Hava Durumu

#Avustralya

giresunsonhaber - Avustralya haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Avustralya haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

ŞİLİ FINDIKTA DÜNYA STANDARTLARINI YAKALADI Haber

ŞİLİ FINDIKTA DÜNYA STANDARTLARINI YAKALADI

ŞİLİ FINDIKTA DÜNYA STANDARTLARINI YAKALADI Şili’de fındık üretimi, mekanizasyon, verimlilik ve teknik tarım uygulamalarıyla uluslararası ölçekte dikkat çeken bir seviyeye ulaştı. Nuffield Tarım Bursu kapsamında farklı ülkelerde üretim sistemlerini inceleyen ziraat mühendisi ve fındık üreticisi Ignacio López, Şili’nin son 30 yılda kurduğu fındık endüstrisinin dünya standartlarında olduğunu vurguladı. FINDIKTA KÜRESEL DENEYİM ŞİLİ’NİN SEVİYESİNİ ORTAYA KOYDU Şili fındık sektörü, uluslararası tarım çevrelerinde daha güçlü biçimde görünür hale geliyor. Ziraat mühendisi ve fındık üreticisi Ignacio López’in Nuffield Tarım Bursu kapsamında yürüttüğü uluslararası saha incelemeleri, Şili’nin fındık üretiminde ulaştığı teknik seviyeyi yeniden gündeme taşıdı. López; Yeni Zelanda, Avustralya, İtalya, Kanada, Hindistan, İspanya ve İskoçya gibi ülkelerde farklı tarım modellerini yerinde inceledi. Küçük ölçekli aile işletmelerinden büyük tarımsal üretim alanlarına, süt çiftliklerinden meyve bahçelerine, paketleme tesislerinden tarım sanayisine kadar geniş bir yelpazede gözlem yaptı. Bu deneyim, fındık üretiminde Şili’nin özellikle mekanizasyon, verim, profesyonel bahçe yönetimi ve teknik gelişme başlıklarında güçlü bir noktaya geldiğini gösterdi. “KİMSEYE İMRENECEK BİR SEVİYEDE DEĞİLİZ” Ignacio López, fındık özelinde yaptığı değerlendirmede Şili üreticilerinin son 30 yılda önemli bir endüstri kurduğunu belirtti. Şili’de otomasyonun artması, danışmanlık şirketlerinin yürüttüğü Ar-Ge çalışmaları ve profesyonel tarım yönetimi, fındık bahçelerinde yüksek verim ve kalite standardını beraberinde getirdi. López’in değerlendirmesi, Şili fındıkçılığının yalnızca büyüyen bir üretim alanı olmadığını; aynı zamanda dünyadaki farklı üretim merkezleriyle karşılaştırılabilecek teknik bir kapasiteye ulaştığını ortaya koyuyor. Avustralya ve Yeni Zelanda’daki fındık bahçelerinin çoğunlukla küçük ölçekli ve yan ürün niteliğinde yürütüldüğünü aktaran López, Şili’de ise daha profesyonel, daha ölçekli ve daha organize bir yapı oluştuğunu vurguladı. İTALYA, AVUSTRALYA VE YENİ ZELANDA DENEYİMLERİ López’in fındık alanındaki en dikkat çekici ziyaretlerinden biri İtalya’da gerçekleşti. FACMA fabrikası ve sahalarında yapılan incelemelerde, fındıkta makineleşme ve operasyonel profesyonellik öne çıktı. Avustralya ve Yeni Zelanda’daki üreticiler ise entegre zararlı yönetimi, örtü bitkileri, yabancı ot kontrolünde koyun otlatma ve yüksek düzeyde mekanizasyon uygulamalarıyla dikkat çekti. Ancak bu ülkelerde fındık bahçelerinin küçük ölçekli olması, sektörün büyümesini sınırlayan başlıklardan biri olarak öne çıktı. López, özellikle büyük alıcıların eksikliğinin bazı ülkelerde fındık sektörünün gelişimini yavaşlattığını değerlendirdi. Bu tablo, Şili’nin üretim yapısı, alım kanalları ve teknik kapasitesiyle daha güçlü bir konum elde ettiğini gösteriyor. FINDIKTA KALİTE TOPRAKTAN