Hava Durumu

#Ateş

giresunsonhaber - Ateş haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ateş haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

BU BELİRTİLERİ HAFİFE ALMAYIN Haber

BU BELİRTİLERİ HAFİFE ALMAYIN

BU BELİRTİLERİ HAFİFE ALMAYIN 13 Eylül Dünya Sepsis Günü dolayısıyla sepsise karşı erken tanının önemine dikkat çekiliyor. Ateş, titreme, bilinç değişikliği ve nefes darlığı gibi belirtiler özellikle bir enfeksiyon sırasında ortaya çıkıyorsa gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor. Sepsis, hızla ilerleyerek organ yetmezliği ve hayati tehlikeye yol açabiliyor. ERKEN FARK ETMEK HAYAT KURTARIYOR Sepsis, vücudun bir enfeksiyona karşı verdiği kontrolsüz yanıtın kendi doku ve organlarına zarar vermesiyle ortaya çıkan ciddi bir sağlık sorunu. Zatürre, idrar yolu, karın içi, cilt ve yumuşak doku enfeksiyonları sepsise yol açabilen enfeksiyon kaynakları arasında bulunuyor. ATEŞ VE NEFES DARLIĞINA DİKKAT Ateş veya titreme, bilinç değişikliği, nefes darlığı, hızlı solunum, çarpıntı, tansiyon düşüklüğü, idrar miktarında azalma ve kişinin genel durumunda hızlı kötüleşme sepsis açısından uyarıcı olabiliyor. Sağlık otoriteleri, özellikle enfeksiyonla birlikte gelişen bu tür belirtilerin “geçer” düşüncesiyle bekletilmemesi gerektiğini vurguluyor. RİSK GRUBUNDAKİLER DAHA DİKKATLİ OLMALI Yenidoğanlar ve küçük çocuklar, ileri yaştakiler, gebeler ve lohusalar, bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler ile kronik hastalığı bulunanlarda sepsis riski daha yüksek olabiliyor. Enfeksiyonlardan korunma, el hijyeni, önerilen aşıların yaptırılması ve enfeksiyonların zamanında tedavi edilmesi riski azaltmada önem taşıyor. Sepsis önlenebilir ve tedavi edilebilir bir durum olmakla birlikte, erken fark edilmesi ve hızla tıbbi değerlendirme yapılması hayat kurtarıyor. KAYNAK: T.C. Sağlık Bakanlığı / Giresun İl Sağlık Müdürlüğü

GÖRELE’DE 3 GÜNDE 700’Ü AŞKIN BAŞVURU: VAKALARIN KAYNAĞI ARAŞTIRILIYOR Haber

GÖRELE’DE 3 GÜNDE 700’Ü AŞKIN BAŞVURU: VAKALARIN KAYNAĞI ARAŞTIRILIYOR

GÖRELE’DE 3 GÜNDE 700’Ü AŞKIN BAŞVURU: VAKALARIN KAYNAĞI ARAŞTIRILIYOR Giresun’un Görele ilçesinde son üç günde ishal, bulantı, kusma, karın ağrısı, ateş ve halsizlik gibi şikâyetlerle sağlık kuruluşlarına başvuranların sayısı 700’ü aştı. Hastaların büyük bölümü ayakta tedavi edilerek taburcu edilirken, 2’si çocuk 1’i yetişkin olmak üzere 3 kişinin hastanedeki tedavisi sürüyor. Görele’de benzer mide ve bağırsak şikâyetleriyle sağlık kuruluşlarına yapılan başvurulardaki dikkat çekici artış üzerine vakaların nedeninin belirlenmesi amacıyla inceleme başlatıldı. Son üç günlük dönemde 700’den fazla kişinin acil servislere başvurduğu, hastaların büyük bölümünün muayene ve tedavilerinin ardından taburcu edildiği bildirildi. 3 KİŞİNİN TEDAVİSİ HASTANEDE SÜRÜYOR Başvuranlardan 2’si çocuk, 1’i yetişkin olmak üzere toplam 3 kişi tedbir amacıyla hastaneye yatırıldı. Diğer hastaların büyük bölümünün ise ayakta tedavilerinin ardından evlerine gönderildiği belirtildi. ORTAK BİR KAYNAK BELİRLENEMEDİ Yapılan ilk değerlendirmelerde vakalar arasında ortak bir maruziyet ya da belirgin bir kümelenme tespit edilmedi. Şikâyetlerin kaynağının belirlenebilmesi amacıyla özellikle vaka yoğunluğunun görüldüğü noktalardan su numuneleri alınarak incelemeye gönderildi. Görele şehir şebeke suyunda yapılan günlük kontrollerde bakiye klor değerinin yaklaşık 0,5 ppm seviyesinde ve yeterli olduğu bildirildi. SU NUMUNELERİNDE LABORATUVAR SONUÇLARI BEKLENİYOR Sağlık ekipleri ilçedeki başvuruları yakından takip ederken, alınan numunelerin laboratuvar sonuçları ile sürveyans verileri birlikte değerlendirilecek. Vakaların belirli bir gıda, içme suyu ya da başka ortak bir etkene bağlı olduğuna ilişkin şu aşamada kesinleşmiş bir bulgu bulunmuyor. İncelemelerin tamamlanmasıyla birlikte Görele’de kısa sürede yüzlerce kişinin benzer şikâyetlerle sağlık kuruluşlarına başvurmasına neden olan etkenin netleşmesi bekleniyor. KAYNAKLAR İhlas Haber Ajansı – 31 Ağustos/1 Eylül 2026 (İhlas Haber Ajansı) Habertürk – Giresun Yerel Haberler, 31 Ağustos 2026 (Habertürk) Karar – 1 Eylül 2026 (karar.com)

