Hava Durumu

#Ar-Ge

giresunsonhaber - Ar-Ge haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ar-Ge haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Aradığı Ürünü Bulamadı; Kozmetikte Kendi Markasını Yarattı Haber

Aradığı Ürünü Bulamadı; Kozmetikte Kendi Markasını Yarattı

Göz Estetiği (oküloplasti) alanında çalışmalarını yoğunlaştıran Göz Hastalıkları Doktoru Şeyda Atabay, gerçekleştirdiği operasyonların ardından cildin iyileşmesini destekleyecek özellikteki ürünü bulamayınca kendi markasını yarattı. Sektörde 25 yılı geride bırakan Atabay, bugün Jophielle, Dr. Atabay ve Venreve olmak üzere; üç markayla, farklı ihtiyaçlara yönelik toplam 150 üründen ulaşan geniş bir yelpazeye ulaştı. Göz çevresinin hassas bir yapıya sahip olduğunu ve operasyonlar sonrasında doğru ürünlerin kullanılması gerektiğini belirten Göz Hastalıkları Doktoru Şeyda Atabay, "Göz çevresi birçok damarın, sinirin olduğu, lenfatik dolaşımın olduğu bir alandır. Bu alana da bir dolgu uygulaması yapmak gözü riske de atabilir. Operasyon sonrasında hem morluğu, hem ödemi azaltan, hem de ameliyat sonrası yara dokusunun iyileşmesini destekleyen bir ürün aradım. Piyasadaki birçok farklı ürünü inceledim. Fakat bu özellikleri bir arada sunan bir ürün bulamadım. Tedavinin yarıda kaldığını düşünerek kendime, "Ben bunu geliştirebilir miyim acaba?" diye sordum. 2017 yılında Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Kozmetoloji Bilim Dalı hocalarının da desteğiyle teknoparkta 25 metrekarelik bir laboratuvarla dermokozmetik sektörüne adım attım" diye konuştu. NANOTEKNOLOJİYLE GELİŞTİRİLEN GÖZ ÇEVRESİ JELİ Süreç hakkında bilgi veren Atabay, yaklaşık bir yıl süren Ar-Ge çalışmasının ardından, arasında biyolog ve kimyagerlerin de bulunduğu bir ekiple nanoteknolojiyi de kullanarak göz çevresi için bir jel ürettiklerini dile getirdi. Cildin dış etkenlere karşı koruyucu bir bariyere sahip olduğunu ve nanoteknolojinin de burada devreye girdiğini vurgulayan Dr. Şeyda Atabay, "Bu bariyer dış etkenleri olduğu kadar aynı zamanda kullanılan kremlerin cilt altına geçişini de sınırlıyor. Geliştirdiğimiz ürünün etkinliğini artırmak ve cilt bariyerini aşabilmek için nanopartiküllerden faydalandık. Bunlar, kana karışan nanopartiküller değil. Hedeflenen dermis tabakasına ulaşabilecek büyüklükte ve etkinliği teorik olarak kanıtlanmış nanopartiküllerdir. Biz nanoteknoloji sayesinde cildin istediğimiz tabakasına bu maddeleri daha iyi taşıyabildik ve etkinliğini de artırdık" ifadelerini kullandı. TÜRKİYE'DEN DÜNYA'YA KOZMETİK İHRACATI 2026 yılında gerçekleştirdikleri yatırımla 3 katlı yeni merkezlerine taşındıklarını kaydeden Atabay sözlerine şöyle devam etti: "Jophielle, Dr. Atabay ve Venreve olmak üzere üç farklı markayla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Jophielle markamızı güzellik merkezleri, doktor klinikleri, eczaneler ve otellerin spa merkezleri gibi yerlerde konumlandırdık. Online satış yapmadık. Şu anda tüm Türkiye'ye bölge bayiliklerimiz aracılığıyla ulaşıyoruz. Yurt dışında yaşayan Türklerden de talep oldu. Almanya'ya da bir bayilik verdik. Avrupa'nın farklı ülkelerine ve Ortadoğu'ya da ihracat yapmak için çalışmalarımız devam ediyor. Dr. Atabay'ı ise günlük kullanıma uygun temizlemeyi, nemlendirmeyi sağlayan özelliklerde planladık. Ürünlerimizi sadece internette kendi sitemizde ve farklı platformlar üzerinden insanlara ulaştırmak istedik. Mağazalarda, kozmetik shoplarda ulaşılabilir kozmetik ihtiyacı doğdu. Daha yenilikçi hammaddeleri kullanarak en yeni markamız 'Venreve'i yarattık. Fiyat performans ürünü olarak daha geniş bir kitleye ulaşacak bir marka oldu. Hem marketlerde hem de internette ve farklı noktalarda bulunabilecek bir ürün. Toplam 3 markamızla birlikte portföyümüzde 150 farklı ürün bulunuyor" ÜRÜNÜ FİKİRDEN RAFA KADAR TAKİP EDİYORUZ Kurdukları yapıyla başka girişimcilerin projelerine de destek olmayı hedeflediklerini kaydeden Göz Hastalıkları Doktoru Şeyda Atabay şunları söyledi: "Fabrika ve laboratuvarımızı kurmamızdaki amaç, sadece kendi ürünlerimizi yapmak değildi. Biz aynı zamanda bizim gibi sıfırdan başlayan, sektöre girmek isteyenlere de doğru yol göstermek için buradayız. Kendi çalıştığı alanda ürün üretmek isteyen birçok doktor mevcut. Onlarla bize geliyorlar. Biz de o ürünleri yaşama geçirmek için bir formülasyon çalışıyoruz. Fikirden, ürüne ve rafa kadar her aşamada onlarla birlikte oluyoruz. Bazı doktorların kendi ürettiği özel bir hammadde oluyor. Private label üretimler olabiliyor; Ar-Ge çalışmalarını da yapıyoruz. İşin mutfağında ben de varım. Bunların eğitimlerini, sertifikalarını da aldım. Burada biyomühendisimiz ve kimya mühendisimizle birlikte çalışıyoruz, önemli işlere imza atıyoruz. Şirketimizin 9'uncu yılındayız. Özellikle kendi binamıza geçtikten sonra kendimizi daha da olgunlaşmış hissediyoruz. Son dönemde bağlantılarımız, işbirliklerimiz, görüşmelerimiz çok arttı. Dünyanın pek çok yerine biz hem kendi markalarımızı bayilik, distribütörlük, franchising olarak verebiliyoruz; hem de istenilen ürünleri fason olarak üretebiliyoruz" Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

BÖLÜK’TEN FINDIKTA DİKKAT ÇEKEN MESAJLAR: “ARTIK PAZARDA RAKİBİMİZ VAR” Haber

BÖLÜK’TEN FINDIKTA DİKKAT ÇEKEN MESAJLAR: “ARTIK PAZARDA RAKİBİMİZ VAR”

