Hava Durumu

#Birleşik Krallık

giresunsonhaber - Birleşik Krallık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Birleşik Krallık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Küresel Ölçekte Ticari İflasların 2026 Yılında Yüzde 2,8 Artması Bekleniyor Haber

Küresel Ölçekte Ticari İflasların 2026 Yılında Yüzde 2,8 Artması Bekleniyor

Coface 2026 İflas Riski ve Sektörel Görünüm değerlendirmesine göre 2026 yılında küresel ticari iflasların yüzde 2,8 artması bekleniyor. Coface Kuzeybatı Avrupa Ekonomisti Jonathan Steenberg’e göre bu artış kalıcı bir toparlanmaya değil, geçici bir duraklamaya işaret ediyor. İşletme kredilerinde yalnızca 25 baz puanlık olası bir faiz artışı ise küresel iflas artışını yeniden yüzde 4–5 bandına taşıyabilecek kritik bir eşik olarak öne çıkıyor. Ticari alacak sigortası ve ticari risk yönetimi alanında dünyada ve Türkiye’de lider konumda bulunan Coface, 2026 yılına ilişkin iflas görünümünde kalıcı bir toparlanmadan çok temkinli ve kırılgan bir dengeye işaret etti. Coface’in Kuzeybatı Avrupa (Birleşik Krallık ve İrlanda, Benelüks ve Nordik ülkeler) Ekonomisti Jonathan Steenberg’in değerlendirmelerine göre, 2026 yılında küresel ölçekte ticari iflasların yüzde 2,8 artması bekleniyor ancak bu tablo gerçek bir toparlanmadan çok geçici bir duraklamaya işaret ediyor. Steenberg’in değerlendirmelerine göre; Fransa ve Birleşik Krallık’ta iflas artışı yüzde 2 seviyesinde gerçekleşirken, ABD’de gümrük vergileri gibi son politika adımlarından etkilenen sektörlerin etkisiyle bu oran yüzde 4’e ulaşabilir. Almanya’da kamu teşviklerine rağmen özel sektör faaliyetlerindeki zayıflık nedeniyle artışın yüzde 1 ile sınırlı kalması öngörülürken, aktif şirket sayısındaki düşüşün etkisiyle İtalya’da yüzde 2 oranında artış, güçlenen makroekonomik ivmenin desteğiyle İspanya’da ise yüzde 3 oranında gerileme bekleniyor. “2026’da iflaslar azalmayacak, sadece artış hızı yavaşlayacak” 2026’nın bir iyileşme yılından ziyade, geçici bir nefes alma dönemi olacağını vurgulayan Coface’in Kuzeybatı Avrupa Ekonomisti Jonathan Steenberg, iflas sayısının düşmeyeceğini, sadece artış hızının duracağını, faizlerin beklenenden daha yavaş gevşemesi halinde ise bu istikrarın hızla ortadan kalkacağını belirtti. Üç yıl süren güçlü artışların ardından, 2026’nın bir sakinleşme dönemi olmasının beklendiğini söyleyen Jonathan Steenberg, şöyle devam etti: “İflaslar artmaya devam edecek, ancak daha yavaş bir hızda; bunu faiz oranları ve kredi koşullarındaki kademeli gevşeme destekleyecek. Ancak bu istikrar kırılganlığını koruyor, borç seviyeleri yüksek kalmaya devam ediyor, kâr marjları baskı altında ve en fazla risk altındaki sektörler gerilim belirtileri göstermeyi sürdürüyor” dedi. “Avrupa’da istikrar finansman maliyetlerine bağlı” Avrupa’da 2026 görünümünün ülkeden ülkeye farklılık gösterse de ortak noktada finansman maliyetlerine yüksek bağımlılık taşıdığını vurgulayan Jonathan Steenberg, Almanya’da iflasların yüzde 1 artmasının, Fransa ve Birleşik