Şiddetli Karın Ağrısına Dikkat! Haber

Şiddetli Karın Ağrısına Dikkat!

Karnın sağ üst kısmında meydana gelen, sırta veya sağ omuza doğru yayılan ve saatlerce süren şiddetli ağrılar çoğu zaman basit bir hazımsızlık olarak görülse de, bu durumun temel nedeni safra kesesi iltihabı olabilir. Tıpta akut kolesistit olarak tanımlanan bu tabloda, erken teşhis ve zamanında uygulanan cerrahi müdahale ile hastalar genellikle kısa sürede sağlığına kavuşuyor. Ancak hastaneye geç başvurulması; safra kesesinde delinme, yaygın karın zarı enfeksiyonu ve sepsis gibi hayati risk taşıyan ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getirebiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Bu sebeple saatlerce devam eden ve özellikle ateş, bulantı ile kusmanın eşlik ettiği şiddetli karın ağrıları asla ihmal edilmemeli ve vakit kaybetmeden bir genel cerrahi uzmanına başvurulmalıdır” diyor. En yaygın nedeni safra taşları Safra kesesi, karaciğerin ürettiği safrayı depolayan ve özellikle yağlı gıdaların tüketiminden sonra bağırsağa aktararak yağların sindirilmesine yardımcı olan küçük ama kritik bir organ. Safranın içeriğindeki kolesterol, safra tuzları ve pigmentler arasındaki dengenin bozulmasıyla önce safra çamuru, ardından safra taşları meydana gelebiliyor. Bu taşlardan birinin safra kesesi çıkış kanalını tıkaması sonucu safra akışı kesiliyor. İçeride biriken safra ise kese duvarında ödem ve iltihaplanmaya yol açabiliyor. Akut kolesistit vakalarının yaklaşık yüzde 90-95'inden safra taşlarının sorumlu olduğunu belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra taşı toplumda oldukça sık görülmektedir. Erişkin nüfusun yaklaşık yüzde 10-20'sinde safra taşı olduğu tahmin edilmektedir. Bu kişilerin büyük bir kısmında herhangi bir belirti görülmezken, bir kısmında safra kesesi iltihabı, safra yolu tıkanıklığı veya pankreatit gibi ağır komplikasyonlar gelişebilir” bilgisini veriyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, taşsız kolesistit gibi durumların özellikle yoğun bakım hastalarında ortaya çıkabildiğini; enfeksiyonların veya nadir görülen bazı hastalıkların da bu tabloda etkili olabileceğini aktarıyor. Kadınlarda yaklaşık 3 kat daha fazla görülüyor Safra kesesi iltihabına kadınlarda, erkeklere oranla yaklaşık 2-3 kat daha sık rastlanıyor. Östrojen hormonunun safra içerisindeki kolesterol düzeyini yükseltmesi ve hamilelik sürecinde safra kesesi hareketlerinin yavaşlaması, kadınlarda görülme sıklığının fazla olmasının temel nedenleri arasında. İleri yaş, ailevi yatkınlık, obezite, diyabet, yüksek kolesterol, uzun süreli açlıklar, hızlı kilo kaybı ve bazı kan hastalıkları da risk faktörlerini artıran diğer unsurlar arasında yer alıyor. Doğru önlemlerle risk minimize edilebiliyor Safra kesesi iltihabını tamamen engellemek her zaman mümkün olmasa da riskler önemli ölçüde azaltılabiliyor. İdeal kilonun korunması, düzenli egzersiz, lif oranı yüksek beslenme, uzun süre aç kalmamak ve çok hızlı kilo vermekten kaçınmak koruyucu önlemler arasında sayılıyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, obezite tedavisi gören veya kısa sürede ciddi miktarda kilo kaybeden hastaların bu süreçte mutlaka hekim kontrolünde