Hava Durumu

#Anayasa

giresunsonhaber - Anayasa haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Anayasa haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

TAŞGÖZ: “MİLLETİN SESİ DUYULMALI, ÜRETEN TÜRKİYE YENİDEN İNŞA EDİLMELİDİR” Haber

TAŞGÖZ: “MİLLETİN SESİ DUYULMALI, ÜRETEN TÜRKİYE YENİDEN İNŞA EDİLMELİDİR”

TAŞGÖZ: “MİLLETİN SESİ DUYULMALI, ÜRETEN TÜRKİYE YENİDEN İNŞA EDİLMELİDİR” İYİ Parti Giresun İl Başkanı İnan Taşgöz, haftalık gündem değerlendirmesinde eğitimden ekonomiye, tarımdan dış politikaya, genç işsizliğinden terörle mücadeleye kadar birçok başlıkta dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin zorlu bir süreçten geçtiğini belirten Taşgöz, vatandaşın temel gündeminin geçim sıkıntısı, adalet arayışı, eğitimde yaşanan sorunlar ve gençlerin gelecek kaygısı olduğunu söyledi. Taşgöz, “Milletin sesi duyulmalı, vatandaşın talepleri görmezden gelinmemelidir. Türkiye’nin yeniden güçlü, adil ve üreten bir ülke haline gelmesi için devlet aklıyla, liyakatle ve millet iradesini esas alan bir anlayışla hareket edilmelidir” dedi. “MİLLETİN TALEPLERİ GÖRMEZDEN GELİNEMEZ” Demokratik yönetimlerde millet iradesinin her şeyin üzerinde olduğunu vurgulayan Taşgöz, vatandaşların yaşadığı ekonomik ve sosyal sorunların artık ertelenemez hale geldiğini ifade etti. Taşgöz, “Vatandaş geçim derdindedir. Emekli, memur, asgari ücretli, esnaf, çiftçi ve gençler geleceğe kaygıyla bakmaktadır. Adalet duygusunun zedelendiği, fırsat eşitsizliklerinin büyüdüğü, hayat pahalılığının her haneyi etkilediği bir tabloda devlet yönetiminin temel görevi milletin huzurunu, güvenliğini ve refahını sağlamaktır” diye konuştu. EĞİTİMDE MİLLİ KİMLİK VE KALİTE VURGUSU Eğitim sistemine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Taşgöz, eğitimin yalnızca diploma veren bir süreç olarak görülmemesi gerektiğini belirtti. Eğitimin aynı zamanda milli kimliği, ahlaki değerleri, bilimsel düşünceyi ve çağın gereklerine uygun donanımı birlikte kazandırması gerektiğini söyledi. Taşgöz, “Eğitim, günlük siyasi tartışmaların konusu olmaktan çıkarılmalıdır. Çocuklarımızı hem milli ve manevi değerlerine bağlı hem de çağın gereklerine uygun şekilde yetiştirecek bir eğitim anlayışına ihtiyaç vardır. Aileler eğitim maliyetleri altında ezilmekte, öğretmenlerimiz ise hak ettikleri değeri görememektedir. Eğitimde kalite, fırsat eşitliği ve liyakat esas alınmalıdır” ifadelerini kullandı. “GENÇLER GELECEĞİNİ BAŞKA ÜLKELERDE ARIYOR” Türkiye’nin en önemli meselelerinden birinin gençlerin umutsuzluğu olduğunu dile getiren Taşgöz, üniversite mezunlarının iş bulmakta zorlandığını, çalışan gençlerin ise geçim sıkıntısı nedeniyle gelecek planı yapamadığını söyledi. Taşgöz, “Gençlerimiz geleceklerini başka ülkelerde aramak zorunda kalıyorsa burada hepimizin düşünmesi gerekir. Bu durum yalnızca ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda aidiyet duygusunu zayıflatan ve toplumsal güven bunalımını derinleştiren ciddi bir meseledir. Türkiye’nin yetişmiş insan kaynağını kaybetme lüksü yoktur” dedi. DIŞ POLİTİKADA “DEVLET AKLI” ÇAĞRISI Dış politikanın günlük gelişmelere ve kısa vadeli hesaplara göre şekillenmemesi gerektiğini vurgulayan Taşgöz, Türkiye’nin dış ilişkilerinde devlet geleneğini, milli çıkarları ve öngörülebilirliği esas alması gerektiğini belirtti. Taşgöz, “Türkiye; Karadeniz’den Kafkasya’ya, Türk dünyasından Ön Asya coğrafyasına kadar geniş bir bölgede güçlü, saygın ve kararlı bir dış politika izlemek zorundadır. Dış politikada devlet aklı, milli çıkar ve tutarlılık esastır” diye konuştu. EKONOMİDE HAYAT PAHALILIĞI TEPKİSİ Açıklamasında ekonomik sorunlara geniş yer veren Taşgöz, vatandaşların en önemli gündeminin geçim sıkıntısı olduğunu söyledi. Market fiyatları ile vatandaşın alım gücü arasındaki farkın her geçen gün büyüdüğünü belirten Taşgöz, ekonominin yalnızca rakamlardan ibaret olmadığını ifade etti. Taşgöz, “Ekonomi, sadece tablolarla ve rakamlarla açıklanamaz. Ekonomi, pazara çıkan emeklinin cebindeki paradır. Çocuğuna okul masrafı yapan ailenin yüküdür. Dükkânını ayakta tutmaya çalışan esnafın mücadelesidir. Tarlasını işlemek isteyen çiftçinin maliyetidir. Bugün vatandaşımız ağır ekonomik şartlar altında yaşam mücadelesi vermektedir” dedi. “ÜRETEN TÜRKİYE MECBURİYETTİR” Türkiye’nin üretim gücünün yeniden ayağa kaldırılması gerektiğini belirten Taşgöz, yüksek faiz, finansman maliyetleri ve ekonomik belirsizliklerin sanayiciyi, girişimciyi, ihracatçıyı ve üreticiyi olumsuz etkilediğini söyledi. Taşgöz, “Üreten Türkiye bir tercih değil, mecburiyettir. Sanayicinin, girişimcinin, ihracatçının ve çiftçinin önünü görebildiği bir ekonomik yapı kurulmalıdır. Yerli üretim ve milli sanayi gerçekçi politikalarla desteklenmeli, üretim ekonomisi yeniden inşa edilmelidir” ifadelerini kullandı. FINDIK ÜRETİCİSİNİN SORUNLARINA DİKKAT ÇEKTİ Giresun ekonomisinin temel unsurlarından biri olan fındık konusunda da değerlendirmelerde bulunan Taşgöz, üreticinin artan maliyetler karşısında zor durumda kaldığını belirtti. Gübre, ilaç, işçilik ve bakım giderlerindeki yükselişin fındık üreticisini ciddi biçimde etkilediğini söyledi. Taşgöz, “Fındık üreticisi alın terinin karşılığını almak zorundadır. Giresun için fındık yalnızca bir tarım ürünü değil, aynı zamanda geçim kaynağı, kültür ve ekonomik omurgadır. Tarım sadece ekonomik bir faaliyet olarak görülemez. Gıda güvenliği ve milli güvenlik açısından da stratejik öneme sahiptir” dedi. BEYİN GÖÇÜ UYARISI Genç işsizliği ve beyin göçünün Türkiye açısından ciddi bir tehdit haline geldiğini ifade eden Taşgöz, üniversite mezunlarının önemli bir bölümünün kendi alanlarında istihdam edilemediğini söyledi. Taşgöz, “Türkiye’nin yetişmiş insan kaynağını kaybetmeye tahammülü yoktur. Gençlerimizin kendi ülkelerinde umutla yaşayabilecekleri, çalışabilecekleri ve üretebilecekleri şartlar oluşturulmalıdır. Beyin göçünü durdurmanın yolu gençlere güven vermek, liyakati hâkim kılmak ve adil istihdam imkânları sağlamaktır” diye konuştu. TERÖRLE MÜCADELE VE ANAYASA TARTIŞMALARI Terörle mücadelenin siyasi tartışmaların üzerinde milli bir mesele olduğunu belirten Taşgöz, bu konuda herhangi bir tavzin millet vicdanında kabul görmeyeceğini ifade etti. Anayasa tartışmalarına da değinen Taşgöz, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerinin korunması gerektiğini söyledi. Taşgöz, “Terörle mücadele, hiçbir siyasi hesabın konusu yapılamaz. Bu konuda tavizsiz, kararlı ve milli bir duruş sergilenmelidir. Anayasa tartışmaları yürütülürken Türkiye Cumhuriyeti’nin temel nitelikleri, üniter devlet yapısı ve milli birlik anlayışı korunmalıdır” dedi. “CUMHURİYETİMİZİN İKİNCİ YÜZYILINDA GÜÇLÜ TÜRKİYE HEDEFİ” Açıklamasının sonunda birlik ve beraberlik mesajı veren İYİ Parti Giresun İl Başkanı İnan Taşgöz, Türkiye’nin adaletin güçlendiği, liyakatin esas alındığı, üretimin desteklendiği ve gençlerin umutla geleceğe baktığı bir ülke olması gerektiğini vurguladı. Taşgöz, “Türk milleti büyüktür. Türk devleti güçlüdür. Cumhuriyetimiz ebedidir. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında hedefimiz; adaletin, liyakatin, üretimin ve milli birliğin hâkim olduğu güçlü bir Türkiye olmalıdır” ifadeleriyle açıklamasını tamamladı.