BÖLÜK’TEN FINDIKTA DİKKAT ÇEKEN MESAJLAR: “ARTIK PAZARDA RAKİBİMİZ VAR” Giresun Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Hamza Bölük, Altaş TV’de yayımlanan gazeteci Murat Gürsoy’un hazırlayıp sunduğu “Murat Gürsoy’la Karadeniz Ekonomi” programına konuk oldu. Giresun Ticaret Borsası’nın 100. yılı dolayısıyla Borsa yerleşkesinde gerçekleştirilen programda Bölük; kurumun 100 yıllık geçmişinden lisanslı depoculuğa, Gıda Test ve Analiz Merkezi’nden dijital tescile, kahverengi kokarcadan fındıkta verim ve üretim maliyetlerine, ihracattan dünya pazarındaki rekabete kadar çok sayıda başlıkta açıklamalarda bulundu. Bölük, yeni dönemde Giresun Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanlığına yeniden aday olduğunu da açıkladı. Gazeteci Murat Gürsoy’un sorularını yanıtlayan Bölük, programın başında Giresun Ticaret Borsası’nın geçmişine ilişkin bilgi verdi. Borsanın 1 Ağustos 1926 tarihinde resmî olarak kurulduğunu ve ilk başkanının İsmail Aykutoğlu olduğunu belirten Bölük, bugüne kadar kurumda 28 başkanın görev yaptığını söyledi. Görev yapan yönetim ve meclis üyelerinin Borsanın bugün ulaştığı noktada emeği bulunduğunu ifade etti. “100 YILIN SONUNDA ÖRNEK BORSALARDAN BİRİ HALİNE GETİRDİK” Bölük, Giresun Ticaret Borsası’nın mevcut yerleşkesinin bulunduğu yaklaşık 40 dönümlük arazinin 2001 yılında satın alındığını, imar düzenlemesinin ardından yaklaşık 30 dönümlük alan üzerinde Avrupa Birliği projesi kapsamında lisanslı depo ve idari bina yatırımlarının gerçekleştirildiğini anlattı. Yerleşkenin 2017 yılında hizmete açıldığını belirten Bölük, lisanslı deponun da aynı tarihten itibaren faaliyet gösterdiğini söyledi. Borsanın geldiği noktaya ilişkin Bölük, “Amacımız Giresun Ticaret Borsası’nı 100 yılın sonunda Türkiye’deki örnek borsalardan biri haline getirmekti; getirdik, başardık. Bundan sonrası daha da ileri götürmek” ifadelerini kullandı. GATAM’DA RUHSAT SÜRECİ DEVAM EDİYOR Bölük, Gıda Test ve Analiz Merkezi’nin oluşturulma sürecine ilişkin de bilgi verdi. Merkezin 2018 yılında başlayan çalışmaların ardından kurulduğunu, 2024 yılının mart ayında Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın katılımıyla açılışının gerçekleştirildiğini söyledi. Merkezin faaliyet gösterebilmesi için akreditasyon ve izin süreçlerinin bulunduğunu belirten Bölük, 2025 yılında akreditasyon sürecinin tamamlandığını, ardından Tarım ve Orman Bakanlığı nezdindeki işlemlerin başlatıldığını ifade etti. Çalışma ruhsatının alınmasına yönelik sürecin devam ettiğini söyleyen Bölük, izinlerin tamamlanmasının ardından merkezin bölgedeki gıda ürünlerine yönelik analiz gerçekleştiren bir merkez olarak hizmet vereceğini belirtti. Bölük, GATAM’ın cihaz ve ekipmanlarıyla birlikte maliyetinin yaklaşık 2,5 milyon avro olduğunu söyledi. “ÜRETİCİYİ LİSANSLI DEPOYA ALIŞTIRAMADIK” Lisanslı depoculuk sistemini ayrıntılarıyla anlatan Bölük, Giresun’daki tesisin yaklaşık 15-16 bin tona kadar ürün kapasitesine ulaşabildiğini söyledi. Lisanslı deponun esas amacının üreticinin fındığını teslim ederek elektronik ürün senedi karşılığında depolaması veya daha sonra satışını gerçekleştirmesi olduğunu anlatan Bölük, spot borsa sistemiyle üreticinin ürününün analiz edilerek satışa çıkarılabileceğini de belirtti. Üreticilerin lisanslı depoculuğa yönelmesi amacıyla köylere, muhtarlıklara ve kahvehanelere kadar giderek sistemi anlattıklarını ifade eden Bölük, kira ve nakliye desteğinin yanı sıra ürün karşılığında finansmana erişim imkânları konusunda bilgilendirmeler yaptıklarını söyledi. Bölük buna rağmen, “Maalesef üreticiyi buraya alıştıramadık” dedi. Lisanslı depoya getirilecek ürünün belirli nem, kırık ve çürük oranları gibi standartları karşılaması gerektiğini belirten Bölük, üreticilerin daha kolay satış yöntemlerini tercih ettiğini söyledi. “LİSANSLI DEPOYU KAPATMAK İSTEMİYORUZ” Üreticinin yeterli miktarda ürün getirmemesi üzerine lisanslı deponun faaliyetini sürdürebilmesi için sanayi kuruluşları, fabrikacılar ve fındık ticareti yapan işletmelere de depolama imkânı sağladıklarını belirten Bölük, pandemi dönemi dışında tesisin kendi kendisini yönetebilen ve zarar etmeyen bir yapıya getirildiğini söyledi. Türkiye’de Giresun’dan önce Ünye ve Düzce’de lisanslı depoculuğun denendiğini ancak bu tesislerin kapandığını ifade eden Bölük, Giresun’daki tesisin kapanmasını istemediklerini belirtti. Bölük, “Şayet biz burayı atıl hale getirip kapatırsak kimse lisanslı depo yapmaz, kötü örnek olur” dedi. Gerektiğinde GİFLİDAŞ’ın zararının Borsa tarafından karşılandığını ifade eden Bölük, amaçlarının lisanslı depoculuğu ayakta tutmak ve yaygınlaşmasına katkı sağlamak olduğunu söyledi. TESCİL İŞLEMLERİNDE DİJİTAL DÖNEM Giresun Ticaret Borsası’nın teknolojik dönüşüm çalışmalarına da değinen Bölük, Türkiye’de iki borsada uzaktan erişimle tescil işlemi yapıldığını, Giresun Ticaret Borsası’nın üçüncü olmak amacıyla yazılım geliştirdiğini anlattı. Bölük, üyelerin işyerlerinden tescil işlemlerini yapabilmelerinin hedeflendiğini belirterek, sistem sayesinde Eynesil, Görele ve Tirebolu gibi ilçelerden üyelerin tescil işlemi için Giresun merkeze gelmek zorunda kalmayacağını söyledi. “RANDIMANLI ALIŞVERİŞE DÖNDÜK” Fındık ticaretinde randıman sistemine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bölük, geçmişte Giresun’da 50 randıman esasına göre yaygın bir ticaret yapılmadığını söyledi. Yaklaşık sekiz yıldır kabuklu kuruyemiş ticaretinin randımansız yapılmaması gerektiğini anlattıklarını belirten Bölük, Giresun dışındaki üretim bölgelerinde fındığın randıman üzerinden alınıp satıldığını ifade etti. Gelinen noktayı, “Allah’a şükür yüzde 80’ini başardık. Şimdi randımanlı alışverişe döndük. Giresun’u da artık fındık piyasasına entegre ettik” sözleriyle değerlendirdi. KOKARCA, KURUTMA VE FINDIK KABUĞU İÇİN AR-GE Bölük, Giresun Ticaret Borsası’nın üreticilere yönelik çalışmalarından da söz etti. Kahverengi kokarcanın bölgeye geleceğinin gündeme gelmesi üzerine 2018 yılında 100 adet feromon tuzağı