olmalarının kritik önem taşıdığını vurguluyor. Yemek sonrası başlayan ağrılara dikkat! Safra kesesi iltihabının en belirgin semptomu, özellikle yağlı öğünlerin ardından başlayan, karnın sağ üst kısmında hissedilen ve giderek artan ağrılardır. Bu ağrı sıklıkla sağ omuza, sağ kürek kemiğinin altına veya sırta vurabiliyor ve birkaç saatten fazla sürüyor. Ağrıya bulantı, kusma, iştah kaybı ve ateş eşlik edebiliyor. Hastalık ilerledikçe titreme, yüksek ateş ve genel durum bozukluğu görülebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, basit bir gaz sancısı ya da hazımsızlık sanılarak ağrının evde geçiştirilmesinin teşhis ve tedavide gecikmelere yol açabileceğini anlatırken, “Özellikle saatlerce süren şiddetli karın ağrısı, ateş veya kusmanın görüldüğü durumlarda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna müracaat edilmelidir” uyarısında bulunuyor. Ultrasonla yüksek oranda teşhis edilebiliyor Tanı sürecinde öncelikle hastanın şikâyetleri dinleniyor ve fizik muayene yapılıyor, kan tahlilleriyle enfeksiyon bulguları inceleniyor. Görüntüleme yöntemlerinde ilk tercih karın ultrasonografisi oluyor. Ultrason yardımıyla safra taşları, kese duvarındaki kalınlaşma, çevre sıvı birikimi ve iltihap bulguları büyük oranda saptanabiliyor. İhtiyaç duyulduğunda bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme (MR) gibi ileri tetkiklere başvurulabiliyor. Kalıcı çözüm cerrahi müdahale Safra kesesi iltihabı tedavisindeki temel amaç, hem mevcut enfeksiyonu kontrol altına almak hem de hastalığın nüksetmesini önlemektir. İlk aşamada hastaya damar yoluyla sıvı desteği, ağrı kontrolü ve gerekli hallerde antibiyotik tedavisi veriliyor. Ancak ilaç tedavisinin çoğu zaman sorunun kaynağını yok etmediğine dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra kesesi içinde taşlar olduğu sürece tekrarlayan iltihap atakları riski sürer. Bu nedenle uygun hastalarda kesin çözüm, safra kesesinin cerrahi olarak çıkarılmasıdır” ifadelerini kullanıyor. İlk 72 saat kritik önem taşıyor, çünkü... Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, güncel uluslararası cerrahi kılavuzların, akut safra kesesi iltihabı tanısı konan ve ameliyata engel durumu olmayan hastalarda erken laparoskopik ameliyatı tavsiye ettiğini belirtiyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Özellikle belirtilerin ortaya çıkışından sonraki ilk 72 saat içinde yapılan ameliyat, hem operasyonun daha güvenli gerçekleşmesini sağlamakta hem de hastanede yatış süresi ile komplikasyon riskini düşürmektedir. Gereksiz gecikmeler ise iltihabın artmasına, safra kesesinde kangren veya delinme oluşmasına ve daha zorlu cerrahi süreçlere yol açabilmektedir” diyor. Safra kesesi operasyonlarının büyük çoğunluğunun kapalı (laparoskopik) yöntemle yapıldığını belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Karın duvarına açılan birkaç küçük delik vasıtasıyla uygulanan bu yöntemde hastalar daha az ağrı çekmekte, enfeksiyon riski azalmakta, günlük yaşama daha hızlı dönülmekte ve kozmetik açıdan daha başarılı sonuçlar alınmaktadır” diye konuşuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yağış sonrası deniz uyarısı! Bulanık ve kötü kokulu suda yüzmeyin Haber