TANDOĞAN’DA BAYRAK SELİ:  GİRESUN TEŞKİLATI ANKARA’YA MİLLİ İRADE MÜHRÜ VURDU Haber

TANDOĞAN’DA BAYRAK SELİ: GİRESUN TEŞKİLATI ANKARA’YA MİLLİ İRADE MÜHRÜ VURDU

TANDOĞAN’DA BAYRAK SELİ: GİRESUN TEŞKİLATI ANKARA’YA MİLLİ İRADE MÜHRÜ VURDU İYİ Parti Giresun İl Başkanı İnan Taşgöz, Ankara Tandoğan’daki “Bayrak Açıyorum” mitinginin ardından yaptığı açıklamada, Giresun teşkilatlarının meydandaki duruşunu “Müdafaa-i Hukuk ruhu” olarak nitelendirdi. Taşgöz, “Topal Osman Ağaların evlatları olarak Ankara’da milli irade duvarı ördük” dedi. ANKARA / GİRESUN — İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun çağrısıyla Ankara Tandoğan Meydanı’nda düzenlenen “Bayrak Açıyorum” mitingi, siyaset gündeminde geniş yankı uyandırdı. Ulusal basına yansıyan bilgilere göre mitingde alan Türk bayraklarıyla dolarken, parti bayrağı kullanılmaması dikkat çekti; Cumhuriyet gazetesi, mitinge yaklaşık 100 bin yurttaşın katıldığını aktardı. Mitinge İYİ Parti yöneticileri ve teşkilatlarının yanı sıra Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner ve bazı CHP milletvekillerinin de katıldığı bildirildi. T24’ün ANKA kaynaklı haberinde ise Dervişoğlu’nun Tandoğan konuşmasında “Bütünleşik Muhalefet” vurgusu yaptığı ve meydan siyaseti üzerinden yeni bir muhalefet hattı tarif ettiği aktarıldı. Giresun Teşkilatı Meydanda Saf Tuttu Miting sonrası gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan İYİ Parti Giresun İl Başkanı İnan Taşgöz, Giresun teşkilatlarının Tandoğan’daki varlığını yalnızca bir parti katılımı olarak değil, tarihî ve millî bir duruş olarak tarif etti. Taşgöz, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Terör baronlarına Meclis kürsüsünü peşkeş çekmeye yeltenen gaflet erbabına karşı, Topal Osman Ağaların evlatları olarak Ankara’da milli irade duvarı ördük.” Giresun’dan Ankara’ya uzanan katılımı “vatan aşkıyla yollara düşen teşkilat iradesi” olarak nitelendiren Taşgöz, ilçe başkanlarına, kadın kollarına, gençlik kollarına ve mitinge katılan partililere teşekkür etti. “Müsavat Dervişoğlu, Şer Odaklarına Karşı İstiklal Sesidir” İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu’nun miting konuşmasında millî birlik, Cumhuriyet, hukuk devleti ve üniter yapı başlıklarını öne çıkardığı görüldü. İYİ Parti’nin resmî duyurusunda Dervişoğlu’nun miting çağrısı; haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe, çözülmeye ve Cumhuriyet karşıtı girişimlere karşı “bayrak açma” söylemiyle çerçevelenmişti. Bu hattı Giresun teşkilatı adına sahiplenen Taşgöz, Genel Başkan Dervişoğlu’nun Tandoğan’daki çıkışını şu sözlerle değerlendirdi: “Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, Ötüken’den Malazgirt’e, Çanakkale’den Cumhuriyet’e uzanan o sarsılmaz milli şuurun gür sesi olarak haykırmıştır.” Taşgöz, Dervişoğlu’nun siyasi duruşunu “istiklal sesi” olarak tanımlayarak şunları kaydetti: “Liderimizin şer odaklarına ve saray entrikalarına karşı Meclis’te fırlattığı o ilmek, bugün Tandoğan’da milyonların yeminiyle milli bir iradeye dönüşmüştür.” Tandoğan’da Mesaj: Parti Değil, Bayrak Öne Çıktı Ulusal basında mitingin en çok dikkat çeken yönlerinden biri, meydanda parti sembollerinden çok Türk bayrağının öne çıkarılması oldu. Cumhuriyet’in haberine göre Dervişoğlu, konuşmasında Tandoğan’da “parti, hizip ve şahsi hesap” olmadığını, meydanda “sadece Türkiye” bulunduğunu söyledi. Taşgöz de açıklamasında bu vurguyu Giresun teşkilatı üzerinden genişletti. Ona göre Tandoğan’da açılan bayrak, yalnızca bir miting sembolü değil; Cumhuriyet, üniter devlet, sosyal adalet ve ekonomik itirazın ortak adıydı. “Harun Gibi Gelip Karunlaşanların Saltanatına Başkaldırıyoruz” Taşgöz, açıklamasında yalnızca güvenlik ve millî birlik başlıklarına değil; emekli, işçi, esnaf ve fındık üreticisinin yaşadığı ekonomik sıkıntılara da dikkat çekti. Yerel basında daha önce de Taşgöz’ün hukuk, demokrasi ve ekonomik kriz arasında doğrudan bağ kurduğu; Giresun’da fındık üreticisi, esnaf ve emeklilerin sorunlarını gündeme taşıdığı görülmüştü. Yeni Giresun’un haberinde Taşgöz’ün “Demokrasi sarsılırsa ekmek küçülür” değerlendirmesi ve Giresun’daki ekonomik sıkıntılara ilişkin açıklamaları yer almıştı. Tandoğan sonrası açıklamasında bu çizgiyi sertleştiren Taşgöz, meydanda açılan dev Türk bayrağını şu sözlerle tarif etti: “Anayasa’mızın ilk dört maddesine göz diken, üniter devlet yapımızı çatlatmak isteyen hainlere karşı sarsılmaz bir kalkan; Gazi Meclis’in kutsiyetini terörün gölgesiyle kirletmek isteyenlere karşı çekilmiş bir adalet kılıcı; ekonomik buhran altında inim inim inleyen emeklimizin, fındık üreticimizin, işçimizin ve esnafımızın ahını sormak için kaldırılmış helal bir isyan bayrağıdır.” Taşgöz, İYİ Parti’nin millî güvenlik hassasiyetini sosyal adalet vurgusuyla birlikte ele aldığını belirterek şu mesajı verdi: “Harun gibi gelip Karunlaşanların dünyevi saltanatına karşı; hakkı, hukuku ve adaleti savunan Giresun’un bu yiğit evlatları var olduğu sürece, ne teröre geçit vereceğiz, ne de şanlı al bayrağımız göklerden inecektir.” “Giresun Teşkilatı Bu Ülkenin Manevi Sigortasıdır” İYİ Parti Giresun teşkilatında son dönemde yeniden yapılanma ve kongre süreci de dikkat çekmişti. Yerel basına göre İnan Taşgöz, İYİ Parti Giresun İl Başkanlığı seçiminde yeniden başkan seçilerek güven tazeledi; Giresun Öncü Gazetesi, kongrede Taşgöz’ün mevcut başkan olarak seçimi kazandığını ve teşkilatın yeni dönemde daha güçlü çalışacağı mesajı verdiğini aktardı. Tandoğan’daki katılımı bu teşkilat iradesinin sahadaki karşılığı olarak değerlendiren Taşgöz, Giresun’dan Ankara’ya giden partililere şöyle seslendi: “Sizler bu davanın çimentosu, bu toprakların manevi sigortasısınız.” Taşgöz’e göre Giresun teşkilatının Tandoğan’daki duruşu, Karadeniz’in tarihî direniş hafızasıyla Cumhuriyet’in kurucu değerlerini aynı çizgide buluşturdu. “Kutlu Yürüyüşümüz Başlamıştır” Açıklamasının sonunda sert ve kararlı bir siyasi mesaj veren Taşgöz, Tandoğan mitinginin yalnızca bir günle sınırlı kalmayacağını, İYİ Parti açısından yeni bir mücadele döneminin işareti olduğunu söyledi. Taşgöz, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “Ne saray barikatları ne de Kandil’in kirli hesapları inanmış sineler karşısında duramayacaktır. Kutlu yürüyüşümüz başlamıştır. Sefer bizden, zafer Allah’tandır. Ne Mutlu Türk’üm Diyene!”

