FINDIKTA FİYAT YARIŞI

2026 fındık rekoltesi 704 bin 941 ton olarak belirlenirken; Yeni Parti, İYİ Parti ve Giresun Ziraat Odası 300-350 TL arası fiyat önerilerinde bulundu. Uzmanlar, fiyatın siyasi yarış yerine maliyet, dünya arzı ve TMO alım hedefleriyle belirlenmesi gerektiğini vurguluyor.

Haber Giriş Tarihi: 03.08.2026 23:42
Haber Güncellenme Tarihi: 04.08.2026 15:53
https://www.giresunsonhaber.com

FINDIKTA FİYAT YARIŞI

FINDIKTA RAKAM YARIŞI DEĞİL, AÇIK MALİYET VE DÜNYA ARZI HESABI GEREKİYOR

Yeni Parti Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş’in 350 lira, İYİ Parti’nin Giresun kalite için 320, Levant kalite için 310 lira ve Giresun Ziraat Odasının en az 300 lira olarak açıkladığı fiyat önerileri arasındaki fark, fındık tartışmasının ortak ve denetlenebilir bir maliyet hesabına dayanması gerektiğini gösterdi.

Türkiye’nin 704 bin 941 tonluk 2026 rekoltesi esas alınarak üreticiyi koruyacak gerçekçi fiyat; maliyet, enflasyon, refah payı, bölgesel üretim farkı, dünya üretimi, ihracat, Güney Yarım Küre’den gelen ürün ve TMO’nun alım hedefi birlikte değerlendirilerek açıklanmalı.

Toprak Mahsulleri Ofisinin 2026 yılı fındık alım fiyatı beklenirken siyasi partiler ve üretici kuruluşlarından farklı rakamlar geliyor. Açıklanan fiyatların 300 liradan başlayarak 350 liraya kadar çıkması, tartışmayı üreticinin gerçek maliyetinden uzaklaştırıp siyasi bir rakam yarışına dönüştürme riski taşıyor.

Yeni Parti Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, TMO’nun taban alım fiyatını en az 350 lira olarak açıklamasını, fiyatın enflasyona göre güncellenmesini ve Giresun kalite fındığa en az yüzde 10 kalite farkı verilmesini istedi.

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Enver Yılmaz ise Samsun Milletvekili Erhan Usta ve partisinin yöneticileriyle düzenlediği basın toplantısında, fındığın kilogram maliyetinin 240–260 lira arasında olduğunu belirterek peşin ödeme şartıyla Giresun kalite fındığa 320, Levant kaliteye 310 lira önerdi.

Giresun Ziraat Odası Başkanı Nurittin Karan da dışarıdan işçilik kullanılması durumunda bir kilogram fındığın maliyetini 230 lira olarak açıkladı. Karan, bu maliyete yüzde 30 refah payı eklenmesi gerektiğini belirterek TMO fiyatının 300 liranın altında olmamasını istedi.

300, 320 VE 350 LİRA: FARK HANGİ HESAPTAN ÇIKIYOR?

Üç ayrı açıklamadaki fiyat farkının anlaşılabilmesi için yalnızca sonuç rakamlarının değil, bu rakamlara ulaşılırken kullanılan hesapların da yayımlanması gerekiyor.

Giresun Ziraat Odasının açıkladığı 230 liralık maliyete yüzde 30 refah payı eklendiğinde kilogram başına 299 liralık fiyat ortaya çıkıyor. Bu hesap, odanın en az 300 liralık önerisiyle örtüşüyor.

İYİ Parti’nin açıkladığı 240–260 liralık maliyet bandında ise 310–320 liralık fiyat, esas alınan maliyete göre yaklaşık yüzde 19 ile yüzde 33 arasında değişen bir pay taşıyor. Ancak Giresun ve Levant kalite için maliyetlerin ayrı ayrı gösterilmesi, kalite farkının hangi ölçüyle hesaplandığının açıklanması gerekiyor.

Gezmiş’in önerdiği 350 liranın da üretim maliyeti, enflasyon, refah payı ve Giresun kalite farkı bakımından ayrıntılı bir hesap tablosuyla desteklenmesi, önerinin ekonomik karşılığını güçlendirecektir.

Fiyat açıklayan her siyasi parti, milletvekili ve meslek kuruluşu; hangi ilde, hangi rakımda, kaç kilogram dekar verimi ve hangi işçilik modeli üzerinden hesap yaptığını ortaya koymalı. Aksi hâlde birbirinden farklı rakamlar, üreticinin beklentisini yükselten ancak uygulanabilirlik zemini gösterilmeyen siyasi açıklamalar olarak kalır.

