Hava Durumu

#Beslenme

giresunsonhaber - Beslenme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Beslenme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Okulun ilk 30 günü için ailelere önemli uyarılar Haber

Okulun ilk 30 günü için ailelere önemli uyarılar

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Doğan, okula dönüş sürecinde uyku, beslenme ve hijyenin yakından takip edilmesi gerektiğini söyledi. İSTANBUL (İGFA) - Yeni eğitim-öğretim yılının başlamasıyla birlikte çocuklar yeniden okul temposuna dönerken, uzmanlar özellikle ilk 30 güne dikkat çekiyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Doğan, bu dönemin yalnızca derslere uyum değil, aynı zamanda çocukların bağışıklık sistemi açısından da kritik bir süreç olduğunu belirtti. Dr. Doğan, okulun ilk haftalarında çocukların kalabalık sınıflar, servisler, yemekhaneler ve ortak kullanım alanlarında çok sayıda kişiyle yakın temasa geçtiğini, bu nedenle üst solunum yolu ve gastrointestinal enfeksiyonların daha sık görülebileceğini ifade etti. “UYKU VE BESLENME BAĞIŞIKLIĞIN TEMELİDİR” Çocukların bağışıklığını desteklemede tek bir besin ya da üründen mucize beklenmemesi gerektiğini vurgulayan Doğan, yeterli ve dengeli beslenme, düzenli uyku ve kahvaltının atlanmaması gerektiğini söyledi. Yaz tatiliyle bozulan uyku düzeninin okul başladıktan sonra hızla yeniden kurulması gerektiğini belirten Doğan, yaşa uygun ve yeterli uykunun hem okul uyumu hem de gün içindeki enerji düzeyi için önemli olduğunu kaydetti. AİLELERE 6 MADDELİK ÖNERİ Dr. Murat Doğan, okulun ilk ayında ailelerin şu başlıklara dikkat etmesini önerdi: Uyku ve uyanma saatlerini düzenli hale getirmek Kahvaltıyı atlamamak, dengeli beslenmeyi sürdürmek Su tüketimini takip etmek El yıkama alışkanlığını güçlendirmek Öksürme ve hapşırmada ağız ve burnu kapatma alışkanlığı kazandırmak Ateş, halsizlik, kusma, ishal ve solunum yolu belirtilerini yakından izlemek Vitamin ve mineral takviyelerinin dengeli beslenmenin alternatifi olmadığını belirten Doğan, önceliğin her zaman sağlıklı yaşam alışkanlıkları olması gerektiğini ifade etti. Çocuğun bireysel ihtiyacı varsa, destek ürünleri konusunda mutlaka hekim görüşü alınması gerektiğini söyledi. “HER HASTALIK BAĞIŞIKLIK ZAYIFLIĞI ANLAMINA GELMEZ” Okul döneminde çocukların zaman zaman hastalanmasının tek başına bağışıklık sisteminin zayıf olduğu anlamına gelmediğini de vurgulayan Doğan, özellikle tekrarlayan ya da ağır seyreden enfeksiyonlarda çocuk hekimi değerlendirmesi yapılması gerektiğini belirtti. Dr. Doğan, “İlk 30 günü doğru yönetirsek bütün eğitim yılına güçlü bir başlangıç yapabiliriz” diyerek ailelere sağlıklı alışkanlıklar konusunda çağrıda bulundu.

Kalp krizinde en önemli ilk adım 112’yi aramak Haber

Kalp krizinde en önemli ilk adım 112’yi aramak

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, kalp krizinin belirtileri, gençlerde artan risk faktörleri ve kriz anında yapılması gereken ilk müdahale hakkında önemli uyarılarda bulundu. Baltalı, özellikle yanlış müdahalenin hayati risk oluşturabileceğini belirterek, “En önemli şey 112 acil ambulansı aramaktır” dedi. İSTANBUL (İGFA) - Kalp krizinin, kalbi besleyen damarların ani tıkanması sonucu ortaya çıktığını söyleyen Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, bu durumun kalbin bir bölümüne oksijen gitmemesine ve ilgili bölgenin kasılamamasına yol açtığını ifade etti. Erkeklerde ve yaşlılarda daha sık görülen kalp krizinin, kadınlarda ise menopoz sonrası dönemde arttığını belirtti. GENÇLERDE SİGARA RİSKİ ARTIRIYOR Son dönemde 45 yaş altı kadın ve erkeklerde kalp krizi oranının arttığına dikkat çeken Baltalı, bunun nedenleri arasında farkındalığın artmasıyla birlikte sigara, yüksek kolesterol, tansiyon, şeker hastalığı ve genetik yatkınlığın öne çıktığını söyledi. Sigaranın kalp krizi riskini 3-4 kat artırdığını vurgulayan Baltalı, ailesinde erken yaşta kalp krizi öyküsü bulunan kişilerin daha erken yaşlardan itibaren risk faktörlerini kontrol ettirmesi gerektiğini kaydetti. Kalp krizinin bazen hiçbir belirti vermeyebildiğini belirten Baltalı, en sık görülen şikâyetin göğüs ağrısı ve sol kol ağrısı olduğunu söyledi. Sağ koroner damar tıkanıklıklarında ise karın ağrısı, mide bulantısı ve ciddi ritim bozukluklarının görülebileceğini ifade etti. İLK MÜDAHALE HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR Kalp krizi geçiren kişiye yapılacak ilk müdahalenin istirahat ettirmek ve 112’yi aramak olduğunu söyleyen Baltalı, hastanın sırt üstü yatırılması ve hareket ettirilmemesi gerektiğini belirtti. Uzman olmayan kişilerin müdahalesinin tehlikeli olabileceğini vurgulayan Baltalı, kalp masajının bilinçsizce yapılmasının çalışan kalbi durdurabileceğini ifade etti. Bu nedenle ilk aşamada kişinin nefes alıp almadığının ve nabzının kontrol edilmesi, ardından profesyonel sağlık ekiplerinin beklenmesi gerektiğini söyledi. SAĞLIKLI YAŞAM KALP KRİZİNİ ÖNLEYEBİLİR Baltalı, kalp krizi riskini azaltmak için sigaranın bırakılması, kolesterolün kontrol altına alınması, sağlıklı beslenme ve düzenli egzersizin önemine de dikkat çekti. Zeytinyağı, sebze, meyve ağırlıklı beslenme ile yürüyüş ve yüzme gibi aktivitelerin koruyucu etki sağladığını ifade etti.