Krallık’ta bu oranın yüzde 2 seviyesinde kalmasının beklendiğini, İspanya’nın ise daha güçlü makroekonomik ivme sayesinde yüzde 3’lük bir gerilemeden faydalanacağını belirtti. İtalya’da yüzde 2’lik düşüşün ağırlıklı olarak usul reformlarının yarattığı istatistiksel etkilerden kaynaklandığını ifade eden Jonathan Steenberg, Hollanda’da beklenen yüzde 4’lük artışın pandemi öncesi seviyelere kademeli bir dönüşü yansıttığını söyledi. Kıtanın kredi maliyetine son derece duyarlı olmaya devam ettiğini vurgulayan Steenberg, 2026’daki gidişatın büyük ölçüde finansman koşulları tarafından belirleneceğini belirterek şöyle devam etti: “Bu tablo, Avrupa’nın kredi maliyetlerine ne kadar hassas olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor. Finansman koşullarındaki en küçük değişim bile ülkeler ve sektörler arasındaki dengeleri kısa sürede yeniden şekillendirebilecek bir etkiye sahip.” “Kuzey Amerika ve Asya-Pasifik’te tek bir tablo yok: İflas eğilimleri ayrışıyor” Kuzey Amerika ve Asya-Pasifik’te 2026 görünümünün yüzeyde bir rahatlama hissi yaratsa da bölgesel dinamiklerin belirgin biçimde ayrıştığını ifade eden Jonathan Steenberg, ABD’de iflasların yüzde 4 artmasının yavaşlayan ekonomi ve yükselen gümrük tarifelerinin şirketler üzerindeki baskısını yansıttığını, Kanada’da ise uzun süren büyüme döngüsünün ardından yüzde 5’lik bir gerilemeyle daha belirgin bir düşüş sürecine girileceğini belirtti. Asya-Pasifik tarafında Japonya’nın yüzde 7’lik artışla kalıcı biçimde yüksek seyreden faiz oranları ve kırılgan sektörlerin etkisini hissetmeye devam edeceğini, Avustralya’nın ise pandemi sonrası güçlü normalleşmenin ardından yüzde 0,5 ile daha yatay bir seyir izlemesinin beklendiğini söyleyen Steenberg, bu tabloyu şöyle değerlendirdi: “Bu dinamikler, 2026 yılında iflasların seyrinin küresel bir trendden çok, yerel şoklar tarafından belirleneceğini açıkça ortaya koyuyor. Parasal, sektörel ya da düzenleyici nitelikteki her gelişme, ülkelerin risk görünümünü farklı yönlerde şekillendirmeye devam edecek.” “25 baz puanlık bir artış, tüm dengeleri tersine çevirebilir” 2026 için öngörülen görece istikrarın, faiz oranlarında kesintisiz bir gevşemeye bağlı olduğunu vurgulayan Coface Kuzeybatı Avrupa Ekonomisti Jonathan Steenberg, şirketlerin uzun süredir devam eden yüksek borçluluk nedeniyle kredi maliyetlerine son derece hassas hale geldiğine dikkat çekti. Steenberg, borçlanma faizlerinde yalnızca 25 baz puanlık olası bir artışın küresel iflas oranlarını yeniden yüzde 4–5 bandına taşıyabilecek kritik bir eşik olduğunu belirterek şunları söyledi: “Bu tablo, 2026 yılında iflasların seyrinin büyümeden çok parasal uyumun hızına bağlı olacağını açıkça gösteriyor. Finansman maliyeti, gelecek yılın gerçek belirleyicisi olacak ve en küçük faiz hareketi bile küresel dengeleri hızla değiştirebilecek bir dinamiğe sahip olacak.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İklim Endeksi Yayınlandı:  Dünya İlerleme Kaydediyor, Türkiye Yerinde Sayıyor Haber