BAŞLIYOR Şili’nin fındıkta yakaladığı seviyenin korunması için sürdürülebilirlik başlığı kritik önem taşıyor. López, yüksek kaliteli fındık üretiminin temelinde canlı toprak, doğru gübreleme, etkili sulama yönetimi ve güçlü bitki sağlığı takibinin bulunduğunu vurguladı. Fındıkta yalnızca verim artışı değil, üretimin uzun vadeli sürdürülebilirliği de belirleyici hale geliyor. Toprak mikrobiyotasının korunması, mikroorganizma yönünden zengin canlı toprak yapısının desteklenmesi ve bitkinin yalnızca gübreyle değil, bütüncül toprak yönetimiyle beslenmesi gerekiyor. Bu yaklaşım, modern fındık üretiminde artık klasik tarım uygulamalarının ötesine geçilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. ZARARLI VE HASTALIK TAKİBİ KALİTEYİ BELİRLİYOR Fındık üretiminde kaliteyi etkileyen en önemli başlıklardan biri zararlı ve hastalık yönetimi. López, tahtakurusu, kınkanatlı böcekler, Xanthomonas ve çeşitli mantar hastalıklarının sahada kaliteyi doğrudan etkileyen riskler arasında yer aldığını belirtti. Bu nedenle ilaçlamanın ezbere ve takvime bağlı yapılması yerine, bahçenin gerçek durumuna dayalı izleme sistemiyle yürütülmesi gerekiyor. Programlı ilaçlama anlayışı, zararlı yoğunluğu ve hastalık baskısı doğru ölçülmeden uygulandığında hem maliyeti artırıyor hem de sürdürülebilir üretim hedefini zayıflatıyor. Fındıkta gelecek, yalnızca daha fazla üretimle değil; daha doğru gözlem, daha etkili takip ve daha bilinçli müdahaleyle şekillenecek. HASAT SONRASI SÜREÇ FINDIKTA DEĞERİ KORUYOR Kaliteli fındık üretimi bahçede bitmiyor. Hasat sonrası süreç, ürünün gerçek değerini koruyan en kritik aşamalardan biri olarak öne çıkıyor. López, fındığın mümkün olan en kısa sürede toplanması, ihtiyaç halinde doğru şekilde kurutulması ve teslimata kadar uygun koşullarda saklanması gerektiğini vurguladı. Hasat sonrası ihmal edilen her aşama, bahçede elde edilen kaliteyi zayıflatabiliyor. Bu nedenle Şili fındık sektörünün ulaştığı standart, yalnızca bahçe yönetimiyle değil; hasat, kurutma, depolama ve pazara teslim zincirinin bütününde korunuyor. ŞİLİ FINDIKTA BÜYÜYEN BİR REFERANS HALİNE GELİYOR Şili’nin fındık üretimindeki yükselişi, küresel tarımda yeni bir referans alanı oluşturuyor. Ülke, teknik bilgi, mekanizasyon, bahçe yönetimi ve Ar-Ge kapasitesiyle dünya fındık pazarında daha güçlü bir yer edinmeye başladı. Nuffield deneyimi, Şili fındıkçılığının güçlü yanlarını ortaya koyarken, sektörün önündeki temel gelişim alanını da netleştirdi: sürdürülebilirlik. Toprak sağlığı, su yönetimi, zararlı takibi, bitki besleme, hasat sonrası kalite ve kaynakların verimli kullanımı, Şili fındık sektörünün gelecek dönem performansını belirleyecek ana başlıklar olacak. Şili, fındıkta yalnızca üretim alanını büyüten bir ülke değil; aynı zamanda modern, profesyonel ve dünya standartlarında üretim modeli kuran bir sektör örneği haline geliyor. https://planetnuts.cl/una-experiencia-internacional-junto-a-nuffield-que-reafirma-el-potencial-y-nivel-de-la-industria-avellanera-chilena/?fbclid=IwY2xjawSGSjFleHRuA2FlbQIxMQBzcnRjBmFwcF9pZBAyMjIwMzkxNzg4MjAwODkyAAEeBsaAXNMkXMIgqKm7CGAom2QIPkJCoT6DDxmfsLfiOf1hDRcyM5pIfWkMlcs_aem_uuQ5wQVjPjlG5tJeeGM0FQ

