cemiyetlerinin temsilcileri bir araya geldi. GİRESUN’DAN BEKİR BAYRAM KATILDI Toplantıya Giresun Gazeteciler Derneği Başkanı Bekir Bayram da katıldı. Kocaeli’de gerçekleştirilen buluşma, yerel basının güncel sorunlarının ele alınacağı önemli bir meslek zirvesi niteliği taşıyor. MEDYANIN SORUNLARI MASAYA YATIRILACAK Başkanlar Kurulu toplantısında medya sektörünün yapısal sorunları, gazetecilerin çalışma koşulları ve yerel basının gündemindeki başlıklar görüşülecek. Toplantı boyunca meslek örgütlerinin önerileri değerlendirilecek, ortak tutum başlıkları ele alınacak. KOCAELİ’NİN TANITIMINA DA KATKI SUNACAK TGK Kocaeli İl Temsilciliği tarafından organize edilen program, yalnızca mesleki gündemle sınırlı kalmayacak. Başkanlar kurulu oturumlarının ardından katılımcılar Kocaeli’nin önemli noktalarını da ziyaret edecek. Bu yönüyle organizasyon, kentin tanıtımına da katkı sunacak.

Sağlık ve sosyal hizmet çalışanları tükenmişlik yaşıyor! Haber

Sağlık ve sosyal hizmet çalışanları tükenmişlik yaşıyor!

Türkiye’de sağlık ve sosyal hizmet sisteminin omurgasını oluşturan çalışanlar, artan iş yükü, personel eksikliği, belirsiz görev tanımları ve uzun süredir çözülemeyen yapısal sorunlar nedeniyle ciddi bir tükenmişlik sendromu ile karşı karşıya. SAHİM-SEN, çalışanların yaşadığı sorunlara karşı sürdürülebilirlik açısından acil adımlar atılmasını istiyor. İSTANBUL (İGFA) - Sağlık kurumlarından sosyal hizmet birimlerine, hastanelerden çocuk evleri siteleri ve huzurevlerine kadar geniş bir alanda görev yapan emekçiler, ağır çalışma koşulları altında kamu hizmetini sürdürmeye çalışıyor. Uzayan çalışma saatleri, fazla mesailer, görev tanımı belirsizlikleri ve şiddet vakaları, çalışanları hem fiziksel hem de psikolojik olarak yıpratıyor. SAHİM-SEN Genel Başkanı Özlem Akarken, özellikle çocuk evleri ve huzurevlerinde personel eksikliği nedeniyle fazla mesainin artık rutin hale geldiğini vurguladı. Akarken, “Sağlık kadar sosyal hizmet alanında da çalışanlarımız sistemin görünmeyen yükünü taşıyor. Yetersiz kadrolarla uzun saatler çalışmak hem çalışanı hem de hizmet kalitesini zedeliyor” dedi. Sağlık Bakanlığı’nda görev tanımlarının yaklaşık beş yıldır güncellenemediğine dikkat çeken Akarken, bu durumun sahada karmaşaya yol açtığını belirtti. Görev tanımlarındaki belirsizliklerin hem çalışanı yıprattığını hem de hizmet aksaklıklarına neden olduğunu ifade eden Akarken, yardımcı hizmetler sınıfı personelin yıllardır hak ettiği sınıf değişikliği ve ek ödemelerin de beklediğini kaydetti. Artan iş yükü ve yetersiz istihdamın çalışanları tükenmişlik noktasına getirdiğini söyleyen Akarken, şiddet vakalarının da sorunu derinleştirdiğini belirterek, “Şiddetin önlenemediği, dinlenme hakkının korunmadığı, emeğin karşılığının verilmediği bir sistemde tükenmişlik kaçınılmazdır. Sağlık ve sosyal hizmet çalışanı tükenirse sistem çöker.” dedi. Askeri hastanelerin yeniden açılmasının gündemde olduğunu hatırlatan Akarken, bu sürecin insan kaynağı ve özlük hakları boyutuyla ele alınması gerektiğini belirtti. Eski askeri tabip, astsubay ve sivil personelin iade-i itibarlarının sağlanmasının ve haklarının teslim edilmesinin artık ertelenmemesi gerektiğini söyledi. Akarken, sözlerini; "Devletimiz büyük, ordumuz şanlıdır. Ancak nitelikli sağlık ve sosyal hizmet; planlama, liyakat, net görev tanımları ve çalışanını koruyan politikalarla mümkündür. Yanlışlar bir an önce doğruya evrilmeli, yetkililer kalıcı ve kapsayıcı çözümler üretmelidir.” çağrısıyla noktaladı.