İklim Endeksi Yayınlandı: Dünya İlerleme Kaydediyor, Türkiye Yerinde Sayıyor

Germanwatch, NewClimate Institute ve Uluslararası İklim Eylem Ağı (CAN International), İklim Değişikliği Performans Endeksi'nin (Climate Change Performance Index - CCPI 2026) 21. sayısını yayımladı. Paris İklim Anlaşması’nın üzerinden on yıl geçti; ilerleme net bir şekilde gözlemleniyor. Küresel kişi başına emisyonlar düşüş eğiliminde, yenilenebilir enerji hızla yaygınlaşıyor ve 100'den fazla ülkenin net sıfır emisyon hedefi bulunmakta ancak Paris İklim Anlaşması'nın hedeflerine erişmek için dönüşüm hızı halen yetersiz. CAN International, Germanwatch ve NewClimate Enstitüsü'nün bugün paylaştığı İklim Değişikliği Performans Endeksi (Climate Change Performance Index - CCPI), bu çelişkili manzarayı yansıtıyor. Geçmiş yıllarda olduğu gibi, endeksin en üst üç basamağı boş bırakıldı. Ülkelerin, 1,5 derece sıcaklık sınırını aşmamak için iklim çabalarını hızlandırmaları gerekiyor. Danimarka, 4. sıradaki yeriyle listenin başında yer almaya devam ediyor. İklim politikalarında lider olan Danimarka, yenilenebilir enerji kategorisinde yüksek puan alan üç ülke arasında ve deniz aşırı enerji yatırımlarında öncü konumda. Danimarka'yı, geçmiş yıla kıyasla bir sıra yükselerek 5. sıraya yerleşen Birleşik Krallık takip etmekte. Geçen yıl kömür kullanımını tamamen sonlandıran Birleşik Krallık, yıllardır sürdürülen iklim politikası çabalarının sonuçlarını almayı başardı. Ancak, yenilenebilir enerji konusundaki "düşük" performansı göz önüne alındığında hala eksiklikler bulunmaktadır. Fas (6. sırada), yenilenebilir enerjinin haricinde tüm kategorilerde "iyi" performans gösteriyor. Ülkede kişi başına düşen emisyonlar düşük seviyede. Kolektif taşımaya büyük yatırımlar yapan ülke, 2035 için açıkladığı yeni iklim hedefiyle dikkat çekiyor. CCPI raporunun derleyicilerinden Niklas Höhne (NewClimate Institute) şunları belirtti: "Genel anlamda iklim değişikliğiyle mücadelede çok iyi performans sergileyen bir ülke henüz yok, ancak bazı alanlarda iddialı performans gösteren öncüler mevcut. Örneğin Pakistan, kişi başına çok düşük emisyon rakamları sayesinde dikkat çeken bir oyuncu. Daha önceki yıllarda olduğu gibi, Norveç, Danimarka ve İsveç yenilenebilir enerji konusunda standartları belirlemeye devam ediyor." Öte yandan, sıralamada zayıf performans sergileyen ülkeler de mevcut. Endekste son üçte yer alan ülkeler Suudi Arabistan (67. sırada), İran (66. sırada) ve ABD (65. sırada). Germanwatch’tan Thea Uhlich, "ABD özellikle kayda değer bir düşüş yaşadı ve genel sıralamada Rusya’nın hemen arkasında sondan üçüncü sıraya geriledi. En büyük petrol ve gaz üreticisi olan bu ülkeler adeta birbirleriyle yarışmakta; fosil yakıtları iş modeli olarak sürdürüyorlar. Bu da geleceğin ekonomisinde fırsatları kaçırdıkları anlamına geliyor" dedi. AB'si Yetersiz AB bakımından endeks değerlendirmesi yapan Avrupa İklim Eylem Ağı’nın İklim Politikaları Direktörü Sven Hareling ise şöyle dedi: "Avrupa Birliği'nin bu yılki İklim Değişikliği Performans Endeksi'nde 3 sıra birden gerilemesi açık bir uyarı. Avrupa'daki bazı siyasi grupların, AB'nin 2030 emisyon azaltım hedeflerine nasıl ulaşılacağına dair net bir strateji ortaya koymadan mevcut iklim ve çevre düzenlemelerini zayıflatmaya yönelik ideolojik ve yanlış yönlendirilmiş çabaları, insanların iklim krizine karşı dayanıklılığını tehdit ediyor. Bu tutum, toplumsal