197 Ülkede Gıdanın Geleceği Mercek Altına Alındı Haber

197 Ülkede Gıdanın Geleceği Mercek Altına Alındı

Dünya genelinde gıdanın ekonomik, çevresel ve toplumsal boyutlarını inceleyen Gıda Sistemleri Geri Sayım Girişimi’nin yeni araştırması, mevcut ilerleme hızıyla küresel 2030 hedefleri arasındaki ciddi farkı ortaya koydu. Araştırmaya göre pestisit kullanımından sera gazı emisyonlarına kadar pek çok alanda kapsamlı adımlar atılması gerekiyor. TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, ilerlemenin hızlanması halinde 2050’ye kadar hedeflere ulaşılabileceğini belirtti. Küresel hedeflere en çok yaklaşan ülkeler arasında ise Japonya ve Kanada yer aldı. İklim krizi, artan maliyetler ve doğal kaynakların tahribi; güvenilir, besleyici ve erişilebilir gıdaya ulaşmayı dünyanın en kritik sorunlarından biri haline getiriyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Johns Hopkins Üniversitesi, Cornell Üniversitesi ve Küresel Beslenmeyi İyileştirme İttifakı (GAIN) tarafından ortaklaşa yürütülen Gıda Sistemleri Geri Sayım Girişimi (FSCI) araştırması, dünya genelinde gıdanın üretimden tüketime uzanan yapısının 2030 hedeflerinin önemli ölçüde gerisinde kaldığını gösterdi. Gıda kaynaklı emisyonlar “sıfır” hedefine çok uzak Nature Food dergisinde yayınlanan araştırmada 197 ülke, beslenme ve sağlık, çevre ve doğal kaynaklar, geçim kaynakları, yoksulluk ve eşitlik, yönetim ve dayanıklılık olmak üzere beş ana alanda ve 44 gösterge üzerinden değerlendirildi. Bu kapsamda 22 göstergede küresel ortalama bakımından ilerleme kaydedildiği, 15 göstergede belirgin bir değişiklik yaşanmadığı, 7 göstergede ise tablonun kötüleştiği tespit edildi. Suya güvenli erişim, bilgiye erişim, kamu yönetiminin etkinliği ve tarımsal verimlilik olumlu gelişme kaydedilen alanlar arasında yer aldı. Sivil toplumun karar süreçlerine katılımı, kamu yönetiminde hesap verebilirlik, sağlıklı beslenmenin maliyeti, gıda güvencesizliği, pestisit kullanımı, ultra işlenmiş gıda satışları ve sera gazı emisyonları ise olumsuz yönde ilerledi. Araştırmada özellikle gıda kaynaklı sera gazı emisyonlarında bugünkü eğilimlerin devam etmesi durumunda hiçbir ülkenin ‘sıfır emisyon’ hedefine ulaşamayacağına dikkat çekildi. Japonya, İzlanda ve Kanada küresel gıda hedeflerinde öne çıktı Ülkelerin küresel hedeflere ne ölçüde yaklaştığı dünyanın farklı coğrafyaları açısından da değerlendirildi. Yeni Zelanda 14 göstergede Okyanusya’da, Tunus 16 göstergede Afrika’da, İzlanda 21 göstergede Avrupa’da, Kanada 17 göstergede Kuzey ve Güney Amerika’da, Japonya ise 16 kriterde Asya kıtasında hedeflenene en yakın sonuçları kaydetti. Hedeflere ulaşmak için gereken ilerleme hızı da coğrafyalara göre belirgin biçimde değişiyor. Afrika’nın gıda güvencesizliği, tarımsal su kullanımı, kamu idaresi ve çocuk işçiliğinin de aralarında bulunduğu 16 kriterde küresel ölçütleri yakalayabilmesi için her yıl yüzde 20’nin üzerinde iyileşme sağlaması gerekiyor. Avrupa’da ihtiyaç duyulan iyileşme oranları ise diğer bölgelere kıyasla daha düşük seviyede. “Hedeflere 2050’ye kadar ulaşmak mümkün” Araştırmayı değerlendiren TÜGİS (Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası) Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, artan nüfusun, iklim değişikliğinin ve doğal kaynaklardaki tahribatın gıda ekosistemi üzerindeki yükü her geçen gün artırdığını belirterek şunları söyledi: “Gıda alanındaki başarıyı üretim miktarı tek başına belirlemiyor. Üretilen gıdanın güvenilir ve besleyici olması, tüketicinin bu gıdaya erişebilmesi, üretimde kullanılan suyun, enerjinin ve hammaddenin verimli yönetilmesi de büyük önem taşıyor. Araştırma, bütün bu konuların bir arada ele alınması gerektiğini ve bugüne kadar kaydedilen ilerlemenin 2030 hedefleri için yeterli olmadığını gösteriyor. Bugünden itibaren daha hızlı hareket edilirse hedeflerin büyük bölümüne 2050’ye kadar ulaşmak mümkün. Bunun için üretim ve tüketimi geleceğin ihtiyaçları doğrultusunda vakit kaybetmeden yeniden şekillendirmeliyiz.” Türkiye’nin tarımsal üretim kapasitesi ve gıda sanayisindeki uzmanlığının önemli bir avantaj sağladığını belirten Sidar, “Güçlü bir üretim altyapısına ve uzun yıllara dayanan sektör deneyimine sahibiz. Bu potansiyeli uzun vadeli politikalarla desteklediğimizde Türk gıda sanayisini iklim, tedarik ve fiyat dalgalanmalarına karşı daha dayanıklı hâle getirebiliriz” dedi. Gıda sektörünün paydaşları 12. Sürdürülebilir Gıda Zirvesi’nde buluşuyor Sidar, araştırmanın gündeme taşıdığı konuların TÜGİS ve Sürdürülebilirlik Akademisi iş birliğiyle düzenlenecek 12. Sürdürülebilir Gıda Zirvesi’nde sektörün farklı paydaşlarıyla birlikte değerlendirileceğini söyledi. “Gıdanın Geleceği için Dönüşüm” temasıyla 24 Aralık’ta Swissôtel The Bosphorus’ta gerçekleştirilecek zirvenin programında iklim krizi, gıda israfı, sürdürülebilir üretim, gıda ekonomisi, rejeneratif tarım ve tedarik zincirindeki dönüşüm gibi başlıklar yer alıyor. İş dünyası, kamu, akademi ve sivil toplum temsilcilerini buluşturacak zirvede, gıdanın geleceğine ilişkin çözüm önerileri ve yeni iş birliği imkanları paylaşılacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kanser Tedavisinin Kalp Üzerindeki Etkileri 20 Yıl Sonra Ortaya Çıkabilir Haber

