
KİM VERDİ SİZE ÜRETİCİNİN ALIN TERİNİN KARŞILIĞINI BELİRLEME YETKİSİNİ?
ÜRETİCİNİN YAŞAM KALİTESİNİ BELİRLEME YETKİSİNİ KİM VERDİ?
TMO’NUN 255 TL’YE ALDIĞI FINDIĞIN BULUNDUĞU PİYASADA ÜRETİCİDEN 185 TL’YE FINDIK NASIL ALINIYOR?
TMO, 2026 ürünü Giresun kalite fındığın kilogramına 255 TL, Levant kaliteye 250 TL fiyat açıklamış ve alıma başlamış durumda.
Buna karşılık 17 Eylül 2026’da Karadeniz’in bazı üretim merkezlerinde piyasa fiyatları 185 TL seviyelerine kadar iniyor.
Elbette kalite, randıman ve bölgesel farklılıklar hesaba katılmalı.
Ancak kilogramda 60–70 liraya ulaşabilen bu uçurum karşısında artık yalnızca “serbest piyasa” denilip geçilebilir mi?
Üreticiden alım yapan tüccarlar gerçekten birbirleriyle rekabet ediyor mu, yoksa fiyat rekabetini ortadan kaldıran doğrudan ya da dolaylı bir koordinasyon mu var?
Rekabet Kurulu’nun geçmişte fındık alıcıları arasında bilgi değişimini soruşturmuş ve Düzce’de ihlal tespit etmiş olması nedeniyle bu soru bugün çok daha ciddi biçimde cevap bekliyor. (Tarım ve Orman Bakanlığı)
TMO’nun 6 Ağustos 2026’da açıkladığı resmî fiyat ortada:
Giresun kalite fındık 255 TL/kg.
Levant kalite 250 TL/kg.
Üstelik yüzde 50 randımanın üzerindeki ürün için ilave randıman bedeli de ödeniyor. TMO alımları 24 Ağustos’ta başladı. (Tarım ve Orman Bakanlığı)
Peki aynı ülkenin, aynı sezonun, aynı tarım ürününde üreticinin karşısına neden 175, 180, 185, 190 liralık fiyatlar çıkıyor?
17 Eylül 2026 tarihli piyasa verilerinde Samsun merkezde tombul fındığın 185 TL, Levant kalitenin 180 TL; Ordu’da bazı kalite gruplarının yaklaşık 185 TL seviyelerinde olduğu bildiriliyor. Giresun’da fiyat daha yüksek olmakla birlikte yine TMO’nun resmî fiyatının altında seyrediyor. (Haberlisin)
Burada kalite ve randıman farklarını yok sayarak “TMO’daki 255 liralık ürünün aynısı her yerde 185 liraya alınıyor” demek doğru olmaz.
Ama bu teknik ayrıntı büyük soruyu ortadan kaldırmıyor:
TMO’nun 250–255 TL’lik müdahale fiyatı varken Karadeniz’in geniş bir bölümünde piyasanın bunun onlarca lira altında oluşmasının ekonomik sebebi nedir?
KİM VERDİ SİZE BU YETKİYİ?
Fındığın fiyatı yalnızca bir ürünün fiyatı değildir.
O fiyat;
üreticinin çocuğunun eğitim masrafıdır,
evine götüreceği ekmektir,
gelecek yıl bahçesine yapacağı gübredir,
işçinin ücretidir,
kredi borcudur,
elektrik faturasıdır,
bir ailenin bir yıllık yaşam standardıdır.
Kilogram başına üreticinin cebinden eksilen 10 lira, 20 lira, 50 lira yalnızca ticari bir rakam değildir.
Ton başına on binlerce liradır.
Binlerce üretici düşünüldüğünde milyarlarca liraya ulaşabilecek bir gelir transferinden söz ediyoruz.
O nedenle üreticinin sorması gereken soru :
Benim ürünümün gerçek değerini kim belirliyor?
Devletin kurumu mu?
Gerçekten rekabet eden serbest piyasa mı?
Yoksa birkaç büyük alıcının etrafında şekillenen satın alma sistemi mi?
