Hava Durumu

#Antalya

giresunsonhaber - Antalya haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Antalya haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye Su Fakiri Olma Riskiyle Karşı Karşıya! Haber

Türkiye Su Fakiri Olma Riskiyle Karşı Karşıya!

COP31’e ev sahipliği yapma hazırlıkları süren Türkiye’de, iklim krizi konusu yeniden gündemdeki yerini aldı. Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, iklim değişikliğinin artık bir gelecek projeksiyonu değil, güncel bir sorun olduğunu belirterek, “2050’li yıllarda su fakiri ülkeler kategorisine girebiliriz” uyarısında bulundu. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferanslarının 31’incisi olan COP31, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek. Dünya liderlerinin, bilim insanlarının, uzmanların ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin bir araya geleceği zirvede, iklim kriziyle mücadele yöntemleri ve sürdürülebilir bir gelecek için ortak çözüm yolları tartışılacak. Üsküdar Üniversitesi Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, 5-11 Haziran Çevre Koruma Haftası vesilesiyle iklim krizi ve Türkiye’nin COP31 ev sahipliği sürecini değerlendirdi. İklim krizi geleceğin değil bugünün en büyük sorunu Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, iklim krizinin artık geleceğe dair bir risk değil, bugünün en kritik problemlerinden biri olduğunu ifade ederek, “İklim değişikliğinden etkilenen alanlar arasında tarımdan gıda güvenliğine, su kaynaklarından toplum sağlığına ve ekonomiye kadar pek çok farklı sektör bulunuyor. Kuraklığın tarımda verimliliği düşürdüğünü biliyoruz. Bunun yanı sıra, iklim değişikliğinin etkisiyle birçok tarımsal üründe hastalıkların daha sık görüldüğü ve direncin azaldığı gözlemleniyor. Ayrıca, üretim sonucu elde edilen ürünlerin besin değerlerinin olumsuz etkilendiği pek çok bilimsel çalışma ile kanıtlandı. Son olarak, bölgesel iklim koşullarının değişmesi nedeniyle bazı ürünler gelecekte mevcut bölgelerinde yetiştirilemeyebilir. Tüm bu durumlar gıda güvenliğini doğrudan tehdit etmekte ve bizi gelecekteki olumsuz senaryolar hakkında uyarmaktadır.” dedi. Su krizi halk sağlığını ve ekonomiyi tehdit ediyor Su kaynaklarının iklim değişikliğinden en yoğun etkilenen doğal varlıklardan biri olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Bugün pek çok bölgede su kaynakları, iklim değişikliğinin su döngüsünü bozması nedeniyle risk altındadır. Su kaynaklarının miktar ve kalitesindeki bozulmalar, hijyen koşullarını kötüleştirerek halk sağlığını küresel çapta riske atmaktadır. Bununla birlikte kuraklık, pek çok salgın hastalığın yayılma hızını artırmaktadır. Tarımsal üretimden gıda güvenliğine, su kaynaklarından halk sağlığına kadar sözü edilen tüm etkilerin beraberinde getirdiği ekonomik faktörler de vardır. Günümüzde birçok ülkenin, iklim değişikliğiyle mücadele ve etkilenen sektörleri desteklemek amacıyla her yıl büyük fonlar ayırdığı bilinmektedir.” diye konuştu. Türkiye’nin de yer aldığı Akdeniz Havzası en kırılgan bölgelerden biri Ülkemizin, iklim değişikliğinden en ağır etkilenen alanlardan biri olan Akdeniz Havzası’nda yer aldığına değinen Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Bilimsel raporlarda Akdeniz Havzası en hassas bölgelerden biri olarak tanımlanmaktadır. Bu durum özellikle son yıllarda su kaynaklarının azalması, yağış rejimlerindeki değişimler, geniş alanları kapsayan orman yangınları, güney ve iç kesimlerdeki şiddetli kuraklık ve özellikle Karadeniz kıyılarında sıklaşan sel felaketleriyle kendini göstermektedir. Bu belirtiler, ülkemizin hem kuraklık hem de doğal afetler açısından ne kadar büyük riskler taşıdığını kanıtlamaktadır.” şeklinde konuştu. Küresel ısınma iklim sistemini nasıl değiştiriyor? Küresel Isınma ve İklim Değişikliği kavramlarının birbirine bağlı olduğunu belirten Adiller, şunları anlattı: “Bugün karbon emisyonları olarak sıkça duyduğumuz kavram, aslında atmosferde bulunan ve ısınmaya yol açan gazların miktarını ifade eder. Sanayi devrimi ve artan nüfusla beraber miktarı artan bu gazlar, havanın daha sıcak kalmasına neden olmakta ve bu da küresel sıcaklık ortalamalarının yükselmesiyle sonuçlanmaktadır. Bu olguya Küresel Isınma diyoruz. Sıcaklık artışı; buharlaşma, rüzgar, nem ve yağış gibi diğer hava olaylarını da değiştirmektedir. Örneğin, ısınmayla birlikte yeryüzünden buharlaşan su miktarı artıyor. Aynı zamanda havanın nem tutma kapasitesi de yükseliyor. Yani hem su havaya geçiyor hem de sıcaklık nedeniyle bu suyun yağış olarak geri dönmesi gecikiyor. Sonuç olarak yağışlar arasındaki süre uzayıp kuraklık şiddetlenirken, yağmur yağdığında ise atmosferde biriken yoğun nem nedeniyle anlık ve çok şiddetli yağışlar meydana geliyor. İklim sistemindeki tüm bu değişimlere İklim Değişikliği adını veriyoruz. Maalesef bu durum deniz seviyelerinin yükselmesine, yağış rejimlerinin bozulmasına, okyanusların asitlenmesine ve fırtına, hortum, sel gibi ekstrem hava olaylarının artmasına yol açıyor.” Türkiye’nin COP 31’e ev sahipliği yapması neden önemli? Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapmasının, tüm dünyanın dikkatini ülkemize çekeceği noktasına vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Türkiye’nin böyle bir organizasyonda dönem başkanlığını üstlenmesi, bu alandaki faaliyetlerini küresel ölçekte duyurması ve iklim politikalarında karar verici bir aktör olduğunu kanıtlaması adına büyük bir fırsattır. Günümüzde iklim değişikliği sadece çevresel bir konu değildir; birçok ülke ve kurum ekonomi politikalarını ve yatırımlarını bu kriterlere göre belirlemektedir. Bu nedenle bu tür zirveler finans ve iş dünyası için kritik öneme sahiptir. Oluşacak bu ortam, yerli teknolojilerin ve girişimcilerin dünya sahnesine çıkması için eşsiz bir şans olacaktır.” dedi. COP31, Türkiye için sadece bir etkinlik değil Bunun yanı sıra, Birleşmiş Milletler tarafından da kabul edilen “Sıfır Atık” Projesi’nin bu platformda tüm dünyaya uygulanabilir bir model olarak sunulabileceğini ifade eden Adiller, “COP31, Türkiye için yalnızca bir etkinlik değil; 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi yolunda kendini gösterdiği, küresel yatırımları çektiği ve iklim krizine çözüm üreten bir öncü olduğunu kanıtladığı tarihi bir fırsattır.” ifadesini kullandı. COP31’de Türkiye’nin vitrini; Sıfır Atık ve dirençli şehirler Zirvede Türkiye’nin odak noktasının markalaşan Sıfır Atık Projesi olması gerektiğini kaydeden Adiller, “2017’de başlatılan ve küresel bilinirliği artan bu proje, hem döngüsel ekonomi hem de emisyonların azaltılması açısından iklim değişikliği süreçleriyle tam uyumludur. Türkiye’nin vizyonunu anlatmak adına önemli bir örnek teşkil eder. Ayrıca Hatay’ın yeniden inşa süreciyle gündeme gelen Dirençli Şehirler kavramı ve kentlerin iklim krizine uyumlu hale getirilmesi kritik maddeler olacaktır. Yeşil enerji, sanayide karbonsuzlaşma, iklim finansmanı ve teknolojik altyapılar da ülkemize olumlu geri dönüşler sağlayacak ana gündem maddeleridir.” şeklinde görüşlerini belirtti. Ülkelerin COP toplantılarına gösterdikleri ilgi prestij konusu COP süreçlerinin bağlayıcılık noktasında tartışılsa da ülkelerin takındığı tavrın küresel etkiler yarattığını belirten Adiller, “İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi veya Paris Anlaşması’nın caydırıcı yaptırımları olmasa da, iklim değişikliği konusu yatırımcılar ve finans kuruluşları tarafından yakından izlenmektedir. Bu yüzden ülkelerin COP toplantılarına verdiği önem, yerel mevzuat ve politikalarda bu sürece ne kadar yer verdikleri, o ülkeye prestij kazandırmakta ve yatırım yapılabilirlik göstergesi olarak kabul edilmektedir.” dedi. Türkiye su stresi yaşayan ülkeler arasında İklim değişikliğinin hem kuraklığı artırıp hem de şiddetli yağışlara yol açarak su kaynaklarını etkilediğini anlatan Adiller, şunları kaydetti: “Şiddetli yağışlar, toprağın suyu emme oranını düşürerek yeraltı sularını beslememekte, aksine sel ve taşkınları tetiklemektedir. Oysa düzenli yağışlar toprağı ve dereleri beslemesi gereken ana unsurdur. Devlet Su İşleri (DSİ) verilerine göre, ülkemizde kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı 2000 yılında 1 652 m3 iken, 2009’da 1 544 m3’e, 2020’de ise 1 346 m3’e gerilemiştir. Bu rakamlar bizi ‘Su Stresi Yaşayan’ ülkeler sınıfına sokmaktadır. Bu düşüş hızı devam ederse, 2050’li yıllarda su fakiri olma sınırı olan 1000 m3’ün altına düşebiliriz. Bu tablo tek başına korkutucuyken, uydu görüntüleri birçok gölümüzün son 40 yılda ciddi su kaybettiğini ve bazılarının kuruma riskiyle karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Burada tek neden iklim değişikliği değil, yanlış tarımsal uygulamaların da süreci hızlandırdığını vurgulamalıyım.” İklim değişikliği konusunda yol ayrımına ulaşmak üzereyiz Bugün iklim değişikliği konusunda kritik bir yol ayrımında olduğumuza dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Radikal adımlar atarak durumu değiştirmek ve adaptasyon sağlamak için henüz geç değil. Ancak eylemsiz geçen her yıl riski artırıyor. 10 yıl etkileri görmek için kısa bir süre olabilir ama önlem almadan geçecek 30-50 yıllık bir süreç; su ve gıda kıtlığı, ağır ekolojik kayıplar, ekosistemlerin yok olması, yoğun iç göçler ve ciddi altyapı sorunları ile karşı karşıya kalmamıza neden olabilir.” diye konuştu. İnsanların iklim değişikliğiyle mücadeleye olan inançlarının azaldığını gösteren anketlere değinen Adiller, “Pek çok kişi ülkelerin görevlerini yerine getirmediğini düşünüyor ve haklılar. Keşke bazı ülkeler siyasi ve ekonomik çıkarları için savaşlara ayırdıkları kaynakları yaşamı korumaya ayırsalardı, böylece dünyanın sürdürülebilirliğine katkı sağlayabilirdik.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