KÖMÜR, FOSİL YAKITLAR VE NÜKLEER TARTIŞMASI BÜYÜYOR Haber

KÖMÜR, FOSİL YAKITLAR VE NÜKLEER TARTIŞMASI BÜYÜYOR

COP31 ÖNCESİ İKLİM GÜNDEMİ SERTLEŞTİ: KÖMÜR, FOSİL YAKITLAR VE NÜKLEER TARTIŞMASI BÜYÜYOR İklim Ağı’nın Türkiye’ye COP31 öncesi yaptığı “kömürü zirvede bırak” çağrısı, Alpu Termik Santralı kararında çıkan yeni hukuk zaferi, nükleer enerjiye yönelik eleştiriler ve iklim risklerine dair küresel hazırlıksızlık uyarısı, iklim gündemini yeniden sertleştirdi. Yeşil dönüşüm tartışmaları artık yalnızca çevre değil, doğrudan enerji, tarım ve kalkınma politikalarının merkezine yerleşmiş durumda. Türkiye ve dünyada iklim politikalarına ilişkin tartışmalar, son günlerde peş peşe gelen açıklamalar, yargı kararları ve bilimsel uyarılarla yeniden hız kazandı. Özellikle Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği ve başkanlığı sürecine ilişkin yapılan değerlendirmeler, ülkenin iklim politikasında nasıl bir yol haritası izleyeceği sorusunu daha görünür hale getirdi. İklim alanında çalışan 16 sivil toplum kuruluşundan oluşan İklim Ağı, düzenlediği basın toplantısında Türkiye’nin COP31 sürecinde yalnızca teknik bir ev sahibi değil, aynı zamanda güçlü bir siyasi yön belirleyici olması gerektiğini vurguladı. Ağ temsilcileri, Türkiye’nin iklim zirvesine liderlik edecekse bunu önce kendi enerji politikalarında göstermesi gerektiğini belirterek, emisyon azaltımının en kritik adımının adil enerji geçişi çerçevesinde kömürden çıkış iradesi olduğunu ifade etti. İklim Ağı’na göre Türkiye’nin COP31’de üstleneceği rol, yalnızca diplomatik bir organizasyon başarısıyla sınırlı kalmamalı. Katılımcı ve demokratik iklim yönetişimi, iklim adaleti, fosil yakıtlardan çıkışta net siyasi irade ve süreçte şeffaflık ile hesap verebilirlik ilkeleri, Türkiye’nin bu dönemde ortaya koyması beklenen temel başlıklar arasında gösterildi. 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31’in, bu yönüyle yalnızca bir zirve değil, fosil yakıtlardan uzaklaşma konusunda somut yol haritalarının tartışılacağı kritik bir dönüm noktası olması bekleniyor. Türkiye’nin başkanlık ve ev sahipliği rolünü üstleneceği, Avustralya’nın ise müzakereleri yöneteceği bu modelin COP tarihinde ilk kez uygulanacak olması da zirveye ayrı bir önem kazandırıyor. İklim gündemindeki bir diğer dikkat çekici gelişme ise Eskişehir’deki Alpu Termik Santralı projesine ilişkin yargı sürecinde yaşandı. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin açtığı davada Bursa Bölge İdare Mahkemesi, verimli tarım arazilerinin enerji üretim alanı olarak kullanılmasına izin veren işlemleri iptal etti. Karar, yalnızca bir enerji yatırımı tartışması olarak değil, tarım alanlarının korunması ve kamu yararı açısından da önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirildi. Öte yandan Türkiye’nin nükleer enerji hedefleri de yeniden tartışma konusu oldu. Elektrik üretiminde nükleerin payını artırmayı planlayan Türkiye, 2050’ye kadar 20 GW nükleer kapasite hedefliyor. Ancak nükleer politika uzmanı Dr. M. V. Ramana, nükleer enerjinin yüksek maliyetler ve uzun inşaat süreleri nedeniyle iklim krizine gerçekçi bir çözüm sunmadığını savundu. Ramana, özellikle son yıllarda öne çıkarılan Küçük Modüler Reaktörler için dile getirilen daha ucuz, daha hızlı ve daha güvenli olacağı yönündeki iddiaların somut verilerle desteklenmediğini belirtti. Bilim dünyasından gelen son uyarılar da tabloyu ağırlaştırdı. Nature dergisinde yayımlanan bir çalışmada uzmanlar, dünya genelinde iklim değişikliğinin doğuracağı riskleri yetkili ve güncel biçimde ortaya koyan, uluslararası düzeyde koordine edilmiş zorunlu bir küresel risk değerlendirmesinin hâlâ bulunmadığına dikkat çekti. Araştırmacılar, bu eksikliğin hükümetlerin tehdidin gerçek boyutunu küçümsemesine, kaynakları yanlış önceliklendirmesine ve yetersiz önleyici politikalar geliştirmesine yol açabileceği uyarısında bulundu. Tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, iklim krizinin artık yalnızca çevresel bir başlık olmadığı bir kez daha ortaya çıkıyor. Enerji yatırımlarından tarım arazilerine, uluslararası diplomasiden yerel hukuk mücadelelerine kadar uzanan bu geniş alanda, Türkiye’nin COP31 öncesi vereceği mesajların hem içeride hem dışarıda dikkatle izleneceği görülüyor.