Kanser Tedavisinin Kalp Üzerindeki Etkileri 20 Yıl Sonra Ortaya Çıkabilir

Kanser tedavisinde amaç tümör hücrelerini ortadan kaldırmak olsa da bazı kemoterapi ve radyoterapi uygulamaları kalbi ve damar sistemini de etkileyebiliyor. Özellikle önceden kalp hastalığı bulunan veya kalp üzerinde yan etki oluşturabilecek tedavileri alan hastaların yakından takip edilmesi gerekiyor. Bu ihtiyacın, onkoloji ve kardiyolojiyi bir araya getiren kardiyoonkoloji alanını öne çıkardığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kardiyoonkoloji Bölümü Kurucusu ve Direktörü, Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ertan Ökmen, “Kardiyoonkolojinin temel amacı, kanser hastalarında ortaya çıkabilecek kalp sorunlarını erken dönemde belirleyip gerekli önlemleri alarak kanser tedavisinin güvenli ve kesintisiz biçimde sürdürülmesini sağlamak” dedi. Her kanser hastasının kalp sağlığıyla ilgili bir problem yaşayacağını söylemenin doğru olmadığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kardiyoonkoloji Bölümü Kurucusu ve Direktörü, Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ertan Ökmen, “Ancak bazı kalp sorunları kanser tedavisi sırasında, bazıları ise yıllar sonra ortaya çıkabiliyor. Özellikle radyoterapiye bağlı etkiler 10, 15 hatta 20 yıl sonra görülebiliyor. Meme kanserinde beş yıllık sağkalım oranının yüzde 90’ın üzerine çıkması, hastaların uzun dönem kalp sağlığı takibini daha da önemli hâle getiriyor. Riskli hastaları önceden belirleyip yakından izleyerek kalp krizi, kalp yetmezliği ve pıhtı oluşumu gibi sorunlara karşı gerekli önlemleri alabiliyoruz” şeklinde konuştu. En sık karşılaşılan sorun kalp yetmezliği Kanser tedavileri sırasında en sık görülen kalp sorunlarından birinin, kalbin kasılma gücünün azalması ve buna bağlı olarak kalp yetmezliği gelişmesi olduğunu vurgulayan Ökmen, “Özellikle meme kanseri tedavisinde kullanılan bazı kemoterapi ilaçları ile hedefe yönelik tedaviler birlikte uygulandığında kalp yetmezliği riski artabiliyor. Kanser tedavileri ayrıca kalp krizi, pıhtı oluşumu, ritim bozukluğu, kalp zarı iltihabı ve kalp kapakçığı sorunlarına da yol açabiliyor. Riskli hastaların kalp fonksiyonlarını ekokardiyografiyle ve bazı hassas kan testleriyle düzenli olarak kontrol ediyoruz. Bir sorun tespit ettiğimizde onkologlarla birlikte alternatif tedavileri değerlendiriyor, mümkünse kalbi destekleyen seçeneklerle kanser tedavisinin kesintiye uğramadan sürdürülmesini sağlıyoruz” dedi. İki hasta grubu öncelikli olarak değerlendirilmeli Tüm kanser hastalarının kardiyoonkolojik açıdan değerlendirilmesi gerektiğini dile getiren Ökmen, önceliğin riskli hastalara verilmesinin önem taşıdığını söyledi. Ökmen, “İki temel hasta grubu bulunuyor. İlk grupta hipertansiyon, kalp krizi veya kalp yetmezliği öyküsü bulunan; koroner stent uygulanmış ya da bypass ameliyatı geçirmiş hastalar yer alıyor. Ailesinde kalp hastalığı bulunan ve kardiyovasküler risk faktörleri yoğun olan hastalar da bu gruba dahil. İkinci grupta ise bilinen bir kalp hastalığı olmasa bile kalp fonksiyonları üzerinde etkili olabilecek riskli kemoterapi-akıllı ilaçları kullanacak hastalar bulunuyor” dedi. Günde 30 dakikalık yürüyüş önemli Kanser hastalarının hareketsiz kalmaları veya daha kalorili beslenmeleri gerektiği düşüncesinin doğru olmadığını vurgulayan Ökmen, “Bu yaklaşım kan şekeri, kolesterol ve tansiyon dengesini bozabiliyor. Üstelik bazı kanser ilaçları, özellikle hipertansiyon öyküsü bulunan kişilerde tansiyonu yüzde 50’ye varan oranlarda yükseltebiliyor. Hastanın gücüne ve temposuna göre haftada beş gün, günde 30 dakika yürüyüş yapmasını, aşırı kalorili ve tuzlu gıdalardan kaçınarak dengeli bir Akdeniz tipi beslenme planı uygulamasını öneriyoruz” dedi. Kalbin çalışma gücü tedaviden önce ölçülmeli ve hastaların kalp açısından risk düzeyi belirlenmeli Riskli hastaların kanser tedavisinden önce kardiyolojiye yönlendirilmesi gerektiğini belirten Ökmen, “Kalp hastalığı olduğu bilinen bir hastanın kemoterapiye veya radyoterapiye başlamadan, hatta cerrahi uygulanacaksa ameliyat öncesinde kardiyoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekiyor. Bu değerlendirmede kalbin çalışma gücü ölçülüyor, elektrokardiyografiyle kalple ilgili bir sorun bulunup bulunmadığı inceleniyor ve hassas kalbe özgün kan testleri ile hastanın planlanan tedaviye uygunluğu belirleniyor. Yüksek risk taşıyan hastalarda ise farklı bir tedavinin tercih edilmesinden çok yakın takip ve sık kalp kontrolleri ile tedavisinin güvenli bir şekilde devam ettirilebilmesi hedefleniyor. Ek olarak bazen de ilaç değişikliği de gerekebiliyor” şeklinde konuştu. Bazı kanser ilaçları kalbin işleyişini etkileyebiliyor Kanser tedavilerinin sağlıklı hücreleri neden etkilediğini açıklayan Ökmen, “Kanser hücreleri sürekli büyüyen ve bölünen hücrelerdir. Kanser tedavilerinin büyük bir bölümü de bu çoğalma mekanizmasını hedef alır. Dolayısıyla saç kökleri ve cilt hücreleri gibi hızlı yenilenen sağlıklı hücreler de tedaviden etkilenebilir. Kalp hücrelerinde hızlı bir bölünme ve çoğalma görülmese de bazı kanser ilaçları, kalbin işlevlerini sürdürebilmesi için gerekli biyolojik mekanizmaları bloke ederek çeşitli yan etkilere yol açabilir” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şiddetli Karın Ağrısına Dikkat! Haber

Şiddetli Karın Ağrısına Dikkat!