SERBEST PİYASA DEDİĞİNİZ ŞEY GERÇEKTEN SERBEST Mİ?
Serbest piyasa demek, üreticinin karşısına çıkan bütün alıcıların aynı veya birbirine çok yakın rakamları yazması değildir.
Serbest piyasa, alıcıların da birbirleriyle rekabet etmesi demektir.
Bir tüccar 185 TL veriyorsa, yanındaki tüccarın daha fazla mal toplayabilmek için 190 TL vermesi gerekir.
Başka biri 195 TL vermelidir.
Talep yükseldiğinde fiyat yukarı gitmelidir.
Üreticinin malı için alıcılar yarışmalıdır.
Ama bunun yerine;
bir ilçede 185,
yan ilçede 185,
başka bir alım noktasında yine aynı rakam,
ertesi sabah herkesin fiyatı aynı anda değişiyorsa...
O zaman kamu otoritesinin şu soruyu sorması gerekir:
Bu fiyatlar gerçekten birbirinden bağımsız ticari kararlarla mı belirleniyor?
ÇÜNKÜ FINDIKTA BU ŞÜPHE DAHA ÖNCE DE DEVLETİN ÖNÜNE GELDİ
Bu soru hayalî değildir.
Rekabet Kurulu, fındık sektöründe alıcıların fiyat davranışlarını geçmişte bizzat soruşturdu.
Düzce’de fındık alım-satımı yapan teşebbüsler hakkında yürütülen soruşturma, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi kapsamında gerçekleştirildi.
Kurulun 15 Ağustos 2024 tarihli kararında sekiz teşebbüsle ilgili süreç uzlaşmayla sonuçlandı. Dosyanın temel konusu, fındık alım ve satımı yapan teşebbüslerin rekabete aykırı biçimde hareket edip etmedikleriydi. (Rekabet Kurumu)
Daha sonra Giresun, Samsun ve Trabzon dahil başka üretim bölgelerinde de fındık alıcılarının fiyat ve iletişim ilişkileri Rekabet Kurumu’nun incelemelerine konu oldu. Samsun dosyasının resmî konusu dahi son derece açıktı:
“Fındık alımı ve satımı ile iştigal eden teşebbüslerin aralarında anlaşarak fındık alım fiyatlarını belirlemek suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal ettikleri iddiası.” (Rekabet Kurumu)
Demek ki devletin ilgili kurumu da şunu kabul ediyor:
Fındık alıcılarının üreticiden alış fiyatını birlikte belirlemesi ihtimali, rekabet hukukunun doğrudan konusudur.
ÖYLEYSE 2026 SEZONU NEDEN YENİDEN MERCEK ALTINA ALINMASIN?
Bugün yapılması gereken herhangi bir tüccarı peşinen suçlu ilan etmek değildir.
Tam tersine.
Gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır.
Rekabet Kurumu Karadeniz’de aynı anda yerinde inceleme yapmalıdır.
Giresun'a bakmalıdır.
Ordu'ya bakmalıdır.
Samsun'a bakmalıdır.
Trabzon'a bakmalıdır.
Düzce'ye, Sakarya'ya ve diğer üretim merkezlerine bakmalıdır.
Manavların günlük fiyatlarını karşılaştırmalıdır.
Telefon ve elektronik yazışmalar incelenmelidir.
Fiyat listelerinin hangi saatlerde kimlerden geldiğine bakılmalıdır.
Hangi manavın hangi büyük alıcıya fındık topladığı belirlenmelidir.
Üreticiden alış fiyatını manavın kendisinin mi belirlediği, yoksa üst alıcı tarafından mı fiyat verildiği ortaya çıkarılmalıdır.
MANAV KENDİ FİYATINI BELİRLEYEBİLİYOR MU?
Asıl cevaplanması gereken sorulardan biri budur.
Bir manav bugün üreticiye:
“Ben bu fındığa 10 lira fazla veriyorum.”
diyebiliyor mu?
Yoksa daha yüksek fiyat verdiği anda malı teslim ettiği büyük alıcıdan zarar mı ediyor?
Bir büyük firma onlarca manava sabah:
“Bugünün alım fiyatı budur.”
diyorsa bunun hukuki ve ekonomik yapısı nedir?