EMİNE ŞENEL: “HUKUK HERKES İÇİNDİR” Haber

EMİNE ŞENEL: “HUKUK HERKES İÇİNDİR”

29 EKİM KADINLARI DERNEĞİNDEN MUTLAK BUTLAN KARARINA TEPKİ EMİNE ŞENEL: “HUKUK HERKES İÇİNDİR” “HALKIN SİYASAL İRADESİNİN YERİNE MAHKEME KARARI GEÇİRİLEMEZ” 29 Ekim Kadınları Derneği Giresun Şube Başkanı Emine Şenel, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin mutlak butlan kararına tepki gösterdi. Şenel, “Siyasal partilerin yönetimi adliye mahkemelerinin kararlarıyla değil, ancak üyelerinin ve halkın özgür iradesiyle belirlenebilir” dedi. 29 Ekim Kadınları Derneği Giresun Şube Başkanı Emine Şenel, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin verdiği mutlak butlan kararına sert tepki gösterdi. Şenel, kararın yalnızca bir siyasi partiye yönelik hukuki işlem olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, “Hukuk, herkes içindir” mesajı verdi. “BU KARAR YALNIZCA BİR SİYASAL PARTİYE YÖNELİK HUKUKİ BİR KARAR DEĞİLDİR” Emine Şenel, kararın demokrasi, seçme ve seçilme hakkı ile yurttaş iradesi bakımından daha geniş sonuçlar doğurduğunu vurguladı. Şenel, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin verdiği mutlak butlan kararı, yalnızca bir siyasal partiye yönelik hukuki bir karar değildir.” “SİYASAL PARTİLER DEMOKRATİK REJİMİN VAZGEÇİLMEZ UNSURLARIDIR” Siyasi partilerin halk iradesinin örgütlü biçimde siyasal yaşama yansımasının temel araçları olduğunu belirten Şenel, parti içi işleyişe yapılacak müdahalelerin yalnızca o partinin üyelerini ilgilendirmediğini söyledi. Şenel, “Siyasal partiler, demokratik rejimin vazgeçilmez unsurlarıdır. Halkın iradesinin örgütlü biçimde siyasal yaşama yansımasının temel araçlarıdır” dedi. Partilerin kurultay süreçlerine yapılacak müdahalelerin doğrudan demokrasiyi hedef aldığını belirten Şenel, “Bu nedenle siyasal partilerin iç işleyişine, yönetimlerine ve kurultay süreçlerine yapılacak her müdahale, yalnızca o partinin üyelerini değil, doğrudan doğruya demokrasiyi, seçme ve seçilme hakkını ve yurttaş iradesini ilgilendirir” ifadelerini kullandı. “SEÇİM SÜREÇLERİNDE KESİN KARAR YETKİSİ YSK’YA AİTTİR” Şenel, Anayasa’nın 79. maddesine dikkat çekerek seçimlerin Yüksek Seçim Kurulu’nun yönetim ve denetimi altında yapıldığını hatırlattı. “Anayasa’nın 79. maddesi açık ve kesindir” diyen Şenel, “Seçimler, Yüksek Seçim Kurulu’nun yönetim ve denetimi altında yapılır. Seçim süreçlerine ilişkin itirazları inceleme ve kesin karara bağlama yetkisi YSK’ya aittir. YSK kararları kesindir” açıklamasını yaptı. Şenel, siyasi partilerin kapatılması sürecine ilişkin anayasal çerçeveyi de hatırlatarak, “Siyasal partilerin kapatılması ise ancak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından karara bağlanabilir” dedi. “ADLİ YARGI PARTİ YÖNETİMLERİNİ YENİDEN ŞEKİLLENDİREMEZ” Emine Şenel, asliye hukuk mahkemeleri ve adli yargı mercilerinin siyasi partilerin demokratik işleyişini belirleme yetkisine sahip olmadığını vurguladı. Şenel, “Asliye Hukuk Mahkemeleri ve adli yargı mercileri, siyasal partilerin demokratik işleyişini belirleme, kurultay iradesini ortadan kaldırma ya da parti yönetimlerini yargı kararlarıyla yeniden şekillendirme yetkisine sahip değildir” ifadelerini kullandı. Siyasi partilerin dernekler ve özel hukuk tüzel kişileriyle aynı çerçevede değerlendirilemeyeceğini belirten Şenel, “Bu mahkemelerin görev alanı, Medeni Kanun çerçevesinde kurulmuş dernekler ve özel hukuk tüzel kişileriyle sınırlıdır. Siyasal partiler ise anayasal güvence altında bulunan, demokratik rejimin kurucu unsurlarıdır” dedi. “KARAR AÇIK BİR ANAYASA İHLALİ NİTELİĞİNDEDİR” Şenel, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin kararını anayasal çerçeve bakımından eleştirdi. Kararın açık bir anayasa ihlali niteliği taşıdığını belirten Şenel, “Bu bağlamda Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin kararı, açık bir anayasa ihlali niteliğindedir” ifadelerini kullandı. “HALKIN SİYASAL İRADESİNİN YERİNE MAHKEME KARARI GEÇİRİLEMEZ” Şenel, siyasi partilerin yönetiminin mahkeme kararlarıyla değil, üyelerin ve halkın iradesiyle belirlenebileceğini vurguladı. Şenel, “Siyasal partilerin yönetimi adliye mahkemelerinin kararlarıyla değil, ancak üyelerinin ve halkın özgür iradesiyle belirlenebilir. Hiçbir mahkeme kararı, halkın siyasal iradesinin yerine geçirilemez” dedi. “DEMOKRATİK REJİME VE HUKUK DEVLETİNE SAHİP ÇIKMAK TARİHSEL SORUMLULUKTUR” Emine Şenel, kararın etkisinin yalnızca Cumhuriyet Halk Partisi ile sınırlı olmadığını belirtti. Şenel, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Bu karar, yalnızca Cumhuriyet Halk Partisi’ni değil; bütün siyasal partileri, sivil toplum kuruluşlarını ve yurttaşların örgütlenme özgürlüğünü yok saymaktadır. Demokratik rejime, hukuk devletine ve yurttaş iradesine sahip çıkmak bugün, yöneten ve yönetilen hepimizin tarihsel sorumluluğudur.”