Karnın sağ üst kısmında meydana gelen, sırta veya sağ omuza doğru yayılan ve saatlerce süren şiddetli ağrılar çoğu zaman basit bir hazımsızlık olarak görülse de, bu durumun temel nedeni safra kesesi iltihabı olabilir. Tıpta akut kolesistit olarak tanımlanan bu tabloda, erken teşhis ve zamanında uygulanan cerrahi müdahale ile hastalar genellikle kısa sürede sağlığına kavuşuyor. Ancak hastaneye geç başvurulması; safra kesesinde delinme, yaygın karın zarı enfeksiyonu ve sepsis gibi hayati risk taşıyan ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getirebiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Bu sebeple saatlerce devam eden ve özellikle ateş, bulantı ile kusmanın eşlik ettiği şiddetli karın ağrıları asla ihmal edilmemeli ve vakit kaybetmeden bir genel cerrahi uzmanına başvurulmalıdır” diyor. En yaygın nedeni safra taşları Safra kesesi, karaciğerin ürettiği safrayı depolayan ve özellikle yağlı gıdaların tüketiminden sonra bağırsağa aktararak yağların sindirilmesine yardımcı olan küçük ama kritik bir organ. Safranın içeriğindeki kolesterol, safra tuzları ve pigmentler arasındaki dengenin bozulmasıyla önce safra çamuru, ardından safra taşları meydana gelebiliyor. Bu taşlardan birinin safra kesesi çıkış kanalını tıkaması sonucu safra akışı kesiliyor. İçeride biriken safra ise kese duvarında ödem ve iltihaplanmaya yol açabiliyor. Akut kolesistit vakalarının yaklaşık yüzde 90-95'inden safra taşlarının sorumlu olduğunu belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra taşı toplumda oldukça sık görülmektedir. Erişkin nüfusun yaklaşık yüzde 10-20'sinde safra taşı olduğu tahmin edilmektedir. Bu kişilerin büyük bir kısmında herhangi bir belirti görülmezken, bir kısmında safra kesesi iltihabı, safra yolu tıkanıklığı veya pankreatit gibi ağır komplikasyonlar gelişebilir” bilgisini veriyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, taşsız kolesistit gibi durumların özellikle yoğun bakım hastalarında ortaya çıkabildiğini; enfeksiyonların veya nadir görülen bazı hastalıkların da bu tabloda etkili olabileceğini aktarıyor. Kadınlarda yaklaşık 3 kat daha fazla görülüyor Safra kesesi iltihabına kadınlarda, erkeklere oranla yaklaşık 2-3 kat daha sık rastlanıyor. Östrojen hormonunun safra içerisindeki kolesterol düzeyini yükseltmesi ve hamilelik sürecinde safra kesesi hareketlerinin yavaşlaması, kadınlarda görülme sıklığının fazla olmasının temel nedenleri arasında. İleri yaş, ailevi yatkınlık, obezite, diyabet, yüksek kolesterol, uzun süreli açlıklar, hızlı kilo kaybı ve bazı kan hastalıkları da risk faktörlerini artıran diğer unsurlar arasında yer alıyor. Doğru önlemlerle risk minimize edilebiliyor Safra kesesi iltihabını tamamen engellemek her zaman mümkün olmasa da riskler önemli ölçüde azaltılabiliyor. İdeal kilonun korunması, düzenli egzersiz, lif oranı yüksek beslenme, uzun süre aç kalmamak ve çok hızlı kilo vermekten kaçınmak koruyucu önlemler arasında sayılıyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, obezite tedavisi gören veya kısa sürede ciddi miktarda kilo kaybeden hastaların bu süreçte mutlaka hekim kontrolünde olmalarının kritik önem