Manav gerçekten bağımsız tüccar mı?
Yoksa büyük alıcı adına çalışan fiilî bir satın alma noktası mı?
Bağımsız ise neden kendi fiyatını belirleyemiyor?
Bağımsız değilse üretici bunu biliyor mu?
FİYAT LİSTESİNİ KİM HAZIRLIYOR?
Karadeniz'de üreticinin karşısına çıkan fiyatların oluşum zinciri açıklanmalıdır.
Büyük ihracatçı fiyat mı gönderiyor?
Kırıcı mı belirliyor?
Manav mı belirliyor?
Ticaret borsası mı referans oluyor?
Birbirlerinin fiyatları WhatsApp gruplarından mı takip ediliyor?
Gelecek gün uygulanacak fiyatlar önceden konuşuluyor mu?
Bunların hiçbirini dışarıdan bakarak kesin olarak söyleyemeyiz.
Ama devlet araştırabilir.
Rekabet Kurumu araştırabilir.
Ve araştırmalıdır.
DEVLET YOK MU?
İşte meselenin en kritik noktası burasıdır.
Devlet yalnızca TMO üzerinden fiyat açıklayıp kenara çekilemez.
Çünkü TMO'nun kuruluş ve müdahale mantığının önemli nedenlerinden biri zaten üreticinin pazarlama ve finansman kaynaklı sorunlarını azaltmaktır. Bakanlığın 2026 fiyat açıklamasında da bu amaç açık biçimde ifade edilmiştir. (Tarım ve Orman Bakanlığı)
O halde şu sorunun cevabı gerekir:
Devlet 255 TL fiyat açıklıyorsa bu fiyat piyasada neden karşılık bulmuyor?
TMO yeterince ürün alabiliyor mu?
Üretici randevuya ulaşabiliyor mu?
Alım noktaları yeterli mi?
Ödeme süresi üreticiyi tüccara yöneltiyor mu?
Üretici borçları nedeniyle fındığını hemen satmak zorunda mı?
Tüccarın nakit gücü TMO'nun müdahale gücünün önüne mi geçiyor?
Ve en önemlisi:
Alıcılar arasında gerçek fiyat rekabeti var mı?
255 TL VARSA 185 TL NASIL VAR?
Bu sorunun cevabı yalnızca:
“Serbest piyasa.” olamaz.
Çünkü serbest piyasa bir sihirli kelime değildir.
Fiyat düşüyorsa bunun ekonomik gerekçesi ortaya konulmalıdır.
Arz mı fazla?
Rekolte mi beklentinin üzerinde?
İhracat talebi mi düştü?
Stok mu çok yüksek?
Avrupa sanayisi alımı mı azalttı?
Yoksa alıcı tarafındaki yoğunlaşma ve pazarlık gücü mü fiyatı aşağı çekiyor?
Bütün bunlar rakamlarla açıklanmalıdır.
Aksi takdirde “serbest piyasa” sözü, hiçbir şeyi açıklamayan bir bahaneye dönüşür.
ALİVRE SATIŞLAR AÇIKLANMALI
Sektörün bir başka tartışması da sezon öncesi yapılan alivre satışlardır.
Alivre satış kendi başına suç değildir.
İhracatçı gelecekte teslim edeceği ürünü önceden satabilir.
Ancak ihracatçı Avrupa’ya örneğin belirli bir dolar fiyatından büyük miktarda mal bağladıysa hasat başladığında kendi kârlılığı açısından mümkün olan en düşük maliyetle fındık toplamak isteyecektir.
Bu da ticari açıdan anlaşılabilir.
Ama burada kırmızı çizgi bellidir:
O düşük maliyet, rakip alıcılar arasında anlaşarak üretici fiyatını aşağı çekmek suretiyle sağlanamaz.
Bu nedenle 2026 ürünü için yapılan sezon öncesi ihracat ve alivre sözleşmeleri konusunda sektörün daha şeffaf olması gerekir.
Kaç ton satıldı?
Hangi tarihte satıldı?
Hangi fiyatlardan satıldı?
Hangi teslim vadeleri verildi?