Özgür Özel’den 'sandığı getirin' çağrısı... Sandık sandık kazanacağız Haber

Özgür Özel’den 'sandığı getirin' çağrısı... Sandık sandık kazanacağız

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Grup Toplantısı’nda gündemde olan ara seçim ve erken seçim tartışmalarına dair sert açıklamalarda bulundu. ANKARA (İGFA) - CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM'deki Grup Toplantısı’nda gerçekleştirdiği konuşmada, erken seçim ve ara seçim tartışmalarıyla ilgili çarpıcı değerlendirmeler yaptı. Anayasa'daki ara seçim hükümlerine işaret eden Özel, bazı seçim bölgelerinde milletvekilliği boşluklarının bulunduğunu iddia ederek, bu bölgelerde seçimlerin gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladı. “Ara seçim anayasal bir zorunluluktur” ifadesini kullanan Özgür Özel, iktidarın sandıktan çekindiğini savundu. AK Parti ve MHP'ye yönelik eleştirilerini sürdüren CHP Genel Başkanı Özgür Özel, geçmişteki siyasi liderlerin sandıktan kaçmadığını hatırlatarak, mevcut yönetimin de halkın iradesiyle yüzleşmesi gerektiğini belirtti. “Millet bizden bu adımı bekliyor” diyen Özel, ara seçim için tüm şartların tamamlandığını savunarak, “Hodri meydan” sözleriyle iktidara çağrıda bulundu. Kapsamlı bir ara seçim yapılması durumunda her türlü demokratik sürece hazır olduklarını ifade etti. Özel, konuşmasını partilerinin seçim takvimine her şartta hazır olduğunu vurgulayarak, “Sandık sandık kazanacağız” sözleriyle noktaladı. Genel Başkanımız Özgür Özel, partimizin TBMM grup toplantısında konuşuyor. https://t.co/oU6Nqo6d5b — CHP ???????? (@herkesicinCHP) April 21, 2026

Anayasa Mahkemesi 'aykırılık' bulmadı! Nüfusu 2 bin altına düşen belediyeler köye dönüştürülebilecek Haber

Anayasa Mahkemesi 'aykırılık' bulmadı! Nüfusu 2 bin altına düşen belediyeler köye dönüştürülebilecek

Anayasa Mahkemesi, nüfusu 2 binin altına düşen belediyelerin köye dönüştürülmesini öngören düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığına hükmetti. ANKARA (İGFA) - Anayasa Mahkemesi, 7551 sayılı Kanun’la 5393 sayılı Belediye Kanunu’nda yapılan ve nüfusu 2 binin altına düşen belediyelerin köye dönüştürülmesini öngören düzenlemeye ilişkin iptal başvurusunu karara bağladı. Yüksek Mahkeme, söz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına hükmederek iptal talebini reddetti. Başvuruda, düzenlemenin kamu yararına aykırı olduğu, küçük yerleşim yerlerinde nüfus kaybını artırabileceği ve idari yapıların sık değişmesinin hukuki belirlilik ilkesini zedelediği ileri sürülmüştü. Mahkeme ise değerlendirmesinde, belediyelerin kurulması veya tüzel kişiliklerinin kaldırılmasının kanun ya da Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yapılmasının anayasal bir zorunluluk olduğuna dikkat çekti. Bu kapsamda, nüfusu 2 binin altına düşen belediyelerin köye dönüştürülmesine ilişkin düzenlemenin Anayasa’ya aykırı bir yön taşımadığı belirtildi. Kararda ayrıca, düzenlemenin mahallî idarelerin özerkliğini zedelemediği vurgulandı. Belediyelerin tüzel kişiliklerinin kaldırılması halinde, mevcut seçim döneminin sonuna kadar halk iradesinin korunduğu ve yeni dönemde seçmenlerin köy tüzel kişiliği kapsamında yeniden seçim yapabildiği ifade edildi. Anayasa Mahkemesi, kanun koyucunun yerel yönetimlerin yapısını belirleme konusunda takdir yetkisine sahip olduğuna işaret ederek, söz konusu düzenlemenin daha etkin ve verimli kamu hizmeti sağlama amacı taşıdığını ve kamu yararı ilkesine aykırı olmadığını değerlendirdi. Bu gerekçelerle Mahkeme, kuralın hukuk devleti ilkesi ile mahalli idarelerin özerkliğiyle çelişmediğine karar verdi.