satın alarak tarım teşkilatına verdiklerini söyledi. Fındığın kurutulmasına yönelik Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı destekli seyyar kurutma sistemi üzerinde Ar-Ge çalışması yaptıklarını belirten Bölük, sistemin teknik sorunlarının bulunduğunu ifade etti. Fındık kabuğundan aktif karbon elde edilmesi konusunda da araştırma yaptıklarını söyleyen Bölük, aktif karbon üretmeyi başardıklarını ancak maliyetin yüksek olması nedeniyle projeyi sürdüremediklerini anlattı. Fındığın yan ürünlerinden yakıt elde edilmesi dahil farklı çalışmalar üzerinde durduklarını belirten Bölük, “Biz bir tüccar kuruluşuyuz ama ürün yoksa tüccar da yok. Her şeyden önce ürün lazım. Biz ürünün peşindeyiz, üreticinin verimini artırma peşindeyiz” dedi. “KATMA DEĞERLİ ÜRÜN SATMA MECBURİYETİMİZ VAR” Giresun ekonomisi ve ihracata ilişkin soruları da yanıtlayan Bölük, kentin temel ihracat ürününün fındık olduğunu söyledi. Fındığı dünyanın çok sayıda ülkesine ulaştıran ihracatçıların sektör açısından önemine değinen Bölük, ürünün satılamadığı dönemlerde yaşanan sıkıntıların geçen sezon görüldüğünü ifade etti. Büyük firmaların yanı sıra küçük ve orta ölçekli işletmelerin de gelişmesi gerektiğini belirten Bölük, asıl hedefin fındığın daha yüksek katma değerli ürünlere dönüştürülerek ihraç edilmesi olduğunu söyledi. “Az olsun ama katma değerli ürün satalım” diyen Bölük, Avrupa ve ABD’deki market raflarında Türk markalarının daha fazla görülmesi gerektiğini belirtti. Bölük, “Biz hep dışarıya gittiğimizde fındığı bir İtalyan markasıyla, bir İsviçre markasıyla, bir Alman markasıyla tüketmek zorunda kalmayalım. Bu tüketimi Türk markalarıyla sağlayalım diye çabalıyoruz” dedi. “GİRESUN’DA KOKARCA İLE MÜCADELEYİ BAŞARAMADIK” Kahverengi kokarcanın 2026 ürünü üzerindeki etkisini de değerlendiren Bölük, özellikle düşük rakımlı bölgelerde ciddi zarar oluştuğunu söyledi. Bölük, “300 metrenin altında kokarcanın en az yüzde 50 zararı var ve çok ciddi ürün kaybımız var. Uğurlu fındık çok, çürük fındık fazla. Maalesef Giresun’da biz kahverengi kokarca ile ilgili mücadeleyi başaramadık” ifadelerini kullandı. Ordu’daki mücadele çalışmalarına dikkat çeken Bölük, Giresun’daki ilgili kurumların Ordu, Terme ve Çarşamba’da uygulanan yöntemleri incelemesi gerektiğini söyledi. “Onlar nasıl yaptıysa biz de yapacağız” diyen Bölük, il ve ilçe tarım müdürlükleriyle bu konuda çalışma yapılmasının gerekli olduğunu ifade etti. Yapıştırılan metin GİRESUN VE ORDU İÇİN ÖZEL DESTEK ÖNERİSİ Giresun ve Ordu’daki fındık üretim koşullarının diğer üretim bölgelerinden farklı olduğunu belirten Bölük, özellikle eğimli arazi yapısının üretim ve toplama maliyetlerini yükselttiğini söyledi. Samsun, Düzce ve Sakarya gibi bölgelerde düz araziler ve makineli tarım imkânlarının üreticiye avantaj sağladığını ifade eden Bölük, Giresun ve Ordu’da ise düşük verim ve yüksek toplama maliyetinin üreticiyi zorladığını belirtti. Bu nedenle bölgeye özel bir destekleme modelinin değerlendirilebileceğini söyleyen Bölük, üretim maliyetiyle piyasa fiyatı arasındaki farkın belirli bir geçiş döneminde destekleme yoluyla karşılanabileceğini ifade etti. “ANA ÇÖZÜM 80 KİLOYU 160 KİLOYA ÇIKARMAK” Bölük, desteklemenin tek başına kalıcı çözüm olmadığını belirterek asıl çözümün verimlilikte olduğunu söyledi. “Ana çözüm, biz dönümdeki 80 kiloyu 160 kiloya çıkarmak zorundayız” diyen Bölük, Giresun’da yaklaşık 121 bin hektar fındık alanı bulunduğunu ve ortalama 80-100 bin ton arasında üretim gerçekleştirildiğini ifade etti. Bölük, “Oysa 120-121 bin hektarda minimum 180-200 bin ton arasında fındık üretmemiz gerekir” dedi. Yapıştırılan metin Arazi parçalanmasının önemli sorunlardan biri olduğunu belirten Bölük, 5-10 dönümlük küçük arazilerin bulunduğunu, üreticilerin önemli bölümünün gurbette veya şehir merkezlerinde yaşadığını söyledi. Fındıktan doğrudan geçimini sağlayan üretici oranının azaldığını savunan Bölük, birçok kişinin fındığı ek gelir olarak değerlendirdiğini belirterek mevcut üretim yapısının verimlilik sorununu büyüttüğünü ifade etti. “ÜRETİCİ BU FİYATLARLA PARA KAZANAMAZ” Fındık fiyatlarını da değerlendiren Bölük, üreticinin mevcut koşullardaki sıkıntısına dikkat çekti. “Üretici yüzde 100 haklı. Bu fiyatlarla para kazanamaz. Zarar eder” diyen Bölük, fiyatların oluşmasına yol açan nedenlerin de değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’nin geçmişte dünya fındık üretiminin yaklaşık yüzde 75’ini gerçekleştirdiğini belirten Bölük, bugün bu oranın kendi değerlendirmesine göre yüzde 50 seviyelerine gerilediğini ifade etti. Türkiye dışındaki ülkelerin üretimlerini artırmasının uluslararası alıcılar açısından alternatif oluşturduğunu belirten Bölük, diğer ülkelerde üretim maliyetlerinin daha düşük olduğunu ve alıcıların öncelikle daha düşük fiyatlı pazarlara yöneldiğini söyledi. Programın gerçekleştirildiği dönemde sezonun ilk üç haftalık ihracatının yaklaşık 10 bin ton olduğunu belirten Bölük, “Bu ihracat rakamıyla fındık satılmıyor demektir. Biz fındığın fiyatından yurt içinde rahatsızız, şikâyetçiyiz. Bu üreticiyi memnun etmiyor ama biz bu fındığı bile satamıyoruz” dedi. Yapıştırılan metin “TÜRKİYE ARTIK FINDIĞIN ESKİSİ GİBİ SAHİBİ DEĞİL” Bölük, önümüzdeki yıllarda fındıkta uluslararası rekabetin daha da artacağı görüşünü dile getirdi. Şili’deki üretim alanlarının genişletilmesine yönelik projeksiyonlara değinen Bölük, ülkedeki dikili alanın 2034 yılında 100 bin hektara çıkarılmasının planlandığını söyledi. Şili’nin yanı sıra Sırbistan, Kuzey Makedonya, Romanya ve Bulgaristan gibi ülkelerde de fındık üretiminin yaygınlaştığını belirten Bölük, “Dünya fındık üretme yarışında” ifadelerini kullandı. Bölük, Türkiye’nin dünya pazarındaki konumunu ise şu sözlerle değerlendirdi: “Bizim anlamamız gereken artık dünyada Türkiye fındığın eskisi gibi sahibi değil. Artık Türkiye’nin rakibi var. Dünyada rakibi var. Rakip ülkeler var ve hâlâ dikmeye devam ediyorlar.” Bölük sözlerini, “Biz eskiden fındığın patronuyduk. Biz