açıdan adaletli bir iklim aksiyonunun geciktiği bir dönemde belirsizliğe ve yatırım ortamının zarar görmesine neden oluyor. AB'nin kararını geç onaylaması nedeniyle, CCPI analizi 2040 için belirlenen yüzde 90 net emisyon azaltım hedefine ilişkin anlaşmaları dikkate almıyor; ancak bu hedefteki önemli eksiklikler sebebiyle, bunun gelecekteki sıralamalarda ne ifade edeceği halen belirsizliğini koruyor" dedi. Türkiye'nn Durumu Değişmiyor Türkiye'nin performansını değerlendiren Avrupa İklim Eylem Ağı Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz: "Türkiye, CCPI'da bir değişiklik göstermiyor. On yıldır endeksteki yeri "düşük" veya "çok düşük" performans gösteren ülke grupları içinde yer alıyor. Bu yıl 52. sıradaki Türkiye, sera gazı emisyonları ve enerji kullanımı kategorilerinde "düşük", iklim politikası kategorisinde "çok düşük" performans gösteriyor. Potansiyeline rağmen yenilenebilir enerji kategorisinde bile "orta" düzeyde performans sergiliyor. Bu sıralama şaşırtıcı değil çünkü 2035'e kadar emisyonlarını artırmayı öngördüğü bir iklim hedefi sundu ve kömürlü termik santrallere devlet teşviği sağlamayı planlıyor" dedi. G20 Ülkeleri: Sadece 1 Ülke 'İyi', 10 Ülke 'Çok Zayıf' "Dünya genelinde yenilenebilir enerji ve elektrifikasyon konusunda olumlu bir eğilim mevcut. Ancak büyük emisyon kaynağı olan G20 ülkeleri arasında kaygı verici bir tablo görünüyor: yalnızca 1 ülke "yüksek" performans gösteren grupta yer alıyor, 10 ülke ise "çok düşük" kategorisinde." dedi Germanwatch'tan Thea Uhlich. G20 ülkeleri, küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 75'inden sorumlu olmalarına karşın, sıralamada sadece bir G20 ülkesi, Birleşik Krallık, "yüksek" puan alıyor. Endişe verici olan ise, on G20 ülkesinin hala "çok düşük" (Türkiye, Çin, Avustralya, Japonya, Arjantin, Kanada, Kore, Rusya, ABD, Suudi Arabistan) kategorisinde yer alması; Güney Afrika, Endonezya ve İtalya ise düşük kategoride sınıflandırılıyor. En büyük emisyon kaynaklarından biri olan Çin (54. sırada), bir basamak yükseldi. İlk "elektro-devlet" olma yolundaki gelişmelere rağmen, hala çok düşük puan alıyor. Çin, yalnızca iklim politikası alanında "yüksek" performans sergiliyor. 2025'in ilk çeyreğinde Çin'in emisyonlarının düşüş göstermesi, emisyonlarının zirveye ulaştığına dair bir işaret olabilir. Ülkede elektrikli araç, batarya ve yenilenebilir enerji konularında önemli bir büyüme gerçekleşmesine ve nispeten iddialı bir iklim hedefi açıklamasına rağmen fosil yakıt üretimini de artırıyor. Çin için belirleyici faktör, yenilenebilir enerji ve e-mobilitenin fosil yakıtlardan çıkış ile birlikte ilerlemesi. En büyük emisyon kaynaklarından biri olan Hindistan (23. sırada), bu yılki sıralamada en fazla gerileyen ülkelerden biri olarak "orta" düzeyde performans kategorisine girdi. CCPI raporunun yazarı Jan Burck (Germanwatch): "Sıralamadaki düşüş, çeşitli faktörlerin kombinasyonundan kaynaklanıyor. Hindistan, son yıllarda emisyonların sürekli artması nedeniyle emisyon eğilimleri açısından alt sıralarda bulunuyor. Aynı zamanda, enerji tüketimi de yükseliyor. Hindistan, kömür kullanımını aşamalı olarak sonlandırma planı veya somut bir sonlandırma tarihi olmadığı için iklim politikasında da düşüşte. Yeni kömür santrallerinin inşasını durdurur ve yenilenebilir enerji yatırımlarında olumlu görünümü sürdürürse, Hindistan gelecek yıl daha iyi bir sıralama elde edebilir" dedi.