taşıdığını vurguluyor. Yemek sonrası başlayan ağrılara dikkat! Safra kesesi iltihabının en belirgin semptomu, özellikle yağlı öğünlerin ardından başlayan, karnın sağ üst kısmında hissedilen ve giderek artan ağrılardır. Bu ağrı sıklıkla sağ omuza, sağ kürek kemiğinin altına veya sırta vurabiliyor ve birkaç saatten fazla sürüyor. Ağrıya bulantı, kusma, iştah kaybı ve ateş eşlik edebiliyor. Hastalık ilerledikçe titreme, yüksek ateş ve genel durum bozukluğu görülebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, basit bir gaz sancısı ya da hazımsızlık sanılarak ağrının evde geçiştirilmesinin teşhis ve tedavide gecikmelere yol açabileceğini anlatırken, “Özellikle saatlerce süren şiddetli karın ağrısı, ateş veya kusmanın görüldüğü durumlarda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna müracaat edilmelidir” uyarısında bulunuyor. Ultrasonla yüksek oranda teşhis edilebiliyor Tanı sürecinde öncelikle hastanın şikâyetleri dinleniyor ve fizik muayene yapılıyor, kan tahlilleriyle enfeksiyon bulguları inceleniyor. Görüntüleme yöntemlerinde ilk tercih karın ultrasonografisi oluyor. Ultrason yardımıyla safra taşları, kese duvarındaki kalınlaşma, çevre sıvı birikimi ve iltihap bulguları büyük oranda saptanabiliyor. İhtiyaç duyulduğunda bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme (MR) gibi ileri tetkiklere başvurulabiliyor. Kalıcı çözüm cerrahi müdahale Safra kesesi iltihabı tedavisindeki temel amaç, hem mevcut enfeksiyonu kontrol altına almak hem de hastalığın nüksetmesini önlemektir. İlk aşamada hastaya damar yoluyla sıvı desteği, ağrı kontrolü ve gerekli hallerde antibiyotik tedavisi veriliyor. Ancak ilaç tedavisinin çoğu zaman sorunun kaynağını yok etmediğine dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra kesesi içinde taşlar olduğu sürece tekrarlayan iltihap atakları riski sürer. Bu nedenle uygun hastalarda kesin çözüm, safra kesesinin cerrahi olarak çıkarılmasıdır” ifadelerini kullanıyor. İlk 72 saat kritik önem taşıyor, çünkü... Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, güncel uluslararası cerrahi kılavuzların, akut safra kesesi iltihabı tanısı konan ve ameliyata engel durumu olmayan hastalarda erken laparoskopik ameliyatı tavsiye ettiğini belirtiyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Özellikle belirtilerin ortaya çıkışından sonraki ilk 72 saat içinde yapılan ameliyat, hem operasyonun daha güvenli gerçekleşmesini sağlamakta hem de hastanede yatış süresi ile komplikasyon riskini düşürmektedir. Gereksiz gecikmeler ise iltihabın artmasına, safra kesesinde kangren veya delinme oluşmasına ve daha zorlu cerrahi süreçlere yol açabilmektedir” diyor. Safra kesesi operasyonlarının büyük çoğunluğunun kapalı (laparoskopik) yöntemle yapıldığını belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Karın duvarına açılan birkaç küçük delik vasıtasıyla uygulanan bu yöntemde hastalar daha az ağrı çekmekte, enfeksiyon riski azalmakta, günlük yaşama daha hızlı dönülmekte ve kozmetik açıdan daha başarılı sonuçlar alınmaktadır” diye konuşuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tansiyonu tetikleyen 14 beklenmedik faktör Haber