ne dersek o oluyordu. Ama şimdi patron biz değiliz. Artık pazarda rakibimiz var” ifadeleriyle sürdürdü. REKABET İNCELEMESİ: “DENETİMDEN RAHATSIZ DEĞİLİZ” Programda fındık piyasasına ilişkin gerçekleştirilen kamu denetimleri ve incelemeler de gündeme geldi. Bölük, Giresun Ticaret Borsası’nın denetlenmesinin olağan olduğunu belirterek, “Biz denetimden rahatsız değiliz. Burası bir devlet. Devletler denetler. Denetlenmemek yanlış zaten” dedi. Ticaret borsaları ve ticaret-sanayi odalarının Ticaret Bakanlığı’nın denetimindeki kuruluşlar olduğunu belirten Bölük, Borsanın daha önce de müfettiş denetiminden geçtiğini söyledi. Son incelemenin ise şirketlerin fındık fiyatları konusunda ortak hareket edip etmediğinin araştırılmasına yönelik olduğunu ifade etti. “FINDIK PİYASASINDA REKABET AŞIRI” Bölük, Türkiye’de yaklaşık 1 milyon 700 bin tonluk fındık kırma kapasitesi bulunduğunu, buna karşılık ürün miktarının yaklaşık 700 bin ton seviyesinde olduğunu söyledi. İhracatçıların işleme kapasitesinin de mevcut ürün miktarının üzerinde olduğunu belirten Bölük, firmaların kapasitelerini kullanabilmek amacıyla ürün alımında rekabet ettiğini ifade etti. “Fındık piyasası dünyanın en acımasız rekabetinin olduğu bir piyasadır” diyen Bölük, yalnız Türkiye içindeki firmalar arasında değil, uluslararası pazarda da ciddi bir rekabet bulunduğunu söyledi. “FİYATI ARZ VE TALEP DENGELER” Fındık fiyatlarının düşük oluşmasının tacirler, ihracatçılar, tüccarlar, manavlar veya fabrikacılardan kaynaklandığı görüşüne katılmadığını belirten Bölük, serbest piyasadaki fiyatın arz ve talebe göre oluştuğunu söyledi. “Alım ve satım fiyatı serbest piyasada alınıp satılıyorsa bir ürünü arz ve talep dengeler” diyen Bölük, talebin olmadığı ortamda ürün alımının da yavaşladığını ifade etti. Geçen sezon ürünün az olduğu yönündeki beklentinin fiyatları 350 lira seviyelerine kadar taşıdığını, ancak bu fiyatlardan yeterli satış gerçekleştirilememesi üzerine fiyatların gerilediğini söyledi. Bölük, geçen sezondan yeni sezona yaklaşık 150 bin ton fındık devredildiğini belirterek, köylerde hâlâ eski mahsul bulunduğunu ifade etti. Üreticilerin bir bölümünün 300-350 lira beklentisi nedeniyle ürününü satmadığını, daha sonra fiyatların gerilemesiyle bu ürünlerin yeni sezona kaldığını söyledi. 180 LİRALIK FINDIK RAFTA NEDEN 1.000 LİRAYA ÇIKIYOR? Gazeteci Murat Gürsoy’un, üreticiden yaklaşık 180 liraya alınan fındığın market rafında 1.000 liraya kadar ulaşmasına ilişkin sorusunu da yanıtlayan Bölük, kabuklu fındık ile tüketiciye sunulan işlenmiş iç fındığın doğrudan karşılaştırılmaması gerektiğini söyledi. Fındığın üreticiden çıktıktan sonra manav, fabrika, sanayici, toptancı ve perakende aşamalarından geçtiğini belirten Bölük, her aşamada işleme ve maliyet unsurlarının oluştuğunu ifade etti. Randıman nedeniyle kabuklu ürünün tamamının iç fındığa dönüşmediğini, ardından kavurma ve diğer işlemlerde nem ve fire kaybı yaşandığını anlatan Bölük; ambalaj, nakliye ve diğer maliyetlerin de fiyatın üzerine eklendiğini söyledi. Bölük, “180 liraya aldığınız fındığın zaten randıman bazındaki maliyeti 400 lira” değerlendirmesinde bulundu. Kavrulmuş fındığın işlemeci veya sanayiciden toptancıya çıkış fiyatının ortalama 650 lira civarında olduğunu belirten Bölük, işlenmiş ürünün yaklaşık 600-650 lira seviyesinde piyasaya sunulduğunu söyledi. Bölük, bundan sonraki perakende aşamasında oluşan fiyat konusunda ise, “Ondan sonrasının rafa kadar niye o kadar arttığını tabii kamuoyu diğer ürünlerde, sebze meyvede de aynı şeyi konuşuyor” değerlendirmesinde bulundu. HAMZA BÖLÜK YENİDEN ADAY Programın son bölümünde gazeteci Murat Gürsoy, Hamza Bölük’ün Giresun Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanlığı için yeniden adaylığını açıklamasını da gündeme getirdi. Bölük, yaklaşık sekiz yıldır Borsada görev yaptığını belirterek ilk döneminde bir süre mevcut Yağlıdere Belediye Başkanı Yaşar İbaş ile birlikte çalıştığını, ardından yönetim kurulu başkanlığı görevini üstlendiğini anlattı. Bölük, “Bu dönemde de yine yol arkadaşlarımın ve üyelerimizin desteğiyle beraber yeniden aday olmaya karar verdik ve adaylık sürecimizi açıkladık” dedi. “100 YILLIK MİRASI DAHA İLERİ TAŞIMAK İSTİYORUZ” Yeni döneme ilişkin hedeflerini anlatan Bölük, Giresun Ticaret Borsası’nı mevcut noktadan daha ileri taşımak istediklerini söyledi. Teknolojiye uyum sağlayan, üyelerine daha modern hizmet sunan bir Borsa hedeflediklerini belirten Bölük, Giresun kalite fındığının ve genel olarak fındık sektörünün sorunlarını kamuoyu ve devlet kurumları nezdinde gündeme getirmeye devam edeceklerini ifade etti. Borsaların temel görevlerinden birinin tescil olduğunu ancak Giresun Ticaret Borsası’nın bunun dışında da kendisine görevler yüklediğini belirten Bölük; lisanslı depo, ileri teknoloji laboratuvarı, uzaktan erişimli tescil ve üyelere yönelik bilgilendirme çalışmalarını örnek gösterdi. Üyelere randıman makinesi desteği verdiklerini ve bu desteği sürdürdüklerini belirten Bölük, daha önce dağıtılan nem ölçüm cihazlarının yeniden değerlendirildiğini söyledi. Ortak bir fındık yazılım programı geliştirmeye çalıştıklarını da açıklayan Bölük, amaçlarının üyelerin ticaretlerini daha modern yöntemlerle yönetmesi, kâr-zarar hesaplarını daha kolay yapabilmesi ve sektör içindeki iletişimin güçlendirilmesi olduğunu ifade etti. Üreticilere kahverengi kokarcayla mücadeleden fidan desteğine kadar farklı alanlarda destek vermeye devam edeceklerini belirten Bölük, programdaki mesajlarını şu sözlerle tamamladı: “Fındık yoksa biz yokuz. Fındık yoksa ticaret yok. Fındık yoksa tüccar yok. O yüzden en değerlisi bizim için üreticiler. Onların her zaman yanında olmaya çalışacağız.” KAYNAK: PROGRAM: Murat Gürsoy’la Karadeniz Ekonomi SUNAN: Gazeteci Murat Gürsoy YAYIN: Altaş TV KONUK: Giresun Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Hamza Bölük ÇEKİM YERİ: Giresun Ticaret Borsası yerleşkesi KAYNAK: Altaş TV – Murat Gürsoy’la Karadeniz Ekonomi / Hamza Bölük röportajı