Küresel Ölçekte Ticari İflasların 2026 Yılında Yüzde 2,8 Artması Bekleniyor Haber

Küresel Ölçekte Ticari İflasların 2026 Yılında Yüzde 2,8 Artması Bekleniyor

Coface 2026 İflas Riski ve Sektörel Görünüm değerlendirmesine göre 2026 yılında küresel ticari iflasların yüzde 2,8 artması bekleniyor. Coface Kuzeybatı Avrupa Ekonomisti Jonathan Steenberg’e göre bu artış kalıcı bir toparlanmaya değil, geçici bir duraklamaya işaret ediyor. İşletme kredilerinde yalnızca 25 baz puanlık olası bir faiz artışı ise küresel iflas artışını yeniden yüzde 4–5 bandına taşıyabilecek kritik bir eşik olarak öne çıkıyor. Ticari alacak sigortası ve ticari risk yönetimi alanında dünyada ve Türkiye’de lider konumda bulunan Coface, 2026 yılına ilişkin iflas görünümünde kalıcı bir toparlanmadan çok temkinli ve kırılgan bir dengeye işaret etti. Coface’in Kuzeybatı Avrupa (Birleşik Krallık ve İrlanda, Benelüks ve Nordik ülkeler) Ekonomisti Jonathan Steenberg’in değerlendirmelerine göre, 2026 yılında küresel ölçekte ticari iflasların yüzde 2,8 artması bekleniyor ancak bu tablo gerçek bir toparlanmadan çok geçici bir duraklamaya işaret ediyor. Steenberg’in değerlendirmelerine göre; Fransa ve Birleşik Krallık’ta iflas artışı yüzde 2 seviyesinde gerçekleşirken, ABD’de gümrük vergileri gibi son politika adımlarından etkilenen sektörlerin etkisiyle bu oran yüzde 4’e ulaşabilir. Almanya’da kamu teşviklerine rağmen özel sektör faaliyetlerindeki zayıflık nedeniyle artışın yüzde 1 ile sınırlı kalması öngörülürken, aktif şirket sayısındaki düşüşün etkisiyle İtalya’da yüzde 2 oranında artış, güçlenen makroekonomik ivmenin desteğiyle İspanya’da ise yüzde 3 oranında gerileme bekleniyor. “2026’da iflaslar azalmayacak, sadece artış hızı yavaşlayacak” 2026’nın bir iyileşme yılından ziyade, geçici bir nefes alma dönemi olacağını vurgulayan Coface’in Kuzeybatı Avrupa Ekonomisti Jonathan Steenberg, iflas sayısının düşmeyeceğini, sadece artış hızının duracağını, faizlerin beklenenden daha yavaş gevşemesi halinde ise bu istikrarın hızla ortadan kalkacağını belirtti. Üç yıl süren güçlü artışların ardından, 2026’nın bir sakinleşme dönemi olmasının beklendiğini söyleyen Jonathan Steenberg, şöyle devam etti: “İflaslar artmaya devam edecek, ancak daha yavaş bir hızda; bunu faiz oranları ve kredi koşullarındaki kademeli gevşeme destekleyecek. Ancak bu istikrar kırılganlığını koruyor, borç seviyeleri yüksek kalmaya devam ediyor, kâr marjları baskı altında ve en fazla risk altındaki sektörler gerilim belirtileri göstermeyi sürdürüyor” dedi. “Avrupa’da istikrar finansman maliyetlerine bağlı” Avrupa’da 2026 görünümünün ülkeden ülkeye farklılık gösterse de ortak noktada finansman maliyetlerine yüksek bağımlılık taşıdığını vurgulayan Jonathan Steenberg, Almanya’da iflasların yüzde 1 artmasının, Fransa ve Birleşik Krallık’ta bu oranın yüzde 2 seviyesinde kalmasının beklendiğini, İspanya’nın ise