MALİYET SADECE İŞÇİLİK VE GÜBREDEN OLUŞMUYOR

Gerçekçi bir kilogram maliyetinde gübre, ilaç, akaryakıt, bahçe bakımı, ot biçme, budama, toplama, taşıma, patoz, çuval, kurutma, depolama ve finansman giderleri ayrı ayrı gösterilmeli.

Aile işçiliğinin ücretsiz kabul edilmesi maliyeti yapay biçimde düşürür. Üreticinin ve ailesinin bahçede çalıştığı süre, dışarıdan işçi tutulmasa bile emek maliyeti olarak hesaplanmalı. Arazi sahibinin bahçesi için harcadığı zaman ve iş gücü yok sayılamaz.

Doğu Karadeniz’in dik ve parçalı arazileri, düşük dekar verimi ve yüksek toplama maliyeti de Samsun, Sakarya ve Düzce’deki üretim şartlarıyla aynı değerlendirilmemeli. Giresun kalite fındık için önerilen fiyat farkı, yalnızca ürün niteliği üzerinden değil, bölgenin yüksek üretim maliyeti üzerinden de hesaplanmalı.

Maliyet hesabına enflasyon ve makul refah payı eklendikten sonra üreticinin köyünde kalmasını, bahçesine bakmasını ve gelecek yıl yeniden üretmesini sağlayacak gelir düzeyi belirlenmeli. Fındık fiyatı yalnızca bir yıllık ürün bedeli olarak değil, Karadeniz’in kırsal nüfusunu ve sosyoekonomik yapısını koruyan bir politika aracı olarak ele alınmalı.

SİYASİLER ÖNCE VERİYE, SONRA FİYATA BAKMALI

Fındık fiyatı açıklayan siyasiler önce gerçekçi bir hesap ortaya koymalı. Türkiye’nin 704 bin 941 tonluk rekoltesi, dünya üretimi, Güney Yarım Küre’den gelen ürün, iç tüketim, ihracat beklentisi ve TMO’nun piyasadan çekmeyi planladığı miktar birlikte değerlendirilerek gerçek arz tablosu çıkarılmalı.

Bunun ardından üretim maliyeti kalem kalem hesaplanmalı. Valilik tarafından belirlenen günlük fındık toplama ücreti tek başına işçilik maliyeti olarak kabul edilemez. Budama, gübreleme, ilaçlama, ot biçme, bahçe temizliği, toplama, taşıma, patoz, kurutma ve depolama süreçlerinde kullanılan toplam iş gücü ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Üreticinin, eşinin ve çocuklarının bahçede karşılıksız çalıştığı varsayımıyla maliyet düşürülemez. Ev halkının emeği de dışarıdan alınan işçilik gibi parasal karşılığı bulunan bir üretim gideridir. Üretici ailesinin emeğini yok sayan hesap, gerçek maliyeti değil, yalnızca üreticinin cebinden çıkan nakit harcamayı gösterir.

Siyasi partiler ve milletvekilleri; rekolteyi, dünya arzını, ihracatı, bölgesel verim farkını, gerçek işçilik giderini, diğer üretim maliyetlerini, enflasyonu, refah payını ve TMO’nun alım hedefini aynı tabloda göstermeden fiyat yarışına girmemeli.

Açıklanan fiyatın hangi maliyet hesabına dayandığı, üreticiye ne kadar gelir bıraktığı, TMO’nun bu fiyattan kaç ton ürün alacağı ve fiyatın ihracatçı ile sanayici açısından nasıl karşılanacağı açıkça ortaya konulmalı.

TÜRKİYE’NİN 2026 REKOLTESİ 704 BİN 941 TON

Tarım ve Orman Bakanlığı koordinasyonunda, il tarım müdürlükleri bünyesinde oluşturulan rekolte tespit komisyonlarının çalışması sonucunda Türkiye’nin 2026 yılı tahmini kabuklu fındık rekoltesi 704 bin 941 ton olarak belirlendi.

Fiyat ve arz hesaplarında bu rakam esas alınmalı. Rekoltenin yüzde 50 randıman üzerinden yaklaşık iç fındık karşılığı 352 bin 471 ton olarak hesaplanıyor.

Türkiye 2025 takvim yılında 238 bin 704 ton iç fındık ihraç etti. Bunun yaklaşık kabuklu karşılığı 477 bin 408 ton. Buna göre 2026 rekoltesinin iç fındık karşılığı, 2025 takvim yılı ihracatının yaklaşık 113 bin 767 ton üzerinde bulunuyor.