Yaşlanan Araç Parkı Akü İhtiyacını Artırıyor Haber

Yaşlanan Araç Parkı Akü İhtiyacını Artırıyor

Türkiye’de araç parkının yaş ortalamasının yükselmesi ve otomotiv teknolojilerindeki dönüşüm, akülerin araçlardaki rolünü yeniden şekillendiriyor. Türkiye'de araç parkının yaş ortalamasının yükselmesi, bakım, yenileme ve yedek parça pazarındaki ihtiyaçları da beraberinde getiriyor. TÜİK verilerine göre, 2025 yılı sonu itibarıyla Türkiye'de trafiğe kayıtlı motorlu kara taşıtlarının sayısı 33,6 milyonun üzerine çıkarken, araç parkının ortalama yaşı 14,2 yıl olarak hesaplandı. Araçların daha uzun süre kullanımda kalması ve otomotiv teknolojilerindeki hızlı dönüşüm, aküleri yalnızca motorun çalıştırılmasını sağlayan bir ekipman olmaktan çıkararak araçların enerji yönetimi ve elektronik sistemlerinin sürekliliğinde kritik rol üstlenen stratejik bir bileşen haline getiriyor. Güvenlik, konfor ve sürüş destek sistemlerinin yanı sıra Start-Stop teknolojileri ve artan elektronik donanım kullanımı, akülerden beklenen performans kriterlerini de her geçen gün yükseltiyor. Bu dönüşüm, farklı araç segmentlerinin teknik gereksinimlerine uygun; yüksek marş gücü, uzun çevrim ömrü, titreşim dayanımı ve güvenilir performans sunan akü teknolojilerine duyulan ihtiyacı artırıyor. Türkiye'nin yerli sermayeli sanayi kuruluşlarından AKO Grup bünyesinde faaliyet gösteren Akü Fabrikamız, gelişmiş üretim altyapısı, Ar-Ge yetkinliği ve geniş ürün portföyüyle otomotiv sektörünün değişen enerji ihtiyaçlarına yönelik çözümler geliştirmeyi sürdürüyor. Artan elektriksel yük, akü seçiminde doğru tercihi öne çıkarıyor Türkiye'deki araç parkının yaş ortalamasının yükselmesi, otomobillerin daha uzun süre kullanımda kaldığını ve bakım ile yenileme gereksinimlerinin önem kazandığını ortaya koyuyor. Özellikle uzun yıllardır trafikte bulunan araçlarda akü, güvenilir ilk çalıştırma performansı ve aracın elektrik sistemlerinin kesintisiz çalışması açısından kritik bir bileşen olarak öne çıkıyor. Yeni nesil araçlarda elektronik sistemlerin yaygınlaşması ise akülerden beklenen performans seviyesini daha da yukarı taşıyor. Start-Stop sistemleri, gelişmiş sürüş destek teknolojileri ile güvenlik ve konfor donanımları; akünün yalnızca motoru çalıştıran bir ekipman değil, aracın enerji altyapısının temel unsurlarından biri olarak değerlendirilmesini gerektiriyor. Bu nedenle doğru akü seçiminin; aracın teknik özellikleri, kullanım koşulları, elektriksel yükü ve üretici gereksinimleriyle uyumlu olması önem taşıyor. “Akü, modern araçların enerji altyapısında stratejik bir rol üstleniyor” Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan AKO Grup Akü Fabrika Genel Müdürü Hüseyin Koca, şunları söyledi: “Türkiye’de araç parkının yaş ortalamasının yükselmesi, bakım ve yenileme pazarında akülerin önemini artırıyor. Otomotiv sektöründeki teknolojik dönüşümle birlikte akü; yalnızca aracın çalışmasını sağlayan bir komponent olmaktan çıkarak güvenlik, konfor, sürüş destek sistemleri ve diğer elektronik donanımlar için kritik bir enerji kaynağı haline geliyor. Bu doğrultuda, farklı araç segmentlerinin teknik gereksinimlerine uygun, yüksek performanslı ve güvenilir akü teknolojilerine duyulan ihtiyaç giderek artıyor. AKO Grup olarak gelişmiş üretim altyapımız, Ar-Ge yetkinliğimiz ve başta Matrix Press (Punch) olmak üzere ileri üretim teknolojilerimizle sektörün değişen ihtiyaçlarına yönelik çözümler geliştiriyoruz. Turbo Akü, Petlas Akü, AKO Prestige, Mega DC, Tolero, President, Eterno, X-Force ve Virtus markalarımızla farklı araç ve kullanım segmentlerine hitap eden geniş bir ürün portföyü sunuyoruz. Güçlü üretim kabiliyetimizi teknoloji odaklı yaklaşımımızla birleştirerek güvenilir, uzun ömürlü ve yüksek performanslı enerji çözümleri sunmayı ve Türkiye’nin akü sektöründeki teknolojik yetkinliğine katkı sağlamayı sürdürüyoruz.” Değişen mobilite ihtiyaçları, yeni nesil akü teknolojilerini öne çıkarıyor Otomotiv sektöründe dijitalleşmenin hız kazanması ve elektronik sistemlerin araçlardaki kullanımının artması, akü teknolojilerinin de sürekli olarak geliştirilmesini zorunlu kılıyor. Özellikle Start-Stop sistemine sahip araçlarda kullanılan yeni nesil aküler; yüksek çevrim ömrü, güçlü marş performansı ve yoğun şarj-deşarj koşullarına dayanıklılık gibi özellikleriyle öne çıkıyor. AKO Akü'nin üretim altyapısında Matrix Press (Punch) ve Kaizen Tüneli üretim modelleri kullanılırken, ürün portföyünde konvansiyonel akülerin yanı sıra EFB ve AGM gibi yeni nesil teknolojiler de yer alıyor. Bu ürün ve teknoloji çeşitliliği, farklı araçların teknik gereksinimlerine ve kullanım koşullarına uygun çözümler sunulmasına olanak sağlıyor. AKO Grup'un Turbo Akü, Petlas Akü, AKO Prestige, Mega DC, Tolero, President, Eterno, X-Force ve Virtus markalarından oluşan portföyü; farklı araç segmentlerine ve kullanım ihtiyaçlarına yönelik ürünleri bir araya getiriyor. Konvansiyonel akülerden EFB ve AGM teknolojilerine uzanan ürün gamı, otomotiv sektöründeki teknolojik dönüşümle birlikte çeşitlenen enerji ihtiyaçlarına cevap veriyor. Entegre üretim altyapısı ve teknoloji odaklı yaklaşım AKO Grup'un akü üretim ekosistemi; plastik enjeksiyon, kurşun geri kazanım ve akü üretim faaliyetlerini entegre bir yapı ile aynı yerleşke içerisinde buluşturuyor. Hammaddeden nihai ürüne uzanan bu yapı; üretim süreçlerinde kontrolün güçlendirilmesine, operasyonel verimliliğin artırılmasına ve sürdürülebilir kalite anlayışının desteklenmesine katkı sağlıyor. AKO Akü'nin yıllık üretim kapasitesi 5 milyon adede ulaşırken, şirket ileri üretim teknolojileri, Ar-Ge çalışmaları ve entegre üretim kabiliyetiyle akü sektöründeki teknolojik gelişime katkı sunuyor. AKO Grup; güçlü üretim altyapısını, ileri teknolojilerini, Ar-Ge yetkinliğini ve geniş marka portföyünü bir araya getirerek Türkiye'nin ve global otomotiv sektörünün değişen enerji ihtiyaçlarına yönelik çözümler geliştirmeye devam ediyor. Grup, farklı araç ve kullanım segmentlerine hitap eden ürün çeşitliliğiyle güvenilir, yüksek performanslı ve sürdürülebilir akü çözümlerini otomotiv sektörünün kullanımına sunarken, Türkiye'nin akü sektöründeki teknolojik ve üretim yetkinliğinin gelişimine katkı sağlamayı sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