GİRESUN’DA KADIN EMEĞİ SAHADA: SÜPÜRGEDE EŞİTLİK TARTIŞMASI Haber

GİRESUN’DA KADIN EMEĞİ SAHADA: SÜPÜRGEDE EŞİTLİK TARTIŞMASI

GİRESUN’DA KADIN EMEĞİ SAHADA: SÜPÜRGEDE EŞİTLİK TARTIŞMASI Giresun’da belediye bünyesinde sokak temizliğinde çalışan kadın işçiler üzerinden büyüyen tartışma, tek bir soruya dayanıyor: Bu tablo fırsat eşitliğinin sonucu mu, yoksa görev dağılımında görünmeyen bir adaletsizliğin işareti mi? Eldeki veriler, kesin hüküm için yetersiz; ancak mevzuat ve uluslararası literatür, hangi soruların sorulması gerektiğini açık biçimde ortaya koyuyor. Giresun’da sokaklarda süpürge ve kürekle çalışan kadın belediye işçileri, yalnızca günlük temizlik hizmetinin parçası değil; çalışma yaşamında eşitlik, liyakat ve görev dağılımı tartışmasının da merkezinde duruyor. Bu kadınların eğitim düzeyleri, önceki iş tecrübeleri, mesleki yeterlilikleri ve belediye içinde başka birimlerde değerlendirilmelerinin mümkün olup olmadığı şu aşamada kamuya açık verilerle net biçimde bilinmiyor. Aynı şekilde, eğitim ve beceri profili benzer başka çalışanların daha hafif ya da kapalı alan görevlerde istihdam edilip edilmediği de bilinmiyor. Tam da bu nedenle mesele, peşin hükümle değil; belgeli araştırmayla ele alınmak zorunda. Türkiye’de hukuki çerçeve açık. Anayasa’nın 10. maddesi kadınlar ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğunu düzenliyor. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 5. maddesi, iş ilişkisinde dil, ırk, cinsiyet ve benzeri nedenlerle ayrım yapılamayacağını hükme bağlıyor. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ise işverene, çalışanların sağlık ve güvenliğini sağlama, riskleri önleme, eğitim verme ve uygun koruyucu tedbirleri alma yükümlülüğü yüklüyor. Başka bir ifadeyle, kadınların belediye temizlik işinde çalışması tek başına hukuka aykırı değil; hukuka aykırılık, eşit fırsatın bozulduğu, terfi yollarının kapandığı, sağlık ve güvenliğin ihmal edildiği noktada başlıyor. Uluslararası çalışma normları da aynı çizgiyi destekliyor. ILO’nun 111 sayılı Ayrımcılık (İş ve Meslek) Sözleşmesi, istihdam ve meslekte eşit fırsat ve eşit muamelenin güvence altına alınmasını esas alıyor. Aynı sözleşme, yalnızca işin doğasından kaynaklanan zorunlu niteliklerin ayrımcılık sayılmayacağını belirtiyor. Bu da şu anlama geliyor: Bir çalışanın saha işinde bulunması, işin gereklerinden doğuyorsa sorun başka; fakat aynı nitelikteki personel arasında cinsiyet, bağlantı, kayırma ya da kurumsal tercih nedeniyle dengesiz dağılım oluşuyorsa, orada eşitlik tartışması doğrudan başlıyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın atık yönetimi ve toplumsal cinsiyet üzerine yayımladığı çalışmalar, atık sektörünün sanıldığı gibi “nötr” olmadığını, kadınların sektör içinde çoğu zaman alt basamak, düşük gelirli ve daha görünmez işlerde yoğunlaştığını ortaya koyuyor. UNEP’in değerlendirmelerine göre toplumsal cinsiyet rolleri ve yerleşik kalıplar, kadınların karar verici ve daha yüksek ücretli pozisyonlara erişimini sınırlayabiliyor. Bu nedenle kadınların temizlik ve atık işlerinde bulunması, otomatik olarak eşitlik göstergesi kabul edilmiyor; asıl ölçü, kadınların sadece en zor ve en alt kademelerde mi yoğunlaştığı sorusunda düğümleniyor. Bilimsel literatür, bu iş kolunun aynı zamanda ciddi bir iş sağlığı ve güvenliği alanı olduğunu gösteriyor. 2023 tarihli küresel sistematik derleme, sanitasyon ve atık işçilerinin çok sayıda mesleki tehlikeye maruz kaldığını; kas-iskelet sistemi sorunları, solunum yolu etkilenmeleri, yaralanmalar ve çeşitli iş kazalarının bu alanda öne çıktığını ortaya koydu. Daha önce yayımlanan sistematik incelemeler de atık ve geri dönüşüm sektöründe çalışanların biyolojik, kimyasal, fiziksel ve ergonomik risklerle karşı karşıya olduğunu vurguladı. Bu nedenle tartışma yalnızca “kadın bu işi yapar mı” tartışması değil; “bu iş nasıl, hangi ekipmanla, hangi eğitimle ve hangi korumayla yaptırılıyor” sorusudur. Burada düğümlenen diğer bir konu: Bu kadınların eğitimleri ve geçmiş deneyimleri, belediye içinde daha farklı bir görevde değerlendirilmelerine uygun muydu? Bu sorunun bugün itibarıyla yanıtı bilinmiyor. Belediyede çağrı merkezi, evrak, veri giriş, çevre farkındalık çalışmaları, geri dönüşüm koordinasyonu, saha planlama, denetim destek, sosyal hizmet veya başka idari operasyonlarda görev alabilecek nitelikte olup olmadıkları açıklanmış değil. Aynı biçimde, benzer eğitim ya da kıdemdeki başka personelin daha hafif işlerde görev yapıp yapmadığı da kamuoyuna yansımış değil. “Torpili olmadığı için sokakta çöp topluyorlar” cümlesini, bugünkü bilgi düzeyiyle söylemek imkansız. Ancak şu şekilde sorabiliriz: Belediyede görev dağılımı, liyakat ve şeffaf ölçütlere göre mi yapılıyor; yoksa benzer nitelikteki personel arasında görünmeyen bir ayrışma mı var? Araştırmanın bundan sonraki ayağında bakılması gereken başlıklar da nettir: Bu çalışanların kadro unvanları, eğitim durumları, hizmet süreleri, görev tanımları, işe alım ilanları, kurum içi yer değiştirme uygulamaları, benzer nitelikteki erkek ve kadın çalışanların birim dağılımı ve varsa terfi geçmişleri. Bu belgeler görülmeden “adaletsizlik var” demek de, “her şey eşit yürütülüyor” demek de erken olur. Ancak ulusal mevzuat ve uluslararası literatür birlikte okunduğunda, belediyelerin yalnızca kadın istihdamı yaratmakla değil, o istihdamı adil, güvenli ve yükselmeye açık biçimde örgütlemekle yükümlü olduğu çok açık. Soru artık sadece sokaktaki süpürge değildir. Asıl soru, belediye içinde eşitliğin gerçekten bütün koridorlarda işleyip işlemediğidir. Kaynaklar: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası md. 10. 4857 sayılı İş Kanunu md. 5 ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu resmi mevzuat metinleri. ILO Convention No. 111 ve ILO eşitlik/ayrımcılık belgeleri. UNEP “Gender and Waste Management” ve ilişkili raporlar. Atık ve sanitasyon işçilerinde mesleki risklere ilişkin sistematik derlemeler.