Gösterge Kabuklu fındık İç fındık karşılığı
Türkiye 2026 rekoltesi 704.941 ton 352.471 ton
Türkiye’nin 2025 ihracatı 477.408 ton 238.704 ton
Aradaki fark 227.533 ton 113.767 ton

Ancak bu farkın tamamı arz fazlası olarak değerlendirilemez. İç tüketim, çerezlik, randıman farklılıkları, işleme kayıpları, kalite sorunları ve sezon içinde oluşabilecek stok ihtiyacı da toplam rekolteden karşılanacak.

İHRACATTAKİ GERİLEME HEM RİSK HEM TOPARLANMA ALANI

2025-2026 ihracat sezonunun ilk 10 ayında Türkiye 169 bin 480 ton iç fındık ihraç etti. Önceki sezonun aynı döneminde bu miktar 276 bin 374 tondu.

İhracat miktarı bir önceki sezonun aynı dönemine göre yaklaşık 106 bin 894 ton azaldı. Bu gerileme yeni sezon için önemli bir risk oluştururken aynı zamanda ihracatın yeniden yükselmesi hâlinde kullanılabilecek bir pazar alanı bulunduğunu da gösteriyor.

İhracat önceki sezon seviyesine dönerse 704 bin 941 tonluk rekoltenin önemli bölümü pazarlanabilir. Dış satışlar düşük kalırsa iç piyasada arz baskısı oluşabilir ve TMO’nun alım kapasitesi fiyat açısından daha belirleyici hâle gelir.

Türkiye’nin ihracatı yalnızca tonaj üzerinden değil, ihraç edilen ürünün ortalama fiyatı, işlenmiş ürün payı, döviz geliri ve kilogram başına katma değeri üzerinden de değerlendirilmelidir.

DÜNYA FINDIK ÜRETİMİNDE ARTIŞ BEKLENİYOR

Türkiye’de fındık fiyatı yalnızca ülke içindeki rekolte üzerinden belirlenemez. ABD, Şili, İtalya, Çin, Azerbaycan, Gürcistan, İspanya ve diğer üretici ülkelerin rekoltesindeki değişiklikler, küresel alıcıların satın alma seçeneklerini doğrudan etkiliyor.

Türkiye için 704 bin 941 tonluk Bakanlık koordinasyonlu rekolte esas alınarak uluslararası ülke tahminleriyle birlikte yapılan hesaplama, dünya kabuklu fındık üretiminin yaklaşık 1 milyon 327 bin ton düzeyine ulaşabileceğini gösteriyor.

Bu rakam, farklı ülkeler için açıklanan tahminlerin Türkiye’nin 704 bin 941 tonluk rekoltesiyle birleştirilmesi sonucunda elde edilen analitik bir göstergedir; resmî bir dünya rekolte açıklaması değildir.

Önceki sezon için açıklanan yaklaşık 1 milyon 80 bin tonluk dünya üretimiyle karşılaştırıldığında küresel üretimde yaklaşık 247 bin tonluk, başka bir ifadeyle yüzde 22,8 oranında artış ortaya çıkıyor.

Dünya üretimindeki bu artış, alıcıların ürün bulmasını kolaylaştırabilir ve uluslararası fiyatlar üzerindeki yukarı yönlü baskıyı azaltabilir. Ancak dünya piyasasına sunulacak gerçek miktar; randıman, kalite, zararlı etkisi, ihracata uygun ürün oranı ve ülkelerin stok politikalarına göre değişecek.

TÜRKİYE DIŞINDAKİ ÜRETİCİLERİN DURUMU

2026-2027 sezonuna ilişkin uluslararası tahminlerde Türkiye dışındaki başlıca üretici ülkeler için şu rakamlar yer alıyor:

Ülke Üretim tahmini Önceki sezona göre değişim
ABD 123.500 ton %12,3 artış
Şili 120.000 ton %0,6 azalış
Çin 100.000 ton %13,6 artış
İtalya 90.000 ton %38,5 artış
Azerbaycan 65.000 ton %8,3 artış
Gürcistan 45.000 ton Değişim beklenmiyor
İran 22.600 ton %5,8 azalış
İspanya 10.530 ton %40,4 artış
Fransa 9.500 ton %5,6 artış

Türkiye dışındaki bu dokuz üretici ülkenin toplam tahmini üretimi yaklaşık 586 bin 630 tona ulaşıyor. Küresel alıcıların tamamı aynı kalite ve özellikte ürün sunmasa da bu ülkeler Türkiye’ye alternatif kaynak oluşturuyor.

ABD, Çin, İtalya, Azerbaycan, İspanya ve Fransa’da üretim artışı beklenmesi, Türkiye’nin dünya pazarındaki fiyat ve satış politikasını daha dikkatli oluşturmasını gerektiriyor.