Yağış sonrası deniz uyarısı! Bulanık ve kötü kokulu suda yüzmeyin

Şiddetli yağışların ardından yağmur sularıyla taşınan mikroorganizmaların deniz suyuna karışabileceğini ifade eden Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Rıza Aytaç Çetinkaya; özellikle dere ağızları, yağmur suyu tahliye kanalları ve şehir kıyılarında enfeksiyon tehlikesinin artabileceği konusunda uyardı. İSTANBUL (İGFA) - Yoğun yağışlar sonrası deniz suyu kalitesinde değişimler meydana gelebileceğine dikkat çekildi. Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Rıza Aytaç Çetinkaya, yağışlarla birlikte sokaklarda, toprakta ve atık bölgelerinde yer alan mikroorganizmaların denize taşınabileceğini kaydetti. Kanalizasyon altyapısının yetersiz kaldığı noktalarda atık suların denize karışma riskinin olduğunu vurgulayan Çetinkaya, bilhassa şehir kıyıları, dere ağızları ve yağmur suyu kanallarının çevresinde enfeksiyon riskinin yükselebileceğini belirtti. Her yağmur sonrası tüm plajların riskli olduğu düşüncesinin yanlış olduğunu belirten Çetinkaya, “Suyun bulanık veya kötü kokulu olduğu durumlarda, bölgede yüzme yasağı uygulandığında ya da şiddetli yağışlar henüz yeni dinmişse denize girilmemesi daha güvenli bir yaklaşım olacaktır” dedi. DENİZ SUYU YUTULMASINA DİKKAT Deniz suyu yutmanın sağlıklı bireylerin çoğunda ciddi bir probleme yol açmayabileceğini söyleyen Çetinkaya, kirli sularda bakteri, virüs ya da parazitlerin bulunabileceği uyarısında bulundu. Kontamine olmuş deniz suyunun ishal, bulantı, kusma, karın ağrısı ve ateş gibi sindirim sistemi rahatsızlıklarını tetikleyebileceğini aktaran Çetinkaya, çocukların yüzerken daha fazla su yutma eğiliminde olduğu için daha dikkatli olunması gerektiğini vurguladı. Deniz suyu yutulduktan sonra şiddetli veya uzun süreli ishal, yüksek ateş, durmayan kusma veya belirgin sıvı kaybı yaşanması durumunda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurulması gerektiği kaydedildi.

Gıda zehirlenmesinin yazı kışı yok! Haber

Gıda zehirlenmesinin yazı kışı yok!

Gıda zehirlenmesi vakalarındaki artış, kış mevsimlerinde de tehlikenin sürdüğünü ortaya koyuyor. Uzmanlara göre, yanlış saklanan ve uzun süre açıkta bekletilen gıdalar risk yaratıyor. İSTANBUL (İGFA) - Son haftalarda Türkiye genelinde arka arkaya yaşanan gıda zehirlenmesi olayları, toplumda endişeye neden oldu. Özellikle kış mevsiminde toplu yemek tüketiminin yaygınlaşması, gıdaların saklama ve hazırlama koşullarındaki hataların riski artırdığına dikkat çekiliyor. Uzm. Dyt. Ceren Turan, gıda güvenliğinin her mevsim kritik öneme sahip olduğunu belirterek, “Yaz aylarında sıcaklık bakterilerin çoğalmasını hızlandırıyor, ancak kışın risk tamamen ortadan kalkmıyor, sadece kaynağı değişiyor” ifadelerini kullandı. Uzm. Dyt. Turan, büyük tencerelerde pişirilen yemeklerin yavaş soğumasının ve toplu tüketimin zehirlenme riskini artırdığını söylerken, kış aylarında norovirüs gibi viral enfeksiyonların da daha sık görüldüğünü belirtti. KIŞ AYLARINDA RİSKİ ARTIRAN FAKTÖRLER: Kapalı mekanlarda toplu yemek tüketiminin artması Büyük porsiyonların geç soğuması Oda sıcaklığında bekleyen yiyeceklerde bakteri üremesi Hasta bireylerin yiyecekle temas ihtimali Norovirüs gibi yaygın viral enfeksiyonlar Elektrik kesintileri veya ulaşım sorunları nedeniyle soğuk zincirin bozulması Turan, bakterilerin en hızlı ürediği sıcaklık aralığını 5–60 °C olarak tanımlayarak, bu sıcaklıkta bekleyen yiyeceklerin kısa sürede risk oluşturabileceğini belirtti ve dikkat edilmesi gereken yiyecekleri sıraladı: Sütlü tatlılar ve kremalı ürünler Pilav, makarna ve diğer nişastalı yiyecekler Et ve tavuk yemekleri Mayonez içeren yiyecekler Uzun süre açıkta kalan hazır gıdalar Gıda zehirlenmeleri çoğunlukla bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı ve ateşle ortaya çıkar. Ancak yüksek ateş, kanlı ishal, şiddetli kusma, baş dönmesi veya idrarın azalması durumunda acil tıbbi müdahale gereklidir diyen Uzm. Dyt. Ceren Turan, bazı toksin kaynaklı zehirlenmelerin nörolojik belirtiler de gösterebileceğini ifade ederek, bu belirtiler arasında bulanık görme, çift görme, kas güçsüzlüğü veya nefes darlığının sayılabileceğini ve bu durumlarda derhal sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini söyledi. KIŞ AYLARINDA GÜVENLİ BESLENMEK İÇİN 7 TEMEL KURAL Sıcak yiyecekleri sıcak, soğuk yiyecekleri soğuk tutun. Pilav ve nişastalı yiyecekleri hızla soğutun, 24–48 saat içinde tüketin. Kalan yiyecekleri en az 75 °C'ye ısıtın, defalarca ısıtıp soğutmayın. Çiğ ve pişmiş gıdaları ayrı tutun, kesme tahtalarını karıştırmayın. Hazırlık öncesi ve sonrası mutlaka elleri yıkayın. Pastörize edilmemiş süt ve süt ürünlerinden kaçının. Şüpheli yiyecekleri tadına bakarak test etmeyin, direkt atın.