Bugünkü iç piyasa fiyatı ile bu sözleşmeler arasında nasıl bir ekonomik ilişki var?
FİSKOBİRLİK'E DE AYNI SORU
Üreticinin kurduğu bir birlik olan FİSKOBİRLİK bakımından da mesele yalnızca “kaç liradan alıyor?” sorusu değildir.
TMO üreticinin ürününe 250–255 TL bandında fiyat biçerken üretici birliği neden bunun belirgin biçimde altında kalıyor?
Eğer FİSKOBİRLİK fındığı işleyebiliyor, mamul ürün üretebiliyor, katma değer yaratabiliyorsa bu katma değerin ne kadarı üreticiye dönüyor?
2026 ürünü için ön satış yapıldı mı?
Alivre satış yapıldı mı?
Yapıldıysa hangi miktarda ve hangi fiyatla?
Yapılmadıysa üretici alım fiyatı hangi maliyet hesabıyla oluşturuldu?
Üreticinin kurduğu birliğin bunları üreticiye açıklaması olağanüstü bir talep değildir.
Tam tersine kurumsal şeffaflığın gereğidir.
ÜRETİCİNİN SIRTINDAN FİYAT BELİRLEME DÖNEMİ BİTMELİ
Kimse tüccar zarar etsin demiyor.
Kimse ihracatçı kâr etmesin demiyor.
Kimse sanayici kazanmasın demiyor.
Ama aynı soru üretici için de sorulmalıdır:
Üretici neden kazanmasın?
Fındığı yetiştirirken riski üretici taşıyor.
Donu üretici yaşıyor.
Kuraklığı üretici yaşıyor.
Kokarcayla üretici mücadele ediyor.
Gübreyi, ilacı, işçiyi, patozu üretici ödüyor.
Bir yıl boyunca bahçenin yükünü üretici taşıyor.
Hasat günü geldiğinde ise fiyat üzerinde en az söz sahibi olan yine üretici oluyorsa burada sistemin yeniden sorgulanması gerekir.
DEVLETİN GÖREVİ FİYATI TÜCCAR ADINA BELİRLEMEK DEĞİL, REKABETİ KORUMAKTIR
Buradan “devlet bütün özel alım fiyatlarını belirlesin” sonucu çıkmaz.
Ama devletin çok açık bir görevi vardır:
Piyasanın gerçekten rekabetçi çalışmasını sağlamak.
4054 sayılı Kanun bunun için vardır.
Rekabet Kurumu bunun için vardır.
TMO üretici için piyasa alternatifi yaratmak amacıyla vardır.
Ticaret borsaları şeffaf piyasa için vardır.
Tarım Bakanlığı üretim politikasını yönetmek için vardır.
Öyleyse bu kurumlar birlikte şu soruya cevap vermelidir:
TMO'NUN 255 TL'YE ALIM YAPTIĞI BİR SEZONDA KARADENİZ'İN BAZI NOKTALARINDA FINDIK NEDEN 185 TL?
Kalite mi?
Randıman mı?
Arz fazlalığı mı?
Finansman baskısı mı?
Stok politikası mı?
İhracat sözleşmeleri mi?
Alıcı gücü mü?
Yoksa alıcılar arasında araştırılması gereken bir koordinasyon mu?
Hangisiyse ortaya çıkarın.
Çünkü bugün tartışılan yalnızca fındığın kilogram fiyatı değildir.
Üreticinin alın terinin karşılığını kimin belirlediği tartışılıyor.
Üreticinin bir yıllık emeğinin kaç para edeceğine kimin karar verdiği tartışılıyor.
Üreticinin yaşam kalitesini birkaç alıcının piyasa gücünün belirleyip belirlemediği tartışılıyor.
Ve artık Karadeniz üreticisinin sormaya hakkı vardır:
KİM VERDİ SİZE BU YETKİYİ?DEVLET YOK MU?YASA YOK MU?
Varsa, uygulanmasını istiyoruz.
Suçlu ilan edilmesini değil;
araştırılmasını istiyoruz.
Söylentiyi değil;
belgeyi istiyoruz.
“Serbest piyasa” cümlesini değil;
gerçek rekabeti istiyoruz.