Türkiye üretimde açık ara liderliğini koruyor. Ancak bu üstünlüğün devamı yalnızca yüksek tonaja değil; kaliteye, izlenebilirliğe, zamanında teslimata, istikrarlı fiyat politikasına ve üreticinin bahçede kalmasına bağlı.

GÜNEY YARIM KÜRE 2026 ÜRÜNÜNÜ PAZARA SUNDU

Türkiye, ABD, İtalya, Gürcistan ve Azerbaycan’da 2026 ürünü henüz hasat aşamasına gelirken Güney Yarım Küre’de üretim takvimi farklı işliyor.

Güney Yarım Küre’nin en önemli fındık üreticisi Şili, 2026 mahsulünü yılın ilk aylarında topladı ve Türkiye yeni sezona başlamadan uluslararası pazara sundu.

Şili’nin 2026 yılı üretimi yaklaşık 120 bin ton olarak tahmin ediliyor. Bu miktar önceki sezona göre artış değil, yaklaşık yüzde 0,6 oranında sınırlı bir gerilemeye işaret ediyor.

Bununla birlikte Şili’nin üretim kapasitesi uzun vadede hızlı biçimde büyüyor. Şili Tarım Bakanlığına bağlı ODEPA verilerine göre ülkedeki fındık bahçelerinin alanı 2020’de 24 bin 430 hektarken 2025’te 49 bin 264 hektara ulaştı.

Beş yılda fındık alanı yaklaşık iki katına çıktı. Yıllık ortalama büyüme oranı yüzde 15,1 olarak hesaplandı. Yeni bahçelerin verime yatmasıyla Şili’nin gelecek yıllarda üretimini artırma potansiyeli bulunuyor.

Şili’nin 2026 üretimi geçen sezona göre belirgin biçimde artmamış olsa da 120 bin tonluk ürününü Türkiye’den önce pazara sunması önemli. Dünya sanayicisi ve büyük alıcılar, Türkiye’nin yeni mahsulü piyasaya çıkmadan Şili’den ürün temin edebiliyor.

Bu nedenle Türkiye’de taban fiyat belirlenirken yalnızca ağustos ayında bahçeden çıkacak yerli fındık değil, Şili’nin yılın ilk yarısında dünya pazarına sunduğu ürünün miktarı, satış fiyatı ve alıcıların elindeki stok da analiz edilmeli.

ALICILARIN ALTERNATİFİ ARTIYOR

ABD’nin 123 bin 500, Şili’nin 120 bin, Çin’in 100 bin ve İtalya’nın 90 bin tonluk üretim tahminleri birlikte değerlendirildiğinde yalnızca bu dört ülkenin toplam üretimi 433 bin 500 tona ulaşıyor.

Azerbaycan, Gürcistan, İspanya ve Fransa da hesaba katıldığında Türkiye dışındaki arz genişliyor. Türkiye hâlâ dünya fındık üretiminin en büyük bölümünü karşılıyor ancak uluslararası alıcıların alternatif tedarik kaynakları artıyor.

Bu durum üretici fiyatını düşürmek için gerekçe yapılmamalı. Türkiye’nin rekabet gücü üreticiyi maliyetinin altında ürün satmaya zorlayarak korunamaz.

Kalite, verimlilik, kahverengi kokarca ve diğer zararlılarla mücadele, işlenmiş ürün ihracatı, marka değeri ve pazar çeşitliliği artırılmalı. Üreticinin maliyeti ile dünya piyasasının ödeme kapasitesi arasındaki fark, üreticinin gelirinden kesilerek kapatılmamalı.

TMO’NUN KAÇ TON FINDIK ALACAĞI ÖNCEDEN AÇIKLANMALI

Yeni sezonda fiyatın yönünü yalnızca açıklanacak taban fiyat değil, TMO’nun piyasadan ne kadar fındık almayı planladığı da belirleyecek. TMO’nun alım hedefi bilinmeden açıklanan fiyatın piyasayı ne ölçüde destekleyeceği hesaplanamaz.

TMO’nun 100 bin ton alım yapmasıyla 200 bin ton alım yapması, serbest piyasadaki kısa vadeli arz bakımından aynı sonucu doğurmaz.

Türkiye’nin 704 bin 941 tonluk rekoltesi esas alındığında, TMO’nun 100 bin ton ürün alması hâlinde yaklaşık 604 bin 941 ton; 200 bin ton alması hâlinde ise yaklaşık 504 bin 941 tonluk ürün özel piyasa, iç tüketim ve ihracat kanallarında kalır.