Yeni H3N2 varyantı ve korunma yöntemleri Haber

Yeni H3N2 varyantı ve korunma yöntemleri

Son haftalarda dünya genelinde gündemde yer bulan H3N2 varyantı, influenza A virüsünün alt türlerinden biri olarak dikkat çekiyor. Güney Yarım Küre'nin sezon sonu verileri, bu alt türün beklenilenin ötesinde hızla yayıldığını gösterirken, İngiltere ve Japonya gibi Kuzey Yarım Küre ülkelerinde varyantın sezon başında süratle baskın hale geldiği gözlemleniyor. İSTANBUL (İGFA) - İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Cengiz Duygulu, bu yıl grip dinamiklerinin küresel çapta alışılmışın dışında olduğunu belirterek, H3N2'nin K alt soyunun İngiltere ve Japonya'da erken dönemde yüzde 90 oranında baskın olduğunu söyledi. Bu durumun aşı uyumsuzluğu riskini gündeme taşıdığını ifade eden Dr. Duygulu, "Aşı, ağır hastalık, yoğun bakım ihtiyacı ve ölüm riskini azaltmada önemli bir rol üstleniyor. Ancak bu yıl, önceki yıllardan farklı bir grip dinamiği ile karşılaşmamız olası" dedi. YENİ VARYANTIN SEMPTOMLARI Türkiye'de Sağlık Bakanlığı'nın paylaştığı verilere göre, Ekim ayının son iki haftasında influenza bildirimi yapılmazken, yeni varyantın olası belirtileri arasında; ani yükselen ateş, kas ve eklem ağrıları, yoğun halsizlik, kuru öksürük bulunuyor. Özellikle risk grubundaki bireylerin dikkatli olmaları gerekmekte. KIŞ DALGASI BEKLENTİSİ Dr. Duygulu, grip riskini en etkin şekilde azaltmanın aşılamadan geçtiğini ve her yıl olduğu gibi bu yıl da mevsimsel grip dalgasının beklendiğini belirtti. Yeni varyantın seyrine bağlı olarak dalganın daha erken başlayabileceği öngörülüyor. Topluma yönelik koruyucu tedbirler arasında; kapalı alanlarda maske takılması, ellerin sık sık yıkanması, kalabalık ortamlarda mesafenin korunması, risk gruplarının mutlaka aşılanması gerektiğini belirten Dr. Duygulu; yüksek ateş, nefes darlığı, genel durum bozukluğu ve dinlenmeyle geçmeyen halsizlik durumlarında zaman kaybetmeden bir sağlık kurumuna başvurulması gerektiğini tavsiye etti. Dr. Duygulu, yeni H3N2 varyantının özellikle risk gruplarında daha ciddi seyredebileceğini vurgulayarak, semptomları hafife almadan koruyucu adımların zamanında atılmasının bu yıl her zamankinden daha önemli olduğunu belirtti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.