Tansiyonu tetikleyen 14 beklenmedik faktör

Modern yaşamın yoğun temposu, stres ve kötü beslenme hipertansiyonu tetikleyen başlıca nedenler arasında yer alıyor. Uzmanlar, bu nedenlerin hiçbiri yoksa ve tansiyon yine de yükseliyorsa altında daha alışılmadık nedenler olabileceğine dikkat çekti. İSTANBUL (İGFA) - Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, hipertansiyonun yalnızca tuz tüketimiyle ilişkilendirilmemesi gerektiğini belirterek, günlük yaşamda fark edilmeyen birçok etkenin tansiyonu yükseltebileceğini söyledi. Nevrez Koylan, özellikle tansiyon hastalarına ilk önerilen adımlardan birinin tuz tüketiminin azaltılması olduğunu ancak hipertansiyonun çok daha geniş bir nedenler yelpazesine sahip bulunduğunu ifade etti. Prof. Dr. Koylan, stres, kaygı ve öfke gibi duygusal durumların yanı sıra günlük yaşam alışkanlıklarının da tansiyon üzerinde doğrudan etkili olabileceğini belirtti. Uzman isim, uzun süre yüksek seyreden tansiyon değerlerinin mutlaka hekim kontrolünde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. TANSİYONU YÜKSELTEN 14 BEKLENMEDİK FAKTÖR Prof. Dr. Koylan, hipertansiyon üzerinde etkili olabilecek bazı alışılmadık faktörleri şöyle sıraladı: Yalnızlık hissi “Beyaz önlük sendromu” (doktor ortamında tansiyon yükselmesi) Tuvalet ihtiyacını uzun süre ertelemek Duygusal ve stresli konuşmalar Susuzluk Aşırı şeker tüketimi Bitkisel takviyeler (ginkgo, ginseng, guarana vb.) Uyku apnesi Tiroid hastalıkları Doğum kontrol ilaçları Antidepresan kullanımı Ağrı kesici ilaçlar Potasyum eksikliği Ağrı ve ani fiziksel rahatsızlıklar “Sadece tuz değil, bütün yaşam tarzı önemli” Koylan, özellikle işlenmiş şekerlerin, bazı ilaçların ve uyku bozukluklarının da tansiyon üzerinde ciddi etkiler oluşturabileceğini belirterek, “Tansiyon yalnızca tuzla açıklanamaz. Yaşam tarzı, stres yönetimi ve genel sağlık durumu birlikte değerlendirilmelidir” dedi.

Yeni kesilen et hemen tüketilmemeli Haber

Yeni kesilen et hemen tüketilmemeli

Kurban Bayramı öncesinde sağlıklı tüketim alışkanlıkları, porsiyon kontrolü ve dengeli beslenmeye dair kritik uyarılarda bulunan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi diyetisyeni Buse Haldız, "Yeni kesilen etin vakit kaybetmeden tüketilmesi sindirim sorunlarına sebebiyet verebilir. Bu nedenle etin buzdolabında 12 ile 24 saat arasında dinlendirilmesi önem arz ediyor" şeklinde konuştu. KOCAELİ (İGFA) - Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, sağlıklı yaşam bilincini yaygınlaştırmak amacıyla Anne Şehir Merkezleri vasıtasıyla vatandaşlara destek vermeyi sürdürüyor. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi çatısı altında faaliyet gösteren Anne Şehir Merkezleri’nde görevli diyetisyen Buse Haldız, Kurban Bayramı süresince artış gösteren et ve tatlı tüketimi karşısında, tüketim miktarları ve öğünlerin dengelenmesi konusunda vatandaşlara tavsiyelerde bulundu. Diyetisyen Haldız, “Yeni kesilen etin hemen yenilmesi sindirim sisteminde problemlere yol açabilir. Kesimden sonraki kas sertliği nedeniyle oluşabilecek bu durum; mide rahatsızlıkları, şişkinlik ve hazımsızlığa neden olabilir. En sağlıklı yaklaşım, etin buzdolabında 12 ila 24 saat boyunca dinlendirilmesidir. Bu sayede et hem yumuşar hem de daha kolay sindirilir” dedi. KAVURMA TÜKETİMİNE DİKKAT Bayram sabahlarının klasiği olan kavurmanın ölçülü tüketilmesi gerektiğini vurgulayan Haldız, küçük porsiyonların seçilmesini tavsiye etti. Kavurmanın yanına roka, maydanoz, salatalık ve domates gibi sebzelerin eklenmesinin sindirimi kolaylaştırdığını belirten Haldız, gün içindeki diğer öğünlerin daha hafif geçirilmesinin önemine dikkat çekti. Kalp-damar hastalığı, hipertansiyon ve diyabet hastalarının bayram sürecinde beslenmelerine daha çok özen göstermeleri gerektiğini hatırlatan Haldız; özellikle şerbetli tatlılar, aşırı tuz ve et tüketiminden uzak durulması gerektiğini belirtti. Şeker hastalarının öğünlerini aksatmaması gerektiğini ifade eden Haldız, tansiyon hastaları için ise az tuzlu pişirme tekniklerinin uygulanmasını önerdi. Bayram boyunca yaşlıların ve çocukların beslenme konusunda daha hassas olduğunu kaydeden Haldız, çocuklarda aşırı şeker kullanımının kısıtlanması gerektiğini dile getirdi. Yaşlılarda ise kan şekeri dalgalanmaları, tansiyon yükselmesi ve hazımsızlığın sık yaşandığını belirterek, ağır ve yağlı gıdalardan kaçınılması gerektiğini vurguladı. EN SAĞLIKLI PİŞİRME YÖNTEMLERİNİ AÇIKLADI Et pişirme teknikleri üzerine de bilgi paylaşan Haldız, “En sağlıklı yöntem haşlamadır. Etin kendi suyunda pişmesi sağlanır, ek yağ gerektirmez ve sindirimi oldukça kolaydır. Bunu fırınlama ve ızgara yöntemleri takip eder. Kızartma ve yüksek ısıda yağda pişirme ise kaçınılması gereken yöntemlerdir” diyerek vatandaşlara sindirim dostu öneriler sundu. Kurban Bayramı ile birlikte kırmızı et tüketiminin yoğunlaştığını anımsatan Haldız, “Etin yanında lifli gıdaların ve sebzelerin tüketilmesi genel sağlık ve sindirim sistemi için büyük önem taşır. Özellikle kırmızı etin arttığı bu dönemlerde öğünlerin mutlaka sebzelerle desteklenmesi gerekir. Lifli besinler kolesterol dengesine yardımcı olur, midenin boşalma süresini yavaşlatır ve daha uzun süre tokluk hissi sağlar” dedi.