GİRESUN DOĞA KOLEJİ ROBOTİKTE ROMA FİNALİNE GİDİYOR Haber

GİRESUN DOĞA KOLEJİ ROBOTİKTE ROMA FİNALİNE GİDİYOR

GİRESUN DOĞA KOLEJİ ROBOTİKTE ROMA FİNALİNE GİDİYOR Giresun Doğa Koleji öğrencileri, Antalya’da düzenlenen Fibonacci Avrasya Robotik Olimpiyatları’nda farklı kategorilerde derece elde etti. Okuldan 6 takım, Kasım 2026’da İtalya’nın başkenti Roma’da yapılacak Dünya Şampiyonası’nda Türkiye’yi ve Giresun’u temsil edecek. Giresun Doğa Koleji öğrencileri, 21 ülkenin katılımıyla Antalya’da gerçekleştirilen Fibonacci Avrasya Robotik Olimpiyatları’nda önemli dereceler kazandı. Öğrenciler, Çizgi İzleyen, Labirent ve Mini Sumo kategorilerinde kürsüye çıktı; okul ayrıca Jüri Özel Ödülü aldı. ÇİZGİ İZLEYENDE AVRASYA BİRİNCİLİĞİ Giresun Doğa Koleji, Çizgi İzleyen kategorisinde ilkokul ve ortaokul düzeyinde Avrasya birinciliği kazandı. Öğrenciler, robotların parkur üzerindeki çizgiyi en hızlı ve hatasız şekilde takip etmesini gerektiren kategoride birincilik elde etti. Okulun başarı tablosunda Labirent kategorisinde Avrasya ikinciliği ve Avrasya üçüncülüğü, Mini Sumo kategorisinde Avrasya üçüncülüğü ve Jüri Özel Ödülü de yer aldı. Yerel haberlerde okuldan 6 takımın Roma’daki Dünya Finalleri’ne katılmaya hak kazandığı belirtildi. 6 TAKIM ROMA’DA TÜRKİYE’Yİ TEMSİL EDECEK Giresun Doğa Koleji’nden 6 takım, Fibonacci International Robot Olympiad Dünya Şampiyonası için Roma yolcusu oldu. Açık kaynaklarda tüm takım kadroları yayımlanmadı. Yerel haberde Defne Karadere, Merve Derin Karadere, Metehan Sarıkaya ve Gökçe Sarıkaya isimleri Türkiye’yi ve Giresun’u temsil edecek öğrenciler arasında yer aldı. Erol Karadere, aralarında kızlarının da bulunduğu öğrencilerin elde ettiği başarıdan gurur duyduğunu belirtti. Karadere, öğrencileri, öğretmenleri ve emeği geçenleri tebrik ederek Roma Dünya Finalleri için başarı dileğinde bulundu. FİBONACCI OLİMPİYATLARI HER YIL ROMA’DA DÜZENLENİYOR Fibonacci International Robot Olympiad, 2018’den bu yana robotik alanında öğrencileri, mühendisleri, eğitimcileri ve teknoloji ekiplerini bir araya getiren uluslararası bir organizasyon olarak düzenleniyor. Organizasyon, yalnızca yarışma değil; aynı zamanda robotik, yapay zekâ, girişimcilik, teknoloji sergileri ve eğitim etkinliklerini içeren geniş bir platform niteliği taşıyor. Fibonacci Türkiye takviminde 2026 sezonu için bölge yarışmaları Şubat-Mart döneminde, Avrasya Şampiyonası Nisan ayında Antalya’da, Dünya Şampiyonası ise Kasım ayında İtalya/Roma’da planlandı. AVRASYA ŞAMPİYONASI ANTALYA’DA YAPILDI 2026 sezonu Avrasya Şampiyonası, 22-27 Nisan 2026 tarihleri arasında Antalya’da düzenlendi. Fibonacci Global etkinlik takviminde 2026 sezonu için ulusal ve bölgesel şampiyonalar Şubat-Mart, Avrasya Şampiyonası 22-27 Nisan 2026 Antalya, Dünya Şampiyonası ise Kasım 2026 Roma olarak ilan edildi. Antalya’daki organizasyona 21 ülkeden temsilci katıldı. Yarışmacılar, Roma’da yapılacak Dünya Şampiyonası’na katılabilmek için farklı robotik kategorilerinde mücadele etti. YARIŞMALARDA TEKNİK BECERİ ÖNE ÇIKIYOR Fibonacci Robot Olimpiyatları’nda Line Follower, Sumo, Mini Sumo, Maze Solving, Autonomous Car, Drone, FootBot, FPV, yapay zekâ ve girişimcilik gibi çok sayıda kategori bulunuyor. Organizasyonun kategori açıklamalarında Çizgi İzleyen robotların parkuru çizgiyi takip ederek en kısa sürede tamamlaması, Labirent kategorisinde robotun çıkış noktasından hedefe en kısa sürede ulaşması, Mini Sumo kategorisinde ise robotun rakibini ring dışına itmesi hedefleniyor. GİRESUN İÇİN TEKNOLOJİ BAŞARISI Giresun Doğa Koleji öğrencilerinin Antalya’da aldığı dereceler, kentin eğitim ve teknoloji alanındaki görünürlüğünü artırdı. Öğrenciler, Roma Dünya Şampiyonası’nda Türkiye adına yarışacak takımlar arasında yer alacak. Giresun’dan çıkan 6 takımın Dünya Finalleri’ne katılacak olması, robotik kodlama, mühendislik düşüncesi ve proje üretimi alanlarında kent adına önemli bir başarı olarak kayda geçti.