Türkiye rekoltesi TMO alım hedefi Diğer kanallarda kalabilecek miktar
704.941 ton 100.000 ton 604.941 ton
704.941 ton 200.000 ton 504.941 ton

Alım hedefindeki 100 bin tonluk fark, toplam rekoltenin yaklaşık yüzde 14,2’sine karşılık geliyor. Bu büyüklük, hasat döneminde piyasaya gelecek ürün miktarını ve üreticinin pazarlık gücünü doğrudan etkileyebilir.

Bu hesap, TMO’nun aldığı ürünü aynı sezon içinde yeniden satışa çıkarmadığı varsayımına dayanıyor. Kurum ürünü piyasadan aldıktan kısa süre sonra yeniden satarsa alımın arz üzerindeki düzenleyici etkisi zayıflar.

Bu nedenle yalnızca alım hedefi değil, alınan fındığın ne kadar süre stokta tutulacağı ve hangi koşullarda satışa çıkarılacağı da önceden açıklanmalı.

TMO’nun yüksek bir fiyat açıklayıp sınırlı miktarda ürün alması üreticiyi yeterince korumayabilir. Alım kotası düşük tutulur, randevu sistemi yavaş işler veya ürün bedelleri gecikirse üretici yeniden tüccara yönelmek zorunda kalabilir. Bu durumda açıklanan fiyat, piyasanın tamamını yönlendiren taban fiyat olmaktan çıkar.

TMO FİYATLA BİRLİKTE ALIM PROGRAMINI DA YAYIMLAMALI

TMO yalnızca kilogram başına alım fiyatını duyurmamalı. Kurum, her sezon öncesinde uygulanabilir ve denetlenebilir bir alım programı yayımlamalı.

Bu programda şu bilgiler yer almalı:

TMO’nun 100 bin ton mu, 200 bin ton mu yoksa daha yüksek miktarda mı fındık alacağını üretici hasattan önce bilmeli. Çünkü alım hedefindeki her 100 bin tonluk fark, piyasaya kısa dönemde girecek ürün miktarını ve üreticinin pazarlık gücünü doğrudan etkiler.

ÜRETİCİNİN SÜRDÜREBİLECEĞİ, ALICININ KARŞILAYABİLECEĞİ FİYAT

Fındık fiyatı yalnızca üreticinin maliyetine veya yalnızca alıcının ödeme isteğine göre belirlenemez. Sağlıklı bir fiyat için üretim maliyeti, aile emeği, enflasyon, refah payı, bölgesel kalite farkı, 704 bin 941 tonluk Türkiye rekoltesi, dünya üretimi, ihracat fiyatı, döviz kuru, sanayicinin işleme maliyeti ve TMO’nun alım kapasitesi aynı model içinde değerlendirilmelidir.

Üreticinin maliyetinin altında kalan fiyat bahçe bakımını azaltır, kırsaldan göçü hızlandırır ve gelecek yıllardaki üretimi tehlikeye atar. Dünya piyasasından tamamen kopan ve hesaplanabilir ticari karşılığı gösterilmeyen fiyat ise ihracatın gerilemesine, alıcının başka ülkelere yönelmesine ve ürünün iç piyasada birikmesine yol açabilir.

Bu nedenle açıklanacak fiyatın hesabı kamuoyuna açık olmalı.

Üreticinin üretimi sürdürebileceği, ailesinin emeğinin karşılığını alabileceği ve makul bir refah payına ulaşabileceği fiyatla; ihracatçı ve sanayicinin dünya pazarında alım yapıp rekabet edebileceği fiyat arasında sürdürülebilir bir denge kurulmalı.

Bu dengeyi sağlamak için üreticinin gelirinden vazgeçmesi istenmemeli. Devlet; alan bazlı destek, kalite primi, bölgesel üretim desteği, uygun finansman, ihracat teşviki, lisanslı depoculuk ve güçlü TMO alımıyla maliyet ile piyasa fiyatı arasındaki baskıyı azaltmalı.

Üretici yalnızca açıklanan fiyatı değil, TMO’nun o fiyattan kaç ton ürün alacağını da bilmek zorundadır. Alıcı da sezon boyunca uygulanacak alım, stok ve satış politikasını öngörebilmelidir.

Fındık politikası popüler rakam açıklamalarıyla değil, denetlenebilir veri ve sürdürülebilir üretim hesabıyla kurulabilir. Doğru fiyat; yalnızca o gün en yüksek söylenen rakam değil, üreticinin emeğini karşılayan, üretimin devamını sağlayan, alıcının dünya pazarında karşılık bulabildiği ve uygulanabilir bir alım programıyla desteklenen fiyattır.