SAMURAY ARISINDA YENİ AŞAMA: ARAZİ DENEMELERİ SÜRÜYOR Haber

SAMURAY ARISINDA YENİ AŞAMA: ARAZİ DENEMELERİ SÜRÜYOR

KAHVERENGİ KOKARCAYA KARŞI SAMURAY ARISINDA YENİ AŞAMA: ARAZİ DENEMELERİ SÜRÜYOR Fındığın en önemli tehditlerinden biri haline gelen kahverengi kokarcaya karşı biyolojik mücadelede yeni bir aşamaya geçildi. Giresun Fındık Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Samuray arısının doğada hangi uygulama yöntemleriyle daha etkili kullanılabileceğinin belirlenmesi amacıyla yürüttüğü araştırmanın arazi çalışmalarını sürdürüyor. Fındık Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğünün verdiği görevler doğrultusunda, kahverengi kokarcaya karşı biyolojik mücadelede kullanılan Samuray arısının (Trissolcus japonicus) doğada kullanımına yönelik araştırma projesinde saha çalışmalarının devam ettiğini açıkladı. Enstitü tarafından yapılan açıklamada, projenin temel amacının Samuray arısının farklı uygulama yöntemlerinin gerçek arazi koşullarındaki etkinliğini ortaya koymak olduğu belirtildi. DENEME ALANLARINA TÜL KAFESLER YERLEŞTİRİLDİ Araştırmanın arazi aşamasında öncelikle deneme alanları oluşturuldu ve belirlenen noktalara tül kafesler yerleştirildi. Çalışmanın devamında ise Samuray arısı tarafından parazitlenmiş kahverengi kokarca yumurtaları bu alanlara bırakıldı. Enstitü açıklamasında çalışmalar, “Proje kapsamında, Samuray arısının farklı uygulama yöntemlerinin arazi koşullarındaki etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlanıyor” ifadeleriyle duyuruldu. Araştırma sonucunda elde edilecek bulguların, Samuray arısının hangi yöntem ve koşullarda daha başarılı olduğunun ortaya konulmasına ve biyolojik mücadelenin sahada daha etkin kullanılmasına katkı sağlaması bekleniyor. Samuray arısı, kahverengi kokarcanın ergin bireylerine saldıran bir tür değil; zararlının yumurtalarını parazitleyen çok küçük bir faydalı böcek olarak görev yapıyor. Dişi Samuray arısı, kahverengi kokarcanın yumurtalarının içerisine kendi yumurtalarını bırakarak bu yumurtalardan yeni kokarcaların çıkmasını engelliyor. Tarım ve Orman Bakanlığı, Samuray arısının insanlara, hayvanlara ve bal arılarına zarar vermediğini bildiriyor. (Kahverengi Kokarca) KAHVERENGİ KOKARCA TÜRKİYE’YE NASIL GELDİ, MÜCADELE NASIL GELİŞTİ? Kahverengi kokarcaya karşı bugün gelinen biyolojik mücadele aşamasının arkasında yaklaşık 10 yıllık bir takip, araştırma ve mücadele süreci bulunuyor. 2015: GÜRCİSTAN’DA YAYILMAYA BAŞLADI Uzak Doğu Asya kökenli istilacı bir tür olan Halyomorpha halys, 2015 yılında Türkiye sınırına komşu Gürcistan’da yayılmaya başladı. Zararlının özellikle fındık üretim alanlarında oluşturabileceği risk üzerine Türkiye’de de tedbir hazırlıkları gündeme geldi. (Kahverengi Kokarca) 2016: TÜRKİYE SINIR HATTINDA TAKİBE BAŞLADI Tarım ve Orman Bakanlığı, zararlı henüz Türkiye’de resmi olarak tespit edilmeden önce 2016 yılında Gürcistan sınırına yakın 6 il ve 49 ilçede görev yapan 72 teknik personele eğitim vererek sürvey çalışmalarını başlattı. (Kahverengi Kokarca) 2017: TÜRKİYE’DE İLK KEZ TESPİT EDİLDİ Yapılan sürveyler sonucunda kahverengi kokarca 2017 yılında Türkiye’de ilk kez Artvin ve Rize’nin Gürcistan sınırına yakın ilçelerinde tespit edildi. Fındık Araştırma Enstitüsü kayıtlarında ilk yoğun tespit alanları arasında Artvin’in Kemalpaşa ve Hopa ilçeleri de gösterildi. (Kahverengi Kokarca) Zararlının yüksek çoğalma kapasitesi ve çok sayıda bitki türüyle beslenebilmesi, kısa sürede Doğu Karadeniz’in en önemli bitki sağlığı sorunlarından biri haline gelmesine neden oldu. Kahverengi kokarca başta fındık olmak üzere 300’den fazla bitkisel üründe zarar oluşturabiliyor. Fındıkta meyve oluşumundan hasada kadar beslenerek boş, şekilsiz ve lekeli meyve oluşumuna, kalite ve randıman kaybına yol açabiliyor. (Araştırma Kuruluşları) 2018: BİYOLOJİK MÜCADELE İÇİN İLK AR-GE ADIMLARI 2018 yılında Bakanlık tarafından eğitim faaliyetleri genişletilirken, yalnızca kimyasal mücadeleyle kalıcı sonuç alınamayacağı değerlendirilerek entegre mücadele modeli üzerinde çalışılmaya başlandı. Aynı dönemde Samuray arısı üretilebilmesi için biyolojik mücadele laboratuvarlarının kurulmasına yönelik hazırlıklar ve Ar-Ge yatırımları başlatıldı. (Kahverengi Kokarca) 2019: ÇALIŞTAYLAR VE SAHA BİLGİLENDİRMELERİ 2019 yılında il ve ilçe tarım müdürlükleri, ziraat odaları, ticaret borsaları ve üreticilere yönelik bilgilendirme çalışmaları artırıldı. 18 Nisan 2019’da Artvin’de, 19 Nisan 2019’da ise Rize’de “Kahverengi Kokarca Mücadelesi Çalıştayı” gerçekleştirildi. Zararlıya karşı kimyasal mücadelede kullanılmak üzere geçici bitki koruma ürünü tavsiyeleri de bu süreçte devreye alındı. (Kahverengi Kokarca) 2021–2022: SAMURAY ARISI İÇİN LABORATUVAR ALTYAPISI KURULDU Biyolojik mücadele çalışmalarındaki önemli eşiklerden biri 2021 yılında laboratuvar altyapısının tamamlanmasıyla geçildi. 