GİRESUN VE 58 İLDE UYUŞTURUCUYA DARBE Haber

GİRESUN VE 58 İLDE UYUŞTURUCUYA DARBE

GİRESUN VE 58 İLDE UYUŞTURUCUYA DARBE Giresun’un da aralarında bulunduğu 59 ilde son 4 günde düzenlenen narkotik operasyonlarında 2 ton 352 kilogram uyuşturucu madde ile 1 milyon 258 bin 189 uyuşturucu hap ele geçirildi. Operasyonlarda 529 şüpheli yakalandı, 129 kişi tutuklandı, 49 kişi hakkında adli kontrol kararı verildi. Giresun, ülke genelinde yürütülen geniş çaplı uyuşturucu operasyonunun yer aldığı iller arasına girdi. Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığı ile Cumhuriyet Başsavcılıkları koordinasyonunda yürütülen operasyonlar, son 4 gün içinde 59 ilde eş zamanlı olarak gerçekleştirildi. DEV OPERASYONDA TONLARCA MADDE ELE GEÇİRİLDİ İçişleri Bakanlığı’nın 7 Nisan 2026 tarihli açıklamasında, operasyonlarda toplam 2 ton 352 kilogram uyuşturucu madde ve 1 milyon 258 bin 189 adet uyuşturucu hap ele geçirildiği bildirildi. Açıklamada, uyuşturucu satıcılarına yönelik baskınların il emniyet müdürlükleri tarafından sahada yoğun güç kullanılarak yapıldığı belirtildi. GİRESUN DAHİL 59 İLDE EŞ ZAMANLI BASKIN Bakanlığın yayımladığı il listesinde Giresun da açık biçimde yer aldı. Operasyonların düzenlendiği iller arasında Mersin, Gaziantep, İzmir, Antalya, Konya, İstanbul ve Ankara ile birlikte Giresun, Ordu, Rize, Erzurum, Van, Sivas ve Yozgat da bulundu. 795 EKİP, 1.987 PERSONEL SAHAYA İNDİ Operasyonlarda 795 ekip, 1.987 personel, 14 hava aracı ve 37 narkotik dedektör köpeği görev aldı. Sahadaki bu yoğun sevk ve idare, operasyonun yalnızca nokta baskınlardan değil, ülke çapında planlanmış büyük bir narkotik hamlesinden oluştuğunu ortaya koydu. Bu değerlendirme, açıklanan personel ve araç ölçeğine dayalı bir çıkarımdır. 529 GÖZALTI, 129 TUTUKLAMA Operasyonlarda 529 şüpheli yakalandı. Bakanlık açıklamasına göre 129 kişi tutuklandı, 49 kişi hakkında adli kontrol hükümleri uygulandı. Diğer şüphelilerle ilgili adli işlemler ise sürüyor. BAKANLIKTAN NET MESAJ İçişleri Bakanlığı, operasyonların gençleri ve toplum sağlığını hedef alan uyuşturucu şebekelerine karşı kesintisiz sürdürüldüğünü vurguladı. Açıklama, operasyonda görev alan polisler, Cumhuriyet Başsavcılıkları ve emniyet personeline teşekkür mesajıyla tamamlandı.