GUBYO YENİ BİNASI İÇİN SOMUT ADIM Haber

GUBYO YENİ BİNASI İÇİN SOMUT ADIM

Görele Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu İçin Geri Sayım Başladı Görele’de uzun süredir beklenen Görele Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu (GUBYO) yeni binası için somut adımlar atıldı. Türkelli Köyü Sekü Mevkisi’nde, belediye mücavir alanı içerisinde yer alan araziye yapılması planlanan yüksekokul binası için Görele Belediyesi ile üniversite yönetimi arasında temel atma sürecine ilişkin mutabakat sağlandı. İlçenin eğitim altyapısını güçlendirecek projede kritik bir eşik daha aşılırken, sürecin hızlandırılması amacıyla koordinasyon toplantısı gerçekleştirildi. Görele Belediye Başkanı Hasbi Dede’nin ev sahipliğinde yapılan toplantıya; sanayici iş insanı Mustafa Demirci, Yüksekokul Müdürü Doç. Dr. Gökhan Karadirek, Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Tuba Çakır, Yüksekokul Sekreteri Zehra Yılmaz ile akademik kadrodan Dr. Öğr. Üyesi Ferhat İspiroğlu, Öğr. Gör. Dr. Şifa Kırhasanoğlu ve Öğr. Gör. Özcan Elevli katıldı. Toplantıda, yeni binanın yalnızca bir fiziki yapıdan ibaret olmadığına dikkat çekilerek, Görele’nin akademik bir cazibe merkezine dönüşmesi hedefi vurgulandı. Projenin tamamlanmasıyla birlikte öğrenciler için modern laboratuvarlar ve sosyal alanlar oluşturulacak, akademik ve idari personelin çalışma koşulları iyileştirilecek. Ayrıca yüksekokul binasının, ilçenin ekonomik ve kültürel hayatına da önemli katkılar sunması bekleniyor. Belediye ve üniversite yetkilileri tarafından yapılan ortak değerlendirmede, projenin önündeki engellerin kaldırılması ve temel atma sürecinin en kısa sürede başlatılması konusunda tam mutabakata varıldığı ifade edildi. Belediye Başkanı Hasbi Dede, Görele’nin “eğitim kenti” kimliğini güçlendirmek adına yerel yönetim olarak her türlü desteği vermeye devam edeceklerini belirtti. Görele halkı ve üniversite öğrencileri tarafından heyecanla beklenen GUBYO yeni bina projesinde, önümüzdeki günlerde teknik detayların netleşmesi ve ilk kazmanın vurulması bekleniyor. Projenin hayata geçmesiyle birlikte, Görele’nin yükseköğretimdeki konumunun daha da güçlenmesi hedefleniyor.

Mavi yakada yan haklar trendi raporlandı Haber

Mavi yakada yan haklar trendi raporlandı

Mercer Marsh Benefits (MMB) tarafından hazırlanan "MMB 2025 Mavi Yaka Yan Haklar Trendleri Raporu" kamuoyuna yayımlandı. Rapordaki verilere göre; mavi yaka çalışanlarının yaş ortalaması 37, ortalama kıdem süresi ise 7 yıl olarak belirlenmiştir. İSTANBUL (İGFA) - Mercer Marsh Benefits'in hazırladığı “2025 Mavi Yaka Yan Haklar Trendleri Raporu” mavi yaka çalışanların beklentilerini, işletmelerin yaklaşımlarını ve sektörel farklılıkları detaylı bir şekilde incelemiştir. Mercer Marsh Benefits (MMB) tarafından 200'ü aşkın firmanın katılımıyla düzenlenen “2025 Mavi Yaka Yan Haklar Trendleri Raporu”, Türkiye’deki mavi yaka çalışanların iş memnuniyetini etkileyen faktörleri kapsamlı biçimde analiz etmiştir. Bulgulara göre mavi yaka çalışanların yüzde 80'i erkek, yüzde 20'si kadın. Kadın çalışan oranının en yüksek olduğu sektörler ise perakende (yüzde 42,3), hizmet (yüzde 32,4) ve ilaç-sağlık (yüzde 30,4) olarak saptanmıştır. Çalışmada, üniversite mezunu mavi yakalı çalışanların oranının yüzde 11'e çıktığı ifade edilmiştir. Şirketler, 2024'te ortalama 797 mavi yaka çalışanı işe alırken, bu alanda en fazla istihdam sağlayan sektörler perakende, teknoloji ve lojistik olmuştur. ÜCRET VE YAN HAKLAR BAĞLILIK İÇİN KRİTİK Raporun bulgularına göre, çalışanların bağlılığını en çok baz ücret ve yan hak politikaları etkilemektedir. 2024 yılında mavi yaka çalışanların yüzde 64'ü maaş, yüzde 26'sı ise çalışma koşulları nedeniyle işinden ayrılmıştır. Firmaların en yaygın yan hakları arasında dini bayram yardımı (yüzde 57), evlilik yardımı (yüzde 54) ve doğum yardımı (yüzde 53) yer almaktadır. Yüksek enflasyon ve sağlık hizmetleri maliyetlerinin artışı, mavi yakalılar için özel sağlık sigortası ihtiyacını artırmakta, ancak şirketlerin yüzde 86'sı bu konuda adım atmayı düşünmemektedir. Mevcut sigortaların sadece yüzde 45'i aile bireylerini kapsamaktadır. Aynı zamanda, firmaların yüzde 78'i bireysel emeklilik planı, yüzde 64'ü ise ferdi kaza sigortası sağlamamaktadır. Mercer Marsh Benefits Türkiye Ülke Lideri Fuat Ünal, raporun sonuçlarını değerlendirerek, "Mavi yaka çalışanlar birçok sektörün çekirdek gücünü oluşturuyor. Onlara yapılan yatırım, hem refah hem de üretkenlik açısından büyük önem taşıyor. Eğitim seviyesinin yükselmesi, kadın istihdamındaki artış ve eşit hak politikaları, daha sürdürülebilir bir çalışma kültürünün göstergesi." şeklinde açıklamada bulundu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.