2022 yılında ise kahverengi kokarcanın doğal düşmanı olarak kullanılan ilk Trissolcus japonicus bireyleri yurt dışından getirilerek üretim çalışmalarının temeli oluşturuldu. (Kahverengi Kokarca) 2023: İLK BÜYÜK SAMURAY ARISI SALIMLARI 2023 yılında Türkiye’de biyolojik mücadele kapsamında ilk önemli saha salımları başladı. Artvin’in Borçka, Hopa ve Arhavi ilçeleri ile Rize’nin Fındıklı ilçesinde ilk salımlar gerçekleştirildi. Yıl içerisinde Türkiye genelinde 22 bin Samuray arısı doğaya bırakıldı. (Araştırma Kuruluşları) Aynı yıl Giresun’da da zararlının yoğunluğu belirgin şekilde arttı. Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerine göre Merkez, Eynesil, Tirebolu, Espiye ve Keşap ilçelerinde yoğunluk artışı gözlendi. (Giresun Tarım ve Orman Müdürlüğü) Artan risk üzerine Bakanlık tarafından hazırlanan Kahverengi Kokarca Eylem Planı, 25 Ekim 2023’te yapılan toplantının ardından son şeklini aldı. (Tarım ve Orman Bakanlığı) 2024: MÜCADELE KARADENİZ’DEN TÜRKİYE GENELİNE YAYILDI 2024 yılında Samuray arısı üretimi ve salımları büyük ölçüde artırıldı. Yıl sonunda Türkiye genelinde 35 ilde 207 bin 286 Samuray arısı üretildi ve doğaya bırakıldı. (Tarım ve Orman Bakanlığı) Giresun da biyolojik mücadelede öncelikli illerden biri oldu. 7 Haziran 2024 tarihinde Keşap’ta 2 bin Samuray arısı doğaya salındı. (Giresun Tarım ve Orman Müdürlüğü) Bu süreçte mücadele yalnızca Samuray arısıyla sınırlandırılmadı; mekanik toplama, feromon tuzaklarla cezbet-öldür yöntemi, uygun dönemlerde kimyasal mücadele ve kışlak ilaçlamaları birlikte uygulanmaya devam etti. 2025: GİRESUN’DA 90 BİNİ AŞKIN SAMURAY ARISI SALINDI 2025 yılı biyolojik mücadelede çok daha geniş çaplı bir uygulamaya sahne oldu. Türkiye genelinde 40 ilde 1 milyon 156 bin 328 Samuray arısı doğaya bırakıldı. (Tarım ve Orman Bakanlığı) Giresun’da ise mücadele dikkat çekici boyutlara ulaştı. Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün 2025 Faaliyet Raporu'na göre il genelinde: 90 bin 664 Samuray arısı doğaya salındı, 20 bin 938 tuzak ve 21 bin 800 feromon dağıtıldı. Ayrıca ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde toplam 415 köy ve mahallede 75 bin 250 kışlak alanında biyosidal mücadele gerçekleştirildi. 176 bin 703 dekar alanda da kahverengi kokarcaya yönelik kimyasal mücadele çalışması yürütüldü. Böylece Giresun’da mücadele; kışlak mücadelesi + mekanik mücadele + feromon tuzakları + gerektiğinde kimyasal mücadele + Samuray arısıyla biyolojik mücadele şeklinde çok yönlü bir modele dönüştü. 2026: SAMURAY ARISINDA HEM SALIM HEM BİLİMSEL ARAŞTIRMA DÖNEMİ 2026 yılının Şubat ayında Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsünde gerçekleştirilen toplantıda 2025 yılı sonuçları değerlendirilerek 2026 Samuray arısı üretim ve salım stratejisi ele alındı. Toplantıya Giresun Fındık Araştırma Enstitüsü de katıldı. (Araştırma Kuruluşları) 2 Temmuz 2026 tarihinde Fındık Araştırma Enstitüsü tarafından üretilen Samuray arıları Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin’de eş zamanlı olarak doğaya bırakıldı. (Araştırma Kuruluşları) Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın 4 Ağustos 2026 tarihli açıklamasına göre ise 2026 yılı içerisinde Türkiye genelinde doğaya salınan Samuray arısı sayısı 1 milyon 650 bine ulaştı. Aynı dönemde 859 bin 329 hanede kışlak mücadelesi gerçekleştirildi. (Tarım ve Orman Bakanlığı) Bakanlık ayrıca 2026 yılında kahverengi kokarcanın fındıkta oluşturduğu ekonomik kayıpların ve optimum kimyasal mücadele zamanının belirlenmesi ile zararlının farklı konukçulardaki popülasyon dinamiklerinin ortaya çıkarılması amacıyla iki yeni bilimsel proje başlattı. (Tarım ve Orman Bakanlığı) ŞİMDİ HEDEF: SAMURAY ARISININ SAHADAKİ ETKİNLİĞİNİ ARTIRMAK Fındık Araştırma Enstitüsünün bugün sürdürdüğü arazi denemeleri, kahverengi kokarcayla mücadelede gelinen yeni aşamayı oluşturuyor. Artık yalnızca “Kaç Samuray arısı üretilecek ve doğaya bırakılacak?” sorusuna değil, “Hangi uygulama yöntemiyle, hangi arazi koşullarında ve nasıl daha yüksek başarı sağlanabilir?” sorusuna da bilimsel yanıt aranıyor. Enstitünün tül kafesler ve parazitlenmiş kahverengi kokarca yumurtalarıyla yürüttüğü denemelerin sonuçları, biyolojik mücadelenin gelecekte daha doğru ve etkin planlanması açısından önem taşıyor. Uzmanların ve Bakanlığın uyguladığı modelde temel yaklaşım ise değişmiyor: Kahverengi kokarcayla mücadelede tek bir yönteme dayanmak yerine mekanik, biyoteknik, biyolojik ve gerektiğinde kimyasal yöntemlerin birlikte ve doğru zamanda uygulanması gerekiyor. Samuray arısının ise uzun vadede doğal biyolojik dengenin kurulması ve kimyasal mücadele ihtiyacının azaltılmasında kritik rol üstlenmesi hedefleniyor. (Kahverengi Kokarca)