GİRESUNLU PEDALLAR ANTALYA ETABINDA KÜRSÜYÜ TOPLADI Haber

GİRESUNLU PEDALLAR ANTALYA ETABINDA KÜRSÜYÜ TOPLADI

GİRESUNLU PEDALLAR ANTALYA ETABINDA KÜRSÜYÜ TOPLADI Türkiye Kupası 3. Etap Puanlı Yol Yarışları’nda Giresunlu sporcular kadınlar kategorilerinde madalya serisi yakaladı. Giresun Gençlik Spor Kulübü, U15 kadın takım klasmanında da Türkiye şampiyonluğuna ulaştı. Türkiye Bisiklet Federasyonu’nun 2026 faaliyet programındaki Antalya etabının resmî sonuçları, Giresun’un özellikle kadın bisikletinde güçlü bir tablo ortaya koydu. 3 Nisan 2026’daki bireysel zamana karşı yarışlarında U19 Kadınlar’da Duygu Eser altın madalya aldı, Yaren Yaman üçüncü oldu. U15 Kadınlar’da Elif Nihan Yavuz ikincilik elde etti. U13 Kadınlar’da Beyza Nur Kirez üçüncülüğü kazandı. Yol yarışlarında da Giresunlu sporcular kürsüden inmedi. U19 Kadınlar kategorisinde Yaren Yaman ikinci, Duygu Eser üçüncü oldu. Aynı kategoride Hilal Okumuş beşinci, Damla Eser yedinci sırada yer aldı. U15 Kadınlar’da Elif Nihan Yavuz bir kez daha ikinciliği aldı, Nisa Enzel Kirez dördüncü sıraya çıktı. U13 Kadınlar’da Beyza Nur Kirez bronz madalyayla etapı tamamladı. Takım başarısı da Giresun’un hanesine yazıldı. U15 Kadın Takım Klasmanı’nda Giresun Gençlik Spor Kulübü 2:37:26’lık toplam derece ve 25 sıra puanıyla Türkiye şampiyonu oldu. Resmî klasmanda takıma puan getiren isimler Nisa Enzel Kirez, Emine Eslem Karaca ve Fatmagül Kutlu olarak kayda geçti. Bu sonuçlar, Giresun’un altyapıda kurduğu bisiklet düzeninin tesadüf olmadığını bir kez daha gösterdi. Antalya etabında gelen madalyalar ve takım şampiyonluğu, kentin kadın bisikletinde Türkiye ölçeğinde kalıcı bir güç haline geldiğini ortaya koydu.