daha güçlü makroekonomik ivme sayesinde yüzde 3’lük bir gerilemeden faydalanacağını belirtti. İtalya’da yüzde 2’lik düşüşün ağırlıklı olarak usul reformlarının yarattığı istatistiksel etkilerden kaynaklandığını ifade eden Jonathan Steenberg, Hollanda’da beklenen yüzde 4’lük artışın pandemi öncesi seviyelere kademeli bir dönüşü yansıttığını söyledi. Kıtanın kredi maliyetine son derece duyarlı olmaya devam ettiğini vurgulayan Steenberg, 2026’daki gidişatın büyük ölçüde finansman koşulları tarafından belirleneceğini belirterek şöyle devam etti: “Bu tablo, Avrupa’nın kredi maliyetlerine ne kadar hassas olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor. Finansman koşullarındaki en küçük değişim bile ülkeler ve sektörler arasındaki dengeleri kısa sürede yeniden şekillendirebilecek bir etkiye sahip.” “Kuzey Amerika ve Asya-Pasifik’te tek bir tablo yok: İflas eğilimleri ayrışıyor” Kuzey Amerika ve Asya-Pasifik’te 2026 görünümünün yüzeyde bir rahatlama hissi yaratsa da bölgesel dinamiklerin belirgin biçimde ayrıştığını ifade eden Jonathan Steenberg, ABD’de iflasların yüzde 4 artmasının yavaşlayan ekonomi ve yükselen gümrük tarifelerinin şirketler üzerindeki baskısını yansıttığını, Kanada’da ise uzun süren büyüme döngüsünün ardından yüzde 5’lik bir gerilemeyle daha belirgin bir düşüş sürecine girileceğini belirtti. Asya-Pasifik tarafında Japonya’nın yüzde 7’lik artışla kalıcı biçimde yüksek seyreden faiz oranları ve kırılgan sektörlerin etkisini hissetmeye devam edeceğini, Avustralya’nın ise pandemi sonrası güçlü normalleşmenin ardından yüzde 0,5 ile daha yatay bir seyir izlemesinin beklendiğini söyleyen Steenberg, bu tabloyu şöyle değerlendirdi: “Bu dinamikler, 2026 yılında iflasların seyrinin küresel bir trendden çok, yerel şoklar tarafından belirleneceğini açıkça ortaya koyuyor. Parasal, sektörel ya da düzenleyici nitelikteki her gelişme, ülkelerin risk görünümünü farklı yönlerde şekillendirmeye devam edecek.” “25 baz puanlık bir artış, tüm dengeleri tersine çevirebilir” 2026 için öngörülen görece istikrarın, faiz oranlarında kesintisiz bir gevşemeye bağlı olduğunu vurgulayan Coface Kuzeybatı Avrupa Ekonomisti Jonathan Steenberg, şirketlerin uzun süredir devam eden yüksek borçluluk nedeniyle kredi maliyetlerine son derece hassas hale geldiğine dikkat çekti. Steenberg, borçlanma faizlerinde yalnızca 25 baz puanlık olası bir artışın küresel iflas oranlarını yeniden yüzde 4–5 bandına taşıyabilecek kritik bir eşik olduğunu belirterek şunları söyledi: “Bu tablo, 2026 yılında iflasların seyrinin büyümeden çok parasal uyumun hızına bağlı olacağını açıkça gösteriyor. Finansman maliyeti, gelecek yılın gerçek belirleyicisi olacak ve en küçük faiz hareketi bile küresel dengeleri hızla değiştirebilecek bir dinamiğe sahip olacak.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Fatsa’dan Çıkan Bentonit, Avrupa Raflarını Dolduruyor  Haber