Türkiye yapay zekâda merkez olacak... Eylem Planı Genelgesi Resmi Gazete'de Haber

Türkiye yapay zekâda merkez olacak... Eylem Planı Genelgesi Resmi Gazete'de

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmî Gazete’de yayımlanan 2026-2030 Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı’na ilişkin değerlendirmede bulundu. Kacır, Türkiye’nin yapay zekâ dönüşümünün “seyircisi değil, öncülerinden” olacağını belirterek, ülkeyi yatırımın, yeteneğin ve yenilikçi teknolojilerin merkezi haline getirmeyi hedeflediklerini söyledi. ANKARA (İGFA) - Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, 2026-2030 Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı’na ilişkin sosyal medya hesabından paylaşım yaptı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan genelgenin Resmî Gazete’de yayımlandığını belirten Kacır, yapay zekânın yalnızca teknolojik bir alan olmadığını, ekonomik refah, rekabet gücü ve egemenlik açısından da belirleyici bir konuma geldiğini ifade etti. “DÖNÜŞÜMÜN SEYİRCİSİ DEĞİL, ÖNCÜLERİNDEN OLACAĞIZ” Türkiye’nin yapay zekâ alanındaki hedeflerine ilişkin mesaj veren Kacır, “Türkiye olarak bu dönüşümün seyircisi değil, öncülerinden olacağız” dedi. Kacır, Türkiye’nin kendi değerleriyle yapay zekâ teknolojileri geliştiren ve güvenilir ürün ve hizmetler üreten bir ülke olmasını hedeflediklerini belirtti. Bu kapsamda sanayi, sağlık, eğitim ve kamu hizmetleri başta olmak üzere stratejik alanlarda yapay zekâ çözümlerinin ölçeklendirilmesi hedefleniyor. Türkiye’nin nitelikli insan kaynağı, Ar-Ge altyapısı, girişimcilik ekosistemi ve üretim kabiliyetine dikkat çeken Kacır, bu unsurların yapay zekâ alanında rekabet avantajına dönüştürüleceğini vurguladı. Kacır, “Türkiye’yi yapay zekâ alanında yatırımın, yeteneğin ve yenilikçi teknolojilerin merkezi hâline getireceğiz” ifadelerini kullandı. Yapay zekânın Türkiye’nin teknolojik bağımsızlığı ve ekonomik kalkınması açısından yeni güç alanlarından biri haline getirileceğini belirten Kacır, teknolojinin sunduğu imkanlardan milletin refahı ve insanlığın ortak faydası için en üst düzeyde yararlanmayı amaçladıklarını kaydetti. Bakan Kacır, paylaşımını “2026-2030 Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planımız milletimize hayırlı olsun” sözleriyle tamamladı.

Yapay zekâ meslekler yerine kullanmayanları geride bırakacak! Haber

Yapay zekâ meslekler yerine kullanmayanları geride bırakacak!

Geleceğin rekabet ortamında yalnızca akademik başarının yeterli olmayacağını belirten Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “İyi bir bölümde okumak tek başına yeterli değil. Eğer bunu güçlü projelerle ve uluslararası iş birlikleriyle desteklerseniz mezuniyet sonrasında çok önemli avantajlar elde ediyorsunuz.” dedi. İSTANBUL (İGFA) - Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, yapay zekânın dönüştürdüğü yeni dünyada üniversitelerin rolünü değerlendirdi. Tercih maratonunun devam ettiği bu günlerde "Geleceğin Meslekleri ve Yapay Zekâ Devrimi" konusunu değerlendiren Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, "Üniversite bir ekosistemdir. Bu ekosistemin akademisyenleri, öğrencileri ve üniversite-sanayi iş birlikleri gibi birçok bileşeni vardır. Birinci nesil üniversiteler bilgi aktarmaya odaklıydı. İkinci nesil üniversiteler Ar-Ge odaklı hale geldi. Üçüncü nesil üniversiteler ise üretilen bilginin ürüne dönüşmesini hedefleyen girişimcilik odaklı kurumlara dönüştü. Bugün ise dördüncü nesil üniversiteler girişimciliğin küresel ağlar içerisinde rekabet edebilmesini destekleyen yapılara dönüştü." dedi. Bu dönüşümün öğrencilerin eğitim anlayışını da değiştirdiğini belirten Prof. Dr. Ergüzel, "Bu dönüşen ekosistemin içerisinde öğrencilerimizin akademisyenlerle, sanayiyle ve diğer paydaşlarla doğru ilişki kurmasını sağlamak zorundayız. Çünkü artık mezuniyet sadece diploma almak anlamına gelmiyor." diye konuştu. "İYİ PROJE YAZABİLMEK GELECEĞİN EN ÖNEMLİ YETKİNLİKLERİNDEN BİRİ" Projelerin geleceğin mesleklerinde belirleyici rol oynadığını ifade eden Prof. Dr. Ergüzel, "Bir projenin dört temel özelliği vardır. Özgün olması gerekir. Bilimsel yöntemlere dayanması gerekir. Yaygınlaştırılabilir olması gerekir. Elde edilen sonuçların da tekrar üretilebilir olması gerekir. Öğrencilerimizin bu yetkinlikleri kazanması için birinci sınıftan itibaren sistematik şekilde ilerleyen bir eğitim modeli uyguluyoruz." ifadesinde bulundu. Üsküdar Üniversitesi'nde proje temelli eğitimin öğrencilerin ilk yılından itibaren başladığını anlatan Prof. Dr. Ergüzel, "İlk olarak Üniversite Kültürü dersini veriyoruz. Üniversite nedir, öğrenciden beklenti nedir, üniversitenin hayata katacağı değerler nelerdir; bunları konuşuyoruz. Ardından Girişimcilik ve Proje Kültürü dersimiz geliyor. Üçüncü sınıfta projeli seçmeli derslerimiz var. Son sınıfta ise öğrencilerimiz mezuniyet projelerini hazırlıyor. Böylece dört yıl boyunca adım adım gelişen bir proje kültürü oluşturuyoruz." dye konuştu. Sadece teorik bilgiye sahip olmanın artık yeterli olmadığını ifade eden Prof. Dr. Ergüzel, iş hayatında yalnızca bilgi ölçülmediğini ifade ederek, "Bilgiyi ürüne dönüştürebilme, uygulamaya geçirebilme becerileri de değerlendiriliyor. Bu nedenle öğrencilerimizin bu deneyimi mezun olduktan sonra değil, üniversite yıllarında kazanmasını hedefliyoruz" dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.