KÖMÜR, FOSİL YAKITLAR VE NÜKLEER TARTIŞMASI BÜYÜYOR Haber

KÖMÜR, FOSİL YAKITLAR VE NÜKLEER TARTIŞMASI BÜYÜYOR

COP31 ÖNCESİ İKLİM GÜNDEMİ SERTLEŞTİ: KÖMÜR, FOSİL YAKITLAR VE NÜKLEER TARTIŞMASI BÜYÜYOR İklim Ağı’nın Türkiye’ye COP31 öncesi yaptığı “kömürü zirvede bırak” çağrısı, Alpu Termik Santralı kararında çıkan yeni hukuk zaferi, nükleer enerjiye yönelik eleştiriler ve iklim risklerine dair küresel hazırlıksızlık uyarısı, iklim gündemini yeniden sertleştirdi. Yeşil dönüşüm tartışmaları artık yalnızca çevre değil, doğrudan enerji, tarım ve kalkınma politikalarının merkezine yerleşmiş durumda. Türkiye ve dünyada iklim politikalarına ilişkin tartışmalar, son günlerde peş peşe gelen açıklamalar, yargı kararları ve bilimsel uyarılarla yeniden hız kazandı. Özellikle Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği ve başkanlığı sürecine ilişkin yapılan değerlendirmeler, ülkenin iklim politikasında nasıl bir yol haritası izleyeceği sorusunu daha görünür hale getirdi. İklim alanında çalışan 16 sivil toplum kuruluşundan oluşan İklim Ağı, düzenlediği basın toplantısında Türkiye’nin COP31 sürecinde yalnızca teknik bir ev sahibi değil, aynı zamanda güçlü bir siyasi yön belirleyici olması gerektiğini vurguladı. Ağ temsilcileri, Türkiye’nin iklim zirvesine liderlik edecekse bunu önce kendi enerji politikalarında göstermesi gerektiğini belirterek, emisyon azaltımının en kritik adımının adil enerji geçişi çerçevesinde kömürden çıkış iradesi olduğunu ifade etti. İklim Ağı’na göre Türkiye’nin COP31’de üstleneceği rol, yalnızca diplomatik bir organizasyon başarısıyla sınırlı kalmamalı. Katılımcı ve demokratik iklim yönetişimi, iklim adaleti, fosil yakıtlardan çıkışta net siyasi irade ve süreçte şeffaflık ile hesap verebilirlik ilkeleri, Türkiye’nin bu dönemde ortaya koyması beklenen temel başlıklar arasında gösterildi. 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31’in, bu yönüyle yalnızca bir zirve değil, fosil yakıtlardan uzaklaşma konusunda somut yol haritalarının tartışılacağı kritik bir dönüm noktası olması bekleniyor. Türkiye’nin başkanlık ve ev sahipliği rolünü üstleneceği, Avustralya’nın ise müzakereleri yöneteceği bu modelin COP tarihinde ilk kez uygulanacak olması da zirveye ayrı bir önem kazandırıyor. İklim gündemindeki bir diğer dikkat çekici gelişme ise Eskişehir’deki Alpu Termik Santralı projesine ilişkin yargı sürecinde yaşandı. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin açtığı davada Bursa Bölge İdare Mahkemesi, verimli tarım arazilerinin enerji üretim alanı olarak kullanılmasına izin veren işlemleri iptal etti. Karar, yalnızca bir enerji yatırımı tartışması olarak değil, tarım alanlarının korunması ve kamu yararı açısından da önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirildi. Öte yandan Türkiye’nin nükleer enerji hedefleri de yeniden tartışma konusu oldu. Elektrik üretiminde nükleerin payını artırmayı planlayan Türkiye, 2050’ye kadar 20 GW nükleer kapasite hedefliyor. Ancak nükleer politika uzmanı Dr. M. V. Ramana, nükleer enerjinin yüksek maliyetler ve uzun inşaat süreleri nedeniyle iklim krizine gerçekçi bir çözüm sunmadığını savundu. Ramana, özellikle son yıllarda öne çıkarılan Küçük Modüler Reaktörler için dile getirilen daha ucuz, daha hızlı ve daha güvenli olacağı yönündeki iddiaların somut verilerle desteklenmediğini belirtti. Bilim dünyasından gelen son uyarılar da tabloyu ağırlaştırdı. Nature dergisinde yayımlanan bir çalışmada uzmanlar, dünya genelinde iklim değişikliğinin doğuracağı riskleri yetkili ve güncel biçimde ortaya koyan, uluslararası düzeyde koordine edilmiş zorunlu bir küresel risk değerlendirmesinin hâlâ bulunmadığına dikkat çekti. Araştırmacılar, bu eksikliğin hükümetlerin tehdidin gerçek boyutunu küçümsemesine, kaynakları yanlış önceliklendirmesine ve yetersiz önleyici politikalar geliştirmesine yol açabileceği uyarısında bulundu. Tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, iklim krizinin artık yalnızca çevresel bir başlık olmadığı bir kez daha ortaya çıkıyor. Enerji yatırımlarından tarım arazilerine, uluslararası diplomasiden yerel hukuk mücadelelerine kadar uzanan bu geniş alanda, Türkiye’nin COP31 öncesi vereceği mesajların hem içeride hem dışarıda dikkatle izleneceği görülüyor.

GEZMİŞ: “SEFER SAYILARI ARTMALI, GİRESUN’UN ULAŞIM HAKKI GÜÇLENDİRİLMELİ” Haber

GEZMİŞ: “SEFER SAYILARI ARTMALI, GİRESUN’UN ULAŞIM HAKKI GÜÇLENDİRİLMELİ”