Bayramda Et Tüketimi Günde 150-200 Gramı Aşmamalı Haber

Bayramda Et Tüketimi Günde 150-200 Gramı Aşmamalı

Kurban Bayramı süreci, beslenme alışkanlıklarının kısa süreliğine değiştiği, özellikle kırmızı et ve tatlı tüketiminin belirgin şekilde yükseldiği bir dönem. Bu süreçte dengeli beslenmenin kritik olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Artış gösteren et tüketimi sindirim sistemini zorlayabilir. Bu sebeple porsiyon kontrolüne dikkat etmek ve öğünleri planlı şekilde oluşturmak gerekiyor” şeklinde konuştu. Protein, demir, çinko, selenyum ile B1, B6, B12 ve D vitamini bakımından zengin olan kırmızı et, vücut için oldukça değerli bir besin kaynağı. Ancak tüm bu faydalara rağmen tüketim miktarının kritik olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Kolesterol ve doymuş yağ oranı dikkate alındığında, herhangi bir sağlık sorunu olmayan kişilerin günlük kırmızı et tüketimi 150-200 gramı geçmemeli” dedi. Etin tüketim miktarının yanı sıra hazırlanma ve tüketim biçiminin de büyük önem taşıdığını ifade eden Örnek, “Yeni kesilen etlerin dinlendirilmeden, özellikle de kahvaltıda tüketilmesinin sindirim açısından uygun olmadığını söyleyebilirim. Ayrıca etin sebzelerle beraber tercih edilmesi; demir, çinko ve magnezyum emilimini artırır. Dengeli bir tabak için öğünün yarısı sebze veya salatadan, geri kalan yarısı ise et ve tahıl grubundan meydana gelmelidir” ifadelerini kullandı. Dinlendirilmeden tüketilen et hazımsızlık yapabilir Etin kesimin hemen ardından pişirilip yenmesinin sindirim sistemi üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğini hatırlatan Örnek, “Bu yöntemle tüketilen etler; şişkinlik, hazımsızlık, ishal ya da kabızlık gibi sorunlarla sonuçlanabilir. Etin daha lezzetli, yumuşak ve sindirilebilir olması için güneş görmeyen serin bir ortamda (7-15°C) 3-4 saat dinlendirilmesi şarttır. Ardından 4°C’deki buzdolabında yaklaşık 24 saat bekletilerek ideal yapıya kavuşması sağlanır. Ayrıca pişirme aşamasında kuyruk yağı gibi ekstra yağların kullanımından kaçınılmalıdır” uyarısında bulundu. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, Kurban Bayramı için sağlıklı iki farklı tarif paylaştı: Kavurma tarifi: Kuşbaşı doğranmış etleri tencereye aldığınızda başlangıç aşamasında baharat ve tuz eklememenizi tavsiye ederim. Öncelikle dışarıdan yağ ilave etmeden, kendi yağında birkaç dakika kavurup ardından kısık ateşte kendi suyunda yavaşça pişmeye bırakın. Pişirme işlemi sona yaklaşırken az miktarda tuz ekleyip servis anında kekik ilave edebilirsiniz. Tatlı tarifi: Sağlıklı bir tatlı alternatifi olarak, dilimleyip dondurduğunuz olgun muzları rondodan geçirebilirsiniz. Kremsi bir yapıya ulaştığında doğal bir dondurma elde etmiş olacaksınız. Arzu ederseniz lezzetini artırmak için fıstık ezmesi veya kakao ekleyebilirsiniz. Sunum sırasında üzerine ceviz parçaları ve meyveler ilave edebilirsiniz. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Doğru bilinen yanlışlar sofraları tehdit ediyor! Haber

Doğru bilinen yanlışlar sofraları tehdit ediyor!