Sağlıkta Yapay Zekâ İçin 7 Ülkeden Güç Birliği Haber

Sağlıkta Yapay Zekâ İçin 7 Ülkeden Güç Birliği

MLP Care’in ev sahipliğinde düzenlenen uluslararası PHRESH projesi için resmi açılış toplantısı, 7 ülkeden temsilcilerin katılımı ile İstanbul’daki İstinye Üniversitesi Topkapı Kampüsü’nde yapıldı. Projenin odağında, sağlık alanında dijital dönüşümün yeni adımı olarak görülen yapay zekâ destekli çözümler yer alıyor. Sağlıkta dijital dönüşümün bir sonraki adımı olarak yapay zekâya odaklanan PHRESH projesinin başlangıcına 7 ülke İstanbul’da İstinye Üniversitesi Topkapı Kampüsü’nde katıldı. "Bağlantılı Sağlık Hizmetleri için Acil Durum ve Güvenli Ortamlarda Hasta Sağlığı Müdahalesi" anlamına gelen PHRESH, Hollanda, Kanada, Türkiye, İspanya, Portekiz, Romanya ve Birleşik Krallık’tan önemli sağlık kuruluşları, teknoloji şirketleri ve araştırma merkezlerinin katılımıyla açılışını yaptı. YENİ BİR DÖNEM BAŞLIYOR Sağlıkta dijital dönüşümün yeni bir evresi olan bağlantılı, güvenli ve yapay zekâ destekli ekosistemler yaratmayı amaçlayan PHRESH çerçeve projesi, farklı ülkelerden kurumları bir araya getirerek sağlık risk değerlendirmesi, acil müdahale ve tedavi süreçlerini yeniden tanımlamayı hedefliyor. Etkinliğe birçok ülke temsilcisinin yanı sıra, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) TEYDEB Başkan Yardımcısı Dr. Hasan Selçuk Selek ve İstinye Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bestami Özkaya da katılarak konuşma yaptı. ‘HASTA SONUÇLARINI İYİLEŞTİRMEK GURUR VERİCİ’ Projenin bilimsel, akademik ve stratejik yönetiminde rol almaktan mutluluk duyduklarını belirten İstinye Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bestami Özkaya, sağlık teknolojileri konusunda öncü bir üniversite olduklarına dikkat çekti ve şöyle konuştu: “İstanbul’da sizleri ağırlamaktan ve bu önemli toplantıya ev sahipliği yapmaktan büyük onur duyuyoruz. MLP Care ve İstinye Üniversitesi olarak akademik çalışmalar ve klinik uygulamaları bir araya getiriyoruz. İnovasyon, yapay zeka ile destekli teknolojiler, yapay zeka ile destekli sağlık hizmetleri ve uluslararası iş birliklerine odaklanıyoruz. PHRESH projesi bu vizyonu, bilim, teknoloji ve klinik bilgilerle hastaların yararına birleştiriyor. Türkiye’de erken teşhis, daha iyi karar desteği ve hasta sonuçlarının iyileştirilmesi için çözüm geliştirmekte etkin katkıda bulunmaktan gurur duyuyoruz. İstinye Üniversitesi olarak sağlık teknolojilerinde lider olmayı, inovasyonu yönlendirmeyi ve geleceğin sağlığını şekillendirmeyi sürdüreceğiz.” GELECEĞİN BELİRLENDİĞİ TOPLANTI Türkiye’deki MLP Care Proje Yönetimi Direktör Yardımcısı Esra Alkurt ise, toplantının uluslararası işbirliğini ve bilgi aktarımını güçlendirdiğini, sağlık teknolojileri için stratejik bir buluşma olduğunu belirtti. Alkurt projeyle ilgili şu bilgileri paylaştı: “Bu girişim, yüksek doğruluklu sensörler, gerçek zamanlı analiz teknikleri, yapay zekâ destekli erken uyarı sistemleri, gelişmiş veri-ağ bağlantıları ve kuantuma dirençli şifreleme teknolojileri gibi öncü çözümlerden oluşuyor. Türkiye konsorsiyumu, risk altındaki bireylerde akciğer hastalıklarının erken teşhisi ve tedavisini desteklemek amacıyla, hastane sistemleriyle entegre çalışabilen; YZ (AI) ve giyilebilir teknolojiler kullanan, hem hasta hem de sağlık profesyonellerine yönelik web ve mobil uygulamalar geliştirmeyi amaçlıyor.” DÖRT YENİLİK ALANI BELİRLENDİ Toplantıda, her ülke kendi vaka çalışmalarını sunarak PHRESH projesinin dört temel yenilik alanına odaklanılmasını sağladı: Sense for Health: Gelişmiş sensörlerle sürekli veri takibi. Alert to Prevent: Yapay zekâ destekli erken uyarı sistemleri. Connected Transport: 5G/6G ile entegre ambulans-hastane veri iletişimi. Secure and Collaborative Learning: Gizliliği artıran ve kuantuma dayanıklı güvenlik çözümleri. ERİŞİM DAHA KOLAY OLACAK Proje, sağlık sektöründe yapay zekâ ve dijital teknolojilerle firmaların verimliliğini ve rekabet avantajını artırmayı, böylece katma değer sağlamayı hedefliyor. 2025’te küresel dijital sağlık pazarının 505 milyar dolara ulaşması beklenirken, Türkiye’de de sağlık harcamalarının artışı ve yapay zekâ ile GSYİH’ye önemli katkılar sağlanması öngörülüyor. Yenilikçi sağlık teknolojileri Türkiye’de ve global firmalarda rekabet avantajı yaratacak, sağlık hizmetlerinde erişim kolaylaşacak ve firmaların gelirleri artacak.