ORDU-GİRESUN HAVALİMANI GÜNDEMDE CHP’Lİ MİLLETVEKİLİ ELVAN IŞIK GEZMİŞ: “SEFER SAYILARI ARTMALI, GİRESUN’UN ULAŞIM HAKKI GÜÇLENDİRİLMELİ” Karadeniz Bölgesi’nin önemli ulaşım yatırımlarından biri olan Ordu-Giresun Havalimanı, son dönemde uçuş sayıları ve destinasyon eksikliği tartışmalarıyla yeniden siyasi gündeme taşındı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, havalimanındaki sefer sayılarının yetersiz olduğunu belirterek, bölge halkının ulaşım hakkının güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. “Havalimanımız Komşu Şehirlerin Gölgesinde Kalıyor” Milletvekili Gezmiş yaptığı açıklamada, Ordu-Giresun Havalimanı’nın potansiyeline rağmen yeterince kullanılmadığını ifade ederek, Giresun ve Ordu halkının kendi havalimanını daha aktif kullanabilmesi için yeni düzenlemelerin yapılması gerektiğini vurguladı. Gezmiş açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Ordu-Giresun Havalimanımız komşu şehirlerin gölgesinde kalıyor. Hemşehrilerimiz kendi havaalanımızdan seyahat edebilmelidir. Sefer sayıları yetersiz, destinasyonlar eksiktir.” GURBETÇİ YOĞUNLUĞU VURGUSU Bölgedeki gurbetçi nüfusuna dikkat çeken CHP’li milletvekili, özellikle Avrupa’da yaşayan Karadenizli vatandaşların memleketlerine ulaşımını kolaylaştıracak doğrudan uçuşların artırılması gerektiğini dile getirdi. Gezmiş, Almanya başta olmak üzere gurbetçilerin yoğun olarak yaşadığı ülkelere direkt uçuş sayılarının artırılmasının hem bölge ekonomisine hem de turizme katkı sağlayacağını belirtti. Yeni Destinasyon Talebi Milletvekili Gezmiş, Ordu-Giresun Havalimanı’ndan talep gören bazı hatlara doğrudan uçuşların başlatılması gerektiğini belirterek şu önerileri sıraladı: Antalya’ya direkt uçuşlar Çukurova Havalimanı bağlantıları Öğrencilerin yoğun bulunduğu Kuzey Kıbrıs’a düzenli seferler Gezmiş, özellikle yaz sezonu öncesinde bu adımların atılmasının önemine dikkat çekerek, “Giresunlu hemşehrilerimizin ulaşım hakkı ihmal edilmemeli” dedi. YAZ UÇUŞ PROGRAMI TARTIŞMA YARATTI Ordu-Giresun Havalimanı ile ilgili tartışmaların artmasında 2026 yaz uçuş programı da etkili oldu. Bölgedeki iş dünyası temsilcileri ve bazı sivil toplum kuruluşları, yaz sezonunda Antalya ve İzmir gibi yoğun talep gören destinasyonlara yeterli uçuş planlanmamasını eleştirdi. Uzmanlar, bu durumun özellikle turizm ve gurbetçi trafiği açısından bölge için önemli bir eksiklik oluşturduğunu belirtiyor. KARADENİZ’DE YATIRIM DENGESİ TARTIŞMASI Öte yandan Karadeniz Bölgesi’nde planlanan yeni havalimanı yatırımları da tartışmayı büyüttü. Özellikle Trabzon’a ikinci havalimanı yapılması planı, bölgede yatırım dengesi konusunda yeni değerlendirmeleri beraberinde getirdi. Bazı çevreler, yeni yatırımlar yerine mevcut havalimanlarının uçuş ağının genişletilmesi ve altyapısının güçlendirilmesi gerektiğini savunuyor. AVRUPA’NIN DENİZ ÜZERİNE KURULU İLK HAVALİMANI 2015 yılında hizmete giren Ordu-Giresun Havalimanı, deniz üzerine inşa edilen Avrupa’daki ilk havalimanı olma özelliğini taşıyor. Yıllık yaklaşık 3 milyon yolcu kapasitesine sahip olan havalimanı, Karadeniz’de ulaşım altyapısının güçlenmesi açısından stratejik bir yatırım olarak değerlendiriliyor. Resmî verilere göre havalimanı açıldığı günden bu yana 8 milyondan fazla yolcuya hizmet verdi. Ancak bölge halkı, potansiyeline rağmen uçuş sayısının sınırlı olmasının havalimanının etkin kullanımını engellediğini ifade ediyor. BÖLGE HALKI YENİ SEFERLER BEKLİYOR Sivil toplum kuruluşları ve yerel iş dünyası temsilcileri, yaz sezonu öncesinde uçuş ağının genişletilmesi ve yeni destinasyonların eklenmesi halinde Ordu-Giresun Havalimanı’nın hem bölge ekonomisine hem de turizme önemli katkı sağlayacağını belirtiyor. CHP’li Milletvekili Elvan Işık Gezmiş’in açıklamasıyla birlikte havalimanındaki uçuş planlaması ve yeni hat talepleri, önümüzdeki günlerde siyasi ve kamuoyu gündeminde daha fazla tartışılacağa benziyor.