Zeytin ve süt ürünlerinde "yeni nesil" bir döneme girildi. Olivtech Fuarı kapsamında bir araya gelen bilim insanları, gıda alanındaki bilgi kirliliğine karşı uyarılarda bulunarak; tüketicilere etiketleri doğru okumaları ve bilimsel verileri temel almaları tavsiyesinde bulundu. İzmir'de, sağlığın temeli süt ile barışın simgesi zeytin için önemli bir iş birliği gerçekleştirildi. İZMİR (İGFA) - İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin ev sahipliğinde, İZFAŞ tarafından organize edilen Gurme İzmir Olivtech - 12. Zeytin, Zeytinyağı, Süt Ürünleri, Şarap ve Teknolojileri Fuarı; panelleri ve deneyim alanlarıyla akademisyenleri, sektör profesyonellerini ve ziyaretçileri buluşturdu. Gün boyu süren oturumlarda, başta süt ve zeytinyağı olmak üzere temel gıdalar; sürdürülebilirlik, kültürel miras ve bilimsel veriler ışığında incelenirken; tadım etkinlikleri, mutfak atölyeleri ve sergilerle katılımcılara kapsamlı bir fuar deneyimi yaşatıldı. DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR Gurme İzmir – Olivtech Fuarı Etkinlik Sahnesi’nde, “Tüketim – Deneyim – Algı” temasıyla gerçekleştirilen tadım etkinlikleri ve oturumlar yoğun ilgi gördü. “Sütü Nasıl Tüketiyoruz? Yeni Nesil Yaklaşımlar” isimli panelin moderatörlüğünü Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Karagözlü üstlendi. Panelde; Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sedef Nehir El, Tarım 4.0 Teknoloji ve Etki Derneği Yönetim Kurulu Başkanı, TÜSEDAD Yönetim Kurulu Üyesi ve TE-TA Teknik Tarım Genel Müdürü Sumer Tömek Bayındır ile Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aykan Candemir konuşmacı olarak yer aldı. Süt ve süt ürünlerinin gıda sektöründeki stratejik önemine değinen Prof. Dr. Cem Karagözlü, “Beslenmede doğru bildiğimiz pek çok konunun yeniden değerlendirilmesi gereken bir süreçteyiz ve tüketici alışkanlıkları hızla değişiyor. Alanında uzman isimlerle birlikte, tüketicinin nereye evrildiğini ve doğru bilinen yanlışları ele alacağız” ifadelerini kullandı. Süt üretiminde sürdürülebilirlik ve kalitenin tesisi için üreticinin teknoloji ve doğru bilgiyle desteklenmesinin hayati olduğunu belirten Sumer Tömek Bayındır, “Süt sektörünün hak ettiği değerle buluşmaması üreticileri zorlayan temel bir sorun. Bu noktada kooperatifleşmenin güçlenmesi kritik; çünkü birlikte hareket eden üreticinin dayanıklılığı ve pazarlama gücü artacaktır. Doğru teknolojilerin entegrasyonuyla sektör daha güçlü, verimli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşacaktır” şeklinde konuştu. BİLİNÇLİ TÜKETİM VE DOĞRU ETİKET OKUMANIN ÖNEMİ Gıda tüketiminde bilinçli seçimlerin altını çizen Prof. Dr. Sedef Nehir El, ürün etiketlerini doğru okumanın önemine vurgu yaptı. Sedef Nehir El, “Tüketiciler tek bir değere odaklanmak yerine, ürünün genel besin profilini bir bütün olarak değerlendirmelidir. Bilimsel verilerin rehber alındığı doğru tüketim alışkanlıkları, hem birey hem de toplum sağlığı adına büyük önem taşımaktadır” dedi. Süt ve süt ürünleri alanındaki tüketici davranışlarının son yıllarda ciddi bir dönüşüm geçirdiğini ifade eden Prof. Dr. Aykan Candemir, pazarlamada artık teknoloji, marka değeri ve sürdürülebilirliğin bir arada ele alınması gerektiğini belirtti. Candemir, “Günümüzde süt ürünlerinde temel beklenti sadece tüketim değil; güven, fayda ve işlevselliktir. Üreticilerin rekabet gücünü artırmak için katma değer yaratan ve hikayesi olan sürdürülebilir ürünlere yönelmesi gerekiyor. Doğru strateji ve planlama ile bu alanda çok başarılı sonuçlar elde edilebilir” diyerek sektördeki fırsatlara dikkat çekti. “Gelenekten Geleceğe Zeytinyağının Sofralarımızdaki Değeri” başlıklı panelde ise zeytinyağının kültürel mirastan modern beslenme alışkanlıklarına uzanan süreci çok boyutlu olarak tartışıldı. İzmir Konak Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Derman Küçükaltan’ın moderatörlüğünü yaptığı oturumda; Köstem Zeytinyağı Müzesi Kurucusu Doç. Dr. Levent Köstem, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Özgür Sarıbaş, Genç ve Naturel A.Ş. Kurucu Ortağı Prof. Dr. Seda Genç ile Endokrin, Metabolizma, Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Prof. Dr. Ceyhun Dizdarer; üretim aşamaları, sağlık etkileri ve doğru tüketim yöntemleri üzerine değerlendirmeler sundu. Zeytinin tarihsel ve kültürel kıymetine değinen Prof. Dr. Küçükaltan, “Zeytin; bolluğun, bereketin, barışın ve medeniyetin sembolüdür. Ekonomik, kültürel ve sağlık açısından çok değerli olan zeytinyağını bu panelde tüm yönleriyle ele alacağız” şeklinde konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.