SU PLANI ÇIKTI, GİRESUN’DA MADEN ALARMI BÜYÜDÜ Haber

SU PLANI ÇIKTI, GİRESUN’DA MADEN ALARMI BÜYÜDÜ

SU PLANI ÇIKTI, GİRESUN’DA MADEN ALARMI BÜYÜDÜ RESMÎ GAZETE’DE SU PLANI, GİRESUN’DA YAŞAM ALANI TARTIŞMASI 14 Mart 2026 tarihli ve 33196 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 11063 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile “Ulusal Su Planı (2026-2035)” yürürlüğe girdi. Kâğıt üzerinde su yönetimini düzenleyen karar, Giresun’da ise çok daha sert bir karşılık buldu. Çünkü kentte su başlığı artık tek başına su başlığı değil; maden ruhsatları, orman kaybı, tarımsal üretim, kırsal yaşam ve anayasal çevre hakkı aynı dosyada birleşmiş durumda. Kararın metni doğrudan Giresun’a özgü yeni bir maden ruhsatı ilan etmiyor. Yayımlanan düzenleme, ulusal ölçekte su kaynaklarının korunması, verimli kullanılması, su kalitesinin iyileştirilmesi, kuraklık yönetimi, atık su altyapısının güçlendirilmesi ve tahsis planlaması gibi başlıkları içeren bir çerçeve metin niteliği taşıyor. Buna rağmen Giresun’da kararın yankısı teknik metnin sınırlarını aştı. Bunun nedeni, ilin uzun süredir maden ruhsat baskısı, su havzaları üzerindeki risk, orman alanlarının parçalanması ve üretim alanlarının daralması tartışmalarıyla yaşamaya devam etmesi. Kentte büyüyen tepkinin zemini yeni değil. Giresun Son Haber’in 11 Şubat 2026 tarihli “Aksu Vadisi için alarm” başlıklı haberinde, Dereli Doğa ve Yaşam Derneği Sözcüsü İbrahim Türk, Aksu Vadisi’ndeki madencilik faaliyetlerinin su kaynaklarını etkilediğini, tarım ve hayvancılık açısından tehlike oluşturduğunu belirterek denetim ve su analizi çağrısı yapmıştı. Şubat ayında yerel basına yansıyan bu uyarı, 14 Mart’taki Resmî Gazete kararının ardından bu kez daha geniş bir tartışmanın içine taşındı. Giresun’daki asıl gerilim, su planı metninin sahadaki ruhsat gerçeğiyle çakıştığı noktada ortaya çıkıyor. Son iki yılda yerel ve ulusal basına yansıyan MAPEG dayanaklı haberlerde, Giresun yüzölçümünün yaklaşık yüzde 85’inin maden ruhsat alanları kapsamında bulunduğu, bu alanların arama, işletme ve ihale safhasındaki ruhsatlarla il geneline yayıldığı aktarıldı. Aynı haberlerde 16 ilçenin önemli bölümünde IV. Grup maden ruhsatlarının yoğunlaştığı, bazı ilçelerde ruhsatlılık oranının yüzde 90’ın üzerine çıktığı vurgulandı. Bu tablo, Giresun’da su yönetimi kararının neden yalnızca bürokratik bir düzenleme olarak okunmadığını açık biçimde gösteriyor. Sorun tam da burada düğümleniyor: Bir ilde su havzaları ile maden sahaları aynı coğrafyada üst üste biniyorsa, “su yönetimi” başlığı soyut bir plan olmaktan çıkıyor. Giresun’da su, yalnızca musluktan akan su anlamına gelmiyor; fındık bahçesinin verimi, hayvancılığın devamı, arıcılığın geleceği, meranın sürekliliği, dere yatağının sağlığı ve kırsal yaşamın ayakta kalması anlamına geliyor. Bu nedenle kentte çevre itirazı ile üretim kaygısı birbirinden ayrılmıyor; suya dönük her risk, aynı anda ekonomi, sosyal yapı ve göç baskısı tartışmasına dönüşüyor. Giresun’daki itirazın bir başka sert başlığı orman ve üst havza müdahaleleri. Çünkü maden faaliyeti yalnızca kazı yapılan noktadan ibaret görülmüyor; sahaya ulaşım için açılan yollar, geçici şantiye alanları, lojistik hatlar ve yardımcı tesisler de aynı zincirin parçası olarak değerlendiriliyor. Eğimin yüksek olduğu, yağış rejiminin güçlü olduğu ve yüzey suyu sistemlerinin hassaslaştığı Giresun coğrafyasında bu müdahalelerin su bulanıklığı, sediment taşınımı, toprak kaybı ve havza bütünlüğünde bozulma yaratabileceği yönündeki kaygı büyüyor. Yerel basına yansıyan Aksu Vadisi haberlerinde de suyun balçığa döndüğü, üreticinin su ve toprak kalitesi konusunda alarm verdiği görülüyor. Bu dosyanın hukuki dayanağı da net. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 56. maddesi, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunu açıkça düzenliyor; çevreyi geliştirmeyi, çevre sağlığını korumayı ve çevre kirlenmesini önlemeyi devletin ve vatandaşların ödevi olarak tanımlıyor. Giresun’da yükselen tepki bu nedenle yalnızca siyasal bir karşı çıkış değil; suyu, toprağı, ormanı ve yaşam alanlarını etkilediği düşünülen uygulamalara karşı anayasal hak zemininde yükselen bir itiraz olarak şekilleniyor. Bilimsel ve teknik açıdan bakıldığında da itirazın omurgası boş değil. Su havzaları üzerindeki yoğun baskı, özellikle madencilik, yol açma ve yüzey bozunumu içeren faaliyetlerde bulanıklık artışı, askıda katı madde yükü, yüzey akış rejiminde değişim ve kaynak beslenmesinde bozulma riski yaratabiliyor. Giresun gibi kırsal üretimin su kalitesine doğrudan bağlı olduğu bir coğrafyada bu risk yalnızca ekolojik bir mesele olarak kalmıyor; verim düşüşü, kalite kaybı, kırsal gelir daralması ve uzun vadede yerleşim alanlarının zayıflaması anlamına da geliyor. Bu yüzden kentteki itiraz, sadece “doğa savunusu” değil; aynı zamanda üretim, geçim ve yerinde yaşam savunusu olarak okunuyor. Dosyanın sertleştiği yer de tam olarak burası. Giresun’da “neden itiraz edilmeli” sorusunun yanıtı çevresel duyarlılık cümleleriyle sınırlı değil. İtiraz edilmeyen her baskının önce suyu zayıflatacağı, ardından üretimi gerileteceği, sonra kırsal yaşamı çözeceği düşüncesi öne çıkıyor. Suyun kalitesi bozulursa fındık etkilenir; mera baskılanırsa hayvancılık daralır; orman parçalanırsa toprak tutunma gücü azalır; dere sistemi bozulursa yalnızca doğa değil, köyün geleceği de yara alır. Giresun’daki bugünkü alarm, bu zincirleme etki korkusundan besleniyor. Bir başka önemli nokta da şu: 11063 sayılı kararın kendisi, doğrudan “Giresun’un yüzde 85’i maden sahası ilan edildi” diyen bir metin değil. Ancak Giresun’da zaten yıllardır biriken ruhsat, su, orman ve üretim baskısı nedeniyle bu karar, teknik metnin ötesinde yeni bir eşik olarak algılandı. Kentte tartışılan şey yalnızca kararın satırları değil; o satırların, mevcut ruhsat haritası ve saha uygulamalarıyla birleştiğinde neye dönüşeceği sorusu. Bu yüzden karar Resmî Gazete’de yayımlandığı gün, Giresun’da mesele bir su planı değil, bir yaşam alanı dosyası olarak okundu. DERNEĞİN İTİRAZI Dereli Doğa ve Yaşam Derneği Sözcüsü İbrahim Türk adına yapılan açıklamada itiraz başlıkları şöyle sıralandı: İstisnasız tüm ilçelerde maden faaliyeti: “Giresun’un %85’i maden sahası ilan edilmiştir. Bu yıkım sadece birkaç köyle sınırlı değildir; bugün Giresun’un tüm ilçelerinde ya bir maden işletmesi ya da bir arama ruhsatı bulunmaktadır. Bu, ilimizin her karış toprağının maden şirketlerinin insafına bırakılması demektir!” Su kaynaklarında kuşatma: “Dereli hattındaki Eğrianbar, Meşeliyatak, Yeşiltepe, Yıldız, Sütlüce ve Bahçeli bölgelerinde olduğu gibi, diğer ilçelerimizde de su kaynaklarının tamamı maden sahalarının içinde kalmıştır.” Üretim ve kırsal ekonomi vurgusu: “Devletimize asıl büyük ve sürekli katkıyı sağlayan geçici maden projeleri değil; fındık tarımı, hayvancılık ve arıcılıktır. Köylünün alın teri, maden şirketinin kârından çok daha büyüktür. Suyumuzu feda etmek, milli ekonomiyi yok etmektir!” Su kullanım önceliği itirazı: “Yeni kararname ile su ‘stratejik kaynak’ sayılarak kullanım önceliği Giresunlu üreticiden alınıp maden projelerine devredilmektedir.” Orman ve doğa kıyımı iddiası: “Tüm ilçelerimizde maden yolları açmak uğruna, halkımızın özenle yetiştirdiği ormanlar fiilen kesilmektedir.” Açıklamanın Aksu Vadisi bölümünde şu ifadelere yer verildi: “Halkımız ekranlardaki savaşı izlerken, yayla yolu güzergahlarımızda orman kesimleri ve maden sondajları fiilen başlatılmıştır. Bu çalışmalar başta Aksu Çayı olmak üzere tüm su havzalarımızı %100 oranında zehirleme potansiyeli taşımaktadır. Televizyonlarda 'modern yönetim' altyazılarıyla sunulan bu plan; Giresun halkı için susuzluk ve yok edilen doğa demektir!” Kültürel miras ve çevre hakkına ilişkin bölümde ise şu vurgu yapıldı: “Tüm ilçelerimizdeki tarihi yapılarımız ve ormanlarımız maden baskısı altında yok edilmektedir. Anayasa’nın 56. maddesi uyarınca 'sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkımızı' savunuyoruz. Giresun’un %85’ini maden sahasına hapseden, suyumuzu ve bin yıllık mirasımızı savaş gündeminin arkasına sığınılarak feda eden bu anlayışa karşı tüm ilçelerimizle birlikte hukuki takibimizi sürdürceğiz!”