Türk Çam Balı Premium Lige Yükseliyor: 24 Aylık Ar-Ge Hamlesi Başlıyor Haber

Türk Çam Balı Premium Lige Yükseliyor: 24 Aylık Ar-Ge Hamlesi Başlıyor

Türkiye Çam Balı Küresel Değer Zincirinde Hak Ettiği Konuma Taşınacak Türk Çam Balını Manuka Balına Rakip Yapacak Proje Hayata Geçiyor Türk Çam Balı Premium Lige Yükseliyor: 24 Aylık Ar-Ge Hamlesi Başlıyor Türk Çam Balı, Manuka Balının Tahtına Göz Dikti Türkiye, 100 bin tona yaklaşan üretimiyle dünyanın en büyük ikinci bal üreticisi konumunda. Çam balında ise yüzde 90’lık payla dünya üretiminin büyük bölümünü karşılıyor. Ancak üretimdeki bu güç, ihracata aynı ölçüde yansımıyor. Türkiye 33,5 milyon dolarlık tutarla bal ihracatında dünya sıralamasında 18’inci sırada yer alıyor. Türk bal sektörü, ihracatta da dünya genelinde ilk üç ülke arasında yer almak için “Türkiye Çam Balının Uluslararası Pazarda Rekabet Gücünü Artmak” isimli AR-GE Projesi kolları sıvadı. Bal ihracatında Türkiye lideri olan Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği, 24 ay süreli projeyi Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü’yle gerçekleştirmek için harekete geçti. İhracatta 250 milyon dolarlık potansiyele sahibiz Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü’yle konuyu görüştüklerini ve destek sözü aldıklarını dile getiren Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Bedri Girit, Türkiye’nin 100 bin tona yaklaşan bal üretimiyle 33,5 milyon dolarlık ihracat rakamından çok daha fazlasını hak ettiğini vurguladı. Türkiye’nin bal ihracatında ortalama fiyatın 3,9 dolar olduğu bilgisini veren Girit, “Dünyada üretimde ikinci sıradayız, ancak ihracatta 18’inci sırada yer alıyoruz. Üretim gücü ile ihracat geliri arasındaki bu makas artık kapanmak zorunda. Çin 265 milyon dolar, Yeni Zelanda 250 milyon dolarlık bal ihraç ediyor. Biz de bal ihracatımızı 250 milyon dolarla bu ülkelerin seviyesine çıkmak istiyoruz. İhracatımız arttığında arıcılık sektörümüzde zincirin tüm halkaları bu refahtan payını alacak” şeklinde konuştu. Kalpaklıoğlu: “Çam balı bilimsel olarak yeterince tanımlanmamış” Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Nedim Kalpaklıoğlu, Türkiye’de Muğla başta olmak üzere, Aydın, Antalya, Balıkesir, İzmir, Manisa ve Çanakkale illerinde yıllık 25 bin ton çam balı üretildiğini çam balının uluslararası pazarda düşük fiyatla konumlanmasının temel nedeninin bilimsel altyapı eksikliği olduğunu söyledi. Kalpaklıoğlu, çam balına özgü biyoaktif ve marker bileşenlerin yeterince tanımlanmadığını, uluslararası kabul görmüş standardizasyon ve sınıflandırma sisteminin bulunmadığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: “Çam balında bulunan protokateşik asit, alfa-pinen ve beta-pinen gibi bileşenler yüksek biyolojik potansiyele sahip. Ancak bu potansiyel bilimsel yayınlarla ve uluslararası referanslarla desteklenmediği sürece ürün premium segmente taşınamıyor.” Hedef: 3,9 dolardan Premium Segmente geçme “Türkiye Çam Balının Uluslararası Pazarda Rekabet Gücünü Artmak” isimli AR-GE Projesinin nihai hedefinin, Türkiye çam balını yüksek katma değerli ve rekabetçi bir ihracat ürünü haline getirmek olduğunun altını çizen Kalpaklıoğlu sözlerini şöyle sürdürdü; “Bilimsel olarak standardize edilmiş, fonksiyonel ve terapötik potansiyeli kanıtlanmış, uluslararası pazarda premium segmentte konumlanan Türkiye, üretim gücünü artık değer gücüyle buluşturmak zorundadır. Çam balı, doğru bilimsel altyapı ve stratejik konumlandırma ile küresel pazarda hak ettiği yere ulaşabilecek potansiyele sahiptir. Hedef: 3,9 dolardan premium segmente geçmek. Manuka balıyla rekabet edecek seviyeye çıkarmak.” Balın kalitesini ve özgünlüğünü belirleyen temel unsurlardan birisi olan Protokateşik Asit (PCA) varlığının Türk çam balının en önemli biyoaktif marker bileşenlerinden biri olduğu bilgisini de veren Kalpaklıoğlu, projede çam balının Protokateşik Asit (PCA) varlığının ortaya konulacağını vurguladı. Kalpaklıoğlu, “Türk Çam Balının: Kimyasal olarak standardizasyonu, Otantik ürün doğrulaması, Fonksiyonel gıda olarak konumlandırılması, Uluslararası bilimsel ve ticari değerinin artırılması açısından kritik bir bilimsel gelişmedir. Bu bulgu, Türk Çam Balının yalnızca geleneksel bir doğal ürün değil, aynı zamanda güçlü biyoaktif bileşenler içeren bilimsel temelli bir fonksiyonel gıda olduğunu göstermektedir” diyerek sözlerini noktaladı. 24 Aylık Ar-Ge Yol Haritası Planlanan proje kapsamında: Çam balına özgü biyoaktif ve marker bileşiklerin ileri analiz yöntemleriyle tanımlanması Canlı organizmada (in vivo) veya laboratuvar ortamında (in vitro) biyolojik etkinlik testlerinin yapılması Kimyasal yapı–biyolojik aktivite ilişkisinin ortaya konması Marker bileşiklere dayalı bilimsel sınıflandırma sistemi geliştirilmesi En az 10 SCI makale ve 15 uluslararası bilimsel sunum hedefleniyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.