Her 50 üniversite mezunundan biri yurt dışında! Haber

Her 50 üniversite mezunundan biri yurt dışında!

TÜİK verilerine göre, yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı 2024'te %2,0 seviyesinde sabit kaldı. En çok beyin göçü bilişim ve iletişim teknolojileri alanında görülürken, yurt dışına göç için ABD ve Almanya en çok tercih edilen ülkeler oldu. ANKARA (İGFA) - TÜİK'ın verilerine göre, 2024 yılında yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı, geçen yıla oranla değişmeyerek yüzde 2,0 olarak sabitlendi. Cinsiyet bazında kadın mezunlarda bu oran yüzde 1,6 iken, erkek mezunlarda yüzde 2,4 olarak belirlendi. Vakıf üniversitelerinden mezun olanların beyin göçü oranı 2024’te yüzde 4,3 olarak belirlenirken, devlet üniversitelerinden mezun olanlarda bu oran yüzde 1,7 seviyesinde kaldı. Özellikle tam burslu vakıf üniversitesi mezunlarında bu oran yüzde 8,3 ile en yüksek seviyeyi buldu. Kısmi burslu mezunlarda beyin göçü oranı yüzde 3,7 iken, ücretli okuyan mezunlarda bu oran yüzde 3,6 seviyesinde ölçüldü. EN YÜKSEK BEYİN GÖÇÜ BİLİŞİM ALANINDA Eğitim alanlarına göre değerlendirme yapıldığında, bilişim ve iletişim teknolojileri (%6,7), mühendislik, imalat ve inşaat (%4,4) ve doğa bilimleri, matematik ve istatistik (%2,7) mezunları yurt dışına en çok göç eden alanlar arasında yer aldı. MOLEKÜLER BİYOLOJİ VE GENETİK ZİRVEDE Bölüm bazında en yüksek beyin göçü oranına sahip lisans dalı moleküler biyoloji ve genetik oldu. Bu bölümü işletme mühendisliği (%10,8), elektronik mühendisliği (%9,6), matematik mühendisliği (%9,5) ve biyomühendislik (%9,4) bölümleri izledi. Öğrenim diline göre değerlendirildiğinde, Fransızca eğitim alanların (%9,9) en yüksek beyin göçü oranına sahip oldukları görüldü. Bunu İngilizce (%6,2), Almanca (%5,9) ve Rusça (%4,7) eğitim takip etti. EN ÇOK TERCİH EDİLEN ÜLKE: ABD Yurt dışına göç eden mezunların en fazla tercih ettiği ülke Amerika Birleşik Devletleri (%19,6) olurken, ardından sırasıyla Almanya (%19,4), Birleşik Krallık (%11,3), Hollanda (%7,0) ve Kanada (%5,2) geldi. ABD'ye gidenler arasında elektrik-elektronik mühendisliği mezunları öne çıkarken, Almanya, Birleşik Krallık ve Hollanda’ya gidenler arasında bilgisayar mühendisliği mezunları ağırlıktaydı. Kanada’ya göç edenler arasında ise işletme mezunları ön planda yer aldı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.