Adalet ve İçişleri bakanları değişti! Haber

Adalet ve İçişleri bakanları değişti!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan kararla Adalet ve İçişleri Bakanlıklarında görev değişimi yapıldı. ANKARA (İGFA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan atama kararlarına göre, görevden affını isteyen ve talebi kabul edilen Yılmaz Tunç’tan boşalan Adalet Bakanlığına İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek atandı. İçişleri Bakanlığına ise Ali Yerlikaya’dan boşalan koltuğa Erzurum Valisi Mustafa Çiftçi getirildi. Söz konusu atamaların, Anayasa’nın 104’üncü ve 106’ncı maddeleri uyarınca gerçekleştirildiği belirtildi. MUSTAFA ÇİFTÇİ KİMDİR? 1970 yılında Konya'nın Çumra İlçesinde doğdu. 1990 yılında Konya İHL’den mezun oldu. 1995 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünü bitirdi. 1996 yılında İçişleri Bakanlığının açmış olduğu Kaymakam Adaylığı sınavını kazanarak 85. Dönem Konya Kaymakam Adayı olarak meslek hayatına başladı. 1998 yılında 8 ay süreyle İngiltere'ye gitti. 1999 yılında Milli Güvenlik Akademisinden mezun oldu. Aksaray-Gülağaç, Erzurum-Tekman, Nevşehir-Derinkuyu, Bitlis-Adilcevaz ve Kırşehir-Kaman İlçelerinde Kaymakamlık, İçişleri Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü’nde Daire Başkanlığı yaptı. TBMM’de Özel Kalem Müdürlüğü ve Başkan Başmüşavirliği, 2018-2023 yılları arasında ise Çorum Valiliği görevlerinde bulundu. 2007 Yılında Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümünde Yüksek Lisans çalışmasını tamamladı, 2011 yılında da Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini bitirdi. 2012 yılında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi SBE Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalında başka bir yüksek lisans çalışmasını tamamlayan Mustafa ÇİFTÇİ, A.Ü. Adalet Bölümünü, İktisat Fakültesini ve Uluslararası İlişkiler Bölümünü bitirdi. Halen Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğrenim hayatını devam ettiriyor. "İnsan öğrenmeyi bıraktığı gün yaşlanır; öğrenmeyi terk eden kişi yirmisinde de olsa, sekseninde de olsa yaşlıdır” felsefesini benimseyen Vali Çiftçi, İngilizce ve Arapça bilmektedir. 3 yıldır Erzurum Valiliği görevinde bulunan Vali Çiftçi, evli ve üç çocuk babasıdır. AKIN GÜRLEK KİMDİR? 1982 yılında Nevşehir'de doğan Akın Gürlek, 2005 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Hâkim olarak çeşitli il ve ilçelerde görev yapan Gürlek, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı görevini yürütmekteyken 1 Haziran 2022 tarihinde Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcısı olarak atanmış, görevi 4 Ekim 2024 tarihine kadar sürdürmüştü. Evli ve 1 çocuk babası olan Gürlek, son olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yapmaktaydı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.