Fatsa’dan Çıkan Bentonit, Avrupa Raflarını Dolduruyor 

Bentonit madenini işleyerek kedi kumu üreten MCL Bentonite, sürdürülebilir madencilik anlayışı, çevreci üretim yaklaşımı ve Ar-Ge yatırımları sayesinde Türkiye'nin doğal kaynaklarını dünya çapında bir markaya dönüştürüyor. Üretiminin yüzde 95'ini yurtdışına satan şirket, 72 ülkeye ihraç ettiği bentonit ile Avrupa'nın raflarını doldurmayı başardı. Bentonit madenini işleyerek kedi kumu üreten MCL Bentonite, sürdürülebilir madencilik, çevreci üretim ve Ar-Ge yatırımlarıyla Türkiye'nin doğal kaynaklarını küresel bir markaya dönüştürüyor. Üretiminin yüzde 95'ini ihraç eden şirket, 72 ülkeye ihraç ettiği bentonit ile Avrupa'nın raflarını doldurdu. Türkiye'nin doğal bentonit rezervleri son yıllarda dünya pazarında yükselen bir değer haline geldi. Evcil hayvan ürünlerinde doğal içeriklere yönelik artan talep, Türkiye'nin bentonit bazlı üretim kapasitesini öne çıkardı. Bu yükselişin merkezinde ise Ordu Fatsa'da faaliyet gösteren MCL Bentonite yer alıyor. Türkiye dünya pazarında lider Karadeniz Bölgesi'nden çıkarılan bentonit madenini işleyerek kedi kumuna çeviren MCL Bentonite, 70'i aşkın ülkeye ihracat yaparak Türkiye'yi global pazarda zirveye taşıdı. Üretiminin yüzde 95'ini ihraç eden firma, bugün 72 ülkeye ulaşarak sektörün en güçlü ihracat oyuncularından biri oldu. Şirketin Genel Müdürü Burak Felek, 2025 yılı için 40 milyon euro, 2026 yılı için ise 48–50 milyon euro ciro hedeflediklerini belirtirken, "Türk bentonitinin uluslararası pazarlarda kalite ve güvenin sembolü olarak tanınması açısından önemli bir aşamadayız. Bu başarıyı ülkemizin üretim potansiyeliyle birleştirerek global düzeyde temsil etmekten gurur duyuyoruz" dedi. Felek, "Fatsa'daki fabrikamızdan çıkan Türk bentonitini premium bir marka yaparak uluslararası pazarda daha yüksek katma değer elde etmeyi amaçlıyoruz. Ocak 2026 itibarıyla yeni tesisimiz tamamlanmış olacak ve bu tesis Fatsa'daki fabrikamıza tamamlayıcı bir proje olarak tamamen 'ekolojik ürün' konseptiyle çalışacak" diye ekledi. Avrupa artık Türk kedi kumunu tercih ediyor MCL Bentonite'in büyümesinde Avrupa pazarı kritik öneme sahip. İhracat Direktörü Cavit İlhan Durmuş, bugün Avrupa'da büyük market zincirlerinin raflarında Türk üretimi kedi kumunun standart haline geldiğini vurgulayarak "Avrupa'nın neredeyse her ülkesinde ya kendi markamızla ya da farklı markalar altında ürettiğimiz ürünlerle bulunuyoruz. Avrupa artık yerli üretim Türk kedi kumunu kullanıyor diyebiliriz" ifadelerini kullandı. 72 ülkeye ihracat yaptıklarını belirten Cavit İlhan Durmuş, "Büyük market zincirlerinde yüzde yüz Türk üretimi kedi kumunu konumlandırmak istiyoruz" diyerek sözlerini sürdürdü: "Faaliyet alanımız sadece Avrupa ile sınırlı değil. Şu anda 72 ülkeye ihracat yapıyoruz ve bu bizim için önemli bir referans noktası oluşturuyor. Gelecek dönemde, bu geniş dağıtım ağını kendi markalarımızla büyütmek ve global düzeyde markalaşmak en önemli stratejik hedeflerimizden biri. 2026 itibarıyla Amerika Birleşik Devletleri'nde de benzer başarıyı göstererek büyük market zincirlerinde yüzde yüz Türk üretimi kedi kumunu konumlandırmak istiyoruz. Bunun yanı sıra, Avustralya da yeni dönem için stratejik hedef piyasalar arasında yer alıyor. Bu hedeflere ulaşmak amacıyla hem üretim kapasitemizi hem de lojistik ağımızı uluslararası standartlarla uyumlu şekilde güçlendiriyoruz. Önümüzdeki üç yıl, MCL Bentonite'in dünya çapında kendi markalarıyla tanınan bir oyuncu haline geleceği dönüm noktası olacak."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.